Connect with us

ŞİRKETLER

Türk şirketleri Mısır’a kaçıyor

Yüksek enflasyondan bunalan pek çok şirket, üretim için Mısır’ı seçiyor. Mısır’daki Türk yatırımları 2,5 milyar doları aşmış durumda.

Yayınlanma:

|

Yaklaşık 10 yıllık bir aranın ardından yeniden yakınlaşan Türkiye ve Mısır, ticari iş birliklerini hızla artırıyor. Son olarak geçen hafta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da düzenlenen İslam İşbirliği Teşkilatı ve Arap Ligi Olağanüstü Ortak Zirvesi sırasında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah el Sisi ile görüştü. İki liderin objektiflere yansıyan samimi görüntüleri, Türkiye ile Mısır arasında yeni açılan beyaz sayfayı da özetliyor.

İlişkilerin düzelmesi sonrasında özellikle Türkiye’de yüzde 60’ı aşan enflasyondan bunalan Türk şirketleri, Türkiye’de üretim yapmak yerine Mısır’ı tercih ediyor. Pek çok sektörden Türk markaları, üretim üslerini Mısır’a taşırken ülkedeki Türk yatırımlarının büyüklüğü 2,5 milyar doları aştı.

İş dünyası temsilcileri, Türkiye’deki zorlu üretim koşulları karşısında Mısır’ın üretim ve ihracatta büyük fırsatlar sunduğunu söylüyorlar.

Ekonomik ilişkiler hız keserek sürdü

Türk şirketlerinin Mısır’a doğrudan yatırım yapmaları, iki ülke arasında Serbest Ticaret Antlaşması’nın (STA) yürürlüğe girdiği 2007 yılında başladı. Türk şirketler Mısır’daki nitelikli sanayi bölgelerinde üretime geçerek ABD, İsrail ve Mısır arasındaki “gümrüksüz ticaret” anlaşmasından yararlanmaya başladı. Özellikle tekstil ve konfeksiyon sektöründeki pek çok büyük şirket Mısır’da fabrika kurdu. 2010–2011 yıllarında Mısır’da yaşanan siyasi çalkantılara rağmen, ülkedeki Türk yatırımları artarak devam etti.

2013 yılında askeri darbe ile Müslüman Kardeşler hükümetinin ve Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin devrilmesi sonrasında Türkiye, Mısır ile diplomatik ilişkilerini kesmiş ve darbenin lideri olan Genelkurmay Başkanı Abdülfettah el Sisi’ye açıkça tavır almıştı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, defalarca “Sisi ile asla görüşmem” diyerek devrik lider Mursi ve taraftarlarını savunan açıklamalar yapmış, diplomatik ilişkiler de maslahatgüzar seviyesine çekilmişti.

Aradan geçen yaklaşık 10 yılda ekonomik ilişkiler ise hız kaybetse de devam etti. Türkiye ile Mısır arasındaki dış ticaret 2013 sonunda 5 milyar dolar iken bu rakam 2022 sonunda 7 milyar dolara ulaştı.

Son bir yılda ise iki ülke arasındaki buzlar eridi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Mısır Cumhurbaşkanı Sisi ile Kasım 2022’de Katar’da düzenlenen 2022 FIFA Dünya Kupası’nın açılış resepsiyonunda ilk kez bir araya geldi. Bu temasın ardından Mısır-Türkiye ilişkileri hızla eski haline geri döndü, ülke içinde yüksek enflasyondan bunalan Türk şirketleri de yönünü yeniden Mısır’a çevirmeye başladı.

“Enflasyon, şirketleri Mısır’a yönlendiriyor”

Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) bünyesindeki Türkiye-Mısır İş Konseyi Başkanı Mustafa Denizer, DW Türkçe’ye yaptığı açıklamada, Nisan 2023’te Mısır’ın Türk vatandaşlarına yönelik vize uygulamasını kaldırdığını hatırlatıyor.

Bu gelişme ile birlikte Mısır’ın yeniden Türk iş dünyasının gündemine girdiğini belirten Denizer,”Türkiye’de üretim maliyetlerinin enflasyon nedeni ile çok artmış olması şirketleri Mısır’da üretime yönlendiriyor. Dış ticarette rakip ülkeler ile uluslararası piyasalarda rekabet edebilmek için pek çok sektörden Türk şirketler, Mısır’da üretim yapmayı tercih ediyor” diye konuşuyor.

Denizer’in verdiği bilgilere göre, Mısır’daki Türk yatırımları toplam 2,5 milyar dolar büyüklüğe ulaşmış durumda. 2023 itibariyle yaklaşık 35 Türk sanayi şirketi, Mısır’da yıllık 1,5 milyar dolarlık ciro elde ediyor. Yıl sonuna kadar Mısır’daki doğrudan Türk yatırımlarının 500 milyon dolar daha artması bekleniyor.

Art arda fabrika yatırımları yapılıyor

Mısır’ın dış ticarette büyük avantajlara sahip olduğunu vurgulayan Denizer, “Mısır’ın ABD, AB, Güney Amerika ve Afrika ülkeleri ile gümrüksüz ticaret anlaşmaları var. Türk şirketler için Mısır’da üretim yaparak tüm bu pazarlara Türkiye’ye göre çok daha az maliyetlerle üretim yaparak ulaşmak mümkün” diyor.

Türkiye’de yaklaşık 500 dolar olan işçilik maliyeti, Mısır’da 150 dolar civarında. Ayrıca elektrik ve doğalgaz maliyetleri de Türkiye’ye göre çok düşük. Bu avantajlar, Mısır’a olan ilgiyi giderek artırıyor. Şu anda Arçelik’ten Şişecam’a, Temsa’dan Yıldız Holding’e kadar pek çok sektörden dev Türk firmaları, Mısır’da üretim yapıyor.

Örneğin Mısır’ı üretim ve ihracat üssü seçen Temsa, 1000 adet kapasiteli fabrikasında otobüs ve midibüs üretip ihraç ediyor. Yıldız Holding’in MENA Bölgesi’nin en büyük ikinci bisküvi pazarı olan Mısır’da Pladis markasıyla biskivü fabrikası bulunuyor. İskenderiye, Kahire ve İsmailiye olmak üzere Mısır’daki üç kentte fabrikası bulunan Yeşim Tekstil, dünyanın önde gelen spor kıyafeti markalarına yönelik üretim yapıyor.

Türkiye’nin en büyük holdingi olan Koç Holding’e bağlı Arçelik, Mısır’da 100 milyon dolarlık yatırımla kurduğu yeni fabrikasını yıl sonuna doğru devreye almaya hazırlanıyor. İskefe Holding, LCWaikiki, Eroğlu Grubu, Yeşim Tekstil, Şahinler Holding ve Hayat Holding gibi Türk şirketleri de yakın zamanda Mısır’da yeni yatırımlar yapmaya hazırlanıyor.

Türk şirketler Mısır’da doğrudan 70 bin kişiye istihdam sağlarken sektörler içerisinde tekstil ve konfeksiyon sektörü büyük yer kaplıyor. Şu anda Mısır’ın toplam tekstil ve konfeksiyon ihracatının üçte birini Türk firmaları yapıyor.

“Türk şirketler kapıda karşılanıyor”

İki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin yeniden tesis edilmesi sonrasında, Mısır hükümetinin Türk şirketlerine çok sıcak yaklaşıldığını vurgulayan Mustafa Denizer, “Gerek ilgili bakanlıklar gerek yatırımla alakalı kurumlar, Türk şirketlerini kapıda karşılıyorlar; ellerinden geldiği kadar destek veriyorlar ve bilgilendirme yapıyorlar” şeklinde konuşuyor.

Mısır’da Türk şirketlerinin yaşadığı tek sıkıntının ülkedeki döviz azlığı nedeni ile ödemelerin gecikmesi olduğunu da sözlerine ekleyen Denizer, şunları söylüyor:

“Mısır iç piyasasına direk mal satan Türk şirketleri paralarını tahsil etmekte zorlanıyor. Bu noktada Mısır hükümetinden Türk şirketlerine pozitif ayrımcılık yapılmasını talep ediyoruz. Döviz sıkıntısını aşabilmek için aramızdaki ticaretin yerel para birimleri yapılması gündemde. Bu konuda iki ülkenin merkez bankaları görüşmeler yapıyor.”

“Mısırlı firmalarla işbirliğini artıracağız”

Ekim ayında iki ülke arasındaki ticari ilişkileri güçlendirmek için Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Mısır’a resmi bir ziyaret gerçekleştirdi. Bu ziyarette Bakan Bolat’a eşlik eden Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay, DW Türkçe’ye yaptığı açıklamada “Mısır ile ticareti 5 yıl içinde 15 milyar dolara çıkarmayı hedefliyoruz” diyor.

Yeni dönemde Türkiye’nin otomotiv ve tekstil merkezi olan Bursa ile Mısır arasındaki ticari ilişkilerin geliştirilmesine odaklandıklarını kaydeden Burkay şöyle konuşuyor:

“Mısırlı firmalarla üçüncü ülkelerde de işbirliği fırsatlarına sahip olduğumuzu düşünüyoruz. Mısır’da ev tekstili sektörüne yönelik bir fuar düzenlemek için çalışmalara başlayacağız. Yurt dışı fuar düzenleme yetkisine sahip olan KFA Fuarcılık şirketimizin 10 yıllık fuarcılık birikimini ve tecrübesini Mısır’a taşıyacağız. Mısır’da ilk olacak bu fuar ile eş zamanlı bir kumaş fuarı da düzenleyeceğiz. Mısır’la iş birliğimizin her alanda geliştirilmesi için çalışmalarımızı sürdüreceğiz.”

Ekonomim

Okumaya devam et

Erol Taşdelen

Konkordato alırım, bankalara faizi sildiririm diyenlere dikkat!

Yayınlanma:

|

“Konkordato ilan ederiz, bankalara faizi sildiririz. Ana parayı da 2 yıl ödemesiz, 7 yıl vadede öderiz…”

Son dönemde finansal sıkıntıya giren bazı şirket sahiplerine bu tür “formüller” pazarlayan, danışman görüntüsündeki kişilere dikkat etmek gerekiyor.

Çünkü bu söylem kulağa kolay bir kurtuluş reçetesi gibi gelse de, yanlış yönlendirme şirketi kurtarmak yerine iflasa sürükleyebilir.

Konkordato, bankalara karşı pazarlık masasına oturup “faizi silelim, ana parayı uzun vadeye yayalım” denilecek basit bir mekanizma değildir.

Banka neden faizi silsin?

Öncelikle şu gerçekle yüzleşmek gerekiyor: Banka para işini bilir.

Bir şirketin borcunun ne kadarının gerçekten sürdürülebilir olduğunu, nakit akışının ne söylediğini, teminatların değerini, şirketin faaliyet kârlılığını ve borç ödeme kapasitesini profesyonel ekipleriyle analiz eder.

Dolayısıyla bir danışmanın; “Konkordato al, bankalar faizi zaten siler” şeklindeki yaklaşımı son derece tehlikelidir.

Banka açısından konu yalnızca “faiz” değildir.

Bankanın karşısında; anapara riski, tahsilat süresi, teminat kalitesi, şirketin faaliyetlerinin devam edip edemeyeceği, ortakların şirkete koyacağı kaynak, nakit akışı, diğer alacaklıların durumu, şirketin gerçek borç ödeme kapasitesi gibi çok sayıda değişken vardır.

“2 yıl ödemesiz, 7 yıl vade” her şirket için kurtuluş değildir

Bir başka tehlikeli söylem ise şu: “2 yıl hiç ödeme yapma, sonra 7 yılda ödersin”.

Peki şirket iki yıl sonra gerçekten ödeme yapabilecek mi?

Bugün para kazanamayan, faaliyetlerinden yeterli nakit üretemeyen bir şirketin borcunu yalnızca ileri bir tarihe taşımak, problemi çözmez.

Sadece problemin tarihini erteler. Hatta borç yeniden yapılandırılırken faiz, masraf, komisyon, teminat ve diğer maliyetler dikkate alındığında şirketin toplam yükü daha da farklı bir noktaya gelebilir.

Bu nedenle asıl soru: “Borcu kaç yıl vadeye yayarım?” değil, “Bu şirket hangi nakit akışıyla bu borcu gerçekten ödeyebilir?” olmalıdır.

Konkordato şirketi otomatik olarak kurtarmaz

Konkordato bir “borç silme programı” değildir.

Amaç, şartları oluştuğunda borçlunun mali durumunun düzeltilmesine ve alacaklıların da mümkün olduğunca tatmin edilmesine imkân sağlayan hukuki bir süreçtir. Burada şirketin gerçek faaliyet gücü kritik önemdedir. Şirket; “Konkordato ilan ederim, bankalar bekler” mantığıyla hareket ederse ciddi bir yanılgıya düşebilir. Çünkü konkordato sürecine girmekle şirketin ekonomik gerçekleri ortadan kalkmaz.

Satış yoksa satış yaratmak, kârlılık yoksa kârlılık yaratmak, yüksek maliyet varsa maliyeti düşürmek, yanlış yatırımlar varsa bunları düzeltmek gerekir.

En büyük hata: Bankayı düşman görmek

Finansal sıkıntıya giren bazı şirketlerde en büyük hatalardan biri bankayı “karşı taraf” olarak görmektir. Oysa banka açısından da en iyi senaryo, kredinin tahsil edilmesidir.

Şirket gerçekten yaşayabilecek durumdaysa banka ile masaya oturup gerçekçi bir yeniden yapılandırma yapılması çoğu zaman daha sağlıklı olabilir. Ancak bunun için şirketin masaya; gerçek bilanço, gerçek nakit akışı, gerçek borç tablosu, gerçek teminat yapısı, gerçek faaliyet kârlılığı, uygulanabilir iş planı ile gelmesi gerekir.

Sadece “Konkordato ilan ederiz” demek plan değildir.

Danışman seçerken çok dikkat!

Şirket sahipleri özellikle bu dönemde “borcunuzu sildiririz”, “bankaları masaya oturturuz”, “faizi tamamen sildiririz”, “7-8 yıl vade alırız” gibi kesin vaatlerde bulunan kişilere karşı dikkatli olmalı. Çünkü şirketin kaderini, sosyal medyada anlatılan birkaç başarı hikâyesine göre belirlemek son derece risklidir.

Konkordato kararı bir sloganla değil, finansal analizle verilmelidir.

Şirketin önce şu soruya cevap vermesi gerekir: “Konkordato sonrası bu şirket gerçekten yaşayabilecek mi?”

Cevap hayırsa, konkordato yalnızca iflası geciktirebilir. Cevap evetse, o zaman hukuki süreç, finansal yeniden yapılandırma ve bankalarla müzakere birlikte değerlendirilmelidir.

Sonuç olarak: Konkordato bir “borçtan kurtulma kampanyası” değildir. Bankaya; “Faizi sil, 2 yıl bekle, sonra 7 yılda ana parayı ödeyeyim” demek de tek başına finansal çözüm değildir.

Şirket sahipleri, kendilerine kolay ve kesin sonuçlar vaat eden “danışman görünümlü çakallara” değil, şirketin gerçek finansal durumunu ortaya koyabilecek yetkin finans, hukuk ve yeniden yapılandırma uzmanlarına güvenmeli.

Çünkü bankalar para işini gerçekten bilir.

Asıl mesele bankayı kandırmak değil, şirketi yeniden para kazanabilir hale getirmektir.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist www.bankavitrini.com

Okumaya devam et

GÜNCEL

TL Kredide %32,2 Kritik Eşik: 2027’de Dolar Kredisi Avantajlı mı?

Yayınlanma:

|

Yazan:

Yeni açıklanan OVP’ ye göre dolar (USD) kur artışı 2027 yılında % 19,60 olacak!

Yani mevcut varsayımlara göre;

* TL’nin USD karşısında yıllık değer kaybı: % 19,60
* USD kredi faiz maliyeti: %8,5
* Vade: 1 yıl
* Ek olarak % 1 KKDF ve% 1 komisyon maliyeti ekleyelim USD krediye.

Sonuç olarak;

Kur gerçekten %19,6 artacaksa, USD kredinin %8,5 faizi + KKDF ve Komisyon maliyetleriyle TL kredi karşısındaki başa baş noktası yaklaşık %32,2. Yani finansman maliyeti açısından TL kredi maliyeti % 32,2’ nin üzerindeyse dolar kredi daha ucuzdur, aksi takdirde TL kredi ucuzdur.

TL kredi faizinin % 32 olabilmesi için ise politika faizinin % 28, enflasyonunda % 23 civarı olması lazım ki, bu en iyi ihtimal 2027 yıl sonunda olur.

Ez cümle, matematik 2027 yılı için yine DOLAR KREDİ daha RASYONEL diyor.

Sonuç oldukça çarpıcı

Bu varsayımlar altında:

TL kredi maliyeti Daha rasyonel seçenek
%25 🟢 TL
%27 🟢 TL
%29 🟢 TL
%30 🟢 TL
%31 🟢 TL
%32,2 ⚖️ Başa baş
%33 🔵 USD
%35 🔵 USD
%38 🔵 USD
%40 🔵 USD
%45 🔵 USD
%50 🔵 USD

Dolayısıyla %32,2 kritik eşik.

TL ticari kredi maliyeti bunun altında kaldığı sürece TL kredi avantajlı; %32,2’nin üzerine çıktığında ise verilen varsayımlar altında USD kredi avantajlı hale geliyor.

Fakat burada önemli bir teknik ayrıntı var

2025’te yapılan düzenlemeyle bankalar ve finansman şirketlerinin kullandırdığı döviz ve altın kredilerinde %1 KKDF uygulanmaya başladı. İhracat finansmanı gibi bazı kredilerde ise istisna bulunuyor.

Dolayısıyla sizin %32,2 hesabımız, %1 KKDF ve %1 komisyonun kredi anaparası üzerinden maliyete eklendiği varsayımına dayanıyor. Kredi sözleşmesindeki ücret ve komisyon hesaplanma biçimine göre gerçek efektif maliyet birkaç puan/ondalık farklılaşabilir.

Reel sektör açısından daha büyük problem

TCMB verilerine göre finansal kesim dışındaki firmaların net döviz pozisyonu açığı Haziran 2026’da 205,76 milyar dolara yükseldi. Aylık artış yaklaşık 2,34 milyar dolar oldu.

Üstelik kısa vadede şirketlerin 6,59 milyar dolarlık net döviz pozisyon fazlası bulunuyor. Dolayısıyla toplam açık büyük olsa da vade yapısı da ayrıca incelenmeli.

Yeni makroihtiyati tedbirlerle döviz kredi talebi sınırlandırılmaz ve TL kredi maliyeti yüksek kalmaya devam ederse, reel sektörün döviz borçlanma iştahının artması sürpriz olmayacaktır. Bu durumda 205,8 milyar dolarlık mevcut net döviz açık pozisyonunun 2027 sonunda 220-230 milyar dolar bandına doğru genişlemesi ciddi bir risk olarak karşımıza çıkabilir.

Onur ÇELİK – CFO

Okumaya devam et

BORSA

Kontrolmatik’te ödeme krizi büyüyor

Yayınlanma:

|

Yazan:

Kontrolmatik’te ödeme krizi büyüyor: Borçlanma araçlarında ikinci dalga

Kontrolmatik’te Mayıs ayında başlayan borç ödeme sorunu Eylül ayında yeni bir halkaya dönüştü. Şirketin 100 milyon TL nominal değerli finansman bonosunun anapara ve kupon ödemesi yapılamazken, aynı gün bir başka tahvilin kupon ödemesi de gerçekleştirilemedi. Böylece şirketin vadesinde yerine getiremediği borçlanma aracı yükümlülükleri 1 milyar TL’yi aştı. Asıl dikkat çekici tablo ise şirket bilançosundaki yüksek finansal borç, düşük nakit ve kısa vadeli yükümlülük baskısı.

Kontrolmatik Teknoloji Enerji ve Mühendislik A.Ş.’de borç ödeme krizi yeniden gündemde.

Merkezi Kayıt Kuruluşu’nun (MKK) 4 Eylül 2026 tarihli bildirimine göre şirket tarafından ihraç edilen TRFKNTR92611 ISIN kodlu 100 milyon TL nominal değerli finansman bonosunun itfa ve kupon ödemesi vadesinde gerçekleştirilemedi.

Aynı gün TRSKNTR32719 ISIN kodlu tahvilin kupon ödemesi de şirketin gerekli tutarı MKK sistemine aktarmaması nedeniyle yatırımcılara ödenemedi.

Bu gelişme tek başına değerlendirildiğinde bir tahvil ödeme problemi gibi görünebilir. Ancak Kontrolmatik’in son dört aylık ödeme takvimine bakıldığında çok daha önemli bir tablo ortaya çıkıyor.

Mayıs’ta başlayan süreç Eylül’de devam ediyor

Kontrolmatik’in borçlanma araçlarında ilk büyük ödeme sorunu 15 Mayıs 2026’da yaşandı.

Şirketin;

  • TRSKNTR52618 kodlu tahvilinin 250 milyon TL anaparası,
  • TRFKNTR52615 kodlu finansman bonosunun 200 milyon TL anaparası

ile bunlara ilişkin son kupon ödemeleri gerçekleştirilemedi.

İki aracın toplam anaparası 450 milyon TL, kuponlarla birlikte vadesinde yapılamayan ödeme ise yaklaşık 502,2 milyon TL oldu.

Daha önemlisi, şirket aynı gün banka kredilerinin yeniden yapılandırılması için Halkbank ve VakıfBank’a başvurduğunu KAP’a açıkladı.

Şirket, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun Geçici 32. maddesi kapsamındaki Finansal Yeniden Yapılandırma Çerçeve Anlaşması çerçevesinde mevcut banka kredilerinin yeniden yapılandırılmasını istedi. Amaç; borçları yeni bir ödeme takvimine bağlamak, operasyonların devamlılığını sağlamak ve özellikle varlık satışları yoluyla mali yapıyı güçlendirmek olarak açıklandı.

Haziran: İki kupon daha ödenemedi

Sorun Mayıs ayıyla bitmedi.

5 Haziran 2026’da TRFKNTR92611 ve TRSKNTR32719 kodlu iki borçlanma aracının kupon ödemeleri de gerçekleştirilemedi. Her iki aracın nominal değeri 100’er milyon TL ve dönemsel kupon oranı yüzde 11,59 seviyesindeydi. İki kuponun toplam tutarı yaklaşık 23,18 milyon TL oldu.

Bu gelişmenin ardından söz konusu borçlanma araçları Borsa İstanbul Borçlanma Araçları Piyasası’nda Gözaltı Pazarı’na alındı.

Temmuz: 400 milyon TL’lik bono da ödenemedi

Bu kez 3 Temmuz 2026’da 400 milyon TL nominal değerli TRFKNTR72613 kodlu finansman bonosunun itfa ve kupon ödemeleri gerçekleştirilemedi.

Bononun dönemsel kupon oranı yüzde 15,32 idi. Yaklaşık 61,28 milyon TL kupon ile 400 milyon TL anapara dikkate alındığında vadesinde yapılamayan toplam ödeme yaklaşık 461,28 milyon TL seviyesine ulaştı.

Ve şimdi Eylül…

4 Eylül’de yeni 100 milyon TL’lik halka

4 Eylül’de vadesi gelen 100 milyon TL nominal değerli TRFKNTR92611 finansman bonosunun hem anaparası hem de kuponu ödenemedi.

Aynı gün TRSKNTR32719’un kuponu da ödenemedi.

Böylece Kontrolmatik’te: 15 Mayıs → 5 Haziran → 3 Temmuz → 4 Eylül olmak üzere dört ayrı kritik ödeme tarihinde aksama yaşandı.

Bugünkü iki kuponun tutarı ayrıca hesaplanmadan dahi, bu tarihlerde vadesinde gerçekleştirilemeyen anapara ve kupon ödemeleri 1,08 milyar TL’yi aşmış durumda.

Buradaki kritik nokta şu: Artık mesele tek bir tahvilin ödenememesi değil; şirketin borç servis kapasitesinin süreklilik gösteren biçimde zorlanmasıdır.

Borsa İstanbul neden Yakın İzleme Pazarı’na aldı?

Kontrolmatik açısından bir başka önemli gelişme de 18 Haziran 2026’da yaşandı. Borsa İstanbul, KONTR paylarını Yıldız Pazar’dan çıkararak Yakın İzleme Pazarı’na aldı.

Kararın dayanağı Kotasyon Yönergesi’nin 35/1-d maddesi oldu. Bu düzenleme, finansman sıkıntısını gösteren derecede vadesi geçmiş finansal, ticari, kamu veya personel borçlarının bulunması gibi durumlarda şirket paylarının Yakın İzleme Pazarı’na alınabilmesine imkân tanıyor.

Bu karar, piyasaya verilen önemli bir mesajdı: Kontrolmatik’teki ödeme problemi artık yalnızca şirket ile alacaklıları arasındaki özel bir finansman meselesi olarak görülmüyor; yatırımcıların korunmasını gerektirecek ölçüde piyasa düzenlemesi konusu haline gelmiş durumda.

Kredi notu da alarm veriyor

Mayıs ayındaki ödeme aksaklığının ardından Kontrolmatik’in uzun vadeli ulusal kurum kredi notu B- (tr)/Negatif’ten prD (tr)/Negatif’e indirildi. “prD” seviyesine geçiş, şirketin finansal yükümlülüklerini yerine getirme konusunda temerrüt/ödeme problemi yaşadığını gösteren çok daha ağır bir kredi risk sinyali.

Bu nedenle Eylül ayında yaşanan yeni ödeme aksaklığı, yatırımcı açısından Mayıs’taki gelişmeden bağımsız değerlendirilemez.

Kaynaklar: KAP, MKK, Borsa İstanbul ve Kontrolmatik finansal raporları ile güncel piyasa haberleri taranarak hazırlanmıştır

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.