Connect with us

Dr. Abbas Karakaya

İSKİ’DE OLANLARDAN HABERİNİZ VAR MI?

Çerkezköy Yurttaş İnisiyatifi’nden Çekmeköy Serindere’ye yapılan “ıslah” çalışmalarına ciddi itirazlar var. Kendi halinde akan, yazın yer yer kuruyan, nazlı bir derecikten beton bir kanal yapma işi ayrı; “gecekonduları dereye yakın” diye yıkıp mağdur eden zihniyetin dereye sıfır çok katlı apartmanlara imar izni vermesi ayrı hikaye. Ortada kabul edilemez bir ucube ıslah çalışması var.

Yayınlanma:

|

Projesi Olmayan Proje

Çekmeköy Merkez Mahallesinde bulunan Serindere’de bir korsan ‘ıslah’ çalışması yürütülmektedir. İSKİ, İBB tarafından yürütülen bu korsan ‘ıslah’ bir dizi tuhaflık, çelişki ve açıklanmaya muhtaç husus barındırıyor. Konu hakkında kendisine danıştığımız emekli inşaat-hidrolik mühendisi, Türkiye’deki ilk ÇED raporunun müellifi Prof. Dr. İlhan Avcı, dere ıslahının dört projeli bir saha çalışması olduğunu, bilgi edinme kanuna göre projeleri İSKİ’den talep edebileceğimizi ve idarenin projeleri vermek zorunda olduğunu söyledi. Gelin görün ki, son bir yılda, projeleri defaten istememize rağmen alamadık. Daha tuhafı, mahkeme heyetine ‘hazırlıyoruz, bitince sunacağız’ denmesine rağmen hala mahkemeye sunulmuş bir proje yok. ‘Islah’ adı altında kurulan kumpası ve imar oyunlarının aydınlatılması için CHP Yerel Yönetimler Komisyonuyla da ilişkiye geçtik. Komisyon İSKİ’ye yönelttiğimiz dört soruyu bizim adımıza sordu ve İSKİ’den Mart 2021’de ‘imzasız’ (hangi müdürlükten kimin yazdığı belli olmayan, tarihsiz) yazılı bir cevap aldı. Projeleri neden vermiyorsunuz sorumuzun tek bir cümleyle cevap verildi: ‘Söz konusu vatandaşlar idaremizin Kanal Proje Müdürlüğüne gelmiş ve proje hakkında her türlü bilgiyi almışlardır.’ O ‘her türlü bilgi’ neden yazılı olarak tarafımıza ya da mahkemeye yazılı olarak veremiyorsunuz?

Açık Tarafgirlik ve Uyarılar

Korsan ‘ıslaha’ cevaz veren 1/5000’lik ve 1/1000’lik uygulama imar planları (bir kez daha) yargı tarafından iptal edilmiş ve ilgili taraflara Ocak 2021’de iptal kararı tebliği edilmiştir. İBB, İSKİ bu iptale rağmen, ‘ıslahı’ durdurup sahada ne olup bittiğini, kendilerine iletilen şikâyetleri araştırma gereği duymamıştır. Oysa dere ‘ıslahında’ çıplak gözle herkesin görebileceği tarafgir, çelişkili uygulamalar yapılmaktadır: Derenin üst kısmında, derenin göbeğine çok katlı yapılar dikilmişken, alt kısmında ‘gecekondular’ yıkılmaktadır. Bir yerel gazete (Flashaber) bu durumu 26.01.2021 tarihinde ‘Çekmeköy’de Maks Koleji İçin Derenin Güzergâhını Değiştirdiler’ manşetliyle haberleştirdi.

Derenin alt kısmındaki durum içinse 2018 yılında CHP Çekmeköy Belediye Meclis üyelerinin verdiği soru önergesi hatırlanmaya değer. 15.08. 2018 tarihli bu önerge durumu şöyle tespit etmiştir: Dere ıslahı bahanesiyle yıkılan evlerin sahiplerinin mağdur edildiklerini, bu yıkımlarda belli kişi ve/veya kurumların korunduğunu, onlara haksız kazanç sağlandığı ve yapılan işte hiçbir kamu yararı ve sağlığı gözetilmediği açıkça belirtilmiş. Çekmeköy Belediye Meclisi’nin bu yanlışlarından dönmesi talep edilmiş; aksi durumda, konunun Cumhuriyet Başsavcılığı kanalıyla adli mercilere taşınacağı da eklenmiştir. 31 Mart 2019 yerel seçimlerinden sonra, önergeyi veren parti, bu çok isabetli uyarı ve tespitlerini unutup rafa kaldırmıştır. Öyle ki İSKİ Sancaktepe Müdürlüğü 14 Ocak 2021 tarihli tweet’inde CHP, İYİP İBB Meclis üyeleri, Çekmeköy İlçe Belediye Başkan Yardımcıları (Ş.Y. ile Ö. Y. ) korsan ‘ıslah’ sürecine verdikleri destekten dolayı teşekkür etmiştir.

Sahada İki ‘Bilirkişi’:

Serindere’de doğaya ve Farabi Sokak mağdurlarına kurulan kumpası anlatabilmek için CHP milletvekilleriyle de irtibata geçtik. 20 Şubat 2021 Cumartesi günü İstanbul 1. Bölge milletvekillerinden Akif Hamzaçebi Çekmeköy’e geldi. Bütün dere boyunu gezdi, evleri yıkılmış ve yıkılacak olan insanlarla görüştü. Otuz yıldan beri burayı ev, yuva bellemiş bu ev sahiplerine ve dereye ‘ıslah’ adı altında haksızlık yapıldığını, bu yapılan işe ‘ıslah’ denemeyeceğini; daha da önemlisi, dere yatağının dolgular marifetiyle doldurulup değiştirildiği tespitinde bulundu. Milli Emlak Genel Müdürü olarak da çalışmış, bir dönem İstanbul’un dereleriyle de ilgilenmiş Akif Hamzaçebi iki saatlik ziyaretine dair fotoğrafları 22 Şubat 2021 Pazartesi günü tweeter’da paylaştı. İki saatlik görüşmenin büyük bölümü görüntülü kayıt altına alındı.

İSKİ’nin en kıdemli müdür yardımcısı Selami Taşer de 28 Şubat 2021 Pazar günü Çekmeköy’e gelip dere boyunu gezdi, Farabi Sokak mağdurlarıyla görüştü. Şaşırtıcı bir biçimde, dere yatağının hem alt, hem de üst taraflarda değiştirildiğini o gün orada benimle beraber hazır bulunan en az dört, beş ev sahibinin önünde söyledi. Ancak konuşmasında (asıl) hatanın, suçun Çekmeköy Belediyesinde olduğunu birkaç kez vurguladı. Sahadaki oldubittiden İSKİ’nin hiçbir dahli, sorumluluğu olmadığını ima etti. Canlı tanıklıklar dışında, bu görüşmenin de önemli anlarının video kayıtları mevcuttur.  

İSKİ, İBB’nin Farabi Sokak Mağdurlarına ‘gayri-resmi’ cevabı

İSKİ’ye CHP Yerel Yönetimler Komisyonu kendilerine ilettiğimiz dört kısa soruyu bizim adımıza İSKİ’ye yönlendirmiş. Gelen cevapları bizle e posta üzerinden paylaştılar.  İSKİ’den cevap beklediğimiz dört kısa sorumuz şunlardı: 1. Serindere’nin altında ve üstünde dere yatağı kaydırıldı. Neden? Bu usulsüz müdahaleyi İSKİ’den Selami Taşer BİLE kabul etti; 2. Kemal Duman ile Ahmet Kara’nın evleri on metrelik dere koruma/işletme bandında değildi. NEDEN BU EVLERİ YIKTIN İSKİ, İBB? ; 3. Evleri yıkılmış, evleri yıkılacak insanlar dere ıslahı projesini istiyorlar. Neden vermiyorsunuz İBB ve İSKİ? ; 4. Bu soruların cevabı bulunana kadar dere ıslahını neden durduramıyorsun İSKİ, İBB?

İSKİ’nin sorularımıza verdiği cevaplar ‘hiçbir şeye söylememeye’ çabalayan bir metindir. Verilen cevaplarda hiçbir belgeye, plana, projeye gönderme yoktur. Süreçleri birbirine karıştıran, korsan ıslahı meşrulaştırmaya çalışan, baştan savıcı bir tutumun ürünüdür. Girişte belirttiğim gibi, cevapların altında ne bir tarih, ne bir müdürlük, ne de kişi adı vardır. Yazı karakteri de gayriciddi bir tutumun işareti olarak görülebilir.

İSKİ, İBB’nin Farabi Sokak Mağdurlarına resmi cevabı

İSKİ’nin konu hakkında resmi cevabıysa aşağıdaki gibidir. Bu yanıt, dere koruma bandında kalıyor bahanesiyle evleri 2018 yılında yıkılmış altı ev sahibinden biri olan Fikret Duman’a CİMER tarafından verilmiş yanıtın esas kısmıdır. Evleri yıkılarak mağdur edilenlerin hepsi için geçerlidir.

“İSKİ Emlak ve İstimlak Daire Başkanlığı’nın 30.03.2017 tarih ve E.20170143760 sayılı yazısı ile Çekmeköy İlçe sınırları içinde kalan Çekmeköy Deresinde olan sel baskını, can ve mal kaybının önlenmesi amacıyla ıslah çalışmalarına başlanılması planlandığı belirtilerek, Dere ıslah ve İşletme Bandına rastlayan ve tescilsiz alanda kalan gecekonduların kaldırılması talep edilmiştir.

30.01.2018 tarih ve 481 sayılı Başkanlık Onayı ve 14.02.2018 tarih ve 690-679 sayılı Encümen Kararıyla Fikret DUMAN  (Suna DUMAN’ın babası) adına Pendik Dolayoba Mahallesi 0 ada 4689 parsel 1. Blok D:22, konut tahsis edilmiş, 29.026 TL enkaz bedeli ödenmesine karar verilmiştir. Fikret DUMAN’la sözleşme yapılarak işlem tamamlanmıştır.

Taşınmazla ilgili yapılan işlemler, 2981(3290-3366) sayılı imar affı kanununun 13/b maddesine göre yapılmış bir tasfiye işlemi olup yasal haklarının tamamı verilmiştir.
İdaremiz aleyhine söz konusu yerle ilgili Fikret DUMAN tarafından açılan davalar reddedilmiştir. Gecekonduların yıkımı yargı süresinin tamamlanmasından sonra tebligat sürelerine uyularak Emniyet Müdürlüğü eşliğinde Zabıta Müdürlüğünce eşyaları tutanakla ilgililerine teslim edilmek suretiyle yıkılmıştır.”

İBB’nin verdiği bu yanıtta söylenmeyen, düzeltilmesi gereken çok şey var. Birkaçına kısaca değinelim ve sorular soralım.

  1. Anayasal Güvence altındaki mülkiyet hakkı hiçe sayılarak, daha dere ıslah çalışmasının başlamasından 2.5 yıl önce, İSKİ’nin talimatıyla, İBB Gecekondu ve Mesken İşleri Müdürlüğü ekiplerince, aralarında Fikret Duman’ın evi de olan altı ev yıkılmıştır. Bu süreçte, parsel sakinleri defalarca, ilgili dere ıslah çalışmasının teknik olarak gerekli incelemeler yapıldıktan sonra, gereği olup olmadığı belirlendikten ve hepsinden de önemlisi Onaylı bir projeye dayanılarak başlanılmasının gerektiğini hem İSKİ hem İBB yetkililerine iletmiş, ancak ne bir cevap ne de onaylı bir proje ortaya konmuştur. Sadece bu konudaki savsaklama dahi, TCK bünyesindeki görevi kötüye kullanma suçunu maddi ve manevi unsurunu oluşturmaktadır.
  2. İlgili idare yetkililerinin hukuka aykırı eylemleri bununla da sınırlı kalmamıştır. 2018 yılında (dere ıslahının başlamasından 2.5 yıl önce) İBB Gecekondu ve Mesken İşleri Müdürlüğü ekiplerince altı adet taşınmaz, hiçbiri YASAL DERE KORUMA/İŞLETME BANDINDA (10 metre) olmamasına rağmen ve bu süreçte hak sahipleri tarafından her türlü yazılı ve sözlü başvuru yapılmasına rağmen yıkılmıştır. Bu yıkımın hukuki ve teknik dayanağı hala meçhuldür.
  3. Daha da ilginci, yıkılan bu altı adet taşınmazdan Fikret Duman’a ait olan arsanın bir kısmına beş katlı bir apartman dikilmiştir. Hem dere koruma bandında yapılaşmanın önlenmesine çalışıp hem de aynı yerde daha da yoğun bir yapılaşmanın önünün açılması izaha muhtaçtır.
  4. ‘..Deresinde olan sel baskını, can ve mal kaybının önlenmesi amacıyla ıslah çalışmalarına başlanılması planlandığı belirtilerek..’ gerçeklerden uzak, çok sorunlu bir ifadedir. Bu derenin bilinen tarihi içinde hiçbir sel baskını, can ve mal kaybı olmamıştır. Bu bilginin kaynağı nedir? Islah çalışması ne zaman planlanmıştır? Gayri-resmi yanıtta 2007 tarihi geçmektedir. Resmi yanıtta 2017. Hangi tarihi planlama tarihi olarak kabul edeceğiz? Islaha tabii tutulan derenin benzeri, Çekmeköy ilçesinde, hem de daha çok fazla risk barındıran birçok dere bulunmasına rağmen, hiçbir zorunluluk ve de ihtiyaç arz etmeyen bu bölgedeki ıslah çalışmasının altındaki neden bize hala meçhuldür.
  5. Mağdurların CİMER üzerinden yaptıkları başvuruya gelen cevapta; “

Denilmesine rağmen dava “bitmiş” denilerek yalan beyanda bulunulmuştur. Oysa dava devam etmektedir.

İSKİ Hukuksuzluklarını Bir Çırpıda Anlamak: Palamut Deresi

Çekmeköy’deki Palamut deresinin ‘ıslahı’ İSKİ’nin iş yapma pratiğindeki çifte standardı (kanun ve yönetmelikleri uygulamadaki tutarsızlık, çelişkiyi) gösteren en açık örneklerinden biri. Konumuz olan Çekmeköy Serindere’de altı ev, dere koruma bandının metrelerce dışında olmalarına rağmen, İSKİ talimatıyla ıslah bahanesi ile yıkılırken; aynı ilçede Palamut deresinde kıyıya sıfır yapılaşmaya aynı İSKİ müsaade ediyor ya da göz yumuyor. Aslında, daha da vahimi, bu hukuk karşındaki keyfi tutum, çifte standart iş pratikleri verdiğimiz bu iki örnekle sınırlı değil. Ümraniye Parseller Mahallesindeki Yeşil Dere, Alibeyköy deresindeki mağdur edilen aileler hemen ilk anda aklıma gelenler.

Sonuç: Bir Çağrı, İki Soru

Çekmeköy’de Serindere’ye yapılan ‘ıslah’ değildir. Kendi halinde akan, yazın yer yer kuruyan, nazlı bir derecikten beton bir kanal yapma işidir. Biz, Farabi Sokak mağdurları ve onlarla dayanışma içinde olanlar diyoruz ki gelin, hep bir ağızdan ‘Ne Kanal İstanbul, ne Çekmeköy Kanalı,’ diyelim. Salgın, işsizlik, yoksulluk, kuraklık ve gelecek korkusu derinleşirken derelerimize sahip çıkalım.

Ülkemiz iklim krizini ağır bir şekilde yaşarken, daha sert kurak bir döneme girerken dereleri betonlamak, su havzalarını imar açmak, imara açanları ödüllendirmek için gereksiz bir dere ıslahı yapmak israf olduğu kadar ‘İstanbul’a ihaneti’ sürdürmek anlamına gelmiyor mu?  Çekmeköy ormanlarında gizlenmiş, gözden ırak bir sürü sürü villa, site, özel okul var. O yapıları yıkıp dereleri neden ıslah etmiyorsunuz? Otuz yıldan beri yaşadıkları yerleri ev, yuva bellemiş yoksul ve arkasız Farabi sokak sakinlerine mi gücünüz yetiyor?

Abbas Karakaya, Çekmeköy Yurttaş İnisiyatifi

Dr. Abbas Karakaya

RÜZGARIN ÜLKESİ ÇANDARLI’DA YENİ BİR SAYFA: YAYLAYURT KÖYÜ  

Yayınlanma:

|

Rüzgarın ülkesi Çandarlı’yız yine. Beş yıl önce, Covid-19 pandemisinin olduğu yıl hayatımıza girdi bu belde. Yani ilk kez 2020 yazında geldik buraya. O yaz tatile gidecek bir yer ararken Sibel’in haritada bulduğu bir yer. Bimeyko denilen sitede bir ‘uyduruk’ bir ev (arka tarafı komple duvar, penceresiz) kiraladık. Ve öğrendik ki ‘imar affıyla’ ev statüsü verilmiş bu ucube daireye. O gün de şimdiki gibi delice bir rüzgar esiyordu. Zaten esmezse rüzgar olmaz ama, yaman esiyordu. Ağaçlar köklerinden çıkacak diye korkmuştuk. Bu Çandarlı’da ilk akşamımızdı. Çok şaşırmıştık. Durmuyordu, durmuyordu, amasız fakatsız amansız esiyordu rüzgar. Ve şimdi bu yazıyı böyle bir rüzgar altında yazıyorum. Sanki ben rüzgarla ilk kez Çandarlı’da tanışmıştım. Şimdi bıraksam, önümdeki bilgisayarı da yere çalacak. Zaman zaman onu da sallıyor, ama tetikteyim. Ulaş ağaçlara yazık diyor, deli rüzgar dallarına bindikçe biniyor, eğdikçe eğiyor.

Geliş o geliş. O zamandan beri her yaz, uzun ya da kısa bir Çandarlı ziyaretimiz oluyor. Burada bizi çeken neydi, ne? Alçakgönüllü haliydi. 1970’leri hatırlatan bir yer. Bir Bodrum, bir Marmaris ya da Kaş değil. İyi ki de değil. Kendi halinde, sade; gürültüsüz bir tatil/yaşam arayanlar için bir yer. Yollarında yılkı atların, tayların dolaştığı, geceleri yaban domuzlarının yiyecek aramaya çıktığı bir yer. Konuştuğumuz buralı biri domuzların aslında su için aşağılara indiğini söyledi. Şaşalı bir yer değil. Ayrıca, rüzgarı ve deniziyle de kendini aratan bir belde. Bunun için sevdik biz Çandarlı’yı. Tamamen haritadan şansına bulduğumuz bir yer, ama hayatımıza katıldı işte.

Rüzgar, nasıl da ses çıkararak esiyor ben bunları yazarken 8 Ağustos 2025 Cuma akşamı. Sanki çocukluk travmalarını atlatamamış bir ergen rüzgar Çandarlı’da. Duvarı delemeyen ısrarcı bir matkap. Arkadaşına kitaplarını götürmeye çalışan çok seven bir arkadaş. Abbas Kiyarüstemi’nin Arkadaşımın Evi Nerede? adlı filminde arkadaşının evini ısrarla arayan, arkadaşını bulmaya ant içmiş çocuk Çandarlı’da rüzgar.

Cuma günleri Çandarlı’da Pazar kuruluyor. Güzel, geniş bir kapalı Pazar. Bu seferki gelişimizin ikinci günü, ilk sabah, soluğu pazarda aldık. Renkleri, sesleri, kalabalığıyla pazarlar benim her zaman ilgimi çeken kamusal alanlardan. Gezerken meyve, sebze dizilerindeki renk cümbüşü gözlerimi doyururken, satıcıların müşterileri davet etmeyen çalışan sloganlarına, seslerine de kulak kesiliyorum. Mesela, börülceye ‘Pazar güzeli’ demişler bu hafta. Şeftaliyi satarken Bursaaa, Bursaaa diye bağırıyor biri. Benden al benden al fasulyeyi pişman olmazsın diye bağırıyor biri. Marketlerdeki o ölü sessizliğini düşününce pazarlardaki canlılık asıl beni etkileyen.

Bu seferki gidişimde Çandarlı pazarında daha çok zaman geçirdim. Meyve sebze, kuru yiyecek vb. kısmını dolaşınca pazarda iki ayrı pazarcı grubu olduğunu fark etmem uzun sürmedi. Çoğunluğu erkek olan grup o sevdiğim pazarcı sloganlarını atan gruptu ve pazarın ‘ön’ tarafındaydı tezgahları. Gerilere gittikçe tezgahlarda daha çok kadınların olduğunu gördüm. Güneşte, toprakta çalışan kadınlar. Aklıma Nazım Hikmet’in Kadınlarımız adlı şiirini getirdiler. Kanım kaynadı onlara. Çandarlı’nın ruhuna da uygun bir durumda pazarın bu ikinci kısmında gördüklerim. Bağırmamaları, ürünlerinin yanında sessizce ya da kendi aralarında konuşarak beklemeleri dikkatimi çekti. Pazara getirdikleri şeylerin hepsi yan yana, sanki dayanışma halinde, az miktarlardaydı. Ve biçimleri de ‘eğri büğrüydü’. Tanışmak istedim, konuşmaya başladım. Lafı nasıl açtım hatırlamıyorum ama öndeki satıcılar için ‘onlar mal alır satar’, bizim getirdiklerimiz kendi malımız, kendi bağımızdan, bahçemizden, dediler. Herhalde kimsiniz, neredensiniz diye sordum. Türkmen köyü Yaylayurt’tanız dediler. Batıda Türkmen’in Alevi anlamına geldiğini biliyordum. Alevi misiniz dedim, evet dediler. Ya ben de ‘yabancı değilim’ dedim. Nereli olduğumu sordular, söyledim ve tanışmış olduk. Gerisi çorap söküğü gibi gelir zaten. Birçok tezgâhtaki kadınlarla, arada bir de erkek vardı, tezgâhtaki kadının oğluyla konuştum. Adının Seyhan olduğunu söyledi. En az iki kadın halalarıma benziyordu. Çandarlı benim için Yaylayurt Alevi köyünün olduğu yer olarak da bir kat anlam daha kazandı. Alışverişimin çoğunu mal alıp mal satanlardan yapmıştım. Yeni tanıştığım Yaylayurtlu kadınlardan da bir şeyler aldım. Köylerine geleceğim sözü verdim. Gel, suyunu bizim köyden alırsın bir kaynak var dediler. Cemevlerini olduğunu söylediler. Fotoğraf çektirmek istiyorum değince, yaşlı bir teyze sen benim de oğlumsun diyerek hiç itiraz etmedi. Siz benim de anamsınız diyerek elini öptüm. Fotoğraflar çektirdim.

NOT: Bugün (11 Ağustos) köye uğradım. Köy Çandarlı merkeze 2-3 km uzaklıkta. Köye çıkarken köyden Havva teyze el etti durdum, onu da alarak köye çıktım. Su kaynağının yerini gösterdi. Eskiden eşek sırtında su getirdiklerini, çeşmeyi, çeşmeye kadar olan boru hattını köylünün imece usulü ile kendilerinin yaptığını anlattı. Yazlıkçıların kimi zaman, buna rağmen su alımında köylüyü mağdur ettiklerini, sıraya girmek istemediklerini söyledi. Pazarda tanıştığım Seyhan adlı kişiyi sordum, tanıdığını söyledi. Köyde iki kahvehane olduğunu, ama yaz aylarında herkes tarlada, bağda bahçede olduğundan bu kahvelerin yaz aylarında akşamları açıldığını söyledi. Cemevi de hakeza kapalıydı.

Çandarlı, rüzgar azalmadan azmaya devam ediyor. Geldiğimizden beri gemi azıya almış durumda.

Abbas Karakaya    8-11 Ağustos 2025, Çandarlı

Okumaya devam et

Dr. Abbas Karakaya

KÜÇÜKLERE BÜYÜKLERE YAZ OKUMALARI-9

Yayınlanma:

|

Yazın en en kitabı: Mavi Kuşu Gören Var Mı? Çetin Öner‘den bir mini destan. Bir çocuğun kesilmiş bir ağaçtan aldığı yarı canlı dalı toprağa ekmesiyle, ona yaşama olanağı tanımasıyla başlayan bir destan. Ağaçsız, parksız, çiçeksiz şehirler şehir midir? 1977-78 yıllarında Ankara’da yazılmış bu destan daha o zamanlar doğa kırımını görmüş, şu an ormanlarımızın bile isteye yakıldığı kötü gidişi sezmiş, geleceği sanki daha o zamandan görmüş bir hikaye. Daha da önemlisi, bu kötü gidişi, doğa kırımını siyasetle, rejimle ilişkilendirmiş ve çözümü Mavi Kuşla simgelenen bir mücadelede; ‘cılızların’ (yoksulların) seslerini çıkarmasında gören bir hikaye.

Öyküye Çetin Öner’in 1981, 1989 yılları arasında eklediği ‘Sonsöz Gibi ya da Çocukkuş’ başlıklı iki sayfa hikayeye efsane boyutu ekler. Toplam 86 sayfalık, muazzam güzel, kömür kalemle yapılmış resimleriyle (resimleyen Kayhan Keskinok) bu kitabı okumak için bol zamanınız var. Hem siz hem çocuğunuz için. Kitabın çocuk kitapları serisinde çıkmış olmasına takılmayın. İyi çocuk kitapları büyükler okusun diye de yazılıyor. Henüz yaz bitmese de Ağustos resmi olarak bir yaz ayı olsa da bence bu yazın en en kitabı bu oldu benim için. İkinci kez okurken kitabın sona doğru (ne olduğunu yazmayayım) üç sayfasında gözyaşlarımı tutamadım. MUK da kitabı çok beğendi. Galiba Çetin Öner dedesi onun en sevdiği yazarlardan biri olacak. Öbür kitaplarını da okumalı mutlaka.

Mavi Kuşu Gören Var mı? Çetin Öner | Can Yayınları

Öner’den, peş peşe heyecan içinde okuduğumuz ikinci kitabının adı Piyango. 1970’li yıllarda ilkokula giderken, yaz aylarında benim de tatilimi geçirdiğim köylerden birinde geçen bir hikaye. Bu sefer yoksulluğun, ıssızlığın, elektriksizliğin, unutulmuşluğun pençesindeki köy yaşamını kar, karakış da esir alır. Ve bir ailenin on yaşlarında çocuğu hastalanır. Kızakla kasabaya götürülecektir. Aralık ayının sonlarında, yeni yıla girmeye günler kalmıştır. Bir zamanlar hepimizi heyecanlandıran, zengin olma düşleri kurduran milli piyango zamanı. Tüm köylü ortak olarak piyango alır yılın bu zamanında. Hasta çocuğun babası kasabaya indiğinde piyango biletini de alacaktır.

Bu kadar yalın bir olayın sonu nereye nasıl bağlanacak acaba sorusu kitabın son sayfasına kadar merakımızı diri tutar. Altmış bir sayfada anlatılan bu kocaman, acıklı yoksulluk öyküsü çok acı bir sonla biter. Mavi Kuşu Gören Var Mı? hikayesindeki acılı son ama bu acıyla gelen yoksulların zaferi, sevinçli halleri yoktur Piyango‘da. Oğuz Demir’in resimleri köylülerin izole oluşlarını, karakışı, ıssızlığı, uçsuz bucaksızlığı, karı, fırtınayı aktarmakta çok etkili. Hem Çetin Öner’e de hem bu güzel öyküyü resimleyen Oğuz Demir’e de çok saygı ve sevgi…

Abbas Karakaya – 6 Ağustos 2025, Güre-Akçay

 

Okumaya devam et

Dr. Abbas Karakaya

KÜÇÜKLERE BÜYÜKLERE YAZ OKUMALARI- 8

Yayınlanma:

|

DEMİR YOLU ÇOCUKLARI – EDİTH NESBİT  

Üç çocuklu bir aile büyük, konforlu bir evde mutlu bir hayat yaşamaktadır. Babanın bir akşam ortadan kaybolmasıyla bu zengin ailenin mutluluğu kesintiye uğrar. Anne çocuklarını alarak içinden demir yolu geçen, istasyonu olan bir kasabaya taşınmak zorunda kalır. Babanın eksikliği bir yana, kasabada anne ve çocukları maddi bakımdan da çok zor bir hayat bekler. Ancak çocuklar bu fakir, sıkıntılı hayata çok fazla zorlanmadan alışır; yeni çevrelerine uyumlanırlar. Hastalıklar, kazalar, imkansızlıklar yaşasalar da kasabada büyüklerle küçüklerle güzel ilişkiler kurarlar. Çocukların gösterdikleri olumlu, iyi davranışlar karşılığını bulur. Kasabanın ileri gelenlerinden bir adam, ailenin babasının bir kumpas sonucu düştüğü hapishaneden çıkmasını sağlar. O zamana kadar annelerinin nerede olduğu söylemediği babaları aileye, özgürlüğüne kavuşur. Kitap başladığı şekilde mutlu sonla biter.

Gerçekçi bir iyimserlikle yazılmış kitap iki ana düşünceyi aktarmaya çalışır. Çocuklarınıza güvenin. Ya da çocukların potansiyellerine güvenin. Gerçekten de çocuklar önceki hayatlarından en azından maddi anlamda çok gerisinde olan bir hayat uyum gösterir, yeni hayatlarını severler. Çevreleriyle başta yanlış (sobada yakmak için kömür çalar) da olsa sonra gittikçe daha olumlu, yapıcı, kendilerini geliştirici ilişkilere girerler. Bu durum tek başına çocukların hayatını tanzim etmeye çalışan annenin de yükünü ciddi ölçüde azaltır.

İkinci düşünceyse iyilik, iyi, hoş davranışlar er ya da geç iyi, hoş davranışlar üretir. Bu düşünce çocukların kasabada kurdukları ilişkilerde kendilerini gösterdiği gibi, esasında kaynağını annede bulur. Maddi olarak çok zor zamanlar yaşasalar da yazdığı hikayelerden gelen küçük teliflerle çocuklarını yaşatmaya çalışan anne daha acil ve kötü durumda olan insanların yardımına koşmaktan geri kalmaz. İşte bu yaklaşım çocuklarını da etkiler.

İngiliz çocuk yazının çok önemli yazarı Edith Nesbit’in (1858-1924) bu naif, sürükleyici kitabı birçok kez filme de alınmıştır. Çocuklarımıza ve iyiliğe olan inancımızı ağır yaralayan olaylar hız kesmiyor ülkemizde. O zaman bu yazı dizisinin mottosunu da hatırlayarak- kitap okunan yerde sevgi ve umut vardır- Demir Yolu Çocuklarını okumanın, okutturmanın tam zamanı.

Abbas Karakaya – 30 Temmuz 2025, Çekmeköy

************

Edith Nesbit  (1858-1924)

Edith Nesbit, İngiltere’nin Kennington kentinde, bir tarım mühendisinin kızı olarak doğdu. Babasını 4 yaşındayken kaybetti. Kız kardeşinin hastalığı nedeniyle aile zaman zaman Brighton, Buckinghamsire ve Fransa’nın sahil kentlerinde, İspanya ve Almanya’da yaşadı. Nesbit 17 yaşına geldiğinde, aile İngiltere’ye dönüp Londra’ya yerleşti. Nesbit 19 yaşındayken Hubert Bland’la tanıştı ve evlendi. Nesbit ve eşi bugünkü İşçi Partisi’nin öncülü olan Fabian Society’nin kurucuları arasında yer aldılar. Nesbit siyasi arenada aktif bir konuşmacı ve düşünür olarak sosyalist hareketin içinde yer aldı. Üç çocuğu oldu ve kitaplarını her zaman çocuklarına adadı. Demiryolu Çocukları ülkemizde en çok bilinen eseridir. Çocuklar için 60’tan fazla roman yazdı. Romanlarının çoğu televizyon dizilerine ve sinemaya uyarlandı.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.