Connect with us

GÜNDEM

İş Yerinde Gizli Tehdit Yaratan Yepyeni Kavram: Sessiz Kısıtlama

Yayınlanma:

|

Sessiz tehlikelere yenisi eklendi. 2022 yılında iş dünyasında aslında yıllardır yaşanan bazı durumlar sosyal medyanın gücü ile terim olarak karşımıza çıktı ve sırasıyla çalışma hayatı trendleri olarak sayılmaya başlandı.

Büyük istifanın yankıları azalarak da olsa devam ederken, ekonomik kriz ve işgücü daralmasıyla büyük durgunluk devrine geçiş tartışılmaya başlandı. Ancak görünen o ki şirketler için sessiz tehlikeler devam ediyor. Sessiz istifa, sessiz kovulma ve şimdi sessiz kısıtlama ortaya çıktı.

Şirketlerde çalışanların işini yalnızca onlardan beklenen ölçüde yapması, çalışanların kendi iş yaşam dengelerini korumaya çalışmasıyla bilinen sessiz istifanın peşinden sessiz kovulma ortaya çıktı. Yöneticilerin çalışanın gelişimini ve ilerlemesini engellemeye çalışması ile mobbing (yıldırma) sayılan ve çalışanı işten ayrılmaya zorlaması durumu olarak sessiz kovulmanın arkasından yeni kavram sessiz kısıtlama, çalışanın diğer çalışana uyguladığı tehlikeli bir yöntem olarak karşımıza çıkıyor.

Sessiz kısıtlama, çalışanların iş yerinde diğer çalışanların işlerini yapmalarına yardımcı olabilecek olmasına rağmen iş ile ilgili önemli bilgileri saklamaları durumunu anlatıyor. Çalışma arkadaşlarının kariyerlerini ve performanslarını olumsuz yönde etkileyen bu durum, en büyük zararı şirketin kendisine veriyor.

Küresel bir öğrenme platformu şirketi olan Kahoot! tarafından üretilen İşyeri Kültürü Raporu, çalışanların yarısından fazlasının (yüzde 58) , iş arkadaşlarına fayda sağlayabilecek bilgilere sahip olduklarını bildikleri halde bilgilerini sakladığını gösterdi.

Değerli bilgileri ekipleri ve iş arkadaşlarıyla neden paylaşmadıkları sorulduğunda; yüzde 26’sı kendilerine hiç soru sorulmadığını, yüzde 23’ü bunu yapmanın kolay bir yolu olmadığını ve yüzde 23’ü işte kendini ifade etmesinin engellendiğini hissettiğini aktardı.

Araştırmaya katılan kuşaklar incelendiğinde;  Z kuşağı çalışanları (Pew Research tarafından 1997 ile 2012 arasında doğan kişiler olarak tanımlanmıştır.) Yüzde 77 oranıyla sessiz kısıtlama yapma olasılığı en yüksek olan kuşak oldu.

Uzmanlar, pandemi sonrası değişen çalışma modeli olarak uzaktan çalışmanın sessiz kısıtlamayı artırmış olma ihtimalini savunuyor. Uzaktan yapılan işe alım ile beraber oryantasyon sırasında yeterince iş güvencesi ve ekibe dahil olma duygusu oluşmamış çalışanların işbirliğinden daha çok kaçınabilmesi daha olası görünüyor. İşbirliği yerine rekabetçi davranışlar da paylaşımı engelliyor.

Ülkemizdeki sessiz kısıtlamayı öğrenmek adına LinkedIn hesabımda gerçekleştirdiğim en son anket, bilgi paylaşmaktan kaçınan çalışanların büyük çoğunlukta olduğunu gösterdi. Farklı şirketlerde çalışan ve ankete katılan 2 bin 552 çalışandan yüzde 94’ü işyerinde bildiklerini paylaşmaktan kaçınan insanlara rastladığını belirtti.

Ankete katılan çalışanların neredeyse tamamının bilgilerin saklanıldığını ve bilgileri saklayan kişilere denk geldiğini ifade etmesi düşündürücü bir sonuç. Bu davranış, başkalarının da aynı davranışı göstermesine sebep oluyor mu?

Ankete katılan kişilerden gelen yorumlarda ise çalışma arkadaşını rakip olarak görmek, kendi pozisyonunu korumaya çalışmak ve ekip arkadaşının kariyerinde ilerlemesinin çalışan için tehdit yaratacağı düşüncesi yüzünden bilgi paylaşmaktan kaçınıldığı ortaya çıktı.

Sessiz Kısıtlama Şirkete Nasıl Zarar Verir?

Sessiz kısıtlama ile beraber huzurlu çalışma ortamı ve takım çalışması, yerini işbirliği yoksunluğu olan rekabetçi bir ortama bırakıyor. Bireysel başarı sağlamak üzerine kurulan kariyer planlaması orta vadede yetenek yönetiminde büyük sorunlara sebep olacaktır. Şirketlerin gündemi olan yeteneklerin doğru yönlendirilememesi ve geliştirilememesi iş verimini düşürerek şirket kazancında negatif etkiler yaratacaktır. İşbirliğinin ve ekip gücünün azalması şirketlerin en değerli sermayesi olan şirket kültürü için çok ciddi bir tehdittir. Kültürü zedelenen bir şirket uzun vadede tüm varlığını kaybetme tehlikesine düşecektir. “Bir işletmede rekabetin işbirliğinden önce gelmemesi çok önemlidir.” ( Piper’ın kurucusu ve CEO’su Sathya Smith)

Sessiz kısıtlama, ekip üyeleri ve yönetim arasındaki ilişkilere zarar verme potansiyeline sahiptir ve kötü iş sonuçlarına yol açar.

Sessiz Kısıtlama ile Nasıl Başa Çıkılabilir?

Çalışanların takım ruhunu benimsemesini sağlayacak uygulamalar yapmak.

Ekip arkadaşları ile bağlarını kuvvetlendirecek faaliyetler, bireysel performans yerine takım performansı göstererek başarılı olacakları görevler, şirket içi ilişkileri güçlendirmek için ekip oluşturma aktiviteleri.

Takdir ve ödüllendirme yollarını çoğaltmak.

Çalışanların şirket kültürüne uygun olarak işbirliğini güçlendiren davranışları için takdir edildiklerini bilmeleri, ekiple beraber hareket ettiklerinde ve çalışma arkadaşlarına fayda sağladıklarında ödüllendirilmeleri. Değer yaratan iş ortamı için çabalarının karşılıksız kalmıyor olması, bu bilincin sağlanmasında önemli olacaktır. Şirketlerin, çalışanların takım oyuncuları oldukları ve uzmanlıklarını paylaştıkları için ödüllendirmenin yollarını bulmaları gerekiyor.

Araştırmalara göre, doğru takdiri aldıklarını söyleyen çalışanların işe katılma olasılıkları dört kat daha fazla olduğu için çalışan takdiri, uyumlu bir işgücü yaratmada büyük pay sahibidir.

Yeni işe başlayan çalışanların diğer çalışanlar ile iletişimini güçlendirmek.

Yeni çalışanların mevcut çalışma arkadaşları ile bağ kurmasına yardımcı olmak için tanışma toplantıları düzenlemek, ekip arkadaşları ile birlikte geçirecekleri zamanlar yaratılmasını sağlamak, şirkete ve ekiplere uyumunu kolaylaştıracak oryantasyon ve eğitim programları tasarlamak ile başlayan sürecin devamında iletişim seviyesini takip ederek çalışanın ihtiyaçlarının farkında olmak önemlidir. Yeni çalışanın ekibe tamamen kazandırılma sürecinde devamlı desteklendiğinden emin olmak gerekiyor.

Adil bir performans değerlendirme sistemi uygulamak.

Çalışanların şirketin performans değerlendirme sistemine ve emeğinin karşılığını alabileceğine olan güveni, işbirliğini artıracak önemli faktörler arasındadır. Çalışan kendi çalışma performansının doğru ve adil biçimde değerlendirildiğine emin olduğunda kendi kariyer yolculuğu konusunda endişe duymayarak, diğer çalışanlara karşı rekabetçi tavırlar yerine dostça yaklaşım sergiler. Bilgi ve deneyimlerini saklamak yerine, şirket iş çıktısı verimini artırmak için fayda sağlamaktan ve ekip arkadaşlarını geliştirmekten kaçınmayacaktır.

İş birliği temelli bir şirket kültürü oluşturmak.

En zor, en kapsamlı çalışmaları içeren ve yaratması uzun soluklu bir maraton gerektiren şirket kültürü, şirketin en üstleri tarafından aşağıya doğru aynı biçimde yansıması gereken değerleri içerir. Şirket değerleri arasına takım çalışmasını ekleyerek çalışan profilinin de bu değere sahip şekilde oluşturulması önemlidir. Tüm iş süreçlerinde bu kültür ile hareket edilmesi bireysellik anlayışından uzak, çalışma barışı içinde kolektif başarı ortamı yaratacaktır.

Alfred Adler felsefesinde güç arzusunun olduğu yerde işbirliği duygusunun yara almasından bahsedilir; çünkü güç elde etme arzusuna sahip olan bir kişi yalnızca kendisini, gücünü, prestijini düşünür ve başkalarına hiç aldırış etmeden hareket eder.

Bu tanımdan da yola çıkarak şirketlerde tek elde edilen gücün önemi yerine her çalışanın önemli olduğu bir şirket kültürü olması gerekir. Çalışanların kendilerine şirket ve yönetim tarafından eşit değer verildiğini hissetmeleri birliktelik duygularını ve bağlılıklarını olumlu yönde etkileyecektir.

“Başkasına yararı dokunan insan, en kusursuz insandır.” demiş Sophokles.

En kusursuz insanın başkasına fayda sağlayan insan olduğu durumda, en kusursuz şirket de paylaşma ve dayanışma içeren çalışma ortamına sahip olan şirkettir diyebiliriz.

Unutmayalım;  en büyük güç, birlikteliğin yarattığı güçtür, en büyük başarı, birlikte kazanılan başarıdır.

Okumaya devam et

GÜNCEL

Warsh dönemi başladı: Fed’de kurallar yeniden yazılıyor

Yayınlanma:

|

Yazan:

Dün akşam sonuçlanan Fed’in olağan Haziran ayı FOMC toplantısında, politika faizi beklentilere paralel tüm üyelerin ortak kararıyla %3,50-%3,75 aralığında sabit bırakıldı. Ancak güncellenen projeksiyonlar, Mart ayında ağırlık kazanan faiz indirimi beklentilerinin aksine, yıl sonuna kadar bir faiz artırımının yeniden masaya geldiğini gösterdi. Karar metninden gelecekteki faiz adımlarına ilişkin tüm yönlendirmelerin çıkarılması dikkat çekerken, önceki dönemlere kıyasla oldukça sade bir metinle karşılaştık. Enflasyon tahminleri yukarı yönlü revize edilirken, büyüme beklentilerinde ise sınırlı da olsa aşağı yönlü güncelleme yapıldı. Meşhur nokta grafikte (dot plot), 19 politika yapıcıdan yalnızca 18’i faiz projeksiyonu paylaşırken, eksik kalan tahminin yaklaşık üç hafta önce göreve başlayan ve uzun süredir dot plot uygulamasını eleştiren Warsh’a ait olduğunu da not edelim.

Bu nedenle gözler karar metninin ardından mikrofon karşısına geçen Warsh’a çevrildi. Faiz kararının sürpriz yaratmadığı toplantıda asıl dikkat çeken unsur, Fed’in iletişim stratejisinde başlayan değişim oldu. Piyasalara net bir yön vermekten kaçınan Warsh, bir sonraki adımın ne olacağına dair yönlendirme yapamayacağını söylerken, Fed’in karar alma süreçleri, veri kullanımı, bilanço yönetimi ve iletişim politikalarını kapsayan kapsamlı bir gözden geçirme süreci başlattığını açıkladı. Uzun süredir Fed’in aşırı yönlendirme yaptığı görüşünü savunan Warsh’ın bu yaklaşımını, piyasalara daha az sinyal veren ve Fed’in eski Başkanı Alan Greenspan dönemini hatırlatan bir merkez bankacılığı anlayışına dönüş olarak yorumladık.

Her ne kadar projeksiyonlar faiz artırım ihtimalinin güçlendiğine işaret etse de, Warsh kendi faiz beklentisini paylaşmaktan özellikle kaçındı. Bu nedenle piyasalarda oluşan ilk izlenim, yeni başkanın para politikasının yönünü değiştirmekten çok Fed’in çalışma biçimini değiştirmeye odaklandığı yönünde oldu. Sadece manşet enflasyona bakmanın hatalı olduğunu belirten Warsh, kredibilite konusunda siyasî baskılara boyun eğmeyeceklerini ve veriler nereye işaret ediyorsa oraya gideceklerini söyledi. Warsh, üyelerin projeksiyonlarına da temkinli yaklaşılması gerektiğini vurgulayarak, tüm tahminlerin “büyük silgili kurşun kalemlerle yazıldığını” ifade etti. Bu metaforu, Fed üyelerinin altı hafta sonra bambaşka bir ekonomik tablo ile karşılaşabilecekleri ve sıklıkla değişebileceği yönünde yorumladık.

Powell döneminde Fed piyasalara ne yapacağını anlatmaya çalışırken, Warsh’ın ilk mesajı Fed’in önce kendisini sorgulayacağı yönünde oldu. Bu kapsamda enflasyon hedeflemesi, iletişim politikası, kullanılan ekonomik veriler, verimlilik, istihdam dinamikleri ve bilanço yönetimini inceleyecek beş ayrı çalışma grubu kuruldu. Warsh, söz konusu çalışmaların yıl sonuna kadar tamamlanmasını beklediğini belirtirken, Fed’in önümüzdeki dönemde yalnızca para politikasını değil, karar alma süreçlerini de yeniden şekillendirebileceğinin sinyalini verdi.

Fed kararı öncesinde oldukça iyimser bir seyir izleyen küresel mali piyasalar, kararın ardından kazanımlarını koruyamadı. Avrupa ve Japonya Merkez Bankalarının faiz artırdığı bir ortamda Fed’in de tonunu bir miktar şahinleştirmesi ve dokuz politika yapıcının yıl sonu gelmeden 25 baz puanlık bir faiz artırımını öngörmesi, risk iştahını törpüledi. ABD borsaları dün geceyi %1’in üzerinde kayıpla tamamlarken, karar öncesinde yükseliş serisini beşinci güne taşımaya hazırlanan kıymetli metaller de yönünü aşağı çevirdi. ABD doları değer kazanırken, tahvil faizleri yükseldi.

Öte yandan bu sabah küresel mali piyasalarda dün akşam Fed toplantısı ardından egemen olan karamsar havanın dağıldığını görüyoruz. ABD ile İran arasında haftalardır beklenen geçici anlaşma iki ülke liderlerinin imzasıyla yürürlüğe girerken, piyasalarda risk iştahını destekleyen haber akışı güç kazandı. Anlaşma, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasını, İran’a yönelik bazı yaptırımların gevşetilmesini, dondurulmuş varlıklara erişimin kolaylaştırılmasını ve önümüzdeki 60 gün boyunca kalıcı bir anlaşma için müzakerelerin sürdürülmesini öngörüyor.

Bununla birlikte anlaşmanın nihai bir barış anlaşması olarak değerlendirilmesini erken olarak yorumluyoruz. Trump, İran’ın yükümlülüklerini yerine getirmemesi durumunda askerî operasyonların yeniden başlayabileceğini açık şekilde ifade ederken, İsrail’in Lübnan’da sürdürdüğü operasyonlar ve Hizbullah’ın saldırıları bölgesel tansiyonun tamamen düşmediğini gösteriyor. Üstelik İran’ın füze kapasitesi, uranyum stoklarının nihai akıbeti ve yaptırımların kaldırılma takvimi gibi en kritik başlıklar da önümüzdeki 60 günlük müzakere sürecine bırakılmış durumda.

Şubat ayında İran’ın füze sanayisini yerle bir edeceğiz diyen Trump’ın bugün başkalarında varsa onların da belli ölçüde sahip olması haksızlık sayılmaz çizgisine gelmesi oldukça önemli bir değişime işaret ediyor. Savaşın başında öne sürülen hedeflerin önemli bölümünün masada revize edildiğini anlıyoruz. İran yönetimi ve rejimi yerinde kalırken, balistik füze kapasitesi ve zenginleştirilmiş uranyum stoklarına ilişkin en zorlu başlıklar nihai müzakerelere bırakıldı. Bu durumu, anlaşmanın İran açısından beklenenden daha olumlu şartlar içerdiği şeklinde yorumluyoruz.

