BORSA
MSCI’dan Türkiye’ye Yeni Uyarı
MSCI’dan Türkiye’ye Yeni Uyarı: Sorun Artık Endeks Değil, Piyasa Güvenilirliği
Yayınlanma:
2 ay önce|
Yazan:
BankaVitrini
MSCI, Türk sermaye piyasasını yakın izlemeye devam ediyor
Küresel endeks sağlayıcısı MSCI, Türkiye sermaye piyasalarına yönelik yatırım yapılabilirlik (investability) incelemesini daha da sıkılaştırdı. Kuruluş, yatırım yapılabilirlik açısından risk gördüğü durumlarda Türk sermaye piyasası araçlarını şirket bazında değerlendirmeye devam edeceğini açıkladı.
MSCI’nin son duyurusuna göre;
- Şirketlerin serbest dolaşımdaki pay (free float) oranları yeniden hesaplanabilecek,
- Bazı fonların veya hissedarların sahip olduğu paylar “serbest dolaşım dışı (non-free float)” olarak yeniden sınıflandırılabilecek,
- Bu değişiklikler uygulanmadan önce piyasa katılımcıları önceden bilgilendirilecek.
İlk bakışta teknik görünen bu açıklama, aslında Türkiye sermaye piyasalarının uluslararası yatırımcılar nezdindeki güven algısı açısından oldukça kritik bir mesaj içeriyor.
MSCI neden bu kadar hassas davranıyor?
MSCI endeksleri bugün dünyada trilyonlarca dolarlık pasif ve aktif fon tarafından referans alınmaktadır. Bir hissenin MSCI endekslerinde yer alması yalnızca prestij değil, aynı zamanda otomatik yabancı fon girişini de beraberinde getiriyor.
Dolayısıyla MSCI için en önemli kriterlerden biri; “Bir yabancı yatırımcı bu hisseyi gerçekten serbest piyasadan alıp satabilir mi?” Eğer cevap net değilse, MSCI o hissenin serbest dolaşım oranını düşürüyor veya endeksten tamamen çıkarabiliyor.
Sorunun merkezinde ne var?
MSCI’nin raporlarında son aylarda tekrar eden temel eleştiri şu:
Bazı küçük ve orta ölçekli şirketlerde;
- şirketle bağlantılı fonların,
- ilişkili yatırımcıların,
- koordineli hareket eden hesapların
gerçek serbest dolaşım oranını olduğundan yüksek gösterdiği yönünde uluslararası yatırımcıların ciddi şikâyetleri bulunuyor.
MSCI’ye göre bu durum;
- fiyat oluşumunu bozuyor,
- likiditeyi olduğundan farklı gösteriyor,
- endekslerin sağlıklı hesaplanmasını engelliyor,
- yabancı yatırımcının risk analizini zorlaştırıyor.
SPK’nın attığı adım olumlu bulundu ancak yeterli görülmedi
MSCI, Sermaye Piyasası Kurulu’nun son dönemde yaptığı düzenlemeleri olumlu karşıladığını açıkça belirtiyor.
Özellikle; ilişkili kişilere ait olduğu tespit edilen bazı fon paylarının serbest dolaşım hesabından çıkarılması önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.
Ancak MSCI’nin mesajı oldukça net: “Düzenleme yapmak yeterli değil. Uygulamanın sonuçlarını görmek istiyoruz.”
Uluslararası yatırımcılar özellikle;
- gerçek faydalanıcı (beneficial owner) bilgilerinin daha şeffaf açıklanmasını,
- koordineli işlemlerin etkin biçimde denetlenmesini,
- manipülasyonlara karşı güçlü yaptırım uygulanmasını,
- hangi hisselerin riskli kabul edildiğinin kurallara bağlı ve şeffaf biçimde açıklanmasını bekliyor.
Kiler Holding örneği aslında bir prova oldu
MSCI’nin bu yaklaşımı teoride kalmadı. Mayıs 2026 Endeks Gözden Geçirmesi sırasında MSCI, Kiler Holding’in serbest dolaşım oranını yeniden hesapladı.
Yapılan inceleme sonucunda;
- bazı fon payları serbest dolaşım kapsamından çıkarıldı,
- Free Float oranı düşürüldü,
- şirket MSCI Global Small Cap Endeksi’nden çıkarıldı.
Bu karar, MSCI’nin artık yalnızca genel piyasa değerlendirmesi yapmak yerine şirket bazlı detaylı incelemelere geçtiğinin en somut göstergesi oldu.
Kasım 2026 kritik eşik
MSCI daha önce yaptığı Piyasa Sınıflandırması İncelemesi’nde Türkiye için önemli bir takvim açıklamıştı.
Kasım 2026 MSCI Endeks Gözden Geçirmesi’ne kadar;
- yeterli,
- somut,
- güvenilir
ilerleme görülmezse Türkiye hakkında yeni bir danışma (consultation) süreci başlatılabilecek. Bu süreç otomatik olarak Türkiye’nin gelişmekte olan ülke statüsünü kaybedeceği anlamına gelmiyor.
Ancak;
- Türkiye’nin MSCI kapsamındaki konumu yeniden tartışmaya açılabilir,
- bazı hisseler farklı şekilde değerlendirilebilir,
- yabancı yatırımcıların risk primi yükselebilir.
Türkiye neden sadece Endonezya ile birlikte anılıyor?
2026 Market Accessibility Review raporunda dikkat çeken bir başka unsur da şu oldu: MSCI, bu yıl yatırım yapılabilirlik açısından özel uyarı verdiği iki gelişmekte olan ülke olarak yalnızca;
- Türkiye
- Endonezya
piyasalarını gösterdi.
Her iki ülke için de ortak sorun;
- şeffaf olmayan ortaklık yapıları,
- koordineli işlemler,
- gerçek serbest dolaşım oranının tespit edilememesi
olarak ifade edildi.
Bu nedenle MSCI, “Information Flow” kriterinde her iki ülkenin notunu aşağı çekti.
Borsa İstanbul açısından ne ifade ediyor?
Bu açıklamalar kısa vadede endekslerde büyük bir değişiklik yaratmayabilir.
Ancak orta vadede;
- yabancı fon girişleri,
- Türkiye risk primi,
- MSCI endeks ağırlıkları,
- pasif fon akımları
üzerinde belirleyici olabilir.
Özellikle küçük ve orta ölçekli hisselerde serbest dolaşım hesaplarının yeniden gözden geçirilmesi bazı şirketlerin MSCI endekslerinden çıkmasına veya ağırlıklarının azalmasına neden olabilir.
Bu da ilgili hisselerde yabancı kurumsal yatırımcı talebini doğrudan etkileyebilir.
Bankavitrini Analizi
MSCI’nin verdiği mesaj aslında tek bir cümlede özetlenebilir: Sorun artık yalnızca serbest dolaşım oranı değil; piyasanın güvenilirliği ve fiyat oluşum mekanizmasının uluslararası yatırımcı açısından ne kadar sağlıklı çalıştığıdır.
Türkiye son iki yılda makroekonomik dengeleri yeniden kurmaya yönelik önemli adımlar attı. Ancak küresel fonlar açısından yalnızca faiz politikası veya enflasyon yeterli görülmüyor.
Kurumsal yatırımcılar artık;
- piyasa şeffaflığı,
- kurumsal yönetişim,
- gerçek ortaklık yapısı,
- manipülasyonla mücadele,
- düzenleyici kurumların etkinliği
gibi alanlarda da somut ilerleme görmek istiyor.
Kasım 2026 MSCI incelemesine kadar atılacak adımlar, yalnızca birkaç hissenin değil, Türkiye sermaye piyasalarının uluslararası yatırımcı nezdindeki algısını da şekillendirecek.
İlginizi Çekebilir
BORSA
Takas İstanbul risk yönetiminde kuralları değiştiriyor
Takas İstanbul risk yönetiminde kuralları değiştiriyor: MKT piyasalarında yeni dönem
Yayınlanma:
12 saat önce|
29/08/2026Yazan:
Gülbeyaz Gergün
Takas İstanbul, 29 Ağustos 2026 tarihli ve 2167 sayılı Genel Mektup ile Merkezi Karşı Taraf (MKT) hizmeti verilen piyasalardaki prosedürlerde değişikliğe gitti. Aracı kurumlar ve bankaları doğrudan ilgilendiren düzenleme, sermaye piyasalarında teminat, risk yönetimi ve merkezi karşı taraf mekanizmasının daha sıkı hale geldiği yeni dönemin önemli bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Takas İstanbul tarafından Merkezi Risk Yönetimi Ekibi imzasıyla aracı kurum ve bankalara gönderilen 2167 sayılı Genel Mektubun konusu, “MKT Hizmeti Verilen Piyasalardaki Prosedür Değişiklikleri” olarak açıklandı.
Düzenleme, Sermaye Piyasası Kurulu’nun 28 Ağustos 2026 tarihli 52/1589 sayılı kararıyla yatırım fonları ve özellikle serbest fonlar üzerinde getirdiği yeni risk sınırlamalarının hemen ardından geldi.
SPK, Yatırım Fonlarına İlişkin Rehber’in 12 ayrı maddesinde değişiklik yaparken dört yeni madde ekledi.
MKT neden önemli?
Merkezi Karşı Taraf sisteminde Takas İstanbul, gerçekleştirilen işlemlerde alıcıya karşı satıcı, satıcıya karşı ise alıcı konumuna geçiyor.
Başka bir ifadeyle bir aracı kurumun veya piyasa katılımcısının yükümlülüğünü yerine getirememesi durumunda sistemin diğer tarafının doğrudan karşı taraf riskine maruz kalmasının önüne geçilmeye çalışılıyor.
Türkiye’deki merkezi takas düzenlemelerine göre MKT hizmeti; işlem teminatları, garanti fonları, üye mali yeterliliğinin izlenmesi, stres testleri ve temerrüt yönetimi gibi çok katmanlı bir güvenlik sistemi üzerine kuruluyor.
Bu nedenle MKT prosedürlerinde yapılan değişiklikler teknik bir düzenleme gibi görünse de özellikle bankaların ve aracı kurumların sermaye kullanımı, teminat ihtiyacı ve pozisyon taşıma maliyetleri açısından önem taşıyor.
SPK’nın fon düzenlemesiyle aynı döneme denk gelmesi önemli
Takas İstanbul’un 2167 sayılı Genel Mektubu, SPK’nın fon piyasasında riskleri azaltmaya yönelik kapsamlı düzenlemesinin hemen arkasından geldi.
SPK’nın yeni düzenlemelerinde özellikle para piyasası işlemleri, kaldıraç, teminat yapısı ve karşı taraf riski öne çıkıyor.
Yeni çerçevede fonların taraf olduğu yurt içi organize para piyasası işlemlerinde güçlü bir teminat yapısı oluşturulması öngörülürken, serbest fonların Takasbank Para Piyasası işlemlerine ilişkin önemli sınırlamalar getirildi.
Yüzde 75 teminat şartı
Yeni fon düzenlemesine göre yurt içi organize para piyasası işlemlerinde işlem tutarına ilave alınacak teminatın toplam işlem büyüklüğünün yüzde 75’inden az olmaması öngörülüyor.
Teminatın kalitesine ilişkin de sınırlamalar getiriliyor. Teminatın en az yüzde 50’sinin belirlenen yüksek nitelikli varlıklardan, toplam teminatın en az yüzde 75’inin ise bu varlıklar ile BIST 30 Endeksi’ndeki paylardan oluşması gerekiyor.
Bu yaklaşımın temel amacı açık: Sadece teminat almak değil, gerektiğinde hızla nakde dönüştürülebilecek kaliteli teminat almak.
Serbest fonlara yüzde 20 sınırı
En önemli değişikliklerden biri ise serbest fonların Takasbank Para Piyasası’ndaki işlemlerine getirilen sınırlama.
Serbest fonların bu piyasadaki işlemleri fon portföy değerinin yüzde 20’si ile sınırlandırılıyor.
Üstelik borçlanma amacıyla gerçekleştirilen işlemler de hesaplamaya dahil ediliyor.
Örneğin; 1 milyar TL portföy büyüklüğüne sahip bir serbest fon açısından 200 milyon TL seviyesi kritik sınır haline geliyor.
Bu düzenleme özellikle para piyasasından yüksek tutarda borçlanarak portföy büyüklüğünün üzerinde pozisyon oluşturan fonların kaldıraç kapasitesini azaltacak.
Mevcut pozisyonlara ani tasfiye yok
Düzenleyici otorite mevcut büyük pozisyonların bir gecede kapatılmasının piyasada yaratabileceği dalgalanmayı da dikkate alıyor.
29 Ağustos 2026 itibarıyla yeni sınırların üzerinde bulunan pozisyonların artırılmaması ve belirlenen geçiş takviminde kademeli olarak azaltılması öngörülüyor. Benzer şekilde Takasbank’ın merkezi karşı taraf olmadığı bazı para piyasası işlemlerindeki mevcut açık pozisyonların da artırılmaması ve aşamalı biçimde azaltılması hedefleniyor.
Bu yaklaşım önemli.
Çünkü düzenleyici otorite bir taraftan sistemdeki kaldıraç ve karşı taraf riskini azaltırken diğer taraftan zorunlu ve ani pozisyon kapamalarının piyasa fiyatlarında yaratabileceği satış baskısını engellemeye çalışıyor.
Büyük resim: Sistem kaldıraçtan teminata dönüyor
SPK kararları ile Takas İstanbul’un MKT düzenlemelerini birlikte değerlendirdiğimizde sermaye piyasasında yeni bir risk yönetimi mimarisine doğru gidildiği görülüyor.
Yeni dönemin üç anahtar kelimesi öne çıkıyor: Teminat – likidite – merkezi karşı taraf.
Özellikle serbest fonların yüksek kaldıraç kullanarak oluşturduğu pozisyonlar, düşük likiditeli varlıkların teminat olarak kullanılması ve karşı taraf riskinin sistem içerisinde dağılması düzenleyici otoritelerin daha fazla dikkatini çekmeye başlamış durumda. Takas İstanbul’un MKT sistemi zaten üyelerin mali yeterliliğinin sürekli izlenmesini, işlem teminatlarının gün içi fiyat ve pozisyon hareketlerine göre takip edilmesini ve teminatlar ile garanti fonlarının stres testlerine tabi tutulmasını öngörüyor.
2167 sayılı Genel Mektup bu nedenle tek başına değerlendirilmemeli.
SPK’nın 28 Ağustos fon düzenlemesi ile Takas İstanbul’un 29 Ağustos MKT prosedür değişiklikleri, sermaye piyasalarında kaldıraç ve karşı taraf riskinin azaltılmasına yönelik aynı düzenleyici zincirin parçaları olarak okunabilir.
Bankalar ve aracı kurumlar nasıl etkilenebilir?
Yeni yapı özellikle yüksek işlem hacmine sahip piyasa katılımcıları açısından daha fazla teminat ihtiyacı yaratabilir. Teminat kalitesinin yükseltilmesi ise bankalar ve aracı kurumların teminat havuzlarını yeniden düzenlemelerine neden olabilir.
Bunun sonucunda;
- yüksek kaliteli likit varlıklara olan talep artabilir,
- teminat optimizasyonu daha önemli hale gelebilir,
- kaldıraçlı pozisyonların taşıma maliyetleri yükselebilir,
- düşük likiditeli payların teminat olarak kullanım alanı daralabilir,
- üye bazında risk ve pozisyon yönetimi daha sıkı hale gelebilir,
- fon–aracı kurum–banka arasındaki kısa vadeli finansman mekanizması değişebilir.
Borsa açısından asıl kritik nokta
Düzenlemenin Borsa İstanbul açısından takip edilmesi gereken tarafı ise fonların pozisyon küçültme davranışı olacak. Özellikle yüksek kaldıraç kullanan serbest fonların yeni limitlere uyum sağlamak için pozisyonlarını azaltmaları gerekirse, bazı varlıklarda geçici satış baskısı ortaya çıkabilir.
Buna karşılık düzenlemenin orta ve uzun vadeli amacı bunun tam tersidir: Bir kurum veya fonun aşırı kaldıraç kullanması nedeniyle ortaya çıkabilecek sorunun diğer piyasa katılımcılarına ve bütün finansal sisteme yayılmasını engellemek.
Dolayısıyla yeni düzenleme kısa vadede bazı piyasa oyuncularının hareket alanını daraltırken, uzun vadede sermaye piyasasının finansal dayanıklılığını artırmayı hedefliyor.
Bankavitrini.com değerlendirmesi
Türkiye sermaye piyasasında son dönemde fon büyüklüklerinin hızla artması, serbest fonların daha aktif hale gelmesi ve bazı fonların para piyasaları üzerinden yüksek kaldıraç kullanabilmesi risk yönetiminin önemini artırdı.
SPK’nın fon düzenlemesi ile Takas İstanbul’un MKT prosedürlerini aynı dönemde değiştirmesi tesadüf olarak görülmemeli.
Yeni dönemin temel mesajı oldukça açık: Fon büyüklüğünün çok üzerinde kaldıraç kullanılması zorlaşacak, alınan teminatın yalnızca miktarı değil kalitesi de önem kazanacak ve mümkün olan işlemlerde karşı taraf riski merkezi karşı taraf sisteminin içine çekilecek.
Bu da Türkiye sermaye piyasasında “daha fazla işlem” anlayışından “daha kontrollü ve teminatlı işlem” anlayışına doğru önemli bir geçiş anlamına geliyor.
bankavitrini.com
BORSA
SPK fonlarda oyunun kurallarını değiştirdi
SPK fonlarda oyunun kurallarını değiştirdi: BIST 30 hisseleri neden avantajlı hale gelebilir?
Yayınlanma:
13 saat önce|
29/08/2026Yazan:
Gülbeyaz Gergün
Sermaye Piyasası Kurulu’nun 28 Ağustos 2026 tarihli radikal fon düzenlemesi, yalnızca yatırım fonlarını değil Borsa İstanbul’daki hisse senetlerinin arz-talep dengesini de değiştirebilecek nitelikte. Özellikle serbest fonların küçük ve orta ölçekli hisselerde yoğunlaşmasına sınırlama getirilirken BIST 30 hisselerinin önemli sınırlamalardan muaf tutulması dikkat çekiyor. Bu durum, PD/DD oranı 1’in altında bulunan THYAO, SISE, SAHOL, KRDMD, EKGYO, SASA, PETKM, PGSUS, KCHOL, ISCTR, TTKOM, TCELL, EREGL, AEFES ve VAKBN gibi BIST 30 hisselerine fonlar açısından göreli avantaj sağlayabilir.
BANKAVİTRİNİ ÖZEL ANALİZ
Sermaye Piyasası Kurulu 28 Ağustos 2026 tarihli 52/1589 sayılı kararıyla Yatırım Fonlarına İlişkin Rehber’de son yılların en kapsamlı değişikliklerinden birini yaptı. Rehberde 12 bölüm değiştirilirken dört yeni bölüm eklendi. SPK’nın resmi duyurusuna göre düzenleme 29 Ağustos itibarıyla yürürlüğe girdi.
Düzenlemenin kalbinde ise serbest fonlar, fonların hisse yoğunlaşmaları, ilişkili taraf işlemleri, borsa dışı işlemler, repo piyasası ve portföy yönetim şirketlerinin sermaye ve insan kaynağı yapısı bulunuyor.
SPK Rehberi’nin içindekiler bölümünde bile 28 Ağustos 2026 tarihli değişikliğin serbest fonlardan repo işlemlerine, portföy yönetimine, TEFAS’a ve yatırım fonlarının ortaklık payı işlemlerine kadar çok geniş bir alana yayıldığı görülüyor.
Ancak Borsa İstanbul açısından asıl kritik madde başka: Serbest fonların artık herhangi bir hisse üzerinde eskisi kadar rahat yoğunlaşamayacak olması.
Ve daha da önemlisi: BIST 30 hisselerinin bu yeni yoğunlaşma sınırlamalarının dışında bırakılması.
İşte yeni düzenlemenin borsa açısından kırılma noktası burada.
SPK serbest fonlara hangi sınırları getirdi?
Yeni Rehber’e göre bir serbest fonun portföyündeki %5’ten büyük sermaye piyasası aracı pozisyonlarının toplamı fon portföy değerinin %20’sini geçemeyecek.
Örneğin bir fonun portföyünün;
- %15’i A hissesi,
- %12’si B hissesi,
- %10’u C hissesi
şeklinde yoğunlaşması artık genel kural altında mümkün olmayacak.
Çünkü %5’i aşan yatırımların toplamı %20 ile sınırlandırılıyor.
Bu tek başına bile serbest fonların özellikle son yıllarda kullandıkları “birkaç hisseye çok büyük para yatırarak yüksek getiri yaratma” modelini önemli ölçüde değiştiriyor.
Daha önce serbest fonların en önemli özelliği, klasik yatırım fonlarına uygulanan birçok portföy sınırlamasından muaf olmalarıydı. Bu esneklik tamamen ortadan kaldırılmıyor; ancak SPK artık bu fonların belli şirketlerde aşırı yoğunlaşmasına izin vermiyor. Rehber bunu açık biçimde ortaya koyuyor.
Asıl bomba: Fiili dolaşıma göre hisse alma sınırı
Yeni düzenlemenin Borsa İstanbul’u en fazla ilgilendiren maddelerinden biri ise şirketlerin fiili dolaşımdaki pay miktarına bağlı fon sahipliği sınırları.
Bir serbest fon artık;
| Şirketin fiili dolaşım oranı | Tek serbest fonun alabileceği azami miktar |
|---|---|
| %25’in altında | Fiili dolaşımın %8’i |
| %25 – %50 | Fiili dolaşımın %6’sı |
| %50 – %75 | Fiili dolaşımın %4’ü |
| %75’in üzerinde | Fiili dolaşımın %2’si |
seviyesini aşamayacak.
Aynı portföy yöneticisinin yönettiği fonların tamamı için ise sınırlar bunun yaklaşık iki katı olarak uygulanıyor: sırasıyla %16, %12, %8 ve %4.
Bu düzenleme özellikle dolaşımdaki hisse miktarı düşük ve fonların yoğun biçimde pozisyon aldığı küçük-orta ölçekli şirketleri doğrudan ilgilendiriyor.
Bir şirketin halka açıklık oranının düşük olması artık serbest fon açısından avantaj değil, ciddi bir pozisyon limiti anlamına geliyor.
BIST 30’a çok önemli istisna
Düzenlemenin borsa açısından en stratejik noktası burada ortaya çıkıyor.
SPK açık biçimde; BIST 30 Endeksi’ne dahil hisselerin serbest fonlar için getirilen söz konusu sınırlamalardan hariç tutulacağını belirtiyor. Bu son derece önemli.
Çünkü fon yöneticisinin önünde iki hisse olduğunu düşünelim.
Birinci hisse BIST 30 dışında.
İkinci hisse BIST 30 içinde.
İlk hissede; %5 üzeri yoğunlaşma sınırı, fiili dolaşım sınırı, grup yoğunlaşması, toplam fon sahipliği gibi kısıtlamalar devreye girebiliyor.
BIST 30 hissesinde ise yeni düzenlemenin söz konusu yoğunlaşma sınırlamaları uygulanmıyor. Dolayısıyla fon yöneticisinin büyük pozisyon oluşturmak istediğinde BIST 30 hisselerine yönelmesi daha kolay hale geliyor.
Bu elbette “fonlar mutlaka BIST 30 alacak” anlamına gelmez. Ancak düzenleme açık biçimde BIST 30 hisseleri lehine regülasyon kaynaklı bir göreli avantaj yaratıyor.
PD/DD 1’in altında olmak SPK kriteri değil
Burada önemli bir ayrımı yapmak gerekiyor.
SPK düzenlemesinde; PD/DD oranı, F/K oranı veya şirketin ucuz/pahalı olmasıyla ilgili herhangi bir kriter bulunmuyor.
Dolayısıyla bir şirketin PD/DD’sinin 0,40 veya 0,90 olması tek başına fonların bu hisseyi almasına yol açmayacak.
Fakat iki faktör bir araya geldiğinde tablo değişebilir: BIST 30 üyeliği + düşük değerleme.
Fon yöneticisinin yeni sınırlamalar nedeniyle portföyünü yeniden dağıtması gerektiğinde;
- likiditesi yüksek,
- büyük ölçekli,
- BIST 30 içinde bulunan,
- değerleme çarpanları görece düşük
şirketler doğal alternatifler haline gelebilir.
Bu nedenle kullanıcı tarafından verilen PD/DD listesi yeni SPK düzenlemesi açısından oldukça ilginç bir tablo ortaya çıkarıyor.
PD/DD’si 1’in altındaki hisseler SPK düzenlemesinden nasıl etkilenebilir?
Aşağıdaki PD/DD oranlarını kullanıcının paylaştığı güncel liste üzerinden değerlendiriyoruz. Oranların piyasa fiyatlarıyla değişebileceğini özellikle belirtelim.
| Hisse | PD/DD | BIST 30 | Düzenlemenin göreli etkisi |
|---|---|---|---|
| CANTE | 0,38 | Hayır | Fon yoğunlaşması varsa riskli |
| THYAO | 0,42 | Evet | Göreli pozitif |
| SISE | 0,45 | Evet | Göreli pozitif |
| SAHOL | 0,47 | Evet | Göreli pozitif |
| KRDMD | 0,49 | Evet | Göreli pozitif |
| ALARK | 0,50 | Hayır | Fon sahipliği kritik |
| EKGYO | 0,51 | Evet | Göreli pozitif |
| SASA | 0,65 | Evet | Göreli pozitif |
| PETKM | 0,67 | Evet | Göreli pozitif |
| ULKER | 0,67 | Hayır | BIST 30 dışı olduğu için sınırlamalar önemli |
| PGSUS | 0,67 | Evet | Göreli pozitif |
| KCHOL | 0,69 | Evet | Göreli pozitif |
| ISCTR | 0,70 | Evet | Göreli pozitif |
| TTKOM | 0,71 | Evet | Göreli pozitif |
| TCELL | 0,73 | Evet | Göreli pozitif |
| ECILC | 0,76 | Hayır | Fon pozisyonları izlenmeli |
| EREGL | 0,85 | Evet | Göreli pozitif |
| AEFES | 0,87 | Evet | Göreli pozitif |
| VAKBN | 0,90 | Evet | Göreli pozitif |
Borsa İstanbul’un 2026 üçüncü çeyrek dönemsel değerlendirmesinde BIST 30’da herhangi bir giriş-çıkış yapılmadı. Bir önceki dönemde VAKBN endekse alınmış, ULKER çıkarılmıştı. Dolayısıyla 29 Ağustos itibarıyla yukarıdaki sınıflandırmada VAKBN BIST 30 içinde, ULKER ise dışında bulunuyor.
En dikkat çekici hisselerden biri THYAO olabilir
Listede PD/DD açısından en ucuz büyük şirketlerden biri Türk Hava Yolları.
Verilen rakama göre PD/DD yalnızca 0,42.
THYAO aynı zamanda;
- BIST 30 üyesi,
- yüksek işlem hacmine sahip,
- yüksek likiditeli,
- çok büyük piyasa değerine sahip
bir şirket.
Yeni düzenleme serbest fonların küçük ve düşük dolaşımlı hisselerde büyük pozisyon taşımasını zorlaştırırken THYAO gibi hisselerde aynı sınırlamaların uygulanmaması, kurumsal yatırımcı açısından önemli bir fark yaratıyor.
Ancak bu düzenlemeden “THYAO kesin yükselir” sonucu çıkarılamaz.
Doğru ifade şudur: Yeni SPK rejimi THYAO gibi büyük ve likit BIST 30 hisselerinin portföy yönetimindeki göreli cazibesini artırabilir.
Şişecam ve Sabancı Holding’de benzer durum
SISE’nin 0,45, SAHOL’ün 0,47 civarındaki PD/DD oranları dikkat çekiyor.
Her iki şirket de büyük ölçekli ve BIST 30 kapsamında. Özellikle holdinglerde düşük PD/DD zaten uzun süredir “holding iskontosu” tartışmasının bir parçası. Yeni dönemde fonların küçük hisselerde büyük konsantrasyon kurmasının zorlaşması halinde;
SAHOL ve KCHOL gibi holding hisseleri kurumsal portföylerin yeniden dağılımından faydalanabilecek adaylar arasında değerlendirilebilir.
EKGYO neden ayrıca dikkat çekiyor?
EKGYO’daki 0,51 PD/DD seviyesi ile BIST 30 istisnasının bir araya gelmesi önemli.
Üstelik Rehber yalnızca BIST 30 paylarına değil, belirli kamu kuruluşları ve bunların yönetim kontrolündeki ortaklıkların sermaye piyasası araçlarına da bazı istisnalar tanıyor.
Bu nedenle kamuyla bağlantılı büyük şirketlerin fon portföylerindeki konumu yeni sistemde ayrıca izlenmeli.
SASA açısından düzenleme neden önemli?
SASA son yıllarda fonların ve bireysel yatırımcıların yakından izlediği hisselerden biri.
Yeni düzenlemenin genel mantığı küçük ve orta ölçekli hisselerde fon yoğunlaşmasını sınırlarken BIST 30 paylarını ana yoğunlaşma limitlerinin dışında bırakıyor.
SASA’nın BIST 30 üyeliği bu açıdan önemli bir avantaj.
PD/DD 0,65 düzeyinin de doğru kabul edilmesi halinde şirketin değerleme çarpanı geçmiş dönemlerine kıyasla ayrıca dikkat çekici hale geliyor.
Burada yine temel finansal risklerin—borçluluk, finansman giderleri, kapasite kullanımı ve yatırım dönüşleri—ayrı değerlendirilmesi gerekiyor.
SPK istisnası şirket risklerini ortadan kaldırmaz; yalnızca fonların pozisyon taşıma kapasitesini etkiler.
CANTE, ALARK, ULKER ve ECILC’de durum farklı
Listenin en kritik kısmı belki de BIST 30 dışında kalan dört hisse:
CANTE – PD/DD 0,38
Listenin en düşük PD/DD oranına sahip şirketi. Fakat BIST 30 dışında. Dolayısıyla yeni düzenleme açısından yapılması gereken ilk analiz şirketin ucuz olup olmadığı değil: Serbest fonlar CANTE’nin fiili dolaşımındaki hisselerin ne kadarını taşıyor?
Eğer belirli fonlarda yeni sınırların üzerinde yoğunlaşma varsa portföy ayarlaması gerekebilir. Bu durumda düşük PD/DD kısa vadede teknik satış baskısını tamamen engellemeyebilir.
ALARK – PD/DD 0,50
Alarko Holding de BIST 30 dışında olduğu için otomatik istisnadan yararlanmıyor.
Burada kritik değişken;
- fiili dolaşım oranı,
- serbest fon sahipliği,
- fonların hisseyi portföylerinin yüzde kaçında taşıdığı
olacak.
Fonların pozisyonları sınırlıysa düzenlemenin doğrudan etkisi de sınırlı kalabilir.
ULKER – PD/DD 0,67
Ülker’in durumu özellikle ilginç. ULKER, 2026 ikinci çeyreğinde BIST 30’dan çıkarıldı ve yerine VAKBN alındı. 2026 üçüncü çeyreğinde ise BIST 30 için yedek paylar arasında bulunuyor.
Dolayısıyla ULKER’in yeniden BIST 30’a girip girmemesi artık yalnızca endeks fonları açısından değil, SPK’nın serbest fon konsantrasyon düzenlemesi açısından da daha önemli hale geldi.
Başka bir ifadeyle: BIST 30 üyeliğinin ekonomik değeri yükseldi.
ECILC – PD/DD 0,76
ECILC 2026 üçüncü çeyreğinde BIST 50’ye alındı ancak BIST 30 üyesi değil. Bu nedenle büyük ve likit olmasına rağmen BIST 30 istisnasından yararlanmıyor.
Fon yoğunluğu burada özellikle takip edilmeli.
Fonlardan zorunlu satış hemen mi gelecek?
Hayır.
SPK bu noktada piyasada sert ve ani satış oluşmasını önlemek için kademeli geçiş sistemi oluşturmuş. 29 Ağustos 2026 itibarıyla limiti aşan pozisyonlar üst limit kabul edilecek ve artırılamayacak.
Ardından aşan bölümün;
- 31 Ekim’e kadar en az üçte biri,
- 30 Kasım’a kadar en az üçte ikisi
azaltılacak.
31 Aralık 2026 itibarıyla tam uyum sağlanacak. Bu madde çok önemli.
Dolayısıyla Borsa İstanbul açısından potansiyel etkinin yalnızca 1-2 günlük değil, Eylül-Aralık 2026 dönemine yayılması beklenebilir.
Piyasada önümüzdeki aylarda şu hareket görülebilir: Yoğun fon sahipliği bulunan BIST 30 dışı hisselerden → büyük ve likit BIST 30 hisselerine portföy kayması.
Ancak bunun büyüklüğünü belirleyecek esas veri, fonların bugünkü gerçek hisse pozisyonlarıdır.
Küçük hisseler neden daha fazla etkilenebilir?
Yeni sistem bir bakıma likiditeyi ödüllendiriyor.
Çünkü düşük fiili dolaşıma sahip bir şirkette birkaç milyar liralık fon yatırımı bile dolaşımdaki hisselerin çok büyük bölümünü oluşturabilir. Büyük BIST 30 şirketlerinde ise aynı tutarın piyasa üzerindeki ağırlığı çok daha düşüktür.
SPK’nın mesajı aslında oldukça açık: Fon, bir şirketin fiili dolaşımını kontrol edecek büyüklüğe ulaşmamalı.
Bu yaklaşım aynı zamanda fon yöneticisinin fiyat oluşumu üzerindeki etkisini azaltmayı amaçlıyor.
Büyük ortakların fonlara blok hisse satışına da fren
SPK yalnızca fonların ne kadar hisse taşıyabileceğini sınırlamadı.
Fonlara yapılan özel emir ve Toptan Satışlar Pazarı işlemlerini de sıkılaştırdı. Özel fonlar, serbest fonlar, GYF’ler ve GSYF’ler özel emir veya Toptan Satışlar Pazarı yoluyla bazı ortaklık payı işlemlerinde alıcı olamayacak; serbest ve özel fonlar aynı yöntemlerle satıcı da olamayacak.
Diğer yatırım fonlarının özel emir/TSP yoluyla tek seferde yapabilecekleri işlemlere de şirket sermayesinin %1’i, 12 aylık toplam için %3 sınırı getiriliyor.
Bunun anlamı önemli: Büyük ortak → fon → borsa
şeklindeki bazı dolaylı hisse transfer mekanizmaları daha kontrollü hale getiriliyor.
Büyük ortakların borsa dışı satışına ayrı sınırlama
Pay Tebliği kapsamında şirket yönetiminde bulunan veya büyük ortak konumundaki kişilerin borsa dışındaki satışlarına da sınır getirildi.
12 aylık dönemde;
- fiili dolaşımı %50’nin üzerinde olan şirketlerde sermayenin %2’sinden,
- fiili dolaşımı %50 veya altında olanlarda %4’ünden
fazlası borsa dışında satılamayacak. Limit aşılacaksa SPK onaylı pay satış bilgi formu gerekiyor.
Bu düzenleme de özellikle küçük halka açıklığa sahip şirketlerde blok satışların fonlar üzerinden yapılmasını zorlaştırıyor.
Fon dünyasında başka ne değişiyor?
Düzenleme yalnızca hisse senetlerinden ibaret değil.
SPK ayrıca serbest fon sayısını şirketlerin istihdam ettiği portföy yöneticisi sayısıyla ilişkilendiriyor. Bir portföy yönetim şirketinin ihraç edeceği serbest fon sayısı, istihdam ettiği portföy yöneticisi sayısını aşamayacak. Mevcut şirketler için 30 Haziran 2029’a kadar uyum süresi bulunuyor.
Portföy yönetim şirketlerine yönelik sermaye çıtası da yükseltiliyor. 2027 yılı için;
Geniş yetkili PYŞ: 500 milyon TL
Faaliyetleri sınırlı PYŞ: 250 milyon TL
asgari sermaye seviyeleri belirlenmiş durumda. Serbest fonların büyüklüğü yönetilen kolektif portföylerin %50’sini aşan bazı PYŞ’lerde ise çıkarılmış sermayenin %10 oranında nakit artırılması zorunluluğu gündeme geliyor.
Para piyasası fonlarında da önemli değişiklik
Düzenlemeden para piyasası fonları da etkileniyor.
Katılım fonları hariç para piyasası fonlarının portföyünün en az %10’u DİBS ve/veya Hazine Varlık Kiralama tarafından ihraç edilen kira sertifikalarında tutulacak. Bu düzenlemenin devlet iç borçlanma senetlerine fon kaynaklı ilave talep yaratması beklenebilir.
Başka bir ifadeyle SPK değişikliği aynı anda; hisse piyasası + fon sektörü + repo piyasası + DİBS piyasası üzerinde sonuç üretebilecek.
SPK neden böyle bir düzenleme yaptı?
Son dönemde bazı serbest fonların;
- birkaç hisse üzerinde olağanüstü yoğunlaşması,
- düşük fiili dolaşımlı şirketlerde büyük pozisyonlar taşıması,
- ilişkili taraflarla yüksek hacimli işlemler yapması,
- fon performansının birkaç hisseye aşırı bağımlı hale gelmesi
piyasada uzun süredir tartışılıyordu.
Nitekim yeni düzenlemenin ardından yapılan analizlerde bazı büyük serbest fonların tek hissede son derece yüksek portföy yoğunlaşmalarına ulaştığı örnekler kamuoyuna yansıdı. Örneğin Tera Portföy Birinci Serbest Fon üzerinden yapılan incelemede hem yoğun hisse pozisyonları hem de grup içi repo işlemleri yeni kurallar açısından mercek altına alındı.
SPK’nın yeni düzenlemesini bu açıdan yalnızca teknik bir fon düzenlemesi olarak görmek eksik kalır.
Bu karar aynı zamanda; fonlar aracılığıyla Borsa İstanbul’daki fiyat oluşumunun daha sağlıklı hale getirilmesi girişimidir.
BIST 30 artık yalnızca prestij endeksi değil
Yeni düzenlemenin belki de en az konuşulan fakat en önemli sonucu bu olabilir.
Bir şirket açısından BIST 30 üyeliği eskiden;
- endeks fonlarından para girişi,
- yabancı yatırımcının radarına girme,
- likidite,
- prestij
açısından önemliydi.
Şimdi buna yeni bir avantaj daha eklendi: Serbest fonların yeni yoğunlaşma sınırlarından istisna. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde BIST 30’a giriş-çıkış kararlarının piyasa etkisi eskisinden daha güçlü olabilir.
ULKER-VAKBN örneği bu açıdan yakından izlenmeli.
PD/DD’si düşük BIST 30 hisselerinde yeni hikâye oluşabilir mi?
SPK düzenlemesinin en ilginç tarafı burada ortaya çıkıyor.
Verilen listede 19 şirketin 15’i BIST 30 içerisinde.
Üstelik bunların arasında;
THYAO 0,42
SISE 0,45
SAHOL 0,47
KRDMD 0,49
EKGYO 0,51
SASA 0,65
PETKM 0,67
PGSUS 0,67
KCHOL 0,69
ISCTR 0,70
TTKOM 0,71
TCELL 0,73
EREGL 0,85
AEFES 0,87
VAKBN 0,90
gibi 1’in altında PD/DD ile işlem gören büyük şirketler bulunuyor.
Dolayısıyla piyasa önümüzdeki aylarda yalnızca; “Hangi hisse ucuz?” sorusunu sormayabilir.
Yeni soru şu olabilir: “Fonların yeni SPK limitleri altında en rahat büyük pozisyon taşıyabileceği ucuz hisseler hangileri?”
Bu sorunun cevabında BIST 30 şirketleri doğal olarak öne çıkıyor.
Bankavitrini değerlendirmesi: Fonlardan BIST 30’a doğru yeni bir rota oluşabilir
SPK’nın 28 Ağustos düzenlemesi ilk bakışta fon sektörünü düzenleyen teknik bir değişiklik gibi görünüyor.
Fakat ayrıntıya girildiğinde bunun Borsa İstanbul’daki para akışını değiştirebilecek bir regülasyon olduğu anlaşılıyor.
Düzenleme üç sonuç yaratabilir.
Birincisi, küçük ve düşük dolaşımlı şirketlerde bir veya birkaç fonun piyasa üzerinde hâkim hale gelmesinin önüne geçilecek.
İkincisi, bugün yeni limitlerin üzerinde pozisyon taşıyan serbest fonlar 31 Aralık’a kadar kademeli biçimde pozisyonlarını küçültmek zorunda kalabilecek.
Üçüncüsü ve belki de en önemlisi, BIST 30 paylarının temel yoğunlaşma sınırlamalarından istisna tutulması büyük, likit şirketleri fon yöneticileri açısından göreli olarak daha avantajlı hale getirecek.
Bu nedenle önümüzdeki dönemde sadece şirket bilançosuna bakmak yeterli olmayacak.
Yatırımcıların şu dört veriyi birlikte izlemesi gerekecek: PD/DD ve diğer değerleme çarpanları + BIST 30 üyeliği + fiili dolaşım oranı + serbest fon sahipliği.
Bu dört gösterge birlikte okunduğunda yeni SPK düzenlemesinin hangi hisselerde satış baskısı, hangi hisselerde ise potansiyel fon talebi yaratabileceği çok daha net görülebilecek.
En önemli sonuç ise şu: SPK küçük hisselerde fon yoğunlaşmasına fren yaptı; büyük ve likit BIST 30 hisselerinin fon portföylerindeki stratejik değeri ise artırdı.
Bu nedenle 0,42 PD/DD’li THYAO’dan 0,45’lik SISE’ye, 0,47’lik SAHOL’den 0,69’luk KCHOL’e kadar düşük değerlemeyle işlem gören BIST 30 şirketleri önümüzdeki aylarda “ucuzluk + likidite + regülasyon avantajı” üçgeninde yeniden fiyatlanabilecek hisseler arasında yakından izlenecek.
Ancak bunun otomatik bir yükseliş sinyali olmadığı; şirketlerin bilanço, borçluluk, kârlılık ve nakit akışı dinamiklerinin esas olmaya devam ettiği unutulmamalı.
Gülbeyaz GERGÜN – Ekonomist
bankavitrini.com | Özel Haber Analiz
ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA
Bessent’in faiz hamlesi: DXY geriliyor, kıymetli metaller, Bitcoin yükseliyor
Yayınlanma:
1 hafta önce|
21/08/2026Yazan:
BankaVitrini
ABD Hazine Bakanı Bessent, uzun vadeli tahvillerde gelecek çeyrekte işlem başına 2 milyar dolardan en az 4 milyar dolara çıkarılan geri alımların daha da büyütülebileceğini söyledi. Bessent, 20 yılın zirvesine çıkan uzun vadeli faizlerin ABD ekonomisinin temel görünümünü tam olarak yansıtmadığını savunurken; Ortadoğu’da devam eden savaş, yaz ayları nedeniyle azalan işlem hacmi ve belki de en önemlisi yapay zekâ yatırımları için hızlanan şirket tahvil ihraçlarının piyasadaki likidite havuzunu iyice kuruttuğuna dikkat çekti. ABD Hazinesi’nin hamlesi ardından ilk etapta %5,34 seviyesinden %5,18’e kadar gerileyen uzun vadeli tahvil faizleri, bu sabah yeniden %5,25 seviyesine toparlanırken, düşüş de beklentimize paralel kalıcı olmadı.
ABD Hazinesi’nin piyasalara vermiş olduğu mesajı iyi anlamak gerekiyor. Hazine tahvil piyasasındaki likiditeyi desteklemek ve faizlerin daha fazla yükselmesini engellemek için daha aktif bir rol üstlenmeye hazır oldu yönünde güçlü bir duruş sergilerken, bu hamle kamu borcunun 40 trilyon doları aştığı ve yıllık faiz giderlerinin ise şimdiden yaklaşık 1,2 trilyon dolara ulaştığı bir dönemde geldi! Yani konuyu sadece likidite kuruması olarak düşünmemek gerekiyor. Bessent her ne kadar bütçe harcamalarında yeni tasarruf adımları geleceğini söylese de, uzun vadeli faizlerin kalıcı biçimde gerilemesi için piyasanın ABD’nin borç ve bütçe görünümünde daha somut bir iyileşme görmesi gerekecek.
Bu noktada sıklıkla hatırlattığımız büyük resmi gözden kaçırmamak gerekiyor. ABD, Çin ile küresel liderlik için ciddi bir mücadeleye girişirken, Başkan Trump da bir iş insanı refleksiyle düşük kredi faizleri istiyor, fabrika çarklarının dönmesini, üretimin yeniden ABD’ye gelmesini ve istihdamın artmasını hedefliyor. Bu doğrultuda bir taraftan tarifeleri artırırken, diğer taraftan ekonomi yönetimi üzerinden daha zayıf bir dolar ile rekabet avantajı elde etmeye çalışıyor. Ancak gelinen noktada son altı aydır dolar değer kazanırken, piyasa faizleri de yukarıda gördüğümüz üzere yaklaşık 20 yılın zirvesine yükselmiş durumda.
Tam da bu nedenle, tecrübeli ve saygın bir hazineci olan Bessent’i hafife almamak gerektiğini düşünüyoruz. Scott Bessent’in 1992 yılında George Soros’un fonunda çalışırken İngiliz sterlinine karşı yapılan büyük bahiste önemli rol oynayan ve İngiltere Merkez Bankası’nı “Kara Çarşamba”ya götüren yatırımcılardan biri olduğunu yeri gelmişken bir kez daha hatırlatayım. Bu açıdan Amerikan Hazinesi’nin tahvil geri alım miktarını artırma kararını, nicelik olarak çok büyük olmasa da verdiği mesaj bakımından önemli buluyoruz.
ABD Hazinesi’nin adımı sonrasında dolarda başlayan değer kaybının devam edebileceğini düşünüyoruz. Savaş döneminde artan dolar likiditesi talebiyle son bir yılın zirvesine çıkan DXY endeksinin artık kademeli bir geri çekilme sürecine girebileceği kanaatindeyiz. Teknik anlamda uzun süredir önem verdiğimiz 100,50 seviyesini aşarak bizi huzursuz eden DXY, bu sabah 98,7 seviyesine kadar gerileyerek son üç ayın en düşük seviyesini gördü.
Kâğıt ve mürekkep sistemine baş kaldıran ve ocak ayı sonunda 5.600 dolar seviyesine kadar soluksuz yükselen altının ons fiyatı ise savaş döneminde artan likidite ihtiyacı, Warsh’un bilanço daraltması ve faiz artırımı yönündeki şahin açıklamalarıyla sert bir düzeltme sürecine girmiş, yapay zekâ şirketlerinin artan nakit ihtiyacı da satış baskısını artırmıştı. Gelinen noktada Fed’in faiz artırmasının zorlaştığı, uzun vadeli faizlerde ise kontrolün giderek zorlaştığı bir ortamda, altın gibi bu tür dönemleri fiyatlayan bir numaralı korunma aracının piyasalar tarafından yeniden hatırlandığını düşünüyoruz.
Bu minvalde, altının ons fiyatı piyasaların yakından takip ettiği 200 günlük hareketli ortalama olan 4,510 dolar seviyesinin üzerine yükselirken, gecelik kapanışın da bu teknik seviyenin üzerinde gerçekleşmesi hareketi teyit etti. Altın 4,540 dolar seviyesine kadar yükselirken, 5,600 dolar zirvesi ile 3,492 dolar dibini baz alan Fibonacci düzeltme seviyelerine göre yukarıda ilk önemli direnci 4,576 dolar seviyesinde görüyoruz. Her ne kadar orta vadeli hedeflerimiz çok daha yukarıda olsa da, son günlerde de vurguladığımız üzere V tipi, soluksuz bir yükseliş beklemiyoruz. Bu çerçevede, gelecek hafta düzenlenecek merkez bankalarının zirvesi niteliğindeki Jackson Hole toplantılarının da fiyatlamalar açısından önemli olacağını not etmek isteriz. Göz bebeğimiz gümüş ise 200 günlük hareketli ortalamanın geçtiği 71,95 dolar seviyesine henüz ulaşamasa da, bu sabah 69 dolar seviyesini test ederek son iki ayın zirvesine yükseldi. Kıymetli metallerde yükseliş isteğinin devam edeceğini düşünürken (bakınız grafik), uzun pozisyonlarımızı da korumaya devam ediyoruz.
Kripto cephesinde ise amiral gemisi Bitcoin, bu hafta şimdilik %20’ye yakın yükseliş kaydederek 75 bin dolar seviyesine kadar çıkarken, bir süredir 71 bin dolar olarak işaret ettiğimiz hedef seviyesini de süratle geride bıraktı. Teknik açıdan, 15,600 dolar seviyesinden başlayan ve 126 bin dolara kadar uzanan rallinin %50 Fibonacci düzeltme seviyesi olan 71 bin doların aşılması sonrasında bir sonraki önemli hedefin 84 bin dolar olduğunu düşünüyoruz (bakınız grafik).
Para birimleri liginde ise DXY cephesindeki geri çekilmeye paralel EURUSD paritesi 1,17 seviyesine yükselerek son üç ayın zirvesini test ederken, kraliyet aslanı sterlin de 1,3660 seviyesine ulaşarak son altı ayın en yüksek seviyesini gördü. Dolar zayıflığı devam ettiği müddetçe her iki paritede de yükseliş eğiliminin korunmasını bekliyoruz. GBP cephesinde haftalık kapanışın 1,3700 seviyesinin üzerinde gerçekleşmesi hâlinde, 1,40’lı seviyelerin yeniden gündeme gelebileceğini düşünüyoruz.
EUR ve GBP paritelerinde yaşanan sert yükselişe hafta sonu fonlama etkisinin de eklenmesiyle EURTRY kuru 56,30, GBPTRY kuru ise 65,50 seviyesine kadar yükseldi. Türk insanının bir numaralı yatırım araçlarından biri olan gram altın da 7 bin TL seviyesini test ederek yatırımcısının yüzünü güldürdü. Altın fiyatlarındaki yükselişin Türkiye ekonomisini pek çok kanaldan etkilediğinin altını kalınca çizmek gerekiyor. Artan servet etkisi, otomobilden beyaz eşyaya, konuttan diğer dayanıklı tüketim kalemlerine kadar iç talebi destekleyen bir unsur hâline geliyor. Bu nedenle ekonomik aktiviteyi, daha doğrusu iç talebi soğutmaya çalışan TCMB açısından kıymetli metal fiyatlarındaki yükseliş çok da iyi bir haber değil. Nitekim her perşembe olduğu üzere dün TCMB tarafından açıklanan haftalık verilerde de altının ayak izlerini net bir şekilde gördük.
Şöyle ki rezervlerin büyük bir kısmının altın olduğu düşünülürse, altın fiyatlarında yaşanan yukarı yönlü hareket TCMB’nin döviz alımları ile birleşince, TCMB’nin net yabancı para pozisyonu 19 Ağustos valörlü işlemlerde 51,2 milyar dolar seviyesine kadar yükselerek savaşın başladığı günlerdeki seviyesine kadar yükseldi. Haftalık verilere göre Liralaşma stratejisi devam ederken, TL mevduatın toplam mevduat içinde payı %62 seviyesine kadar yükseldi. Yabancının hisse senedi alımı ivme kazanırken, BIST100 ana endeksi ayın ilk üç haftasında %7 değer kazandı. USDTRY kuru bebek adımlarıyla 48,00 seviyesine gelirken, iki yıl vadeli gösterge tahvilin bileşik faizi %40,87 seviyesinde kalarak önemli bir değişim göstermedi. Piyasalar TCMB’den normalleşme kapsamında Ağırlıklı Ortalama Fonlama Maliyetini (AOFM) %40’dan %37’ye getirmesini beklerken, dün dört ay sonra ilk kez açtığı tahvil alımı ile piyasa faizini aşağıya çekti. CDS risk primi 223 baz puanla önemli bir değişim göstermedi.
Yeni güne başlarken, Bessent’in uzun vadeli tahvil faizleriyle giriştiği mücadele kendi içinde daha genişlemeci bir politika zeminine dönüşürken, kıymetli metallerden kripto varlıklara kadar uzanan sert değer kazanım eğilimi de korunuyor. Jeopolitik risklerde anlamlı bir değişim yaşanmamasına paralel Brent petrolün varil fiyatı 94 dolar seviyesine yükseldi. ABD Hazine Bakanı Bessent, İran’a yönelik “tarihin en ağır yaptırımlarının” devreye alınacağını ve paketin detaylarının pazartesi günü açıklanacağını söyledi. Washington, ekonomik baskıyı en üst seviyeye çıkararak İran’ı müzakere masasına zorlamayı ve yeni büyük çaplı askerî operasyonlara ihtiyaç bırakmamayı hedefliyor. Ancak burada önemli bir noktayı da unutmamak gerekiyor: İran, on yıllardır ağır yaptırımlar altında yaşamaya alışmış bir ekonomi.
ABD borsaları dün geceyi %1 civarında düşüşle tamamlarken, bu sabah Pasifik’in diğer yakasında havanın nispeten daha ılımlı olduğunu görüyoruz. Gösterge endeks Nikkei, Orta Doğu’da devam eden belirsizlik, yükselen petrol fiyatları ve yeniden güçlenen enflasyon endişeleriyle %0,3 gerilerken, haftalık kaybı %4’e yaklaşarak son bir ayın en kötü performansına yöneldi. Bölgenin diğer borsalarında ise %0,5 civarında yükselişler izlenirken, ABD vadeli endekslerinde de hafif alıcılı bir seyir dikkat çekiyor. Mali piyasaların gündeminde bugün içeride kapasite kullanım oranı, reel kesim güven endeksi ve tüketici güven endeksi; dışarıda ise İngiltere perakende satışlar ile Almanya, Euro Bölgesi ve ABD imalat PMI verileri takip edilecek.
Altın
Gümüş
Bitcoin
Emre Değirmencioğlu
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.053)
- BANKA ANALİZLERİ (152)
- BANKA HABERLERİ (3.623)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (593)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.980)
- GÜNCEL (4.574)
- GÜNDEM (3.565)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (146)
- ŞİRKETLER (2.734)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (582)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.482)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (56)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (11)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (827)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (119)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (53)
- Onur ÇELİK (61)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (94)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (19)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- OpenAI'da yaprak dökümü sürüyor: Bir yönetici daha ayrıldı 25/08/2026
- İran'dan kritik iki temas 25/08/2026
- Halkbank'a 1,1 milyar dolarlık ilave kaynak 25/08/2026
- IMF Başkanı Georgieva: Küresel ekonomi enerji şokuna direniyor 25/08/2026
- İran'dan ekonomik savaş çıkışı 25/08/2026
- SpaceX'te yeni üs yatırımı planı 25/08/2026
- Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan kabine toplantısı sonrası açıklamalar 25/08/2026
- Anthropic'ten yatırımcılara devasa 'pazar' sunumu 25/08/2026
- "Hürmüz'deki mayınlar temizlendi" 25/08/2026
- Sektörel güven endeksleri geriledi 25/08/2026
SON YAZILAR
- Takas İstanbul risk yönetiminde kuralları değiştiriyor 29/08/2026
- SPK fonlarda oyunun kurallarını değiştirdi 29/08/2026
- Artık batmak da pahalı: Bir firmanın iflasının gerçek maliyeti ne? 28/08/2026
- Piyasalar Jackson Hole’a kilitlendi: Gözler Warsh’ta, kıymetli metaller tetikte 28/08/2026
- Liberal demokrasi neden krizde? Acemoğlu çözümün adresini gösterdi 25/08/2026
- Kargolar dolandırıcılığın tahsilat aracına dönüştü? 24/08/2026
- İhracatta çifte baskıya Alhat’tan DFİF formülü 24/08/2026
- BANKACILIK SEKTÖRÜNÜN TAŞIMAK İSTEMEDİĞİ RİSKİ REEL SEKTÖR TAŞIYOR.. 24/08/2026
- Bessent’in faiz hamlesi: DXY geriliyor, kıymetli metaller, Bitcoin yükseliyor 21/08/2026
- ABD Hazinesi’nden piyasalara ‘morfin’, kıymetli metaller yeniden sahnede 20/08/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini5 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu



