GÜNDEM
Prof. Dr. Boratav : Sri Lanka’da ayaklanma
Birkaç yıldan beri öngörülen borç krizlerinin ikinci örneği Arjantin’den sonra Sri Lanka’da yaşanıyor.
Yayınlanma:
4 yıl önce|
Yazan:
BankaVitrini
Nisan 2022’de Sri Lanka’da yaygın, sert bir halk ayaklanması başladı; hâlâ sürüyor. Ayaklanmanın seyrini aşağıdaki haber başlıkları aktarıyor1:
- 2 Nisan: “Kemer sıkmaya karşı kitle protestoları. Olağanüstü hal.”
- 14 Nisan: “Gençlik isyanda; sistem değişikliği talep ediyor.”
- 7 Mayıs: “Genel grev sonrasında yeniden olağanüstü hal.”
- 9 Mayıs: “Başbakan istifa etti; konutu yakıldı.”
- 11 Mayıs: “Konutların yakıldığı ikinci gece; başbakan kaçtı.”
- 12 Mayıs: “Cumhurbaşkanı’ndan askere ‘ateş serbest’ emri.”
- 14 Mayıs: “Yeni başbakan acı IMF programını üstleniyor.”
Bu dramatik haberlerin ayrıntılarına giremem. Elbette Sri Lanka uzmanı da değilim. Ama “dünya sınıf kavgaları” üzerinde derlediğim bilgileri aktarmaya, değerlendirmelerimi okurlarımla paylaşmaya çalışıyorum.
İki hafta önce Latin Amerika ile başlattığım bu gezintiyi bugün Asya’da, Sri Lanka ile sürdürmek istiyorum.
“Kendiliğinden”, yıkıcı bir sınıf patlaması…
Aktardığım haber başlıkları Sri Lanka’da “kendiliğinden bir sınıf kavgası” yaşandığını gösteriyor.
Öğrenebildiğim kadarıyla Sri Lanka’da en azından dört sosyalist parti var. Kısaltmalara göre NSSP, FSP, USP ve SEP… Parlamentoda temsilcileri yok.
Bunlardan Troçkist SEP’in ayaklanma üzerindeki bildirisi dikkat çekiyor: “İşçi sınıfı sendikalardan bağımsız eylem komiteleri oluşturmalı; işçilerin çıkarlarını savunarak ezilen kitlelerin desteğini sağlamalıdır. Sosyalist politikaları izleyecek bir işçi ve köylü hükümetinin temeli böyle inşa edilebilir” (WSWS, 17 Mayıs 2022).
Güzel, ama isyan haberlerinde bu tür örgütlenmelerin ipuçları dahi yoktur. “Kendiliğinden”, yani örgütsüz bir sınıfsal patlama söz konusudur. Yakar, yıkar, istifalara yol açabilir; sonunda sönüp gider… Sri Lanka, galiba bu çalkantıyı yaşamaktadır.
Çeyrek yüzyılı aşkın bir iç savaş
Hint yarımadasının uzantısı, bugün nüfusu 22 milyon olan ada ülkesi Sri Lanka (eski adı Seylan), 1948’de Britanya İmparatorluğu’nun bir dominyonu, 1972’de cumhuriyet olarak bağımsızlığını kazanacaktır.
Nüfusun %75’i Budist çoğunluklu Sinhal’lerden, %15’i Hindu ağırlıklı Tamil’lerden, %10’u Müslüman ve Hristiyan azınlıklardan oluşuyor.
Bağımsızlık sonrasında Tamil azınlığın savunduğu federal sistem kabul edilmedi. Tamil’lerin ve diğer azınlıkların %50’lik temsil ilkesi bir süre uygulandı; sürdürülemedi. 1956’da Sinhal dili (Sinhala) resmî dil olarak kabul edildi.
Sonraki dönemde, Sinhal çoğunluğun Tamil nüfusa karşı uyguladığı ayrım ve baskılar silahlı bir direnme hareketini tetikleyecektir. Tamil Kaplanları adındaki ayrımcı hareket silahlı bir ayaklanma başlatacak; ülke, çeşitli kesintilerle 26 yıl (1983-2009) sürecek bir iç savaşa sürüklenecektir.
2009’da Birlemiş Milletler iç savaşın 80.000-100.000 ölüme yol açtığını tahmin edecektir. Ayaklananların terör eylemlerine başvurduğu biliniyor. Hükümet güçlerine dönük ağır savaş suçu iddiaları yaygındır; yargılanma gerçekleşmemiştir.
On beş yıllık bir iktidar: Rajapaksa hanedanı
İç savaş son bulduğunda Cumhurbaşkanı olan Mahinda Rajapaksa dört yıl önce (2005’te) seçilmişti. Kardeşi Gotabhaya Rajapaksa o tarihte Savunma Bakanı, bugün Cumhurbaşkanı’dır. 11 Mayıs’ta evi yakılarak kaçan ve istifa eden başbakan ise 2005’in cumhurbaşkanı Mahinda’dır.
Bu iki kardeşe, iki erkek kardeşi daha ve hepsinin yetişkin erkek çocuklarını ekleyelim. Büyük toprak sahibi feodal Rajapaksa ailesinin yedi kişilik siyasetçilerine ulaşacaksınız. Bu yedi kişi (üç yıllık bir kesinti hariç) 2005-2022 dönemi boyunca, ülkeyi Cumhurbaşkanı, Başbakan olarak ve diğer ana bakanlıkları dönüşümlü paylaşarak yönetmiştir. Görevlerini de içeren listeyi BBC News veriyor (12 Mayıs 2022).
Nisan-Mayıs ayaklanmasının hedefi olan; konutları yakılan Rajapaksa hanedanı budur.

Rajapaksa kardeşler: Cumhurbaşkanı Gotapaya ve başbakanı Mahinda (2019 Colombo).
Bu “hanedan saltanatı”nın öncesine de göz atalım.
Sömürge döneminden devralınmış yapısal özellikleri ağır basan Sri Lanka, 1955 Bandung Konferansı’nın kurduğu bağlantısızlar grubuna katıldı. 1977’de de “serbest piyasa ekonomisi” güzergâhına yönelen ilk Güney Asya ülkesi oldu. Planlı, korumacı politikalar son buldu; ülke “erken sanayisizleşme” tuzağına savruldu (A.Chowdhury, Naked Capitalism, 19 Nisan 2022).
Bağımlı yapısal özellikleri temsilî ve aksak bir “demokrasi” ile bütünleştirelim; 26 yıllık bir iç savaşın katkılarını da ekleyelim. Sonuç, iç savaşa son veren Podujana Peramuna Partisi’nin on beş yıllık iktidarıdır. Özelliklerini aktardığım Rajapaksa ailesinin partisi…
Büyük toprak sahibi, giderek “hanedanlaşan” bu klan için temel öncelik, devlet aygıtının denetimini sürdürmektir. “Normalleşen” ortamın ekonomik çıkarları, ne pahasına olursa olsun iktidarın korunmasını gerektirecektir.
İlk uyarı 2015’te gelecek, muhalefeti toplayan bir ittifak karşısında Mahinda Rajapaksa başkanlığı yitirecektir. Yenilgi geçicidir. İktidara gelen ittifak Ekim 2018’de dağılacak; yeni başkan Sirivasan üç yıl önce yenilgiye uğrattığı Mahinda Rajapaksa’yı bu kez başbakanlığa atayacaktır.
İktidar nasıl korunur? Türkiye ile benzerlikler…
Mahinda Rajapaksa’nın 2018’deki başbakanlığı “yarım iktidar”dır. Telafi fırsatı 2019 seçimi arifesinde gelecektir. IŞİD, Nisan’da başkent Colombo’da otelleri, kiliseleri bombalayacak; 269 kişi ölecek; 500 kişi yaralanacaktır.
Rajapaksa ailesi 2019 terör eylemini fırsata çevirecektir. İç Savaş’a son veren savunma bakanı Gotapaya Rajapaksa Cumhurbaşkanlığı’na aday gösterilecek; Tamil Kaplanları’nı IŞİD terörünün suç ortağı olarak ilan edecektir. “Sinhal oyları seçimi almamıza yeter” diyen Gotapaya haklı çıkacaktır. Ezici oy farkıyla cumhurbaşkanlığını kazanacak; Podujana Peramuna Partisi de parlamento çoğunluğunu sağlayacaktır.

Ülkeler-arası benzerlikleri abartmayalım. Yine de bu iki ülkede “Güney faşizmi” süreçlerinin ortak özellikleri dikkat çekicidir:
IŞİD’in Suruç, Ankara Garı katliamları, Davutoğlu’nun “kokteyl terör” benzetmesi, Güneydoğu’da Hendek operasyonu, Aralık 2015 seçimleri, 2016 FETÖ darbe girişiminin Saray tarafından bir “fırsat” olarak kullanılması ve sonraları… Bunlar, Rajapaksa ailesinin yukarıda sıraladığım 2019 hamlelerine adeta örnek olmuştur.
Güvenlik, büyüme ve refah artışları vadederek 2019 seçimini kazanan Gotapaya Rajapaksa, başbakanlığa kardeşi Mahinda’yı getirecektir. 2020-2022 döneminde, kamu açıkları ölçüsüzce pompalanacak; dış açıklar döviz rezervlerini tüketecek; Nisan 2022’de 78 milyon dolarlık bir ödeme temerrüde düşecek; dış borç krizi patlak verecektir. Batı basını Çin’den kaynaklanan “borç tuzağı”nı vurguluyor. Geçersiz iddia… Dış borçların ezici ağırlığı uluslararası finans kapitaledir.
Türkiye benzerlikleri, Saray’ın 2016 sonrasında büyümeye öncelik veren politikaları bakımından da devam ediyor. Şu farkla ki Türkiye bütçe açıklarına değil, kredi pompalamasına dayalı seçeneği yeğlemiştir.
Sonuçlar şimdilik çakışmıyor. Sri-Lanka’daki siyasal sonuçları yazının başında aktardığım haber başlıkları özetliyor. Halkı ayaklandıran ekonomik sonuçları ise IMF ile kredi müzakerelerine hazırlanan yeni başbakan Wickremesinge açıklıyor (WSWS, 17 Mayıs 2015):
“Kasım 2019’da döviz rezervlerimiz 7.5 milyar dolardı; bugün 1 milyon dolara zorlukla ulaşabiliyoruz. İki üç günde içinde 75 milyon dolar bulmazsak bugünkü kuyruklar kısalmaz. Bir günlük benzin stokumuz kaldı. Elektriğin dörtte biri de petrolle üretiliyor; kesintileri günde 15 saate çıkarmamız gerekebilir. Dört aydan beri ilaç üreticilerine ödeme yapılamadı. Sri Lanka Havayolları satmak zorundayız. Yurttaşlarımızı çok sancılı aylar bekliyor.”

Birkaç yıldan beri öngörülen borç krizlerinin ikinci örneği Arjantin’den sonra Sri Lanka’da yaşanıyor.
Türkiye, Sri Lanka başbakanının özetlediği eşiğe henüz gelmedi. Benzer bir ortam belki 2023 seçimine kadar ertelenebilir. Saray’ın B planı bu ortamı yeni iktidara devretmek olamaz mı?
- 1.Kullandığım haber kaynakları: World Socialist Web Site (WSWS), Defend Democracy Press, Hindustan Times, BBC News.
İlginizi Çekebilir
GÜNCEL
Warsh dönemi başladı: Fed’de kurallar yeniden yazılıyor
Yayınlanma:
1 gün önce|
18/06/2026Yazan:
BankaVitrini
Dün akşam sonuçlanan Fed’in olağan Haziran ayı FOMC toplantısında, politika faizi beklentilere paralel tüm üyelerin ortak kararıyla %3,50-%3,75 aralığında sabit bırakıldı. Ancak güncellenen projeksiyonlar, Mart ayında ağırlık kazanan faiz indirimi beklentilerinin aksine, yıl sonuna kadar bir faiz artırımının yeniden masaya geldiğini gösterdi. Karar metninden gelecekteki faiz adımlarına ilişkin tüm yönlendirmelerin çıkarılması dikkat çekerken, önceki dönemlere kıyasla oldukça sade bir metinle karşılaştık. Enflasyon tahminleri yukarı yönlü revize edilirken, büyüme beklentilerinde ise sınırlı da olsa aşağı yönlü güncelleme yapıldı. Meşhur nokta grafikte (dot plot), 19 politika yapıcıdan yalnızca 18’i faiz projeksiyonu paylaşırken, eksik kalan tahminin yaklaşık üç hafta önce göreve başlayan ve uzun süredir dot plot uygulamasını eleştiren Warsh’a ait olduğunu da not edelim.
Bu nedenle gözler karar metninin ardından mikrofon karşısına geçen Warsh’a çevrildi. Faiz kararının sürpriz yaratmadığı toplantıda asıl dikkat çeken unsur, Fed’in iletişim stratejisinde başlayan değişim oldu. Piyasalara net bir yön vermekten kaçınan Warsh, bir sonraki adımın ne olacağına dair yönlendirme yapamayacağını söylerken, Fed’in karar alma süreçleri, veri kullanımı, bilanço yönetimi ve iletişim politikalarını kapsayan kapsamlı bir gözden geçirme süreci başlattığını açıkladı. Uzun süredir Fed’in aşırı yönlendirme yaptığı görüşünü savunan Warsh’ın bu yaklaşımını, piyasalara daha az sinyal veren ve Fed’in eski Başkanı Alan Greenspan dönemini hatırlatan bir merkez bankacılığı anlayışına dönüş olarak yorumladık.