Brent petrolün varil fiyatı, savaş öncesinde yaklaşık 65 dolar seviyelerinde işlem görürken, arz endişeleriyle 126 dolara kadar yükselmişti. Ancak ABD ile İran arasında imzalanan geçici anlaşmanın ardından fiyatların, teknik açıdan kritik öneme sahip 200 günlük ortalamanın geçtiği 78 dolar seviyelerine kadar geri çekildiğini görüyoruz. Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılacağı ve İran petrolünün kademeli olarak yeniden piyasaya döneceği beklentisi, savaş döneminde oluşan risk priminin önemli ölçüde geri verilmesini sağladı. Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) 2027 yılı için belirgin bir arz fazlası öngörmesi de petrol fiyatları üzerinde aşağı yönlü baskıyı artıran bir diğer unsur oldu.

Faiz getirisi olmayan kıymetli metallerde son günlerde hâkim olan iyimser hava, dün akşamki Fed toplantısının ardından yerini satış baskısına bıraktı. Toplantı öncesinde 4,380 dolar seviyesini test eden altının ons fiyatı, Warsh’ın basın toplantısıyla birlikte yaklaşık 160 dolar gerileyerek 4,220 dolar seviyesine kadar çekildi. Benzer şekilde gümüş de 71,50 dolar seviyelerine kadar yükselmesinin ardından 66,75 dolar seviyesine kadar geri çekildi. Bu sabah işlemlerinde gümüş yeniden 69 dolar seviyelerine toparlanırken, altın ise 4,315 dolar seviyesinde işlem görüyor. Teknik açıdan bakıldığında, gümüşte 200 günlük hareketli ortalama 69 dolar seviyesinden geçerken, altında aynı ortalamanın yaklaşık 4,460 dolar seviyesinde bulunduğunu not edelim.

Yeni güne başlangıcında küresel mali piyasalarda iki farklı hikâyenin aynı anda fiyatlandığını görüyoruz. Bir tarafta Fed’in yeni Başkanı Warsh’ın ilk toplantısında ortaya koyduğu görece şahin duruş ve yıl sonuna kadar faiz artırım ihtimalinin yeniden gündeme gelmesi yer alırken, diğer tarafta ABD ile İran arasında imzalanan geçici anlaşmanın yarattığı iyimserlik risk iştahını desteklemeye devam ediyor.

Asya piyasalarında bu sabah alıcılı bir seyir hâkim olurken, Japonya’nın Nikkei endeksi tarihinde ilk kez 71 bin puan seviyesinin üzerine yükseldi. Nikkei %1,6 artış kaydederken, son dönemlerin flaş ismi Güney Kore borsası %1,5 yükseldi. ABD borsalarının vadeli işlemlerinde %1 civarında yükseliş görüyoruz. Bununla birlikte piyasalardaki iyimserliğin temelinde kalıcı bir barış anlaşmasından ziyade, taraflara 60 günlük müzakere süresi tanıyan geçici bir uzlaşı bulunduğunu da gözden kaçırmamak gerekiyor. Trump’ın anlaşmayı imzalamasına rağmen yükümlülüklerin yerine getirilmemesi hâlinde askerî operasyonların yeniden başlayabileceğini söylemesi, jeopolitik risklerin tamamen ortadan kalkmadığını gösteriyor.

Avrupa ve Japonya Merkez Bankalarının 25 baz puan faiz artırımına gitmeleri ardından bugün gözler İngiltere Merkez Bankası’nın (BoE) faiz kararında olacaktır. Piyasalar politika faizinin %3,75 seviyesinde sabit bırakılmasını beklerken, karar metninin satır aralarını dikkatle okuyacağız. Özellikle ABD ile İran arasında imzalanan geçici anlaşmanın ardından petrol fiyatlarında yaşanan geri çekilme, son haftalarda enflasyon görünümünü bozan en önemli risklerden birinin şimdilik zayıflamasına olanak sağladı. Öte yandan, İngiltere’de dün açıklanan enflasyon verisinin Mayıs ayında %2,8 seviyesinde sabit kalması ve beklentilerden daha olumlu bir tablo ortaya koyması da Merkez Bankası’nın elini rahatlatmış görünüyor. Hatırlanacağı üzere piyasa savaş öncesinde yıl içinde iki faiz indirimi beklerken, çatışmaların başlamasıyla birlikte dört faiz artırımını fiyatlamaya başlamıştı. Gelinen noktada ise beklentiler yeniden tek bir faiz artırımına kadar gerilemiş durumda.

