Connect with us

BANKA HABERLERİ

TCMB VE BDDK BANKALARIN ‘TEMERRÜT FAİZ KEYFİLİĞİNE’ DUR DEMELİ

Yayınlanma:

|

Son üç yıldır sık sık aynı konuyu yazıyorum, bankaların müşterilerine yaptığı bu keyfi uygulama bitene kadar da yazacağım. Bankalardan Kredi kullanan Müşterilere Bankaların uyguladığı “Gecikme / Temerrüt Faiz oranlarında” ciddi bir keyfilik var. TCMB ve BDDK’nın acil olarak ‘hangi konuyu düzenlemesi / sonuçlandırması’ gerekir diye sorsanız bu konuyu söylerim. Konu o kadar acil!

Gecikme / Temerrüt Faiz nedir?

Bankalardan kredi kullanan müşteriler ödemeleri zamanında yapmaması halinde gecikme faizi uygulamakta, bu ek alınan “ceza niteliğinde” gecikme faiz oranına Ticaret Hukukunda “Temerrüt Faiz” oranı deniyor. Bankalar özellikle taksitli kredilerde vadesinden önce ödeme yapan müşterilere taksit tutarı üzerinden indirim yaparken son yıllarda bu uygulamaya da son verdiler, indirim ortadan kalktı artık.  Bankaların ödemeyi zamanında yapmayan müşteriden kredi gecikme faizi almasına kimse itiraz etmiyor, sonuçta Müşteri karşılıklı yapılan kredi sözleşmeye uymayarak ödemeyi zamanında yapmamış tabi ki bunun ek maliyetine katlanacak. Ama Temerrüt Faiz uygulamasında yöntem ve oranında belirsizlik ve ciddi sorun var. İtirazımız da buna zaten. Hukuki olarak bu alanda düzenleme olmayıp konu netleşmediği için de her banka kendine göre bir uygulama içine girdiği gibi aynı bankanın uygulamalarında bile farklılıklar oluşmakta. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, akdi faiz belli fakat Temerrüt Faiz belli değil ise ( ki son yıllarda bankalar taksitli krediler dahi sözleşmelere kasıtlı olarak Temerrüt Faiz oranı yazmıyor ) Temerrüt Faiz akdi faizin % 100 fazlasını aşamaz demesine rağmen açılan kredi davalarında hala farklı faiz oranları ile davalar açılabiliyor.

Temerrüt Faizler niçin farklı?

“Bankaların maliyetleri farklı tabi ki Temerrüt de farklı olacak” diyenler tabi ki çıkacaktır. Buradaki uygulama sabit bir faiz oranı değil ki. Konunun açıklanması açısından  önce bir konuda anlaşalım. Sonuçta hepimiz bankalardan kredi kullanıyoruz. Her şeyin açık, şeffaf soru işaretlerine, belirsizliğe yer bırakmayacak olması gerekmez mi? Müşteri olarak Banka ile kredi ilişkisine girdiğimizde gecikmeye düştüğünde yüzde kaç gecikme faiz oranı uygulanacağını bilmemiz gerekmektedir, banka da bu bilgiyi müşterisi ile paylaşmak zorunda. “Buna kimse itiraz etmez” diye düşünüyorum. Zaten ‘Basiretli Tüccar’ olma kuralı gereği bankanın müşterisine kullandırdığı kredide gecikme faizinin ne olacağını bildirmesi gerekiyor. Bu temel kuralken dikkat edin çoğu bankanın özellikle Ticari Kredilerin taksitli kredilerin ödeme tablolarında gecikme faiz oranı yazmıyor. Karışıklık ve itirazımız da buna zaten. Kredi Kartlarında ve Kredili Mevduat Hesabı – KMH Kredilerde bankaların uygulayabilecekleri azamı Akdi ve Temerrüt faiz oranının TCMB her üç ayda bir açıklıyor. Bankalar da bu kurala uyuyor, kredi kart ekstrelerinde de bu oranlar net olarak yazar zaten. Bu kadar net olmasına rağmen hala mahkeme dosyalarında bu kredilere dahi % 100 fazlası ile Temerrüt faiz talep eden bankalar var. İşin komik tarafı Ticari Müşterilerin imzaladığı Genel Kredi Sözleşmesi ( GKS )’de Türk Borçlar Kanunu ile ilgili madde, gönderme olmamasına rağmen müşteriye % 100 fazlası ile temerrüt faiz uygulanıp dava açılabiliyor. Önceden yazdım; örneğin “eski köye yeni adet getiren” Yabancı sermayeli bazı bankalar işin ucunu o kadar kaçırmış ki GKS’lerine % 225 gecikme faizi uygulanacak cüreti dahi gösterebiliyor ve bunun üzerinden dava açabiliyor. Nasılsa ne sorgulayan var ne denetleyen meydan boş yani! ( Abartma diyenlere Mahkemelere Bilirkişilik yapığımı belgeleri gözlerine sokabileceğimi hatırlatmak isterim ).

Mahkeme aşamasında bankalar Akdi Faiz yokmuş gibi davranıyor    

Malum Bankaların hukuki takip sürecindeki kredilerin toplamı 150 milyar TL dolayında. Sorunlu olarak yüzdürülen kredileri de ekleyince Banka Kredilerin % 15’i mahkeme süreci yaşayabilecek potansiyel taşıyor demektir. Yaklaşık 10 milyar TL’lık dosya da son yıllarda Alacak Satışı yöntemi ile Varlık Yönetim Şirketlerine devredildi. Özetle 2021 ilk yarısına geldiğimizde 550 milyar TL’lık Banka Kredisi açık ya da gizli davalara konu olmuş ya da olabilecek potansiyel taşıyor. Davası süren milyonlarca dosya var. Konu milyonlarca vatandaşı/firmayı ilgilendiriyor ama hala sorun çözülmüş değil.

Mevcut uygulama nasıl?

Mevcut uygulamada Bankalar müşterilerden daha yüksek gecikme faiz almak için iki yönteme başvuruyor. Birincisi, imzalana GENEL KREDİ SÖZLEŞMESİ – GKS metinlerine Temerrüt Faiz ile ilgili düzenleme bölümde ortada hiç Akdi faiz yokmuş gibi davranıp “TCMB’ye bildirilen faiz oranlarının en yüksek olanın % 30 ( son yıllarda genelde %50 fazlası ) üzerine eklenerek Temerrüt Faiz oranı olarak belirlenir” diyorlar.  Bazıları ise 3098 sayılı Türk Borçlar Kanununun ( TBK ) gereği Uygulanan Akdi Faizin  %100 fazlasını Temerrüt Faiz olarak müşteriye uyguluyor. İcra dosyalarındaki Ödeme Emri ve Takip Talebi bu oranlar üzerinden talep ediliyor. Oysa müşterinin imzaladığı GKS’de  TBK uygulanır diye bu yönde bir madde yok. Üstelik buna rağmen bu tür dosyalarda İstinaf Mahkemelerin onayladığı yüzlerce dosya var. Hiç birinin aslında yasal dayanağı yok ve müşteriden imzalamadığı bir metin üzerinden haksız yere yüksek faiz tahsil ediliyor. Bankalar bu konuda müşterilerine açıkça bir tuzak kurmuş, Mahkemeler, Meclis, TCMB, BDDK dahil bankaların bu tuzağını yıllardır ya görememekte ya da anlamamakta kusura bakmasınlar. Vatandaşın / firmaların yıllardır bu uygulamasına seyirci kalmaktalar. Konu bu kadar acil ve seyirci kalınamayacak kadar önemli biline.         

İş nasıl TBK kadar gidiyor ?

Aslında kredi kullanırken kredi kullanım başvuru formunda; Ödeme planında her şeyin şeffaf, anlaşılabilir olması, belirsizlik olmaması gerekir. İnisiyatif bankaların eline bırakılamamalı. İmzalanan Genel Kredi Sözleşmelerinde her şey net olmalı. Bunlarda yer almayıp iş TÜRK BORÇLAR KANUNU – TBK’ya kadar nasıl gidiyor insan şaşırıyor. Oysa süreç şu şekilde ilerlemeli. Önce kredi başvuru, ödeme planı gibi evraklarda Temerrüt Faiz var ise bu esas alınmalı. Bu yazılmamış ise Akdi Faiz oranının üzerine ne kadar faiz eklenerek Temerrüt Faiz hesaplanmaya bakılmalı. Bunların hiçbiri yok ise örneğin bir Teminat Mektubu ya da Akreditif Kredisi gibi bir Gayri Nakdi Kredi nakdi krediye dönüşmüş ise o zaman GKS’deki maddelere bakmalı. Bu kredilerde nakdi kredi faiz oranı bulunmamaktadır ortada Akdi Faiz yoktur çünkü. Bankaların bunların hiçbiri yokmuş da kredi ilişkisi adi bir borç alacak ilişkisiymiş gibi direkt TBK’ya atıf yapmaları akıl alır gibi değil, vicdani de değil. Ortada ciddi bir borçlunun mağduriyeti doğuyor çünkü. Türk Borçlar Kanunu bile Temerrüt Faiz Akdi Faizi %100’ü aşamaz demesine rağmen banka GKS’sinde ‘% 225 Temerrüt faiz oranı uygulanır’ diye basılı olarak yazan ve tefeci faizi uygulayan bankalar var. Ortada ciddi bir keyfilik, hukuk tanımazlık var kısacası.

Çözüm ne olmalı?

Çözüm aslında çok basit. Bankaların kredi işleyişi ile ilgili karar verici olan iki kurum TCMB ve BDDK bu konuda bir düzenleme yapmalı. Ortada bir akdi faiz oranı olduğuna göre Temerrüt / gecikme faiz oranları da bu akdi faiz üzerinden hesaplanmalı. TCMB ve BDDK bankalara iki konuda düzenleme yapmalı. Birincisi, “kredi kullanan müşteri gecikme / temerrüt faiz oranının şeffaf olarak bilme hakkı var” demeli. Dolayısı ile kredi ödeme tablosunda veya kredi kullanım dilekçesinde bu oran net olarak belli olmalı. İkincisi; hukuki süreci başlayan kredilerde Temerrüt Faiz kuralları netleşmeli. Burada davalar yıllarca süreceği için  akdi faiz oranı üzerine her yıl TEFE+TÜFE ortalaması olarak artış yapılır da denebilir. Kredi kullanılırken hesaplanan ve müşterinin de uygun gördüğü Temerrüt Faiz hukuki süreçte de uygulanır diyebilir. Veya Akdi Faiz üzerinde bir oran belirlenir % 30-50 ne ise o oran kadar ekleme yapılır ama bu oranın hayatın gerçekleri ile örtüşüyor olması gerekir. Bu düzenlemelerin hiçbiri olmadığı için şu an mahkemelerde Bankacı Bilirkişilerin de Hakimlerin de kafaları karışık durumda. Bankalar en yüksek faiz oranında temerrüt hesaplama peşindeyken müşterilerin mağduriyeti katlanarak devam ediyor. Ortada bankaların uyguladığı bir keyfi Temerrüt Faiz uygulaması var mahkemelerde kimse işin içinden çıkamıyor deneyim ve vicdanına göre karar veriyor. Sadece bu durum bile dava sürçlerinin gereksiz uzamasına neden olabiliyor.

TOBB gibi kurumlar niçin sessiz anlaşılır gibi değil

TOBB gibi Ticari İşletmelerin kalbi olan kurumlar bu tür sorunları nasıl bilip çözüm üretemez ya da gündeme getiremez bilmiyorum ama Piyasadan bu yönde şikayet gitmiyor olamaz. Ya konu Hukuki işlemler ile ilgili olduğu için ya da düşen düştü batan firma artık bizim de üyemiz sayılmaz deniyor ise o daha vahim bir durum. Kısaca konu acil ve önemli. TOBB’un sahadaki kolları; Sanayi Odaları, OSB’ler Ticaret Odaları, Esnaf Odaları duyarlı olarak bu konuya el atmasını bekliyorum. Hatta bu tip kurumların bünyesinde konulara hakim ‘Bankacı Uzmanı’ istihdam etmeleri zamanı geldi de geçiyor. Üyeler ile ilişki sadece aidat toplamak ile sınırlı kalmamalı, sorunlarını sahiplenip taraf olmak da öncelikli olmalı.

Mahkeme süreçleri ciddi kısalır   

Banka dava dosyaların yıllarca sürmesinde ve belirsizlikte Temerrüt Faiz oranındaki karışıklığın ciddi katkısı var. Bu konunun TCMB ve BDDK tarafından kısa sürede netliğe kavuşmalı; süren ve dağ gibi biriken takibe gidecek dosyalar için de süreçlerin kısalması anlamına geliyor. Yoksa ‘düşene bir de biz vururuz’ mantığı var ise vahim. Ortada bir hukuksuzluk var, tepkisiz kalınca çözülmüyor. Tepkisiz kalmak Hukuksuzluğun sesiz desteklendiği anlamına gelir. Konuya taraf her kurumun kendini sorgulaması ve üzerine düşen sorumluluğu yerine getirme zamanı geldi. Yoksa bu soyguna ortak olmuş olursunuz.

Erol TAŞDELEN – Bağımsız Ekonomist

www.bankavitrini.com yazarı

BANKA HABERLERİ

AKBANK 1,7 MİLYAR TL CEZAYI NİÇİN YEDİ?

Yayınlanma:

|

Yazan:

BANKALAR ÇALIŞANLARIN MAAŞ REKABETİNİ Mİ SINIRLADI?

Bankavitrini.com | Bankacılık ve Finans Analizi

Akbank, Rekabet Kurulu tarafından yürütülen iş gücü piyasasına yönelik soruşturmanın uzlaşmayla sonuçlandırılması kapsamında 1 milyar 713 milyon 897 bin 558 TL idari para cezası ödeyecek. Peki, Türkiye’nin önde gelen bankalarından biri neden bu kadar yüksek bir ceza ile karşı karşıya kaldı? Soruşturmanın arkasında hangi iddialar bulunuyor? Bu olay, bankacılık sektöründe çalışanların ücretlerini ve iş değiştirme özgürlüğünü nasıl etkileyebilir?

CEZA KREDİ VE MEVDUAT FAİZLERİYLE İLGİLİ DEĞİL

Akbank’a verilen cezanın konusu, bankanın müşterilerine uyguladığı kredi faizleri veya mevduat oranları değil. Rekabet Kurumu’nun 24 Şubat 2026 tarihinde duyurduğu soruşturma, bankacılık, sigortacılık ve bilişim teknolojileri sektörlerinde faaliyet gösteren şirketlerin iş gücü piyasasındaki rekabeti kısıtlayabilecek uygulamalarını inceliyor.

Rekabet Kurumu, aralarında Akbank’ın da bulunduğu 26 teşebbüs hakkında çalışan ayartmama anlaşmaları ve/veya iş gücü piyasasına yönelik rekabete hassas bilgi paylaşımı iddiaları kapsamında soruşturma başlatmıştı.

Akbank, 12 Ekim 2026 tarihli Kamuyu Aydınlatma Platformu (KAP) açıklamasında, Rekabet Kurulu’nun 26-30/899-383 sayılı kararı doğrultusunda soruşturmanın banka bakımından uzlaşmayla sonuçlandırıldığını bildirdi.

Açıklanan idari para cezası 1 milyar 713 milyon 897 bin 558 TL oldu.

ÇALIŞAN AYARTMAMA ANLAŞMASI NE DEMEK?

Soruşturmanın en dikkat çekici başlıklarından biri, şirketlerin birbirlerinin çalışanlarını işe almamak veya çalışan transferlerini kısıtlamak konusunda anlaşmış olabileceği iddiası.

Örneğin aynı sektörde faaliyet gösteren iki banka düşünelim. Bu bankaların birbirlerinin çalışanlarına iş teklifi yapmamak ya da çalışan transferlerini sınırlandırmak konusunda anlaşmaları, iş gücü piyasasındaki rekabeti bozabilecek uygulamalar arasında değerlendirilebilir.

Böyle bir durumda çalışan, yalnızca mevcut işvereninin ücret politikasıyla karşı karşıya kalmaz. Rakip bankaların daha yüksek ücret veya daha iyi çalışma koşulları sunmasıyla ortaya çıkabilecek alternatifler de daralabilir.

Oysa rekabetçi bir iş gücü piyasasında bankalar nitelikli çalışanları bünyelerine katabilmek için ücret, prim, yan haklar, kariyer olanakları ve çalışma koşulları üzerinden birbirleriyle yarışır.

Bu rekabetin kısıtlanması, çalışanların pazarlık gücünü zayıflatabilecek bir sonuç doğurabilir.

Ancak önemli bir ayrıntı var: Rekabet Kurumu’nun soruşturma duyurusu, bu tür uygulamalara ilişkin iddiaların araştırıldığını gösteriyor. Akbank’ın hangi somut davranışının cezaya esas alındığına ilişkin ayrıntılar, bankanın KAP açıklamasında yer almıyor.

MAAŞ BİLGİLERİNİN PAYLAŞILMASI NEDEN SORUN OLABİLİR?

Soruşturmanın ikinci önemli boyutu, iş gücü piyasasında rekabete hassas bilgilerin paylaşılması iddiası.

Çalışan ücretleri, maaş artışları, işe alım koşulları ve gelecekteki istihdam planları gibi bilgiler, şirketlerin birbirleriyle rekabet etme biçimini etkileyebilir.

Örneğin rakip işverenlerin gelecekteki ücret artışlarına ilişkin hassas bilgileri paylaşması, ücret politikalarının bağımsız biçimde belirlenmesini zayıflatabilir. İşverenler arasındaki rekabetin azalması da çalışanların daha iyi ücret ve çalışma koşulları elde etme olanaklarını olumsuz etkileyebilir.

Buradaki temel mesele, şirketlerin insan kaynakları alanında her türlü bilgi alışverişinin yasak olması değil. Rekabeti kısıtlayabilecek nitelikteki anlaşmalar ve bilgi paylaşımlarının, somut koşullar çerçevesinde rekabet hukuku bakımından değerlendirilmesidir.

AKBANK BUNU NEDEN YAPMIŞ OLABİLİR?

Bu sorunun kesin yanıtını verebilmek için Rekabet Kurulu’nun gerekçeli kararındaki somut tespitlerin görülmesi gerekir. Bankanın kamuya açık KAP açıklaması, cezanın arkasındaki yönetimsel motivasyonu veya belirli bir uygulamanın nedenini açıklamıyor.

Bununla birlikte, çalışan transferlerini sınırlandıran veya ücret rekabetini zayıflatan uygulamaların işverenler açısından olası ekonomik motivasyonları bulunuyor.

Birincisi, personel maliyetlerini kontrol altında tutmak. Bankacılık sektöründe deneyimli çalışanların ücretleri, primleri ve yan hakları önemli bir maliyet kalemi oluşturuyor. İşverenler arasındaki ücret rekabetinin zayıflaması, ücret artışı baskısını azaltabilecek bir sonuç doğurabilir.

İkincisi, nitelikli personeli elde tutmak. Deneyimli bankacılar, risk yönetimi uzmanları, yazılım çalışanları ve yöneticiler, rakip kuruluşlar açısından değerli insan kaynağıdır. Çalışan hareketlerini kısıtlayan anlaşmalar, işverenler açısından personel kaybını azaltıyor gibi görünse de rekabet hukuku bakımından ciddi sorunlar doğurabilir.

Üçüncüsü, insan kaynakları maliyetlerinde öngörülebilirlik sağlamak. Bankalar ücret artışlarını ve işe alım maliyetlerini yönetmek ister. Ancak bu amaç, rakiplerle rekabeti sınırlayıcı anlaşmalar yapılmasını hukuken meşru hâle getirmez.

Bunlar olası ekonomik açıklamalardır; Akbank’ın bu amaçlarla hareket ettiğinin kanıtlandığı anlamına gelmez.

BU BİR İŞ HUKUKU İHLALİ Mİ?

Burada iki ayrı hukuk alanını birbirinden ayırmak gerekiyor.

İş hukuku; işçinin ücreti, iş sözleşmesi, çalışma koşulları, kıdem ve ihbar tazminatı gibi konuları düzenler.

Rekabet hukuku ise şirketlerin piyasalarda rekabeti engelleyici, bozucu veya kısıtlayıcı anlaşmalarını ve davranışlarını denetler.

Akbank’a ilişkin soruşturmanın hukuki dayanağı, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 4. maddesi kapsamında iş gücü piyasasındaki rekabetin kısıtlanıp kısıtlanmadığının incelenmesidir.

Dolayısıyla bu olay, doğrudan işçilerin ücretlerinin ödenmemesi veya kıdem tazminatı haklarının ihlali nedeniyle verilen bir iş hukuku cezası değildir.

Bununla birlikte, işverenler arasındaki rekabeti kısıtlayabilecek uygulamalar çalışanların iş değiştirme ve ücret pazarlığı imkânlarını etkileyebildiğinden, konu çalışma hayatı açısından da önem taşıyor.

AKBANK NEDEN UZLAŞMAYI KABUL ETTİ?

Akbank’ın KAP açıklamasında, soruşturmanın Rekabet Kurulu kararı doğrultusunda uzlaşma usulüyle sonuçlandırıldığı bildirildi.

Rekabet hukukunda uzlaşma, soruşturmanın kanunda belirlenen koşullar çerçevesinde sonuçlandırılmasına imkân veren bir yöntemdir. Bu yol, sürecin daha kısa sürede tamamlanması ve hukuki belirsizliğin azaltılması gibi avantajlar sağlayabilir.

Ancak Akbank’ın uzlaşmayı hangi özel gerekçelerle tercih ettiğine ilişkin ayrıntılı bir açıklama bulunmuyor. Bu nedenle bankanın uzlaşma kararını hangi yönetimsel veya hukuki değerlendirmelerle aldığı konusunda kesin bir neden ileri sürmek doğru olmaz.

BANKACILIK SEKTÖRÜNDE NE DEĞİŞEBİLİR?

Bu soruşturmanın önemi yalnızca Akbank’ın ödeyeceği para cezasıyla sınırlı değil.

Bankalar ve diğer finans kuruluşları açısından insan kaynakları uygulamalarının da rekabet hukuku kapsamında değerlendirilmesi, sektörde yeni bir hassasiyet alanı oluşturuyor.

Özellikle şu konuların önem kazanması beklenebilir:

  • Rakip kuruluşların çalışanlarını işe almama yönünde anlaşmalardan kaçınılması.
  • Ücret politikaları ve gelecekteki maaş artışları gibi rekabete hassas bilgilerin paylaşımının dikkatle değerlendirilmesi.
  • İnsan kaynakları toplantılarında ve sektör içi görüşmelerde rekabet hukuku kurallarına uyumun güçlendirilmesi.
  • Çalışanların iş değiştirme ve daha iyi çalışma koşulları için pazarlık yapma imkânlarının korunması.

Bunun çalışanların ücretlerine doğrudan ne ölçüde yansıyacağı ise ayrıca değerlendirilmesi gereken bir konu.

SONUÇ: MESELE SADECE 1,7 MİLYAR TL DEĞİL

Akbank’a açıklanan 1 milyar 713 milyon 897 bin 558 TL’lik idari para cezası, iş gücü piyasasındaki rekabetin de bankacılık sektöründe ciddi bir denetim konusu olduğunu gösteriyor.

Çalışanların serbestçe iş değiştirebilmesi, işverenlerin nitelikli personel için rekabet etmesi ve ücretlerin bağımsız piyasa koşullarında belirlenmesi, rekabetçi bir iş gücü piyasasının temel unsurları arasında yer alıyor.

Burada asıl yanıtlanması gereken soru şu: Bankalar müşterilerine kredi ve mevduat ürünleri sunarken rekabet etmek zorundayken, çalışanları işe alma ve ücret belirleme konusunda da aynı rekabet anlayışıyla hareket ediyor mu?

Bu sorunun Akbank özelindeki somut yanıtı için Rekabet Kurulu’nun gerekçeli kararındaki tespitlerin incelenmesi gerekiyor. Ancak olayın kendisi, bankacılık sektöründe rekabet hukukunun yalnızca müşteri ve ürün piyasalarıyla sınırlı olmadığını, çalışma hayatına da uzandığını ortaya koyuyor.

Kaynaklar: Rekabet Kurumu’nun 24 Şubat 2026 tarihli soruşturma duyurusu; Akbank’ın 12 Ekim 2026 tarihli KAP açıklaması.

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Enpara Bank’ın ilk faaliyet raporuna uluslararası platformlardan ödül

Enpara Bank Marka Yönetimi, İşbirlikleri ve Sürdürülebilirlik Direktörü Ayşegül Sınar: “İlk faaliyet raporumuzu hazırlarken yalnızca finansal ve finansal olmayan performansımızı aktarmayı değil, Enpara Bank’ın yenilikçi, sade ve dijital marka deneyimini raporun tamamında hissettirmeyi hedefledik” dedi

Yayınlanma:

|

Yazan:

Enpara Bank, 2025 Faaliyet Raporu ile uluslararası raporlama platformları Amerikan İletişim Profesyonelleri Ligi (LACP) Vision Awards ve ARC Awards değerlendirmelerinde ödüllere layık görüldü.

Bankadan yapılan açıklamaya göre, 2025 yılı performansını ortaya koyan ve bankanın ilk faaliyet raporu olma özelliğini taşıyan rapor, LACP Vision Awards kapsamında 5 farklı ödül alırken, ARC Awards kapsamında da ‘Fotoğraf-Video’ kategorisinde ödül kazandı.

LACP Vision Awards kapsamında dünya çapında altın ödüle layık görülen bankanın raporu, küresel ölçekte ve Avrupa, Orta Doğu ve Afrika (EMEA) bölgesinde en iyi finansal raporlar ile en iyi 100 rapor arasında gösterilirken, Türkiye’de de en iyi 25 rapor arasına girdi.

İçerik ve tasarım bütünlüğüyle bankanın marka kimliğini yansıtacak şekilde kurgulanan raporun görsel dünyası, söz konusu yaklaşımıyla ARC Awards kapsamında ilgili kategoride de bankaya ödül getirdi.

Açıklamada görüşlerine yer verilen Enpara Bank Marka Yönetimi, İşbirlikleri ve Sürdürülebilirlik Direktörü Ayşegül Sınar, 2025 Faaliyet Raporunun uluslararası ölçekte aldığı ödüllerin, Enpara Bank’ın güçlü marka kimliğini ve iletişim yaklaşımını raporlama alanına da yansıttığının önemli bir göstergesi olduğunu belirtti.

İlk faaliyet raporunu hazırlarken yalnızca finansal ve finansal olmayan performansı aktarmayı değil, Enpara Bank’ın yenilikçi, sade ve dijital marka deneyimini raporun tamamında hissettirmeyi hedeflediklerini aktaran Sınar, ‘LACP Vision Awards ve ARC Awards kapsamında elde ettiğimiz bu başarıların, bu yaklaşımımızın uluslararası platformlarda da karşılık bulduğunu görmekten büyük mutluluk duyuyoruz.’ değerlendirmesini yaptı.

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

BDDK’dan kredi kartı ve telefon kredilerine yeni ayar!

Yayınlanma:

|

Yazan:

Kredi kartlarında yüzde 40 asgari ödeme için limit sınırı 50 bin TL’den 100 bin TL’ye çıkarıldı. Cep telefonu kredilerinde ise 40 bin TL ve altındaki cihazlarda 12 ay, üzerindeki cihazlarda 3 ay vade uygulanacak. Yenilenmiş telefonlarda eşik 50 bin TL olacak.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), bireysel bankacılık müşterilerini yakından ilgilendiren iki yeni düzenlemeyi devreye aldı.

BDDK’nın 1 Ekim 2026 tarihli ve 11581 sayılı Kurul Kararı ile kredi kartlarında asgari ödeme tutarının belirlenmesinde esas alınan limit sınırı değiştirilirken, 11582 sayılı karar ile cep telefonu alımlarında kullanılan tüketici kredilerinin vade sınırları yeniden belirlendi.

KREDİ KARTINDA YÜZDE 40 SINIRI 100 BİN TL’YE ÇIKTI

Yeni düzenlemenin kredi kartı tarafındaki en dikkat çekici değişikliği, asgari ödeme oranında kullanılan limit eşiğinde yapıldı.

Daha önce 50 bin TL olan eşik 100 bin TL’ye yükseltildi.

Buna göre;

  • Kredi kartı limiti 100 bin TL ve altında olanlar: Dönem borcunun yüzde 20’sini asgari ödeme olarak yapacak.
  • Kredi kartı limiti 100 bin TL’nin üzerinde olanlar: Dönem borcunun yüzde 40’ını asgari ödeme olarak yapacak.

BDDK böylece yüzde 40 asgari ödeme oranına tabi olan kartların kapsamını limit açısından daraltmış oldu. Düzenlemenin temel parametresi kartın kullanılan tutarı değil, toplam kredi kartı limiti olacak.

ÖRNEKLE ANLATALIM

Örneğin dönem borcu 50 bin TL olan bir tüketicinin kredi kartı limiti 80 bin TL ise asgari ödeme tutarı 10 bin TL olacak.

Kart limiti 150 bin TL ise aynı 50 bin TL’lik dönem borcunda asgari ödeme 20 bin TL olacak.

Dolayısıyla yeni düzenleme özellikle yüksek limitli kredi kartı kullanıcılarının aylık asgari ödeme yükünü doğrudan değiştirmiyor; 100 bin TL sınırı üzerindeki kartlarda yüzde 40 uygulaması devam ediyor.

CEP TELEFONU KREDİLERİNDE VİDE SINIRI DEĞİŞTİ

BDDK’nın ikinci kararı ise cep telefonu alımlarında kullanılan tüketici kredilerine ilişkin.

Yeni uygulamaya göre sıfır cep telefonlarında:

40 bin TL ve altında:
12 aya kadar tüketici kredisi

40 bin TL üzerinde:
En fazla 3 ay tüketici kredisi kullanılabilecek.

YENİLENMİŞ TELEFONDA EŞİK 50 BİN TL

Yenilenmiş ürün niteliğindeki cep telefonlarında ise farklı bir eşik getirildi.

Telefonun işyerinin “yenileme merkezi” veya “yetkili satıcı” niteliğinde olması şartıyla;

50 bin TL ve altında: 12 ay

50 bin TL üzerinde: 3 ay vade uygulanacak.

KREDİ KARTIYLA TELEFON ALIMINDA TAKSİT YASAĞI DEVAM

Düzenlemenin dikkat çeken bir başka noktası ise kredi kartıyla cep telefonu alımında mevcut uygulamanın korunması.

Yenilenmiş ürün niteliğinde olmayan cep telefonlarının kredi kartıyla alımında taksitlendirme yasağı devam edecek.

Buna karşılık yenilenmiş cep telefonlarında kredi kartıyla yapılan alımlarda, herhangi bir fiyat sınırı olmaksızın 12 aya kadar taksit uygulanabilecek.

BDDK’NIN KREDİ POLİTİKASINDA DİKKAT ÇEKEN AYRINTI

Son düzenlemeyi yalnızca “cep telefonu kredisi değişti” şeklinde okumamak gerekiyor.

BDDK son dönemde bireysel kredi kartları ve ihtiyaç kredileri üzerinde bir dizi makro ihtiyati düzenleme yapıyor. Kurumun 2026 mevzuat listesinde kredi kartı limitleri ile kredi kartı ve ihtiyaç kredilerinin yeniden yapılandırılmasına ilişkin daha önce alınmış kararlar da bulunuyor.

Ocak 2026’daki düzenlemelerde de kredi kartı limitlerinin gelirle ilişkilendirilmesi ve limitlerin yeniden belirlenmesine yönelik önemli adımlar atılmıştı. BDDK’nın ilgili düzenlemesinde, kart limitlerinin belirlenmesinde gelir bilgilerinin Risk Merkezi’ne raporlanmasına yönelik hükümler de yer alıyor.

Dolayısıyla 1 Ekim tarihli son karar, bireysel kredilerde kontrollü bir çerçevenin devam ettiğini, ancak bazı alanlarda tüketici üzerindeki aylık ödeme baskısını değiştirecek teknik ayarlamalar yapıldığını gösteriyor.

TÜKETİCİ İÇİN NE DEĞİŞTİ?

Yeni düzenlemeyle üç temel sonuç ortaya çıkıyor:

1- 100 bin TL ve altındaki kredi kartlarında asgari ödeme oranı yüzde 20 olacak.

2- 40 bin TL ve altındaki sıfır cep telefonlarında tüketici kredisi vadesi 12 aya kadar çıkabilecek.

3- Yenilenmiş telefonlarda 50 bin TL’ye kadar olan cihazlarda 12 ay kredi ve fiyat sınırı olmaksızın 12 ay kredi kartı taksiti uygulanabilecek.

Buna karşılık 40 bin TL üzerindeki sıfır telefonlarda ve 50 bin TL üzerindeki yenilenmiş telefonlarda tüketici kredisi vadesi 3 ayla sınırlandırılıyor.

Özetle BDDK, kredi kartlarında asgari ödeme açısından 100 bin TL eşiğini getirirken, cep telefonu finansmanında fiyat yükseldikçe daha kısa kredi vadesi uygulanmasını sürdürüyor.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.