Connect with us

ŞİRKETLER

Türkiye Seramik Federasyonu Başkanlığı’nda devir teslim

Seramik sektörünün çatı kuruluşu Türkiye Seramik Federasyonu’nun 11’inci olağan genel kurulu gerçekleştirildi. %82 yerli katma değer oranıyla net döviz yaratan seramik sanayisinin gelişen yapısının öne çıktığı toplantıda, yeni yönetim kurulu seçildi. Üç dönem boyunca Türkiye Seramik Federasyonu başkanlık görevini yürüten Erdem Çenesiz, görevi Yurtbay Seramik Yönetim Kurulu Başkanı İlter Yurtbay’a teslim etti.

Yayınlanma:

|

Dünya seramik sektörünün önemli bir oyuncusu olan Türk seramik sektörü; yerli kaynaklarla yaptığı üretimle de ülkemiz ihracatının büyük bir bölümünü gerçekleştiriyor. 6 Temmuz’da Shangri-La Bosphorus İstanbul Hotel’de düzenlenen Türkiye Seramik Federasyonu 11. Olağan Genel Kurulu’nda, rakamlarla seramik sektörünün büyüklüğü ele alınırken, geçmiş dönemde gerçekleştirilen proje ve faaliyetler paylaşıldı. Yeni yönetim kurulunun oy birliğiyle belirlendiği toplantıda, Yurtbay Seramik Yönetim Kurulu Başkanı İlter Yurtbay Erdem Çenesiz’den başkanlık görevini devraldı.

TSF’de yeni dönem

6 yıl önce, 6 Haziran’da yapılan 8. Olağan Genel Kurul’da Türkiye Seramik Federasyonu Başkanı seçilen Ece Holding Yönetim Kurulu Başkanı Erdem Çenesiz, 3 dönem boyunca görevini sürdürdü. Erdem Çenesiz’in tekrar aday olmadığı genel kurulda, 2023-2025 yılları arasındaki yeni dönemin bayrağını devralan İlter Yurtbay’la yola devam edecek olan yeni Yönetim Kurulu’da belli oldu. Buna göre Genel Kurul’da Altuğ Akbaş, Hasan Pehlivan, Enver Sever, Göksen Yedigüller, Fatih Kıvanç, A. Hakan Tanış, Ali Güral, Nihat Özyurt, Ülker Yazıcı, Hakan Çanakcı, Mustafa Özgen Özkan, Nuri Bülent Onur, Kürşad Noyan Özkaya, Serkan Haskol, Olgun Çakmak, Rifat Noyan, Deniz Cenk Kaya, Kemal Yıldırım, Kemal Çelik, Serdar Dönmez, Kazım Demir ve Taner Kavas asil üyeler olarak yer alırken; Altuğ Akbaş, Hasan Pehlivan, Göksen Yedigüller, Hakan Çanakcı, Enver Sever ve Nihat Özyurt da Başkan Yardımcılıklarına seçildiler.

Çenesiz: “ 6 Yıllık Başkanlık Süresince 642 günde, 23 ülkede, 47 şehirde toplam 835 faaliyette bulunarak, sektörümüz için verimli ve aktif bir dönemi geride bıraktık.’’

Türkiye Seramik Federasyonu Başkanı Erdem Çenesiz toplantıda 2017-2023 yılları arasında gerçekleştirdikleri faaliyetleri detaylarıyla paylaştı. Çenesiz, gerçekleştirdiği konuşmada; “3 dönem başkanlık yaptığım süre boyunca; yönetim kurulumuz ile beraber sektörümüzün sorunlarını çözmeye odaklanarak, ihracatın artırılması amacıyla ihtiyaçlarımızı, güçlü yönlerimizi ve ileriye dönük hedeflerimizi belirleyerek yola çıktık. Bu yolda değerli üyelerimizin

öneri, katkı ve katılımlarıyla ortak hedeflerin gerçekleştirilmesi, ortak çıkarların gözetilmesi yönünde sektörümüze yol gösterici, destekleyici çalışmalar yaptık. Türkiye Seramik Federasyonu Yönetim Kurulu Başkanlığı yaptığım süre boyunca beraber çalıştığımız Yönetim Kurulu Üyeleri ve Genel Sekreterlik çalışma arkadaşlarımla beraber aktif olarak; Kamu Kurumları ile iletişimi arttırdık, Federasyon olarak Bakanlıklar ’da daha aktif rol aldık, sektörümüzün önemini ortaya koymak için yerli katma değer raporu ve İhracat Katkı Endeksi çalışmalarını yürüttük. Toplamda 12 seramik sektör toplantısı düzenleyerek sektörümüzdeki firmaları bir araya getirdik. Yoğun bir şekilde diplomasi trafiği yönettik. Basında sıklıkla sektörümüzün sıkıntılarından ve çözüm önerilerimizden bahsettik, taleplerimizi dile getirdik.

Rakamlarla özetleyecek olursak 6 yılda; toplamda 642 günde 23 ülke ve 47 şehri kapsayan 835 faaliyetle dolu, son derece aktif ve örnek gösterilecek bir dönem geçirdik. 288 kamu ziyareti gerçekleştirdik. 10 adet sektör raporu, sektöre yönelik 19 basılı yayın hazırladık. 17 fuara, 64 uluslararası konferans ve organizasyona katılım gösterdik. 12 çalıştay ve sektör toplantısı gerçekleştirdik. 46 canlı yayına katılarak sektörümüzü, ihtiyaçlarını, gelişimini geniş kitlelerle paylaştık. Sektörel örgütlerde zamanı geldiğinde bayrağı devretmek gerektiğini düşünerek bu genel kurulda sektörümüzde birçok kıymetli temsilcinin devam etmem yönündeki teklifine rağmen başkanlığa talip olmadım. Başkanlık görevini devralan kıymetli arkadaşım İlter beyin heyecan ve azimle güzel işler yapacağına inanıyorum. Ayrıca başkanlığım döneminde ihracat rakamını 945 milyon dolardan 2 milyar dolara çıkartan Seramik Sektörünü tebrik ediyor ve şükranlarımı sunuyorum””

“AVRUPANIN EN BÜYÜK İKİNCİ FUARI OLAN UNİCERA İLE İHRACATTAKİ BAŞARILARIMIZI SÜRDÜRECEĞİZ “

Sektörün ihracatta geldiği noktaya da değinen Çenesiz, “Türk seramik sektörü dünyada önemli bir oyuncu konumunda. Türkiye, seramik sektöründe bir üretim üssü olma yolunda hızını artırarak ilerliyor. İhracatta yerli kaynakları en çok kullanan ve ithal ürünlere bağımlılığı en az olan sektörlerden biri olarak, seramik sektörünün Türk ekonomisine katkısı oldukça önemli. Sektörümüz, üretimin yaklaşık %40’ını ihraç ediyor. Yıllık ihracat rakamı 2 milyar dolar seviyesinde. Yerli kaynakları dolayısıyla net döviz girişi ile Türkiye’nin cari dengesine pozitif katkı yapan seramik sektörü, %82 oranıyla sanayi alanında yerli katma değer rekoruna sahip. İhraç ettiğimiz her 100 doların 82 doları yurt içinde kalıyor. Dolayısıyla sektörün yapmış olduğu 2 milyar dolarlık ihracat bazı sektörlerin 10 milyar dolarlık ihracatından daha fazla katkı sağlıyor. Hedefimiz, yeniden şekillenen dünya pazarında ve tedarik zincirinde Türk seramiklerinin kalıcı olarak yer alması. TSF olarak kurduğumuz UNİCERA Fuarcılık A.Ş. tarafından düzenlenen uluslararası fuar sayesinde tüm dünyadan alıcıları İstanbul’da buluşturuyoruz. UNİCERA sektöründe Avrupa’nın en büyük 2. Fuarı oldu. Hedef 10 yıl içerisinde birinciliği yakalamak. Son yıllarda tüm olumsuz etkilere rağmen büyümeye, hedeflerimizi yakalamaya devam ettik. Başta Amerika pazarı olmak üzere ihracat yaptığımız ülkelerde daha da güçlenmeye ve yüksek yerli katma değer oranımızla net döviz girişini artırmaya devam edeceğiz” açıklamasında bulundu.

“TÜRKİYE SERAMİK FEDERASYONUNUN VİZYONUNDA ÜNİVERSİTE KURMAK OLMALI”

Erdem ÇENESİZ :”Türkiye’nin AB’de lider ve dünyada ilk 5 içerisinde olduğu seramik sektörü ve alt dallarının gelişmesinde Arge, İnnovasyon ve teknolojinin yeri aşikardır. Yıllardır yaptığımız çalıştaylarda karşımıza çıkan en büyük talep, sektöre teknik kabiliyet kazandıracak yeni insan kaynağı oluşturulması yönündedir. Türkiye Seramik Federasyonu önümüzdeki 5 yıl içerisinde Seramik Teknolojileri, Malzeme Bilimi, Satış, Pazarlama ve Lojistik bölümlerinin olacağı bir üniversite kurmayı hayal etmelidir.”

Erdem ÇENESİZ: “TÜRKİYE SERAMİK FEDERASYONUNA YÜKSEK DANIŞMA KURULU ÜYESİ OLARAK HİZMET VERMEYE DEVAM EDECEĞİM”

“Bugüne kadar birlikte çalıştığım tüm mesai arkadaşlarıma teşekkürlerimi sunuyorum. Bayrağı Devralan Kıymetli Arkadaşım İlter YURTBAY ın başarılı olacağından eminim ve şimdiden başarılarını kutluyorum. Yarattığı yerli katma değer oranı ile rekor düzeyde cari fazla oluşturan federasyonumuz bugüne kadar olduğu gibi bugünden sonra da uyum içinde çalışarak örnek gösterilen sektörel örgütlerden birisi olmaya devam edecektir. Bende Federasyonumuza “YÜKSEK DANIŞMA KURULU ÜYESİ” olarak hizmet vermeye devam edeceğim” dedi.

***************

Türkiye Seramik Federasyonu Hakkında

Türkiye Seramik Federasyonu seramik sektöründeki üreticilerin, satıcıların, sanatçıların ve bilim adamlarının bir araya gelerek oluşturduğu bir sivil toplum örgütüdür. Federasyon şemsiyesi altında Seramik Kaplama Malzemeleri Üreticileri Derneği (SERKAP), Seramik Sağlık Gereçleri Üreticileri Derneği (SERSA), Teknik Seramik ve Refrakter Üreticileri Derneği (SEREF), Seramik Cam ve Çimento Üreticileri Derneği (SERHAM), Tesisat İnşaat Malzemecileri Derneği (TİMDER), Türk Seramik Derneği (TSD) ve Eskişehir Bilecik ve Kütahya Seramik İş Kümesi (EBK) olmak üzere 7 dernek mevcuttur. Bağlı dernekleri vasıtasıyla 87 büyük ölçekli üretim tesisi, 1.000 KOBİ türü işletme, 140 akademisyen ve sanatçı üyesi bulunmaktadır. Federasyonumuz, seramiğin geniş yelpazeli birçok alt sektörlerinde faaliyet gösteren üreticilerin birliğini sağlamak, sorunlarını tespit ederek onların giderilmesi konusunda kamu otoriteleri ile birlikte çalışmalar yapmak, üreticilere güncel bilgilerin ve teknolojilerin ulaştırılması konusunda yardımcı olmak, sektördeki olumsuzlukları önlemek, sektördeki üreticilerin Avrupa Birliği mevzuatına uyum göstermeleri için bu konudaki gelişmelerden onları haberdar etmek, Türk Seramik sanayini Avrupa’daki derneklerde ve federasyonlarda temsil etmek, üreticileri ithalat karşısında haksız rekabetten korumak gibi pek çok görev üslenmiştir.

Okumaya devam et

GÜNCEL

TPI Composites: Rüzgar enerjisinde bir devin çöküşü mü?

TPI Composites’in fabrikalarını satması ne anlama geliyor?

Yayınlanma:

|

Yazan:

Rüzgar enerjisinde dev dönüşüm: Lider üretici sahneden çekilirken sektör yeniden şekilleniyor

Bankavitrini.com | Haber Analiz

Yaklaşık otuz yıldır dünyanın en büyük bağımsız rüzgar türbini kanadı üreticilerinden biri olan TPI Composites, yaşadığı finansal sıkıntıların ardından yeniden yapılanma süreci kapsamında üretim tesislerini ve çeşitli varlıklarını satma kararı aldı. Şirketin üretim ağını elden çıkarması ilk bakışta “rüzgar enerjisinde kriz” algısı oluştursa da sektör uzmanlarına göre yaşanan gelişme temiz enerji yatırımlarının durduğu anlamına gelmiyor. Aksine sektör yeni bir konsolidasyon dönemine giriyor.

Bir dönem sektörün tartışmasız lideriydi

1990’lı yılların sonunda kurulan ABD merkezli TPI Composites, dünyanın en büyük bağımsız kompozit rüzgar türbini kanadı üreticisi olarak tanındı.

Şirket;

  • GE Vernova
  • Vestas
  • Siemens Gamesa
  • Nordex
  • Enercon

gibi dünyanın en büyük türbin üreticilerine kanat tedarik etti.

Türkiye, Meksika, Çin, Hindistan ve ABD’deki tesislerinde bugüne kadar yaklaşık 100 binin üzerinde rüzgar türbini kanadı üretildi. Şirket özellikle dış kaynak (outsourcing) modeli sayesinde üretici firmaların kendi fabrika yatırımlarını azaltmalarını sağlayan önemli bir çözüm ortağı haline gelmişti.

Peki ne oldu da bu noktaya gelindi?

Sorunun temelinde tek bir neden bulunmuyor.

1. Karlılık eridi

Pandemi sonrasında;

  • reçine fiyatları
  • karbon fiber
  • cam elyaf
  • epoksi
  • lojistik
  • enerji
  • işçilik

gibi temel maliyetler hızla yükseldi.

Buna karşılık TPI’nin birçok sözleşmesi uzun vadeli ve sabit fiyatlıydı. Dolayısıyla maliyet artışları müşterilere tam olarak yansıtılamadı.  Şirketin cirosu yüksek kalmasına rağmen faaliyet kârı giderek eridi.

2. Türbin üreticileri de zorlandı

2022-2025 döneminde sadece TPI değil;

  • Siemens Gamesa
  • Vestas
  • Nordex
  • GE Vernova

gibi dev üreticiler de düşük kârlılık açıkladılar.

Sebepleri;

  • yükselen faizler
  • bozulan tedarik zinciri
  • yüksek hammadde maliyetleri
  • ertelenen projeler
  • yatırımcıların finansman maliyetindeki artış

olarak sıralandı.

Yani problem yalnızca TPI’ye ait değildi.

3. Sermaye yapısı sürdürülemez hale geldi

Yüksek işletme sermayesi ihtiyacı, yüksek borç yükü, artan finansman giderleri, ve nakit akışındaki bozulma sonunda şirket yeniden yapılanma sürecine girdi.

2025 yılında ABD’de Chapter 11 korumasına başvuran şirket, faaliyetlerini sürdürürken aynı zamanda varlık satış sürecini başlattı.

Fabrikalar neden satılıyor?

Bu satışların amacı faaliyetleri tamamen durdurmak değil.

Asıl hedef;

  • borçları azaltmak
  • nakit yaratmak
  • üretimin devamını sağlamak
  • müşterileri kaybetmemek

olarak özetleniyor.

Mahkeme gözetimindeki süreçte şirketin çeşitli üretim tesisleri ve operasyonları farklı yatırımcılar tarafından devralınırken, rüzgar kanadı üretiminin kesintiye uğramaması hedefleniyor. ECP Blade Holdings ile yapılan anlaşma ve bazı varlıkların stratejik alıcılara devri bu planın önemli parçaları arasında yer alıyor.

Bu satışlar sektör için ne ifade ediyor?

Oldukça önemli.

Çünkü ilk kez dünyanın en büyük bağımsız kanat üreticisi parçalanarak farklı yatırımcıların kontrolüne geçiyor.

Bu durum;

  • küresel tedarik zincirinin yeniden şekillenmesi
  • üretimin bölgeselleşmesi
  • OEM üreticilerinin daha fazla dikey entegrasyona yönelmesi
  • yeni yatırımcıların sektöre girmesi

anlamına geliyor.

Temiz enerji yatırımları duruyor mu?

Hayır.

Tam tersine.

Uluslararası projeksiyonlara göre;

  • elektrik talebi büyüyor,
  • karbon emisyon hedefleri devam ediyor,
  • veri merkezleri ve yapay zekâ kaynaklı enerji ihtiyacı artıyor,
  • ülkeler enerji güvenliği için yenilenebilir yatırımlarını sürdürüyor.

Dolayısıyla sorun rüzgar enerjisinde değil, eski iş modeliyle çalışan üreticilerde görülüyor.

Asıl değişen iş modeli

Geçmişte; “Ne kadar çok üretim, o kadar çok kâr” anlayışı vardı.

Bugün ise;

  • fiyatlama gücü
  • verimlilik
  • otomasyon
  • robotik üretim
  • dijital kalite kontrol
  • düşük maliyetli üretim

çok daha belirleyici hale geldi. Artık yüksek hacim tek başına başarı getirmiyor.

Türkiye açısından ne ifade ediyor?

Türkiye;

  • cam elyaf
  • kompozit
  • çelik kule
  • bağlantı ekipmanları
  • mühendislik

alanlarında Avrupa’nın önemli üretim merkezlerinden biri.

TPI’nin geçmişte Türkiye’de yürüttüğü üretim faaliyetleri de ülkenin küresel rüzgar tedarik zincirindeki önemini göstermişti. Şirketin yeniden yapılanması sonrasında oluşacak yeni üretim dengesi, Türkiye’deki tedarikçiler ve yan sanayi için hem yeni iş birlikleri hem de yeni rekabet koşulları yaratabilir.

Bundan sonra ne bekleniyor?

Uzmanlara göre önümüzdeki birkaç yıl içinde;

  • daha az sayıda ancak daha güçlü üretici,
  • daha yüksek otomasyon,
  • daha büyük türbin kanatları,
  • bölgesel üretim merkezleri,
  • OEM üreticileri ile daha yakın entegrasyon

öne çıkacak.

Sektör küçülmüyor. Sadece yeniden organize oluyor.

Sonuç

TPI Composites’in üretim tesislerini satması, rüzgar enerjisinin geleceğinin zayıfladığı anlamına gelmiyor. Aksine bu gelişme, yüksek faiz, artan maliyetler ve finansman baskısı altında eski üretim modellerinin sürdürülemez hale geldiğini gösteriyor. Temiz enerji yatırımları küresel ölçekte devam ederken, kazananlar artık yalnızca üretim kapasitesi yüksek olanlar değil; sermaye yapısı güçlü, verimli ve teknolojik dönüşümü hızla gerçekleştirebilen şirketler olacak. TPI’nin yaşadığı süreç, yenilenebilir enerji sektörünün olgunlaşma dönemine girdiğinin ve rekabetin artık maliyet, verimlilik ve finansal dayanıklılık ekseninde şekillendiğinin en somut örneklerinden biri olarak öne çıkıyor

Okumaya devam et

Erol Taşdelen

Sanayici Kâr Ettiğini Sanıyor, Ama Sermayesini Tüketiyor

Yayınlanma:

|

Yüksek maliyet dönemlerinde eski hesapla yapılan kâr hesabı işletmeleri zarara sürüklüyor

Türkiye’de sanayici artık yalnızca üretmekte, satmakta veya finansmana ulaşmakta zorlanmıyor; en temel işletme fonksiyonlarından biri olan doğru maliyet hesaplamasında da ciddi biçimde zorlanıyor.

Çünkü klasik maliyet hesabı, maliyetlerin görece sabit kaldığı dönemlerde çalışır. Ancak kira, hammadde, enerji, işçilik, finansman gideri ve kur kaynaklı maliyetlerin sürekli hareket ettiği dönemlerde “aldım, üzerine yüzde 20 koydum, sattım” mantığı artık sanayiciyi yanıltıyor.

TÜİK verilerine göre Haziran 2026’da Yİ-ÜFE yıllık yüzde 28,09, aylık yüzde 1,80 arttı. Bu, üretici tarafında maliyet baskısının hâlâ güçlü olduğunu gösteriyor. TCMB’nin Haziran 2026 Sektörel Enflasyon Beklentileri’nde reel sektörün 12 ay sonrası enflasyon beklentisi yüzde 33,10 seviyesinde kaldı.

“Yüzde 20 Kâr Ettim” Yanılgısı Nasıl Zarar Üretir?

Basit örnek: Bir sanayici ürünü 100 TL’ye mal ettiğini düşünüyor. Üzerine yüzde 20 koyup 120 TL’ye satıyor. Kâğıt üzerinde 20 TL kâr var.

Ancak aynı ürünü yeniden üretmek için gereken hammadde, enerji, işçilik ve genel giderler satış anında artık 125 TL’ye çıkmışsa, sanayici aslında 20 TL kâr etmemiştir; 5 TL sermaye kaybetmiştir.

Yani muhasebe defterinde kâr görünen işlem, işletmenin kasasında ve üretim gücünde zarar yaratmıştır.

Sorun şudur: Sanayici geçmiş maliyete göre fiyatlama yapıyor, ancak gelecekteki yenileme maliyetiyle üretime devam etmek zorunda kalıyor.

Eski Maliyet, Yeni Gerçekliği Ölçemez

Düşük enflasyon dönemlerinde “alış maliyeti + kâr marjı” yöntemi makul çalışır. Çünkü bugün alınan hammaddenin yerine yenisini koyma maliyeti birkaç hafta sonra dramatik biçimde değişmez.

Fakat yüksek enflasyon ve oynak kur dönemlerinde durum tamamen değişir.

Sanayici ürünü sattığında cebine giren para, sattığı malı yeniden yerine koymaya yetmiyorsa ortada gerçek kâr yoktur. Bu nedenle enflasyonist ortamda kâr hesabı, yalnızca geçmiş maliyet üzerinden değil, yenileme maliyeti üzerinden yapılmalıdır.

En Büyük Hata: Brüt Kârı Gerçek Kâr Sanmak

Sanayicinin sık yaptığı hata şudur: “Malı 100’e aldım, 120’ye sattım, yüzde 20 kâr ettim.”

Oysa bu hesapta çoğu zaman şu kalemler eksik kalır: Finansman maliyeti, vade farkı, tahsilat gecikmesi, kur farkı, fire, iskonto, iade, enerji artışı, işçilik zammı, kira artışı, bakım-onarım, stok taşıma maliyeti ve vergi yükü.

İSO Türkiye İmalat PMI anketleri de firmalara girdi maliyetleri ve satış fiyatlarındaki değişimleri düzenli olarak sorarak sanayide fiyatlama baskısının önemini ölçüyor. Mayıs 2026 verilerinde bazı sektörlerde girdi maliyetleri enflasyonunun dört yılı aşkın sürenin en yüksek düzeyine çıktığı belirtilmişti.

Stoktan Satış Kâr Gibi Görünür, Sermaye Kaybı Yaratabilir

Enflasyon dönemlerinde stoktan satış en tehlikeli alandır.

Sanayici geçmişte ucuza aldığı hammaddeyle ürettiği ürünü bugün yüksek fiyattan sattığında kendini kârlı hisseder. Ancak aynı hammaddeyi yeniden almak istediğinde satıştan gelen para yetersiz kalıyorsa, işletme gerçekte stok kârı değil, sermaye erimesi yaşamaktadır.

Bu nedenle enflasyon dönemlerinde doğru soru şudur: “Bu ürünü kaça mal ettim?” değil, “Bu ürünü bugün satsam, yarın aynı ürünü yeniden kaça üretebilirim?”

Vade Kârı Da Yutar

Bir başka kritik hata vadeli satışlarda ortaya çıkar.

Sanayici ürünü bugün 120 TL’ye satıyor, tahsilatı 90 gün sonra yapıyor. Bu süreçte hammadde, enerji ve işçilik yüzde 15-20 artıyorsa, tahsil edilen para işletmenin üretim döngüsünü çevirmeye yetmeyebilir.

Bu durumda firma kâr etmiş gibi görünür ama işletme sermayesi zayıflar. Sonra aynı firma bankaya gider, kredi ister. Kredi pahalıysa bu kez finansman maliyeti kârın kalan kısmını da siler.

TCMB’nin Mayıs 2026 Finansal İstikrar Raporu’nda sıkı finansal koşulların reel sektör üzerinde etkili olduğu, kredi koşullarının dezenflasyon sürecinin bir parçası olarak sıkı kaldığı vurgulanıyor.

Sanayici Neden Maliyet Hesaplayamıyor?

Çünkü artık maliyet tek bir rakam değil, sürekli değişen bir denklem.

Bugünkü maliyet ile yarınki maliyet farklı. Peşin maliyet ile vadeli maliyet farklı. TL maliyet ile dövize bağlı maliyet farklı. Muhasebe kârı ile nakit kârı farklı. Stok maliyeti ile yenileme maliyeti farklı.

Sanayici bu farkları aynı tabloda izlemiyorsa, kâr ettiğini sanırken zarar edebilir.

Çözüm: Dinamik Maliyet Sistemi

Sanayicinin artık klasik maliyet defteriyle değil, dinamik maliyet sistemiyle çalışması gerekiyor.

Her ürün için şu hesaplar ayrı izlenmeli: Üretim maliyeti, yenileme maliyeti, finansman maliyeti, tahsilat süresi, vade farkı, kur riski, fire ve iade oranı, enerji ve işçilik güncellemesi, minimum satış fiyatı ve gerçek nakit kârı.

Aksi halde firma satış yapar ama sermaye kaybeder. Ciro büyür ama kasa boşalır. Muhasebe kâr yazar ama işletme krediye muhtaç hale gelir.

Kâr Değil, Sermaye Korunmalı

Bugünün sanayicisi için en büyük risk zarar etmek değil; kâr ettiğini zannederek zarar etmektir.

Çünkü yanlış maliyet hesabı firmayı sessizce içeriden çürütür. İlk aşamada kâr marjı erir, sonra işletme sermayesi zayıflar, ardından kredi ihtiyacı artar, son aşamada ise firma üretimi finanse edemez hale gelir.

Bu nedenle yüksek enflasyon, yüksek faiz ve oynak maliyet dönemlerinde sanayicinin temel hedefi yalnızca kâr etmek değil, önce sermayesini korumak olmalıdır.

Kâr, ancak sattığınız malı yeniden yerine koyabiliyor ve işletme döngüsünü borçla değil kendi nakit akışınızla sürdürebiliyorsanız gerçektir.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist

Okumaya devam et

Erol Taşdelen

Kredi freni ekonomiyi nereye götürüyor? Reel sektör alarm veriyor

Reel sektöre kredi freni neden hâlâ devam ediyor?
Enflasyon düşmedi, üretim yavaşladı… Peki bu politikanın sonu nereye gidiyor?

Yayınlanma:

|

Türkiye ekonomisinin son iki yıldır uyguladığı para politikasının en tartışmalı başlıklarından biri, reel sektöre yönelik kredi kısıtlamaları oldu.

Merkez Bankası’nın temel yaklaşımı oldukça net: “Kredi büyümesini yavaşlatırsak iç talep azalır, talep azalınca fiyat artışları da yavaşlar”.  Teoride bu yaklaşım klasik para politikasının temelidir. Ancak uygulamada ortaya çıkan tablo çok daha karmaşık hale geldi.

Bugün gelinen noktada üretici, sanayici ve ihracatçılar şu soruyu soruyor: Enflasyon hâlâ yüksekken neden üreten kesim finansmana erişemiyor?

TCMB neden kredi musluklarını kapatıyor?

Merkez Bankası’nın temel amacı;

  • İç talebi azaltmak
  • Krediyle tüketimi frenlemek
  • Döviz talebini sınırlamak
  • Cari açığı kontrol altında tutmak
  • TL’nin değerini korumak
  •  Enflasyon beklentilerini kırmak

Özellikle;

  • ihtiyaç kredileri
  • ticari krediler
  • KOBİ kredileri

üzerindeki büyüme sınırları bu nedenle getirildi.

Çünkü para politikasının temel varsayımı şudur: Az kredi = Az harcama = Az talep = Düşük enflasyon

Teoride doğru görünmektedir.

Peki neden istenen sonuç alınamadı?

Çünkü Türkiye’deki enflasyon yalnızca talep kaynaklı değildir.

Enflasyonun önemli bölümü;

1. Kur geçişkenliği: İthal girdi maliyetleri, Enerji, Hammadde, Ara malı lojistik

2. Vergiler: ÖTV, KDV, Kamu zamları

3. Gıda: Tarım maliyetleri, İklim, Arz yetersizliği

4. Konut: Kira, Barınma maliyetleri

5. Hizmet sektörü: Ücret artışları, Personel giderleri gibi arz yönlü nedenlerden oluşuyor.

Dolayısıyla; Talebi kısmak, arz kaynaklı enflasyonu tek başına düşürmeye yetmiyor.

En büyük yük neden reel sektörün üzerine bindi?

Burada önemli bir ayrım oluştu. Talebi azaltmaya yönelik politika uygulanırken; üretim için gereken finansman da aynı şekilde daraltıldı.  Oysa; tüketici kredisi ile işletme sermayesi kredisi aynı ekonomik etkiyi oluşturmaz. Birisi tüketim yaratır. Diğeri üretimi sürdürür.

Bugün birçok firma;

  • hammadde alamıyor
  • stok oluşturamıyor
  • maaş ödemekte zorlanıyor
  • vergi-finansman arasında tercih yapmak zorunda kalıyor.

Reel sektörün karşı karşıya olduğu tablo

Bugün birçok sanayi kuruluşunda; İşletme sermayesi eriyor

Nakit döngüsü uzuyor. Tahsilatlar gecikiyor. Vadeler açılıyor. Faiz maliyeti yükseliyor.

Ticari alacak büyüyor

Şirket birbirine kredi açıyor. Banka yerine tedarikçi finansman sağlıyor. Risk tüm zincire yayılıyor.

Yatırımlar duruyor

Makine yatırımı, Kapasite artırımı, Yeni fabrika, AR-GE hepsi erteleniyor.

İstihdam baskı altına giriyor

İlk aşamada; fazla mesailer kaldırılıyor. Sonra; işe alımlar duruyor. Ardından; personel azaltmaları geliyor.

İflas ve konkordato riski büyüyor

Son aylarda; Finansal Yeniden Yapılandırma (FYY), konkordato, takipteki alacaklar, Varlık Yönetim Şirketi satışları aynı anda yükseliyor.

Bu tesadüf değildir. Hepsi aynı finansman krizinin farklı yansımalarıdır.

Kredi durursa ekonomi nasıl etkilenir?

Ekonomide kredi; insan vücudundaki kan dolaşımına benzer. Kan dolaşımı tamamen durursa; organlar çalışamaz. Kredi akışı tamamen yavaşlarsa; üretim zinciri kopmaya başlar.

Bunun sonuçları;

  • üretim düşer
  • yatırım azalır
  • kapasite kullanım oranı geriler
  • işsizlik artar
  • iflaslar çoğalır
  • bankaların takipteki alacakları yükselir
  • vergi gelirleri azalır.

Sonuçta büyüme de zayıflar.

Paradoks oluşuyor

Enflasyonu düşürmek amacıyla; üretim yavaşlıyor. Üretim yavaşlayınca; arz azalıyor. Arz azalınca; fiyat baskısı yeniden oluşabiliyor. Yani; enflasyonu düşürmeye çalışan politika, bazı sektörlerde arzı azaltarak enflasyonu tekrar besleyebiliyor.

Bu nedenle birçok ekonomist; talebi baskılamak ile üretimi baskılamanın aynı şey olmadığını vurguluyor.

Sürekli yüksek faiz ve kredi kısıtı sürdürülebilir mi?

Uzun süre devam etmesi halinde şu riskler artar:

  • Sermaye yapısı zayıf firmaların piyasadan çekilmesi.
  • Sağlıklı işletmelerin bile nakit sıkışıklığı nedeniyle finansal strese girmesi.
  • Bankaların takipteki kredi oranlarının yükselmesi.
  • Varlık Yönetim Şirketlerine daha fazla sorunlu kredi devri.
  • Üretim kapasitesinde kalıcı kayıplar.
  • İhracat rekabet gücünün zayıflaması.
  • İşsizlikte artış.
  • Potansiyel büyüme hızının düşmesi.

Bu nedenle kredi sıkılaştırmasının süresi ve kapsamı kritik önem taşır. Kısa vadede dezenflasyon programını destekleyebilir; ancak uzun süre ve ayrım gözetmeden uygulanması, ekonominin üretim kapasitesini aşındırma riski taşır.

Çözüm ne olabilir?

Ekonomi yönetiminin önündeki temel denge, tüketimi finanse eden krediler ile üretimi finanse eden kredileri aynı sepete koymamaktır.

Öne çıkan politika seçenekleri şunlardır:

  • Üretim, ihracat ve yatırım amaçlı kredilerin daha seçici biçimde desteklenmesi.
  • KOBİ’lerin işletme sermayesi ihtiyacına yönelik, performans kriterlerine bağlı kredi kanallarının güçlendirilmesi.
  • Verimlilik ve katma değer yaratan yatırımlar için uzun vadeli finansman mekanizmalarının artırılması.
  • Enflasyonla mücadelede para politikasının, maliye politikası ve yapısal reformlarla daha güçlü şekilde desteklenmesi.
  • Arz yönlü enflasyonu besleyen enerji, lojistik, tarım ve verimlilik sorunlarına yönelik kalıcı çözümler geliştirilmesi.

Üretim Öncelikli hale gelmeli

Türkiye’nin enflasyonla mücadele etmesi zorunludur. Ancak bu mücadelede üretim kapasitesinin korunması da en az fiyat istikrarı kadar stratejik öneme sahiptir.

Kredilerin tamamen durduğu bir ekonomide yalnızca talep değil, üretim, yatırım, istihdam ve ihracat da zayıflar. Bu nedenle politika tasarımında en kritik soru artık şudur: Enflasyonu düşürürken üretim gücünü nasıl koruyacağız?

Bu soruya verilecek yanıt, sadece bugünkü dezenflasyon sürecinin değil, Türkiye ekonomisinin orta ve uzun vadeli büyüme potansiyelinin de belirleyicisi olacaktır.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.