EKONOMİ
Sanayicinin kara kışı erken başladı: ‘Maliyet artıyor’ isyanı
Dünyada artan enerji fiyatlarını içeride belli oranlarda sübvanse eden BOTAŞ, bu kez doğalgazda yüksek oranlı zam açıkladı. Bazı sektörlere yönelik ilave artış tepki çekti.
Yayınlanma:
5 yıl önce|
Yazan:
BankaVitrini
Küresel enerji fiyatlarındaki artışa karşın bir süredir baskılanmaya çalışılan sanayinin doğal gaz zammı gerçekleşti. Sanayide kullanılan doğal gaza kasım ayı için yüzde 48’lik zam yapıldı, böylece yılbaşından bu yana yapılan toplam zam artışı yüzde 150’ye dayandı. Doğal gazın en yoğun kullanıldığı sektörler olan seramik, kimya, demir ve çelik sektörlerinde sadece enerjiden kaynaklı maliyet artışı yüzde 40 seviyelerinde. Sektör temsilcileri, fiyatlara yansıtmadan maliyet artışının üstesinden gelmenin mümkün olmadığında hemfikir.
Dünya Gazetesinden Merve Yiğitcan’ın haberine göre; Boru Hatları ile Petrol Taşıma AŞ (BOTAŞ) tarafından açıklanan kasım ayına ilişkin tarife tablosuna göre, konut tüketicileri için gaz dağıtım şirketlerine uygulanan satış fiyatı mevcut tarifede olduğu gibi 1000 metreküp doğal gaz için 1488 lira olarak sabit kaldı.
Kasımda yıllık tüketimi 300 bin metreküpün üzerinde olan serbest tüketicilerin kullandığı 1000 metreküp doğal gazın fiyatı ise ekim ayına göre yaklaşık yüzde 48 artarak 3 bin 500 liraya çıktı.
Söz konusu ayda Organize Sanayi Bölgesi (OSB) veya kullanıcı birliği abonelerinin tükettiği 1000 metreküp doğal gazın fiyatı ise yaklaşık yüzde 48 artarak 3 bin 482 liraya yükseldi. Ayrıca elektrik üretim santrallerinin kullandığı 1000 metreküp doğal gazın fiyatı yaklaşık yüzde 46 artışla 4 bin lira oldu.
Böylece sanayicinin kullandığı doğal gaz ocak ayından bu yana toplamda yüzde 147, doğalgazdan elektrik üreten santrallere olan tarife yüzde 182,9 artış kaydetti. Meskenler ise en az zam gören kesimi oluşturdu. Yılbaşından kasım ayına kadar zam oranı yüzde 17,7.
İlave zam kafa karıştırdı oran yüzde 78’i buluyor
Öte yandan, 2021 yılı Kasım ayı doğal gaz toptan satış fiyat tarifesi detayında yer alan bir madde ile BOTAŞ’tan doğal gaz satın alan petrokimya, gübre, metal ve ametal sektörlere ilave zam yapılacak. Buna göre, ilgili sektörlerde yer alan sanayiciler ilk dokuz ayda gerçekleşen ortalama aylık tüketim miktarlarının yüzde 60’ına kadar doğal gazı yüzde 48 zamlı, yani 1000 metreküp için 3 bin 500 TL olacak şekilde ödeyecekken; kalan kısmı ise 1000 metreküp için 5 bin 250 TL’ye kadar ulaşabilecek.
Yani, fabrikaların doğalgaz tüketimlerinin ortalama fiyatı, açıklanan 3 bin 500 TL yerine, ortalama 4 bin 200 TL’ye gelecek. Yani enerji yoğun sektörlerde gerçek fiyat artışı, yüzde 78’e kadar ulaşıyor.
Sanayicilerin yoğun tepki gösterdiği tarifede yer alan maddede şu ifadeler yer alıyor: “BOTAŞ’tan doğal gaz satın alan ve petrol/petrokimya/ kimya, gübre, ametal ve metal grubu sektörlerinde faaliyet gösteren Kademe-2 müşterilerinin elektrik üretim amaçlı doğal gaz kullanımları haricindeki 2021 yılı ilk 9 aydaki fiili tüketimlerinin aylık ortalamasının yüzde 60’ına kadarki 2021 yılı Kasım ayı elektrik üretim amaçlı doğal gaz kullanımları haricindeki fiili tüketim miktarları için işbu tarifede yer alan Elektrik Üretimi Amacı Dışındaki Kullanım için geçerli olan Kademe-2 fiyatı, %60’ının üzerindeki 2021 yılı Kasım ayı elektrik üretim amaçlı doğal gaz kullanımları haricindeki fiili tüketim miktarları için ise işbu tarifede yer alan Elektrik Üretimi Amacı Dışındaki Kullanım için geçerli olan Kademe-2 fiyatının %50 fazlası uygulanacaktır.”
Aynı tarife doğalgazını BOTAŞ’tan alan OSB’ler bünyesinde faaliyet gösteren Petrol/Petrokimya/Kimya, Gübre, Ametal ve Metal Grubu sektörlerini de kapsıyor.
‘Üretimi mi durduralım’ tepkisi
İKMİB Başkanı Adil Pelister, sektörlerinin yüksek tarifeye girdiğini belirterek, “Dolayısıyla zam oranları yüzde 46 ya da 48 yerine yüzde 100’e ulşacaktır” dedi.
İlave zamma tepki gösteren Türkiye Seramik Federasyonu Başkanı Erdem Çenesiz, uygulamanın gerekçesini anlamakta zorlandıklarını, ilave zam ile sanayiciye adeta ‘üretimi küçültün’ mesajı verildiğini söyledi. Özellikle ihracata bağlı kapasite kullanımlarının oldukça arttığını söyleyen Çenesiz, doğal gaz maliyetinin sektörde çok yüksek olduğunu, yılbaşından bu yana sadece doğal gaz zamlarıyla maliyetlerin yaklaşık yüzde 40 arttığını, bunun da fiyatlara yansıtılmasının kaçınılmaz olduğunu dile getirdi.
Yorglass CEO’su Semavi Yorgancılar da zammın hesapları alt-üst edecek seviyede olduğunu, yaklaşık yüzde 40 maliyet artışı olacağını söyledi. İlave zammı ise anlamakta zorlandıklarını söyleyen Yorgancılar, bununla “Devlet çok kullanmamızı istemiyor sanırım” diyerek tepkisini ortaya koydu.
Elektrik piyasası ilk tepkisini verdi
BOTAŞ’ın açıkladığı tarifeden sonraki ilk gün (2 Kasım) elektrikte Piyasa Takas Fiyatı (PTF) ortalama 842,5 TL (88,3$) olarak ortaya çıktı. Bu fiyat, 1 Kasım’a göre yüzde 8,3, Ekim ayı ortalamasına göre ise yüzde 26’lık bir artışa denk geldi. Analistlerin yaptığı yorumlara göre, fiyatların kasım ayında ortalama 88- 90 dolar, Aralık ayında ise 90-92 dolar aralığında oluşması tahmin ediliyor.

İthal kömüre dayalı santraller üretimde tekrar devreye giriyor
Dünya genelinde maliyetleri astronomik artan enerji kaynakları arasında kömür de bulunuyor. Dünya piyasalarında Ocak ayında tonu 68 dolar olan kömürün Ekim ayı ortalaması 231 dolar olarak gerçekleşti. Kasım ayına ise tonu 171.5 dolardan girdi. Elektrik üretiminde kullanılan ithal kömürde fiyatların 2020 yılına oranla 3 kattan fazla artış kaydetmesi, Türkiye’deki ithal hammaddeye dayalı termik santralleri derinden etkiledi.
DÜNYA’nın da manşet haberlerinde kamuoyu ile ayrıntılarını paylaştığı haberlerimizde de belirttiğimiz gibi girdi maliyetleri karşısında zarar ettikleri gerekçesiyle santrallerde üretim en alt seviyeye indirildi. Türkiye elektrik ihtiyacının yüzde 7’sini karşılama kapasitesine sahip Zonguldak Çatalağzı’ndaki 2 bin 790 MW üretim kapasitesine sahip Eren Enerji iki aydır yüzde 10 düzeyinde üretim gerçekleştiriyordu.
Piyasa Takas Fiyatı olarak tanımlanan PTF’nin, doğalgazın baskılanması sonucu üretim maliyetlerinin altında oluştuğunu ifade eden ithal kömür santrallerinin üretimlerindeki düşüş, arz kanallarına da yansıdı. 2020 yılında üretimin yüzde 21’ini karşılayan ithal kömüre dayalı santrallerin payı bu yılın Eylül ayında yüzde 16’ya geriledi. Ekim ayında bu oran yüzde 10’lara kadar indi.
Doğalgaza önceki gece gerçekleşen son fiyat artışının tüm dengeleri yeni baştan oluşturduğu söylenebilir. Yeni fiyat tarifelerinin ortaya çıkması, ithal kömüre dayalı üretim yapan santrallerin kapasitelerine de yansıyacak. Santraller kapalı tuttukları ünitelerini tekrar devreye almaya başladıkları ifade ediliyor.
Üreticinin ‘maliyet artıyor’ isyanı
● Rifat Hisarcıklıoğlu/TOBB Başkanı: Türkiye’nin daha çok üretim, yatırım ve istihdama ihtiyacı var. Sanayide doğalgaza yapılan yüzde 48 zam üretim maliyetlerini ve enfl asyonu artıracaktır. Üretim ve yatırıma daha fazla destek olup sanayimizin rekabet gücünü korumalıyız.
● Ayhan Zeytinoğlu/Kocaeli Sanayi Odası Başkanı: Tüm dünyada yaşanan yüksek enerji fiyatlarıyla birlikte, her zaman önemini dile getirdiğimiz devletin denk bütçe hedefl emesi çerçevesinde, bu fiyat artışlarının yapıldığını biliyoruz. Ayrıca mevcut koşullarda devletin doğal gaz başta olmak üzere enerji maliyetlerini sübvanse etmesinin yükünün ise artık giderek daha da ağırlaştığını ve bu durumun sürdürülebilir olmadığını da görüyoruz. Sanayide önemli bir maliyet kalemi olan doğal gaza gelen yeni zamlar, önümüzdeki günlerde ÜFE’den sonra TÜFE’de de fiyat artışlarına neden olacaktır.
● Celalettin Kesikbaş/Eskişehir Sanayi Odası Başkanı: Doğal gaz ve enerji maliyetlerindeki artış sanayici üyelerimizi zorluyor. Son bir yıldır ve özellikle bugün yapılan enerji fiyatlarındaki büyük artışlar, üretimin maliyet yapısını bozuyor. İhracatımızın artış gösterdiği zamanda rekabet gücümüzü kaybediyoruz. Enerji maliyetlerindeki artış KOBİ’lerin nakit akışını da etkiliyor. Doğalgaz yılbaşından bu yana yaklaşık yüzde 147 zamlandı. Doğalgaz maliyetlerindeki artış elektrik maliyetlerini de arttırıyor. Maliyet yapısındaki öngörülebilirlik kaybolmuş durumda. Yapılan bütçeler de sapma oldukça yüksek. Fiyat istikrarı sağlamak adına sanayicimiz elinden gelen tüm özveriyi gösteriyor. Ancak bu son yapılan doğalgaz zamları zaten minimal seviyede devam eden karlılıkları tamamen yok edecek.
● Adnan Ünverdi/Gaziantep Sanayi Odası Başkanı: Zor koşullara rağmen üreten sanayicimiz artan maliyetler karşısında maalesef büyük güçlük yaşıyor. Üreticilerimiz, kurdaki dalgalanma, hammadde fiyatlarındaki artış, tedarik sorunu, navlun, konteyner sıkıntısı ile karşı karşıyayken, enerji maliyetlerinde yaşanan sürekli artışlar rekabet gücümüzü olumsuz etkiliyor. Eylül ve ekim aylarında doğalgaza yapılan yüzde 15’erlik zamların üzerine kasım ayında yapılan yüzde 48’lik zam sanayimize ve üreticilerimize olumsuz yansıyacak. Maliyetlerdeki artışları biz müşterimize yansıtmıyoruz, ancak girdi maliyetlerindeki bu olağanüstü denebilecek artışlar sanayicilerimizin de gücünü giderek azalıyor.
● Abidin Özkaya/Kayseri Sanayi Odası Meclis Başkanı: Yüzde 48 zammın üzerine bir de yüzde 60’ı geçenlerle birlikte zam yüzde 78’i buluyor. Kalkınmamızın ihracatımızın temeli, sanayinin büyümesiyse, bu zamları yapmak, ‘kapasiteyi yüzde 40 düşür, işçinin yüzde 40’ını işten çıkar’ gibi anlama gelebilir. Üretimi, sanayiyi teşvik etmek ülkenin bekası olması gerekirken, tam kapasite çalışana ceza verir olduk. İhracatın dinamosu sanayiyken sanayiciyi cezalandırmak akla ziyan. Bu fiyatlarla doğalgazdaki yılbaşından bu yana birim başına artış TL olarak yüzde 197, Euro olarak yüzde 138’e denk geliyor.
● Cengiz Şimşek/Gaziantep OSB Başkanı: Zammı kimse sevmez. Dünyada enerji, hammadde fiyatları belli. Bir tarafta da gerçekler var. Bizim de yeraltı kaynağımız olmadığı için yapacak bir şey yok. Yüzde 30 zam bekliyordum ancak beklentinin de üstünde geldi. Yüzde 48’lik zammın üretime olumsuz etkileri çok olacaktır. Maliyetler iki katına çıktı. Bizler de emek, enerji yoğun işlerle uğraşıyoruz. Doğal olarak bu zamdan çok etkileneceğiz. Üretimi mutlaka etkileyecektir. Sattığımız ürün de zamlanacak. Tekrar alım gücünün de artırılması gerekiyor ki bu ürünler alınabilsin. Devletimiz de son 3-4 aydır elinden geleni yaptı. Sübvanse etti ama o da bir yere kadar.
● Haluk Tezcan/Aliağa Kimya İhtisas ve Karma OSB Başkanı: Bunlar gecikmiş zamlar. Zira, enerji fiyatları pandemi ile birlikte dünyada arttı. Bu artışlar sübvanse edildi. Şu an sübvanse edilecek nokta kalmadı. Bedeli büyük oranda sanayici ödeyecek. Zamlar, yıla yayılsa, bu kadar etkilemeyecekti. Zam oranı yüksek olunca buna uyum sağlamak da zor. Sanayiciler olarak önümüzü görebilecek şekilde, her ay belli oranda zam yapılması daha uygun olurdu. Bu zammın altından zor kalkacağız.
● Salih Esen/İzmir Menemen Plastik İhtisas OSB Başkanı: Gerek elektrik üreticileri gerek sanayide kullanılan doğalgaza yüzde 48 zam. Yılbaşından bu yana yapılan zamlar neredeyse yüzde 150’yi buldu. Petrol, doğalgaz fiyatları tüm dünyada artıyor. Ama yapılan bu zamların rekabet gücünü olumsuz etkileyeceğini unutmamak gerekiyor. Bu fiyat artışlarının enfl asyon rakamlarına pozitif etkide bulunacağı bir gerçek. Allah sanayicinin yardımcısı olsun.
● Ahmet Tokkan/İMES OSB Başkanı: Artan kur ile beraber doğal gaz fiyatlarında bir artış olacağını öngörebiliyorduk. Artan maliyetlerle birlikte, piyasanın zorlanacağını ve bunun tüketiciye enfl asyon olarak yansıyacağını düşünüyorum. Türkiye’de sanayiciyi zorlayan bir durum ama Türk sanayisi, hali hazırda rekabet edebilecek avantaja sahip.
● Sedat Silahtaroğlu/Makine İhtisas OSB Başkanı: Doğal gazda artış sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada var. Fiyat artışlarının daha önce kısmı bir şekilde yapılması gerektiği ve bu zamana kadar geç kalındığı düşüncesindeyim. Bir anda yüzde 48 oranında artışın yapılması sanayiciyi olumsuz etkileyecek.
● Ersan Özsoy/Demirtaş Organize Sanayi Bölgesi (DOSAB) Başkanı: 1 Ocak 2021’den bu yana sanayi için doğalgaz zammı yaklaşık yüzde 145 civarında oldu. Elbette dünyada enerji fiyatlarında yukarı yönlü bir hareket var. Farkındayız. Ama bu orandaki zam da sanayinin maliyetlerini oldukça artırıcı ve rekabet gücünü de törpüleyici etki yaratıyor. Tasvip ettiğimiz bir süreç değil ama bu süreci en az hasarla geçirmek odaklanmamız gereken noktaların başında geliyor.
● Yunus Aydın/Uludağ OSB Başkanı: Doğalgaz zammı elektrik zamlarının da daha fazla yansımasına neden olacak, çünkü hala elektriğin yüzde 40’a yakını doğalgaz santrallerinden elde ediliyor. Enfl asyon açısından olumsuzluk yaratacağı gibi üretim maliyetlerini yükselteceği için özellikle ihracatta Türk sanayicisinin elini zayıfl atacaktır.
● Ömer Faruk Korun/Hasanağa OSB Başkanı: Bu şartlar altında sanayici nasıl üretim yapıp rekabet edecek, nasıl öngörüde bulunup yatırım yaparak anlaşmalarını bağlayacak? Çok zor bir dönem. 1 Eylül 2021’e kadar yüzde 45, ekimde yüzde 15, kasımda ise yüzde 48 zam geldi. Çalışıyoruz, sanayide sıkıntı yok, çarklar dönüyor deniyor ama şu anda sanayiciler kayıplarını hesaplayamıyor, mevcut durumu koruyup korumadığını bilemiyor. Yılsonu hesaplarında çıkacak. Bu zamlar ve öngörü zorluğu yabancı yatırımların gelmesini de engelleyecek.
● Ergun Hadi Türkay/Bursa Sanayicileri ve İşinsanları Derneği (BUSİAD) Başkanı: Türkiye ve dünya pandeminin etkilerinden kurtulmak için gerçekleştirdiği ekonomik faaliyetlerin yan etkilerini görmeye başladı. Dünyada enfl asyon artıyor, lojistik maliyetleri inanılmaz boyutlarda ve enerji fiyatları aldı başını gitti. Bu şartlarda enfl asyonu indirmek de kolay olmuyor. Son iki aydır doğalgaza yapılan zamlar da enfl asyonu indirmemize hiç destek olacak türden değil. Ekim ayında yüzde 15, kasım ayında yüzde 48.4 zam ile girdi maliyetleri inanılmaz boyutlara çıkmış oldu. Üreticinin bunu karşılama gücü yok. Haliyle bu ürün maliyetlerine de yansıyacak. Bir kısır döngüye giriyoruz.
● Nilüfer Çevikel/TÜGİAD Başkanı: Sanayicimizin çarkları döndürebilmesi için maliyet yükünün hafifl etilmesi gerekiyor. Zamların, üretici dostu bakış açısıyla yeniden gözden geçirilmesini talep ediyoruz. Şu anda ekonominin lokomotifi konumunda olan ihracatın olumsuz etkilenmesi 2023 hedefl erini sekteye uğratır. Sanayici maliyet hesabı yapamayacağı için Avrupa’dan bize dönen siparişleri kaçırmamıza neden olur.
● Arif Demirören/Barakfakih OSB İş Adamları Derneği Başkanı: Doğalgazda sanayi abonelerine yönelik son yüzde 48’lik zam ile yılbaşından bu yana yapılan zam oranı yüzde 148’e yaklaşarak sanayicimizin enerji maliyetlerini daha da ağırlaştırmıştır. Sanayicimizin dış pazarda rekabet gücünü zorlayan zamların gözden geçirilmesini talep ediyoruz.
TALİP ÖZTÜRK/GAZİANTEP, ESRA ÖZARFAT/BURSA, CEYLAN DEMİR/KOCAELİ, NİHAT DELİBAŞI/İZMİR, AYŞE KAYTAN UÇAK/ESKİŞEHİR
İlginizi Çekebilir
EKONOMİ
Haziran–Ağustos’ta 2 trilyon TL borç servisi: Hazine büyük sınava giriyor
Haziran–Ağustos’ta 2 trilyon TL borç servisi: Hazine yaz aylarında yoğun borçlanma trafiğine giriyor
Yayınlanma:
5 gün önce|
30/05/2026Yazan:
Gülbeyaz Gergün
Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın Haziran–Ağustos 2026 iç borçlanma stratejisi, yaz döneminde kamu finansmanı açısından oldukça yoğun bir takvime girildiğini gösteriyor. Üç aylık dönemde toplam borç ödemesi 2,013 trilyon TL olacak. Bunun 1,767 trilyon TL’si iç borç servisi, 245,7 milyar TL’si dış borç servisi niteliğinde. Buna karşılık Hazine’nin aynı dönemde planladığı iç borçlanma tutarı 1,848 trilyon TL seviyesinde bulunuyor.
Haziran ayı özelinde toplam borç ödemesi 686,6 milyar TL. Bunun 554,9 milyar TL’si iç borç servisi; iç borç servisinin 373,5 milyar TL’si anapara, 181,4 milyar TL’si faiz ödemesinden oluşuyor. Hazine, Haziran’da 543,8 milyar TL iç borçlanma planlıyor.
Üç aylık tablo
| Ay | Toplam ödeme | İç borç servisi | İç borçlanma planı |
|---|---|---|---|
| Haziran 2026 | 686,6 milyar TL | 554,9 milyar TL | 543,8 milyar TL |
| Temmuz 2026 | 681,8 milyar TL | 616,3 milyar TL | 708,7 milyar TL |
| Ağustos 2026 | 644,3 milyar TL | 595,8 milyar TL | 595,8 milyar TL |
| Toplam | 2,013 trilyon TL | 1,767 trilyon TL | 1,848 trilyon TL |
Hazine’nin Haziran ayında 8–16 Haziran arasında toplam 11 ihraç planladığı görülüyor. Takvimde ABD doları cinsi devlet tahvili ve kira sertifikası, TÜFE’ye endeksli tahvil, TLREF’e endeksli tahvil, değişken faizli tahvil, altın tahvili, altına dayalı kira sertifikası, Hazine bonosu ve sabit kuponlu devlet tahvilleri yer alıyor.
Bu tablo, Hazine’nin yalnızca klasik TL tahvil piyasasına yaslanmadığını; döviz, altın, kira sertifikası, değişken faizli ve endeksli ürünlerle yatırımcı tabanını genişletmeye çalıştığını gösteriyor. Bu tercih, yüksek borç çevirme ihtiyacının tek bir enstrümana yüklenmeden karşılanmak istendiğine işaret ediyor.
Kritik risk: Faiz yükü büyüyor
Haziran’da iç borç servisinin 181,4 milyar TL’si faiz ödemesi. Temmuz’da faiz yükü 246,8 milyar TL’ye yükseliyor. Bu durum, borçlanma maliyetlerinin bütçe üzerinde giderek daha belirgin baskı oluşturduğunu gösteriyor.
Yani sorun yalnızca anapara çevrimi değil; yüksek faiz ortamında çevrilen borcun gelecekte bütçeye daha yüksek faiz yükü olarak dönme ihtimali de güçleniyor.
Piyasalar açısından anlamı
Bu büyüklükte bir borçlanma programı, bankaların bilanço yönetimini, mevduat faizlerini, tahvil faizlerini ve kredi iştahını doğrudan etkileyebilir. Hazine’nin yüksek montanlı borçlanma ihtiyacı, piyasa faizlerinin aşağı gelmesini zorlaştırabilir. Bankalar açısından devlet iç borçlanma senetleri cazip kaldıkça, reel sektöre kredi verme iştahı sınırlı kalabilir.
Haziran ayının ayrıca enflasyon ve merkez bankaları takvimi açısından da kritik olduğu görülüyor. TCMB’nin Para Politikası Kurulu toplantısı 11 Haziran 2026 tarihinde yapılacak. Mayıs ayı enflasyon verisinin ise TÜİK takvimine göre 3 Haziran’da açıklanması bekleniyor.
Haziran–Ağustos dönemi, Hazine için yalnızca rutin borç çevirme dönemi değil; aynı zamanda faiz, likidite, kur, enflasyon ve banka bilançoları açısından kritik bir stres testi olacak.
Hazine’nin 3 ayda 2 trilyon TL’yi aşan borç servisi ve 1,85 trilyon TL’ye yaklaşan iç borçlanma planı, Türkiye ekonomisinde kamu finansmanının piyasa dengeleri üzerindeki etkisinin yaz aylarında daha fazla hissedileceğini gösteriyor. Bankalar, yatırımcılar ve reel sektör açısından Haziran ayı, yalnızca ihale takvimi değil; faizin, likiditenin ve kredi kanallarının yeniden fiyatlanacağı bir dönem olabilir.
Bu kadar yoğun borçlanma TL’nin sulandırılması anlamına mı geliyor?
TL neden sulanabilir?
Hazine’nin Haziran-Ağustos döneminde yaklaşık 1,85 trilyon TL yeni iç borçlanma yapacak olması piyasadaki TL miktarını doğrudan ve dolaylı etkileyebilir.
Bunun birkaç kanalı var:
1. Borç ödemeleri piyasaya likidite bırakır
- Hazine vadesi gelen tahvil ve bonoları öder.
- Bankalar ve yatırımcılar hesaplarına yüklü miktarda TL alır.
- Bu para tekrar tahvillere gitmezse dövize, altına veya mevduata kayabilir.
2. Faiz ödemeleri yeni para etkisi yaratır
- Haziran ayında sadece faiz ödemesi 181 milyar TL.
- Temmuz ve Ağustos ile birlikte yüz milyarlarca lira yatırımcıların hesaplarına geçecek.
- Bu gelirler harcamaya veya farklı yatırım araçlarına yönelirse TL dolaşımı artar.
3. Merkez Bankası dolaylı olarak likiditeyi yönetmek zorunda kalır
- Hazine’nin hesabından piyasaya çıkan para bankacılık sisteminde fazla likidite oluşturabilir.
- TCMB bunu depo ihaleleri, zorunlu karşılıklar veya likidite senetleriyle çekmeye çalışır.
Ama neden tam anlamıyla para basmak değildir?
Burada kritik ayrım şudur:
Hazine piyasadan borçlanıyor.
Yani:
- Bir taraftan 554 milyar TL ödeme yapıyor.
- Diğer taraftan 543 milyar TL yeni borçlanıyor.
Dolayısıyla net bazda sistemde sınırsız yeni para oluşmuyor.
Eğer TCMB doğrudan Hazine’ye para basıp verseydi bu gerçek anlamda parasal genişleme olurdu.
Türkiye’de mevcut sistemde Hazine ağırlıklı olarak:
- Bankalardan,
- Fonlardan,
- Sigorta şirketlerinden,
- Bireysel yatırımcılardan
borçlanıyor.
Asıl risk nerede?
Sorun TL’nin miktarından çok borcun sürekli çevrilmesi.
Bugün:
- 2 trilyon TL borç ödeniyor.
- Yeni 1,85 trilyon TL borç alınıyor.
Yarın:
- Bu 1,85 trilyon TL’nin de vadesi gelecek.
- Daha yüksek faizle yeniden çevrilmesi gerekecek.
Bu durum zamanla:
- Faiz giderlerini büyütür
- Bütçe açığını artırır
- Vergi ihtiyacını artırır
- Enflasyon baskısını yükseltir
- TL üzerindeki güven baskısını artırabilir
“Hazine borç mu ödüyor, yoksa borcu yeni borçla mı çeviriyor?”
Bugünkü tabloya bakıldığında Türkiye’nin yaptığı şey büyük ölçüde: “Borç ödeyerek borçlanmak değil, borçlanarak borç çevirmek.”
Bu sürdürülebilir olduğu sürece sorun oluşturmaz. Ancak büyüme yavaşlar, faizler yüksek kalır ve bütçe açığı büyürse, piyasa bir noktadan sonra daha yüksek faiz talep etmeye başlar. İşte TL üzerindeki asıl baskı da o zaman ortaya çıkar.
Bu nedenle Haziran-Ağustos dönemindeki 2 trilyon TL’lik borç servisi, yalnızca bir finansman operasyonu değil; aynı zamanda Türkiye’nin faiz, enflasyon ve kur dengesinin de önemli bir sınavı niteliğindedir.
EKONOMİ
Kredi Kısarak Enflasyon Düşer mi? Bedeli Reel Sektöre, Faturası Kime?
Yayınlanma:
2 hafta önce|
24/05/2026Yazan:
Erol Taşdelen
Türkiye’de enflasyonla mücadelede kredi büyümesine getirilen sınırlar, para politikasının ana araçlarından biri haline geldi. Ancak soru kritik: Sadece kredi musluklarını kısarak enflasyon kalıcı biçimde düşer mi? Yanıt kısa: Talebi soğutur, ama tek başına yapısal enflasyonu çözmez; üstelik reel sektörde üretim, istihdam, nakit akışı ve yatırım tarafında kalıcı hasar bırakabilir.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın 2026 para politikası metninde kredi büyümesinin ve kredi kompozisyonunun “dezenflasyon sürecini ve parasal aktarım mekanizmasını destekleyici” çerçevede tutulacağı açıkça belirtiliyor. TCMB Başkanı Fatih Karahan’ın, 2025 Şubat ayında Uşak ve Denizli sunumlarında da benzer görüşler vardı. Yani kredi kısıtları, tesadüfi değil; mevcut ekonomi programının bilinçli bir parçası. TCMB ayrıca kredi büyüme sınırlarının ve istisnaların yıl içinde gözden geçirileceğini de ilan etmiş durumda.
Kredi kısıtlaması dışında hangi para politikası araçları var?
Enflasyonu düşürmek için ekonomi yönetiminin elindeki araç sadece kredi kısıtlaması değildir. Başlıca araçlar şunlardır:
Politika faizi: Merkez Bankası faizi artırarak tüketimi, kredi talebini ve döviz talebini yavaşlatır. Reuters’ın Mayıs 2026 haberlerinde TCMB politika faizinin yüzde 37 seviyesinde olduğu, enflasyon baskıları nedeniyle faiz artışı beklentilerinin yeniden gündeme geldiği aktarılıyor.
Zorunlu karşılıklar: Bankaların topladıkları mevduatın bir kısmını krediye dönüştürmesini sınırlayan veya yönlendiren araçtır. TCMB, Mayıs 2026’da bazı krediler için zorunlu karşılık uygulamalarında değişiklik yaparak kredi dinamiklerini etkilemeye devam etti.
Likidite yönetimi: Merkez Bankası piyasaya verdiği TL miktarını sıkılaştırarak bankaların fonlama maliyetini yükseltebilir.
Makroihtiyati tedbirler: Kredi büyüme sınırı, kredi kartı taksit sınırlamaları, ihtiyaç kredisi vade kısıtları, ticari kredi büyüme limitleri gibi düzenlemeler bu gruptadır.
Kur ve beklenti yönetimi: Enflasyon sadece bugünkü talep değil, gelecekteki fiyat beklentileriyle de ilgilidir. TCMB, enflasyon beklentileri ve fiyatlama davranışlarının dezenflasyon süreci için risk oluşturduğunu vurguluyor.
Maliye politikası desteği: Kamu harcamalarının, vergi politikasının ve bütçe disiplininin para politikasıyla uyumlu olması gerekir. IMF, Türkiye’de sıkı para politikası, ılımlı ücret artışı ve genel olarak nötr maliye politikasının kademeli dezenflasyonu destekleyeceğini belirtiyor.
Sadece kredi kısarak enflasyon düşürülebilir mi?
Kısa vadede evet, kalıcı olarak hayır.
Kredi kısıldığında tüketici daha az borçlanır, şirket daha az stok yapar, yatırım ertelenir, iç talep soğur. Talep yavaşlayınca bazı fiyat artışları frenlenir. Ancak Türkiye’de enflasyonun önemli bölümü sadece talep kaynaklı değildir.
Türkiye’de enflasyonun arkasında kur geçişkenliği, enerji maliyetleri, gıda arz sorunları, kira baskısı, vergi artışları, ücret-fiyat sarmalı, ithal girdi bağımlılığı ve beklenti bozulması da vardır. Nitekim Nisan 2026’da aylık enflasyonun yüzde 4,18’e, yıllık enflasyonun yüzde 32,37’ye yükselmesinde enerji, gıda, konut, ulaşım ve dış jeopolitik baskıların etkili olduğu bildirildi.
Bu nedenle sadece kredi kısılması, hastalığın tamamını değil, belirtilerinden birini baskılar. Talep düşer ama maliyet enflasyonu devam ederse reel sektör iki taraftan sıkışır: satış yavaşlar, maliyet düşmez.
Reel sektöre telafisi zor zararlar
Kredi kısıtlaması en çok nakit akışı kırılgan, özkaynağı zayıf, vadeli çalışan, stokla üretim yapan ve ihracat/ithalat dengesine bağımlı firmaları vurur.
İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran Nisan ayında Programın sanayiciye, iş insanına ve KOBİ’lere iyi gelmediğini, mevcut yaklaşımın reel sektör ve bankalar üzerinde ağır bir yük oluşturduğunu belirtti.
Uygulanan Politikanın başlıca zararlarına geline:
1. İşletme sermayesi krizi: Firma mal alacak, üretim yapacak, maaş ödeyecek; ama krediye ulaşamıyorsa çark yavaşlar.
2. Vadeli satış zinciri bozulur: Reel sektörde birçok firma peşin alıp vadeli satar. Kredi olmayınca bu zincir kopar.
3. Konkordato ve batık kredi riski artar: Kredi kısıtı, borcu olan firmaya “nefes alma” imkânı vermezse, geçici likidite sorunu kalıcı iflas riskine dönüşür.
4. Yatırımlar ertelenir: Makine, kapasite artışı, ihracat yatırımı ve enerji yatırımı askıya alınır.
5. İstihdam kaybı doğar: Önce fazla mesai biter, sonra vardiya düşer, ardından işten çıkarma başlar.
6. Bankaların aktif kalitesi bozulur: Kredi verilmeyince risk azalıyor gibi görünür; ancak mevcut kredilerin tahsil kabiliyeti zayıflarsa bankaların takipteki alacakları artabilir. Ziraat Bankası CEO’su Alpaslan Çakar da 2025 Aralık sonunda, uzun süren sıkı para politikasının finansman maliyetlerini artırabileceği, işgücü piyasasını zayıflatabileceği, büyümeyi yavaşlatabileceği ve bankaların aktif kalitesini olumsuz etkileyebileceği uyarısında bulunmuştu.
Buna rağmen neden devam ediliyor?
Çünkü ekonomi yönetimi açısından enflasyonu düşürmek için önce iç talebin kontrol altına alınması gerekiyor. Türkiye’de kredi büyümesi yüksek kaldığında, talep canlı kalıyor; talep canlı kaldığında fiyatlama davranışı bozuluyor; fiyatlama bozulduğunda da enflasyon beklentisi düşmüyor.
TCMB Başkanı Fatih Karahan, 2026 Enflasyon Raporu sunumunda ticari kredi büyümesinin dezenflasyon patikasıyla uyumlu seyretmesi için yabancı para kredi büyüme sınırının düşürüldüğünü ve TL ticari kredilerde istisnaların daraltıldığını belirtti. Bu adımların ardından ticari kredilerde büyümenin hız kestiğini ifade etti.
Yani kredi kısıtlamasının arkasındaki ana mantık şu:
Talebi yavaşlat → fiyat artış hızını düşür → beklentileri kır → enflasyonu aşağı çek.
Ancak bu zincirin çalışması için maliye politikası, kur politikası, gıda arzı, enerji maliyeti ve kamu fiyat ayarlamaları da aynı yönde çalışmalıdır. Aksi halde kredi kısıtlaması reel sektörü boğar ama enflasyon beklenen hızda düşmeyebilir.
Fatura kime çıkar?
Bu politikanın faturası eşit dağılmaz.
En ağır fatura KOBİ’lere çıkar. Büyük şirketler tahvil, halka arz, yurtdışı kredi veya grup içi finansmana erişebilir. KOBİ’nin tek kapısı bankadır.
İkinci fatura çalışanlara çıkar. Satış düşer, üretim azalır, işten çıkarma ve ücret baskısı başlar.
Üçüncü fatura tüketiciye çıkar. Kredi kartı, ihtiyaç kredisi, konut kredisi pahalanır; alım gücü düşer.
Dördüncü fatura bankalara çıkar. Yeni kredi riski sınırlansa bile eski kredilerin tahsil riski büyür.
Beşinci fatura devlete çıkar. Büyüme yavaşladığında vergi tahsilatı zayıflar, sosyal destek ihtiyacı artar.
Alternatif ne olmalı?
Kredi kısıtlaması tamamen kaldırılmalı demek gerçekçi değildir. Ancak seçici, üretimi koruyan, tüketim ve spekülasyonu hedef alan bir model gerekir.
Öneriler:
Üretim, ihracat, istihdam ve enerji verimliliği kredileri kısıt dışında tutulmalı.
KOBİ’ler için işletme sermayesi kredilerinde ayrı kota açılmalı.
Kredi kısıtı sektör ayrımı yapmalı: Lüks tüketim, ithal tüketim ve spekülatif işlemler ayrı; üretim ve ihracat ayrı değerlendirilmelidir.
Vergi ve kamu zamları para politikasıyla uyumlu olmalı.
Gıda, kira ve enerji tarafında arz artırıcı reformlar yapılmalı.
Bankalar yalnızca kredi kısmaya değil, doğru firmayı seçerek finansmanı sürdürmeye yönlendirilmeli.
Üretim Enflasyon mücadelerine feda edilmemeli
Kredi kısıtlaması enflasyonla mücadelede kullanılan güçlü ama yan etkisi yüksek bir ilaçtır. Doz iyi ayarlanmazsa enflasyonu düşürürken üretim kapasitesini, istihdamı ve firma sermayesini tahrip edebilir.
Türkiye’nin ihtiyacı sadece “kredi musluğunu kısmak” değil; enflasyonu düşürürken üretimi yaşatacak akıllı kredi mimarisi kurmaktır.
Aksi halde enflasyon düşse bile geriye daha zayıf şirketler, daha kırılgan bankalar, daha yüksek işsizlik ve daha yorgun bir reel sektör kalabilir.
Erol TAŞDELEN – Ekonomist www.bankavitrini.com
CHP’de “Mutlak Butlan” Depremi: Kılıçdaroğlu’nun Dönüşü Piyasaları Neden Sarstı?
Türkiye siyasetinde benzeri görülmemiş bir yargı kararı, yalnızca muhalefet dengelerini değil; ekonomi, piyasa güveni ve yatırımcı algısını da doğrudan etkiledi.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin CHP’nin 38. Olağan Kurultayı hakkında verdiği “mutlak butlan” kararıyla birlikte, Özgür Özel yönetiminin hukuken yok hükmünde sayılması ve eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu yönetiminin yeniden göreve dönmesi Türkiye’de siyasi tansiyonu bir anda yükseltti.
Bu karar yalnızca CHP içi bir kriz değil… Piyasaların gözünde bu gelişme, “Türkiye’de siyasi belirsizlik riskinin yeniden büyümesi” olarak fiyatlandı.
Piyasalar İlk Tepkiyi Nasıl Verdi?
Uluslararası basında yer alan ilk değerlendirmelerde, karar sonrası Türk hisse senedi piyasasında sert satışların yaşandığı, Borsa İstanbul’da %6’yı aşan düşüşlerin görüldüğü ifade edildi.
Ekonomide ilk etkiler şu başlıklarda hissedildi:
- Borsa İstanbul’da satış baskısı arttı
- Bankacılık hisselerinde volatilite yükseldi
- CDS risk primi yeniden gündeme geldi
- Döviz piyasasında kısa süreli tedirginlik oluştu
- Yabancı yatırımcı tarafında “hukuki öngörülebilirlik” tartışmaları yeniden başladı
Özellikle bankacılık sektörü açısından siyasi istikrar algısı son derece kritik olduğu için, bu tür ani ve sistemik siyasi gelişmeler finans sektörünü doğrudan etkiliyor.
Ekonomiyi Neden Bu Kadar Etkiliyor?
Çünkü finans piyasaları “belirsizliği” sevmez.
Bir ülkede:
- ana muhalefetin yargı kararıyla yönetim değişikliğine zorlanması,
- siyasi kutuplaşmanın yeniden yükselmesi,
- erken seçim ihtimalinin konuşulması,
- sokak tansiyonu riskinin artması,
yatırımcı açısından “ek risk” anlamına geliyor.
Bu durumun sonucu ise genellikle:
- daha yüksek faiz,
- daha pahalı dış borçlanma,
- daha düşük yabancı yatırım,
- daha kırılgan kur dengesi oluyor.
19 Mart Süreci Hatırlandı
Ekonomi çevrelerinde en çok yapılan karşılaştırmalardan biri, 2025 yılında yaşanan siyasi operasyonlar sonrası ortaya çıkan finansal türbülans oldu.
Özellikle İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu sürecinde piyasalarda yaşanan sert hareketler ve Merkez Bankası rezervlerine yönelik baskı yeniden gündeme geldi. Financial Times ve çeşitli ekonomi yorumcuları, yeni CHP krizinin benzer bir güven sorunu yaratabileceğine dikkat çekiyor.
Bankalar Açısından Risk Ne?
En kritik başlıklardan biri de bankacılık sistemi.
Çünkü siyasi stres dönemlerinde:
- mevduat dolarizasyonu artabiliyor,
- kredi talebi bozulabiliyor,
- yabancı fonlama maliyetleri yükselebiliyor,
- bankaların sendikasyon maliyetleri baskı altına girebiliyor.
Özellikle son dönemde:
- yüksek faiz,
- sıkı kredi politikası,
- reel sektörün finansman sıkıntısı,
- artan tahsili gecikmiş alacaklar
zaten bankacılık sistemi üzerinde ciddi baskı oluşturuyordu.
CHP’deki bu kriz, ekonomide zaten kırılgan olan güven ortamına yeni bir stres testi ekledi.
“Mutlak Butlan” Kararı Neden Tarihi?
Türkiye siyasi tarihinde ilk kez büyük bir ana muhalefet partisinin kurultayı, “yok hükmünde” kabul edilerek eski yönetimin göreve dönüşüne karar veriliyor.
Bu nedenle karar yalnızca CHP’nin iç meselesi değil;
aynı zamanda:
- hukuk devleti,
- demokratik süreçler,
- siyasi istikrar,
- yatırımcı güveni
başlıklarında da uluslararası yankı oluşturmuş durumda.
Önümüzdeki Süreçte Ne Olabilir?
Piyasaların dikkat edeceği kritik başlıklar şunlar olacak:
- CHP kararı Yargıtay’a taşıyacak mı?
- Parti içinde bölünme olur mu?
- Erken seçim tartışmaları büyür mü?
- Sokak tansiyonu yükselir mi?
- Yabancı yatırımcı Türkiye riskini yeniden fiyatlar mı?
- Merkez Bankası üzerindeki kur baskısı artar mı?
Güven Sarsıldı
Ekonomiler sadece faizle değil, güvenle yönetilir.
Bugün Türkiye’de yaşanan mesele yalnızca bir parti içi liderlik değişimi değil… Piyasaların gözünde bu karar: “Türkiye’de siyasi ve hukuki öngörülebilirlik yeniden tartışmalı hale geliyor mu?” sorusunu gündeme taşıdı.
Ve finans piyasaları için bazen en büyük risk; ekonomik veriler değil, siyasi belirsizliğin kendisi olur.
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.022)
- BANKA ANALİZLERİ (151)
- BANKA HABERLERİ (3.576)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (559)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.973)
- GÜNCEL (4.403)
- GÜNDEM (3.549)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (146)
- ŞİRKETLER (2.669)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (575)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.415)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (55)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (9)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (795)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (106)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (51)
- Onur ÇELİK (49)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (90)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (18)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Resmi Gazete'de bugün (04.06.2026) 03/06/2026
- İran: Müzakerelerde somut bir ilerleme sağlanamadı 03/06/2026
- Fed'in Bej Kitap raporunda yüksek enflasyon vurgusu 03/06/2026
- Morgan Stanley ve UniCredit'ten ‘Warsh’ uyarısı 03/06/2026
- Bessent: Enflasyondaki yükseliş kısa vadeli olacak 03/06/2026
- Otokar, Automecanica'nın yüzde 96,77'sini devraldı 03/06/2026
- Trump Ankara'daki NATO zirvesine katılacak 03/06/2026
- ABD fabrika siparişlerinde 11 ayın en büyük artışı 03/06/2026
- ABD'de hizmet faaliyetleri toparlandı 03/06/2026
- ABD-İran geçici anlaşma görüşmelerindeki temel anlaşmazlık konuları 03/06/2026
SON YAZILAR
- SASA yatırımcısı neden öfkeli? PDT dönüşümü ve İbrahim M. Turhan tartışması 03/06/2026
- Kuveyt Türk’ten kişiselleştirilmiş finansman dönemi 03/06/2026
- Akbank’tan 500 milyon dolarlık sermaye benzeri tahvil ihracı 03/06/2026
- Bankalar çiftçiyi nasıl finanse ediyor? 02/06/2026
- Barış masası sallanıyor, piyasalar hâlâ diplomasiye şans tanıyor 02/06/2026
- Geleceğin Bankalarını Don Kişotlar mı Kuracak? 01/06/2026
- Matematiğin Prensi Gauss: Bankacılıktan Yapay Zekâya Uzanan Miras 31/05/2026
- Sanayide eleman krizi vasıfsız işçiye de sıçradı 30/05/2026
- Haziran–Ağustos’ta 2 trilyon TL borç servisi: Hazine büyük sınava giriyor 30/05/2026
- TURİZMDE ALARM ZİLLERİ: 1.500 OTEL SATIŞTA 29/05/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini4 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu
