Connect with us

EKONOMİ

Rantçıların yeni hedefi : ÇANAKKALE

1915 Çanakkale Köprüsü, 88 km otoyol ve 13 km bağlantı yolu olmak üzere toplam 101 km uzunluğu ile Çanakkale Boğazı’nda inşa ediliyor. Dünyanın en uzun köprülerinden biri olarak projelendirilen köprü, 2023 metre ana I açıklığı ile dünyanın en uzun açıklığa sahip asma köprüsü ve 333 metrelik kuleleri ile dünyanın en yüksek asma köprüsü unvanlarına da sahip olacak.

Yayınlanma:

|

18 Mart 2022’de açılması planlanan köprü, daha şimdiden çevresindeki arazi ve gayrimenkulleri değerlendirmiş durumda. TSKB Gayrimenkul Değerleme’nin Ekonomist Dergisi’ne özel çalışması ile Çanakkale Köprüsü’nün değer kattığı 20 bölgedeki arazi fiyatlarını mercek altına aldık.

Çanakkale Köprüsü'nün parlattığı araziler: Hangi araziler değerlendi?

Çalışmaya göre, en yüksek değer artışı Gelibolu, Lapseki, Kocaveli ve Gazi Süleymanpaşa gibi konut imarlı arazilerin bulunduğu bölgelerde gerçekleşti.

Bölgesi’nin otoyollarla ring halinde dolaşılabilmesini sağlayacak olan 1915 Çanakkale Köprüsü’nün temelleri 18 Mart 2017 tarihinde atılmıştı. Daha temelleri atılmadan konumlandığı Çanakkale’deki arazi ve gayrimenkullere değer katan köprünün, Çanakkale Deniz Zaferi’nin 107’inci yıl dönümü olan 18 Mart 2022’de açılması planlanıyor.

1915 Çanakkale Köprüsü’nün Çanakkale Boğazı’ndaki ulaşım yükünü azaltması bekleniyor. 1915 Çanakkale Köprüsü, 88 km otoyol ve 13 km bağlantı yolu olmak üzere toplam 101 km uzunluğu ile Çanakkale Boğazı’nda inşaatı devam eden ilk asma köprü projesi konumunda.

Dünyanın en uzun köprülerinden biri olarak projelendirilen 1915 Çanakkale Köprüsü’nün aynı zamanda 2023 metre ana açıklığı ile dünyanın en uzun açıklığa sahip asma köprüsü ve 333 metrelik kuleleri ile dünyanın en yüksek asma köprüsü unvanlarını da alması bekleniyor.

Marmara Bölgesi’nin otoyollar ve köprü bağlantıları ile kesintisiz olarak dolaşılmasının hedeflendiği projenin Batı Marmara’daki ayağı olan köprü, adının duyulduğu yıllardan temellerinin atıldığı 2017 yılına kadar bölgedeki arazi değerlerini 10 katına varan oranlarda artırdı. Köprünün inşaatının yükselmesi ile birlikte bu değer artışının hızı yavaşlasa da değerlenme sürüyor.

1915 Çanakkale Köprüsü’nün çevresindeki arazilere kattığı değer artışını TSKB Gayrimenkul Değerleme’nin Ekonomist Dergisi’ne özel yaptığı araştırma ile ele aldık.

TSKB Gayrimenkul Değerleme A.Ş. Özel Projeler Departmanı Değerleme Uzmanları Güneş Özçelik ve Buket Altınel tarafından gerçekleştirilen özel çalışmada Gelibolu’dan Lapseki’ye, Gökköy’den Derenti’ye kadar 20 bölgedeki tarlalardan konut imarlı arsalara kadar çeşitli arazilerin 2011, 2014, 2017, 2021 yılı metrekare satış fiyatları karşılaştırıldı.

TSKB Gayrimenkul Değerleme A.Ş. Özel Projeler Departmanı Değerleme Uzmanı Güneş Özçelik, 1915 Çanakkale Köprüsü’nün güzergahı belirlenip inşa çalışmalarına başlanmasıyla birlikte öncelikli etki alanlarından Gelibolu ve Lapseki ilçe merkezleri başta olmak üzere çevre semtlerde ve köylerde de değer artışı yaratmaya başladığını söylüyor.

Özçelik, “Özellikle köprünün ayaklarının geçtiği Avrupa yakasında Gelibolu ilçesinin yaklaşık 7,5 kilometre güneyindeki Sütlüce Köyü ile Anadolu yakasındaki Lapseki ilçesinin yaklaşık 2,5 kilometre güneyindeki Şekerkaya mevkiinde, tarla fiyatlarının son yıllarda büyük ölçüde arttığı gözlemlendi” yorumunu yapıyor.

ARTIŞ SÜRÜYOR

Köprünün temellerinin atılması ile projenin etkileşim bölgelerinde metrekare birim fiyatlarında hareketlilik yaşandığına işaret eden Özçelik, üç yıl önce temelleri atılan ve 2022’de açılması planlanan köprü projesinin bölgedeki fiyatları artırmaya devam ettiğini de vurguluyor.

1915 Çanakkale Köprüsü, başta Gelibolu ve Lapseki ilçe merkezlerindeki konutlar olmak üzere tüm bölgedeki gayrimenkul fiyatlarını önemli ölçüde etkiledi.

Öncelikli etki alanında yer alan Gelibolu ve Lapseki ilçe merkezlerindeki konut fiyatlarına bakıldığında, Lapseki ilçe merkezinde 2017 yılında metrekaresi 1.850-2.100 TL/m2 seviyelerinde olan konut fiyatlarının, bu yıl 2.0002.650 TL/m2 seviyelerine geldiği görülüyor.

Köprünün Gelibolu tarafında ise ilçe merkezinde yer alan konut fiyatlarının 2017 yılında 1.900-2.150 TL/m2 seviyesinde iken bu yıl 2.250-3.000 TL/m2 seviyelerine çıkmış olması dikkat çekiyor.

Bölgede en çok etkilenmesi beklenen Gelibolu ve Lapseki ilçe merkezlerindeki konut imarlı arsalar incelendiğinde, 2017 yılında Gelibolu ilçe merkezinde birim metrekare fiyatları 450-650 TL/m2 seviyelerinde iken, bu yıl fiyatların 1.000-1.500 TL/m2 seviyelerine ulaştığı görülüyor.

Lapseki ilçe merkezinde yer alan konut imarlı arsalarda ise benzer bir durum söz konusu. 2017 yılında 400-600 TL/m2 aralığında olan fiyatlar, bu yıl 1.000-1.700 TL/m2 seviyelerine ulaştı.

Lapseki ilçe merkezine yakın konumdaki Gazi Süleymanpaşa Mahallesi’nde ise konut imarlı arsa fiyatları, köprünün temellerinin atıldığı 2017 yılında 1.250-1.400 TL/m2 seviyelerindeyken, bu yıl 1.300-2.000 TL/m2 seviyelerine yükselmiş durumda.

Kemikli Alan mevkiinde ise 2017 yılında ortalama 500 TL/m2 olan konut imarlı arsaların fiyatlarının bu yıl 800-1.150 TL/m2 seviyelerine ulaştığı görülüyor.

YATIRIMLAR HIZLANACAK

1915 Çanakkale Köprüsü’nün birinci kısmını oluşturan otoyol bağlantısı İstanbul- Silivri, Tekirdağ – Marmara Ereğlisi, Çorlu- Süleymanpaşa, Malkara ilçeleri, Çanakkale – Gelibolu, Lapseki, Çan, Yenice ilçeleri, Balıkesir – Balya ve merkez ilçelerinden geçecek. İkinci kısmını oluşturan köprü bağlantısının ise Çanakkale Gelibolu ve Lapseki ilçelerinden geçmesi planlanıyor.

1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile belirlenen, İstanbul – Tekirdağ – Çanakkale – Balıkesir hattı boyunca uzanacak olan otoyol güzergahı ile inşa edilen 1915 Çanakkale Köprüsü, bölge genelinde gayrimenkul piyasasını etkileyen en önemli unsur haline geldi.

TSKB Gayrimenkul Değerleme AŞ Özel Projeler Departmanı Değerleme Uzmanı Buket Altınel, yol ve köprü gibi ulaşım projelerinin, geçtikleri bölgelerde ve etki alanlarında yer alan gayrimenkuller üzerinde genellikle değer artışı etkisi bulunduğuna dikkat çekiyor.

Altınel, köprünün faaliyete geçmesiyle kentsel yatırımların hız kazanması ve bölgenin ekonomik profilinin, tarımsal faaliyetlerin yanında çevre illerdeki lojistik sektörüne de eğilim göstermesinin beklendiğini söylüyor.

Altınel’in verdiği bilgiye göre köprünün Gelibolu tarafında yer alan Kangırlı Mahallesi’nde 2017 yılında konut imarlı arsaların 200-350 TL/m2 satış fiyatları bu yıl 300-500 TL/m2 düzeylerine ulaştı.

Yine Gelibolu tarafında yer alan Terzialan Mahallesi’nde 2017 yılında 100-125 TL/m2 olan konut imarlı arsaların satış fiyatları
bu yıl 145-165 TL/m2 seviyelerine geldi.

Altınel, “1915 Çanakkale Köprüsü’nün etkileşim alanında kalan ve henüz imara açılmamış bölgeler incelendiğinde ise tarla nitelikli taşınmazların birim metrekare fiyatlarının, köprünün temellerinin atıldığı 2017 yılında, 2011 ve 2014 yıllarındaki birim fiyatlarına göre hızla yükseldiği görülüyor” diye konuşuyor.

Potansiyel arz eden yerler olması sebebiyle 2017 yılında birim fiyatlarında ani yükselişler yaşayan Gazi Süleymanpaşa, Suluca, Elçialan, Karaömerler, Hacıge-len, Balcılar, Akçaalan ve Gökköy’deki tarlaların birim metrekare fiyatlarında bu yıl bir miktar düşüş yaşandığı görülüyor.

Köprünün açılması ile birlikte henüz imara açılmamış bölgelerde imar türü ve yapılaşma koşulları belli olacak ve plan doğrultusunda hangi bölgelerin öne çıkacağı da netlik kazanmış olacak. Tarihi dokunun bozulmaması adına köprü civarında yer alan pek çok bölgede, düşük yoğunluklu konut ve villa imarlı arsaların yoğunluk göstermesi de bekleniyor.

GEÇİŞ ALTI DAKİKA

1915 Çanakkale Köprüsü ve otoyolu projesi, Malkara ile Çanakkale arasında 1915 Çanakkale Köprüsü’nü de içeren 88 kilometre otoyol ve 13 kilometre bağlantı yolundan oluşuyor. Proje, Kınalı – Tekirdağ – Çanakkale – Balıkesir Otoyolu’nun uzunluğu yaklaşık 324 km olan, İstanbul ile Çanakkale ve Kuzey Ege’yi birbirine bağlayan son yılların dikkat çeken ulaşım projelerinden biri.

Gebze-Orhangazi-Bursa-Balıkesir-İzmir Otoyolu’nun tamamlanması ile birlikte, Edirne-Kınalı-İstanbul- Ankara Otoyolu, İzmir-Aydın Otoyolu ile entegre olarak Marmara Bölgesi, Ege Bölgesi’ne otoyol ağıyla bağlanacak. Diğer taraftan, yapım çalışmaları devam eden Kuzey Marmara Otoyolu ve Malkara-Çanakkale Otoyolu kesimi ile birlikte Marmara Bölgesi’nin otoyol ringi tamamlanmış olacak.

Ulaşım alternatiflerine göre Çanakkale Boğazı geçiş süreleri değerlendirildiğinde, Asya ile Avrupa’yı birbirine bağlayan Lapseki-Gelibolu arasındaki boğaz kesimini feribotla geçmek; özellikle yaz aylarındaki yoğun trafik nedeniyle uzun kuyruklar ve bekleme süreleri dikkate alındığında, 1,5 ile 5 saat arasında değişiyor.

Bu mesafeyi Çanakkale Köprüsü ile geçmek altı dakikada mümkün olacak. Türkiye sanayisinin büyük bir kısmını bünyesinde barındıran Marmara Bölgesi için ulaşım çok büyük önem taşıyor.

Kınalı- Tekirdağ – Çanakkale – Balıkesir Otoyolu da Marmara Bölgesi’ni karayolu aracılığıyla bir daire çizebilecek şekilde dolaşmayı mümkün kılacak bir mega projenin önemli bir parçası niteliğinde.

İZMİR YOLUNA BAĞLANACAK

Otoyolun sanayi, lojistik ve turizm konularında da önümüzdeki dönemde değişim yaratması beklenirken, ulaşımın kolaylaşmasıyla birlikte bölgede nüfus artışı da öngörülüyor. Artan nüfusun yaratacağı taleple gayrimenkul ve arsa değerlerinin de artması bir diğer beklenti oluyor.

Köprü hayata geçince bölgenin daha fazla yatırım çekeceği de öngörülüyor. Çanakkale Köprüsü ile bölgenin İstanbul, Tekirdağ, Balıkesir, İzmir gibi büyük kentlere ulaşımının kolaylaşmasıyla bölge, turizmde de cazip hale gelecek. Köprünün İzmir otoyoluna bağlantısı tamamlandığında esas gelişimin yaşanacağına vurgu yapılıyor.

Çünkü aslında köprüden geçenlerin bağlanacağı bir otoyol henüz inşa edilmedi. Bu kapsamda geçiş yolunun da bir an önce ihale edilmesi gerektiğine dikkat çekiliyor.

Bu yolların gelişimi ile beraber sanayi bölgelerinin bu tarafa kaydığını görülmesi de bir diğer beklenti. Önümüzdeki 10 yılda Ege Bölgesi’nde boşalan köylere geri dönüşlerin de olacağına vurgu yapılıyor.

Köprünün ortasından geçecek olan raylı sistem ise ticari anlamda önemli bir rol üstlenecek. Sakarya’dan başlayacak olan raylı sistem, Çanakkale Köprüsü’nden geçerek Biga, Bandırma ve Karacabey üzerinden tekrar Sakarya’da son bulacak.

Köprü ile bir bütün olması beklenen liman projesi ile birlikte nüfus yoğunluğu da bölgedeki konut yeterliliğine göre artacak.

KÖPRÜNÜN SAĞLAYACAĞI 8 FAYDA

1- Proje ile İstanbul-Çanakkale ulaşımının yanı sıra Balıkesir, İzmir, Tekirdağ gibi illerle ulaşım kolaylaşırken, bölgedeki taşınmaz değerleri olumlu etkilenecek.
2- Termal tesisleriyle öne çıkan Kaz Dağları etekleri, Bozcaada, Gökçeada, Küçükkuyu, Güre son yıllarda yabancı turistlerin ilgisini çekti ve turizme önemli katkı sağlıyor.
3- Köprünün tamamlanması ile Lapseki Merkez ve Çardak Beldesi’nin yanı sıra çevre bölgelerin de yabancı kurumsal yatırımcı ve gayrimenkul yatırım fonlarının yatırım merceğine gireceği öngörülüyor.
4- Bursa ve Balıkesir bireysel gayrimenkul yatırımcı potansiyeli konusunda ön plana çıktı.
5- 1915 Çanakkale Köprüsü Bursa’yı önemli otoyolların kesiştiği bir kavşak konumuna getirip yabancıya konut satışlarında çekim gücünü daha da artıracak.
6- Marmara Denizi ve Ege Denizi’ne kıyısı bulunan yazlık bölgeleri ile Balıkesir’deki gayrimenkullere de değer katacak.
7- Balıkesir’de Bayla, Edremit, Ayvalık, Akçay ve Altıno-luk’un önümüzdeki yıllarda daha da cazip hale gelmesi bekleniyor.
8- Köprünün 2022’de açılmasıyla başta Lapseki olmak üzere bölgede orta ve uzun vadede yeni fiyat artışları bekleniyor.

MAKBULE YÖNEL MAYA TSKB GAYRİMENKUL DEĞERLEME GENEL MÜDÜRÜ “KENTLER YAKINLAŞACAK”

“Çanakkale Köprüsü ve otoyol bağlantıları tamamlandığında tüm Marmara Bölgesi karayolu ile bir ring halinde erişilebilir hale gelecektir. Diğer taraftan da Gebze-İzmir otoyolu ile de bağlantısı düşünüldüğünde tüm Marmara ve Ege kesintisiz şekilde karayolu ile bağlanacak.

Bu durum başta lojistik ve karayolu taşımacılığını etkileyecektir. Köprü ve otoyol projesinin çevresinde zaman içinde sanayi sektörü de gelişecek. Diğer taraftan karayolu ile kesintisiz ulaşım, kentleri birbirine daha yakınlaştıracaktır.

Dolayısıyla otoyolun geçtiği akstaki kentler arasında göç yaşanabilecek. Otoyol ile kısalan mesafeler insanların devamlı ikamet ettikleri evleri, kentleri değiştirmelerine neden olabiliyor. Yine bu nedenle Çanakkale tarafında nüfusun artışı gündeme gelebilir. Son olarak da aksın önemli bir kısmı turizm güzergahında. Bu nedenle turizm sektörü için de etkileri söz konusu olacaktır.”

DÜNYANIN EN BÜYÜKLERİNDEN

1915 Çanakkale Köprüsü, 88 km otoyol ve 13 km bağlantı yolu olmak üzere toplam 101 km uzunluğu ile Çanakkale Boğazı’nda inşa ediliyor. Dünyanın en uzun köprülerinden biri olarak projelendirilen köprü, 2023 metre ana açıklığı ile dünyanın en uzun açıklığa sahip asma köprüsü ve 333 metrelik kuleleri ile dünyanın en yüksek asma köprüsü unvanlarına da sahip olacak.

ÖNEMLİ CAZİBE MERKEZİ

Çanakkale Boğazı’nda, Gelibolu’ya bağlı Sütlüce ile Lâpseki’nin Şekerkaya mevkileri arasında yapımı süren ve 18 Mart 2022 tarihinde hizmete açılması planlanan 1915 Çanakkale Köprüsü, İstanbul, İzmir ve Bursa üçgeninde kalması ve büyük kentlere ulaşılabilirliği kolaylaştırmasıyla önemli bir cazibe merkezi. Köprünün Türkiye’nin tarım, sanayi ve turizminin odak noktasındaki bölgeleri dünyayla bağlayarak, yeni ticari kanalların oluşmasını sağlaması; hem turizm hem gayrimenkul sektörlerinin gelişimi için önem taşıyor.


ZEYNEP TANDOĞAN HÜRRİYET EMLAK EŞ GENEL MD. “ARTIŞ BEKLİYORUZ”

“1915 Çanakkale Köprüsü’nün şu anda öngörülen açılış tarihi 18 Mart 2022. Mevcut durumdaki değerleri göz önüne aldığımızda 2021’in ortalarına kadar çevre bölgelerde yüzde 100’lere varan artış öngörüyoruz.

Köprü inşaatının hızlanması ve 2022’de açılacak olması, 2018’deki durgunluğun ve artışın tekrar canlanarak 2021’in ortalarına kadar ciddi oranda yükselişe geçeceği beklentisini doğuruyor. Köprünün açılmasıyla ortalama bir yıl daha, eskiye kıyasla daha küçük bir oranda artış, sonraki 2-3 yıl ise duraklama bekliyoruz.”

HAKAN ÖZELMACIKLI ALTIN EMLAK GENEL MÜDÜRÜ “ŞEHİRDEN KAÇIŞ ETKİLEDİ”

“Gerek tarım arazilerindeki düzenlemeler gerekse şehirden kaçış sonrasında, köy yerleşik alanlarına talep arttı. Temsilcilerimizin bulunduğu Tekirdağ, Kırklareli ve Çanakkale’nin köy yerleşik alanlarına çok yoğun talepler alıyoruz.

Yatırım dışında barınma amaçlı arazi almayı düşünenler için en doğru tercih bu tür alanlar. Bu bölgelere ulaşımın kolaylaşması, talebi de artırmaya devam edecektir.”

CANSEL TURGUT YAZICI EVA GAYRİMENKUL DEĞERLEME GENEL MÜDÜRÜ “EGE’YE DÖNÜŞ OLACAK”

“Köprünün İzmir otoyoluna bağlantısı tamamlandığında esas gelişim yaşanacak. Köprüden geçenlerin bağlanacağı bir otoyol henüz inşaa edilmedi. Geçiş yolunun bir an önce ihale edilmesi gerekiyor. Yolların gelişimiyle sanayi bölgeleri de buralara kayacak.

Marmara ve Gebze’de fabrika arazileri geliştirmek fizibil olmaktan uzaklaştı. Ucuz işgücü kaynağının da aktarılabileceği Ege Bölgesi’nde boşalan köylere önümüzdeki 10 yılda geri dönüş olacaktır.”

GÖRKEM ÖĞÜT ENDEKSA KURUCU ORTAĞI “YATIRIM ÇEKECEK”

“Endeksa.com verilerine göre, Çanakkale’de son bir yılda konut fiyatları yüzde 32, konut imarlı arsalar yüzde 29, tarla, bağ ve bahçelerin fiyatları yüzde 35 arttı. Bölgedeki gayrimenkul fiyatları artmaya devam edecektir.

Köprü açılınca daha fazla yatırım çekecek. Turizmde daha fazla öne çıkacak ve dolayısıyla özellikle konut fiyatlarında daha fazla artış bekliyoruz. Arsa ve arazi tarafında bir süredir çok yüksek artış olduğu için daha düşük seviyede artış bekliyoruz.”

EMEL AKBAŞ İDİKUT PROJEKSPERT GAYRİMENKUL “FİYATLAR YÜKSELECEK”

“Çanakkale merkez, Ayvacık, Bayramiç, Ezine, Lapseki, Biga köylerindeki arsa ve arazilere çok talep var. Kıyıdan 40 km içeriye kadar tepe, gölet manzaralı, biraz tarım yapabilmek çok popüler oldu.

Pandemi ve depremler, bu sistemi daha fazla tetikliyor ve devam edecek görünüyor. İnsanlar işlerini online yönetebildiklerini fark ettiler. Köprü açılınca İstanbul-Çanakkale ulaşımı kolaylaşacağı için arsa ve konuta talep artacak ve fiyatlar da yükselecektir.”

FARUK AKBAL GAYRİMENKUL YURTDIŞI TANITIM DERNEĞİ (GİGDER) BAŞKANI “YABANCI İLGİSİ DE OLACAK”

“Proje ile İstanbul-Çanakkale ulaşımının yanı sıra Balıkesir, İzmir, Tekirdağ gibi illerle ulaşım kolaylaşırken bölgedeki taşınmaz değerleri yükselecek. Köprünün tamamlanmasıyla Lapseki Merkez ve Çardak yabancı kurumsal yatırımcıların ve gayrimenkul yatırım fonlarının hedefine girecek.

Bireysel yatırımlarda ise Bursa ve Balıkesir öne çıkıyor. Balıkesir’de Bayla, Edremit, Ayvalık, Akçay ve Altınoluk önümüzdeki yıllarda daha da cazip olacak. Köprü 2022’de açıldığında orta ve uzun vadede yeni fiyat artışlarına zemin hazırlayacaktır.”

LEVENT GÖKMEN DEMİRCİLER – Ekonomist

EKONOMİ

Ekonomide “Ruj Etkisi” Nedir?

Kriz Dönemlerinde Küçük Lükslerin Büyük Hikâyesi

Yayınlanma:

|

Tüketici Psikolojisi, Davranışsal Finans ve Ekonomiye Etkileri

Ekonomik krizler, yüksek enflasyon, gelir kaybı ve belirsizlik dönemlerinde insanların harcama davranışları tamamen değişir. Ancak bu değişim her zaman “daha az harcamak” anlamına gelmez.

Tam tersine, insanlar büyük harcamaları ertelerken kendilerini mutlu edecek küçük lükslere yönelmeye başlar.

Ekonomi literatüründe bu davranış biçimi “Lipstick Effect” (Ruj Etkisi) olarak adlandırılır.

Bugün dünyanın birçok ülkesinde; kozmetik, kişisel bakım, kahve zincirleri, premium çikolata, küçük elektronik ürünler, online eğlence ve uygun fiyatlı lüks ürünlerin kriz dönemlerinde satışlarının artmasının arkasında yatan temel psikolojik mekanizmalardan biri budur.

Peki gerçekten “Ruj Etkisi” var mıdır?

Yoksa sadece pazarlama dünyasının ürettiği bir efsane midir?

Ruj Etkisi Nedir?

“Ruj Etkisi”, ekonomik daralma dönemlerinde tüketicilerin;

  • otomobil,
  • konut,
  • beyaz eşya,
  • tatil,
  • lüks saat,
  • mücevher

gibi pahalı harcamalarını azaltırken,

kendilerini psikolojik olarak iyi hissettirecek nispeten ucuz lüks ürünlere yönelmesini ifade eder.

Buradaki temel mantık şudur: “Büyük mutluluğu satın alamıyorum; küçük mutluluklar satın alıyorum.”

Bu nedenle;

  • ruj,
  • parfüm,
  • cilt bakım ürünleri,
  • kaliteli kahve,
  • küçük teknolojik aksesuarlar,
  • markalı ayakkabı,
  • premium çikolata

gibi ürünlerin satışları ekonomik durgunlukta beklenenden daha güçlü kalabilir.

Kavram Nasıl Ortaya Çıktı?

Bu kavram özellikle 2001 yılında dönemin Leonard Lauder tarafından gündeme getirildi.

Lauder, ABD ekonomisi durgunluğa girerken Estée Lauder’in ruj satışlarının arttığını gözlemledi.

Bunun üzerine şu yorumu yaptı: “Kadınlar büyük lükslerden vazgeçiyor ancak küçük lükslerden vazgeçmiyor.”

Bu gözlem daha sonra davranışsal ekonomi çalışmalarında sıkça incelenmeye başladı.

Davranışsal Ekonomi Bunu Nasıl Açıklıyor?

İnsan beyni kriz dönemlerinde üç temel ihtiyaca yönelir.

1. Kontrol Hissi

Ekonomik kriz bireyin hayatındaki kontrol algısını azaltır.

İnsanlar kontrol edemedikleri büyük sorunlar karşısında küçük kararlarla psikolojik denge kurmaya çalışırlar.

Örneğin;

  • yeni bir ruj almak
  • kaliteli kahve içmek
  • saçını yaptırmak

kişiye “hala hayatımı yönetebiliyorum” hissi verir.

2. Kendini Ödüllendirme

Uzun süre ekonomik baskı altında yaşayan bireyler kendilerini ödüllendirmek ister.

Fakat bütçe sınırlıdır.

Bu nedenle; 50 bin TL’lik tatil yerine 500 TL’lik parfüm tercih edilir.

3. Moral Koruma

Psikologlara göre kriz dönemlerinde insanların ruh sağlığı da bozulmaktadır.

Küçük lüksler;

  • umut,
  • motivasyon,
  • özgüven

üretmeye yardımcı olur.

Toplum Psikolojisi Nasıl Etkileniyor?

Ekonomik krizlerde toplumda genellikle şu süreç yaşanır:

Önce; “Harcamaları azaltmalıyım.” Ardından; “Hiç mutlu olamıyorum”

Sonra ise; “Kendime küçük bir şey alayım”

İşte Ruj Etkisi tam burada devreye girer.

Toplum; büyük harcamaları keserken, küçük mutlulukları korumaya çalışır.

Ruj Etkisinin Görüldüğü Ülkeler

ABD (2001)

Dot-com krizinde kozmetik satışları yükseldi.

Lüks otomobil satışları düştü.

ABD (2008 Finans Krizi)

Birçok araştırmada;

  • uygun fiyatlı kozmetik,
  • kahve zincirleri,
  • hızlı moda ürünleri

güçlü satış gerçekleştirdi.

Güney Kore (1997 Asya Krizi)

Kişisel bakım ürünlerinde beklenmeyen artış görüldü.

Japonya

Uzun deflasyon döneminde premium ama küçük tüketim ürünleri büyümesini sürdürdü.

Brezilya

Resesyon dönemlerinde kozmetik sektörü birçok sektörden daha iyi performans gösterdi.

Türkiye’de Ruj Etkisi Görülüyor mu?

Aslında evet.

Türkiye’de son yıllarda;

  • kozmetik,
  • kişisel bakım,
  • kahve zincirleri,
  • premium kahve,
  • online yemek,
  • dijital abonelik,
  • küçük teknolojik ürünler

birçok ağır sanayi sektöründen daha hızlı büyüyebildi.

Yüksek enflasyon döneminde; insanlar; ev değiştirmedi, otomobil almadı,

ancak;

  • kaliteli kahve içmeye,
  • kişisel bakım ürünlerine,
  • küçük elektroniklere,
  • kozmetiğe

harcama yapmaya devam etti.

Bu durum klasik bir “Lipstick Effect” örneğidir.

Hangi Toplumlarda Daha Güçlü Görülür?

En belirgin olarak;

✔ şehirleşmiş toplumlarda

✔ orta gelir grubunda

✔ kadın istihdamının yüksek olduğu ekonomilerde

✔ tüketim kültürünün geliştiği ülkelerde

✔ sosyal medya kullanımının yoğun olduğu toplumlarda

daha güçlü ortaya çıkar.

Çünkü bireyler sosyal görünürlüğünü tamamen kaybetmek istemez.

Sosyal Medyanın Etkisi

Eskiden insanlar kriz yaşarken harcamayı tamamen kesebiliyordu.

Bugün ise;

Instagram,

TikTok,

YouTube,

influencer ekonomisi kişileri sürekli tüketmeye teşvik ediyor.

Bu nedenle artık; “mikro lüks” kavramı çok daha güçlü hale gelmiştir.

Ruj Etkisinin Ekonomiye Olumlu Tarafları

1. İç Talep Tamamen Çökmez

Ekonomide belli sektörler ayakta kalır.

2. İstihdam Korunabilir

Kozmetik, perakende, kişisel bakım, kafe zincirleri çalışmaya devam eder.

3. Vergi Geliri Devam Eder

KDV ve ÖTV gelirleri tamamen düşmez.

4. Psikolojik Çöküş Biraz Azalır

Tüketim tamamen durmadığı için moral korunabilir.

Olumsuz Tarafları

1. Tasarruf Azalabilir

Geliri düşen birey yine de harcama yapmaya devam eder.

2. Borçlanma Artabilir

Kredi kartı kullanımı yükselir.

3. Enflasyon Baskısı Sürebilir

Talep tamamen kaybolmadığı için fiyatlar direnç gösterebilir.

4. Yanıltıcı Ekonomik Görünüm

Perakende satışlar güçlü görünür.

Fakat; sanayi, yatırım, üretim, makine siparişleri gerilemeye devam eder.

Ruj Etkisinden Nasıl Çıkılır?

Bunun yolu yalnızca bireysel tasarruf çağrıları değildir.

Asıl çözüm;

  • fiyat istikrarı,
  • düşük enflasyon,
  • güven veren ekonomi yönetimi,
  • öngörülebilir para politikası,
  • reel gelir artışı,
  • istihdam güvenliği,
  • üretim ve verimlilik artışı

ile mümkündür.

Gelir güvencesi yeniden sağlandığında tüketiciler psikolojik telafi harcamalarına daha az ihtiyaç duyar.

Türkiye İçin Çıkarılacak Dersler

Türkiye gibi yüksek enflasyon yaşayan ekonomilerde Ruj Etkisi; ekonominin güçlü olduğunun değil, çoğu zaman tüketicinin psikolojik uyum mekanizmasının göstergesidir.

Bu nedenle yalnızca AVM yoğunluğu, kozmetik satışları veya kahve zincirlerindeki hareketlilik üzerinden ekonomik canlılık yorumu yapmak yanıltıcı olabilir.

Sağlıklı büyümenin göstergesi;

  • üretim yatırımlarının artması,
  • makine-teçhizat yatırımlarının güçlenmesi,
  • ihracat kapasitesinin yükselmesi,
  • verimlilik artışı,
  • sürdürülebilir gelir büyümesi

olmalıdır.

Sonuç

“Ruj Etkisi”, kriz dönemlerinde insanların umudunu tamamen kaybetmediğini gösteren önemli bir davranışsal ekonomi olgusudur. Ancak bu etki, tek başına ekonomik iyileşmenin işareti değildir. Aksine, büyük yatırımların ertelendiği, gelir baskısının sürdüğü ve tüketicinin psikolojik dengeyi küçük harcamalarla korumaya çalıştığı dönemlerin yansımasıdır.

Türkiye açısından da değerlendirme yapılırken yalnızca perakende tüketim verilerine değil; yatırım iştahına, üretim kapasitesine, istihdama ve hane halkının reel gelirindeki değişime birlikte bakılması gerekir. Ruj Etkisi, ekonominin nabzını tutan ilginç bir gösterge olsa da, kalıcı refahın yerini tutamaz.

Okumaya devam et

EKONOMİ

Sanayi Krize Karşı Savunmasız Kaldı

Yayınlanma:

|

Sanayi Krize Karşı Savunmasız Kaldı: Reel Sektörün En Büyük Sorunu Artık Talep Değil, Finansmana Erişim

Türkiye ekonomisinde uzun süredir uygulanan sıkı para politikası, enflasyonla mücadele açısından önemli bir araç olarak görülse de, bu politikanın reel sektör üzerindeki yan etkileri artık göz ardı edilemeyecek boyutlara ulaştı.

Bugün sanayicinin en büyük problemi sipariş eksikliği kadar, hatta ondan daha fazla nakit akışını yönetememesi haline geldi. Finansmana erişimin zorlaşması, ticari kredi faizlerinin %50-60 bandına yerleşmesi ve işletme sermayesinin hızla erimesi, üretim yapan şirketleri tarihinin en zorlu dönemlerinden biriyle karşı karşıya bırakıyor.

Kriz Dönemlerinde “Nakit Kraldır”

Finans dünyasının en bilinen sözlerinden biri olan “Cash is King” (Nakit Kraldır) ifadesi bugün Türkiye sanayisi açısından hiç olmadığı kadar anlam kazanmış durumda.

Normal dönemlerde şirketler;

  • satış yaparak,
  • stoklarını yöneterek,
  • bankalardan uygun maliyetli kredi kullanarak,
  • tedarikçi vadeleri ile müşteri vadeleri arasında denge kurarak

işletme sermayelerini çevirebilirler.

Ancak bugün bu mekanizmaların neredeyse tamamı aynı anda bozulmuş durumda.

Merkez Bankası’nın sıkılaştırıcı politikaları sonucunda kredi büyümesinin ciddi biçimde sınırlandırılması, bankaların ticari kredi kullandırmakta son derece seçici davranmasına neden oldu.

Sonuç olarak birçok firma krediye ulaşamıyor, ulaşabilenler ise sürdürülebilir olmayan maliyetlerle borçlanabiliyor.

Nakit Akışı Bozulunca Bütün Finansal Sistem Çöküyor

Bir şirketin finansal sağlığı sadece bilançosuna bakılarak anlaşılmaz.

Asıl kritik gösterge nakit akışıdır.

Bugün birçok firma;

  • üretmeye devam ediyor,
  • satış yapıyor,
  • cirosunu artırıyor,

ancak kasasına zamanında para girmediği için faaliyetlerini finanse edemiyor.

Nakit döngüsü uzadıkça;

  • tedarikçi ödemeleri gecikiyor,
  • maaş yükü ağırlaşıyor,
  • vergi ödemeleri baskı oluşturuyor,
  • kredi geri ödemeleri aksıyor.

Sonrasında ise domino etkisi başlıyor.

Maliyet Hesabı Yapmak Neredeyse İmkânsız Hale Geldi

Sanayicinin ikinci büyük sorunu ise maliyet yönetimi.

Yüksek enflasyon ortamında;

  • enerji fiyatları,
  • işçilik maliyetleri,
  • kira giderleri,
  • finansman maliyetleri,
  • kur hareketleri,
  • hammadde fiyatları

aynı anda değişiyor.

Bu nedenle bugün verilen bir fiyat teklifinin maliyeti birkaç hafta sonra tamamen değişebiliyor.

Artık birçok sanayici ürününü satarken gerçek maliyetini bile tam olarak hesaplayamıyor.

Muhasebe kârı ile ekonomik kâr arasındaki fark her geçen gün açılıyor.

Vadeli Satışlar Kâr Değil, Zarar Yazdırıyor

Geçmiş yıllarda rekabet avantajı sağlayan uzun vadeli satışlar bugün birçok sektör için ciddi bir risk unsuruna dönüştü.

90, 120 hatta 180 gün vadeli yapılan satışlarda;

  • enflasyon,
  • finansman maliyeti,
  • kur değişimi,
  • işletme giderleri

satış anındaki hesapları tamamen geçersiz hale getiriyor.

Tahsilat günü geldiğinde firma nominal olarak para kazanmış görünse bile reel olarak zarar etmiş olabiliyor.

Bu durum özellikle işletme sermayesi ihtiyacı yüksek sektörlerde daha da belirgin hissediliyor.

Ticari Kredi Faizleri Yönetilebilir Seviyenin Üzerinde

Bugün ticari kredi faizlerinin %50-60 bandına yerleşmesi birçok yatırımın finansal fizibilitesini ortadan kaldırıyor.

Bu seviyelerde kullanılan krediler;

  • yatırım finansmanını,
  • işletme sermayesi yönetimini,
  • kapasite artırımlarını,
  • ihracat hazırlıklarını

ciddi biçimde zorlaştırıyor.

Üstelik krediye erişim de kolay değil.

Birçok firma için sorun artık faiz oranı değil; kredi bulabilmek.

Sanayici Belki de Hiç Bu Kadar Çaresiz Hissetmedi

Türkiye sanayisi geçmişte;

  • 1994 krizini,
  • 2001 finans krizini,
  • 2008 küresel krizini,
  • pandemi dönemini,
  • büyük kur şoklarını

atlattı.

Ancak bugünkü tabloyu farklı kılan unsur, aynı anda birçok riskin üst üste gelmiş olmasıdır.

Şirketler;

  • yüksek faiz,
  • düşük talep,
  • finansmana erişim sorunu,
  • artan maliyetler,
  • bozulan nakit akışı,
  • belirsiz fiyatlama ortamı

ile aynı anda mücadele etmek zorunda kalıyor.

Bu nedenle birçok sanayici kendisini önceki krizlerden daha kırılgan hissediyor.

Açıklanan Kredi Paketleri Neden Yeterli Olmuyor?

Son dönemde açıklanan çeşitli kredi destek paketleri piyasaya moral vermekle birlikte, reel sektörün toplam finansman ihtiyacı düşünüldüğünde oldukça sınırlı kalıyor.

Sorun sadece yeni kredi verilmesi değildir.

Asıl ihtiyaç;

  • işletme sermayesini güçlendirecek uzun vadeli finansman,
  • üretime yönelik seçici kredi mekanizmaları,
  • ihracatçıya uygun maliyetli kaynak,
  • yatırım kredilerinde öngörülebilir faiz yapısı,
  • KOBİ’lere hızlı erişilebilir finansman modelleri

oluşturulmasıdır.

Aksi halde açıklanan paketler yalnızca belirli firmalara kısa süreli nefes aldırırken, sektörün genelindeki finansman sorununu çözmeye yetmeyecektir.

Sözün özü

Enflasyonla mücadele, makroekonomik istikrar açısından vazgeçilmezdir. Ancak üretim ekonomisinin sürdürülebilirliği de aynı derecede önem taşımaktadır.

Bugün reel sektörün karşı karşıya olduğu temel sorun yalnızca yüksek faiz değildir; işletme sermayesinin erimesi, kredi kanallarının daralması, maliyet hesaplarının öngörülemez hale gelmesi ve nakit akışının bozulmasıdır.

Ekonomide üretim kapasitesini koruyacak, yatırım iştahını canlı tutacak ve sanayicinin finansmana erişimini kolaylaştıracak daha dengeli politikalar oluşturulmadığı sürece, sadece enflasyon göstergelerindeki iyileşmeye odaklanmak uzun vadede üretim, istihdam ve ihracat üzerinde kalıcı hasarlar bırakabilir.

Bugün sanayicinin talebi ayrıcalık değil; üretmeye devam edebileceği öngörülebilir, erişilebilir ve sürdürülebilir bir finansman ekosistemidir.

Okumaya devam et

EKONOMİ

Talep Enflasyonu Biterken Türkiye “Yokluk Enflasyonu” Riskine mi Giriyor?

Yayınlanma:

|

Son iki yıldır ekonomi yönetiminin temel yaklaşımı, talep enflasyonunu kontrol altına almak üzerine kuruldu.

Faizler artırıldı, kredi büyümesi sınırlandı, tüketim baskılanmaya çalışıldı.

Varsayım şuydu: Talep azalırsa fiyat artışları da yavaşlar.

Ancak bugün reel sektörden gelen sinyaller farklı bir riskin büyüdüğünü gösteriyor.

Özellikle yüksek finansman maliyetleri, krediye erişimde yaşanan zorluklar, artan işletme sermayesi ihtiyacı ve daralan iç talep nedeniyle birçok sanayi işletmesi kapasitesini düşürüyor, vardiya azaltıyor veya üretimini tamamen durduruyor.

Bu durum devam ederse önümüzdeki dönemde farklı bir enflasyon türüyle karşılaşabiliriz.

Talep Enflasyonundan Arz Kaynaklı Enflasyona

Ekonomide fiyatlar sadece aşırı talepten yükselmez.

Üretimin azalması, arzın daralması ve piyasada mal bulunabilirliğinin düşmesi de fiyatları yukarı iter.

Bugün birçok sektörde yaşanan gelişmeler bu riski artırıyor:

  1. Üretim kapasiteleri düşüyor.
  2. Yeni yatırımlar erteleniyor.
  3. İşletme sermayesi hızla eriyor.
  4. KOBİ’ler finansmana ulaşamıyor.
  5. Konkordato başvuruları artıyor.
  6. Bazı fabrikalar üretimi geçici olarak durduruyor.

Talep zayıf görünse bile üretim daha hızlı küçülürse piyasadaki mal arzı da daralmaya başlar.

İşte bu noktada fiyatlar yeniden yukarı yönlü hareket edebilir.

Yeni Risk: “Yokluk Enflasyonu”

Buna halk arasında “yokluk enflasyonu” denilebilir. Ekonomik literatürde ise bunun karşılığı daha çok arz yönlü enflasyon (cost-push/supply-side inflation) veya arz şoku kaynaklı enflasyon olarak tanımlanır.

Yani insanlar çok fazla tükettiği için değil, piyasada yeterince ürün üretilemediği için fiyatlar yükselmeye başlar.

Özellikle;

  1. Sanayi üretimindeki daralma,
  2. İthal girdilere bağımlılık,
  3. Finansmana erişim güçlüğü,
  4. Enerji ve lojistik maliyetleri

aynı anda etkili olduğunda arz tarafı hızla bozulabilir.

Bugünün En Büyük Riski

Bir ekonomide üretici para kazanamaz hale gelirse önce yatırımlar durur. Ardından kapasite küçülür. Sonrasında üretim azalır. Üretim azaldığında ise piyasadaki mal miktarı düşer. Mal azaldığında fiyatların yeniden yükselmesi kaçınılmaz hale gelir.

Bu nedenle sadece talebi baskılayan politikalar uzun süre tek başına uygulanırsa, bir süre sonra arz tarafında kalıcı hasar oluşturma riski ortaya çıkar.

Dengeli Politika Şart

Enflasyonla mücadele elbette önemlidir.

Ancak bunu yaparken üretim kapasitesinin korunması, sanayinin finansmana erişiminin sağlanması ve işletme sermayesinin sürdürülebilir seviyede tutulması da en az fiyat istikrarı kadar önemlidir. Aksi halde ekonomi, talep enflasyonunu kontrol altına alırken bu kez üretim yetersizliğinden kaynaklanan yeni bir fiyat baskısıyla karşı karşıya kalabilir.

Asıl soru artık şudur: Talebi gerçekten kontrol altına mı alıyoruz, yoksa üretim kapasitesini zayıflatarak geleceğin arz sorunlarını mı hazırlıyoruz?

Erol TAŞDELEN – Ekonomist     www.bankavitrini.com

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.