Son dönemde tavuk eti fiyatları üzerinden yürütülen tartışmalar, beyaz et sektörünü kamuoyunda adeta “fırsatçı sektör” konumuna taşıdı. Rekabet soruşturmaları, ihracat kısıtlamaları, fiyat denetimleri ve kamuoyu baskısı derken sektör sürekli sanık sandalyesine oturtuluyor.
Ancak madalyonun diğer yüzüne bakan pek yok.
Bir kilogram tavuk etinin tüketiciye ulaşana kadar geçtiği üretim zinciri incelendiğinde, sektörün son yıllarda karşı karşıya kaldığı maliyet artışlarının önemli bölümü kamuoyunda yeterince tartışılmıyor.
Bir kilogram tavuğun maliyetinin yüzde 68’i yem
Tarım ve Orman Bakanlığı’nın Kümes Hayvancılığı Durum ve Tahmin Raporu‘na göre broiler üretim maliyetlerinin yaklaşık yüzde 68’i yemden oluşuyor. Civciv maliyeti yüzde 14 seviyesinde bulunurken enerji, işçilik, bakım, amortisman ve diğer giderler geri kalan kısmı oluşturuyor.
Bu tablo tek başına sektörün neden sürekli yem fiyatlarını takip ettiğini açıklıyor. Çünkü tavuk üreticisinin kaderi büyük ölçüde mısır ve soya fiyatlarına bağlı.
Mısır ve soya bağımlılığı sektörün kırılgan noktası
Türkiye’nin kanatlı sektöründe kullanılan yem hammaddelerinin temelini mısır ve soya oluşturuyor.
Sorun şu ki;
- Soya tedarikinde ithalat bağımlılığı yüzde 90’ın üzerinde.
- Mısırda da önemli ölçüde dış kaynak kullanılıyor.
- Yem sektörünün toplam dışa bağımlılığı yüzde 50’nin üzerine çıkmış durumda.
2026 yılında yem sektörünün kullandığı hammaddeler içerisinde yaklaşık:
- 5 milyon ton soya ve türevleri
- 4,9 milyon ton mısır ve ürünleri
ithalatla karşılanıyor.
Dolayısıyla döviz kuru yükseldiğinde, küresel emtia fiyatları arttığında veya lojistik maliyetleri bozulduğunda tavuk üreticisinin maliyeti otomatik olarak yükseliyor.
Devlet neden mısır ithalatında vergi indirimi yaptı?
2026 yılında Ticaret Bakanlığı’nın mısır ithalatında tarife kontenjanı açması tesadüf değil.
Kararın gerekçesinde mısırın kanatlı eti başta olmak üzere birçok gıda ürününün temel girdisi olduğu vurgulandı. Üretim maliyetlerini düşürmek amacıyla belirli miktarda mısır ithalatında düşük vergi uygulanmasına karar verildi. Eğer sektör gerçekten aşırı kârlı ve maliyet baskısı yaşamıyor olsaydı, yem maliyetlerini düşürmek için böyle bir düzenlemeye ihtiyaç duyulur muydu?
Bu soru önem taşıyor.
Kimse aşı, ilaç ve biyogüvenlik maliyetlerinden bahsetmiyor
Kanatlı sektörü sıradan bir üretim alanı değil. Bir otomotiv fabrikasında üretim hattı durabilir. Bir tekstil işletmesi sipariş bekleyebilir. Ancak tavuk sektöründe üretim canlı organizmalar üzerinden yürür.
Bu nedenle;
- Veteriner ilaçları,
- Aşılar,
- Yem katkıları,
- Biyogüvenlik ekipmanları,
- Hastalık önleme sistemleri,
üretimin vazgeçilmez parçalarıdır. Sektör raporları da aşı ve veteriner ilaçlarının üretimin temel girdileri arasında yer aldığını göstermektedir. Küresel ilaç ve veteriner sağlık ürünlerinin büyük bölümü ithal edildiği için kur artışları bu kalemleri de doğrudan etkiliyor.
Soğuk zincir maliyetini görmezden gelmek mümkün değil
Tavuk eti üretildikten sonra iş bitmiyor.
Ürün;
- Kesimhane,
- Paketleme,
- Depolama,
- Soğuk hava tesisleri,
- Nakliye araçları,
- Market dolapları
arasında kesintisiz soğuk zincir içerisinde taşınmak zorunda.
Soğuk zincirin bir saat bile bozulması ürünün tamamen kaybedilmesine neden olabiliyor. Sektörün gıda güvenliği açısından soğuk zincire yaptığı yatırımlar BESD-BİR tarafından da sürekli vurgulanıyor. Elektrik fiyatlarındaki artış, akaryakıt maliyetleri ve lojistik giderleri doğrudan nihai maliyetleri etkiliyor.
En az konuşulan maliyet: İadeler ve zayiat
Sektörün en büyük görünmeyen maliyetlerinden biri de geri dönüşler.
Marketlerde son kullanma tarihi yaklaşan ürünler, satılamayan tavuk ürünleri, bozulan ürünler, kampanya iadeleri çoğu zaman üreticiye geri dönüyor. Gıda sektöründe bu oran bazı dönemlerde ciddi seviyelere ulaşabiliyor. Kamuoyunda fiyatlar konuşulurken bu ürünlerin maliyetinin kim tarafından karşılandığı pek sorgulanmıyor.
İşçilik ve finansman yükü de büyüyor
Asgari ücret artışları, enerji giderleri, finansman maliyetleri, işletme sermayesi ihtiyacı, özellikle entegre üretim yapan firmaların bilançolarında ciddi baskı oluşturuyor. Yüksek faiz ortamında yem stoklamak bile finansman maliyeti yaratıyor.
Birçok üretici bugün yalnızca tavuk yetiştirmiyor; aynı zamanda yüksek faizle çalışan devasa bir işletme sermayesini de yönetmeye çalışıyor.
Tavuk fiyatı mı artıyor, yoksa maliyetler mi?
Kamuoyunda çoğu zaman yalnızca raf fiyatı görülüyor.
Ancak maliyet zinciri incelendiğinde;
- Yem,
- Soya,
- Mısır,
- Döviz kuru,
- Elektrik,
- Akaryakıt,
- Soğuk zincir,
- Aşı ve ilaç,
- İşçilik,
- Finansman,
- İade ve zayiat
gibi çok sayıda unsurun fiyat üzerinde etkili olduğu görülüyor. Bu nedenle tavuk sektörünü yalnızca fiyat artışları üzerinden değerlendirmek eksik bir yaklaşım olabilir.
Sorun sadece üreticide değil, sistemde
Türkiye’nin beyaz et sektörü bugün milyonlarca kişinin en erişilebilir hayvansal protein kaynağını üretiyor. Ancak sektörün en büyük açmazı, maliyetlerinin önemli bölümünün ithal girdilere bağlı olması. Soya ve mısırda dışa bağımlılık azaltılmadan, yerli yem hammaddesi üretimi artırılmadan, enerji ve lojistik maliyetleri düşürülmeden, yalnızca üreticiyi suçlayarak fiyat sorununu çözmek mümkün görünmüyor.
Tavuk sektörünü günah keçisi ilan etmek kolay.
Asıl zor olan ise maliyetlerin gerçek nedenleriyle yüzleşmek.
Erol TAŞDELEN – Ekonomist www.bankavitrini.com