Connect with us

BANKA HABERLERİ

IMF Türkiye Raporu: Övgüler, eleştiriler, öneriler

Yayınlanma:

|

IMF 11 Haziran’da bir Türkiye Raporu yayımladı. Üye ülkeler için sık sık yayımlanan sıradan ekonomik raporlardan biri… Türkiye’ye ilişkin bir önceki Rapor, Aralık 2019 tarihini taşıyordu. 

11 Haziran Raporu ekonomi yönetimine övgüler, eleştiriler, öneriler içeriyor. Rapor’da yer alan nicel öngörülerle başlayalım; sürdürelim. 

Nicel öngörüler: 2021 ve sonrası…

IMF’nin Haziran 2021 Türkiye Raporu’nda yer alan (ss.53-55, Tablo 1-3) ekonomik öngörüler aşağıdadır.

  • Büyüme: Rapor, 2021 için %5,75 oranında büyüme öngörüyor. 2022 ve sonrasına ilişkin büyüme öngörüsü ise sürekli olarak %3,3’tür.  IMF’nin 2021 ve sonrası için önceki büyüme öngörüleri %6,04 ve %3,5 idi. Son Rapor’un Türkiye’nin orta dönemli (“potansiyel”) büyüme eğilimini %3,3’e indirmesine dikkat… 
  • Dolarlı millî gelir: Rapor, 2021 ve sonrası için doğrudan doğruya dolarlı GSYH tahmini vermiyor. Ancak, diğer değişkenlerden türetilen 2021-2023 yılları millî geliri 774 → 829 → 889 milyar dolardır. Dolarlı GSYH’nın bu üç yılda büyüme  oranları ise %7,5 → %7,1 →  %7,2… Buna göre aynı yılların sabit TL ile öngörülen büyüme hızları aşılacaktır. Nasıl mümkün olacak? Rapor’da her yıl yüksek tempolu sermaye girişleri tahmin edildiği için… Dolar göreli olarak ucuzlayacak; TL değerlenecek; dolarlı GSYH şişecek…
  • Dış açık /milli gelir oranı: Rapor’a göre Türkiye’nin cari açıkları kalıcıdır; ama,  millî gelire oranı 2021’de %2,7’ye inecektir. Sonraki yıllarda bu oran %2 civarında istikrar bulacaktır.
  • Yıllık dış finansman gereksinimi/milli gelir oranı: Bu oran, 2021’de %27,6 olarak tahmin edilmiş; bir önceki yıla göre 1,8 puan düşmüştür. Sonraki yıllarda  ılımlı bir tempoyla daha da düşecektir. Dış borçlar artmakta; ama millî gelire oranı 2020 sonrasında gerilemektedir. Nedenini açıkladım: Yüksek yabancı sermaye girişleri →  reel olarak ucuzlayan dolar →  dolarlı GSYH’nın daha hızlı büyümesi… 
  • İşsizlik oranı: Rapor’da dar anlamlı işsizlik oranı 2021’de %12,5 olarak öngörülüyor. TÜİK’in Ocak-Nisan ortalaması %13,4’tür; aylık hareketler olağan seyrederse yıllık ortalamanın %13 olması beklenmeliydi. Ufukta, tek haneli işsizlik oranı görünmüyor. İşsizliğin 2022’de %11,0, sonraki yıllarda (değişmeden) %10,5 oranlarında seyredeceği bekleniyor. 

Ekonomi yönetimine övgü…  

Haziran 2021 tarihli IMF Raporu, salgın arifesinde ve 2020’de ekonomi yönetiminin büyümeye öncelik verdiğini vurguluyor. “İzlenen politikalar, faiz indirimleri, kamu bankalarının sağladığı hızlı kredi akımları, idarî ve düzenleyici kuralların beslediği   büyük boyutlu likidite desteğidir. Bu politikalar Türkiye’yi benzer ülkelerden dikkat çekici biçimde farklılaştırmıştır.”

2019-2020’da izlenen bu yöntemler, önceki yıllar ve “yükselen ekonomiler” ile karşılaştırılıyor. Örneğin, benzer ülkelere göre  Türkiye’de kredi genişlemesi para arzını fazlasıyla aşmıştır (ss.5-8). 

Salgın döneminin politikaları 2020’de başarılı olmuştur. Türkiye’nin büyüme temposu Çin’den sonra ön sıradadır. Bu ivme 2021’de de sürmektedir. 

Türkiye bulgularının IMF Yürütme Kurulu’nda görüşülmesinin özeti Rapor’un başında (s.2) yer alıyor. Aktarıyorum: “Direktörler (Yürütme Kurulu Üyeleri), COVID-19 salgınının Türkiye üzerindeki maliyetinin çok ağır olduğunu vurguladı. Ekonomik hayattaki ilk çöküntü, diğer ülkelere benzedi; ama Türkiye’deki canlanma istisnaî oldu. Yönetim Kurulu Üyeleri bu çarpıcı canlanma nedeniyle Türkiye’yi takdir etmektedir.” 

Övgüyü izleyen uyarılar; ağır eleştiriler…

Ne var ki, IMF Direktörleri’nin bu övgüsünü ciddi uyarılar izliyor: “Güçlü bir canlanmayı destekleyen politikalar aynı zamanda enflasyonu tırmandırdı; dış dengesizlikleri artırdı. Düşük rezervler, yüksek dış finansman gereksinimleri ve dolarlaşma biçimi alan kırılganlıklar ağırlaştı.” 

Bu uyarılar Rapor’da ayrıntılara girilerek ağır eleştirilere dönüşecektir. Bazılarını özetleyeyim (ss.5-14): 

  • Döviz fiyatlarındaki tırmanma, rezervler eritilerek önlenmeye çalışıldı. Rezervlerin bileşimi de niteliksel olarak bozuldu; yüzde 60’ı “convertible” olmayan paralardan ve altından oluşmaktadır.  
  • Döviz işlemlerine uygulanan idarî kurallar ve ticari bankalar ile yabancı bankalar arasındaki swap işlemelerinin kısıtlanması, sermaye hareketleri serbestliğini (enflasyon hedeflemesinin temel dayanağını) zedelemiştir. 
  • Ekonomi yönetiminde Kasım 2020’deki değişiklik olumluydu; Mart’taki “geriye dönüş” ise bu adımı baltalamıştır. Rapor, Ocak 2020-Nisan 2021 arasında TCMB yönetiminde ve çeşitli politika kararlarında gerçekleşen çalkantıların nominal döviz fiyatları üzerindeki etkisini ayrıntılı bir tabloyla betimliyor. Ekonomi yönetiminde istikrarsızlığın sonuçları vurgulanmış oluyor. 
  • Mart 2021’de ilan edilen Ekonomik Reform Programı, TCMB’yi marjinalleştiren bir “Finansal İstikrarı Komitesi” kurduğu ve ekonomik sorunları teşhis edemediği için eleştirilmektedir. 
  • Salgına karşı uygulanan politikalarda kamu maliyesinin doğrudan katkısı sınırlı kalmıştır. Bütçe aktarımlarının millî gelire oranı yüzde 1,9’dur; Türkiye, 26 “yükselen piyasa ekonomisi” içinde sondan altıncı sıradadır. Kamu dengeleri artan kaynak aktarımlarına imkân vermekteydi. 

Geleneksel öneriler tekrarlanıyor. 

Eleştirileri, IMF’nin önerileri izliyor (s.16-30). Direktörler’in vurguladığı öğelere ağırlık vereceğim (ss.2-3). 

  • Enflasyon hedeflemesine güvenilir, kesin bir dönüş… TCMB özerkliğinin güçlendirilmesi, rezervlerin yükseltilmesi, bileşiminde niteliksel düzelme…  
  • Salgından etkilenen katmanlara bütçe kaynaklarından daha fazla aktarım;  ancak bütçe-dışı kamu harcamalarında disiplin, denetim… Rapor’da Varlık Fonu ve KÖİ garantilerinin yükleri ve sorunları vurgulanıyor.
  • Devlet bankalarının sürüklediği kredi şişkinliğinin frenlenmesi ve bankaların dış yükümlülüklerinde etkili denetim…  Salgın hafifledikçe, kredi yapılandırmaları azaltılmalı; hastalıklı şirketlerin tasfiyesi göze alınmalıdır. Bankaların sağlık durumunu değerlendirecek “dışarıdan” bir denetim öneriliyor. 
  • İşgücü piyasasında esnekliği artırmayı hedefleyen  yapısal reformlar… (IMF Direktörleri insafa davet edilmeli: 2021 Türkiyesi’nde işgücü piyasasında fiilen gerçekleşmiş, yaşanmakta  olan esneklik daha nasıl artırılabilir?)  

Saray, uyarıları niçin ciddiye alsın?  

Rapor’da yer alan uyarılar, eleştiriler yeni, özgün  değildir; IMF’nin Nisan 2018, Aralık 2019 tarihli raporlarında da benzerleri sıralanmıştı.

Bu dönemde üç kere (Ağustos 2018, Kasım 2020, Mart 2021) ekonomi yönetimi değişti; IMF önerileri nadiren dikkate alındı; ekonomi çalkantılı, çelişik kararlarla yönetildi. Sonuç ne oldu? Döviz piyasalarında gerilimler patlak verdi; ama, bunlar dış borç krizlerine dönüşmedi; büyüme sürdürüldü. 

Önceki IMF önerileri çiğnendi; olumsuz beklentiler ise gerçekleşmedi. IMF bu tuhaf durumu nasıl açıklayabilecek? Rapor’un bir köşesinde (ss.18-19) bu soru geçiştiriliyor: “Gözlemcilerin çoğu, mevcut güçlükleri içinde Türkiye’nin kendine-özgü olduğu görüşündedir. Risk iştahının zayıflamadığı koşullarda uygulanan finansal gevşeme, büyümeyi enflasyonu, cari açığı hep birlikte yükseltebilir. Nitekim Mart’taki yön değiştirmenin olumsuz yansımaları sınırlı kalmıştır.” 

2020-2021’de gerçekleşen “Türkiye’ye özgü” durum budur. Öyleyse Saray, IMF önerilerini niçin sineye çeksin? Öncelikleri farklıdır. Gerekli gördüğünde muslukları açmakta, istediklerini elde etmekte; başı sıkıştığında ekonomi yönetimini değiştirerek zaman kazanmaktadır. 

***

Halk sınıfları ise, bu ortamda çaresizdir; korumasız, kendi başına kalmıştır.  IMF’nin son Türkiye Raporu, 2020’de istihdamdaki, işgücüne katılımdaki gerilemeleri karşılaştırıyor. Türkiye uluslararası istatistiklerde en kötü durumdadır (s.33). 

2020’nin ve Ocak-Mart 2021’in ücret/milli gelir oranlarını, birer yıl öncesi ile karşılaştırın; işçi sınıfının payında olağan-dışı bir düşme gözleyeceksiniz. Ekonomi büyürken emekçiler mutlak olarak yoksullaşmıştır. Yoksulluktaki tırmanmayı Dünya Bankası daha önce açıklamıştı. 

IMF’nin 2022 ve sonrası için öngördüğü yüzde 3,3’lük büyüme, bir durgunlaşma senaryosudur; Türkiye’nin gerçek işsizlik oranını aşağı çekemez; halk sınıflarının toplumsal bunalımını ağırlaştırır; o kadar…

Bugünkü ekonomik öncelik, dış bağımlılık, azgelişmişlik cenderesini zorlayarak toplumsal bunalımı aşmaktır. IMF ile Saray arasındaki görüş ayrılıkları değil… 

Korkut BORATAV – sol.org.tr

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

İhracatçıya ucuz kredi hamlesi: Reeskont kredilerde yeni dönem

İhracatçıya reeskont kredisi desteğinde yeni dönem: BSMV istisnası genişletildi

Yayınlanma:

|

Kısa ve uzun vadeli reeskont kredilerinin tamamı BSMV istisnası kapsamına alındı. Finansman maliyeti yüzde 23,95 olan reeskont kredilerinde vergi yükünün kaldırılması, ihracatçıların kredi maliyetini aşağı çekecek. Günlük kredi limiti de 5 milyar TL’ye yükseltilmiş durumda.

İhracatçıların uzun süredir beklediği finansman maliyetini azaltacak önemli bir düzenleme yürürlüğe girdi. 5 Eylül 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile ticari bankalar tarafından kullandırılan TCMB kaynaklı reeskont kredilerinde uygulanan Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi (BSMV) istisnasının kapsamı genişletildi.

