Connect with us

GÜNCEL

Prof. Dr. BORATAV: BRICS Zirvesinden sonra

Bu bağımlılığa yol açan ikilem, dolara dayanan uluslararası para sistemine son vererek çözülebilir mi? Dış ticarette net ihracatçı ülkelere dayanan bir para sistemi bu kronik çarpıklığı çözebilir mi?

Yayınlanma:

|

BRICS zirvesi, Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika liderlerinin katılımı ile 22-24 Ağustos’ta Johannesburg’ta yapıldı. Toplantıda altı yeni üyenin (Arjantin, Mısır, Etiyopya, İran, Suudi Arabistan ve BAE’nin) Ocak 2024’te BRICS’e katılımı kararlaştırıldı.

Toplantının sonuçları, sorunları tartışılıyor. Kısaca gözden geçirmek, bazı belirsizliklere ışık tutabilecek.

BRICS: Bir “örgüt” değil, bir “topluluk”

Önce bir kavram karışıklığını düzeltelim: BRICS, bir “uluslararası örgüt” değildir. IMF, DB, OECD gibi bir genel merkezi, sekretaryası, ana sözleşmesi yoktur.

Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin arasında ekonomik işbirliği çalışmalarının 2006’ya uzandığı açıklanıyor. İlk kurumsallaşma adımı 2009’da Rusya’da, dönüşümlü yıllık toplantıların başlatılması ile atıldı. 2010’da Güney Afrika’nın topluluğa katılması kararlaştırıldı.

Sonrasında yıllık zirveler kesintisiz sürdürüldü; korona salgınında sanal ortamda yapıldı. 22-24 Ağustos tarihli 15’nci zirve, 2019 sonrasındaki ilk yüz yüze toplantıdır.

Zirveyi devralan hükümetin yıl boyunca sekretarya işlevlerini de üstlendiği anlaşılıyor. Üye ülkeler arasında ekonomik, sosyal alanlarda çalışma gruplarından da söz ediliyor.

Zirve bildirileri, BM’deki bağlantısızların ekonomik topluluğu olan 77’ler grubunun çizgisini yansıtmaktadır. Bu özellikleri ile BRICS, Güney coğrafyasını temsil eden bir ülkeler topluluğu olarak nitelendirilebilir.  Dünya sisteminin kutuplaşma ortamında Batı bloku G7’nin karşıtı olarak nitelendirilebilir. Bu anlamda önem taşımaktadır.

BRICS’in bankası

2015’ta beş BRICS üyesi, 60 milyar dolarlık sermaye ile (ve eşit katılımlarla) bir kalkınma bankası kurdu:  National Development Bank (NDB). Sonraki yıllarda Bangladeş, Mısır ve BAE, daha küçük hisselerle NDB’ye katıldı. Kredi hacminin yüzde 30’unun ulusal paralardan oluşması hedeflenmektedir.

NDB, olası ekonomik krizlere karşı 100 milyar dolarlık bir destekleme fonu da (Contingent Reserve Arrangement) oluşturdu. Bu fona Çin 41, Brezilya, Rusya, Hindistan 18’er, Güney Afrika 5 milyar dolarlık kotalar ile katıldı. Kriz koşullarında üyelere, kotalarının iki misli kredi verilebilecek. Kredi miktarı bu sınırın yüzde 30’unu aşarsa, ülke ekonomik programının IMF tarafından da desteklenmesi gerekiyor.

Bu yıl NDB başkanlığına Lula’nın önerisi ile eski Brezilya başkanı Dilma Rousseff getirildi. Rousseff, ABD’nin uyguladığı finansal yaptırımlar nedeniyle “NDB’nin şimdilik Rusya’ya dönük yeni projeler tasarlamadığını” açıkladı. Güney Afrikalı marksist iktisatçı Patrick Bond, BRICS ve NDB’nin teslimiyetçi tutumunu sert bir üslupla eleştiriyor (Counterpunch, 18 Ağustos 2023).

“Uzlaşmacı” bir çizgi korunuyor

77’ler grubunun BM içindeki platformu, genellikle çatışmacı değil, uzlaşmacıdır. BRICS başlangıçta, Rusya’nın da katılımı ile bu söylemi devraldı. Son yıllarda emperyalizmin Çin ve Rusya’ya karşı saldırganlaşmasına rağmen, bu iki ülke BRICS’in bütünlüğünü korumaya ve uzlaşmacı söylemi sürdürmeye özen gösterdi.

Uzlaşmacı özelliği, XV’nci BRICS Zirvesi Johannesburg Bildirgesi de taşıyor. Bildirgenin başlığına bakalım: BRICS ve Afrika: Birlikte Hızlandırılmış Büyüme, Sürdürülebilir Kalkınma ve Kapsayıcı Çok Taraflılık için Ortaklık… BM’deki Güney/Kuzey bloklarının yıllar sonunda oluşturduğu “ortaklık” vurgulaması semboliktir. ABD hegemonyasına meydan okuyan “çok kutupluluk” değil, “kapsayıcı çok taraflılık arayışı” var. Renksiz “sürdürülebilir kalkınma” kavramı da ihmal edilmiyor.

Bildirgenin devamında Güney’in geleneksel eleştirileri, Çin ve Rusya katkılarını kısmen içeren ılımlı bir dille ifade ediliyor: ABD yaptırımlarına “BM Sözleşmesi ile uzlaşmayan tek taraflı zorlama önlemleri” olarak değiniliyor. “İnsan hakları, selektif olmayan, siyasallaşmayan biçimlerde” savunuluyor. Küresel Güney’in “uluslararası örgütlerde daha geniş temsiliyeti” talep ediliyor.

Çin ve Hindistan arasında sınır çatışmalarına yol açan siyasal gerginlikler var.  Hindistan’ın ABD tarafından Çin’in yükselişini dengeleyecek bir büyük Asya gücü olarak gözetildiği malumdur; başbakan Modi de bu eğilimden yararlanmaktadır. Öte yandan Hindistan, Rusya ile geleneksel ekonomik, askerî ilişkilerini korumakta ve ABD  yaptırımlarını uygulamamaktadır.
Emekli bir Hint diplomatı Bhadrakumar, bu etkenlere işaret ettikten sonra devam ediyor: “Hindistan, daha adil ve istikrarlı bir dünyanın oluşmasına BRICS’in yapacağı katkılara inanmaktadır. Bağımsız bir dış politikayı ulusal çıkarları gereği olarak benimsemiştir ve BRICS ortakları bu nedenlerle ona güvenmelidir”. (India Punchline, 21 Ağustos 2023).

Batı basını, Çin-Hindistan karşıtlığının BRICS Zirvesi’ni etkileyeceğini ummaktaydı. Çin’in özenli tutumu sonunda bu beklenti gerçekleşmedi.

Yeni üyelerin seçimi ve “BRICS parası”

Naked Capitalism sitesinde Pepe Escobar ve Michael Hudson,  BRICS Zirvesi’ni tartışıyor (28 Ağustos 2023). İktisat tarihçisi Hudson, “ABD’nin oluşturduğu ekonomik düzenden kopmak için BRICS hangi kolektif stratejiyi önermektedir? Bunu bir manifesto ile açıklamalıdır” diyor. Bence BRICS, bugün bu tür bir manifesto hazırlayacak aşamada değildir. Ancak, yeni üyelerde gereken ölçütleri oluşturma gereksinimi son zirvede ortaya çıkmıştır.

BRICS’e üyelik için başvuran kırk ülke sırada beklemektedir. Brezilyalı Escobar, altı yeni üye üzerinde uzun tartışmalar sonunda uzlaşıldığını açıklıyor. Hindistan ve Brezilya az sayıda yeni üye yeğlemektedir. Rusya ve Çin ise üye sayısını genişletmeyi; özellikle petrol, doğal gaz üreticilerinin katılımını savunuyorlar. Sonunda kabul edilen altı yeni üyenin üçü (İran, Suudi Arabistan ve BAE) bu tercihin ağır bastığını gösteriyor.

Siyah Afrika’dan yeni katılım, Etiyopya ile sınırlı kalıyor. Mineral kaynakları ve ham petrol rezervleri açısından çok zengin bir ülke… Bir anlamda geleceğin büyük ham madde ihracatçılarından biri.

Batı medyası BRICS ekonomileri ile G7’yi “alım gücü paritesi ne göre millî gelir” ölçümüne göre karşılaştırmaktadır:  Dünya millî gelirindeki payları itibarıyla eski BRICS (%31,7 ile), G7 payını (%30’u) geçmiştir. Yeni üyeler eklenince makas daha da açılacak.

G7 ile karşılaştırmayı, 2022’deki cari işlem dengeleri ve 11 üyeli BRICS ile yapalım. Bu tespit, genişlemiş BRICS’in, “dolar  emperyalizmi”ne son verecek alternatif bir uluslararası para sistemi oluşturma önerilerine de ışık tutacak.

11 üyeli BRICS, dünya ticaretinin (ve cari işlemlerin) açık-ara egemen blokudur: IMF verilerine göre 2022’de cari işlem hareketleri net olarak 697 milyar dolar fazla vermiştir. Bu fazla başta Çin olmak üzere Rusya ve üç petrol ihracatçısından kaynaklanıyor.

G7’nin bilançosu BRICS’in simetrik karşıtıdır: Almanya ve Japonya’nın cari işlem fazlaları, (başta ABD’nin astronomik açığı olmak üzere) diğer Batı ülkeleri tarafından kat be kat eritilmektedir: G7 bloku 2022’de (başta BRICS olmak üzere) tüm diğer ülkelere karşı astronomik açık vermektedir: Eksi 906 milyar dolar… 

Bu asimetrik durum emperyalist sistemin yarattığı diyalektik ikilemi yansıtmaktadır. Hegemonik blok (başta ABD) dış ticaretin ana kalemlerinde (tüketim malı, girdiler, yatırım mallarında) net ithalatçı olarak BRICS’in temsil ettiği Güney coğrafyasına bağımlıdır. Örneğin Çin dünya ticaretinin açık farkla ihracatçı lideridir. Ne var ki reel değişkenlere dayanan bu bağımlılık, dolar hegemonyası sayesinde rahatça sürdürülmekte; dahası, finansal olarak BRICS’i bağımlı kılmaktadır. Dolar ve ABD, sermaye hareketleri ve türev işlemler açısından açık-ara dünya lideridir.

Bu bağımlılığa yol açan ikilem, dolara dayanan uluslararası para sistemine son vererek çözülebilir mi? Dış ticarette net ihracatçı ülkelere dayanan bir para sistemi (“BRICS parası”), bu kronik çarpıklığı çözebilir mi?

Bu soru Ağustos 2023 BRICS zirvesinde de gündeme geldi. Yanıtları daha sonra tartışmak üzere…

Prof. Dr. Korkut BORATAV – sol.org.tr

Okumaya devam et

GÜNCEL

Orta Doğu gerilimi gölgesinde gözler ABD istihdam ve Türkiye enflasyonunda

Yayınlanma:

|

Yazan:

İsrail ile Lübnan arasında ABD arabuluculuğunda sağlanan ateşkes umutları, Hizbullah’ın anlaşmayı reddetmesi ve İsrail’in Lübnan’dan çekilmeyeceğini açıklamasıyla zayıfladı. İran, Washington ile yapılacak herhangi bir anlaşma için Lübnan’daki çatışmaların sona ermesini ön koşul olarak görürken, Hizbullah’ın direnişin süreceği yönünde mesajı bölgede tansiyonun düşmesini zorlaştırıyor. İsrail ise güney Lübnan’daki operasyonlarına devam ederek sahadaki baskıyı sürdürüyor.

Gelişmeler, ABD ile İran arasında aylardır süren savaşın diplomatik yollarla sonlandırılması umutlarını da hâliyle gölgeledi. Her ne kadar ABD Başkanı Trump bir anlaşmanın yakın olduğunu söylese de, bölgede saldırıların devam etmesi ve bir türlü somut bir ilerleme sağlanamaması küresel mali piyasaların sabrını zorlarken, en kötünün geride kaldığı yönünde inancın da henüz kaybolmadığını belirtmemiz gerekiyor.

Lübnan’da eğer kalıcı bir ateşkes sağlanırsa, daha geniş çaplı bir uzlaşmanın önünün açabileceği beklentisiyle Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı bu sabah 95 dolar seviyelerinde işlem görürken, kıymetli metallerde ise genel hatları ile tatsız seyrin korunduğuna şahitlik ediyoruz. Risk iştahının zayıf seyretmesine paralel gümüş dördüncü haftayı da peş peşe düşüşle tamamlama yönünde ilerliyor. Gümüş bu sabah 72,6 dolar seviyelerine kadar gerilerken, benzer bir şekilde altının da ons fiyatı 4,440 dolar seviyesine kadar gerilemek suretiyle 4,427 dolar seviyesinden geçen 200 günlük ortalamaların kıyısında âdeta bekliyor. Teknik açıdan kritik bir eşikte bulunan kıymetli metaller için haftalık kapanışların yanı sıra hafta sonu yaşanacak jeopolitik gelişmelerin de yön tayini açısından belirleyici olacağını düşünüyoruz.

Bir diğer değer saklama aracı olan Bitcoin, sadece bu hafta %15 gerileyerek 62 bin dolar seviyelerine kadar gelmek suretiyle 200 haftalık hareketli ortalama seviyelerine kadar gevşedi. Öte yandan, gelecek hafta gerçekleşmesi beklenen SpaceX’in halka arzı, Wall Street’in en büyük gündem maddesi hâline geldiğinin de altını çizmek gerekiyor. Yaklaşık 75 milyar dolarlık kaynak yaratması ve 1,75 trilyon dolar değerlemeye ulaşması beklenen şirket için geri sayım başlarken, halka arzın büyüklüğü ve şirketin piyasa değeri, SpaceX’i dünyanın en değerli şirketleri arasına taşıyacağını hatırlatalım. SpaceX’in mevcut faaliyetlerinden ziyade, Mars kolonizasyonu ve uzay tabanlı veri merkezleri gibi uzun vadeli büyüme hikâyeleri yatırımcı ilgisinin yüksek olmasına neden oluyor. Kıymetli metaller ve kripto paralar cephesinde bu hafta etkili olan satış baskısını biraz da SpaceX, Anthropic ve OpenAI halka arzlarına yönelik likidite yaratmak isteğine bağlıyoruz.

Yapay zekâ temasıyla yükselen teknoloji hisselerinde kâr satışları görülürken, dün de bültenimizde belirttiğimiz üzere Broadcom’un beklentileri tam olarak karşılayamayan finansalları özellikle yarı iletken sektöründe satış baskısını artırdı. Dün geceyi Broadcom hisseleri %12,5 düşüşle tamamlarken, bu sabah Pasifik’in diğer ucunda da hâkim rengin kırmızı olduğunu görüyoruz. Güney Kore borsası %5’in üzerinde gerilerken, gösterge endeks Tokyo borsasında da düşüş %1,5’i aştı. ABD borsalarının vadeli endekslerinde de düşüş isteği göze çarparken, son dönemde oldukça yükselen yapay zekâ hisselerinde beklentilerin çok yüksek seviyelere ulaşmasının ardından Nasdaq vadelisi %1 geriledi.

Lübnan’daki ateşkes umutlarının zayıflaması ve ABD ile İran arasında barış görüşmelerinin çıkmaza girmesi güvenli liman talebini de artırırken, doların önde gelen para birimlerine göre değerini gösteren sepet kur DXY 99,5 seviyelerine gelerek son bir ayın zirvesine yükseldi. Gözlerin üzerinde olduğu Japon yeni, dolar karşısında üst üste üçüncü işlem gününde de kritik 160 seviyesini test ederek piyasalarda yeni bir müdahâle beklentisini canlı tutuyor.  Japon yetkililer aşırı oynaklığa karşı kararlı adımlar atabilecekleri uyarısını yinelerken, Japonya’nın döviz rezervlerinin Mayıs ayında 70 milyar dolardan fazla azalarak 1,3 trilyon dolara gerilediğini ve bunun tarihteki en büyük aylık düşüş olduğunu görüyoruz.

Son bir ayda ABD tahvili satarak dolar yaratmak suretiyle piyasaya müdahâle eden ve Yen’in değer kaybını durdurmaya çalışan Japonya ekonomi takımının açıkçası başarılı olduğunu söylemek çok zor. Yüksek ABD tahvil faizleri ve güçlü dolar karşısında Japonya’nın tek başına kalıcı sonuç almakta zorlanacağını, operasyonun da git gide daha da maliyetli bir hâl alacağını düşünüyoruz. Japonya’nın da er ya da geç faiz artırmak zorunda kalacağını öngörüyoruz. Lâkin, olası faiz artışlarının bile Yen üzerindeki baskıyı azaltmak için tek başına yeterli olup olmayacağından emin olamıyoruz.

Orta Doğu’da artan jeopolitik riskler güvenli liman talebini destekleyerek doları güçlü tutmaya devam ederken, petrol fiyatlarının yükselmesi ve ABD ekonomisinin dirençli görünümü doların avantajını artırıyor. Gözler bugün her ayın ilk cuması olduğu üzere dünyanın en büyük ekonomisinin gidişatı hakkında en sağlıklı bilgiyi verdiğine inanılan ABD tarım dışı istihdam verisine çevrildi. Fed’in fiyat istikrarı (enflasyon) kadar tam istihdam görevi de olduğunu (dual mandate) hatırlatalım. Reuters anketine göre, Mayıs ayında 85 bin yeni istihdam yaratıldığını ön görülürken, işsizlik oranının ise %4,3 seviyesinde sabit kalması bekleniyor.

Piyasalar açısından bugünkü verinin önemi, Fed’in bir sonraki adımına ilişkin beklentileri şekillendirecek olmasından kaynaklanıyor. Beklentilerin üzerinde gelecek güçlü bir istihdam verisi, ABD ekonomisinin yüksek faiz ortamına rağmen dayanıklılığını koruduğunu teyit ederek, zaten büyük ölçüde gündemden düşen faiz indirimi beklentilerini daha da zayıflatabilir. Böyle bir senaryo, piyasalarda yeniden faiz artışı ihtimalinin konuşulmasına ve dolar ile tahvil faizleri üzerindeki yukarı yönlü baskının artmasına yol açabilir. Fed vadeli kontratları 2027 başında faiz artırım ihtimaline %50’den fazla şans tanırken, bu yılın Aralık ayına yönelik artırım beklentisinin ise bu sabah %44 seviyesine gerilediğini görüyoruz. Elbette, madalyonun diğer tarafında ise, zayıf bir veri, büyümede yavaşlama sinyali vererek Fed’in daha erken faiz indirimi yapabileceği beklentilerini de artırabilir. Warsh başkanlığında Fed’in ilk olağan faiz toplantısının 16-17 Haziran tarihinde yapılacağını hatırlatalım. Büyük bir merakla FOMC’den çıkacak politika metnini ve Başkan Warsh’un konuşmasını takip edeceğiz.

Türk mali piyasalarında ise dün karmaşık bir günü geride bıraktık. Hisse senetleri önderliğinde son günlerde zigzaglar dikkat çekiyor. Bankacılık endeksinde dün günü %2,2 yükselişle tamamlarken, ana endeks ise %0,7 geriledi. USDTRY kuru pazartesi günü valörlü işlemlerde (hafta sonu etkisi üç günlük TL fonlama faizinin de yardımıyla) 46,05 seviyesine yükselirken, CDS risk priminin ise 240 baz puan seviyesinin hemen üzerinde yatay bir seyir izlemeye devam ettiğini görüyoruz. İki yıl vadeli gösterge tahvilin bileşik faizi %43,30 seviyesine hafif de olsa gerilerken, içeride siyasi gelişmeler takip edilmeye devam ediyor. Dışarıda jeopolitik gelişmeler baskı unsuru yaratsa da, son günlerde bültenlerimizde yer verdiğimiz üzere, ABD-Türkiye ilişkilerinde yapıcı zeminin korunması, önümüzdeki ay Türkiye’de düzenlenecek NATO Zirvesi’ne ABD Başkanı Trump’ın da katılacağının açıklanması, Türkiye’nin giderek güçlenen jeo-ekonomik konumu büyük resimde dikkat çekmeye devam edeceğini düşünüyoruz.

Yurt içi yerleşiklerin Türk Lirası’na olan ilgisi devam ederken, mevduat tercihinde uzun süredir yaklaşık olarak %60 Türk Lirası, %40 yabancı para kompozisyonu da korunmaya devam ediyor. TCMB’nin kur oynaklığını yönetebilecek araç seti ile hareket alanını koruması nedeniyle, mevcut görünüm altında USDTRY kuru açısından da önemli bir risk görmediğimizin altını tekrar çizmek isteriz. Dün, her hafta Perşembe günü olduğu üzere, bayram tatili nedeniyle TCMB’den kısa haftanın bülteni geldi. Yurt içi yerleşiklerin yabancı para mevduatında, parite etkisinden arındırılmış seriye göre 1,5 milyar dolar artış olurken, aslan payı tüzel kişilerin Euro mevduatında kaynaklanmış. TCMB’nin net yabancı para pozisyonu 3 Haziran valörlü işlemler 21,7 milyar dolar seviyesine toparlanırken, butlan kararı sonrasında yaşanan erozyon rakamının da 7 milyar USD düzeyine kadar gerilediğini görüyoruz.

Gözler bugün her ne kadar dışarıda ABD istihdam verisine çevrilmiş olsa da, TÜİK tarafından saat 10.00’da açıklanacak enflasyon rakamı da yakından takip edilecek. Mayıs ayında aylık TÜFE artışının %1,5 civarında gelmesi beklenirken, KKTC İstatistik Kurumu’nun da KKTC için açıklayacağı enflasyon rakamları paralelde takip edilecektir. Haftaya Perşembe günü sonuçlanacak olağan TCMB PPK toplantısından da hazır yeri gelmişken faiz artırımı beklemediğimizi not edelim.

Emre Değirmencioğlu

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Bank Pozitif’in yeni sahibi Efor Holding oldu

Yayınlanma:

|

Yazan:

TMSF’nin satışa çıkardığı Bank Pozitif’te kritik süreç tamamlandı

Yasa dışı bahis soruşturması kapsamında 2025 yılında yönetimi Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na (TMSF) devredilen Bank Pozitif’in satış süreci, Türk finans sektörünün en dikkatle takip ettiği gelişmelerden biri oldu. Yaklaşık bir yıldır kayyım yönetiminde faaliyetlerini sürdüren banka, TMSF tarafından gerçekleştirilen ihale sürecinin ardından yeni sahibine devredilme aşamasına geldi.

TMSF tarafından yapılan ihale kapsamında Bank Pozitif’in yüzde 97 oranındaki hissesi satışa çıkarılırken, bank

Bank Pozitif’in TMSF tarafından gerçekleştirilen ihalesinde en yüksek teklifi veren EFOR Grup, bankanın yüzde 97 hissesini devralmaya hak kazandı. Böylece yaklaşık bir yıldır TMSF yönetiminde bulunan Bank Pozitif yeniden özel sektör bünyesine geçmiş oldu.

Efor Holding bankacılık sektörüne girdi

Bank Pozitif’in satış sürecinin en dikkat çekici sonucu, bankanın yeni sahibinin Efor Holding olması oldu. TMSF tarafından gerçekleştirilen ihalede en yüksek teklifi veren Efor Holding, Bank Pozitif’in yüzde 97 oranındaki hissesini devralarak bankacılık sektörüne önemli bir adım attı.

Çay, enerji, maden, gübre ve yapı sektörlerinde faaliyet gösteren Efor Holding’in bu satın alması, grubun finans sektörüne yönelik ilk büyük yatırımı olarak değerlendiriliyor. Holding, son yıllarda sanayi ve enerji alanlarında büyümesini sürdürürken, Bank Pozitif satın almasıyla faaliyet alanını finans sektörüne de taşımış oldu.

Neden önemli?

Bankacılık lisansı almanın son derece zorlaştığı bir dönemde mevcut bir bankanın satın alınması, sıfırdan banka kurmaktan çok daha hızlı ve stratejik bir yöntem olarak görülüyor. Bu nedenle Efor Holding’in yalnızca bir banka satın almadığı, aynı zamanda Türkiye’nin sınırlı sayıdaki kalkınma ve yatırım bankası lisanslarından birine sahip olduğu değerlendiriliyor.

Okumaya devam et

GÜNCEL

İstanbul Finans Merkezi için tarihi teşvik paketi yayımlandı

Yayınlanma:

|

Yazan:

4 Haziran 2026 tarihli yeni vergi ve yatırım düzenlemeleri ne getiriyor?

Resmî Gazete’de yayımlanan 7582 sayılı “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”, vergi, yatırım, üretim, yurt dışı gelirler ve kamu alacaklarının tahsili alanlarında önemli değişiklikler içeriyor. Özellikle üretici firmalar, yabancı yatırımcılar, yurt dışından Türkiye’ye dönen yüksek gelir grupları ve vergi mükellefleri açısından dikkat çekici düzenlemeler bulunuyor.

1. Kamu borçlarında taksit süresi iki katına çıktı

6183 sayılı Kanun’da yapılan değişiklikle kamu borçlarının tecil süresi 36 aydan 72 aya çıkarıldı. Ayrıca bazı işlemlerdeki limit 50 bin TL’den 1 milyon TL’ye yükseltildi.

Vatandaş ve firmaya etkisi

  • Vergi ve SGK borcu olan şirketlerin ödeme yükü hafifleyecek.
  • Nakit akışı bozulan KOBİ’ler daha uzun vadede borçlarını yapılandırabilecek.
  • Tahsilat baskısı kısa vadede azalırken devletin tahsilat süresi uzayacak.

2. Yurt dışından Türkiye’ye dönenlere 20 yıl vergi avantajı

Gelir Vergisi Kanunu’na eklenen yeni düzenleme ile son 3 yılda Türkiye’de vergi mükellefi olmayan kişilerin yurt dışından elde ettikleri gelirler 20 yıl boyunca gelir vergisinden istisna tutulabilecek.

Kimleri ilgilendiriyor?

  • Yurt dışında çalışan profesyoneller
  • Yazılımcılar
  • Fon yöneticileri
  • Girişimciler
  • Uluslararası danışmanlar

Etkisi

Türkiye, yüksek gelirli ve nitelikli insanları çekmek için vergi rekabetine giriyor. Özellikle Dubai, Londra ve Singapur’da yaşayan Türklerin dönüşünü teşvik etmeyi amaçlıyor.

3. “Nitelikli Hizmet Merkezi” dönemi başlıyor

Kanunla ilk kez “Nitelikli Hizmet Merkezi” tanımı getirildi. Çok uluslu şirketlerin finans, muhasebe, veri analizi, risk yönetimi, insan kaynakları ve teknoloji operasyonlarını Türkiye’den yönetmelerine yönelik yeni teşvik sistemi kuruldu.

Şirketlere sağlanan avantajlar

  • Personel ücretlerinde gelir vergisi avantajı
  • Kurumlar vergisinde büyük indirimler
  • İstanbul Finans Merkezi ve belirli endüstri bölgelerinde daha güçlü teşvikler

Beklenen sonuç

Türkiye’nin;

  • bölgesel finans merkezi,
  • bölgesel muhasebe merkezi,
  • teknoloji ve veri merkezi

olma hedefi güçleniyor. Özellikle İstanbul Finans Merkezi’nin uluslararası şirket çekme kapasitesi artırılıyor.

4. Üretici şirketlere %12,5 kurumlar vergisi

Kanunun en dikkat çekici maddelerinden biri üretim ve tarım şirketlerine yönelik.

Sanayi sicil belgesine sahip ve fiilen üretim yapan şirketlerin üretim kazançları için kurumlar vergisi oranı %12,5 olarak uygulanacak.

Kim kazanıyor?

  • İmalat sanayi
  • Organize sanayi bölgelerindeki üreticiler
  • Tarımsal üretim şirketleri

Etkisi

Bu düzenleme özellikle krediye erişimde zorlanan reel sektör için önemli bir vergi desteği niteliğinde.

Bankavitrini açısından bakıldığında bu düzenleme:

  • üretim yatırımlarını artırabilir,
  • kayıtlı üretimi teşvik edebilir,
  • sanayi şirketlerinin özkaynak birikimini güçlendirebilir.

Ancak finansman maliyetleri yüksek kaldığı sürece tek başına yeterli olmayabilir.

5. Yurt dışı ticarete dev vergi avantajı

Yurt dışından alınan malın Türkiye’ye gelmeden başka ülkeye satılmasından elde edilen kazançların %95’i kurumlar vergisi matrahından indirilebilecek. Bazı bölgelerde bu oran %100’e kadar çıkabilecek.

Sonuç

Türkiye’nin:

  • ticaret merkezi,
  • tedarik zinciri merkezi,
  • bölgesel lojistik üs

olma hedefi destekleniyor.

6. Yeni “Varlık Barışı” geliyor

31 Temmuz 2027’ye kadar yurt dışındaki para, altın, döviz ve menkul kıymetlerin Türkiye’ye getirilmesine imkan tanıyan yeni bir varlık barışı düzenlemesi getiriliyor.

Dikkat çeken nokta

Normal vergi oranı %5.

Ancak;

  • 5 yıl tutulursa %0
  • 4 yıl tutulursa %1
  • 3 yıl tutulursa %2
  • 2 yıl tutulursa %3
  • 1 yıl tutulursa %4

olarak uygulanabilecek.

Ekonomiye etkisi

Hazine’nin amacı:

  • Döviz girişini artırmak,
  • Finansal sisteme kaynak çekmek,
  • Yastık altı ve yurt dışındaki varlıkları kayıt altına almak.

Bankavitrini yorumu

Bu kanun, ilk bakışta bir “vergi kanunu” gibi görünse de aslında üç stratejik hedef taşıyor:

1. Üretimi teşvik etmek

%12,5 kurumlar vergisi bunun en somut göstergesi.

2. Yabancı sermayeyi çekmek

Nitelikli hizmet merkezleri ve İstanbul Finans Merkezi teşvikleri bu amaçla getirildi.

3. Döviz girişini artırmak

Varlık barışı ve yurt dışı gelir istisnaları bu hedefe hizmet ediyor.

Ancak düzenlemenin başarısı sadece vergi avantajlarına değil;

  • hukuk güvenliğine,
  • finansmana erişime,
  • kur istikrarına,
  • yatırım ortamına

bağlı olacak.

Aksi halde vergi teşvikleri tek başına beklenen yatırım ve üretim artışını sağlayamayabilir. Buna karşın özellikle üretici firmalar, ihracatçılar ve uluslararası hizmet şirketleri açısından son yılların en önemli teşvik paketlerinden biri olduğu söylenebilir.

Önerilen başlıklar:

  1. Vergide yeni dönem: Kim kazanacak, kim kaybedecek?
  2. Üreticiye %12,5 vergi müjdesi: Sanayi için yeni fırsat
  3. Türkiye vergi rekabetine giriyor: Yurt dışındaki Türkler geri döner mi?
  4. Varlık barışı geri döndü: Döviz girişinde yeni hamle
  5. İstanbul Finans Merkezi için tarihi teşvik paketi yayımlandı

Kaynak: 4 Haziran 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 7582 sayılı Kanun.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.