Fed kararı ardından GBPUSD paritesi 1,33 seviyelerinin altını test ederek son 10 haftanın en düşük seviyesine gerilerken, faiz artırım kararına rağmen Yen’in dolar karşısında Japon otoritelerinin kritik bir eşik olarak gördüğü 160 seviyesinin altına gerilemekte zorlandığını görüyoruz. G7 Zirvesinde Ukrayna’ya hava savunma ve uzun menzilli silah desteğinin artırılması kararı alınırken, Rusya’nın petrol gelirlerini hedef alan yeni yaptırımların da devreye sokulacağı açıklandı. Son dönemde sahada daha dirençli bir görüntü çizen Ukrayna’nın, olası müzakerelerde elini biraz daha güçlendirdiğini düşünüyoruz.

Türkiye cephesinde ise ABD piyasalarının yarın tatil nedeniyle kapalı olacak olmasının da etkisiyle, dört günlük fonlama maliyetini fiyatlayan USDTRY kuru pazartesi valörlü işlemlerde 46,45 seviyesine yükseldi. CDS risk primi 220 baz puan seviyesine gerileyerek savaş öncesi döneme dönerken, petrol fiyatlarında yaşanan geri çekilmenin Türkiye’nin cari açık ve enflasyonla mücadelesine destek sağlayacağı beklentisiyle iki yıl vadeli gösterge tahvilin bileşik faizi de %41,50 seviyesine kadar geriledi.

Hatırlanacağı üzere TCMB son Enflasyon Raporu’nda 2026 yılı için ortalama petrol fiyatını 89,4 dolar olarak varsaymıştı. Brent petrolün bu sabah 78 dolar seviyelerine kadar geri çekilmesi, mevcut tablonun korunması hâlinde enflasyon görünümüne yönelik riskleri azaltabileceğini düşünüyoruz. Bu nedenle, devam eden dezenflasyon sürecinin de desteğiyle, TCMB’nin faiz indirimlerine beklenenden daha erken başlayabileceği ihtimalini tamamen göz ardı etmemek gerektiğini düşünüyoruz.

Emre Değirmencioğlu

Okumaya devam et

GÜNCEL

Bankavitrini.com Sabah Bülteni

Yayınlanma:

|

Yazan:

16 Haziran 2026 Salı

Güne Başlarken: Piyasaların Gündemi

Küresel piyasalar yeni güne jeopolitik risklerin kısmen azalması, petrol fiyatlarındaki geri çekilme ve yarın açıklanacak Fed faiz kararı beklentileriyle başlıyor. ABD-İran arasında Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasına yönelik diplomatik ilerleme haberleri risk iştahını artırırken, yatırımcıların odağı artık tamamen Fed Başkanı Kevin Warsh’ın ilk faiz toplantısına çevrilmiş durumda.

Yurt İçi Ekonomi ve Finans

TCMB ve Faiz Beklentileri

Piyasalarda gözler bu hafta yapılacak Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası toplantısında olacak. Enflasyondaki yavaşlama eğilimine rağmen Merkez Bankası’nın sıkı para politikasını koruması bekleniyor.

Büyüme Sonrası Yeni Dönem

Türkiye ekonomisi 2026 yılının ilk çeyreğinde %2,5 büyüme gösterdi. Ancak sanayi üretimi, kredi büyümesi ve iç talepteki yavaşlama sinyalleri ekonomi yönetiminin “denge arayışını” sürdürdüğünü gösteriyor.

Borsa İstanbul’da Kritik Başlıklar

  • 15 Haziran itibarıyla fiili dolaşım oranı hesaplamasında yeni dönem başladı.
  • Düşük fiili dolaşımlı hisselerde oynaklık artabilir.
  • Özellikle SASA, HEKTS, KONTR gibi hisselerde yeni hesaplama yönteminin etkileri yakından izleniyor.

Bankacılık Sektörü

Yüksek faiz ortamı nedeniyle kredi büyümesi kontrollü ilerlerken, bankaların net faiz marjlarında kademeli toparlanma beklentisi korunuyor.

Küresel Ekonomi ve Finans

Fed Kararı Öncesi Bekleyiş

Piyasalar 16-17 Haziran toplantısında Fed’in faizleri sabit bırakmasını bekliyor. Ancak yeni Başkan Kevin Warsh tarafından verilecek mesajlar yılın geri kalanına ilişkin beklentileri belirleyecek. Piyasalar yıl sonuna kadar faiz artırımı ihtimalini yeniden fiyatlamaya başladı.

Petrol Sert Geriledi

ABD-İran arasında anlaşma beklentilerinin güçlenmesiyle petrol fiyatlarında %5’in üzerinde düşüş yaşandı. Hürmüz Boğazı’nın açılması yönündeki beklentiler arz endişelerini azaltıyor.

Altın Cephesi

Petroldeki düşüşe rağmen yatırımcılar Fed öncesi güvenli liman arayışını sürdürüyor. Altın fiyatlarında dalgalı ancak yukarı yönlü eğilim dikkat çekiyor.

ABD Borsaları

  • Yapay zeka hisselerindeki değerlemeler sorgulanmaya devam ediyor.
  • VIX endeksi yeniden yükseliş göstererek risk algısının tamamen ortadan kalkmadığını işaret ediyor.
  • Teknoloji hisselerinde kar satışları izleniyor.

Döviz ve Emtia

Varlık Görünüm
Dolar Endeksi (DXY) Fed öncesi yatay
Euro/Dolar Dalgalı
Altın Fed odaklı yükseliş eğilimi
Gümüş Altını takip ediyor
Brent Petrol Jeopolitik risk azalmasıyla geri çekiliyor
Doğalgaz Orta Doğu gelişmelerine duyarlı

Bugün Takip Edilecek Başlıklar

  1. Fed toplantısı öncesi ABD verileri
  2. Petrol piyasasında Hürmüz Boğazı gelişmeleri
  3. TCMB faiz beklentileri
  4. Borsa İstanbul’da yeni fiili dolaşım düzenlemesinin etkileri
  5. Jeopolitik risklerde diplomatik temaslar

Bankavitrini Yorumu

Piyasalar bu hafta iki ana başlık arasında sıkışmış durumda:

Bir tarafta Fed’in vereceği faiz mesajları, diğer tarafta Orta Doğu kaynaklı enerji ve jeopolitik riskler.

Eğer ABD-İran görüşmeleri somut bir anlaşmaya dönüşür ve Fed beklenenden daha yumuşak bir ton kullanırsa; küresel risk iştahında güçlü toparlanma görülebilir. Ancak Fed’in şahinleşmesi durumunda özellikle gelişmekte olan ülke piyasalarında yeniden satış baskısı oluşabilir.

Bugünün ana sorusu: “Petrol düşerken Fed piyasalara nefes aldıracak mı?”

Hazırlayan: Erol TAŞDELEN
Bankacılık, Finans ve Ekonomi Haber Portalı
bankavitrini.com

Okumaya devam et

Gülbeyaz Gergün

Bir fotoğrafın anlattığı tarım gerçeği

Yayınlanma:

|

Toprağın sessiz çığlığı: Tarım aletleri tezgâhta, üretici çıkmazda

Fotoğraftaki manzara aslında sadece bir köylünün eski tarım aletlerini satması değil; Türkiye tarımının son yıllarda yaşadığı dönüşümün ve sıkışmışlığın sembolü niteliğinde.

Bir çiftçi için yıllarca kullandığı tırmık, yaba, kürek veya çapa sadece bir ekipman değildir. O aletler; üretimin, emeğin, alın terinin ve toprağa bağlı yaşamın hafızasıdır. Çiftçinin bu aletleri satışa çıkarması çoğu zaman “artık kullanmıyorum” demekten çok daha derin bir anlam taşır: “Üretemiyorum.”

Çiftçi bu hale neden düştü?

1. Girdi maliyetleri kontrolden çıktı

Son yıllarda mazot, gübre, tohum, ilaç, sulama ve enerji maliyetlerinde çok yüksek artışlar yaşandı. Gübre hammaddelerinde dışa bağımlılığın yüksek olması nedeniyle küresel enerji ve jeopolitik gelişmeler doğrudan üretim maliyetlerine yansıyor. 2026 yılında gübre fiyatlarında sert yükselişler yaşanırken mazot fiyatları da çiftçinin en büyük yüklerinden biri haline geldi.

Birçok üretici artık şu soruyu soruyor: “Ektiğim ürün bana para kazandıracak mı, zarar mı ettirecek?”

2. Ürün fiyatı maliyet kadar artmadı

Çiftçi mazotu, gübreyi ve ilacı pahalı alırken ürününü aynı oranda değerlenmiş fiyatlarla satamıyor. Bu nedenle üretimden elde edilen gelir, maliyetleri karşılamakta zorlanıyor.

3. Tarım nüfusu yaşlanıyor

Köylerde genç nüfus giderek azalıyor. Gençler tarımdan uzaklaşıyor, şehirlerde iş arıyor. Tarlada kalanların yaş ortalaması yükseliyor. Sonuçta üretim kapasitesi düşerken birçok arazi ya boş kalıyor ya da kiraya veriliyor.

4. Küçük aile işletmeleri ayakta kalamıyor

Artan maliyetler karşısında küçük ölçekli üreticiler ölçek ekonomisi oluşturamıyor. Büyük işletmeler teknoloji ve finansman avantajına sahipken küçük çiftçi her yıl biraz daha zorlanıyor.

5. İklim riski büyüyor

Kuraklık, düzensiz yağışlar, don olayları ve aşırı sıcaklıklar tarımsal üretimi her geçen yıl daha fazla etkiliyor. Özellikle suya bağımlı bölgelerde verim kayıpları ciddi boyutlara ulaşıyor.

Tarım neden ihmal edildi?

Türkiye uzun yıllar boyunca sanayi, inşaat ve hizmet sektörlerine odaklanırken tarım sektörünün yapısal sorunları yeterince çözülemedi.

Bunların başında:

  • Parçalı arazi yapısı
  • Sulama yatırımlarındaki eksiklikler
  • Üretim planlamasının yetersizliği
  • Kooperatifleşmenin zayıf olması
  • Tarımsal finansmana erişim sorunları
  • Girdi maliyetlerinin dışa bağımlılığı

geliyor.

Devlet destekleri verilse de üreticiler destek miktarlarının maliyet artışlarının gerisinde kaldığını savunuyor.

Tarım ihmal edilirse ne olur?

Gıda fiyatları yükselir

Üretim azalınca arz düşer. Arz düştüğünde tüketici daha pahalı gıda ile karşılaşır.

İthalat bağımlılığı artar

Buğdaydan mısıra, yem hammaddelerinden yağlı tohumlara kadar birçok üründe dışa bağımlılık büyüyebilir. Gıda güvenliği açısından risk oluşur.

Köyler boşalır

Üretici toprağını terk ettikçe kırsal nüfus azalır. Bu da hem sosyal hem ekonomik sorunlar yaratır.

Enflasyon kalıcı hale gelir

Tarımsal üretimdeki daralma, gıda enflasyonunu sürekli yukarı iter. Gıda enflasyonu ise tüm ekonomiyi etkiler.

Stratejik risk oluşur

Tarım sadece ekonomik değil, aynı zamanda milli güvenlik meselesidir. Bir ülke kendi halkını besleyemediği noktada dışa bağımlı hale gelir.

Satılan sadece bir tırmık değil

Fotoğraftaki yaşlı çiftçinin sattığı şey birkaç eski tarım aleti değil.

Satışa çıkan;

  • Bir üretim kültürü,
  • Bir köy ekonomisi,
  • Bir yaşam biçimi,
  • Ve yılların birikimidir.

Bugün tarım aletlerini satan çiftçi, yarın tarlasını satabilir. Tarlasını satan çiftçinin ardından ise ülke daha fazla ithalat, daha pahalı gıda ve daha kırılgan bir ekonomik yapı ile karşı karşıya kalabilir.

Türkiye’nin önündeki temel soru artık şudur: “Çiftçiyi nasıl destekleriz?” değil, “Çiftçi üretimden tamamen çekilmeden ne kadar hızlı harekete geçebiliriz?”

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.