Düzenlemeyle daha önce kısa vadeli reeskont kredileri açısından uygulanan istisna, uzun vadeli reeskont kredilerini de kapsayacak şekilde genişletildi. Böylece TCMB kaynaklı reeskont kredilerinin tamamında ihracatçı açısından önemli bir maliyet kalemi ortadan kaldırılmış oldu.

Ticaret Bakanlığı da düzenlemenin amacını, ihracatçıların finansmana erişimini kolaylaştırmak ve finansman maliyetlerini düşürmek olarak açıkladı.

Reeskont kredisinde maliyet yüzde 23,95

Düzenlemenin önemini anlamak için reeskont kredilerindeki son değişikliklere bakmak gerekiyor.

TCMB ile Ticaret Bakanlığı’nın ihracat finansmanına yönelik çalışmaları kapsamında reeskont kredilerinde son dönemde önemli iyileştirmeler yapıldı. Reeskont kredilerinin finansman maliyeti yüzde 23,95’e indirildi.

Bunun yanında;

  • Daha önce 300 milyon TL olan günlük reeskont kredi limiti 5 milyar TL’ye çıkarıldı.
  • Firma başına günlük kredi limiti 45 milyon TL’den 60 milyon TL’ye yükseltildi.
  • Yabancı para cinsi reeskont kredi limiti 5 milyon dolara çıkarıldı.
  • Toplam reeskont kredi programı bütçesi 1 milyar dolar olarak oluşturuldu.
  • Reeskont kredilerinde ilave döviz alma zorunluluğu kaldırıldı.
  • Net ihracatçı uygulaması yerine “ihracatçı skoru” uygulamasına geçildi.

TCMB’nin önceki düzenlemeleri de reeskont kredilerinde firmaların finansmana erişimini kolaylaştırmaya yönelik olmuştu. Örneğin 2025 sonunda TL reeskont kredilerinin günlük limiti artırılmış, firma başına günlük limit 60 milyon TL’ye yükseltilmiş ve YP reeskont kredilerinde firma limiti 5 milyon dolara çıkarılmıştı.

Asıl kritik değişiklik: Uzun vadeli kredi de istisna kapsamında

Yeni düzenlemenin ihracatçı açısından en önemli tarafı ise vade ayrımının ortadan kaldırılması.

Ticari bankalar tarafından kullandırılan TCMB kaynaklı reeskont kredilerinde artık yalnızca kısa vadeli krediler değil, uzun vadeli reeskont kredileri de BSMV istisnasından yararlanabilecek.

Bu, özellikle işletme sermayesi ihtiyacı yüksek, üretim ve ihracat döngüsü uzun olan firmalar açısından önemli.

Çünkü ihracatçı açısından kredi faizinin yanında kredi üzerindeki vergi yükü de toplam finansman maliyetini artırıyor. BSMV’nin kaldırılmasıyla birlikte kredi maliyetinde doğrudan bir düşüş meydana geliyor.

Örneğin:

Finansman maliyetinin yüzde 23,95 olduğu varsayıldığında ve BSMV’nin yüzde 5 olduğu standart yapı dikkate alındığında, yalnızca faiz üzerinden oluşan BSMV yükü teorik olarak maliyeti yüzde 25,15 seviyesine taşıyabilecek bir etki yaratıyor.

Dolayısıyla istisna, özellikle yüksek tutarlı ve uzun vadeli kredilerde ihracatçı açısından milyonlarca liralık maliyet avantajına dönüşebilir.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta ise BSMV’nin kaldırılmasının faiz oranını değiştirmediği, faiz üzerinden doğabilecek vergi yükünü ortadan kaldırdığıdır.

5 milyar TL günlük limit önemli

Düzenlemenin BSMV boyutu kadar önemli diğer tarafı ise reeskont kredi programının kapasitesinin ciddi şekilde artırılmış olması.

300 milyon TL’den 5 milyar TL’ye çıkarılan günlük limit, yaklaşık 16,7 katlık bir artış anlamına geliyor.

Bu durum reeskont kredisinin artık yalnızca sınırlı sayıdaki ihracatçı için kullanılan bir finansman aracı olmaktan çıkarılıp daha geniş bir ihracatçı kitlesine ulaştırılmasının hedeflendiğini gösteriyor.

TCMB’nin reeskont kredileri, vadeli ihracat ve döviz kazandırıcı hizmetlerden doğan alacakların bankalar aracılığıyla Merkez Bankası reeskontuna götürülmesi yoluyla ihracatçıya finansman sağlanmasına dayanıyor.

İhracatçı açısından ne değişiyor?

Yeni düzenlemeyi yalnızca “vergi istisnası” olarak görmek eksik olur.

Aslında üç ayrı kanal aynı anda çalışıyor:

1. Kredi maliyeti düşüyor.
BSMV istisnasının genişletilmesi özellikle uzun vadeli kredilerde finansman yükünü azaltıyor.

2. Krediye erişim kapasitesi artıyor.
Günlük limitin 5 milyar TL’ye çıkarılması, programın toplam kullandırım kapasitesini ciddi biçimde büyütüyor.

3. İhracatçının bilançosu rahatlıyor.
Finansman maliyetinin düşmesi, ihracatçı şirketlerin faiz giderlerini azaltarak faaliyet kârlılığı ve nakit akışı üzerinde olumlu etki yaratabilir.

Bu nedenle düzenleme sadece bankacılık sektörü açısından değil, sanayi şirketlerinin maliyet yapısı ve ihracat rekabetçiliği açısından da önemli.

“Ucuz kredi” tek başına yeterli mi?

Burada önemli bir ayrıntı bulunuyor.

Reeskont kredilerinin maliyetinin düşürülmesi ihracatçı için önemli bir avantaj olsa da, krediye erişimin fiilen ne kadar kolaylaşacağı bankaların tahsis politikalarına ve ihracatçıların kredi değerliliğine de bağlı.

Dolayısıyla 5 milyar TL’lik günlük limitin artırılması tek başına yeterli değil. Bu kaynağın özellikle finansmana erişimde zorlanan KOBİ’lere, emek yoğun sektörlere ve ihracat potansiyeli yüksek firmalara ne ölçüde ulaşacağı kritik olacak.

TCMB’nin reeskont uygulamalarında son dönemde KOBİ’lerin erişimini ve ihracat performansını dikkate alan mekanizmalar da öne çıkıyor.

Bankalar açısından da önemli

Düzenlemenin bir başka boyutu ticari bankalar.

Reeskont kredileri bankalar üzerinden kullandırıldığı için BSMV istisnasının kapsamının genişletilmesi, bankaların ihracatçı müşterilerine sunduğu reeskont finansmanının maliyet yapısını etkiliyor.

Bu nedenle yeni düzenleme “ihracatçıya vergi indirimi”nden ziyade, TCMB kaynaklı sübvansiyon niteliğindeki uygun maliyetli finansmanın vergi ayağının da güçlendirilmesi olarak okunabilir.

Ticaret Bakanlığı’nın açıklamasında da reeskont kredilerinin ihracat finansmanındaki temel politika araçlarından biri olduğu ve ihracatçıların finansmana erişiminin artırılmasının yatırım, üretim, istihdam ve ihracat hedefleri açısından önem taşıdığı vurgulanıyor.

Büyük resim: Türkiye ihracat finansmanını ucuzlatmaya çalışıyor

Son düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde Türkiye’nin ihracat finansmanı politikasında belirgin bir yön görülüyor:

Daha yüksek kredi limiti + daha düşük finansman maliyeti + daha az döviz kısıtı + vergi avantajı.

Bu politika özellikle küresel ticarette rekabetin arttığı bir dönemde ihracatçıların maliyet avantajını koruması açısından önem taşıyor.

Nitekim Ticaret Bakanlığı’nın son açıklamalarında yıllıklandırılmış mal ve hizmet ihracatının 405,3 milyar dolara yükseldiği belirtilirken, reeskont kredilerinde finansman koşullarının iyileştirilmesine yönelik çalışmaların sürdüğü ifade edildi.

Bankavitrini yorumu

Yeni BSMV istisnası tek başına büyük bir devrim değil; ancak son dönemde reeskont kredilerinde yapılan düzenlemelerle birlikte değerlendirildiğinde önemli bir finansman paketi ortaya çıkıyor.

Buradaki kritik soru artık “ihracatçıya ucuz kredi verilecek mi?” değil, “bu ucuz kaynağa hangi ihracatçı ne kadar ve ne hızla ulaşabilecek?”

Çünkü yüksek faiz ortamında yüzde 23,95 maliyetle sağlanan ve BSMV avantajı da bulunan reeskont finansmanı, piyasa koşullarına kıyasla oldukça önemli bir avantaj yaratıyor. Ancak avantajın ihracatçı şirketlerin gerçek finansman maliyetine yansıması için bankaların kredi tahsis süreçlerinin de bu mekanizmayla uyumlu çalışması gerekiyor.

Sonuç olarak 5 Eylül düzenlemesi, ihracatçıların finansman maliyetini aşağı çeken; özellikle uzun vadeli finansmanda etkisi daha fazla hissedilecek yeni bir destek mekanizması niteliğinde.

Ticaret Bakanlığı · TCMB

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Kara paranın görünmez kalkanı: Nakit karşılıklı krediler

Bankaların yumuşak karnı: Nakit karşılıklı krediler gerçekten yeterince denetlendi mi? Para bankada, kredi yine bankadan… Peki paranın gerçek kaynağını kim araştırıyor?

Yayınlanma:

|

25 yıl Bankacılık deneyimi, 7 yıllık Mahkemelere Bankacı Bilirkişisi olarak yüzlerce ağırlıklı Dolandırıcılık Raporları hazırlamış biri olarak Kara Para aklama yöntemlerinden biri olan Bankalardaki “Nakit Karşılıklı Kredileri” mercek altınması gerektiğini yıllardır yazdım. Bu konuyu biraz daha derinlemesine ele alalım:

Bankacılık sisteminde en risksiz kredilerden biri gibi görünen bir kredi türü vardır: nakit karşılıklı, mevduat rehni karşılığı veya nakit teminatlı krediler.

Müşterinin bankada parası vardır. Bu para mevduat, döviz hesabı, vadeli hesap veya başka bir likit finansal varlık olarak bankaya rehnedilir. Banka da bu varlığın belli bir oranına kadar müşteriye kredi açar. Klasik kredi riski açısından bakıldığında banka için son derece güvenli bir işlemdir.

Çünkü müşteri krediyi ödemezse banka elindeki nakit teminatı kullanabilir.

Tam da burada çok önemli bir soru ortaya çıkıyor: Banka kredi riskini çok iyi kontrol ederken, teminat olarak aldığı nakdin nereden geldiğini aynı derinlikte kontrol ediyor mu?

Daha önemlisi: BDDK denetimleri, banka teftiş kurulları, iç kontrol birimleri ve MASAK uyum mekanizmaları nakit karşılıklı kredileri yalnızca “kredi riski düşük işlemler” olarak mı görüyor, yoksa fonun gerçek kaynağına kadar gidiyor mu?

Çünkü uluslararası kara para aklama literatürü bize çok önemli bir şey söylüyor: Bir kredi gerçek bir banka tarafından kullandırılmış olabilir; ama kredinin arkasındaki teminatın kaynağı suç geliri ise kredi işlemi paranın geçmişini temizleyen bir perdeye dönüşebilir.

MASAK’ın kendi yayımladığı aklama yöntemleri arasında da “oto-finans borç yöntemi – loan-back” açık biçimde bulunuyor. MASAK, offshore yapılara taşınan suç gelirinin daha sonra kredi görüntüsü altında sahibine geri döndürülmesini bilinen aklama yöntemlerinden biri olarak tanımlıyor.

OECD ve FATF kaynaklarında bunun bir başka versiyonu “back-to-back loan”, yani karşılıklı/arka arkaya kredi yapıları olarak karşımıza çıkıyor. OECD’ye göre mevcut bir banka mevduatının veya başka bir nakit varlığın teminat gösterilmesiyle üçüncü taraf finans kuruluşundan alınan kredi, teminatın suç gelirinden oluşması halinde aklama mekanizmasının parçası haline gelebiliyor.

Dolayısıyla sorun kredi değil.

Sorun, krediye kaynak teşkil eden teminatın ekonomik kökenidir.

Nakit karşılıklı kredi nasıl bir “kaynak maskeleme aracına” dönüşebilir?

Basit bir örnek düşünelim:

Bir şirketin veya kişinin banka hesabında 10 milyon dolar bulunuyor. Paranın ekonomik kaynağı konusunda soru işaretleri olduğunu varsayalım. Bu kişi 10 milyon doları doğrudan başka bir ülkeye gönderdiğinde karşı taraftaki banka şu soruyu sorabilir:

“Bu 10 milyon dolar nereden geldi?”

Ticaret mi? Mal satışı mı? Şirket sermayesi mi? Gayrimenkul satışı mı? Temettü mü? Miras mı? Borç mu? Başka bir ekonomik faaliyet mi?

Ancak aynı para bir Türk bankasında teminat haline getirilip bunun karşılığında kredi kullandırıldığında müşterinin bilançosunda ve banka hareketlerinde yeni bir katman ortaya çıkar: BANKA KREDİSİ.

Yurt dışına giden fonun işlem açıklamasında veya şirket kayıtlarında artık “kredi” bulunabilir.

Karşı ülkedeki banka açısından bakıldığında da görünürde düzenli bir finansal kaynak vardır: Türkiye’de lisanslı bir banka tarafından kullandırılmış kredi.

Fakat kritik AML sorusu hâlâ cevaplanmamıştır: Kredinin kaynağı banka olabilir; peki bankanın krediyi verirken aldığı nakit teminatın kaynağı nedir? İşte finansal suçlarla mücadelede source of funds ile source of wealth ayrımı burada önem kazanıyor. Paranın son çıktığı hesap yalnızca ilk katmandır.

Gerçek bir AML incelemesi paranın ekonomik kökenine kadar gitmek zorundadır.

MASAK’ın şüpheli işlem göstergeleri aslında tehlikeyi yıllardır tarif ediyor

MASAK’ın yayımladığı şüpheli işlem göstergelerinde bu dosya açısından son derece dikkat çekici başlıklar bulunuyor.

Örneğin; yüksek meblağlı kredi veya borcun makul açıklama olmadan kısa sürede kapatılması, kredinin nerede kullanılacağı konusunda ikna edici bilgi sunulamaması, işletmenin faaliyetiyle orantısız hesap hareketleri, olağan dışı sınır ötesi para transferleri, birbirine yakın tutarlardaki paraların kısa aralıklarla ülkeye girip çıkması, yurt dışındaki hesapların kredi ilişkilerinde teminat olarak kullanılması şüpheli işlemler arasında sayılıyor.

Bu göstergeler yan yana konulduğunda aslında şu prensip ortaya çıkıyor: Bankanın “müşterim kredi kullandı” demesi AML incelemesini bitirmemeli; tam tersine bazı durumlarda incelemenin başlangıcı olmalıdır.

ABD bankacılık sisteminin AML denetim rehberlerinde de nakit teminatlı krediler özel risk göstergeleri arasında.

FFIEC rehberinde; üçüncü kişiye ait mevduatla teminatlandırılan krediler, kaynağı bilinmeyen fonla oluşturulan mevduata karşı kredi verilmesi, ekonomik amacı olmayan ve bankaya hemen hemen hiç kredi riski yaratmadan yüksek komisyon kazandıran krediler şüpheli işlem göstergeleri arasında sıralanıyor.

Asıl denetlenmesi gereken şey kredi dosyası değil, paranın yolculuğu

Klasik banka teftiş mantığında kredi dosyasına bakılır: Müşteri kim? Limit ne? Teminat yeterli mi? Rehin düzgün kurulmuş mu? Kredi sınıflandırması doğru mu? Karşılık ayrılması gerekiyor mu?  Yetki limitlerine uyulmuş mu?

Bunlar elbette önemlidir.

Fakat nakit karşılıklı kredilerde denetimin bundan çok daha ileri gitmesi gerekir. Çünkü kredi riski neredeyse sıfırken AML riski yüksek olabilir.

Denetçinin sorması gereken asıl sorular şunlardır: Teminat olan para bankaya nereden geldi?

Kaç gün önce geldi? Yurt dışından mı geldi? Başka bankadan mı aktarıldı? Başka bir krediden mi oluştu? Şirketin ticari faaliyetleri bu büyüklükte para yaratabilecek durumda mı? Para geldikten ne kadar sonra rehnedildi? Rehin karşılığında kredi hangi hesaba geçti? Kredi aynı gün başka bankaya aktarıldı mı? Orada tekrar mevduat veya teminat oldu mu? Kredi başka bir finansal ürüne yatırıldı mı? Aynı nihai faydalanıcı farklı şirketlerle zinciri tekrarladı mı?

İşte gerçek denetim burada başlıyor.

Son söz

Nakit karşılıklı kredi bankanın bilançosu açısından belki de en güvenli kredi türlerinden biridir.

Fakat kara para aklama ve finansal kaldıraç açısından en fazla dikkat edilmesi gereken kredi türlerinden biri de olabilir.

Çünkü bankanın açısından güvenli olan şu formül: “Param teminatta, dolayısıyla kredim güvende” kamu otoritesi açısından yeterli değildir.

Kamu otoritesinin sorması gereken soru şudur: “Teminattaki o para nereden geldi?”

Erol TAŞDELEN – Ekonomist   www.bankavitrini.com

 

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

DenizBank’tan karbon yoğun sektörlere dönüşüm finansmanı

DenizBank, sürdürülebilir finansman kapsamını genişletmek ve emisyon yoğun sektörlerin dönüşümünü desteklemek üzere, ana hissedarı Emirates NBD ile birlikte Geçiş Finansmanı Çerçevesi’ni yayımladı.

Yayınlanma:

|

Yazan:

 Türkiye’de ilk kez ayrı bir kılavuz doküman olarak yayımlanan Geçiş Finansmanı Çerçevesi; yüksek emisyonlu sektörlerin karbonsuzlaşmasına katkı sağlayan faaliyetlerin belirlenmesi, değerlendirilmesi ve sınıflandırılması için sistematik bir metodoloji ortaya koyuyor.

DenizBank Genel Müdürü Recep Baştuğ, konuya ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “Düşük karbonlu ekonomiye geçiş, bugün yalnızca iklim hedefi değil; ülkelerin büyüme modelleri ve rekabet gücü üzerinde belirleyici bir unsur. Ülkemizde de özellikle AB Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın mali yükümlülüklerinin başlamasıyla, ihracatçı sektörlerimiz açısından dönüşüm ihtiyacı daha kritik hale geldi. Bu noktadaki rolümüz ve amacımız, uzun soluklu bir finansman ortağı olarak dönüşüm sürecindeki şirketlerin yanında yer almak. Ana hissedarımız ile birlikte hayata geçirdiğimiz Geçiş Finansmanı Çerçevemizle, özellikle yeşil dönüşümü zor sektörlerdeki şirketlerin kendi somut dönüşüm hedeflerini finanse etmesine imkan tanıyan bir yaklaşım sunuyoruz. Önümüzdeki dönemde de düşük karbonlu ekonomiye adil ve kapsayıcı geçiş için reel sektörün uzun vadeli finansman ihtiyaçlarına çözüm üretmeyi sürdüreceğiz.”

Geçiş Finansmanı Çerçevesi Hakkında

Geçiş Finansmanı Çerçevesi, üretim, demir-çelik, çimento, madencilik, gayrimenkul, ulaştırma ve tarım başta olmak üzere karbon yoğun ve emisyon azaltımı zor sektörlerde faaliyet gösteren şirketlerin, Paris Anlaşması hedefleriyle uyumlu geçiş yolları doğrultusunda karbonsuzlaşmasını desteklemeyi amaçlıyor.

ICMA İklim Geçiş Finansmanı El Kitabı ve İklim Geçiş Tahvili Kılavuzu ile Kredi Piyasası Birliği (LMA), Asya Pasifik Kredi Piyasası Birliği (APLMA) ve Kredi Sendikasyonları ve Alım Satım Birliği (LSTA) tarafından yayımlanan uluslararası rehberler dikkate alınarak hazırlanan Çerçeve’nin uluslararası standartlarla uyumu, bağımsız dış değerlendirici DNV tarafından sağlanan İkinci Taraf Görüşü ile destekleniyor.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.