Her ne kadar projeksiyonlar faiz artırım ihtimalinin güçlendiğine işaret etse de, Warsh kendi faiz beklentisini paylaşmaktan özellikle kaçındı. Bu nedenle piyasalarda oluşan ilk izlenim, yeni başkanın para politikasının yönünü değiştirmekten çok Fed’in çalışma biçimini değiştirmeye odaklandığı yönünde oldu. Sadece manşet enflasyona bakmanın hatalı olduğunu belirten Warsh, kredibilite konusunda siyasî baskılara boyun eğmeyeceklerini ve veriler nereye işaret ediyorsa oraya gideceklerini söyledi. Warsh, üyelerin projeksiyonlarına da temkinli yaklaşılması gerektiğini vurgulayarak, tüm tahminlerin “büyük silgili kurşun kalemlerle yazıldığını” ifade etti. Bu metaforu, Fed üyelerinin altı hafta sonra bambaşka bir ekonomik tablo ile karşılaşabilecekleri ve sıklıkla değişebileceği yönünde yorumladık.
Powell döneminde Fed piyasalara ne yapacağını anlatmaya çalışırken, Warsh’ın ilk mesajı Fed’in önce kendisini sorgulayacağı yönünde oldu. Bu kapsamda enflasyon hedeflemesi, iletişim politikası, kullanılan ekonomik veriler, verimlilik, istihdam dinamikleri ve bilanço yönetimini inceleyecek beş ayrı çalışma grubu kuruldu. Warsh, söz konusu çalışmaların yıl sonuna kadar tamamlanmasını beklediğini belirtirken, Fed’in önümüzdeki dönemde yalnızca para politikasını değil, karar alma süreçlerini de yeniden şekillendirebileceğinin sinyalini verdi.
Fed kararı öncesinde oldukça iyimser bir seyir izleyen küresel mali piyasalar, kararın ardından kazanımlarını koruyamadı. Avrupa ve Japonya Merkez Bankalarının faiz artırdığı bir ortamda Fed’in de tonunu bir miktar şahinleştirmesi ve dokuz politika yapıcının yıl sonu gelmeden 25 baz puanlık bir faiz artırımını öngörmesi, risk iştahını törpüledi. ABD borsaları dün geceyi %1’in üzerinde kayıpla tamamlarken, karar öncesinde yükseliş serisini beşinci güne taşımaya hazırlanan kıymetli metaller de yönünü aşağı çevirdi. ABD doları değer kazanırken, tahvil faizleri yükseldi.
Öte yandan bu sabah küresel mali piyasalarda dün akşam Fed toplantısı ardından egemen olan karamsar havanın dağıldığını görüyoruz. ABD ile İran arasında haftalardır beklenen geçici anlaşma iki ülke liderlerinin imzasıyla yürürlüğe girerken, piyasalarda risk iştahını destekleyen haber akışı güç kazandı. Anlaşma, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasını, İran’a yönelik bazı yaptırımların gevşetilmesini, dondurulmuş varlıklara erişimin kolaylaştırılmasını ve önümüzdeki 60 gün boyunca kalıcı bir anlaşma için müzakerelerin sürdürülmesini öngörüyor.
Bununla birlikte anlaşmanın nihai bir barış anlaşması olarak değerlendirilmesini erken olarak yorumluyoruz. Trump, İran’ın yükümlülüklerini yerine getirmemesi durumunda askerî operasyonların yeniden başlayabileceğini açık şekilde ifade ederken, İsrail’in Lübnan’da sürdürdüğü operasyonlar ve Hizbullah’ın saldırıları bölgesel tansiyonun tamamen düşmediğini gösteriyor. Üstelik İran’ın füze kapasitesi, uranyum stoklarının nihai akıbeti ve yaptırımların kaldırılma takvimi gibi en kritik başlıklar da önümüzdeki 60 günlük müzakere sürecine bırakılmış durumda.
Şubat ayında İran’ın füze sanayisini yerle bir edeceğiz diyen Trump’ın bugün başkalarında varsa onların da belli ölçüde sahip olması haksızlık sayılmaz çizgisine gelmesi oldukça önemli bir değişime işaret ediyor. Savaşın başında öne sürülen hedeflerin önemli bölümünün masada revize edildiğini anlıyoruz. İran yönetimi ve rejimi yerinde kalırken, balistik füze kapasitesi ve zenginleştirilmiş uranyum stoklarına ilişkin en zorlu başlıklar nihai müzakerelere bırakıldı. Bu durumu, anlaşmanın İran açısından beklenenden daha olumlu şartlar içerdiği şeklinde yorumluyoruz.
Brent petrolün varil fiyatı, savaş öncesinde yaklaşık 65 dolar seviyelerinde işlem görürken, arz endişeleriyle 126 dolara kadar yükselmişti. Ancak ABD ile İran arasında imzalanan geçici anlaşmanın ardından fiyatların, teknik açıdan kritik öneme sahip 200 günlük ortalamanın geçtiği 78 dolar seviyelerine kadar geri çekildiğini görüyoruz. Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılacağı ve İran petrolünün kademeli olarak yeniden piyasaya döneceği beklentisi, savaş döneminde oluşan risk priminin önemli ölçüde geri verilmesini sağladı. Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) 2027 yılı için belirgin bir arz fazlası öngörmesi de petrol fiyatları üzerinde aşağı yönlü baskıyı artıran bir diğer unsur oldu.
Faiz getirisi olmayan kıymetli metallerde son günlerde hâkim olan iyimser hava, dün akşamki Fed toplantısının ardından yerini satış baskısına bıraktı. Toplantı öncesinde 4,380 dolar seviyesini test eden altının ons fiyatı, Warsh’ın basın toplantısıyla birlikte yaklaşık 160 dolar gerileyerek 4,220 dolar seviyesine kadar çekildi. Benzer şekilde gümüş de 71,50 dolar seviyelerine kadar yükselmesinin ardından 66,75 dolar seviyesine kadar geri çekildi. Bu sabah işlemlerinde gümüş yeniden 69 dolar seviyelerine toparlanırken, altın ise 4,315 dolar seviyesinde işlem görüyor. Teknik açıdan bakıldığında, gümüşte 200 günlük hareketli ortalama 69 dolar seviyesinden geçerken, altında aynı ortalamanın yaklaşık 4,460 dolar seviyesinde bulunduğunu not edelim.
Yeni güne başlangıcında küresel mali piyasalarda iki farklı hikâyenin aynı anda fiyatlandığını görüyoruz. Bir tarafta Fed’in yeni Başkanı Warsh’ın ilk toplantısında ortaya koyduğu görece şahin duruş ve yıl sonuna kadar faiz artırım ihtimalinin yeniden gündeme gelmesi yer alırken, diğer tarafta ABD ile İran arasında imzalanan geçici anlaşmanın yarattığı iyimserlik risk iştahını desteklemeye devam ediyor.
Asya piyasalarında bu sabah alıcılı bir seyir hâkim olurken, Japonya’nın Nikkei endeksi tarihinde ilk kez 71 bin puan seviyesinin üzerine yükseldi. Nikkei %1,6 artış kaydederken, son dönemlerin flaş ismi Güney Kore borsası %1,5 yükseldi. ABD borsalarının vadeli işlemlerinde %1 civarında yükseliş görüyoruz. Bununla birlikte piyasalardaki iyimserliğin temelinde kalıcı bir barış anlaşmasından ziyade, taraflara 60 günlük müzakere süresi tanıyan geçici bir uzlaşı bulunduğunu da gözden kaçırmamak gerekiyor. Trump’ın anlaşmayı imzalamasına rağmen yükümlülüklerin yerine getirilmemesi hâlinde askerî operasyonların yeniden başlayabileceğini söylemesi, jeopolitik risklerin tamamen ortadan kalkmadığını gösteriyor.
Avrupa ve Japonya Merkez Bankalarının 25 baz puan faiz artırımına gitmeleri ardından bugün gözler İngiltere Merkez Bankası’nın (BoE) faiz kararında olacaktır. Piyasalar politika faizinin %3,75 seviyesinde sabit bırakılmasını beklerken, karar metninin satır aralarını dikkatle okuyacağız. Özellikle ABD ile İran arasında imzalanan geçici anlaşmanın ardından petrol fiyatlarında yaşanan geri çekilme, son haftalarda enflasyon görünümünü bozan en önemli risklerden birinin şimdilik zayıflamasına olanak sağladı. Öte yandan, İngiltere’de dün açıklanan enflasyon verisinin Mayıs ayında %2,8 seviyesinde sabit kalması ve beklentilerden daha olumlu bir tablo ortaya koyması da Merkez Bankası’nın elini rahatlatmış görünüyor. Hatırlanacağı üzere piyasa savaş öncesinde yıl içinde iki faiz indirimi beklerken, çatışmaların başlamasıyla birlikte dört faiz artırımını fiyatlamaya başlamıştı. Gelinen noktada ise beklentiler yeniden tek bir faiz artırımına kadar gerilemiş durumda.
Fed kararı ardından GBPUSD paritesi 1,33 seviyelerinin altını test ederek son 10 haftanın en düşük seviyesine gerilerken, faiz artırım kararına rağmen Yen’in dolar karşısında Japon otoritelerinin kritik bir eşik olarak gördüğü 160 seviyesinin altına gerilemekte zorlandığını görüyoruz. G7 Zirvesinde Ukrayna’ya hava savunma ve uzun menzilli silah desteğinin artırılması kararı alınırken, Rusya’nın petrol gelirlerini hedef alan yeni yaptırımların da devreye sokulacağı açıklandı. Son dönemde sahada daha dirençli bir görüntü çizen Ukrayna’nın, olası müzakerelerde elini biraz daha güçlendirdiğini düşünüyoruz.
Türkiye cephesinde ise ABD piyasalarının yarın tatil nedeniyle kapalı olacak olmasının da etkisiyle, dört günlük fonlama maliyetini fiyatlayan USDTRY kuru pazartesi valörlü işlemlerde 46,45 seviyesine yükseldi. CDS risk primi 220 baz puan seviyesine gerileyerek savaş öncesi döneme dönerken, petrol fiyatlarında yaşanan geri çekilmenin Türkiye’nin cari açık ve enflasyonla mücadelesine destek sağlayacağı beklentisiyle iki yıl vadeli gösterge tahvilin bileşik faizi de %41,50 seviyesine kadar geriledi.
Hatırlanacağı üzere TCMB son Enflasyon Raporu’nda 2026 yılı için ortalama petrol fiyatını 89,4 dolar olarak varsaymıştı. Brent petrolün bu sabah 78 dolar seviyelerine kadar geri çekilmesi, mevcut tablonun korunması hâlinde enflasyon görünümüne yönelik riskleri azaltabileceğini düşünüyoruz. Bu nedenle, devam eden dezenflasyon sürecinin de desteğiyle, TCMB’nin faiz indirimlerine beklenenden daha erken başlayabileceği ihtimalini tamamen göz ardı etmemek gerektiğini düşünüyoruz.
Emre Değirmencioğlu
16 Haziran 2026 Salı
Güne Başlarken: Piyasaların Gündemi
Küresel piyasalar yeni güne jeopolitik risklerin kısmen azalması, petrol fiyatlarındaki geri çekilme ve yarın açıklanacak Fed faiz kararı beklentileriyle başlıyor. ABD-İran arasında Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasına yönelik diplomatik ilerleme haberleri risk iştahını artırırken, yatırımcıların odağı artık tamamen Fed Başkanı Kevin Warsh’ın ilk faiz toplantısına çevrilmiş durumda.
Yurt İçi Ekonomi ve Finans
TCMB ve Faiz Beklentileri
Piyasalarda gözler bu hafta yapılacak Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası toplantısında olacak. Enflasyondaki yavaşlama eğilimine rağmen Merkez Bankası’nın sıkı para politikasını koruması bekleniyor.
Büyüme Sonrası Yeni Dönem
Türkiye ekonomisi 2026 yılının ilk çeyreğinde %2,5 büyüme gösterdi. Ancak sanayi üretimi, kredi büyümesi ve iç talepteki yavaşlama sinyalleri ekonomi yönetiminin “denge arayışını” sürdürdüğünü gösteriyor.
Borsa İstanbul’da Kritik Başlıklar
- 15 Haziran itibarıyla fiili dolaşım oranı hesaplamasında yeni dönem başladı.
- Düşük fiili dolaşımlı hisselerde oynaklık artabilir.
- Özellikle SASA, HEKTS, KONTR gibi hisselerde yeni hesaplama yönteminin etkileri yakından izleniyor.
Bankacılık Sektörü
Yüksek faiz ortamı nedeniyle kredi büyümesi kontrollü ilerlerken, bankaların net faiz marjlarında kademeli toparlanma beklentisi korunuyor.
Küresel Ekonomi ve Finans
Fed Kararı Öncesi Bekleyiş
Piyasalar 16-17 Haziran toplantısında Fed’in faizleri sabit bırakmasını bekliyor. Ancak yeni Başkan Kevin Warsh tarafından verilecek mesajlar yılın geri kalanına ilişkin beklentileri belirleyecek. Piyasalar yıl sonuna kadar faiz artırımı ihtimalini yeniden fiyatlamaya başladı.
Petrol Sert Geriledi
ABD-İran arasında anlaşma beklentilerinin güçlenmesiyle petrol fiyatlarında %5’in üzerinde düşüş yaşandı. Hürmüz Boğazı’nın açılması yönündeki beklentiler arz endişelerini azaltıyor.
Altın Cephesi
Petroldeki düşüşe rağmen yatırımcılar Fed öncesi güvenli liman arayışını sürdürüyor. Altın fiyatlarında dalgalı ancak yukarı yönlü eğilim dikkat çekiyor.
ABD Borsaları
- Yapay zeka hisselerindeki değerlemeler sorgulanmaya devam ediyor.
- VIX endeksi yeniden yükseliş göstererek risk algısının tamamen ortadan kalkmadığını işaret ediyor.
- Teknoloji hisselerinde kar satışları izleniyor.
