BANKA HABERLERİ
McKinsey : 2021 ve sonrasına yön verecek trendler
Yayınlanma:
5 yıl önce|
Yazan:
BankaVitrini
Pandemi şartları tamamen geride kaldığında, oluşacak yeni normalin 2019’un hâkim koşullarına geri dönmek anlamına gelemeyeceğine vurgu yapan McKinsey & Company Türkiye Ülke Direktörü Can Kendi, 2021 ve sonrasına yönelik trendlerle ilgili yaptığı açıklamada; “McKinsey olarak, COVID-19 salgınının, Nisan 2020’de ‘ekonomik ve sosyal düzende ciddi bir yeniden yapılanma’ getirebileceğini belirtmiştik. Bugün aşılama çalışmaları hızla sürüyor. Pandemi bir günde geride kalmasa da yeni normalin bu sene ya da önümüzdeki sene oluşacağı konusunda, dikkatli bir şekilde iyimser olmak mümkün. Bu çerçevede, 2021’in dönüşüm yılı olması bekleniyor. 20’nci yüzyıldan bahsederken kullanılan ‘savaş öncesi’ ve savaş sonrası’ terimleri gibi pandemi de muhtemelen bu yüzyıl için önemli bir mihenk taşı olacak. Gelecek nesiller, tanımlamalarında, ‘COVID-19 öncesi’ ve ‘COVID-19 sonrası’ dönemlerden bahsedecek. Kurumlarda, iyi liderlik, dijital üretkenlik, sürdürülebilirlik, inovasyon, işimizin geleceği ve paydaş kapitalizmi trendleriyle açıkladığımız değişimlerin uzun vadede kalıcı bir temel oluşturması mümkün. Gelecek planlarımızı yaparken 2021’in ve ötesinin şekillenmesinde etkili olacağını öngördüğümüz 13 trendi dikkate almamızın önemli olduğunu düşünüyorum” dedi.
Küresel Ekonomi Trendleri
1. Güvenin geri dönüşü
Tüketicilerin de geri dönmesini sağlayan bu trendle, harcamaların artması bekleniyor. Biriken talebin açığa çıkışı, daha önceki bütün ekonomik krizlerde olduğu gibi, bir ‘intikam alışverişi’ hareketine neden oluyor. Pandemiden en çok etkilenen hizmet sektörü; özellikle restoranlar ve eğlence mekanlarının, bu geri dönüşte, diğer sektörlere göre öne çıkacağı tahmin ediliyor. McKinsey uzmanları, tüketicilerin geri dönüş sürecinin, ülkeden ülkeye de farklılıklar göstereceğini ortaya koyuyor.
2. Tatil amaçlı seyahatlerin yeniden başlaması
Uluslararası seyahatte, pandemiye bağlı sınır kısıtlamaları nedeniyle kriz sürse de Çin’de otel doluluğu ve yurt içi uçuşlardaki yolcu sayısı, Ağustos sonunda geçen seneki seviyelerinin yüzde 90’ını geçti. Ekim’deki Altın Hafta tatili sırasında, 2019’a oranla yüzde 20 düşüşle, 600 milyondan fazla Çinli seyahat etti. Lüks yurtiçi seyahat ise eski düzeyini geçti. Tatil amaçlı seyahatler hızla geri dönerken, makalede; iş seyahatlerinde toparlanma sürecinin, daha önceki kriz dönemlerinde de olduğu gibi farklı olacağı belirtiliyor. Pandemi sırasında teknolojinin etkin bir şekilde kullanımı ve çoğu şirketin önümüzdeki yıllarda yüzleşeceği ekonomik kısıtlamalar, McKinsey uzmanlarına göre; iş seyahatlerinde uzun dönemli yapısal bir değişimin başlangıç işareti olabilir.
3. İnovasyon dalgası ve başlattığı yeni girişimciler nesli
İhtiyaçlar, icatları doğuruyor ve kaos girişimciler için alan açıyor. Daha önce yaşanan ekonomik krizlerin tersine, bu sefer yeni açılan küçük işletmelerin sayısında önemli oranda artış görülüyor. Örneğin ABD’de, sadece 2020’nin üçüncü çeyreğinde, 1,5 milyon yeni işletme başvurusu yapıldı. Bu sayı, 2019’un aynı döneminin iki katıydı. Bunların yanı sıra girişim sermayesi aktivitesi de 2020’nin ilk yarısında çok az gerileme gösterdi.
4. Dördüncü endüstri devriminin hızlanması
Bu hızlanmanın temelinde, dijital destekli verimlilik artışının yer aldığı vurgulanıyor. Makalede; ABD’de verimliliğin, 2020’nin ikinci çeyreğinde yüzde 10,6 ve takiben üçüncü çeyreğinde de yüzde 4,6 arttığına dikkat çekiliyor. Geçmişte çığır açan teknolojilerin, verimliliği artırmaya başlaması 10 yıldan uzun sürüyordu. COVID-19 krizi yapay zekâ ve dijitalleşme gibi alanlarda, bu geçişi birkaç yıla indirdi. Şirketlerin yoğun baskı altında aceleyle yeni teknolojilere uyum sağlamaya çalışırken hatalar da yaptığını belirten McKinsey uzmanları, liderlere; şu ana kadar yapılan iyi şeyleri yapılandırmalarını ve kurumsallaştırmalarını öneriyor.
İş Dünyası Trendleri
McKinsey, iş dünyasında yaşanan değişimde belirleyici rol oynayan tüketici davranış ve tercihlerini anlamak için yaptığı küresel bir anketin sonuçlarını makalede paylaşıyor. Bu anketin uygulandığı 13 büyük ülkeden dokuzunda, tüketicilerin en az üçte ikisi yeni alışveriş şekilleri denediklerini söylüyor. Ayrıca, ankete katılanların yüzde 65’inden fazlası buna devam etmeyi düşündüklerini belirtiyor.
1. Online Perakende
‘Online perakendeye geçiş’in hızla devam edeceği ve kalıcı olacağını vurgulanıyor. Makalede; ABD’de 2019 senesinde, e-ticaretin 2024’e gelindiğinde yüzde 24’lük bir yaygınlığa ulaşacağı öngörüsü hatırlatılıyor ve bu tahminlerin ötesindeki gerçekleşmeye dikkate çekiliyor. ABD’de e-ticaret, Temmuz 2020’de toplam perakende satışlarının yüzde 33’üne ulaşmıştı.
Küresel olarak değerlendirildiğinde de 2020’nin ilk yarısında görülen e-ticaret artışı, önceki on seneye eşitti. Bu gelişmenin detaylarına inildiğinde bazı noktalara dikkat etmek gerekiyor. Online alışveriş yapan tüketicilerde, marka sadakatinin az olması, bu noktaların başında geliyor. Diğer bir nokta da yakın zamanlı bir McKinsey anketinde tüketim malları şirketlerinin sadece yüzde 60’ının, e-ticaret büyüme fırsatlarını yakalamaya kısmen dahi olsa hazırlıklı olduğunu söylemesi. Şirketlerin bu yönde hareket etmesi ve hazırlıklarını hızla tamamlamaya çalışması büyük önem taşıyor. Zira yönelim açık, çoğu tüketici online alışverişe kayıyor ve şirketlerin hazırlıklı olması tüketicinin marka sadakatinde rol oynayabiliyor.
2. Tedarik zincirinde yeniden dengelenme
COVID-19, çoğu şirketin, uzun ve karmaşık tedarik zincirlerindeki zayıf noktalarını açığa çıkardı. Tek bir ülke, hatta tek bir fabrikanın kapanması, şirketlerin küresel üretimini durma noktasına getirince, ‘tedarik zincirindeki yeniden dengelenme’ başladı. McKinsey uzmanları bu trend sonucunda; küresel mal ihracatının dörtte birinin, 2025’e kadar yön değiştirebileceğini öngörüyor. Bu, yaklaşık 4,5 trilyon dolarlık bir ihracat hacmi anlamına geliyor. Makaleye göre; bu dönemde şirketler, tedarik zincirlerini incelemeye başladıklarında, üç şey fark etti. Bunlar; aksamaların normal olması, endüstri 4.0 sayesinde üretimde ülkelere bağlı maliyet farklarının daralması ve tedarik zincirindeki şirketlere üretim yapan alt tedarikçilerle ilgili bilgi eksikliğiydi. Şirketler, bunları dikkate alarak hem otomasyon hem de yapay zekâ, veri analitiği alanlarındaki gelişmelerden faydalanarak tedarik zincirlerini yeniden dengeliyor.
3. ‘İşimizin Geleceği’ beklenenden önce geliyor
Pandemi, farklı endüstrilerdeki on milyonlarca insanı, bir günde evden çalışmaya geçmek zorunda bıraktı. Böylece, önündeki kültürel ve teknolojik bariyerler yıkılan uzaktan çalışma modelinin, kısıtları ve faydaları geçen kısa zaman içinde daha da netleşti. Bu konuda McKinsey Global Institute (MGI) tarafından gerçekleştirilen çalışmaya göre; çalışanların yüzde 20’si, haftanın 3 ila 5 günü uzaktan çalışarak verimliliklerini koruyabiliyor. Bu trend, sadece COVID-19 salgınından dolayı değil, otomasyon ve dijitalleşmedeki ilerlemeler de bunu mümkün kıldığı için gerçekleşiyor. Makalede, ofisten uzakta çalışmaya geçişle ilgili iki önemli zorluğa dikkat çekiliyor. Bu süreçte hem ofisin organizasyona tam olarak ne getirdiğinin sistematik değerlendirilmesi hem de iş gücünün otomasyon, dijitalleşme ve diğer teknolojilere uyum sağlaması için desteklenmesi gerekiyor. McKinsey uzmanları, çalışanlara, eğitimlerle yeni beceriler kazandırmanın, maliyetlerin üstünde fayda sağladığını belirtiyor. Ayrıca, bu yatırımın; çalışan bağlılığı, müşteri memnuniyeti ve olumlu marka algısı üzerindeki etkileri de hatırlatılıyor.
4. Biyofarma devriminin güçlenmesi
Pandemi, genel olarak iş dünyasında süreçleri hızlandırdığı gibi, medikal inovasyona da ciddi bir ivme kazandırabilir. Zorunluluk söz konusu olunca bunun mümkün olduğu görüldü. COVID-19 genom sekanslaması birkaç haftada gerçekleşmekle kalmadı, aşılar da bir yıldan kısa sürede geliştirildi. McKinsey uzmanları, daha büyük bir değişim potansiyelinin; biyomühendislik, genetik dizileme, programlama, veri analitiği, otomasyon, makine öğrenimi ve yapay zekâ gibi çeşitli becerilerin bir araya gelmesiyle ortaya çıkacağını belirtiyor. McKinsey Global Enstitüsü (MGI), bu gelişmeyi ‘Biyo-Devrim’ olarak adlandırıyor. Mayıs 2020’de yayınlanan bir raporda MGI, ‘küresel hastalık yükünün yüzde 45’inin, bugün bilimsel olarak mümkün olan becerilerle çözülebileceğini’ açıkladı. Örneğin; genom düzenleme teknolojileri senede 250 bin kişiyi öldüren sıtmaya çare bulabilir. Hücresel terapiler, zarar görmüş hücre ve dokuları onarabilir ve hatta yenileyebilir. Yeni çeşit aşılar kanser ve kalp hastalıkları gibi bulaşıcı olmayan hastalıklara da uygulanabilir. Biyo-devrimin potansiyeli, sağlığın ötesine de uzanıyor. MGI raporlarına göre; küresel ekonominin fiziksel girdilerinin yüzde 60’ını biyolojik olarak üretmek, teoride mümkün. Biyo-devrim, önümüzdeki on yılda trilyonlarca dolarlık ekonomik etki yaratabilir.
5. Portföylerin yeniden yapılanması hızlanıyor
Pandemiyle birlikte bazı endüstriler yükselişe geçerken bazıları da ciddi şekilde düştü. Ekonomi yeni normaline oturunca, yaşanan sektörel farklılıkların daralması ve endüstrilerin kriz öncesine yakın pozisyonlarına dönmeleri beklenebilir. Bununla birlikte, sektörler içindeki dinamiklerin nasıl değişeceğini öngörmek daha zor olabilir. Bundan önceki krizlerden, kuvvetliler daha kuvvetli çıktı. Zayıflarsa daha da zayıfladı, tümden kapandı ya da satın alındı. McKinsey uzmanları, pandemi döneminde de dayanıklılığı yüksek, sağlıklı bilançolara sahip şirketlerin; yeni fırsatlar arayışında olacağını ve ciddi boyutlu portföy değişimi görmeyi beklediklerini belirtiyor. Bu duruma ek olarak, küresel özel sermayenin elinde bulunan yaklaşık 1,5 trilyon dolarlık yatırıma hazır kaynağın da portföy değişiminde belirleyici rol oynaması bekleniyor. Küresel krizlerde yapılan özel sermaye yatırımlarının geri dönüşlerinin, iyi dönemlerde yapılanlara göre daha yüksek olduğu biliniyor. Bu nedenle makalede, özel sermaye endüstrisinin önümüzdeki dönemde yeni yatırım imkanlarını takip edeceği tahmini yer alıyor.
6. Yeşil İyileşme
2008-2009 finansal kriziyle başa çıkmak için çok sayıda devlet, teşvik programı uygulanmıştı ama bunların çok azı iklimsel ya da çevresel hareketleri içeriyordu. Pandeminin ekonomik etkileriyle mücadelede, durumun farklı olduğu görülüyor. Tüm ülkeler değilse de büyük çoğunluğu toparlanma planlarını var olan çevresel politika önceliklerini ilerletmek için kullanıyor. Avrupa Birliği 880 milyar dolarlık COVID-19 kriz planının yüzde 30’unu iklim değişikliği ile ilgili tedbirlerde kullanmayı planlıyor. Kanada toparlanmayı iklim hedefleriyle birleştiriyor. Kolombiya 180 milyon ağaç ekiyor. Japonya ve Güney Kore 2050’de, Çin ise 2060 yılında, net karbon emisyonunu sıfıra indirme sözü verdi. Bütün bunlar, sürdürülebilirliğin hükümetler düzeyinde yeni normal’in öncelikli konusu olduğunu gösteriyor. Şirketler tarafına bakıldığında da sürdürülebilirlik konusunda tüketici beklentilerinin arttığı görülüyor. McKinsey uzmanları, tüketici beklentilerinin yanı sıra yeşil ekonominin sunduğu büyüme imkanlarını öne çıkarıyor.
Toplumsal Yapı Trendleri
1. Sağlık sisteminin yenilenmesi
COVID-19 salgınıyla mücadele sürecinden alınan dersler, daha kuvvetli sağlık sistemleri inşa etmeye yol açabilir. Halk sağlığı altyapısının iyileştirilmesi ve sağlık sisteminin dijital dönüşümün sunduğu imkanlar kullanılarak modernleştirilmesi, bu konuda, üzerinde çalışılması gereken iki alanı oluşturuyor. İşletmeler açısından bakıldığında da iş verenlerin yeni normalin sağlıklı iş ortamını tasarlamaya odaklanmaları ve çalışanlarının sağlığına yatırım yapmaları bekleniyor.
2. Ülkelerin normalleşme süreci
Pandemi etkileri azaldıkça, ülkelerin mali sıkıntılarıyla nasıl başa çıkacaklarını düşünmeleri gerekecek. McKinsey uzmanları, uzun vadeli ve etkili cevabın büyüme ve verimlilik olduğunu belirtiyor.
3. Paydaş kapitalizmi
İşletmeler ve parçası oldukları toplum arasında bir köprü görevi üstlenen paydaş kapitalizmi, pandemide daha da önemli hale geldi. Paydaş kapitalizminin; şirketlerde kâr amacı güdülmemesi olarak anlaşılmaması gerektiğini vurgulayan McKinsey uzmanları, önemli olanın, zaten değerlendirilebilen bir ölçüt olan kâra bir ‘amaç’ kazandırmak olduğunu söylüyor.
Kaynak: McKinsey / Paraanaliz.com
İlginizi Çekebilir
-
Erol TAŞDELEN yazdı: AKBANK, GARANTİ BBVA, İŞBANK, YAPI KREDİ 2026 İLK YARI PERFORMANSLARI
-
TİCARİ KREDİLERDE FATURA KAOSU
-
ÜRETİCİLERİN KAMBİYO GELİRİ VE BANKALAR İLE İMTİHANI
-
Kur Korumalı Vadeli hesaplarda hesaplar şaşabilir!
-
GERÇEK KİŞİLERDE DOLARİZASYON %60’LARI GEÇTİ!
-
AKBANK, GARANTİ BBVA, iŞBANK, YAPI KREDİ YILI NASIL KAPATACAK?
BANKA HABERLERİ
İhracatçıya ucuz kredi hamlesi: Reeskont kredilerde yeni dönem
İhracatçıya reeskont kredisi desteğinde yeni dönem: BSMV istisnası genişletildi
Yayınlanma:
1 gün önce|
05/09/2026Yazan:
Erol Taşdelen
Kısa ve uzun vadeli reeskont kredilerinin tamamı BSMV istisnası kapsamına alındı. Finansman maliyeti yüzde 23,95 olan reeskont kredilerinde vergi yükünün kaldırılması, ihracatçıların kredi maliyetini aşağı çekecek. Günlük kredi limiti de 5 milyar TL’ye yükseltilmiş durumda.
İhracatçıların uzun süredir beklediği finansman maliyetini azaltacak önemli bir düzenleme yürürlüğe girdi. 5 Eylül 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile ticari bankalar tarafından kullandırılan TCMB kaynaklı reeskont kredilerinde uygulanan Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi (BSMV) istisnasının kapsamı genişletildi.
Düzenlemeyle daha önce kısa vadeli reeskont kredileri açısından uygulanan istisna, uzun vadeli reeskont kredilerini de kapsayacak şekilde genişletildi. Böylece TCMB kaynaklı reeskont kredilerinin tamamında ihracatçı açısından önemli bir maliyet kalemi ortadan kaldırılmış oldu.
Ticaret Bakanlığı da düzenlemenin amacını, ihracatçıların finansmana erişimini kolaylaştırmak ve finansman maliyetlerini düşürmek olarak açıkladı.
Reeskont kredisinde maliyet yüzde 23,95
Düzenlemenin önemini anlamak için reeskont kredilerindeki son değişikliklere bakmak gerekiyor.
TCMB ile Ticaret Bakanlığı’nın ihracat finansmanına yönelik çalışmaları kapsamında reeskont kredilerinde son dönemde önemli iyileştirmeler yapıldı. Reeskont kredilerinin finansman maliyeti yüzde 23,95’e indirildi.
Bunun yanında;
- Daha önce 300 milyon TL olan günlük reeskont kredi limiti 5 milyar TL’ye çıkarıldı.
- Firma başına günlük kredi limiti 45 milyon TL’den 60 milyon TL’ye yükseltildi.
- Yabancı para cinsi reeskont kredi limiti 5 milyon dolara çıkarıldı.
- Toplam reeskont kredi programı bütçesi 1 milyar dolar olarak oluşturuldu.
- Reeskont kredilerinde ilave döviz alma zorunluluğu kaldırıldı.
- Net ihracatçı uygulaması yerine “ihracatçı skoru” uygulamasına geçildi.
TCMB’nin önceki düzenlemeleri de reeskont kredilerinde firmaların finansmana erişimini kolaylaştırmaya yönelik olmuştu. Örneğin 2025 sonunda TL reeskont kredilerinin günlük limiti artırılmış, firma başına günlük limit 60 milyon TL’ye yükseltilmiş ve YP reeskont kredilerinde firma limiti 5 milyon dolara çıkarılmıştı.
Asıl kritik değişiklik: Uzun vadeli kredi de istisna kapsamında
Yeni düzenlemenin ihracatçı açısından en önemli tarafı ise vade ayrımının ortadan kaldırılması.
Ticari bankalar tarafından kullandırılan TCMB kaynaklı reeskont kredilerinde artık yalnızca kısa vadeli krediler değil, uzun vadeli reeskont kredileri de BSMV istisnasından yararlanabilecek.
Bu, özellikle işletme sermayesi ihtiyacı yüksek, üretim ve ihracat döngüsü uzun olan firmalar açısından önemli.
Çünkü ihracatçı açısından kredi faizinin yanında kredi üzerindeki vergi yükü de toplam finansman maliyetini artırıyor. BSMV’nin kaldırılmasıyla birlikte kredi maliyetinde doğrudan bir düşüş meydana geliyor.
Örneğin:
Finansman maliyetinin yüzde 23,95 olduğu varsayıldığında ve BSMV’nin yüzde 5 olduğu standart yapı dikkate alındığında, yalnızca faiz üzerinden oluşan BSMV yükü teorik olarak maliyeti yüzde 25,15 seviyesine taşıyabilecek bir etki yaratıyor.
Dolayısıyla istisna, özellikle yüksek tutarlı ve uzun vadeli kredilerde ihracatçı açısından milyonlarca liralık maliyet avantajına dönüşebilir.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta ise BSMV’nin kaldırılmasının faiz oranını değiştirmediği, faiz üzerinden doğabilecek vergi yükünü ortadan kaldırdığıdır.
5 milyar TL günlük limit önemli
Düzenlemenin BSMV boyutu kadar önemli diğer tarafı ise reeskont kredi programının kapasitesinin ciddi şekilde artırılmış olması.
300 milyon TL’den 5 milyar TL’ye çıkarılan günlük limit, yaklaşık 16,7 katlık bir artış anlamına geliyor.
Bu durum reeskont kredisinin artık yalnızca sınırlı sayıdaki ihracatçı için kullanılan bir finansman aracı olmaktan çıkarılıp daha geniş bir ihracatçı kitlesine ulaştırılmasının hedeflendiğini gösteriyor.
TCMB’nin reeskont kredileri, vadeli ihracat ve döviz kazandırıcı hizmetlerden doğan alacakların bankalar aracılığıyla Merkez Bankası reeskontuna götürülmesi yoluyla ihracatçıya finansman sağlanmasına dayanıyor.
İhracatçı açısından ne değişiyor?
Yeni düzenlemeyi yalnızca “vergi istisnası” olarak görmek eksik olur.
Aslında üç ayrı kanal aynı anda çalışıyor:
1. Kredi maliyeti düşüyor.
BSMV istisnasının genişletilmesi özellikle uzun vadeli kredilerde finansman yükünü azaltıyor.
2. Krediye erişim kapasitesi artıyor.
Günlük limitin 5 milyar TL’ye çıkarılması, programın toplam kullandırım kapasitesini ciddi biçimde büyütüyor.
3. İhracatçının bilançosu rahatlıyor.
Finansman maliyetinin düşmesi, ihracatçı şirketlerin faiz giderlerini azaltarak faaliyet kârlılığı ve nakit akışı üzerinde olumlu etki yaratabilir.
Bu nedenle düzenleme sadece bankacılık sektörü açısından değil, sanayi şirketlerinin maliyet yapısı ve ihracat rekabetçiliği açısından da önemli.
“Ucuz kredi” tek başına yeterli mi?
Burada önemli bir ayrıntı bulunuyor.
Reeskont kredilerinin maliyetinin düşürülmesi ihracatçı için önemli bir avantaj olsa da, krediye erişimin fiilen ne kadar kolaylaşacağı bankaların tahsis politikalarına ve ihracatçıların kredi değerliliğine de bağlı.
Dolayısıyla 5 milyar TL’lik günlük limitin artırılması tek başına yeterli değil. Bu kaynağın özellikle finansmana erişimde zorlanan KOBİ’lere, emek yoğun sektörlere ve ihracat potansiyeli yüksek firmalara ne ölçüde ulaşacağı kritik olacak.
TCMB’nin reeskont uygulamalarında son dönemde KOBİ’lerin erişimini ve ihracat performansını dikkate alan mekanizmalar da öne çıkıyor.
Bankalar açısından da önemli
Düzenlemenin bir başka boyutu ticari bankalar.
Reeskont kredileri bankalar üzerinden kullandırıldığı için BSMV istisnasının kapsamının genişletilmesi, bankaların ihracatçı müşterilerine sunduğu reeskont finansmanının maliyet yapısını etkiliyor.
Bu nedenle yeni düzenleme “ihracatçıya vergi indirimi”nden ziyade, TCMB kaynaklı sübvansiyon niteliğindeki uygun maliyetli finansmanın vergi ayağının da güçlendirilmesi olarak okunabilir.
Ticaret Bakanlığı’nın açıklamasında da reeskont kredilerinin ihracat finansmanındaki temel politika araçlarından biri olduğu ve ihracatçıların finansmana erişiminin artırılmasının yatırım, üretim, istihdam ve ihracat hedefleri açısından önem taşıdığı vurgulanıyor.
Büyük resim: Türkiye ihracat finansmanını ucuzlatmaya çalışıyor
Son düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde Türkiye’nin ihracat finansmanı politikasında belirgin bir yön görülüyor:
Daha yüksek kredi limiti + daha düşük finansman maliyeti + daha az döviz kısıtı + vergi avantajı.
Bu politika özellikle küresel ticarette rekabetin arttığı bir dönemde ihracatçıların maliyet avantajını koruması açısından önem taşıyor.
Nitekim Ticaret Bakanlığı’nın son açıklamalarında yıllıklandırılmış mal ve hizmet ihracatının 405,3 milyar dolara yükseldiği belirtilirken, reeskont kredilerinde finansman koşullarının iyileştirilmesine yönelik çalışmaların sürdüğü ifade edildi.
Bankavitrini yorumu
Yeni BSMV istisnası tek başına büyük bir devrim değil; ancak son dönemde reeskont kredilerinde yapılan düzenlemelerle birlikte değerlendirildiğinde önemli bir finansman paketi ortaya çıkıyor.
Buradaki kritik soru artık “ihracatçıya ucuz kredi verilecek mi?” değil, “bu ucuz kaynağa hangi ihracatçı ne kadar ve ne hızla ulaşabilecek?”
Çünkü yüksek faiz ortamında yüzde 23,95 maliyetle sağlanan ve BSMV avantajı da bulunan reeskont finansmanı, piyasa koşullarına kıyasla oldukça önemli bir avantaj yaratıyor. Ancak avantajın ihracatçı şirketlerin gerçek finansman maliyetine yansıması için bankaların kredi tahsis süreçlerinin de bu mekanizmayla uyumlu çalışması gerekiyor.
Sonuç olarak 5 Eylül düzenlemesi, ihracatçıların finansman maliyetini aşağı çeken; özellikle uzun vadeli finansmanda etkisi daha fazla hissedilecek yeni bir destek mekanizması niteliğinde.
BANKA HABERLERİ
Kara paranın görünmez kalkanı: Nakit karşılıklı krediler
Bankaların yumuşak karnı: Nakit karşılıklı krediler gerçekten yeterince denetlendi mi? Para bankada, kredi yine bankadan… Peki paranın gerçek kaynağını kim araştırıyor?
Yayınlanma:
1 hafta önce|
30/08/2026Yazan:
Erol Taşdelen
25 yıl Bankacılık deneyimi, 7 yıllık Mahkemelere Bankacı Bilirkişisi olarak yüzlerce ağırlıklı Dolandırıcılık Raporları hazırlamış biri olarak Kara Para aklama yöntemlerinden biri olan Bankalardaki “Nakit Karşılıklı Kredileri” mercek altınması gerektiğini yıllardır yazdım. Bu konuyu biraz daha derinlemesine ele alalım:
Bankacılık sisteminde en risksiz kredilerden biri gibi görünen bir kredi türü vardır: nakit karşılıklı, mevduat rehni karşılığı veya nakit teminatlı krediler.
Müşterinin bankada parası vardır. Bu para mevduat, döviz hesabı, vadeli hesap veya başka bir likit finansal varlık olarak bankaya rehnedilir. Banka da bu varlığın belli bir oranına kadar müşteriye kredi açar. Klasik kredi riski açısından bakıldığında banka için son derece güvenli bir işlemdir.
Çünkü müşteri krediyi ödemezse banka elindeki nakit teminatı kullanabilir.
Tam da burada çok önemli bir soru ortaya çıkıyor: Banka kredi riskini çok iyi kontrol ederken, teminat olarak aldığı nakdin nereden geldiğini aynı derinlikte kontrol ediyor mu?
Daha önemlisi: BDDK denetimleri, banka teftiş kurulları, iç kontrol birimleri ve MASAK uyum mekanizmaları nakit karşılıklı kredileri yalnızca “kredi riski düşük işlemler” olarak mı görüyor, yoksa fonun gerçek kaynağına kadar gidiyor mu?
Çünkü uluslararası kara para aklama literatürü bize çok önemli bir şey söylüyor: Bir kredi gerçek bir banka tarafından kullandırılmış olabilir; ama kredinin arkasındaki teminatın kaynağı suç geliri ise kredi işlemi paranın geçmişini temizleyen bir perdeye dönüşebilir.
MASAK’ın kendi yayımladığı aklama yöntemleri arasında da “oto-finans borç yöntemi – loan-back” açık biçimde bulunuyor. MASAK, offshore yapılara taşınan suç gelirinin daha sonra kredi görüntüsü altında sahibine geri döndürülmesini bilinen aklama yöntemlerinden biri olarak tanımlıyor.
OECD ve FATF kaynaklarında bunun bir başka versiyonu “back-to-back loan”, yani karşılıklı/arka arkaya kredi yapıları olarak karşımıza çıkıyor. OECD’ye göre mevcut bir banka mevduatının veya başka bir nakit varlığın teminat gösterilmesiyle üçüncü taraf finans kuruluşundan alınan kredi, teminatın suç gelirinden oluşması halinde aklama mekanizmasının parçası haline gelebiliyor.
Dolayısıyla sorun kredi değil.
Sorun, krediye kaynak teşkil eden teminatın ekonomik kökenidir.
Nakit karşılıklı kredi nasıl bir “kaynak maskeleme aracına” dönüşebilir?
Basit bir örnek düşünelim:
Bir şirketin veya kişinin banka hesabında 10 milyon dolar bulunuyor. Paranın ekonomik kaynağı konusunda soru işaretleri olduğunu varsayalım. Bu kişi 10 milyon doları doğrudan başka bir ülkeye gönderdiğinde karşı taraftaki banka şu soruyu sorabilir:
“Bu 10 milyon dolar nereden geldi?”
Ticaret mi? Mal satışı mı? Şirket sermayesi mi? Gayrimenkul satışı mı? Temettü mü? Miras mı? Borç mu? Başka bir ekonomik faaliyet mi?
Ancak aynı para bir Türk bankasında teminat haline getirilip bunun karşılığında kredi kullandırıldığında müşterinin bilançosunda ve banka hareketlerinde yeni bir katman ortaya çıkar: BANKA KREDİSİ.
Yurt dışına giden fonun işlem açıklamasında veya şirket kayıtlarında artık “kredi” bulunabilir.
Karşı ülkedeki banka açısından bakıldığında da görünürde düzenli bir finansal kaynak vardır: Türkiye’de lisanslı bir banka tarafından kullandırılmış kredi.
Fakat kritik AML sorusu hâlâ cevaplanmamıştır: Kredinin kaynağı banka olabilir; peki bankanın krediyi verirken aldığı nakit teminatın kaynağı nedir? İşte finansal suçlarla mücadelede source of funds ile source of wealth ayrımı burada önem kazanıyor. Paranın son çıktığı hesap yalnızca ilk katmandır.
Gerçek bir AML incelemesi paranın ekonomik kökenine kadar gitmek zorundadır.
MASAK’ın şüpheli işlem göstergeleri aslında tehlikeyi yıllardır tarif ediyor
MASAK’ın yayımladığı şüpheli işlem göstergelerinde bu dosya açısından son derece dikkat çekici başlıklar bulunuyor.
Örneğin; yüksek meblağlı kredi veya borcun makul açıklama olmadan kısa sürede kapatılması, kredinin nerede kullanılacağı konusunda ikna edici bilgi sunulamaması, işletmenin faaliyetiyle orantısız hesap hareketleri, olağan dışı sınır ötesi para transferleri, birbirine yakın tutarlardaki paraların kısa aralıklarla ülkeye girip çıkması, yurt dışındaki hesapların kredi ilişkilerinde teminat olarak kullanılması şüpheli işlemler arasında sayılıyor.
Bu göstergeler yan yana konulduğunda aslında şu prensip ortaya çıkıyor: Bankanın “müşterim kredi kullandı” demesi AML incelemesini bitirmemeli; tam tersine bazı durumlarda incelemenin başlangıcı olmalıdır.
ABD bankacılık sisteminin AML denetim rehberlerinde de nakit teminatlı krediler özel risk göstergeleri arasında.
FFIEC rehberinde; üçüncü kişiye ait mevduatla teminatlandırılan krediler, kaynağı bilinmeyen fonla oluşturulan mevduata karşı kredi verilmesi, ekonomik amacı olmayan ve bankaya hemen hemen hiç kredi riski yaratmadan yüksek komisyon kazandıran krediler şüpheli işlem göstergeleri arasında sıralanıyor.
Asıl denetlenmesi gereken şey kredi dosyası değil, paranın yolculuğu
Klasik banka teftiş mantığında kredi dosyasına bakılır: Müşteri kim? Limit ne? Teminat yeterli mi? Rehin düzgün kurulmuş mu? Kredi sınıflandırması doğru mu? Karşılık ayrılması gerekiyor mu? Yetki limitlerine uyulmuş mu?
Bunlar elbette önemlidir.
Fakat nakit karşılıklı kredilerde denetimin bundan çok daha ileri gitmesi gerekir. Çünkü kredi riski neredeyse sıfırken AML riski yüksek olabilir.
Denetçinin sorması gereken asıl sorular şunlardır: Teminat olan para bankaya nereden geldi?
Kaç gün önce geldi? Yurt dışından mı geldi? Başka bankadan mı aktarıldı? Başka bir krediden mi oluştu? Şirketin ticari faaliyetleri bu büyüklükte para yaratabilecek durumda mı? Para geldikten ne kadar sonra rehnedildi? Rehin karşılığında kredi hangi hesaba geçti? Kredi aynı gün başka bankaya aktarıldı mı? Orada tekrar mevduat veya teminat oldu mu? Kredi başka bir finansal ürüne yatırıldı mı? Aynı nihai faydalanıcı farklı şirketlerle zinciri tekrarladı mı?
İşte gerçek denetim burada başlıyor.
Son söz
Nakit karşılıklı kredi bankanın bilançosu açısından belki de en güvenli kredi türlerinden biridir.
Fakat kara para aklama ve finansal kaldıraç açısından en fazla dikkat edilmesi gereken kredi türlerinden biri de olabilir.
Çünkü bankanın açısından güvenli olan şu formül: “Param teminatta, dolayısıyla kredim güvende” kamu otoritesi açısından yeterli değildir.
Kamu otoritesinin sorması gereken soru şudur: “Teminattaki o para nereden geldi?”
Erol TAŞDELEN – Ekonomist www.bankavitrini.com
BANKA HABERLERİ
DenizBank’tan karbon yoğun sektörlere dönüşüm finansmanı
DenizBank, sürdürülebilir finansman kapsamını genişletmek ve emisyon yoğun sektörlerin dönüşümünü desteklemek üzere, ana hissedarı Emirates NBD ile birlikte Geçiş Finansmanı Çerçevesi’ni yayımladı.
Yayınlanma:
3 hafta önce|
19/08/2026Yazan:
BankaVitriniTürkiye’de ilk kez ayrı bir kılavuz doküman olarak yayımlanan Geçiş Finansmanı Çerçevesi; yüksek emisyonlu sektörlerin karbonsuzlaşmasına katkı sağlayan faaliyetlerin belirlenmesi, değerlendirilmesi ve sınıflandırılması için sistematik bir metodoloji ortaya koyuyor.
DenizBank Genel Müdürü Recep Baştuğ, konuya ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “Düşük karbonlu ekonomiye geçiş, bugün yalnızca iklim hedefi değil; ülkelerin büyüme modelleri ve rekabet gücü üzerinde belirleyici bir unsur. Ülkemizde de özellikle AB Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın mali yükümlülüklerinin başlamasıyla, ihracatçı sektörlerimiz açısından dönüşüm ihtiyacı daha kritik hale geldi. Bu noktadaki rolümüz ve amacımız, uzun soluklu bir finansman ortağı olarak dönüşüm sürecindeki şirketlerin yanında yer almak. Ana hissedarımız ile birlikte hayata geçirdiğimiz Geçiş Finansmanı Çerçevemizle, özellikle yeşil dönüşümü zor sektörlerdeki şirketlerin kendi somut dönüşüm hedeflerini finanse etmesine imkan tanıyan bir yaklaşım sunuyoruz. Önümüzdeki dönemde de düşük karbonlu ekonomiye adil ve kapsayıcı geçiş için reel sektörün uzun vadeli finansman ihtiyaçlarına çözüm üretmeyi sürdüreceğiz.”
Geçiş Finansmanı Çerçevesi Hakkında
Geçiş Finansmanı Çerçevesi, üretim, demir-çelik, çimento, madencilik, gayrimenkul, ulaştırma ve tarım başta olmak üzere karbon yoğun ve emisyon azaltımı zor sektörlerde faaliyet gösteren şirketlerin, Paris Anlaşması hedefleriyle uyumlu geçiş yolları doğrultusunda karbonsuzlaşmasını desteklemeyi amaçlıyor.
ICMA İklim Geçiş Finansmanı El Kitabı ve İklim Geçiş Tahvili Kılavuzu ile Kredi Piyasası Birliği (LMA), Asya Pasifik Kredi Piyasası Birliği (APLMA) ve Kredi Sendikasyonları ve Alım Satım Birliği (LSTA) tarafından yayımlanan uluslararası rehberler dikkate alınarak hazırlanan Çerçeve’nin uluslararası standartlarla uyumu, bağımsız dış değerlendirici DNV tarafından sağlanan İkinci Taraf Görüşü ile destekleniyor.
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.053)
- BANKA ANALİZLERİ (152)
- BANKA HABERLERİ (3.625)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (597)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.981)
- GÜNCEL (4.584)
- GÜNDEM (3.567)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (147)
- ŞİRKETLER (2.737)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (582)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.486)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (56)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (11)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (831)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (119)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (53)
- Onur ÇELİK (61)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (94)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (19)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- OpenAI'da yaprak dökümü sürüyor: Bir yönetici daha ayrıldı 25/08/2026
- İran'dan kritik iki temas 25/08/2026
- Halkbank'a 1,1 milyar dolarlık ilave kaynak 25/08/2026
- IMF Başkanı Georgieva: Küresel ekonomi enerji şokuna direniyor 25/08/2026
- İran'dan ekonomik savaş çıkışı 25/08/2026
- SpaceX'te yeni üs yatırımı planı 25/08/2026
- Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan kabine toplantısı sonrası açıklamalar 25/08/2026
- Anthropic'ten yatırımcılara devasa 'pazar' sunumu 25/08/2026
- "Hürmüz'deki mayınlar temizlendi" 25/08/2026
- Sektörel güven endeksleri geriledi 25/08/2026
SON YAZILAR
- Kontrolmatik’te ödeme krizi büyüyor 05/09/2026
- İhracatçıya ucuz kredi hamlesi: Reeskont kredilerde yeni dönem 05/09/2026
- Fonlarda vergi ayarı: Yüzde 10 stopaj resmen başladı 05/09/2026
- Enflasyon düşüyor ama hayat pahalılığı bitmiyor 03/09/2026
- Piyasalar soluklandı: Zayıf istihdam Fed korkusunu törpüledi. Gözler TÜİK’te 03/09/2026
- Perakende devlerinde kârlılık alarmı: BİM pozitif ayrıştı 01/09/2026
- SPK’dan patron satışlarına fren 01/09/2026
- Yeni SPK düzenlemesinde hangi hisseler öne çıkabilir? 31/08/2026
- Kara paranın görünmez kalkanı: Nakit karşılıklı krediler 30/08/2026
- Takas İstanbul risk yönetiminde kuralları değiştiriyor 29/08/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini5 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu
