Connect with us

GÜNCEL

Mahfi Eğilmez: Seçimlerden Çıkarılacak Dersler

Yayınlanma:

|

Bu yazımı seçimlerde yapılmış olabilecek hilelerden, seçimlerde iktidarın kullandığı sınırsız devlet imkânlarından bağımsız olarak yazıyorum. Bu konular ayrı inceleme ve değerlendirmelerin konusu. Bu yazımda asıl olarak ana muhalefet partisinin buraya kadar neleri yanlış yaptığı ve sonraki seçimlerde ne yapması gerektiği üzerinde durmaya çalışacağım.

Pek çok kişi aday kimlikleri üzerinden eleştiri yaptı. Bence konu adaydan çok ötede görünüyor. Doğru aday elbette etkili olur ama asıl olarak siyaset bir organizasyon işidir. Rakibin iyi organize olduğu, mahalle düzeyinde bire bir propaganda yaptığı yerde makro politikayla yol alamazsınız.

Politikaya (siyasete) yaklaşımımızı da ekonomide olduğu gibi ikiye ayırarak yapabiliriz: Makro politika, mikro politika. Makro politika; geniş tabanlı siyaset olarak tanımlanıyor. Bana göre yeterli bir tanım değil bu. O nedenle ben bunu ülke genelini ilgilendiren konularla ilgili politika olarak tanımlamanın daha doğru olacağını düşünüyorum. Bu tanımlama çerçevesinde bir siyasal partinin ekonomi, laiklik, kadın hakları, demokrasi ve diğer rejimler, din, eğitim, dış politika gibi konulardaki genel yaklaşımları makro politikanın konularını oluşturur. Mikro politika; bir organizasyon içinde yer alan bireylerin ve grupların, yeteneklerini, amaçlarını gerçekleştirebilmek için kullanmaları eylemi olarak tanımlanıyor. Bunu politikaya uyarladığımızda şöyle bir tanımlama daha uygun olabilir; ülkeye göre daha küçük birimleri ilgilendiren konularla ilgili politikalara mikro politika diyebiliriz. Herhangi bir ilde, kasabada, köyde, mahallede uygulanacak olan politikalar bu gruba girer.

Makro politikayla mikro politika birbiriyle her zaman ve her yerde uyumlu olmayabilir. Örneğin makro politika laiklik, demokrasiyi iyileştirmek, kadın – erkek eşitliğini yüceltmek üzerine kurulmuşken, bu konularla pek ilgisi olmayan insanların yaşadığı herhangi kasabada ya da köyde oranın asıl sorunu olarak görülen suya erişim sorunu, yol yapımı, sosyal yardımlar, ısınmaya yapılan harcamaların yüksekliği gibi konular öne çıkarılabilir.

Siyasal partiler, seçmeni kendi taraflarına çekebilmek için bu iki politikayı birbiriyle dengeli ve uyumlu olarak götürmek zorundadır. Tutucu bir kasabada makro politikanın öncelikleri olan laiklik, kadın hakları gibi konuların öne çıkarılması oy kaybına yol açabilir. Söz konusu kasaba, tam tersini savunan insanların çoğunlukta olduğu bir kasaba olabilir. Bu durumda orada bu kavramlardan çok yerel sorunları öne çıkarmak, onların çözümü için çözüm yolları açıklamak akılcı bir yaklaşım oluşturur. Doğal olarak bunu yapabilmek için önce anketlerle durumu belirlemek sonra sahada olmak ve oralarda yaşayan insanlarla sürekli iletişim halinde olmak gerekir. Bir parti ve üyeleri hakkında yapılan yalan ve yanlı yayınları düzeltmek için televizyonlara çıkmaya izin verilmese de halkla iç içe olacak yerel temsilciler bunları anlatarak doğruları anlatmaya çalışabilir.

Buraya kadar anlattıklarım işin teorik yönüydü, uygulamayı görebilmek için kendi ülkemize, Türkiye’ye, bakmakta yarar var. Türkiye’ye, CHP özelinde bakacağım. Bunun nedeni, son derece ağır ekonomik koşullara, depremlere, yirmi yılı aşkın bir iktidarın normalde yaratacağı bıkkınlıklara karşın millet ittifakının da desteğini almış olan CHP’nin Cumhurbaşkanı adayının seçimi kaybetmiş olması.

Öncelikle millet ittifakının seçimde nerelerde yenilgiye uğradığına bakalım: Ege ve Akdeniz bölgelerinin iç kısımları, Karadeniz, Ankara ve Eskişehir dışında İç Anadolu’nun tamamı, Güneydoğu Anadolu. Benzer bir durum CHP’nin milletvekili seçimlerinde aldığı oylar için de geçerli. Bu durum geçmiş bütün seçimlerde de aşağı yukarı böyleydi. CHP’nin ve Cumhurbaşkanı adayının gerek milletvekili gerekse cumhurbaşkanlığı seçimlerinde kullandığı sloganlar hemen hep makro politika konularıydı. Kamuoyu araştırması yapan kuruluşların bazılarına  ‘CHP’nin yıllardır kazanamadığı İç Anadolu ve Karadeniz bölgelerinde seçmenin talebinin ne olduğu konusunda bir araştırma yaptırıp yaptırmadığını’ sordum. Aldığım yanıt olumsuzdu. Bunun anlamı buralarda niçin seçim kaybettiğini bilmeyen bir partinin buradaki insanlara dönük bir mikro politika programı olmayacağı idi. Oysa her ilin milletvekillerinin il ve ilçelerde sorunları anketlerle tespit ettirdikten sonra bunlara çözüm önerileri getirmesi, yöre halkını dinleyip onların önerilerini Meclise taşıması hayati önem taşıyor. AKP, mesela böyle çalışıyor. Pek çok kişiden gelen bilgiler bir evde cenaze varsa ve o ev CHP’li belediyenin sınırları içinde olsa bile AKP teşkilatının derhal devreye girip her türlü desteği verdiği yönünde. Bu yaklaşımlar taşrada hatta büyük kentlerin varoşlarında bile çok fazla prim yapıyor.

İç Anadolu’da bir köyde yaşayan insanların laiklikle, kadın – erkek eşitliğiyle ilgisi Mars’a uydu gönderilmesine olan ilgisinden fazla değil. Bu söylemler elbette makro politikanın temelini oluşturmalı ama bunların yanında yerel alanda mikro politikaya da ağırlık verilmeli. İşte bu noktada kime ne kadar ulaşıldığı önem kazanıyor. ‘Seçimlere Bir de Bu Açıdan Bakalım’ başlıklı yazımda AKP’nin üye sayısının 11,2 milyondan fazla, CHP’nin üye sayısının 1,4 milyona yakın olduğunu gösteren bir tablo paylaşmıştım. Buna göre CHP için çalışacak her bir üyeye karşılık AKP için çalışacak 8 üye var demektir. Birçok kişi AKP’ye üye olanların bir kısmının iş bulabilmek veya işe girebilmek için zorunluluk altında üye olduğunu ve bu sayının gerçekten kendisini AKP’ye üye hissedenleri temsil etmediğini söylüyor. Bunu bilemem tabii, olabilir de ama yarısı böyle olsa yine de yirmi yıllık bir parti için bu sayı ne kadar yeterliyse yüz yıllık (ya da 1992’de ikinci kuruluşundan sonraki otuz yıllık) bir parti için o kadar yetersiz bir sayıdır.

CHP’nin önümüzdeki seçimlerde başarılı olabilmesi için makro ve mikro politika ayrımına, yeni üyeler kazanmaya, yerel siyasetin çok daha fazla içine girmeye ve adaylarını da bu çerçevede belirlemeye odaklanması gerektiğini düşünüyorum.

Okumaya devam et

Gülbeyaz Gergün

Bir fotoğrafın anlattığı tarım gerçeği

Yayınlanma:

|

Toprağın sessiz çığlığı: Tarım aletleri tezgâhta, üretici çıkmazda

Fotoğraftaki manzara aslında sadece bir köylünün eski tarım aletlerini satması değil; Türkiye tarımının son yıllarda yaşadığı dönüşümün ve sıkışmışlığın sembolü niteliğinde.

Bir çiftçi için yıllarca kullandığı tırmık, yaba, kürek veya çapa sadece bir ekipman değildir. O aletler; üretimin, emeğin, alın terinin ve toprağa bağlı yaşamın hafızasıdır. Çiftçinin bu aletleri satışa çıkarması çoğu zaman “artık kullanmıyorum” demekten çok daha derin bir anlam taşır: “Üretemiyorum.”

Çiftçi bu hale neden düştü?

1. Girdi maliyetleri kontrolden çıktı

Son yıllarda mazot, gübre, tohum, ilaç, sulama ve enerji maliyetlerinde çok yüksek artışlar yaşandı. Gübre hammaddelerinde dışa bağımlılığın yüksek olması nedeniyle küresel enerji ve jeopolitik gelişmeler doğrudan üretim maliyetlerine yansıyor. 2026 yılında gübre fiyatlarında sert yükselişler yaşanırken mazot fiyatları da çiftçinin en büyük yüklerinden biri haline geldi.

Birçok üretici artık şu soruyu soruyor: “Ektiğim ürün bana para kazandıracak mı, zarar mı ettirecek?”

2. Ürün fiyatı maliyet kadar artmadı

Çiftçi mazotu, gübreyi ve ilacı pahalı alırken ürününü aynı oranda değerlenmiş fiyatlarla satamıyor. Bu nedenle üretimden elde edilen gelir, maliyetleri karşılamakta zorlanıyor.

3. Tarım nüfusu yaşlanıyor

Köylerde genç nüfus giderek azalıyor. Gençler tarımdan uzaklaşıyor, şehirlerde iş arıyor. Tarlada kalanların yaş ortalaması yükseliyor. Sonuçta üretim kapasitesi düşerken birçok arazi ya boş kalıyor ya da kiraya veriliyor.

4. Küçük aile işletmeleri ayakta kalamıyor

Artan maliyetler karşısında küçük ölçekli üreticiler ölçek ekonomisi oluşturamıyor. Büyük işletmeler teknoloji ve finansman avantajına sahipken küçük çiftçi her yıl biraz daha zorlanıyor.

5. İklim riski büyüyor

Kuraklık, düzensiz yağışlar, don olayları ve aşırı sıcaklıklar tarımsal üretimi her geçen yıl daha fazla etkiliyor. Özellikle suya bağımlı bölgelerde verim kayıpları ciddi boyutlara ulaşıyor.

Tarım neden ihmal edildi?

Türkiye uzun yıllar boyunca sanayi, inşaat ve hizmet sektörlerine odaklanırken tarım sektörünün yapısal sorunları yeterince çözülemedi.

Bunların başında:

  • Parçalı arazi yapısı
  • Sulama yatırımlarındaki eksiklikler
  • Üretim planlamasının yetersizliği
  • Kooperatifleşmenin zayıf olması
  • Tarımsal finansmana erişim sorunları
  • Girdi maliyetlerinin dışa bağımlılığı

geliyor.

Devlet destekleri verilse de üreticiler destek miktarlarının maliyet artışlarının gerisinde kaldığını savunuyor.

Tarım ihmal edilirse ne olur?

Gıda fiyatları yükselir

Üretim azalınca arz düşer. Arz düştüğünde tüketici daha pahalı gıda ile karşılaşır.

İthalat bağımlılığı artar

Buğdaydan mısıra, yem hammaddelerinden yağlı tohumlara kadar birçok üründe dışa bağımlılık büyüyebilir. Gıda güvenliği açısından risk oluşur.

Köyler boşalır

Üretici toprağını terk ettikçe kırsal nüfus azalır. Bu da hem sosyal hem ekonomik sorunlar yaratır.

Enflasyon kalıcı hale gelir

Tarımsal üretimdeki daralma, gıda enflasyonunu sürekli yukarı iter. Gıda enflasyonu ise tüm ekonomiyi etkiler.

Stratejik risk oluşur

Tarım sadece ekonomik değil, aynı zamanda milli güvenlik meselesidir. Bir ülke kendi halkını besleyemediği noktada dışa bağımlı hale gelir.

Satılan sadece bir tırmık değil

Fotoğraftaki yaşlı çiftçinin sattığı şey birkaç eski tarım aleti değil.

Satışa çıkan;

  • Bir üretim kültürü,
  • Bir köy ekonomisi,
  • Bir yaşam biçimi,
  • Ve yılların birikimidir.

Bugün tarım aletlerini satan çiftçi, yarın tarlasını satabilir. Tarlasını satan çiftçinin ardından ise ülke daha fazla ithalat, daha pahalı gıda ve daha kırılgan bir ekonomik yapı ile karşı karşıya kalabilir.

Türkiye’nin önündeki temel soru artık şudur: “Çiftçiyi nasıl destekleriz?” değil, “Çiftçi üretimden tamamen çekilmeden ne kadar hızlı harekete geçebiliriz?”

Okumaya devam et

GÜNCEL

Türkiye neden Avustralya’ya 2-0 yenildi?

Yayınlanma:

|

Yazan:

İlk bakışta skor şaşırtıcı görünüyor. Çünkü istatistikler Türkiye’nin oyunu domine ettiğini gösteriyor:

  • Topla oynama: %72 Türkiye – %28 Avustralya
  • Şut: 30 – 9
  • İsabetli şut: 8 – 4
  • xG (Gol Beklentisi): 1,33 – 0,77
  • Rakip ceza sahasında topla buluşma: 52 – 17

Ancak futbolun en acı gerçeği bir kez daha ortaya çıktı: Topa sahip olmak maçı kazanmak değildir. Pozisyonu gole çevirmek ve rakibin planını bozmak maçı kazandırır.

Maçın kırılma noktası: Montella’nın düştüğü taktik tuzak

Avustralya Teknik Direktörü Tony Popovic, Türkiye’nin güçlü yönlerini çok iyi analiz etmiş görünüyordu.

Türkiye’nin:

  • Topa sahip olacağını,
  • Oyunu Arda Güler üzerinden kuracağını,
  • Kanat organizasyonlarıyla ceza sahasına gireceğini biliyordu.

Bu nedenle Avustralya:

  • Derin savunma yaptı,
  • Savunma hattını kompakt tuttu,
  • Merkezde alan bırakmadı,
  • Topu kazandığında çok hızlı geçiş hücumlarına çıktı.

İlk gol tam da bu senaryodan geldi. Türkiye önde yakalandı, Avustralya hızlı geçişle Irankunda’yı kaçırdı ve skor 1-0 oldu.

Teknik hata 1: Topa sahip olmayı üstünlük sanmak

Türkiye maç boyunca topun sahibi oldu.

Fakat Avustralya’nın istediği de buydu.

Birçok takım topa sahip olup rakibi boğmaya çalışır.

Popovic ise tam tersini planladı: “Top sizde kalsın, alanlar bizde kalsın.”

Sonuç: Türkiye’nin 30 şutunun önemli bölümü düşük kaliteli pozisyonlardan geldi.

xG’nin yalnızca 1,33 olması bunun göstergesi. 30 şuta rağmen üretilen kaliteli fırsat sayısı beklendiği kadar yüksek değildi.

Teknik hata 2: Arda Güler’in etkisinin sınırlandırılması

Türkiye’nin yaratıcılık merkezi Arda Güler’di.

Avustralya ilk dakikalardan itibaren:

  • Arda’nın dönüş açılarını kapattı,
  • Pas kanallarını daralttı,
  • Topu aldığında ikinci savunmacıyı hemen gönderdi.

Reuters analizine göre Avustralya, Arda’yı ilk yarıda büyük ölçüde etkisiz hale getirmeyi başardı.

Bu nedenle Türkiye’nin hücumları sık sık:

  • Yan paslara,
  • Ortalara,
  • Uzaktan şutlara dönüştü.

Teknik hata 3: Fiziksel mücadeleyi kaybetmek

Montella maç sonrasında dikkat çekici bir itirafta bulundu.

Türkiye’nin fiziksel mücadelede zorlandığını ve Avustralya’nın özellikle hava toplarında üstünlük kurduğunu söyledi.

Avustralya’nın oyun kimliği zaten yıllardır:

  • Fiziksel güç,
  • Hızlı geçiş,
  • Hava hakimiyeti,
  • Disiplinli savunma

üzerine kurulu.

Türkiye teknik kalite açısından üstün görünse de fiziksel savaşta aynı üstünlüğü kuramadı.

Teknik hata 4: Oyun akışını okuyamamak

Maç ilerledikçe tablo değişmedi.

Türkiye:

  • Daha fazla topa sahip oldu,
  • Daha fazla şut çekti,
  • Daha fazla baskı kurdu.

Ancak aynı şeyi yapmaya devam etti.

Avustralya ise:

  • Savunmayı bozmadı,
  • Panik yapmadı,
  • Oyun planından çıkmadı.

Montella’nın en büyük eleştirileceği nokta burada.

Çünkü skor 1-0 iken rakibin planının çalıştığı çok net görülüyordu.

Buna rağmen Türkiye:

  • Merkez varyasyonlarını artıramadı,
  • Savunma arkasına yeterince koşu atamadı,
  • İkinci bölgede farklı çözümler üretemedi.

Sonuçta baskı arttı ama kalite artmadı.

Teknik hata 5: Bitiricilik problemi

İstatistiklerde görülen en önemli veri:

  • 30 şut
  • 8 isabetli şut
  • 0 gol

Avustralya kalecisi Patrick Beach kritik kurtarışlar yaptı. Ancak Türkiye’nin de net fırsatları değerlendiremediği görüldü.

Özellikle kaçan iki net pozisyon maçın kırılma anlarından biri oldu.

Rakip iyi analiz edildi mi?

Bu sorunun cevabı büyük ölçüde: Hayır.

Çünkü maç öncesi birçok analiz ve veri modeli Türkiye’yi favori gösteriyordu. Opta ve çeşitli tahmin modelleri Türkiye’nin kazanma ihtimalini %55 civarında hesaplıyordu.

Ancak görünen o ki:

  • Türkiye Avustralya’nın savunma disiplinini,
  • Geçiş hücumlarını,
  • Fiziksel direncini,
  • Irankunda’nın hızını

yeterince hesaba katmadı. Popovic ise Türkiye’nin tüm güçlü yönlerini çalışmıştı.

Sahada kazanan takım, daha yetenekli olan değil, rakibine daha doğru hazırlanan takım oldu.

Yenilginin özeti

Türkiye bu maçı:

❌ Daha az koştuğu için değil

❌ Daha az pozisyon bulduğu için değil

❌ Daha az topa sahip olduğu için değil

Kaybetti.

Türkiye bu maçı:

✅ Geçiş savunmasını yapamadığı,

✅ Rakibin planını bozamadığı,

✅ Fiziksel mücadelede zorlandığı,

✅ Ürettiği pozisyonları gole çeviremediği,

✅ Maç içinde taktiksel uyarlamaları geç yaptığı için kaybetti.

Okumaya devam et

Gülbeyaz Gergün

Firmalar neden aynı hataları tekrar ediyor?

Yayınlanma:

|

RCA (Kök Neden Analizi) Nedir? Firmaların Geleceğini Nasıl Şekillendirir?

Birçok firma sorun ortaya çıktığında semptomları tedavi eder, ancak hastalığın nedenini araştırmaz.

Makine durur, tamir edilir.

Müşteri şikayet eder, ürün değiştirilir.

Çalışan ayrılır, yerine yenisi alınır.

Tahsilat gecikir, yeni kredi bulunur.

Ancak aynı sorunlar tekrar tekrar yaşanıyorsa, aslında çözüm değil geçici müdahale yapılmıştır.

İşte bu noktada RCA (Root Cause Analysis – Kök Neden Analizi) devreye girer.

RCA Nedir?

Kök Neden Analizi, ortaya çıkan bir problemin görünen sonucunu değil, problemi oluşturan temel nedeni bulmayı amaçlayan sistematik bir yöntemdir.

Amaç: “Ne oldu?” sorusundan çok “Neden oldu?” sorusunun cevabını bulmaktır.

Çünkü gerçek neden ortadan kaldırılmadan yapılan her çözüm geçicidir.

Firmalar Neden RCA Yapmalıdır?

Bir işletmede yaşanan sorunların büyük bölümü aslında sonuçtur.

Örneğin:

  • Kalite problemi
  • Karlılık düşüşü
  • Müşteri kaybı
  • Nakit sıkışıklığı
  • İş kazaları
  • Üretim hataları
  • Yüksek çalışan devri

Bunların her biri başka bir problemin sonucudur. RCA yapılmazsa firma sadece belirtilerle mücadele eder.

RCA yapılırsa hastalığın kaynağı bulunur.

Toyota Örneği

Toyota’nın dünyaca ünlü üretim sisteminde kullanılan “5 Neden” yaklaşımı bunun en iyi örneklerinden biridir.

Örnek:

Makine durdu.

Neden?

➡ Elektrik motoru yandı.

Neden?

➡ Aşırı ısındı.

Neden?

➡ Yağlama yapılmadı.

Neden?

➡ Bakım planı uygulanmadı.

Neden?

➡ Sorumlu personel tanımlanmamıştı.

Sorun motor değilmiş.

Sorun bakım yönetim sistemiymiş.

Finansal Problemlerde RCA

Birçok şirket finansal sorunlarını yanlış teşhis eder.

Örnek: “Satışlarımız düştü.”

Gerçek nedenler:

  • Yanlış fiyatlama
  • Rakip baskısı
  • Ürün kalitesi
  • Tahsilat problemi
  • Müşteri memnuniyetsizliği
  • Zayıf pazarlama

Satış düşüşü aslında sonuçtur.

RCA ile gerçek sebep ortaya çıkar.

Bankacılık ve Finans Sektöründe RCA

Bankalar artık sadece zarar oluştuğunda değil, oluşmadan önce RCA yapıyor.

Örnek: Takibe düşen kredi arttı.

İlk bakışta sorun müşteri gibi görünür.

Ancak kök nedenler şunlar olabilir:

  • Yanlış kredi tahsisi
  • Yetersiz istihbarat
  • Hatalı sektör seçimi
  • Zayıf teminat yapısı
  • Eksik nakit akış analizi

Bu nedenle modern risk yönetimi sistemlerinin temelinde RCA bulunur.

RCA Yapmayan Firmaların Karşılaştığı Riskler

1. Aynı Hataların Tekrarlanması

Sorun çözülmüş gibi görünür ancak tekrar ortaya çıkar.

2. Artan Maliyetler

Her tekrar eden hata yeni maliyet üretir.

3. Müşteri Kaybı

Kalite ve hizmet problemleri müşteri sadakatini azaltır.

4. Çalışan Motivasyonunun Bozulması

Sürekli aynı sorunlarla uğraşan ekiplerde motivasyon düşer.

5. Karlılığın Erozyona Uğraması

Gizli maliyetler zamanla şirket kârını yok eder.

RCA Firmaların Geleceğini Nasıl Etkiler?

Geleceğin şirketleri yalnızca veri toplayan değil, veriyi anlamlandıran şirketler olacak.

RCA sayesinde:

✅ Sürekli iyileştirme kültürü oluşur

✅ Verimlilik artar

✅ Operasyonel riskler azalır

✅ Karlılık yükselir

✅ Nakit akışı güçlenir

✅ Kurumsal hafıza oluşur

✅ Hatalar tekrar etmez

Yapay Zekâ Çağında RCA’nın Önemi Daha da Artıyor

Yapay zekâ ve büyük veri sistemleri sayesinde firmalar artık milyonlarca veriyi analiz edebiliyor.

Ancak veri tek başına yeterli değildir.

Asıl değer; “Bu sonuç neden oluştu?” sorusuna cevap verebilmektedir.

Bu nedenle RCA, yapay zekâ destekli karar sistemlerinin de temel yapı taşlarından biri haline gelmiştir.

Sonuç

Başarılı şirketler sorunları çözen şirketler değildir. Başarılı şirketler, sorunların neden oluştuğunu anlayan şirketlerdir. Çünkü semptomları tedavi etmek günü kurtarır.

Kök nedenleri ortadan kaldırmak ise şirketin geleceğini kurtarır.

Bugünün rekabet ortamında RCA artık bir kalite aracı değil; risk yönetimi, sürdürülebilir büyüme ve kurumsal dayanıklılık için stratejik bir yönetim zorunluluğudur.

Gülbeyaz GERGÜN – Ekonomist

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.