Döviz ve Emtia
| Varlık | Görünüm |
|---|---|
| Dolar Endeksi (DXY) | Fed öncesi yatay |
| Euro/Dolar | Dalgalı |
| Altın | Fed odaklı yükseliş eğilimi |
| Gümüş | Altını takip ediyor |
| Brent Petrol | Jeopolitik risk azalmasıyla geri çekiliyor |
| Doğalgaz | Orta Doğu gelişmelerine duyarlı |
Bugün Takip Edilecek Başlıklar
- Fed toplantısı öncesi ABD verileri
- Petrol piyasasında Hürmüz Boğazı gelişmeleri
- TCMB faiz beklentileri
- Borsa İstanbul’da yeni fiili dolaşım düzenlemesinin etkileri
- Jeopolitik risklerde diplomatik temaslar
Bankavitrini Yorumu
Piyasalar bu hafta iki ana başlık arasında sıkışmış durumda:
Bir tarafta Fed’in vereceği faiz mesajları, diğer tarafta Orta Doğu kaynaklı enerji ve jeopolitik riskler.
Eğer ABD-İran görüşmeleri somut bir anlaşmaya dönüşür ve Fed beklenenden daha yumuşak bir ton kullanırsa; küresel risk iştahında güçlü toparlanma görülebilir. Ancak Fed’in şahinleşmesi durumunda özellikle gelişmekte olan ülke piyasalarında yeniden satış baskısı oluşabilir.
Bugünün ana sorusu: “Petrol düşerken Fed piyasalara nefes aldıracak mı?”
Hazırlayan: Erol TAŞDELEN
Bankacılık, Finans ve Ekonomi Haber Portalı
bankavitrini.com
Gülbeyaz Gergün
Bir fotoğrafın anlattığı tarım gerçeği
Yayınlanma:
5 gün önce|
14/06/2026Yazan:
Gülbeyaz Gergün
Toprağın sessiz çığlığı: Tarım aletleri tezgâhta, üretici çıkmazda
Fotoğraftaki manzara aslında sadece bir köylünün eski tarım aletlerini satması değil; Türkiye tarımının son yıllarda yaşadığı dönüşümün ve sıkışmışlığın sembolü niteliğinde.
Bir çiftçi için yıllarca kullandığı tırmık, yaba, kürek veya çapa sadece bir ekipman değildir. O aletler; üretimin, emeğin, alın terinin ve toprağa bağlı yaşamın hafızasıdır. Çiftçinin bu aletleri satışa çıkarması çoğu zaman “artık kullanmıyorum” demekten çok daha derin bir anlam taşır: “Üretemiyorum.”
Çiftçi bu hale neden düştü?
1. Girdi maliyetleri kontrolden çıktı
Son yıllarda mazot, gübre, tohum, ilaç, sulama ve enerji maliyetlerinde çok yüksek artışlar yaşandı. Gübre hammaddelerinde dışa bağımlılığın yüksek olması nedeniyle küresel enerji ve jeopolitik gelişmeler doğrudan üretim maliyetlerine yansıyor. 2026 yılında gübre fiyatlarında sert yükselişler yaşanırken mazot fiyatları da çiftçinin en büyük yüklerinden biri haline geldi.
Birçok üretici artık şu soruyu soruyor: “Ektiğim ürün bana para kazandıracak mı, zarar mı ettirecek?”
2. Ürün fiyatı maliyet kadar artmadı
Çiftçi mazotu, gübreyi ve ilacı pahalı alırken ürününü aynı oranda değerlenmiş fiyatlarla satamıyor. Bu nedenle üretimden elde edilen gelir, maliyetleri karşılamakta zorlanıyor.
3. Tarım nüfusu yaşlanıyor
Köylerde genç nüfus giderek azalıyor. Gençler tarımdan uzaklaşıyor, şehirlerde iş arıyor. Tarlada kalanların yaş ortalaması yükseliyor. Sonuçta üretim kapasitesi düşerken birçok arazi ya boş kalıyor ya da kiraya veriliyor.
4. Küçük aile işletmeleri ayakta kalamıyor
Artan maliyetler karşısında küçük ölçekli üreticiler ölçek ekonomisi oluşturamıyor. Büyük işletmeler teknoloji ve finansman avantajına sahipken küçük çiftçi her yıl biraz daha zorlanıyor.
5. İklim riski büyüyor
Kuraklık, düzensiz yağışlar, don olayları ve aşırı sıcaklıklar tarımsal üretimi her geçen yıl daha fazla etkiliyor. Özellikle suya bağımlı bölgelerde verim kayıpları ciddi boyutlara ulaşıyor.
Tarım neden ihmal edildi?
Türkiye uzun yıllar boyunca sanayi, inşaat ve hizmet sektörlerine odaklanırken tarım sektörünün yapısal sorunları yeterince çözülemedi.
Bunların başında:
- Parçalı arazi yapısı
- Sulama yatırımlarındaki eksiklikler
- Üretim planlamasının yetersizliği
- Kooperatifleşmenin zayıf olması
- Tarımsal finansmana erişim sorunları
- Girdi maliyetlerinin dışa bağımlılığı
geliyor.
Devlet destekleri verilse de üreticiler destek miktarlarının maliyet artışlarının gerisinde kaldığını savunuyor.
Tarım ihmal edilirse ne olur?
Gıda fiyatları yükselir
Üretim azalınca arz düşer. Arz düştüğünde tüketici daha pahalı gıda ile karşılaşır.
İthalat bağımlılığı artar
Buğdaydan mısıra, yem hammaddelerinden yağlı tohumlara kadar birçok üründe dışa bağımlılık büyüyebilir. Gıda güvenliği açısından risk oluşur.
Köyler boşalır
Üretici toprağını terk ettikçe kırsal nüfus azalır. Bu da hem sosyal hem ekonomik sorunlar yaratır.
Enflasyon kalıcı hale gelir
Tarımsal üretimdeki daralma, gıda enflasyonunu sürekli yukarı iter. Gıda enflasyonu ise tüm ekonomiyi etkiler.
Stratejik risk oluşur
Tarım sadece ekonomik değil, aynı zamanda milli güvenlik meselesidir. Bir ülke kendi halkını besleyemediği noktada dışa bağımlı hale gelir.
Satılan sadece bir tırmık değil
Fotoğraftaki yaşlı çiftçinin sattığı şey birkaç eski tarım aleti değil.
Satışa çıkan;
- Bir üretim kültürü,
- Bir köy ekonomisi,
- Bir yaşam biçimi,
- Ve yılların birikimidir.
Bugün tarım aletlerini satan çiftçi, yarın tarlasını satabilir. Tarlasını satan çiftçinin ardından ise ülke daha fazla ithalat, daha pahalı gıda ve daha kırılgan bir ekonomik yapı ile karşı karşıya kalabilir.
Türkiye’nin önündeki temel soru artık şudur: “Çiftçiyi nasıl destekleriz?” değil, “Çiftçi üretimden tamamen çekilmeden ne kadar hızlı harekete geçebiliriz?”
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.027)
- BANKA ANALİZLERİ (151)
- BANKA HABERLERİ (3.585)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (567)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.973)
- GÜNCEL (4.446)
- GÜNDEM (3.542)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (146)
- ŞİRKETLER (2.689)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (579)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.433)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (55)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (11)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (804)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (111)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (51)
- Onur ÇELİK (50)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (91)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (18)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Ziraat Bankası’ndan KOBİ’lerin yeşil dönüşümüne finansman desteği 19/06/2026
- AMB başekonomistinden faiz artışına gelen eleştirilere yanıt 19/06/2026
- UEA Başkanı Birol: Hürmüz Boğazı artık güvenilirliğini yitirdi 19/06/2026
- Bakan Şimşek, Almanya Ekonomi ve Enerji Bakanı Reiche ile bir araya geldi 19/06/2026
- Brezilya'da tarımsal icra ve haciz satışları son yılların en yüksek seviyesinde 19/06/2026
- BOJ Başkanı Ueda hastaneden taburcu oldu 19/06/2026
- Net uluslararası yatırım pozisyonu açığı 2018'den beri ilk kez 400 milyar doları aştı 19/06/2026
- Tarımda girdi enflasyonu Nisan'da sert yükseldi 19/06/2026
- Reel sektör güveni Haziran'da arttı 19/06/2026
- Güney Kore, yumurta ithalatı için düğmeye bastı 19/06/2026
SON YAZILAR
- Şirketler Neden Köprünün Ortasında Kalıyor? 18/06/2026
- Yeşil dönüşüm zorunlu hale geliyor: Emisyon liginde dikkat çeken tablo 18/06/2026
- Sabancı Akçansa’yı sattı 18/06/2026
- Warsh dönemi başladı: Fed’de kurallar yeniden yazılıyor 18/06/2026
- Bankalara kripto saklama izni 18/06/2026
- İSO500 Açıklandı: Sanayinin kârını faiz yuttu 18/06/2026
- HALKBANK ABD DAVASI KESİN OLARAK KAPANDI 17/06/2026
- Yapı Kredi’den 700 Milyon Dolarlık Dev Finansman Hamlesi 17/06/2026
- Doğru Finans Müdürü Şirketin Sigortasıdır 17/06/2026
- Sanayide Tavuk Sendromu: Sıradaki Sektör Hangisi? 17/06/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini4 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu
