Connect with us

GÜNCEL

Bir yumurta-tavuk hikayesi: Ücret-fiyat sarmalı

Yayınlanma:

|

Sürekli şikayet edilen, fazlasıyla can yakan fiyat artışları; maaş zammı dönemlerinde çalışanların patronlara karşı en güçlü silahı hâline dönüşüyor. Yani çalışanlar harcarken düşman oldukları enflasyona, hakları olan maaş zammını isterken bir parça da olsa ısınmıyor değil. Ancak tam zam pazarlığı bittiğinde fiyatlar yine artıyor. Film yine başa sarıyor ve yine enflasyonla kol kola, patronların kapısı çalınıyor. Bu senaryo, iktisat biliminde ücret-fiyat sarmalı olarak açıklanıyor. Yani şu sıralar sıkça duyduğunuz ve muhtemelen sizin de kullandığınız ifadelerle:

“Maaşa zam gelmeden fiyatlar arttı bile.”

“Maaş zamlarını duyar duymaz fiyatlara zam yapmaya başladılar.”

Veya, biraz daha farklı ve çaresizlik dolu versiyonu ile:

“Maaşımıza zam yapmayın ama fiyatlar da artmasın.”

İşte: Buyurun size ücret-fiyat sarmalı… Ama önce 2000’li yılların enflasyonuna bir bakış atalım.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından 2005 yılı baz alınarak kaydedilen istatistiklere bakıldığında 19 yıllık süreçte fiyat değişimi %1.524 (yazıyla yüzde bin beş yüz yirmi dört) seviyesinde görünüyor. Daha anlaşılır bir dille açıklamak gerekirse, 2005 yılının Ocak ayında 100 TL olan bir mal ya da hizmetin fiyatı, bugün 1.624 TL’ye yükselmiş durumda.

Son 19 yılın en düşük yıllık enflasyonu %3,99

19 yıllık periyotta en düşük yıllık enflasyon oranı, 2011 yılının Mart ayında %3,99 ile görülürken son 19 yılın en yüksek yıllık enflasyonu Ekim 2022 döneminde %85,55 olarak gerçekleşti.

Biraz daha detaylandıracak olursak, aradan geçen 228 ayın 127 ayında enflasyon %10’un altında, yani tek hanede kalmış. Tek hanede geçen enflasyon dönemlerinin ortalama enflasyonu ise %7,87 olarak kayıtlara geçiyor. Bu süreçte 2012 Mayıs – 2017 Şubat aralığındaki 57 aylık dönemde enflasyon, kesintisiz olarak tek hanede kalmayı başardı.

2017 yılının Şubat ayından günümüze kadar geçen 83 aylık süreçte ise enflasyon yukarı yönlü bir seyir izleyerek yalnızca 3 ay tek hanede kaldı ve bu 83 aylık periyodun aylık bazda ortalama yıllık enflasyonu %28,79 düzeyinde. 2005 yılının Ocak ayında 100 TL olan bir ürünün fiyatı, 2017 yılının hemen başlarında 300 TL seviyelerine çıkarken aradan geçen 6 yılda neredeyse 6 katına ulaşmış hâlde. Özetle 12 yılda üçe katlanan fiyatlar, sonraki 6 yılda aynı seviyelerden neredeyse 6 katına ulaşmış.

Enflasyon neden artıyor ki?

Bu değerlendirmenin ardından “Son 6 yılda roket gibi fırlayan fiyatların artışında neler etkili oldu?” sorusunu ele alalım. Elbette ki, bu sorunun yanıtı oldukça karmaşık ve sadece bir yazıya sığdırabileceğimiz kadar basit değil. Ancak hafızaları tazelemek adına; ülkemizdeki siyasi ve ekonomik krizler, Türkiye ekonomisinin yapısal sorunları, küresel ekonomideki çalkantılar ve dünyanın çeşitli bölgelerinde ortaya çıkan savaşlar ilk akla gelenler olarak sayılabilir. Elle tutulur nedenlerden biri olarak Türk Lirası’ndaki değer kayıplarını da atlamamak gerek.

Ücret-fiyat sarmalı: Ücretler mi enflasyonu, enflasyon mu ücretleri artırıyor?

Her yıl olduğu gibi son aylarda asgari ücret başta olmak üzere ücret artış pazarlıkları yapılırken, işin doğası gereği enflasyon masaya konuyor. 2023’te de öyle oldu. Yüksek enflasyon koşullarında yaşamaya alışkın olan ülkemizde farkına varılan bilimsel bir gerçeklik, bu kez sokakta da dillendirilir oldu: İktisadi literatürde adı “ücret-fiyat sarmalı” ya da “ücret-enflasyon sarmalı” olarak geçiyor. Ekonomi bilimine aşina olmayanlar için şu şekilde özetlenebilir: Bir ülkede ücretler arttıkça mal ve hizmetlerin de fiyatı artar. Bu da enflasyonu yükseltir. Satın alma gücünü korumak ve enflasyona ezdirmek istemezseniz, mecburen ücretleri artırmanız gerekir. Sonrası yine enflasyon…

İktisadi gerçekliklere uygun olarak bir şeyler yapılmazsa bu döngü sonsuza kadar sürebilir ki o nedenle “sarmal” şeklinde ifade ediliyor. Bir bakıma, herkes birbirine “Tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan çıkar?” diye sorup duruyor.

Türkiye’de ücret artışları ile enflasyon ilişkisi nasıl?

Literatürde makroekonomik açıdan incelenen bu durum, içinden çıkması oldukça güç denklemleri de beraberinde getiriyor. Öyle ki, sarmaldan çıkmak kimi zaman bir neslin ömrünü bulabiliyor. Bu hususta ekonomistlerin farklı görüşleri ve yaklaşımları mevcut. Ekonomi bilimi açısından sarmaldan çıkış reçetesinden önce, ülkemizdeki enflasyon ile asgari ücretteki artışları yıllık olarak inceleyelim.

Türkiye’de 2005-2023 yılları arasındaki enflasyon oranları ile ücret artışları arasındaki ilişkiyi bir de grafik üzerinde görelim.


Görüldüğü üzere, fiyatlar ile asgari ücret arasındaki grafiklerin hareketlerinde bir doğrusallık söz konusu. Ve hatta eğim artışlarının eğilim çizgilerinin açısı da birbirine çok yakın.

Şimdi gelelim asıl soruya: Ücretler artarsa enflasyon artar mı; daha da doğrusu, ücretleri artırmamak enflasyonun düşmesini sağlar mı? Sorunun ilk kısmını yukarıdaki grafikle açıklayabiliriz. Ülkemizin gerçekleri, yakın tarih ve hayatın gerçekleri iktisat bilimin bizlere öğrettikleriyle paralel bir şekilde ücret artışlarının enflasyonu artırdığını gösteriyor. Elbette ki enflasyon için ücret artışları tek sebep değil. Kurdaki bozulmalar, Türk Lirası’nın değer kaybı, hatalı uygulanan para politikaları, enerji ve gıda fiyatlarındaki küresel artış eğilimleri de enflasyon üzerinde oldukça etkili.

Ücretler artmazsa enflasyon düşer mi?

Peki ücretler artmazsa enflasyon düşer mi? Ülke olarak böyle bir ortamı deneyimlemedik henüz. Yani enflasyon geldi ve o enflasyona bakarak ücretleri az ya da çok, sürekli olarak artırdık. Ancak 2024 yılı asgari ücret artışları görüşülürken bazı politikacıların ve “Asgari ücretler artmasın ama fiyatlar da artmasın” diyen Türk-İş Başkanı Ergün Atalay’ın bu sorumuza değindiğini gördük. Birçok iktisatçı ve akademisyen de bu sarmala değinerek ücretlere popülist yaklaşımlarla kontrolsüz zam yapılmaması gerektiğine değindi. Fakat enflasyon geriden geldiği için ücret artışı yapılmaması neredeyse imkansızdı, öyle de oldu. En azından içerisinde yerel seçimlerin olduğu 2024 yılı için.

Ücret-fiyat sarmalından nasıl çıkılır?

Açıklamaya çalıştığımız ücret-enflasyon sarmalından çıkışın hiç de kolay olmadığını anlamak için ekonomist olmaya gerek yok aslında. Fakat bu sarmaldan çıkış için adımlar atılmalı. İktisadi tarafta neler yapılabileceğine kısaca değinelim.

Çalışanların verimliliğinin artması: Çalışanların daha verimli çalışmaya başladığı bir dünyada, işverenlerin bu verimlilik artışı nedeniyle işgücü maliyetlerindeki artışları üretip sattıkları mal veya hizmetlerin fiyatlarına yansıtmaması durumu. Yani günlük ücreti 100 TL olan bir işçi, günde 500 adet mal üretiyorken ücreti %50 artışla 150 TL’ye çıktığında, ekstra motive olması ve günlük 1.000 tane mal üretmesi olarak düşünülebilir. Patronun da üretim artışı sayesinde fiyatları artırmaya gerek duymamasıyla sonuçlanır bu.

Üretimdeki diğer maliyetlerin düşmesi: Mal ve hizmetlerin üretiminde kullanılan diğer girdilerin fiyatlarındaki düşüşler, bir nevi işçi ücretlerinde artışın gelen maliyet artışını dengelemesi durumu. Yani ücret artışı ile çalışan giderleri artan patronun, üretimde kullandığı hammadde veya enerji gibi diğer girdi fiyatlarında düşüş yaşanması ile ücret artışlarını tolere ederek fiyatları artırmaması.

Ekonomi yönetimlerinin uygulamaları ve para politikası: Genellikle ülkede faiz oranlarının artırılması neticesinde çalışanların elde ettiği geliri harcamak yerine tasarrufa gitmesi durumu. Bu, borçlanma maliyetlerini de artıracağından kredi ile alımlar azalır ve talepteki düşüş üzerinden fiyatlarda da düşüş görülür.

Özetle

Ücret-enflasyon sarmalından iktisadi olarak saydığımız 3 çıkış yolundan ilk ikisi, serbest piyasa ekonomisini benimseyen ülkemizde çok da kontrol edilebilir senaryolar değil. Bu durumlarda, dönemsel ya da yapısal birçok değişkenin de denklemde olduğu unutulmamalı. Üçüncü yönteme gelecek olursak, zaten aylardır bu senaryoyu yaşıyoruz ve bunun bir müddet daha süreceğine emin olabilirsiniz.

Pareto

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Akbank Gebze Organize Sanayi Bölgesi’nde sanayicilerle bir araya geldi

“Makroekonomik Görünüm” etkinliğinde iş dünyasının gelecek dönem hedefleri ele alındı.

Yayınlanma:

|

Yazan:

Akbank, Gebze Organize Sanayi Bölgesi (GOSB) işbirliğiyle düzenlediği ‘Makroekonomik Görünüm’ programı kapsamında saniyicilerle buluştu.

Bankadan yapılan açıklamaya göre, GOSB Yönetim Merkezi ve Sosyal Tesislerinde gerçekleştirilen etkinlikte, iş dünyasının gelecek dönem hedefleri ele alındı.

GOSB Yönetim Kurulu Başkanı Ercüment Sarıtaş ve Akbank Ticari Bankacılık Genel Müdür Yardımcısı Özlem Atik’in ev sahipliği yaptığı programa, bölgedeki sanayiciler ve iş dünyası temsilcileri katıldı. GOSB üyelerinin yanı sıra Otomotiv Tedarik Sanayi İhtisas Organize Sanayi Bölgesi’nde (TOSB) faaliyet gösteren işletmelerin yöneticileri de toplantıda yer aldı.

Etkinlikte, Akbank Baş Ekonomisti Çağrı Sarıkaya, küresel ve yerel ekonomik gelişmeler, finansal piyasalardaki görünüm, faiz ve enflasyon beklentileri gibi reel sektörün karar alma süreçlerini yakından ilgilendiren makroekonomik başlıklara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Katılımcıların soru ve yorumlarıyla interaktif bir ortamda gerçekleşen buluşma, yeni işbirlikleri geliştirmek için fırsat sundu.

Programda, küresel ekonomik görünüm, Türkiye ekonomisine ilişkin beklentiler, finansman koşulları ve piyasa dinamikleri karşısında iş dünyasının daha güçlü stratejik perspektifler geliştirmesine katkı sunacak değerlendirmeler paylaşıldı. Etkinlik, sanayicilerin sorularının yanıtlandığı özel bölümle sona erdi.

– ‘Küresel ekonomide dengeler yeniden kuruluyor’

Açıklamada etkinlikteki görüşlerine yer verilen Akbank Ticari Bankacılık Genel Müdür Yardımcısı Atik, küresel ekonomide dengelerin yeniden kurulduğu, finansal koşulların ve ticaret dinamiklerinin hızla değiştiği bir dönemden geçtiklerini belirtti.

Sanayicilerin günün koşullarını, ilerleyen dönemin risk ve fırsatlarını doğru okuyabilmesinin büyük önem taşıdığını vurgulayan Atik, Türkiye ekonomisinde dayanıklılığın, üretim kapasitesini koruyan, istihdam yaratan, ihracata katkı sunan ve yatırım iştahını sürdüren sanayicilerin gücüyle şekillendiğini aktardı.

Atik, ‘Bu bilinçle gerçekleştirdiğimiz Makroekonomik Görünüm programımızda, başta GOSB ve TOSB temsilcileri olmak üzere sanayicilerimizi ağırlamaktan memnuniyet duyduk. İşbirliği için GOSB yönetimine ve programa katılan tüm sanayicilerimize teşekkür ediyorum. Önümüzdeki dönemde de farklı üretim merkezlerinde iş dünyasıyla bir araya gelmeye, ekonomik görünümü, finansal gelişmeleri ve reel sektörün ihtiyaçlarını sahada birlikte değerlendirmeye ve çözüm üretmeye devam edeceğiz.’ ifadelerini kullandı.

GOSB Yönetim Kurulu Başkanı Sarıtaş da ekonomik dinamiklerin hızla değiştiği ve küresel dönüşümün ivme kazandığı bir dönemde, sanayicilerin doğru ekonomik öngörüye erişiminin her zamankinden daha büyük önem taşıdığına değinerek, şunları kaydetti:

‘Ekonominin gerçek performansı üretim sahalarında şekilleniyor. Organize sanayi bölgeleri ise üretim gücü, istihdam kapasitesi ve ihracata katkısıyla Türkiye ekonomisinin taşıyıcı omurgasını oluşturuyor. Bu güçlü yapının sürdürülebilirliği ve sanayicimizin değişen ekonomik koşulları doğru okuyabilmesi, güçlü veri, sağlıklı öngörüler ve doğru stratejik perspektiflerle hareket edebilmesiyle mümkün. Sanayicilerimizin rekabet gücünü destekleyen güçlü, dirençli ve sürdürülebilir bir üretim ekosistemi için çalışmayı sürdürüyoruz. Akbank işbirliğiyle gerçekleştirdiğimiz bu programın, katılımcılarımıza ekonomik gelişmeleri değerlendirme ve geleceğe yönelik güçlü perspektifler oluşturma noktasında katkı sunduğuna inanıyorum.’

Okumaya devam et

GÜNCEL

21. yüzyılda şirketlerin yeni sermayesi: Güven, itibar ve bilgi

Yayınlanma:

|

Şirketler Sadece Kâr Makinesi Mi? 21. Yüzyılın En Büyük Yönetim Yanılgısı

Uzun yıllar boyunca işletme okullarında, ekonomi kitaplarında ve finans çevrelerinde şirketlerin temel amacı tek bir cümleyle açıklandı: “Şirketlerin varlık nedeni hissedar değerini ve kârı maksimize etmektir.”

Bu yaklaşım, özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısında küresel ekonomi üzerinde etkili oldu. Ancak bugün geldiğimiz noktada bu tanımın modern şirketleri açıklamakta yetersiz kaldığı giderek daha net görülüyor.

Çünkü artık şirketlerin değeri yalnızca sahip oldukları fabrika, makine, bina veya nakit miktarıyla ölçülmüyor.

Asıl değer;

  • İnsan sermayesinde,
  • Kurumsal kültürde,
  • Bilgi birikiminde,
  • Marka gücünde,
  • Güvende,
  • İtibarda,
  • Yenilik üretme kapasitesinde oluşuyor.

Bugünün en değerli şirketlerine baktığımızda bunun açık örneklerini görüyoruz.

Apple’ın piyasa değerinin büyük bölümü fabrikalarından değil marka gücünden geliyor.

Google’ın değeri veri işleme kapasitesi ve algoritmalarında yatıyor.

Microsoft’un gücü sahip olduğu binalardan değil, geliştirdiği ekosistemden kaynaklanıyor.

Dolayısıyla modern şirketler artık fiziksel sermaye kuruluşları olmaktan çok bilgi ve güven kurumları haline dönüşmüş durumda.

Ürünleri Seviyoruz Ama Şirketlere Güvenmiyoruz

Modern ekonominin en dikkat çekici çelişkilerinden biri de burada ortaya çıkıyor.

Tüketiciler şirketlerin ürünlerini kullanıyor.

Bankacılık sistemine ihtiyaç duyuyor.

Teknoloji şirketlerinin hizmetlerinden vazgeçemiyor.

Ancak aynı tüketiciler şirketlere karşı giderek daha fazla güvensizlik hissediyor.

Bunun temel nedeni şirketlerin yalnızca finansal performans üzerinden değerlendirilmesi.

Kâr arttığında başarı kabul ediliyor.

Ancak çalışan memnuniyeti, müşteri güveni, toplumsal etki veya etik davranışlar ikinci plana atılabiliyor.

Bu durum şirketlerin ekonomik olarak büyürken toplumsal meşruiyet kaybetmesine yol açıyor.

Meşruiyet Krizi Neden Derinleşiyor?

Bugün birçok kurumun yaşadığı temel sorun finansal değil, güven sorunudur.

Kısa vadeli kârlılık baskısı;

  • Çalışan bağlılığını azaltıyor,
  • Müşteri sadakatini zayıflatıyor,
  • Kurumsal itibarı aşındırıyor,
  • Yenilik kapasitesini düşürüyor.

Sonuçta ortaya dışarıdan güçlü görünen ancak içeriden zayıflayan organizasyonlar çıkıyor.

Özellikle sosyal medya çağında şirketlerin bilançosundan önce itibarı sorgulanıyor.

Bir güven krizi bazen yıllarca oluşturulan finansal değeri birkaç gün içinde yok edebiliyor.

Geleceğin Şirketi Nasıl Olacak?

  1. yüzyılın başarılı şirketleri yalnızca para kazanan kurumlar olmayacak.

Aynı zamanda;

  • Güven üreten,
  • Yetenek geliştiren,
  • Bilgi biriktiren,
  • Topluma değer sunan,
  • Uzun vadeli ilişkiler kurabilen organizasyonlar olacak.

Artık şirketlerin rekabet avantajı sadece finansal kaynaklardan değil, görünmeyen sermayelerden oluşuyor.

Bu nedenle yöneticilerin yalnızca bilanço okumayı değil, kurum kültürünü, güven mekanizmalarını ve itibar yönetimini de stratejik bir varlık olarak görmeleri gerekiyor.

Sözün Özü

Şirketleri hâlâ yalnızca kâr makinesi olarak tanımlamak, bu yüzyılın ekonomik gerçekliğini anlamamaktır.

Modern şirketler;

Para üretir.

Ama aynı zamanda güven üretir.

Bilgi üretir.

İlişki üretir.

Toplumsal değer üretir.

Geleceğin kazananları da sadece bilançosu güçlü olanlar değil, toplum nezdinde güvenilirliğini koruyabilen kurumlar olacaktır.

Çünkü sürdürülebilir başarı artık yalnızca finansal performansın değil, kurumsal meşruiyetin de sonucudur.

Mustafa AKPINAR

Okumaya devam et

ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA

Markov Zincirleri: Finans Dünyasının Görünmeyen Tahmin Motoru

Markov Zincirleri: Bankacılığın ve Yapay Zekânın Gizli Tahmin Motoru
Finans Dünyasında Geleceği Olasılıklarla Okumak: Markov Modelleri
Kredi Riskinden Borsa Tahminlerine: Markov Zincirleri Ne Kadar Güvenilir?

Yayınlanma:

|

Geleceği Tahmin Etmek Mümkün Mü?

Finans piyasaları, ekonomi, kredi riskleri, müşteri davranışları ve hatta bankacılıkta dolandırıcılık modelleri… Tüm bu alanlarda karar vericilerin en çok sorduğu soru aynıdır: “Bugünkü duruma bakarak yarını ne kadar doğru tahmin edebiliriz?”

İşte tam bu noktada devreye olasılık teorisinin en güçlü araçlarından biri olan Markov Zincirleri (Markov Chains) giriyor.

Rus matematikçi Andrey Markov tarafından geliştirilen bu yöntem, karmaşık sistemlerin gelecekte hangi yöne evrilebileceğini olasılıklar üzerinden modellemeye yardımcı oluyor.

Bugün yapay zekâdan kredi derecelendirmeye, müşteri davranış analizinden borsa fiyat hareketlerine kadar birçok alanda Markov modelleri kullanılıyor.

Markov Zinciri Nedir?

Markov Zinciri, bir sistemin gelecekteki durumunun yalnızca mevcut durumuna bağlı olduğunu varsayan matematiksel bir modeldir.

Başka bir ifadeyle: Geçmişte yaşananların tamamı değil, sadece mevcut durum geleceği belirler.

Bu özelliğe matematikte “hafızasızlık (memoryless property)” adı verilir.

Örneğin bir müşteri:

  • Düzenli ödeme yapan müşteri
  • Riskli müşteri

olarak iki farklı durumda bulunabilir.

Markov modeli, bugün düzenli ödeme yapan bir müşterinin gelecek ay hangi olasılıkla riskli müşteri sınıfına geçebileceğini hesaplayabilir.

Bankacılıkta Nerelerde Kullanılıyor?

1. Kredi Risk Analizi

Bankalar müşterileri;

  • Çok düşük risk
  • Düşük risk
  • Orta risk
  • Yüksek risk
  • Temerrüt

gibi kategorilere ayırır.

Markov Zinciri kullanılarak bir müşterinin belirli bir süre sonra hangi risk grubuna geçebileceği hesaplanabilir.

Bu yöntem Basel düzenlemeleri kapsamında kullanılan birçok risk modelinin temelinde yer almaktadır.

2. Takipteki Kredilerin Tahmini

Bir kredi portföyündeki müşterilerin:

  • Normal
  • Yakın izleme
  • Gecikmeli
  • Takipte

kategorileri arasında geçiş olasılıkları hesaplanabilir.

Bu sayede bankalar gelecekte oluşabilecek tahsilat sorunlarını önceden görebilir.

3. Müşteri Davranışı Analizi

Bir müşteri:

  • Aktif kullanıcı
  • Pasif kullanıcı
  • Ürün terk eden müşteri

durumları arasında hareket eder.

Markov modelleri sayesinde müşteri kaybı (churn) önceden tahmin edilerek sadakat programları geliştirilebilir.

4. Dolandırıcılık Tespiti

Kart işlemlerindeki olağan davranış akışları belirlenebilir.

Normal davranış örüntüsünden sapmalar tespit edildiğinde sistem alarm verebilir.

Bu nedenle birçok gelişmiş fraud yönetim sistemi Markov mantığından faydalanmaktadır.

Borsada Markov Zincirleri

Finansal piyasalarda yatırımcıların ilgisini çeken en önemli kullanım alanlarından biri de fiyat hareketlerinin modellenmesidir.

Örneğin bir hisse için:

  • Yükseliş
  • Yatay seyir
  • Düşüş

olmak üzere üç durum tanımlanabilir.

Geçmiş verilerden elde edilen geçiş olasılıkları kullanılarak:

  • Yükseliş trendinin devam etme olasılığı
  • Düşüşe dönme ihtimali
  • Yatay piyasaya geçiş olasılığı

hesaplanabilir.

Ancak burada önemli bir uyarı bulunmaktadır. Markov Zincirleri piyasaları kesin olarak tahmin etmez. Sadece olasılıkları hesaplar.

Dolayısıyla yatırım kararı verirken tek başına kullanılmaları ciddi hatalara yol açabilir.

Markov Zincirlerinin Avantajları

Geleceği Olasılıklarla Görme Yeteneği

Belirsizliği tamamen ortadan kaldırmasa da geleceğe ilişkin senaryolar oluşturulmasına yardımcı olur.

Karmaşık Sistemleri Basitleştirir

Binlerce değişken içeren sistemleri daha yönetilebilir hale getirir.

Yapay Zekâ ve Veri Bilimi ile Uyumlu Çalışır

Makine öğrenmesi modellerinin birçok alt alanında kullanılmaktadır.

Stratejik Kararları Destekler

Risk yönetimi, fiyatlama, müşteri segmentasyonu ve tahminleme süreçlerinde güçlü bir araçtır.

Peki Riskleri Neler?

Her güçlü model gibi Markov Zincirleri de yanlış kullanıldığında yanıltıcı olabilir.

Veri Kalitesi Sorunu

Yanlış veya eksik veri kullanılması durumunda sonuçlar güvenilirliğini kaybeder.

Geçmişin Geleceği Temsil Etmeme Riski

Ekonomik krizler, savaşlar, pandemi gibi olağanüstü dönemlerde geçmiş veriler geleceği açıklamakta yetersiz kalabilir.

Aşırı Basitleştirme

Gerçek hayat çoğu zaman yalnızca mevcut duruma bağlı değildir.

Bazı sistemlerde geçmiş olaylar da önemli rol oynar.

Bu durumda Markov yaklaşımı yetersiz kalabilir.

Yapay Zekâ Çağında Markov’un Yeniden Yükselişi

Bugün üretken yapay zekâ, doğal dil işleme ve davranış modelleme sistemlerinde daha gelişmiş algoritmalar kullanılıyor olsa da Markov Zincirleri hâlâ birçok modelin temel taşlarından biri olarak kabul ediliyor.

Özellikle:

  • Risk yönetimi
  • Finansal modelleme
  • Kredi tahmini
  • Dolandırıcılık analizi
  • Müşteri davranışı tahmini

alanlarında önemini koruyor.

Verinin yeni petrol olarak kabul edildiği günümüzde, Markov Zincirleri bu veriyi anlamlandıran en güçlü matematiksel araçlardan biri olmaya devam ediyor.

Özet

Bankacılık ve finans sektöründe başarı artık yalnızca mevcut tabloyu okumaktan değil, gelecekte oluşabilecek senaryoları önceden görebilmekten geçiyor.

Markov Zincirleri, kesin cevaplar vermese de karar vericilere geleceğe ilişkin güçlü olasılık haritaları sunuyor.

Bu nedenle önümüzdeki dönemde yapay zekâ, büyük veri ve finansal risk yönetimi uygulamalarında Markov modellerinin daha da fazla kullanılması bekleniyor.

Çünkü rekabet avantajı artık veriye sahip olmakta değil, verinin geleceğe ne söylediğini anlayabilmekte yatıyor.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.