GÜNDEM
Üniversitelerde de Mobbing artıyor
Yayınlanma:
5 yıl önce|
Yazan:
BankaVitrini
Üniversitelerde, eleştirel ve özgür düşünceli oldukları için “sakıncalı” görülen öğretim elemanlarının görevine son veriliyor, atamaları yenilenmiyor ya da ders verilmeyerek ve kadro açılmayarak akademik yükselmelerinin önü kapatılıyor. Bu tür baskılar içerisinde genç akademisyenlerin en sık karşılaştığı sorunlar arasında ise mobbing yer alıyor.
Üniversitelerde soruşturma, angarya, sürgün, işten çıkarma, kadro vermeme ve mobbing gibi uygulamaların hızla arttığı bir dönem içerisindeyiz. Üniversitelerin temel işlevleri olan bilgi üretimi ve bunu toplumla paylaşma işlevi büyük ölçüde zedelenmiş durumda. Oysa bilgi üretimi, ancak her türlü siyasi otoriteyi karşısına alan ve özgür düşünebilen biliminsanları tarafından gerçekleştirilebilir. Bu çerçevede bilim ve araştırma özgürlüğüne hiçbir sınırın konmaması kritik bir öneme sahiptir. Buna karşın üniversitelerde, eleştirel ve özgür düşünceli oldukları için “sakıncalı” görülen öğretim elemanlarının görevine son veriliyor, atamaları yenilenmiyor ya da ders verilmeyerek ve kadro açılmayarak akademik yükselmelerinin önü kapatılıyor ve bu öğretim elemanlarının üniversiteden uzaklaştırılması sağlanmaya çalışılıyor. Bu tür baskılar içerisinde genç akademisyenlerin en sık karşılaştığı sorunlar arasında ise mobbing yer alıyor.

Mobbing nedir?
Mobbing; psikolojik şiddet, baskı, taciz, yıldırma anlamlarında kullanılan bir terim. Mobbing sözcüğü Latincede mobile vundus; yani güruh halinde saldırma, topluca saldırma, atağa geçme, etrafını sarıp sarmalama gibi anlamlara geliyor. Bu durumu tanımlamak için Türkçe’de yaygın olarak “psikolojik taciz” sözcüğü kullanılıyor; ancak Avrupa’da durumun ciddiyetinin anlaşılabilmesi ve etkili önlemler alınabilmesi için “psiko-terör” sözcüğü tercih ediliyor. Daha başlangıçta mobbing Kanada’da “düzeyi yükseltilmiş nezaketsizlik” şeklinde tanımlanmış. Daha sonraki evrelerde de mağdurların karşılaştıkları ağır sonuçları vurgulamak amacıyla “sosyal ölüm” ifadesi kullanılmaya başlanmış. (1)
Mobbing, çalışma yaşamının pek çok alanında karşı karşıya olunan bir sorun. İşyeri örgütlüğünün zayıf ve çalışanlar arasında dayanışma bağlarının güçsüz olduğu işyerlerinde mobbing daha sık yaşanıyor. Ancak bu sorunu özgün kılan, mobbingin diğer sorunlara göre daha “görünmez” olması. Bu durum, mobbinge maruz kalanların çoğu zaman durumlarını fark etmede güçlük çekmesini de beraberinde getiriyor. Yani mağdur, kendisine yapılan saldırıların nedenini çoğu kez belki anlayamaz; ama kendisini mercek altına alınmış hisseder ve kendisine yapılanın psikolojik sağlığını bozduğunu fark eder. Bu anlamda mobbingin bir algılama meselesi olduğunun altını çizmek gerekir.
Hiyerarşik yapı mobbinge zemin hazırlıyor
Bunun dışında mobbing özellikle hiyerarşik yapılanmanın güçlü olduğu gruplarda görülür. Bu bağlamda YÖK eliyle son yıllarda birbiri ardına açılan üniversitelerdeki hiyerarşik yapılanma ve bunun içerisinde yer alan baskıcı ve otoriter ilişkiler sisteminin üniversitelerde mobbinge zemin yarattığını söyleyebiliriz. Esnek ve güvencesiz koşullarda çalışan ve görev tanımları belirsiz, hiyerarşik yapılanmanın en altında bulunan araştırma görevlilerinin, idari amirleri yanında bir de danışmanlarının baskısı altında olduğu bilinen bir gerçek. Araştırma görevlilerinin danışmanları çoğu kez “idari amir” gibi davranıyor, danışmanların bölüm başkanı, dekan vb. konumlarda olması ise baskıyı daha da artıran etkenler. Bu kesimlerin iş güvencesinin diğer kesimlere göre daha düşük olması ya da hiç olmaması, olabildiğince esnek ve kuralsız çalıştırılmalarına zemin hazırlıyor, bu durum mobbing uygulamalarını da beraberinde getiriyor. Bu anlamda üniversitede mobbingin görülebilme zemininin en yüksek olduğu kesimler en güvencesiz ve esnek çalıştırılan, akademik personel hiyerarşisinde en altta bulunanlar. Yani başta araştırma görevlileri olmak üzere tüm öğretim yardımcısı sınıfındakiler. (2) Yapılan araştırmalarda mobbinge maruz kalan akademisyenlerin yüzde 60 civarında araştırma görevlisi olduğu ortaya çıkıyor ki bu oldukça yüksek bir oran.
Üniversitelerde yaşanan mobbingin bir diğer yakıcı özelliği, mağdurun bu tür davranışlardan kurtulmasındaki güçlükler. Kamuda atama yoluyla başka bir kuruma geçerek ya da işyerinden istifa ederek bu soruna çözüm bulmak bir miktar daha kolay; ancak üniversitede mobbinge maruz kalmaya başlanınca, yüksek lisans, ardından doktora ve daha sonra yardımcı doçentlik aşamasına, yani tüm akademik süreçlere yansıyan bir süreç haline gelebiliyor.
Mobbingin en önemli özelliklerinden biri; kişilik haklarına ve mesleki yeterliliğe saldırıyı içermesi. Bunun yanında mobbing; kasıtlı, uzun süreli ve sistematik uygulamalar şeklinde karşımıza çıkar. Ancak “sistematik” tespitinin yapılması için, en az altı aylık bir süre öngörülüyor. Anlık, stresten kaynaklanan sorunlar mobbing kapsamına girmiyor. Mobbing, kişiyi iş yaşamından dışlamak amacıyla benlik saygısını ve toplumsal itibarını zedelemeye dönük davranışlar şeklinde karşımıza çıkar. Bu süreç çoğunlukla mobbinge maruz kalan kişinin geçimsiz ve sorunun kaynağı olarak yaftalanmasına yol açar. En sık uygulanan mobbing yöntemleri; izolasyon, hakaret, iğneleme, değersizleştirme, aşağılama, iş yükleme, iş eksiltme, kınama, fiziksel şiddet ve cinsel taciz şeklinde karşımıza çıkıyor. Ayrıca mobbing, sadece idari amir ya da lisansüstü danışmanı tarafından uygulanmıyor. Çalışılan birimdeki hiyerarşik yapılanma, ortamdaki diğer kişilerin de farkında olarak ya da olmadan çalışanlar üzerinde mobbing uygulamasının zeminini hazırlayabiliyor.
Mobbing uygulanan kişinin özgüvenini ve mesleki itibarını doğrudan hedef alan bu davranışlar sonunda çoğunlukla kişi işyerinden ayrılmaya zorlanarak bu durumun kendi tercihiymiş gibi gösterilmesi söz konusu olur. Bu durumla başa çıkmakta güçlük çeken ve yaşanan süreçte utanç, öfke, korku yaşayan kişi; bir de yüksek tansiyon, uyku bozuklukları, depresyon, panik atak gibi ciddi sağlık sorunlarıyla uğraşmak durumunda kalır. Bunun sonucunda mağdur sadece psikolojik değil; ekonomik -terapi vb. tedavi için ciddi sağlık harcamaları yapma- ve sosyal bakımdan da -aile ve arkadaşlık ilişkileri- zarar görür. Mobbing davranışları, özellikle üniversitede akademik personelin verdiği derslerin kalitesini etkileyebilir ve yaptığı akademik çalışmalarda ciddi konsantre sorunları yaşamasına ve çalışma veriminin düşmesine neden olur.

Mobbing uygulamalarında yaygın olarak kullanılan taktikler iki grupta toplanır; eylemler ve işlemler. Eylemler davranışlarla ve sözlerle; işlemler ise yazılı olarak yapılan saldırılardır. Yazılı yapılanların önemli bir özelliği, hukuki zeminde yapıldığı izlenimi uyandırması. Örneğin sürekli disiplin cezası verme, geçici görevlendirme, sicilini bozma, performans notunu düşürme gibi ya da mail yoluyla sürekli olarak verilen işi değiştirme, kapasitesinin miktarını artırma, süreyi kısaltma gibi sanki hukuki zeminde davranılıyormuş gibi yapılan işlemler. Dışarıdan bakıldığında bunların normal, olağan iş ilişkisi olduğu zannedilir. Ama gerçekte işyerinde başkalarına yapılmayan saldırılar tek bir kişiye yapıldığında mobbing kapsamına girer. (3) Üniversitede mobbing uygulamaları üzerine yapılan bir araştırmada yer alan mağdurun aşağıdaki ifadeleri, tipik akademik mobbing göstergelerindendir:
“Başka bir üniversitedeki bölüm başkanına olup bitenleri anlattım. O beni kendi bölümüne aldı, orada akademik çalışmalarımı bitirdim. Doçent statüsünde çalışıyorum. Eski fakültede çalışan araştırma görevlilerinin bir kısmı ayrılıp başka iş yapmaya başladılar. Ayrılmayanlar tez aşamasında başarısız bulunup, fakülteden atıldılar. Mahkeme kararıyla başarılı olanlar ise, doktora yeterlilikte sorun yaşadılar. Eşim hâlâ o fakültede, hâlâ doktoralı araştırma görevlisi. İnat etti ayrılmadı. Onun yüzüne baktıkça yılların yorgunluğunu görüyorum. Fiziksel ve psikolojik sorunları var. Bazen eski arkadaşlarımla buluşuyor, dertleşiyoruz. Yaşadıklarımızı anlattıkça gözlerimiz doluyor, için için ağlıyoruz.” (4)
Sıra dışı düşüneni biat ettirme aracı
Mobbinge uğrayanların ortak özelliklerine bakıldığında; çoğunlukla zeki, yetenekli, başarılı, bağımsız ve yaratıcı kişilik özelliklerine sahip, farklı görüşler ve alternatif yaklaşımlar geliştirebilen kişiler oldukları görülüyor. Bu kişiler ayrıca belirli çalışma ilkelerine sahip ve mesleki etik anlayışları oldukça gelişkin olduğundan bunlardan taviz vermeleri pek mümkün olmuyor ve bu ilkeleri korumak adına sonuna kadar mücadele etme perspektifiyle hareket ediyorlar. Bu açıdan sıra dışı düşünen, özgün nitelikleri olan ya da yapılan haksızlıklara ses çıkaran kişilerin düşünceleri ve çalışmaları kıskançlık konusu oluyor ve bu kişiler daha fazla mobbinge maruz kalıyorlar. Buna karşılık mobbing uygulayan kişilerin de alanında yetkin olmama, otorite zafiyeti ve güce bağımlılık gibi birtakım özelliklere sahip oldukları biliniyor. Yani özgüven problemi olan ve biat kültürüyle yetişmiş bu tip insanlar yönetici konumunda olup gücü ellerine aldıklarında, sınırları oldukça geniş olan yetkilerini keyfi kullanmaktan ve özellikle kendisinden daha donanımlı çalışanlarına karşı çeşitli baskı yöntemleri uygulamaktan çekinmiyorlar. (5)
Denetim ve hak arama mekanizmalarının yeterince çalışmaması da sorunun diğer bir boyutunu oluşturuyor. Yapılan araştırmalar, mobbinge uğrayanların buna karşı bir duruş sergilemekten ya da yasal yollara başvurmaktan kaçındığını, sadece arkadaşlarına anlatarak rahatlamaya çalıştıklarını gösteriyor. Mağdurların soruna çözüm üretemeyip sadece yakın çevreleri ile paylaşması, akademisyenlerin büyük ölçüde çalışma yaşamında yalnızlaştırılmış olmasından kaynaklanıyor. Başka bir deyişle çözümün önemli bir bölümü sendikal ya da çeşitli öğretim elemanları dernekleri çatısı altında örgütlenmekten geçiyor. Bunun yanında çalışanların büyük çoğunluğu bu konuda yasal haklarını bilmiyorlar. Oysa Anayasa’da ve diğer yasalarda mobbing ile ilgili bazı düzenlemeler yapılmış. Bunlardan biri Türk Ceza Kanunu’nda mobbingi suç olarak belirleyen hüküm. Bunun yanı sıra üniversite personelinin de bağlı bulunduğu Devlet Memurları Kanunu, “amirlerin mahiyetindekilere kötü davranmasını” ve “mahiyetindekilere fiili tecavüzü” disiplin cezası yaptırımına bağlamıştır. Dolayısıyla mağdur, kuruma ve mobbing uygulayana karşı maddi ve manevi tazminat davası açma hakkına sahiptir.
Neler yapılabilir?
Mobbing ile mücadelede en temel adım, kanıtlamadır. Yaşananları kayda geçirme bu anlamda önemli bir yöntemdir. Mobbinge maruz kalanların yapması gerekenler şu şekilde özetlenebilir:
1) Kimliğe, sosyal statüye, cinsiyete vb. alanlara karşı mobbing yapılması durumunda TCK’nın 216. maddesinde belirtilen suçu oluşturduğuna istinaden savcılığa suç duyurusunda bulunulmalı veya çalışılan kurumun personel müdürlüğü/insan kaynakları genel koordinatörlüğüne bu durum bildirilmelidir.
2) Verilen görev tanımını aşan emirler vb. tüm mobbing uygulamaları yazılı olarak kaydedilmeli ve güvenilir, gerekirse tanıklık edebilecek kişiler harekete geçirilmelidir.
3) İlk fırsatta mobbing uygulayan kişi yetkili birine rapor edilmeli, kanıt oluşturabilmek için de gerekiyorsa, tıbbi ve psikolojik yardım alınmalıdır.
4) Mobbing sürecinde sürekli ve sıklıkla yaşanan baskı sonucu ortaya çıkan psikosomatik ve psikolojik rahatsızlıkların psikolojik tacizden kaynaklandığı tıbbi raporlarla belgelenmelidir.
5) İş arkadaşları ile yaşanılanlar paylaşılmalı, daha fazla etkili olmak için grupça yetkili birim/kişiye başvurulmalıdır.
6) Tanığın olmadığı bir yerde tacize uğranılırsa, en yakın arkadaşa anlatılmalı, daha sonraki gelişmeler için onların tanıklığı şimdiden hazırlanmalı ve tacizci ile yalnız çalışmayı gerektiren ortamlarda da diğer çalışanlar haberdar edilmelidir.
7) Çalışanların işyerinde ya da işle bağlantılı olarak psikolojik taciz konusunda bilinçlenmesi, bilgilenmesi ve bu tür davranışlardan korunmasına yönelik tüm uygun önlemler alınmalıdır.
8) Mobbing yapanlar ve bilgisi olduğu halde bunu önlemeyenler, öncelikli olarak uyarılmalıdır.
9) Psikolojik taciz yapanların üstleri de yazılı olarak konudan haberdar edilmelidir.
10) Mobbing mağdurunun sürekli teknik ve psikolojik destek alabileceği iletişim hattı oluşturulmalıdır. (6)
Dipnotlar
1) Mobbing Paneli Deşifresi, TAHİDEB (Odtü Psikolojik Taciz (Mobbing), Cinsel Taciz ve Hak İhlalleri Araştırma ve Destek Birimi, Nisan 2013.
2) DEÜ Öğretim Yardımcıları Mobbing Raporu, Sorunlar ve Çözüm Önerilerimiz, Eğitim Sen Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası İzmir 3 No’lu Şube, Aralık 2014, s.1-2.
3) Mobbing Paneli Deşifresi, s.2.
4) Mobbing Paneli Deşifresi, s.10.
5) İşyerinde psikolojik yıldırma Mobbing, Eğitim Sen Yayınları, 2010.
6) DEÜ Öğretim Yardımcıları Mobbing Raporu, s.15-17.
Bilim ve Gelecek – Erdinç Erdal Yıldırım
İlginizi Çekebilir
GÜNCEL
Çipten Uçağa, Yazılımdan Finansa: Çin Küresel Sistemi Yeniden Kuruyor
Yayınlanma:
1 hafta önce|
27/05/2026Yazan:
BankaVitrini
Çin son 15–20 yılda özellikle teknoloji, savunma, finansal altyapı ve stratejik sanayilerde “Batı’ya bağımlılığı azaltma” stratejisi izliyor.
Madde madde anlatalım:
ÇİN GERÇEKTEN NEYİ TERK EDİYOR?
1. GPS yerine BeiDou
Bu büyük ölçüde doğru.
BeiDou Navigation Satellite System bugün küresel kapsama sahip ve özellikle:
- Çin ordusu
- lojistik şirketleri
- akıllı telefon üreticileri
- Kuşak & Yol ülkeleri tarafından yoğun kullanılıyor.
Ama:
- Dünya hâlâ ağırlıklı olarak GPS kullanıyor.
- Apple, Samsung, Huawei cihazları çoğunlukla çoklu sistem kullanıyor:
- GPS
- GLONASS
- Galileo
- BeiDou birlikte çalışıyor.
Yani “GPS öldü” doğru değil. Ancak Çin artık Amerikan GPS’ine bağımlı değil.
2. Boeing yerine COMAC C919
Burada da gerçek eğilim var.
COMAC tarafından geliştirilen COMAC C919 gerçekten ciddi sipariş aldı.
Ama kritik detay:
- Motorlar büyük ölçüde Batı teknolojisine dayanıyor.
- Aviyoniklerde hâlâ dış bağımlılık var.
- Boeing ve Airbus’ın küresel servis ağıyla rekabet etmek çok zor.
Dolayısıyla:
- Çin iç pazarında Boeing’i zorlayabilir.
- Ama küresel liderliği kısa vadede devralamaz.
3. Amerikan çiplerini terk etti
Bu kısmen doğru, kısmen propaganda.
Huawei ve Yangtze Memory Technologies büyük ilerleme kaydetti.
Ancak:
- Çin hâlâ ileri seviye EUV litografi makinelerinde Batı’ya bağımlı.
- ASML olmadan en ileri çipleri üretmek çok zor.
- Nvidia ve TSMC seviyesine tam erişim henüz yok.
Fakat ABD yaptırımları Çin’i:
- “ithal et” modelinden
- “yerli üret” modeline zorladı.
Bu da uzun vadede Amerika için stratejik geri tepebilir.
4. Windows yerine UOS
UnionTech UOS gerçekten devlet kurumlarında yaygınlaşıyor.
Ama:
- Çin tamamen Windows’u bırakmış değil.
- Kurumsal yazılım ekosistemi hâlâ Microsoft bağımlı alanlar içeriyor.
Bu daha çok: “stratejik alanlarda yerli alternatif yaratma” politikasıdır.
5. Siemens yerine Çin tıbbi cihazları
Bu alan Çin’in gerçekten hızlı yükseldiği sektörlerden biri.
United Imaging Healthcare MR, CT ve PET cihazlarında küresel oyuncu hâline geldi.
Ama:
- Siemens
- GE Healthcare
- Philips
hâlâ üst segmentte çok güçlü.
Yine de fiyat avantajı nedeniyle Çin ciddi pazar payı alıyor.
6. Elektrikli araçlar ve batarya devrimi
Bu konuda Çin gerçekten dünyanın merkezine oturdu.
BYD bugün:
- batarya
- EV üretimi
- tedarik zinciri
- nadir toprak elementleri
alanlarında dev güç.
Tesla’nın piyasa değerindeki dalgalanmanın tek nedeni Çin değil:
- faizler
- rekabet
- marj düşüşü
- satış yavaşlaması da etkili.
Ama şu gerçek: Çin artık otomotivde “takip eden” değil, “oyunu belirleyen” ülke.
7. Oracle yerine OceanBase
Ant Group tarafından geliştirilen OceanBase özellikle yüksek işlem hacimli finansal sistemlerde başarılı.
Bu alan kritik çünkü:
- veri egemenliği
- yaptırım riski
- SWIFT benzeri bağımlılıklar ülkeleri yerli çözümlere yöneltiyor.
8. CAD ve endüstriyel yazılım
Burada Çin’in ilerlemesi gerçek.
Ancak:
- Siemens NX
- CATIA
- SolidWorks gibi Batı yazılımları hâlâ dünya standardı.
Çin’in hedefi: “yaptırım gelirse üretim durmasın.”
Yani mesele sadece maliyet değil: jeopolitik dayanıklılık.
9. Dolar yerine RMB
Bu en kritik maddelerden biri.
Chinese yuan kullanımının arttığı doğru.
Özellikle:
- Rusya
- İran
- Körfez
- BRICS hattı
dolar bağımlılığını azaltmaya çalışıyor.
Ama gerçek tablo:
- Küresel rezervlerin çoğu hâlâ dolar.
- SWIFT sistemi hâlâ dominant.
- ABD tahvil piyasası hâlâ merkezde.
Yani: “Dolar çöktü” yanlış, ama “alternatif arayışı başladı” doğru.
10. GMO tohumları terk etti
Çin gıda güvenliğini stratejik konu olarak görüyor.
Yuan Longping hibrit pirinç çalışmalarıyla Çin için çok önemli bir figür.
Ama:
- Çin hâlâ büyük tarım ithalatçısı.
- Özellikle soya bağımlılığı sürüyor.
Tam bağımsızlık henüz yok.
11. Amerikan sosyal medyasını terk etti
Bu ifade yanıltıcı.
Çin zaten:
- X
- YouTube
gibi platformları uzun süredir engelliyor.
Onun yerine:
- Douyin
- Xiaohongshu
gibi kendi ekosistemini kurdu.
Bu dijital egemenlik modeli: “internetin parçalanması” trendinin önemli örneği.
12. Batı askeri teknolojisini terk etti
Çin savunma sanayisinde muazzam ilerledi.
Özellikle:
- hipersonik füze
- drone
- deniz gücü
- elektronik harp alanlarında.
Ancak ABD:
- uçak motorları
- denizaltılar
- küresel üs ağı
- savaş tecrübesi gibi alanlarda hâlâ büyük üstünlüğe sahip.
ASIL MESELE NE?
Bu metnin özeti aslında şu: Çin artık “dünyanın ucuz fabrikası” olmak istemiyor.
Hedef:
- teknoloji sahibi olmak
- finansal altyapıyı kontrol etmek
- enerji zincirini yönetmek
- dolar bağımlılığını azaltmak
- yaptırımlara dayanıklı sistem kurmak.
Bu nedenle Çin’in modeli artık: “Made in China” değil, “Controlled by China” aşamasına geçiyor.
BATI HEGEMONYASI ÇÖKÜYOR MU?
Bu kadar hızlı değil.
Ama dünya:
- tek kutuplu Amerikan sisteminden
- çok kutuplu teknoloji/finans rekabetine gidiyor.
Yeni mücadele:
- çip
- veri
- ödeme sistemi
- yapay zekâ
- enerji
- tedarik zinciri
- rezerv para üzerinden yaşanıyor.
Yani artık savaş sadece tankla değil:
- işletim sistemiyle,
- veri merkeziyle,
- batarya teknolojisiyle,
- ödeme altyapısıyla yapılıyor.
TÜRKİYE AÇISINDAN EN KRİTİK SORU
Türkiye hangi ekosisteme entegre olacak?
- ABD/NATO finans-teknoloji sistemi mi?
- Çin merkezli alternatif blok mu?
- Yoksa ikisi arasında denge mi?
Önümüzdeki 10 yılda:
- bankacılık,
- ödeme sistemleri,
- enerji,
- savunma,
- otomotiv,
- çip yatırımları bu tercihten doğrudan etkilenecek.
Gülbeyaz Gergün
ABD’nin Yeni Ortadoğu Planı: İsrail Merkezli Güvenlik ve Ticaret Koridoru
Yayınlanma:
1 hafta önce|
27/05/2026Yazan:
Gülbeyaz Gergün
ABD’nin bölge ülkelerine yaymaya çalıştığı ve kamuoyunda “İbrahim Anlaşmaları / Abraham Accords” olarak bilinen süreç, sadece İsrail ile diplomatik normalleşme anlaşması değildir. Aslında bu proje; Ortadoğu’nun güvenlik, enerji, ticaret, teknoloji ve askeri mimarisini yeniden kurma planıdır. Özünde ise İsrail’in bölgesel meşruiyetini kalıcı hale getirmek ve İran eksenli dengeyi kırmak vardır.
Abraham (İbrahim) Anlaşmaları Nedir?
2020’de ABD arabuluculuğunda başlayan süreçte;
- Birleşik Arap Emirliği
- Bahreyn
- Fas
- Sudan
İsrail ile diplomatik ilişki kurdu veya normalleşme anlaşması yaptı. Daha sonra süreç; Saudi Arabia, Qatar, Türkiye, Pakistan gibi ülkelere doğru genişletilmeye çalışıldı.
ABD açısından hedef yalnızca “barış” değildir.
Asıl hedefler:
- İsrail’in bölgesel izolasyonunu bitirmek
- İran’a karşı ortak blok oluşturmak
- Çin’in Kuşak-Yol etkisini sınırlamak
- Rusya’nın Ortadoğu etkisini azaltmak
- Enerji ve ticaret koridorlarını İsrail merkezli yeniden şekillendirmek
- Körfez sermayesini İsrail teknolojisi ile entegre etmek
- Ortadoğu’da ABD maliyetini düşürüp “yerel ortaklı güvenlik sistemi” kurmak olarak görülüyor.
Bu anlaşmalar gerçekte neleri kapsıyor?
1. Diplomatik Normalleşme
- Büyükelçilik açılması
- Resmi ilişkiler
- Vize ve uçuş anlaşmaları
- Turizm ve ticaret
2. Güvenlik ve İstihbarat İşbirliği
Asıl kritik bölüm burasıdır.
- Ortak hava savunma sistemi
- İran füze/dron tehdidine karşı entegrasyon
- İsrail teknolojilerinin Körfez’e satılması
- Siber güvenlik paylaşımı
- İstihbarat koordinasyonu
Birçok uzman bu yapıyı “Ortadoğu NATO’su” olarak tanımlıyor.
3. Enerji ve Ticaret Koridorları
Projelerin temelinde şu düşünce var:
Körfez petrolü + İsrail teknolojisi + Hindistan üretimi + ABD güvenlik şemsiyesi
Bu nedenle:
- Hindistan-Ortadoğu-Avrupa koridorları,
- liman projeleri,
- demiryolu hatları,
- enerji boru hatları,
- veri merkezleri,
- finans merkezleri
bu planın parçası olarak görülüyor.
İsrail’in Doğu Akdeniz enerji merkezi yapılması hedefleniyor.
4. Filistin Meselesinin İkinci Plana İtilmesi
En tartışmalı boyut budur.
Eskiden Arap dünyasının temel yaklaşımı: “Önce Filistin sorunu çözülsün, sonra İsrail tanınsın.”
Abraham süreci ise bunu tersine çevirdi: “Önce İsrail ile normalleşelim, Filistin sonra konuşulur.”
Bu nedenle çok ciddi toplumsal tepki oluşuyor. Özellikle Gazze savaşları sonrası kamuoyu baskısı arttı.
ABD niçin şimdi hızlandırmak istiyor?
2025-2026 İran-İsrail gerilimi ve savaş riski sonrası Washington şu sonucu gördü:
- ABD artık bölgeyi tek başına yönetemiyor
- İran tamamen çökmedi
- Körfez ülkeleri ABD korumasına eskisi kadar güvenmiyor
- Çin ekonomik olarak çok güçlendi
- Rusya bölgesel nüfuzunu sürdürüyor
Bu nedenle ABD:
- İsrail’i merkeze koyan,
- Arap sermayesini entegre eden,
- İran’ı çevreleyen,
- Çin’i sınırlayan
yeni bölgesel mimari kurmaya çalışıyor.
Kazanan Ülkeler Kimler Olabilir?
1. İsrail
En büyük stratejik kazanan.
Kazanımları:
- Bölgesel meşruiyet
- Yeni pazarlar
- Körfez sermayesi
- Güvenlik işbirliği
- İran’a karşı geniş cephe
- Enerji ve lojistik merkez olma şansı
İsrail için bu süreç, 1948 sonrası en büyük diplomatik dönüşümlerden biri olarak görülüyor.
2. Birleşik Arap Emirliği
Büyük ekonomik kazanç hedefliyor.
Özellikle:
- teknoloji,
- yapay zekâ,
- savunma sanayi,
- finans,
- siber güvenlik,
- turizm
alanlarında İsrail ile entegrasyon kuruyor.
Dubai’nin bölgesel finans merkezi rolünü güçlendirme hedefi var.
3. Suudi Arabistan
Henüz tam katılmadı ancak süreçte kilit ülke.
Sudi Arabistan:
- ABD’den güvenlik garantisi,
- gelişmiş silah sistemleri,
- nükleer teknoloji,
- yatırım avantajları
karşılığında normalleşmeye yaklaşabilir.
Ancak Filistin konusu nedeniyle içeride büyük toplumsal risk taşıyor.
4. Hindistan
Sessiz kazananlardan biri olabilir.
Çünkü:
- Körfez bağlantısı güçlenir
- Avrupa ticaret koridoru açılır
- Çin’e alternatif lojistik rota oluşur
Kaybedebilecek Ülkeler ve Yapılar
1. İran
En büyük jeopolitik baskı altında kalabilecek ülke.
Çünkü:
- çevrelenme riski artıyor
- Körfez’de yalnızlaşma ihtimali oluşuyor
- İsrail-Arap güvenlik ağı genişliyor
Bu nedenle İran bu süreci “anti-İran bloklaşması” olarak görüyor.
2. Filistin Yönetimi ve Hamas
En büyük siyasi kaybedenlerden biri olabilir.
Çünkü:
- Arap ülkelerinin önceliği değişiyor
- Filistin meselesi ikinci plana düşüyor
- ekonomik ve diplomatik baskı artıyor
Bu durum Gazze savaşları sonrası ciddi toplumsal kırılma yarattı.
3. Türkiye
Türkiye açısından tablo karmaşık.
Olası avantajlar:
- Bölgesel ticaret entegrasyonu
- Enerji projeleri
- Körfez sermayesi ile yeni işbirliği
- ABD ile ilişkileri yumuşatma fırsatı
Riskler:
- İsrail merkezli yeni enerji haritasında dışlanma
- Doğu Akdeniz’de denge kaybı
- Filistin konusunda iç kamuoyu baskısı
- İran ile denge siyasetinin zorlaşması
Türkiye’nin bu süreçte tamamen karşıt değil ama “temkinli denge” politikası izlediği görülüyor.
Bu plan başarılı olur mu?
En büyük sorun:
- halkların önemli bölümünün İsrail’e tepkili olması
- Gazze savaşlarının yarattığı öfke
- İran faktörü
- mezhep ve jeopolitik rekabetler
Devlet elitleri ile halk arasında ciddi görüş farkı bulunuyor.
Bu nedenle anlaşmalar:
- ekonomik olarak ilerleyebilir,
- güvenlik alanında derinleşebilir,
- fakat toplumsal meşruiyet sorunu yaşayabilir.
Özetle
Abraham / İbrahim Anlaşmaları:
- sadece “barış anlaşması” değil,
- Ortadoğu’nun yeni ekonomik ve askeri düzen projesidir.
Merkezinde:
- İsrail’in korunması,
- İran’ın dengelenmesi,
- Çin-Rusya etkisinin sınırlandırılması,
- enerji ve ticaret koridorlarının yeniden kurulması vardır.
Kazananlar:
- İsrail
- Körfez finans merkezleri
- ABD savunma-sanayi sistemi
- Hindistan merkezli yeni ticaret koridorları
Risk yaşayanlar:
- İran
- Filistin hareketleri
- bölgesel denge siyaseti yürüten ülkeler
- halk baskısı yüksek Arap yönetimleri olabilir.
GÜNCEL
Medeni Kanundan Siyasete: “Mutlak Butlan” CHP’ye Nasıl Uygulandı?
CHP’de “Mutlak Butlan” Depremi: 3 Yıl Sonra Yönetim Nasıl Düştü? Türkiye Siyasetinde Bir İlk: Mahkeme Kararıyla Parti Yönetimi Değişti… Kurultay İptali Krizi: CHP’de Hukuk mu, Siyaset mi Kazandı? CHP Kararında Son Sözü Kim Söyleyecek? Yargıtay, AYM ve AİHM Süreci…
Yayınlanma:
1 hafta önce|
26/05/2026Yazan:
BankaVitrini
CHP’de yaşanan “mutlak butlan” krizi, Türkiye siyasi tarihinin en sıra dışı hukuk-siyaset krizlerinden biri haline geldi. Çünkü ilk kez büyük bir siyasi partinin kurultayı, Medeni Hukuk’taki “kesin hükümsüzlük” kavramı üzerinden tartışmaya açıldı.
“Mutlak Butlan” Ne Demek?
“Mutlak butlan”, bir hukuki işlemin daha doğduğu anda ağır hukuka aykırılık taşıdığı için baştan itibaren geçersiz sayılması anlamına gelir. Yani hukuk açısından “hiç doğmamış” kabul edilir. Türk Medeni Kanunu ve Borçlar Hukuku’nda sık kullanılan bu kavram; irade fesadı, emredici hukuk kurallarına aykırılık, kamu düzeninin ihlali gibi durumlarda uygulanır.
Normalde bu kavram daha çok:
- evlilik işlemleri,
- şirket genel kurulları,
- dernek-vakıf kararları,
- ticari işlemler
için kullanılırdı.
CHP davasıyla birlikte ilk kez bu kadar güçlü biçimde bir siyasi parti kurultayına uygulanması tartışması ortaya çıktı. Çünkü siyasi partiler özel hukuk tüzel kişisi sayılsa da aynı zamanda anayasal kurum niteliği taşıyor. Bu nedenle “Medeni Kanun mantığı siyasi partilere uygulanabilir mi?” sorusu hukukun merkezine oturdu.
Süreç Nasıl Başladı? Kronolojik Özet
1. 4-5 Kasım 2023 Kurultayı
CHP’nin 38. Olağan Kurultayı yapıldı.
Kurultayda:
- Özgür Özel genel başkan seçildi.
- Kemal Kılıçdaroğlu seçimleri kaybetti.
Ancak kurultayın hemen ardından:
- bazı delegelerin yönlendirildiği,
- oy karşılığı menfaat sağlandığı,
- para dağıtıldığı,
- siyasi vaatlerde bulunulduğu
iddiaları ortaya atıldı.
2. İl Kongreleri de Tartışmaya Açıldı
Dava sadece genel kurultayla sınırlı kalmadı.
Özellikle:
- İstanbul İl Kongresi,
- bazı delegasyon seçimleri,
- liste süreçleri
mahkemeye taşındı.
Davacılar şunu savundu: “Delege iradesi sakatlanmıştır.”
Yani delegelerin özgür iradesiyle oy kullanmadığı iddia edildi.
3. Asliye Hukuk Süreci
İlk derece mahkemesinde dava görüldü.
İlk aşamada:
- bazı talepler reddedildi,
- bazıları usul yönünden değerlendirildi.
Ancak dosya daha sonra istinafa taşındı.
4. 2025-2026 Döneminde “Mutlak Butlan” Tartışması Büyüdü
2025 boyunca:
- hukukçular,
- siyasetçiler,
- eski yargı mensupları
şu soruyu tartıştı: “Bir siyasi partinin kurultayı mutlak butlanla iptal edilebilir mi?”
Bir görüş: “Siyasi Partiler Kanunu buna izin vermez” dedi.
Diğer görüş: “Siyasi partiler de hukuk tüzel kişisidir; ağır usulsüzlük varsa butlan uygulanabilir” görüşünü savundu.
Mahkeme Neye Karar Verdi?
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, 2026 Mayıs ayında kritik karar verdi.
Kararda:
- 38. Olağan Kurultay’ın mutlak butlanla sakat olduğu,
- yani baştan itibaren geçersiz sayıldığı,
- sonrasında yapılan olağan ve olağanüstü kurultayların da iptal edildiği belirtildi.
Mahkeme ayrıca:
- mevcut yönetimin tedbiren görevden uzaklaştırılmasına,
- kurultay öncesi yönetimin göreve dönmesine hükmetti.
Peki “3 Yıl Sonra Nasıl Görevden Alındılar?”
Asıl kritik nokta bu.
Çünkü mahkeme: “Kurultay en başından itibaren yok hükmündedir” yorumu yaptı.
Bu nedenle hukuk tekniğinde şöyle bir sonuç doğdu:
Eğer işlem “mutlak butlan” ise:
- süre işlemez,
- işlem sonradan meşrulaşmaz,
- aradan zaman geçmesi geçersizliği ortadan kaldırmaz.
Yani mahkeme: “Bu yönetim aslında hukuken hiç doğmamıştı” mantığıyla hareket etti.
İtirazlar Neden Yapılıyor?
Karara yönelik çok ciddi hukuki itirazlar var.
1. “Siyasi Partiler Kanunu’nda Butlan Yok” İtirazı
Muhalif hukukçular diyor ki:
- Siyasi partiler özel statülüdür.
- Parti kurultayları Medeni Kanun’daki şirket genel kurulu gibi değerlendirilemez.
- Siyasi Partiler Kanunu’nda “mutlak butlan” açıkça düzenlenmemiştir.
Bu yüzden kararın “kanuni dayanağının zayıf olduğu” savunuluyor.
2. “İstinaf Mahkemesi Bu Kararı Veremezdi” İtirazı
En büyük tartışmalardan biri de bu.
Eleştirilere göre:
- istinaf mahkemesi,
- ilk derece mahkemesi gibi davranarak,
- yönetim değişikliği doğuran tedbir kararı verdi.
Bazı hukukçular bunun:
- usule aykırı,
- yetki aşımı,
- içtihat çelişkisi olduğunu söylüyor.
3. “Demokrasiye Yargı Müdahalesi” Eleştirisi
Karşı çıkanlar ayrıca:
- milyonlarca seçmenin iradesinin,
- mahkeme yoluyla şekillendirildiğini,
- bunun siyasal alanı daralttığını savunuyor.
Kararı Savunanlar Ne Diyor?
Kararı savunan hukuk çevreleri ise:
- delegelerin iradesinin fesada uğratıldığını,
- seçim sürecinin demokratik olmadığını,
- kamu düzeninin ihlal edildiğini iddia ediyor.
Onlara göre: “Demokrasi sadece sandık değildir; temiz seçim süreci gerekir.”
Mahkeme de kararında:
- emredici hukuk kurallarına aykırılık,
- delege iradesinin sakatlanması,
- usulsüzlük iddiaları üzerinde durdu.
Son Kararı Kim Verecek?
Şu an hukuki süreç tam anlamıyla bitmiş değil.
Muhtemel aşamalar:
- Bölge Adliye Mahkemesi süreci
- Yargıtay incelemesi
- Gerekirse Anayasa Mahkemesi başvurusu
- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi süreci
özellikle:
- siyasi örgütlenme hakkı,
- seçme-seçilme hakkı,
- parti içi demokrasi başlıklarında yeni tartışmalar doğurabilir.
Nihai anlamda iç hukukta son sözü büyük ölçüde Yargıtay söyleyecek gibi görünüyor.
Ancak konu anayasal hak boyutuna taşınırsa: Anayasa Mahkemesi ve ardından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi sürece dahil olabilir.
Bu Karar Neden Tarihi?
Çünkü Türkiye’de ilk kez:
- bir ana muhalefet partisinin kurultayı,
- “mutlak butlan” kavramıyla,
- geriye etkili biçimde yok sayıldı.
Bu nedenle karar:
- sadece CHP meselesi değil,
- Türkiye’de siyasi partilerin hukuk statüsü,
- yargının siyasal alana müdahalesi,
- parti içi demokrasi,
- seçim meşruiyeti açısından da emsal niteliği taşıyan tarihi bir kırılma olarak değerlendiriliyor.
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.022)
- BANKA ANALİZLERİ (151)
- BANKA HABERLERİ (3.576)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (559)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.973)
- GÜNCEL (4.403)
- GÜNDEM (3.549)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (146)
- ŞİRKETLER (2.669)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (575)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.415)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (55)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (9)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (795)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (106)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (51)
- Onur ÇELİK (49)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (90)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (18)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Resmi Gazete'de bugün (04.06.2026) 03/06/2026
- İran: Müzakerelerde somut bir ilerleme sağlanamadı 03/06/2026
- Fed'in Bej Kitap raporunda yüksek enflasyon vurgusu 03/06/2026
- Morgan Stanley ve UniCredit'ten ‘Warsh’ uyarısı 03/06/2026
- Bessent: Enflasyondaki yükseliş kısa vadeli olacak 03/06/2026
- Otokar, Automecanica'nın yüzde 96,77'sini devraldı 03/06/2026
- Trump Ankara'daki NATO zirvesine katılacak 03/06/2026
- ABD fabrika siparişlerinde 11 ayın en büyük artışı 03/06/2026
- ABD'de hizmet faaliyetleri toparlandı 03/06/2026
- ABD-İran geçici anlaşma görüşmelerindeki temel anlaşmazlık konuları 03/06/2026
SON YAZILAR
- SASA yatırımcısı neden öfkeli? PDT dönüşümü ve İbrahim M. Turhan tartışması 03/06/2026
- Kuveyt Türk’ten kişiselleştirilmiş finansman dönemi 03/06/2026
- Akbank’tan 500 milyon dolarlık sermaye benzeri tahvil ihracı 03/06/2026
- Bankalar çiftçiyi nasıl finanse ediyor? 02/06/2026
- Barış masası sallanıyor, piyasalar hâlâ diplomasiye şans tanıyor 02/06/2026
- Geleceğin Bankalarını Don Kişotlar mı Kuracak? 01/06/2026
- Matematiğin Prensi Gauss: Bankacılıktan Yapay Zekâya Uzanan Miras 31/05/2026
- Sanayide eleman krizi vasıfsız işçiye de sıçradı 30/05/2026
- Haziran–Ağustos’ta 2 trilyon TL borç servisi: Hazine büyük sınava giriyor 30/05/2026
- TURİZMDE ALARM ZİLLERİ: 1.500 OTEL SATIŞTA 29/05/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini4 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu
