Connect with us

SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK

TSKB’nin enerji verimli sürdürülebilirlik iletişimi kampanyası çifte ödül aldı

Yayınlanma:

|

Türkiye Sınai Kalkınma Bankası (TSKB), banka yerleşkesinde farkındalık yaratmak üzere gerçekleştirdiği sürdürülebilirlik iletişimi projesi ‘Dönüşen Adımlar‘ ile İstanbul Marketing Summit‘te iki ödüle layık görüldü.

TSKB’den yapılan açıklamaya göre, Türkiye’nin ilk enerji verimli sürdürülebilirlik iletişimi kampanyası olma özelliği taşıyan proje, TSKB’ye illüstrasyon kategorisinde ‘IMA Gold’, indoor (iç alan) kullanım kategorisinde de ise ‘IMA Mentioned’ ödüllerini kazandırdı.

Sürdürülebilir bankacılık alanında erken dönemde yola çıkan­ ve finans dünyasında pek çok ilki gerçekleştirmiş olan TSKB, son 30 yıldır yeş­il ve sosyal temalı kalkınma yatırımlarının finansmanı ve sosyal sorumluluk projeleriyle BM Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nın tümüne katkı sağlıyor.

2022 yılında yayınladığı Sorumlu Sürdürülebilirlik İletişimi Politikası ile Türkiye’de bir ilke daha imza atan ve iletişim faaliyetlerinin çevresel ayak izini minimumda tutmayı taahhüt eden TSKB, bu kapsamdaki ilk kampanyasını ‘enerji verimli’ bir formatta hayata geçirdi.

– ‘Dönüşen Adımlar’ projesi

Bir iç iletişim kampanyası olarak tasarlanan ve çevreye zarar veren günlük alışkanlıkları adım adım dönüştürmeye teşvik eden ‘Dönüşen Adımlar’, tipografi, renk ve basılı materyaller olmak üzere her aşaması enerji tasarrufu sağlayacak şekilde tasarlandı.

Konuyu gerçekçi ve şaşırtıcı bir dille ele alarak alışılmışın dışında bir görsel dünya ile sürdürülebilirlik farkındalığını artırmayı hedefleyen kampanya kapsamında banka içinde ilgi çekecek noktalara illüstrasyonlar yerleştirildi.

Daha az ekran enerjisi harcama ve baskıda yüzde 30 daha az mürekkep kullanma özelliğine sahip, Times New Roman ile Century Gothic Pro fontlarının kullanıldığı kampanyada enerji tasarrufunu en üst seviyeye çıkaracak renk paletleri tercih edildi.

Çevresel ayak izinin en düşük seviyede olmasıyla büyük ilgi toplayan kampanya, TSKB’nin karbon-nötr genel müdürlük yerleşkesinde çalışan ekiplerinin ve yerleşkeyi ziyaret eden iş ortaklarının dikkatini çekerek iklim dostu bir gelecek için kalıcı davranış değişikliği yaratmayı hedefliyor.

Okumaya devam et

GÜNCEL

İşletmeler finansal süreçlerini dijitalleştirmeye devam ediyor

Fintek alanındaki yenilikçi teknolojiler, işletmelerin finansal süreçlerini dijitalleştirmesini kolaylaştırırken büyük avantajlar sağlıyor.

Yayınlanma:

|

Yazan:

Türkiye’nin ödeme sistemleri alanında öncü fintek kuruluşlarından olan Paynet, 2023’te işlem hacmini önceki yıla kıyasla iki katına çıkararak hedeflerini aştı. 2023’te 2 milyon işlem ve 37,5 milyar TL işlem hacmiyle %130’luk bir artış yakaladı. Paynet; PayPOS, Tedarikçi Ödemeleri, Açık Bankacılık ve PayKredi gibi yenilikçi çözümleriyle Türkiye’deki 32 bini aşkın işletmeyi dijitalleştiren şirket 2024 yılında daha geniş bir kitleye ulaşmayı hedefliyor. Paynet, ekonomik ve konjonktürel zorluklara rağmen, işlem hacmi ve istihdam alanında hızlı büyümesini devam ettiriyor. Deneyimli uzmanlarla birlikte, Genç Yetenek Programı aracılığıyla üniversite öğrencilerini de bünyesine katıyor.

Bayi, distribütör ve alt bayi gibi katmanlı satış ve dağıtım kanalları olan işletmelere yönelik dijital çözümler sunan Paynet, B2B alanında en yüksek katma değeri sağlamaya odaklanıyor. Geçmiş yıllarda olduğu gibi 2023 yılında da özellikle bayilik sistemi veya üretim ve dağıtım ağına sahip kurumsal firmaların ürün satışı gerçekleştirdiği işletmeler ve son tüketiciye ulaştığı kanallarda Paynet’in çözümleri büyük ilgi görüyor ve sürekli yaygınlaşıyor.

Paynet Genel Müdürü Onur Ertürk, 2021’den itibaren Paynet’in sadece kartlı ödemelere aracılık eden bir platformdan farklı finansal ihtiyaçlara cevap verebilen bir yapıya dönüştüğünü belirtti. 2023’te hedeflerin üzerinde bir büyümeyle işlem hacmini iki katına çıkardıklarını ve küçükten büyüğe her türlü işletmeye finansal destek sunduklarını vurguladı. Ayrıca, yılın ilk yarısındaki zorlu koşullara rağmen bu desteği sürdürdüklerini ve büyümeye odaklandıklarını dile getirdi.

Paynet, ürün ve hizmet portföyünü hızla genişletmeye devam ediyor. Şirket, 2024 yılında daha fazla finansal hizmet sunmayı, üye iş yerlerinin maliyetlerini azaltmayı ve nakit akışlarını hızlandırmayı amaçlıyor. Paynet, 2023 yılında sunulmaya başlanan tüketici kredisi seçeneklerine ek olarak 2024 yılında ticari kredi hizmeti de sunmaya başlayacak. Açık Bankacılık hizmetlerine yeni özellikler eklenirken yapay zeka ile desteklenen yeni veri hizmetleriyle işletmelere daha fazla seçenek sunulacak. 2024 yılında, Paynet, işlem hacmini artırmaya devam etmeyi ve kartlı ödemeleri kullanmayan işletmelere çözümler sunarak nakit akışındaki tıkanıklıkları gidermeyi öngörülüyor.

2024 yılına yenilikçi teknolojiler yön verecek

2023 yılı birçok sektör açısından yapay zekanın öne çıktığı ve değerinin anlaşıldığı bir yıl oldu. Birçok işletme yapay zekadan nasıl faydalanabileceği ve hangi alanlarda kullanabileceği konusunda çalışmalar yürütüyor. Paynet, 2024 yılına yönelik olarak karmaşık finansal işlemleri olan işletmeler için yapay zekayı kullanarak ne gibi katma değerli hizmetler sunabileceği konusunda çeşitli çalışmalar yürüttü ve bir yol haritası oluşturdu. Bu yol haritası kapsamında 2024 yılında mevcut çözümlerini yapay zeka ile daha da öteye taşımayı ve yapay zeka ile desteklenen yeni ürün ve hizmetleri hayata geçirmeyi planlıyor. Diğer taraftan geçtiğimiz yıl başlanan UI/UX projesinin sonuçları da 2024 yılında alınmaya başlanacak. Araştırma ve planlama aşaması tamamlanan ve kodlama aşamasına geçilen proje ile işletmelere sorunsuz bir kullanıcı deneyimi sunulacak.

Okumaya devam et

GÜNCEL

Şirketler sıfır atık için neler yapabilir?

Yayınlanma:

|

Yazan:

Günümüzde çevre koruma ve sürdürülebilirlik, iş dünyasının öncelikli gündem maddelerinden biri haline geldi. Şirketlerin, doğal kaynakları koruma ve çevresel etkileri en aza indirme konusundaki sorumlulukları giderek artıyor. Bu bağlamda sıfır atık hedefi, işletmelerin atık üretimini minimum seviyeye indirerek çevresel etkilerini azaltmayı amaçlıyor. Atık yönetimi, ürün tasarımı, personel eğitimi ve iş birliği gibi çeşitli alanlarda yapılacak adımlar, sıfır atık hedefine doğru ilerlemenin temelini oluşturuyor. 150 yıllık köklü geçmişi ile müşterilerine hizmet veren Generali Sigorta, şirketlerin sıfır atık vizyonları özelinde önerilerini paylaştı.

​Atık Değerlendirme ve Ayırma Programları

İşletmelerin atıklarını kaynağında ayrıştırma ve değerlendirme programları başlatması, çevresel sürdürülebilirlik açısından önemli bir adımdır. Bu tür uygulamalar geri dönüşüm, organik atık kompostlama ve tehlikeli atıkların uygun şekilde imhası gibi yöntemleri içerebilir. Geri dönüşüm, kullanılmış materyallerin yeniden işlenerek kaynakların daha verimli kullanılmasını sağlar. Organik atık kompostlama ise organik atıkların toprak iyileştirmesi için değerlendirilmesinin önünü açar ve böylece toprak verimliliği artar. Tehlikeli atıkların uygun şekilde imhası da çevre ve insan sağlığı için hayati öneme sahiptir. Bu da toplum ve ekosistemler için güvenli bir ortam yaratır. Bu programlar sadece atık yönetimini iyileştirmekle kalmaz, aynı zamanda şirketlerin sürdürülebilirlik çabalarına da katkıda bulunur.

Düşük Atık İlkelerinin Benimsenmesi

Ürün tasarımında sürdürülebilirlik ve düşük atık ilkelerini benimsemek, atık üretimini başlangıçta azaltmanın etkili bir yoludur. Şirketler, ürünlerini tasarlarken çevresel etkileri en aza indirmek için çeşitli stratejileri kullanabilirler. Örneğin, ürün ambalajlarını azaltarak veya geri dönüştürülebilir malzemeler kullanarak ambalaj atıklarını önemli ölçüde azaltabilirler. Ayrıca dayanıklı ve uzun ömürlü ürünler tasarlayarak tüketiciye daha uzun süre hizmet etmelerini sağlayabilirler. Bu da atık miktarını azaltabilir. Ürünlerin kolayca geri dönüştürülebilir olması da atık yönetiminde önemli bir faktördür. Bu şekilde, şirketler hem çevresel etkilerini azaltır hem de kaynakları daha etkin bir şekilde kullanarak sürdürülebilir bir iş modeli oluştururlar.

Atık Yönetim Sistemlerinin İyileştirilmesi

Şirketler, sıfır atık hedefine ulaşmak için atık yönetim sistemlerini gözden geçirmeli ve iyileştirmelidir. Bu süreç atık azaltma stratejilerinin geliştirilmesi ve atık yönetim süreçlerinin optimize edilmesini kapsıyor. Örneğin, malzeme akış analizi yaparak hangi adımlarda atık oluştuğunu belirleyebilirler ve ardından bu noktalarda iyileştirmeler yaparak atık miktarını azaltabilirler. Ayrıca geri dönüşüm ve yeniden kullanım gibi stratejileri benimseyerek atıkların kaynağında azaltılmasını sağlayabilirler. Bu süreçte çalışanların eğitimi de önemlidir çünkü bilinçli bir personel, atık yönetiminde daha etkili olabilir ve atık miktarını minimum seviyeye indirebilir. Sonuç olarak şirketler atık yönetim sistemlerini sürekli olarak iyileştirerek ve atık azaltma stratejileri uygulayarak sıfır atık hedefine doğru ilerleyebilirler.

Personel Eğitimi ve Farkındalık

Şirket içinde personel eğitimi ve farkındalık programları düzenlemek, sıfır atık kültürünün yayılmasına önemli katkılar sağlayabilir. Çalışanların atık yönetimi konusunda bilinçlendirilmesi, doğru uygulamaların teşvik edilmesi ve sıfır atık hedefine ulaşma konusundaki önemlerinin vurgulanması, işyerinde sürdürülebilirlik ve çevre bilinci oluşturabilir. Bu tür programlar atıkların kaynağında azaltılması, geri dönüşümün teşvik edilmesi ve atık yönetimi konusunda etkili stratejilerin geliştirilmesi gibi konularda çalışanları eğitebilir. Öte yandan bu programlar, çalışanların katılımını artırarak sıfır atık kültürünün şirket geneline yayılmasını sağlayabilir ve böylece atık azaltma çabalarının daha etkili olmasını sağlayabilir.

Tedarik Zinciri Yönetimi

Tedarik zinciri yönetiminde sürdürülebilirlik ilkelerini benimsemek, şirketlerin sıfır atık hedefine ulaşmasını sağlayabilir. Tedarik zincirinin her aşamasında sürdürülebilirlik ilkelerini uygulamak, atık üretimini azaltmanın yanı sıra kaynakların daha verimli kullanılmasını da sağlayabilir. Tedarikçilerle iş birliği yaparak ambalaj kullanımını azaltmak veya daha çevre dostu malzemelerin tercih edilmesini teşvik etmek gibi adımlar atılarak atık miktarı azaltılabilir. Ayrıca tedarikçilerle birlikte geri dönüşüm programları veya ambalajların geri dönüştürülmesi için iş birlikleri kurarak döngüsel bir ekonomiye katkı sağlanabilir. Bu şekilde tedarik zinciri boyunca sürdürülebilirlik ilkelerinin benimsenmesi, şirketlerin sıfır atık hedefine ulaşmasını destekleyen önemli bir strateji olarak öne çıkar.

Okumaya devam et

ŞİRKETLER

Yeni Bir Gerçeklik: Dijital Göçebelik

Yayınlanma:

|

Yazan:

İnsanların uzaktan çalışarak seyahat edip dünyanın çeşitli ve genellikle uygun fiyatlı yerlerinde yaşadığı bir yaşam tarzı olan dijital göçebelik son zamanlarda çok rağbet görüyor. Yalnızca teknoloji meraklılarının değil, çocuklu ailelerden tutun emeklilere kadar herkesin ilgisini çekiyor. Çeşitli meslek dallarından çalışanların yer aldığı bir anketin sonucuna göre Amerikalı çalışanların 17 milyondan fazlası dijital göçebe olarak yaşamlarını sürdürüyor. Bu, 2019 yılına göre yüzde 131 oranında bir artış demek. Pandemi sonrası birçok ülkede dijital göçebe vizesi almanın kolaylaşması ise bu artışı ayrıca körükledi.

Fakat bu akım, yalnızca pandemi sonrası doğan lokasyon esnekliği ve uzaktan çalışma olanaklarıyla sınırlı kalmıyor. Gelişmiş ülkelerde kültürel bir değişim devri yaşanıyor. Önceki nesillerde var olan “iyi yaşam” tanımı artık birçok insanı tatmin etmiyor. Çevrenin tehlike altında olması; iş alanlarında artan rekabet ve güvence eksikliği; barınma, eğitim ve geçim masraflarındaki artış gibi konular göz önünde bulundurulduğunda ev sahibi olmak veya sabah dokuz akşam beş bir işe sahip olmak gibi, birçok kişinin güvence olarak gördüğü konular artık ne olası gözüküyor ne de rağbet görüyor. Dijital göçebelik, sizi hem pahalı hem uzun vadeli ipoteklerden ve bir ton mal mülkten kurtararak alternatif bir yol sunuyor ve yaşam maliyetlerinin daha düşük olduğu ülkelerde yaşayarak gelirinizi en üst seviyeye çıkarmanız için bir kapı açıyor.

Şirketlerin dijital göçebelere uyum sağlamaları gerektiğine dair birçok yazı bulunsa da markalar ve tüketicilerin bu konudaki görevleri henüz tam olarak anlaşılmış değil. Dijital göçebelerin çoğu Batı’dan gelse de; bu yaşam tarzının yayılması dünya çapındaki pazarları etkiliyor. Keza, yerel ekonomiler uzaktan çalışanların akın etmesiyle doğan ihtiyaçları karşılamak için dönüşüyor. Araştırmamızda, dijital göçebeliğin küresel pazar üzerindeki etkisini inceledik. Vardığımız sonuç, markaların güncelliklerini korumak için göçebe yaşam tarzını anlayıp buna uyum sağlamaları gerektiği yönünde.

Tüketici davranışlarını yeniden şekillendiren ve böylece markalar için önemli fırsatlar sunan üç ana akım bulduk: yerleşik normları bir kenara bırakıp daha esnek olmak; göçebe yaşama uygun yeni altyapı ve hizmet ihtiyacı; yeni değerler ve yaşam tarzlarına dair söylemi şekillendirme imkanı.

Yerleşik normlar git gide uzak ve istenilmez hale geliyor.

Geçmişte, tüketiciler birikim yapmak ve düzenli bir hayat kurmak gibi genel kabul gören hedeflere odaklanmışlardı. Araştırmamızda, bu yaşam tarzından “sabit” olarak bahsediyoruz. Ancak pandemiden bu yana artan güvencesiz koşullardan dolayı sabit yaşam tarzı giderek ulaşılamaz hale geliyor. Özellikle Y ve Z kuşakları gayrimenkul almayı karşılayamıyor ve birçok şehirde kiralarını ödemekte zorlanıyor. Sonuç olarak, tüketiciler bir yerde “sabit” kalma ideallerini gözden geçirip esnekliğe veya nesnelerden ve mekanlara olan bağlarını koparıp daha çevik ve seyyar olmaya yöneliyorlar. Araştırmamızda, buna “akışkan” yaşam tarzı olarak değiniyoruz.

Aşağıdaki alıntı, katılımcıların çoğunun gelişmiş ülkelerden geldiği ve orta sınıf dijital göçebelerin oluşturduğu veri setimizden alınmıştır:

“Tahmin ettiğim kadarıyla dijital göçebelerin yüzde 90’ı zar zor geçinebiliyordur. Ben de geçinemiyorum. Üstelik sabit bir işim ve bir dairem de var. Toplumun, bir bireyin sahip olması gerektiğini iddia ettiği her şeye sahibim. Ayrıca tüm bu mal mülk beraberinde lanet olasıca bir sürü masraf getiriyor. En son ne zaman güzel bir tatile çıkacak veya herhangi bir şeye harcayacak param oldu hatırlamıyorum bile. Üzerinden yıllar geçmiş olmalı.

Bu, yakın zamanda değişecek gibi de görünmüyor. Belki de asıl hayalperestlik düzenli bir hayat kurulabileceğini düşünmek. Zira bir partnere, çocuğa ve eve sahibi olma; işe gitmeden önce kapıda uğurlanma fikri hayatımızda var olan bir şey değil. En azından çoğu kişinin hayatında yok. İnsanların yüzde doksanı farklı bir hayat istiyor. Açıkçası her halükarda ter dökeceksem bunu bulunmaktan keyif aldığım bir yerde yapmayı yeğlerim.” (Flipflop Poet, YouTube)

Bu zihniyet, perakende moda gibi sektörlerde zaten iyice yerleşmiş durumda. Örneğin, ByRotation adlı bir start-up şirketi, kişilerarası bir moda kiralama platformu olarak “dünyanın en büyük paylaşımlı gardırobu” konumunda. Kullanıcılarının başkalarından giysi kiralayarak kendilerini yeniden keşfetmelerini, aynı zamanda kendi gardıroplarından da gelir elde etmelerini sağlıyor. Bazı geleneksel moda perakende şirketleri zorluk yaşarken ByRotation, bu yaklaşımıyla geniş çapta büyüme sağladı.

Mal sahibi olmaktan ziyade bunlara erişebilmeye karşı olan bu talep artışı başka sektörlerde de görülüyor. New York’taki gayri menkul geliştiricileri, projelerine “Kamu Yararı/Ortak Kullanım” odaları veya belli bazı otomatlar dahil etmeye başladı. Bu alanlarda elektrik süpürgesi, bisiklet, buz kutusu, çadır ve yazıcı gibi çeşitli ev gereçleri bulunurken mukimler bunlardan ücretsiz ya da belli bir kiralama ücreti karşılığında faydalanabiliyor. İngiltere temelli bir start-up şirketi olan Library of Things de, benzer şekilde, az kullanılmış ev aletlerinin ve sekiz kişilik masa dekorasyonlarının kişilerarası paylaşımına olanak sağlayarak mal sahibi olmaktan ziyade bunlara erişebilmeye olan talep artışına katkı sağlıyor.

Tüketicilerin eğilimleri, sahip oldukları ürünleri stratejik olarak geri dönüştürmeye ve diğer her şeye geçici olarak erişim sağlamaya doğru kayarsa muhtemelen bu tür hizmetlere olan talep de artacaktır. Daha akışkan ve göçebe yaşam tarzları ilgi gördükçe markalar, tüketicilerin mal sahibi olmaktansa bunlara erişmeye olan artan taleplerini gerçekleştirmede önemli bir rol teşkil edebilir. Bu, markaların bu esnekliği sağlamak amacıyla mevcut iş ve ürün modellerini yeniden gözden geçirmesi için bir eylem çağrısıdır.

Göçebe yaşam yeni altyapılar ve hizmetler gerektiriyor.

Dijital göçebe yaşamı genelde güllük gülistanlık olarak tasvir edilir. Kişi, bir dizüstü bilgisayardan işlerini yürütürken bir yandan macera dolu seyahatlerin tadını çıkarıyor gibi resmedilir. Ancak pratikte, yerleşik olmayan yaşam tarzı çaba gerektirir. Kişinin kısa vadeli olarak konut, iş, sağlık hizmeti, finansal hizmet ve ailesi için eğitim imkânı bulması gerekir. Bu, aynı zamanda pazar fırsatları demektir.

Örneğin, uzaktan çalışmak güçlü ve güvenilir bir internet bağlantısı gerektirir. Bu da dijital göçebelerin gidebilecekleri yer skalasını sınırlayan bir faktördür. Dijital göçebeler genellikle internet altyapısı güçlü olan yerleri tercih eder. Bu yüzden, şirketler, dijital göçebelerin iki gözde noktası olan Bali’den Bulgaristan’a kadar yer alan yerlerde cazip altyapılar geliştirmeye yatırım yapıyor.

Genel olarak, dijital göçebeler markaların modern ve dünya çapında seyahat eden tüketicilerin ihtiyaçlarına yetişmekte birçok açıdan geride kaldığına dikkat çekiyor. Yakın bir zamanda yayınlanan Dwell raporunda, dijital göçebe Stephen şunları paylaşıyor:

“Bir göçebe olduğumda sahip olduğum her şeyden kurtulmaya başladım ve fiziksel nesnelerle olan bağımı koparmak çok iyi hissettirdi. Sahip olduğumuz birçok nesne, aslında asıl işlevlerinin ötesine geçmiş durumda […] Nereye gidersem gideyim Netflix’i, Apple’ı ve Google’ı kullanıyorum fakat hiçbiri benim bir göçebe olduğumu bilmiyor veyahut umursamıyor ve bana uygun bir seçenek sunmuyor. Herkesin bir e-posta adresi varken neden evrensel bir telefon numaramız olmasın?”

Bankacılık sektöründe, Monzo veya Wise gibi, tamamen online erişilebilecek ve uluslararası işlem ücreti almayan; esnek döviz hesabı ve kredi hizmetleri sunan markalar, göçebe kullanıcılar için finansal hizmetleri modernize etmeye öncü olmuştur. Kamu sektöründe, hükümetler dünya çapında seyyar tüketicileri çekmek amacıyla git gide verdikleri dijital göçebe vizelerini artırıyor. Ayrıca, dijital göçebelerin karşılaştığı zorlukları (ör. karmaşık vergilendirme sistemleri gibi) çözmeye yönelik özel programlar hazırlıyor.

Mesela Estonya, esnek bir idari altyapıya ihtiyaç duyan küresel girişimcileri çekmek amacıyla dijital bir e-ikamet programı başlatan ilk ülkelerden biri. Farklı ülkelerde yaşarken özellikle sağlık hizmetlerine erişmek zor olabilir. Bu nedenle, şirketler özel olarak dijital göçebelerin ihtiyaçlarına yönelik tasarlanmış sigorta planları sunmaya başladı.

Bir başka yenilikçi fikir de Japan Airlines tarafından ortaya atıldı. Şirket, yakın zamanda yeni bir giysi kiralama hizmeti başlattı. Bu hizmet seyahat eden kişilere, vardıkları destinasyonlarda oraya uygun kıyafetleri kiralamalarına olanak sağlayarak bavul taşıma ihtiyacını ortadan kaldırıyor. Bu girişim, seyahatlerini hızlandırmak isteyen müşterilere uygun hizmeti sağlamanın yanı sıra uçağın yükünü hafifleterek karbon ayak izini azaltıyor. Bu konsept, bavul hazırlamayı bir hizmet olarak yeniden ele alarak havayolları için yeni bir gelir kaynağı sağlıyor.

Son olarak, 12 aylık kira sözleşmelerinin modası geçiyor. Landing ve Common gibi şirketler, artık üyelik tabanlı kiralamaya dayalı yeni bir girişimin öncülüğünü üstleniyor. Bu sistem sayesinde kullanıcılar, yüzlerce şehirde istedikleri süre boyunca yaşamaya hazır daireler kiralayabiliyor. Böylece, kişiler geleneksel kira pazarının tipik engellerini kolayca aşarak ne zaman ihtiyaç duyarlarsa taşınabiliyorlar. Yaşam alanı gibi temel ihtiyaçlara yenilikçi çözümler getiren uygulamalardan biri olan ev bakım hizmetleri platformları da bu esnek pazarın büyüyen bir kolu. Bu platform, ev sahipleri seyahate gittiği durumlarda misafirlerin evlerine temel bakım yapmaları veya evcil hayvanlarıyla ilgilenmeleri karşılığında bedava konaklama sağlıyor.

Tüketicilerin değerleri ve hedefleri değişiyor ve markalar bunlarla ilgili söylemi şekillendirmede rol oynayabilir.

İnsanlar uzaktan çalışmanın ve mobilitenin avantajlarını kullandıkça, ofislere hapsolmanın ve belki de hiç ulaşamayacakları bir Amerikan Rüyası’nın peşinden koşmanın gereksizliğini fark ediyor. Araştırmamız, tüketicilerin değer ve hedef paradigmalarındaki değişikliği gözler önüne sererken aynı zamanda, insanların bunu fark etmelerinde şirketlerin ve markaların bir rol oynayabileceğine de işaret ediyor.

53 yaşında bir göçebe olan Marina’nın dediklerine bir bakalım:

“[Önceden] başarıya, paraya, kapitalizme ve bunun herkes için refah getireceğine inanırdık. Bence [günümüzde] insanlar git gide bunun bir çıkmaz olduğunu fark ediyor. Bir şeylerin değişmesi gerek.”

Yaşama ve çalışma biçimlerimizdeki bu gibi başlıca değişimler, bildiğimiz geleneksek yaşam tarzına kıyasla daha özgürleştirici olan göçebe yaşamı doğurdu. Çalışmamıza katılan katılımcılar, ofisten ve sahip oldukları nesnelerden bağlarını koparınca kendi hayatları üzerinde daha fazla kontrollerinin olduğunu hissettiklerini ve modern yaşamın yeni gerçeklilerine daha iyi uyum sağlayabildiklerini belirttiler.

Katılımcılarımızdan biri olan Ming, “Dijital göçebelik insanlara bir şans tanıyor” diye konuyu özetliyor. Bu, veri setimizde yaygın olan bir söylem. Markalar, gittikçe büyüyen, ellerindeki imkânları gözden geçiren, daha esnek ve seyyah bir tavır takınıp fiziksel ortamlara olan bağını azaltan bu dijital göçebe toplulukla aralarındaki kültürel bağları ve ilişkileri güçlendirebilir.

Birçok kültürde (ancak hepsinde değil), göçebe yaşam normların dışında bir şey olarak görülür. Başka bir deyişle, bu zihniyet kurulu düzene baş kaldırır. Plumia gibi start-up’lar; vize seçenekleri, poliçe müzakereleri, topluluk oluşturma ve bunun gibi çeşitli hizmetler aracılığıyla küresel mobiliteyi bir yaşam tarzı olarak normalleştiren ve kolaylaştıran bazı ürünler piyasaya sürdü. Markalar, bu gidişatın evrilmesinde bir role sahip olabilir ve daha az “sabit” olan yaşam tarzlarının kabul görmesine katkıda bulunabilirler.

Pazarlama alanında, ani toplumsal değişimler yaşandığında ortaya çıkan ortak kaygılara gelen ideolojik yanıtları ve söylemleri şekillendirmede pazarların bir araç görevi gördüğü bilinen bir gerçektir. Nike ve Dove, marka stratejilerinde kültürel rezonansa ağırlık vermenin önemini gözler önüne seriyor. Akımların nasıl değiştiğini anlayabilen pazarlamacılar tüketicilerin güvenini daha kolay kazanabilirler. Bunun sebebi sadece özgün ayrıcalıklar veya yenilikler sunmaları değildir. Bunun yanı sıra insanların günlük yaşamlarını yönetme ve dünyadaki yerlerini bulmalarını sağlayan ideolojileri ve değer sistemlerini takip etmeleridir.

Özetle, araştırmamız yaşam tarzı ve tüketim alışkanlıklarının nasıl değiştiğini inceleyerek tüketicilerin git gide daha esnek ve mobil yaşam biçimlerine yöneldiğini ortaya koyuyor. “Sabit” bir yaşam tarzının çekiciliği azaldıkça markalar bu ideolojik değişimin ön saflarında yer alarak güncelliklerini koruyabilirler. Birçok tüketici artık daha fazla ürüne sahip olmak istemese de hâlâ günlük yaşamlarını yürütmek için pazarlara yöneliyorlar. Fakat artık bunu çok daha “akışkan” yollarla yapıyorlar.

HBR- Giana M. Eckhardt, Aleksandrina Atanasova

Okumaya devam et

KATEGORİ

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

ALTIN – DÖVİZ

Altın Fiyatları

KRIPTO PARA PİYASASI

BORSA

TANITIM

FACEBOOK

Popüler

www bankavitrini com © "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKAVİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.paravitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.