GÜNCEL
2023-Dünyanın Faşizmleri
Sermayenin şu anda altından kalkamadığı dünya siyasi arenasındaki gerilim bir ileri bir geri ilerliyor; bölgesel savaşlarla başa sarıyor, yorulup dinleniyor ama ilerliyor.
Yayınlanma:
3 yıl önce|
Yazan:
BankaVitrini
1990’lı yıllardan başlayarak 2010’lu yıllar boyunca küresel mali sermaye emekçilerin yaşam koşullarını ağırlaştıran neoliberal ajandasını dünyada artık çelişki ve çatışmaların kalmadığı biçimindeki postmodern iddia eşliğinde yürürlüğe sokmuştu. Bu ajanda sol, ‘merkez’, merkez sağ partilerle yürütüldü ve artık sol ve sağ diye bir şeyin kalmadığı, herkesin aynı gemide olduğu ilan ediliyordu.
Fransa’da işçilerin kazanılmış haklara kapsamlı bir saldırı paketi olan Juppe Planı’na karşı haftalar süren eylemleri durumun pek de öyle olmayacağını, dünyanın emek ve sermaye gibi iki kutba ayrılmış halinin devam edeceğini gösteriyordu. Latin Amerika halkları özelleştirmelere, emeklilik yaşının yükselmesine, eğitimin paralı hale getirilmesine karşı mücadele etmekteydiler. Ortamı bir süre Chavez gibi ABD karşıtı ulusal burjuva liderler, Lula ve Dilma Roussef gibi eski gerillalar, solcu bilinen İçi Partisinin Blair’i yönetti fakat dünya çalkalanmaya devam etti ama yaygın bir hayal kırıklığı yaratarak; çünkü düzen aynı düzendi.
Yunanistan direnişi, Arap isyanları, Trump karşıtı eylemler, iki yıl sonra domino etkisiyle yayılan halk hareketleri ve pandemiden az önce patlayan yeni bir dalga halkların tepkisini kayıt altına aldı. Bunlara Fransa’da Sarı Yelekliler hareketiyle İngiltere’de çok sayıda sektör işçilerini harekete geçiren eylemleri de eklemek gerekir.
Çatışmasızlık vaadi metropol ülkelerde de periferide de bir yalan olmuştu. Halkların açıkça karşı karşıya geldiği özelleştirmeci yönetimlerin devrilmesiyle birlikte sisteme aparatı bu kez yeni radikal sağ, popülist veya faşist olarak adlandırılan liderlerin iktidara taşındığı bir süreçle format atıldı.
Bu tür liderler gökten zembille inmedi elbette, yükselen bir grafik çizen kitle tabanı da oluşturmuşlardı. İşsizlik, yoksulluk, açlık ve yüksek enflasyonla boğuşan emekçilerin radikalleştiği böylesi dönemlerde demokratik, refah içinde yaşanan, sosyal politikaların işlediği bir değişim eşliğinde geleceğe kefil olarak halk hareketini örgütleyen eski sosyalist ve sol örgütler zaten ağır bir yenilgiye ve kimileri de yozlaşmaya maruz kaldıklarından, üstelik kötüleyici bir iktidar propagandasının altında, sahadan çekilmişler ve kitleler kendi haline bırakılmışlardı. Bunun sonucu ulusa ait mitleri ya da eski imparatorlukları yeniden kurma hayalini kışkırtarak halkı kurtaracaklarını vadeden sayısız faşizan örgütün ve partinin belirmesiydi.
Macaristan’da Orban, Polonya’da Donald Tusk, Hindistan’da Modi ve Türkiye’de Erdoğan, Arap ve Ortadoğu ülkelerinin kadim diktatörlük sistemleri de eklendiğinde dünyanın başlıca faşizan çehrelerini oluşturuyorlar. 2022 yılında yapılan seçimlerde Hollanda da göçmen düşmanlığıyla prim yapan Geert Wilders ve Arjantin’de ‘deli’ namlı Javier Milei’nin, İsrail’de altıncı kez Netanyahu’nun iktidara gelmesi, Yeni Zelanda’da benzer eğilimdeki bir iktidarın kurulması dünya kapitalizminin artık eskisi gibi yönetilmeyeceğini, faşizmin sınırlarında dolaşan partilerin, direksiyonun başına geçtiğini gösteriyor. Sırada geçen seçimde cumhurbaşkanlığında ikinci tura kalan Le Pen var, Brezilya’nın Bolsanaro’sunun gözü de yeniden iktidar olmakta.
Milei seçilir seçilmez devlet kurumlarının ve bakanlıklarının tabelalarını bir tahtanın üzerinden sökerek şov yaptı. Kadın haklarına saldırdı ve bundan sonra her kararı kendisinin vereceğini ilan etti.

Parlamenter rekabetin sürdüğü fakat giderek yasama ve yürütmenin tek adamlarda merkezileştiği yönetim biçimini eski faşizmlerle kıyaslamak doğru olmaz. Ancak kitleleri efsanelerle uyutan eski faşizmin irrasyonalizmi Aydınlama’dan bu yana kurallara, tasnife, kesinliklere dayalı bir yönetim aklının yerini aldı. Milei’de en keskin içimde bedenleşen bu irrasyonalizm yeni faşizmin alametifarikası. Diğer liderler de aynı delilik reflekslerini bu nedenle değişen derecelerde gösteriyorlar.
ULUSUN DÜŞMANLARI VE KURTARICILARI
Mevcut dünyadan bıkmış olan ama bu durumu değiştirebilecek örgütlü güce ve bilince sahip olmayan kalabalıkların bir kısmını mobilize eden bu süreç, ulusun kurtuluşu davasının düşmanlara ve kurtarıcılara ihtiyacı vardı ve bunları çıkardı. Dünyanın demografik haritasını değiştiren yoğunlaşmış göç hareketi en yoksul ülkelerin bedbaht emekçilerini ölüm pahasına ekonomisi gelişkin ülkelere doğru süpürürken, bu sınıf mücadelesi bakımından deneyimsiz ve kayıtsız iş gücünden sınırsız biçimde yararlanan sanayi ve hizmet sektörü için göçmen düşmanlığı söylemi hem yerli emekçilerin hem de yeni gelenlerin kuşatılmasını sağlıyor.
Yoksulluğun, işsizliğin, düşük ücretin sorumlusunun yerli işçilerin işlerini elinden alan, haklarını geriye çeken göçmenler olduğu propagandasının karşılık bulduğu bu ortamda genişlemiş emek saflarını ayrıştırmanın da mazereti.
Amerika’yı yeniden ‘büyük’ yapmak, eski Macaristan İmparatorluğu’na dönmek ya da Osmanlı İmparatorluğu topraklarında hak iddia etmek gibi iktidar retorikleri gibi fetih ve savaşla büyüme stratejisi yayılıyor. Bu gerçekte birikmiş yeniden değerlenebilmek için ihtiyaç duyduğu genişlemiş pazar, dolaşım, yatırım coğrafyalarının mitsel karşılığı. Adı faşiste çıkmamış partileri bile hızla geriye çekiyor.
Yeniden paylamış süreci şiddetli bir rekabet eşliğinde sürerken vurucu insan kaynağı kara bayrakların altına diziliyor. Almanya’nın Savunma Bakanı Pistorius “Ordumuz Avrupa’da çıkacak bir savaşa hazır olmalı, halk arasında daha fazla ülke savunmasına yönelik bir zihniyet değişikliği” çağrısında bulunurken epey uzak görüşlüydü. Yeni faşizmler işçi sınıfı ve emekçilerin algılarının değişimi ve saldırgan eğilimlerinin geliştirilmesine oynuyor. Nüfus terbiyesi bir gereklilik oldu.

İRRASYONEL VEYA AKLISELİM
Bu genel tablo içinde burjuvazi yasal düzenini kendi elleriyle dejenere ediyor. Sermayenin şu anda altından kalkamadığı dünya siyasi arenasındaki gerilim bir ileri bir geri ilerliyor; bölgesel savaşlarla başa sarıyor, yorulup dinleniyor ama ilerliyor. Kendisiyle birlikte kürenin yıkımını hazırlıyor.
Ancak bu durumda halkların, sınıfların mücadele potansiyeli ortadan kaldırılabilmiş değil. Emeğin bulunduğu kutup İsrail saldırganlığını kınama eylemlerinde, işçi haklarına saldırılarda olduğu gibi, kendisini bölünmeye maruz bırakan saflaşmaları dağıtarak faşizme karşı bir potansiyeli de geliştiriyor.
Kürenin selameti, küresel mali sermayenin irrasyonelliğinin değil halkların aklıseliminde yatıyor.
Faşizmin delileri
Hollanda seçimlerinde Geert Wilders’in yüzde 23 oranında oy ve 150 üyeli Hollanda Parlamentosunda 37 sandalye kazanarak başa geçmesi ve Arjantin’de Javier Milei’nin yüzde 30 civarında oyla iktidara gelmesiyle birlikte ‘sağ popülizm’in veya faşizmin yükselişinin sebepleri üzerine kazı çalışması yeniden başlamış görünüyor. Macaristan, Polonya, Hindistan, Türkiye, İtalya ve Bolsanaro’lu Brezilya’yı, burjuva demokrasisinin kalesi olarak görülen İngiltere’nin muhafazakar iktidarını, Fransa’da Le Pen’in yükselişini, Yeni Zelanda’nın yeni hükümetini de buna eklersek ‘yükseliş’ trendine, birbirine benzemeyen iki ülkenin daha dahil olması ister istemez tedirginlik yaratıyor.
‘90’lardan itibaren yaklaşık 15 yıl kadar Latin Amerika ülkelerini yöneten eski gerilla veya sol gelenekten isimlerin yaydığı eski iyimserlik yok artık. Bunların çoğu kirli ilişkilere, rüşvete karıştıkları gibi, neoliberal soygun ve sömürü düzeninin alabildiğine semirmesine yol açarak miatlarını doldurup gitmişlerdi. Sonra atmosfer değişti. Öncekilerin hırsını mekanın daha hırslı diktatörleri dolduruyor.
Trump gibi, ikinci seçimde yenilince kaslı, dövmeli adamlarını kongre basmaya sevk eden bir pop figürün pervasızlığını elindeki testereyle katmerlendiren ve adı deliye çıkan Milei, dünyanın zıvanadan çıkmışlığının şimdiki simgesi. Hollanda’da Geert Wilders faşizmi karşısında seçmeni Dilan Yeşilgöz’ün ondan aşağı kalmayan gericiliğiyle sınayan siyasal sistem de göz önünde bulundurulduğunda aklını yitirmenin boyutunun epey büyüdüğü söylenebilir. Her yeni gelenle faşizm biraz daha yayılma imkanı buluyor. Burası psikiyatristlerin alanında kalsın ama göz de görüyor hani.
İsrail’in Filistin’e saldırılarına destek vermek için Netanyahu’nun ayağına koşan ‘liberal’ liderlerin motivasyonu ile taze faşist liderlerinki arasında bir fark olmadığını da görüyor göz. Ne oluyor da dünya kara gömleklilerin aktüel taşıyıcılarıyla doluyor.
Çünkü yerkürenin yeniden paylaşımının gündeme gelmesiyle birlikte devlet teşvikleri ve ucuz emekten el konulan muazzam artı değerle birikmiş sermayenin yeniden değerlenme alanları kazanabilmek için verdiği kavga, fay hatlarını germiş bulunuyor. İkincisi; başlıca emperyalist devletlerin ortak politikalarından yılmış yoksulların yeni yaşam alanları bulmak için ölüm pahasına aktığı ülkelerdeki iş gücü rekabeti yerli ve göçmen işçiler arasındaki gerilimi artırdıkça devletlere nüfuz mühendisliği için bir fırsat da doğuyor. Faşizmin başlıca retoriği olan ‘biz’ ve ‘onlar’ ayrımında düşman deposunu dolduruyor göçmen emekçiler. Böylece giderek yoksullaşmanın sorumlusu olarak ucuz iş gücü kaynağı göçmen varlığına işaret edilebiliyor. Artı değer depoları doluyor ve sermayenin değerlenme ihtiyacını büyütüyor.
Üçüncüsü; sermaye düzeni eşitsiz ve sıçramalı gelişim içindedir ki bazı ülkelerin iktisadi olarak öne çıkmasını diğerlerinin gerilemesi takip eder. ABD sermayesinin Çin kapitalizminin büyümesi karşısında göreli gerilemesi kuşkusuz bu dengesizlik içinde fırsatlar yarattı. Türkiye gibi imparatorluk varisi, Hollanda gibi kapitalizmin başlangıcındaki en büyük sömürgeci ülkelerin hırsını tetikleyen de bu dengesiz büyüme içindeki fırsatlar ve vaatler oldu.
Kendi yurttaşlarına geçmişi geri getirmek vaadinde bulunan faşizan liderlerin Hollanda’yı geri alacağız, yeniden büyük Amerika ya da Yeni Osmanlı sloganları önceki kuşaklardan daha zor koşullarda yaşayan ve giderek gerileyen nüfusu etkileyebiliyor. Sloganların içeriğini kendi durumlarından yola çıkarak doldurabildikleri mottolar seçmenlerin oy tercihini etkiliyor.
Dünya tekelleri paylaşım sürecindeki şiddetli rekabeti gerilimler, şiddeti artan uzun süreli bölgesel savaşlar, dengesiz ortaklıklar kurarak yatıştırmaya çalışırken çözmeye çalıştıkları İskender düğümünün karşısına ortaya testereli deliler çıkarması normal. Ama Hitler’in akıl sağlığı da bir sebep değil, sonuçtu.
O delilerden birinin, başlattığı iki savaşı da kaybetmiş Almanya’nın Savunma Bakanı Pistorius “Ordumuz Avrupa’da çıkacak bir savaşa hazır olmalı, halk arasında daha fazla ülke savunmasına yönelik bir zihniyet değişikliği” çağrısında bulunuyor ve Yahudi sermayesiyle daha İkinci Dünya Savaşı’nda kurulmuş ilişkileri bugüne uyarlamak için kendi ülkesindeki Nazi rejiminin geçmiş antisemitizmini şimdi İsrail siyonizmine destekle temize çekmeye çalışıyor.
Almanya Savunma Bakanının telaffuz ettiği zihniyet değişimi dünya işçi sınıfı ve emekçilerinin algı yönetimi anlamına geliyor.
Arjantin’in yeni başkanı beyaz bir tahtadan içinde Kadın Bakanlığının da olduğu bakanlık tabelalarını söküp fırlatırken emekçilerin pek de hayrını görmediği mevcut sistemin görünür kalelerini yerle bir edeceği mesajını veriyordu. Kendilerine yüzde yüz elli enflasyondan, açlık ve yoksulluktan başka bir şey getirmeyen sistemin zaten yerle bir olmasını isteyen Arjantin halkının değişim isteğine kendi uğursuz seçeneğini açmış oldu hem de azınlık oyuyla.
Dünya halkları örgütsüzleştirilerek kendi güçlerine epeydir güvensizleştirildiler. Dünya burjuvazisinin zaten ıskartaya attığı kendi ‘demokrasi’si zihniyet operasyonundan geçen emekçilere birtakım deli kurtarıcıları veya hukuk tanımaz maceraperestleri seçenek olarak çıkarıyor sadece.
Kesinlikleri olan, yasal bir dünyayı emekçiler kendi mücadeleleriyle kurmuşlardı. Yeni gelenlerin, yani faşist liderlerin en büyük derdinin halkın mirasının ve kesinliklerin emekçiler aleyhine tasfiye edilmesi olduğu ortada. Kendi şovlarını, gel geç akıllarını yasallığın, altı boşalmış hakların alternatifi olarak sunmaları da bundan. Sınırsız, engelsiz yol almak isteyen sermayenin kural tanımaz hareketine yol açmak, savaşa hazırlamak için. Örgütsüz halkları boş vaatlerle oyalamak için.
Tarihte örneği çoktur.
Nuray SANCAR-Evrensel
İlginizi Çekebilir
BANKA HABERLERİ
Fitch’ten Türk bankalarına kârlılık uyarısı: Takipteki krediler artıyor
Yayınlanma:
6 saat önce|
21/10/2026Yazan:
BankaVitrini
Yüksek fonlama maliyetleri ve enflasyon bankaların kâr marjlarını daraltırken, takipteki kredi oranı 2026’nın ikinci çeyreğinde yüzde 3,5’e yükseldi. Fitch, kârlılık üzerindeki baskının yıl boyunca sürmesini bekliyor.
Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings, üç aylık Türk Bankaları İzleme Raporu’nda, Türk bankacılık sektörünün 2026 yılının ikinci çeyreğinde kârlılık kaybı yaşadığını ve sorunlu kredilerdeki artışın sürdüğünü bildirdi. Bloomberg HT haberine göre, yüksek fonlama maliyetleri, artan swap giderleri ve enflasyon kaynaklı faaliyet giderleri, bankaların finansal performansını olumsuz etkiledi.
Faaliyet kârlılığında belirgin gerileme
Fitch’in izlediği bankalarda ortalama faaliyet kârının risk ağırlıklı varlıklara oranı, 2026’nın ilk çeyreğindeki yüzde 3,9 seviyesinden ikinci çeyrekte yüzde 2,6’ya geriledi. Sektör genelinde ise aynı oran yüzde 4,6’dan yüzde 3,3’e düştü.
Rapora göre, yüksek Türk lirası faizlerinin fonlama maliyetlerini artırması, net faiz marjlarını daraltan başlıca unsurlar arasında yer aldı. Swap maliyetlerindeki yükseliş ve enflasyonun faaliyet giderleri üzerindeki etkisi de kârlılığı baskıladı.
Takipteki krediler yüzde 3,5’e çıktı
Bankacılık sektöründe aktif kalitesine ilişkin göstergeler de olumsuz seyrini sürdürdü. Fitch’in izlediği bankaların ortalama takipteki kredi (NPL) oranı, ilk çeyrekteki yüzde 3,3 seviyesinden ikinci çeyrek sonunda yüzde 3,5’e yükseldi. Yeni takipteki kredi oluşum oranı da yüzde 2,1’den yüzde 2,2’ye çıktı.
Bankaların ortalama çekirdek sermaye yeterlilik oranı ise yüzde 11,5 seviyesinde kaldı. Bu görünüm, kredi riskleri ve kârlılık baskıları yakından izlenirken sermaye göstergesinin söz konusu dönemde yatay seyrettiğine işaret etti.
Bankacılık sektörünü ne bekliyor?
Fitch, yüksek TL faizleri ve enflasyonist baskıların bankaların kârlılığı üzerindeki etkisinin 2026 boyunca devam edebileceğini öngörüyor. Kuruluş, yılın sonlarına doğru faiz indirimlerinin yeniden başlaması durumunda bu baskının 2027’de hafifleyebileceğini değerlendiriyor.
Bankacılık sektörü açısından temel risk, fonlama maliyetleri yüksek seyrederken kredi geri ödemelerinde yaşanabilecek bozulmanın karşılık giderlerini artırması ve kâr marjlarını daha da daraltması. Bu süreç, bankaların kredi verme iştahı ve reel sektörün finansmana erişimi üzerinde de baskı oluşturabilir.
Kaynak: Fitch Ratings’in Türk Bankaları İzleme Raporu; 21 Ekim 2026 tarihli haberler.
BANKA HABERLERİ
AKBANK VE DENİZBANK: FON SORUŞTURMASINDAKİ İSİMLER BANKAMIZ ÇALIŞANI DEĞİL
FON SORUŞTURMASINDA AKBANK VE DENİZBANK’TAN AÇIKLAMA: “İSİMLER BANKALARIMIZIN ÇALIŞANI DEĞİL”
Yayınlanma:
6 saat önce|
21/10/2026Yazan:
BankaVitrini
Fon soruşturmasında gözaltı listesinde yer alan isimler üzerinden gündeme gelen Akbank ve DenizBank, haberlerdeki çalışma ilişkilerine ilişkin açıklama yaptı. Akbank, “adı geçen kişilerin uzun süre önce bankadan ayrıldığını” belirtirken DenizBank, “adı geçen Yasemin Y.’nin banka çalışanı olmadığını” bildirdi.
Bankavitrini.com | Gündem
Sermaye piyasalarındaki işlemlere yönelik yürütülen fon soruşturmasında gözaltı listesinde yer alan isimler ve bu kişilerin bankalarla bağlantıları gündeme geldi. Konuya ilişkin Akbank ve DenizBank’tan açıklamalar geldi. Her iki banka da haberlerde yer alan çalışma ilişkilerine yönelik düzeltme talebinde bulundu.
Akbank: İsimler uzun süre önce bankadan ayrıldı
Akbank, fon soruşturması kapsamında gözaltı kararı verilen kişilerle ilgili haberlerde banka adının kullanılmasına ilişkin açıklama yaptı.
Banka, haberlere konu olan kişilerin uzun süre önce Akbank’tan ayrıldığını ve başka kurumlarda çalıştıklarını belirtti. Açıklamada, bu kişilerin hâlen Akbank bünyesinde görev yapıyormuş gibi gösterilmesinin gerçeğe aykırı bir izlenim oluşturabileceğine dikkat çekildi.
Akbank, güncel çalışma ilişkilerinin doğru aktarılması gerektiğini vurgulayarak kamuoyunun doğru bilgilendirilmesini istedi.
DenizBank: Yasemin Yılmaz bankamızın çalışanı değil
DenizBank da fon soruşturması kapsamında gözaltına alınan isimlerin yer aldığı listeye ilişkin yayımlanan haberdeki bir bilgiyi düzeltti.
DenizBank A.Ş. tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Fon soruşturması kapsamında gözaltına alınan isim listesine ilişkin yayımladığınız haberde, Yasemin Y. isimli kişinin DenizBank Finans Yöneticisi olduğu yönünde hatalı bilgiye yer verilmiştir.
Haberde adı geçen Yasemin Y., Bankamız çalışanı değildir. Kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi amacıyla söz konusu yanlış bilginin düzeltilmesini rica ederiz.”
DenizBank, açıklamasıyla Yasemin Y.’ın banka çalışanı olduğu yönündeki bilgiyi açıkça reddetti ve haberlerin düzeltilmesini talep etti.
Soruşturmada banka isimleri neden gündeme geldi?
Soruşturma kapsamında yayımlanan gözaltı listelerinde yer alan kişilerin mesleki unvanları ve çalıştıkları kurumlara ilişkin bilgiler, bankaların isimlerinin de haberlerde geçmesine neden oldu.
Ancak bir kişinin adının soruşturma kapsamında anılması, tek başına ilgili bankanın soruşturmanın şüphelisi olduğu veya kurumsal olarak herhangi bir suça iştirak ettiği anlamına gelmiyor. Aynı şekilde, bir kişinin geçmişte bir bankada çalışmış olması da güncel çalışma ilişkisini göstermiyor.
Akbank’ın geçmiş çalışma ilişkilerine yönelik açıklaması ile DenizBank’ın Yasemin Y. hakkında yaptığı düzeltme, haberlerde kişi ve kurum bağlantılarının güncel ve teyit edilmiş bilgiler üzerinden kurulmasının önemini ortaya koydu.
Bankacılık sektöründe doğru bilgi ve itibar vurgusu
Sermaye piyasalarına yönelik soruşturmalarda kişi isimleriyle birlikte kurum adlarının anılması, kamuoyunda ilgili bankalara yönelik algıyı etkileyebiliyor. Bu nedenle gözaltı listelerindeki bilgilerin, kişilerin güncel iş durumlarıyla karşılaştırılarak yayımlanması önem taşıyor.
Akbank ve DenizBank’ın açıklamaları, soruşturma haberlerinde yalnızca isimlerin değil, bu isimlerle bankalar arasında kurulan bağlantıların da titizlikle doğrulanması gerektiğini gösteriyor.
Bankavitrini.com olarak not: Bu haber, Akbank ve DenizBank’ın çalışma ilişkilerine yönelik açıklamalarını bir araya getirmektedir. Soruşturmada adı geçen kişiler hakkındaki iddialar ile bankaların kurumsal sorumluluğu birbirinden ayrı değerlendirilmelidir.
Gülbeyaz Gergün
Vestel’de Borç Alarmı: Gözler Yatırımcıda
VESTEL’DEN EUROBOND YATIRIMCISINA İKİ SEÇENEK: YA YÜZDE 45 ANAPARA KESİNTİSİ YA 6 YIL VADE UZATIMI
Yayınlanma:
1 gün önce|
20/10/2026Yazan:
Gülbeyaz Gergün
500 milyon dolarlık borç için yeniden yapılandırma süreci başladı. Vestel, anaparasını korumak isteyen yatırımcıya 2035 vadeli ve yüzde 4 faizli tahvil; anapara kesintisini kabul eden yatırımcıya ise 2032 vadeli ve yüzde 6 faizli yeni tahvil öneriyor. Bankalarla 2041 vadeli yeniden yapılandırma görüşmeleri de sürüyor.
Bankavitrini.com – Ekonomi Haberleri
Vestel Elektronik, bilançosunu sürdürülebilir hale getirmek amacıyla yurt dışı borçlarının yeniden yapılandırılması için önemli bir adım attı. Şirket, toplam nominal tutarı 500 milyon dolar olan, yıllık yüzde 9,75 faizli ve 2029 vadeli Eurobond’ları için tahvil sahiplerine iki alternatif içeren takas teklifi ve muvafakat talebi sürecini başlattı.
20 Ekim 2026 tarihinde kamuoyuna yansıyan açıklamaya göre yatırımcılar, mevcut anaparalarını koruyarak borcun vadesini uzatabilecek veya anaparanın yüzde 45’inden vazgeçerek daha erken vadeli yeni tahvillere geçebilecek.
Teklif, şirketin yalnızca tahvil borçlarını değil, bankalara olan finansal yükümlülüklerini de kapsayan daha geniş kapsamlı yeniden yapılandırma çalışmalarının bir parçası olarak öne çıkıyor. https://www.kap.org.tr/tr/Bildirim/1684657
İki seçenek yatırımcıya ne getiriyor?
Vestel’in teklifinde yatırımcıların önündeki iki alternatif, anapara kaybı ile vade ve faiz koşulları arasında bir tercih yapılmasını gerektiriyor.
1. seçenek: Anapara korunacak, vade 2035’e uzatılacak
İlk seçenekte mevcut Eurobond’ların 15 Mayıs 2029 olan vadesinin 15 Mayıs 2035’e uzatılması öngörülüyor.
Bu seçeneğin temel koşulları şöyle:
- Anapara kesintisi: Yok.
- Yeni yıllık faiz oranı: Yüzde 4.
- Yeni vade: 15 Mayıs 2035.
- Anapara geri ödemesi: Yıllık taksitler halinde.
Mevcut tahvilin yüzde 9,75 olan yıllık faiz oranı bu seçenekte yüzde 4’e düşüyor. Böylece yatırımcı anapara tutarını korurken faiz gelirinin önemli bir bölümünden vazgeçmiş oluyor.
Bu seçenek, tahvilin nominal değerini korumayı önceliklendiren ancak parasını daha uzun süre şirkette tutmayı kabul eden yatırımcılar açısından öne çıkıyor.
2. seçenek: Yüzde 45 anapara kesintisiyle 2032 vadeli yeni tahvil
İkinci seçenekte yatırımcılar, mevcut tahvillerinin nominal değerinin yüzde 55’i karşılığında yeni Eurobond alacak. Başka bir ifadeyle, anaparanın yüzde 45’i silinecek.
Bu seçeneğin koşulları ise şöyle:
- Anapara kesintisi: Yüzde 45.
- Yeni tahvilin nominal değeri: Mevcut anaparanın yüzde 55’i.
- Yeni yıllık faiz oranı: Yüzde 6.
- Yeni vade: 15 Mayıs 2032.
- Anapara geri ödemesi: Yıllık taksitler halinde.
Bu seçenekte yatırımcı daha yüksek faiz oranı elde edebilecek ve borcun vadesi 2035 yerine 2032 olacak. Bunun karşılığında mevcut alacağının yüzde 45’ini kaybetmeyi kabul edecek.
İkinci seçenek kapsamında yeni Eurobond ihracı için Sermaye Piyasası Kurulu’na (SPK) başvuru yapılması öngörülüyor. https://www.bloomberght.com/vestel-den-eurobond-sahiplerine-iki-secenekli-yapilandirma-teklifi-3792011
100 bin dolarlık yatırımda tablo nasıl değişiyor?
Yatırımcıların karşı karşıya olduğu tercih, örnek bir 100 bin dolarlık nominal tahvil üzerinden daha net görülebiliyor.
| Karşılaştırma | 1. seçenek | 2. seçenek |
|---|---|---|
| Mevcut nominal anapara | 100.000 $ | 100.000 $ |
| Anapara kesintisi | Yok | 45.000 $ |
| Yeni tahvil nominali | 100.000 $ | 55.000 $ |
| Yıllık faiz oranı | %4 | %6 |
| İlk yıl için basit nominal faiz hesabı | 4.000 $ | 3.300 $ |
| Vade | 2035 | 2032 |
Not: Faiz tutarları, ilgili yılın başındaki nominal anaparanın değişmediği varsayımıyla örnek olarak hesaplanmıştır. Anapara yıllık taksitlerle geri ödeneceğinden sonraki yılların faiz tutarları ödeme planına göre değişecektir. Bu tablo, tahvillerin piyasa değerini veya yatırımcının toplam getirisini göstermemektedir.
İlk seçenekte yatırımcı anaparasını nominal olarak korurken daha düşük faizle daha uzun süre bekleyecek. İkinci seçenekte ise yeni tahvilin faiz oranı daha yüksek olsa da faiz, kesinti sonrasında kalan anapara üzerinden hesaplanacak.
Dolayısıyla yüzde 6 faiz oranı tek başına ikinci seçeneği daha avantajlı hale getirmiyor. Yatırımcıların kararında tahvillerin geri ödeme takvimi, şirketin ödeme kapasitesi ve yeni tahvillerin piyasa değeri de belirleyici olacak.
Vestel neden borçlarını yeniden yapılandırmak istiyor?
Yeniden yapılandırma adımı, Vestel’in borç ödeme takvimini faaliyetlerinden yaratabileceği nakit akışıyla uyumlu hale getirme ve bilançosunu sürdürülebilir bir yapıya kavuşturma hedefiyle bağlantılı.
Mevcut Eurobond’ların yıllık yüzde 9,75 faiz taşıması, 500 milyon dolarlık nominal borç üzerinden ilk yıl için yaklaşık 48,75 milyon dolar faiz yüküne karşılık geliyor. Bu hesap, anaparanın yıl boyunca değişmediği varsayımına dayanıyor.
Yeni koşullarda faiz oranının yüzde 4’e düşmesi veya anaparanın yüzde 55’e indirilerek yüzde 6 faiz uygulanması, şirketin gelecekteki finansman yükünü azaltmayı amaçlıyor.
Bununla birlikte, yeniden yapılandırmanın şirketin faaliyet kârlılığına, nakit yaratma kapasitesine ve borç ödeme gücüne kalıcı katkı sağlayıp sağlamayacağı, yalnızca faiz oranlarına değil operasyonel performansa da bağlı olacak.
Bankalarla görüşmelerde hedef 2041 vadeli yapılandırma
Vestel’in yeniden yapılandırma çalışmaları Eurobond’larla sınırlı değil.
Şirketin 26 Haziran 2026 tarihli açıklaması kapsamında, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun geçici 32. maddesi ve ilgili mevzuat uyarınca finansal yeniden yapılandırma görüşmeleri yürütülüyor.
Bankalara sunulan teklifte mevcut borçların iki yıl anapara ve faiz ödemesiz olacak şekilde 2041 vadeli olarak yeniden yapılandırılması öngörülüyor. Şirketin açıklamasına göre bankalarla müzakereler devam ediyor.
Bu teklifin kabul edilmesi halinde borçların geri ödeme takvimi önemli ölçüde değişecek. Ancak bankalarla görüşmelerin henüz sonuçlanmamış olması nedeniyle teklifin kesinleşmiş bir anlaşma olarak değerlendirilmemesi gerekiyor. https://www.yenisafak.com/ekonomi/kap-haberleri/kap-vestel-elektronik-sanayi-ve-ticaret-as-vestl-ozel-durum-aciklamasi-genel-5139013
Kredi notundaki bozulma da yakından izleniyor
Vestel’in borçlarını yeniden yapılandırma girişimi, şirketin kredi riskinin arttığı bir dönemde gündeme geldi.
Vestel International’ın yatırımcı ilişkileri duyurularında yer alan bilgilere göre Fitch Ratings, 1 Temmuz 2026 tarihinde şirketin uzun vadeli yerel ve yabancı para cinsinden kredi notlarını CCC+ seviyesinden CCC- seviyesine indirmiş; 500 milyon dolarlık 2029 vadeli teminatsız tahvilin notunu da CC seviyesine çekmişti.
Bu notlar, şirketin finansal yükümlülüklerini yerine getirme kapasitesine ilişkin risklerin yüksek olduğuna işaret ediyor. Yeniden yapılandırma teklifinin yatırımcılar tarafından nasıl karşılanacağı, şirketin finansmana erişimi ve borç ödeme kapasitesi açısından önem taşıyor. https://vestelinternational.com/investor-relations/news/kap-notices?p=2
Sürecin tamamlanması için hangi koşullar gerekiyor?
Vestel’in teklifinin yürürlüğe girmesi otomatik değil. Sürecin tamamlanması için tahvil sahipleri toplantısında gerekli kararların alınması, işlem belgelerinde belirtilen diğer koşulların karşılanması ve ikinci seçenek kapsamında öngörülen yeni tahvil ihracı için SPK onayının sağlanması gerekiyor.
Bu nedenle açıklanan iki alternatif, tamamlanmış bir borç yapılandırmasından ziyade yatırımcıların onayına sunulan bir teklif olarak değerlendirilmeli.
Sonuç: Borç takviminin uzaması tek başına yeterli mi?
Vestel’in Eurobond hamlesi, şirketin finansman yükünü hafifletme ve borç ödeme takvimini yeniden düzenleme arayışının önemli bir göstergesi. Bir tarafta anaparayı koruyarak faiz gelirini azaltan ve vadeyi altı yıl uzatan seçenek, diğer tarafta anaparada yüzde 45 kesinti karşılığında daha yüksek faiz ve daha erken vade sunan seçenek bulunuyor.
Ancak yatırımcılar açısından asıl mesele, hangi seçeneğin nominal olarak daha cazip göründüğünden çok, şirketin yeni ödeme planını karşılayabilecek nakit akışını yaratıp yaratamayacağı.
Vestel açısından ise borçların yeniden yapılandırılması finansal baskıyı azaltabilir; kalıcı iyileşmenin sağlanması için faaliyetlerden elde edilen nakdin güçlenmesi, kârlılığın sürdürülebilir hale gelmesi ve finansman maliyetlerinin yönetilebilir düzeye inmesi gerekecek.
Bankavitrini.com değerlendirmesi: Eurobond sahiplerinin vereceği karar kadar, bankalarla yürütülen yeniden yapılandırma görüşmelerinin sonucu da Vestel’in finansal geleceği açısından belirleyici olacak.
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.054)
- BANKA ANALİZLERİ (152)
- BANKA HABERLERİ (3.644)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (603)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.987)
- GÜNCEL (4.636)
- GÜNDEM (3.590)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (147)
- ŞİRKETLER (2.747)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (582)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.500)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (56)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (11)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (841)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (120)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (53)
- Onur ÇELİK (62)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (95)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (20)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Meta'nın üçüncü çeyrek net kârı yıllık bazda yüzde 264 arttı 21/10/2026
- "İran'la savaşa girmek yaptığımız en iyi işlerden biri" 21/10/2026
- Tesla'nın üçüncü çeyrek net kârı yüzde 43 azaldı 21/10/2026
- Resmi Gazete'de bugün (22.10.2026) 21/10/2026
- Türkiye'de PHP güvenlik açığına karşı harekete geçildi 21/10/2026
- Trump: Rusya-Ukrayna savaşında çözüme hiç olmadığı kadar yakınız 21/10/2026
- Tasfiye edilecek fonlarda bekleyen talimatlara ilişkin önerge kabul edildi 21/10/2026
- Meta'ya kullanıcı gizliliği ihlali nedeniyle 25 milyar dolar ceza 21/10/2026
- JP Morgan: Aracı kurum lisans iptali Türkiye'den çekilme anlamına gelmiyor 21/10/2026
- ABD'den İran'ın gölge filosuna yönelik yeni yaptırımlar 21/10/2026
SON YAZILAR
- Fitch’ten Türk bankalarına kârlılık uyarısı: Takipteki krediler artıyor 21/10/2026
- AKBANK VE DENİZBANK: FON SORUŞTURMASINDAKİ İSİMLER BANKAMIZ ÇALIŞANI DEĞİL 21/10/2026
- Vestel’de Borç Alarmı: Gözler Yatırımcıda 20/10/2026
- FİTCH’TEN TÜRKİYE’DE LEASİNG VE FAKTORİNG SEKTÖRÜNE ÇİFTE RİSK UYARISI 19/10/2026
- AVRUPA SOKAKLARINDA EKONOMİK İSYAN: BÜYÜME VAR, REFAH NEREDE? 19/10/2026
- Trump’ın Rusya açılımı dengeleri değiştirdi, risk iştahı toparlanıyor 19/10/2026
- AKBANK 1,7 MİLYAR TL CEZAYI NİÇİN YEDİ? 16/10/2026
- MSCI’DEN TÜRKİYE BORSASINA FREN! 16/10/2026
- KREDİ KARTINDA 12 AY SINIRI KALKTI MI? TAKSİTLİ ALIŞVERİŞTE YENİ DÖNEM! 16/10/2026
- VERGİLERİN HER 100 LİRASININ 21,6 LİRASI FAİZE GİDİYOR! 16/10/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ6 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini5 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu
