GÜNCEL
Maliye kira gelirini beyan etmeyenleri mercek altına aldı
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, “Tapu ve nüfus verilerinin incelenmesi sonucunda,kira geliri elde edebilme potansiyeline sahip yaklaşık 4,5 milyon konut analiz ediliyor; kiralık olarak tespit edilen adreslerde fiili tespitler yapılacak.” dedi.
Yayınlanma:
3 yıl önce|
Yazan:
BankaVitriniŞimşek, AA muhabirine, kira gelirlerinin vergi dışı bırakılmasının önüne geçilmesi amacıyla çalışma yürüttüklerini ifade etti.
Gelir İdaresi Başkanlığının (GİB) vergide gönüllü uyumu artırma çalışmalarına devam ettiğini aktaran Şimşek, Başkanlığın, kayıtlı mükelleflere verdiği hizmetlerin yanı sıra kayıt dışı ekonomiyle mücadele anlamında da denetim çalışmalarını aralıksız sürdürdüğünü vurguladı.
Şimşek, kira gelirlerinin beyanname döneminin yaklaştığına işaret ederek, “Bu yılın mart ayında kira gelirlerinin doğru beyan edilmesini sağlamak amacıyla gayrimenkul sahiplerinin kira gelirleri mercek altına alındı.” diye konuştu.
“Geçen yıl yürütülen çalışmalarla 1,7 milyon beyanname alındı”
Geçen yıl bu alanda yapılan çalışmalarda olumlu sonuçlar alındığını ve mükelleflerin beyan dışı bıraktıkları gelirleri beyan etmelerinin sağlandığını bildiren Şimşek, başta banka ve tapu kayıtları olmak üzere diğer kamu kurum ve kuruluşlarından elde edilen veriler sonucu yapılan kontrollerle, beyanname vermesi gereken mükelleflerin tespit edilerek vergi beyanında bulunmalarının sağlandığını anlattı.
Şimşek, vergi uyumunu artırmak amacıyla yasal işlemlerden önce mükelleflere kısa mesaj yoluyla hatırlatmalar yapıldığını belirterek, “Bu kapsamda 200 bin mükellefe kısa mesaj gönderildi. Bu hatırlatmalara rağmen geri dönüş sağlamayan mükellefler izaha ve gönüllü uyuma davet edildi. Bu çalışmaların da katkısıyla 2023 yılında kira gelirlerine ilişkin 1 milyon 719 bin 315 beyanname alındı.” ifadelerini kullandı.
Bakan Şimşek, kira gelirlerine yönelik çalışmaların bu yıl daha da geliştirilerek devam ettiğine dikkati çekerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“GİB, kira gelirlerinin mart ayındaki beyanından önce gayrimenkul sahiplerinin kira gelirlerinin doğru beyan edilmesini sağlamaya yönelik çalışmalarına, Türkiye İstatistik Kurumunun yayınladığı istatistikleri de dahil etti. Tapu ve nüfus verilerinin incelenmesi sonucunda, kira geliri elde edebilme potansiyeline sahip yaklaşık 4,5 milyon konut analiz ediliyor; kiralık olarak kullanıldığı tespit edilen adreslerde fiili tespitler yapılacak. Bu tespitlerde kiracılardan edinilen bilgiler, elektronik ortamda tutulacak bir tutanakla doğrudan Gelir İdaresi Başkanlığının sistemlerine aktarılacak; bu bilgiler, banka hesap verileri ve vergi beyanlarıyla karşılaştırılarak gerekli kontroller gerçekleştirilecek. Beyan dönemi öncesi hatırlatmalar devam ederken, beyannamelerinde uyumsuzluk olan ve hiç beyanname vermeyen mükelleflere yönelik yasal işlemler başlatılacak.”
“Beyanname elektronik ortamda kolayca verilebiliyor”
Bakan Şimşek, kira gelirlerine ilişkin beyannamelerin, vergi dairesine gitmeden elektronik ortamda Hazır Beyan Sistemi kullanılarak verilebildiğini anımsatarak, 2022 yılı gelirlerine ilişkin, 2023 yılında 1 milyon 578 bin 932 mükellefin Hazır Beyan Sistemi’ni kullandığını söyledi.
Mükelleflerin bu yıl da 2023 yılı kira gelirlerini ister evlerinden isterse internet bağlantısının olduğu herhangi bir yerden elektronik ortamda kolayca beyan edebileceğine işaret eden Şimşek, şunları kaydetti:
“Mükelleflerimizi bu kolaylıklardan yararlanarak gerçek kira bedellerini mart ayında beyan etmeye davet ediyoruz. Kayıt dışı ekonomiyle mücadele kapsamında 2024 yılında yapılacak çalışmaların bir parçası olan kira denetimleri kapsamlı ve tüm ülke çapında yürütülecek. Amacımız, vatandaşlarımızın da katkısıyla gerçek kira gelirlerinin öğrenilmesidir. Bu nedenle vatandaşlarımızın yapılan denetimlere gerekli desteğini bekliyoruz.”
İlginizi Çekebilir
BANKA HABERLERİ
Kârlılık baskısı, arazi satışları ve yönetim değişikliği: İş Bankası’nda ne oluyor?
İş Bankası’nda bir dönem kapanıyor: Adnan Bali sonrası yeni güç dengesi…
Hakan Aran Şişecam’a, Cahit Çınar İş Bankası’nın başına…
Grubun zirvesindeki eş zamanlı değişiklik sıradan bir görev değişimi mi, yoksa İş Bankası Grubu’nda yeni bir dönemin başlangıcı mı?
Yayınlanma:
5 saat önce|
07/08/2026Yazan:
Erol Taşdelen
Türkiye’nin en büyük özel bankalarından Türkiye İş Bankası’nda uzun yıllar sonra grubun güç dengelerini de etkileyebilecek önemli bir yönetim değişikliği yaşandı.
7 Ağustos 2026’da açıklanan kararlarla İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran’ın 31 Ağustos itibarıyla bankadaki görevlerinden ayrılarak Şişecam Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini üstlenmesi kararlaştırıldı.
Aran’ın yerine ise halen İş Bankası Genel Müdür Yardımcılığı görevini yürüten H. Cahit Çınar’ın, BDDK’ya yapılacak bildirim ve gerekli izinlerin ardından 1 Eylül 2026 itibarıyla İş Bankası Genel Müdürü olması kararlaştırıldı.
Aynı gün Şişecam cephesinde de çok önemli bir gelişme yaşandı.
Uzun yıllar İş Bankası’nın en etkili yöneticilerinden biri olan ve son olarak Şişecam Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini yürüten Adnan Bali görevinden ayrıldı.
Bali’nin yerine Hakan Aran getirildi.
Böylece İş Bankası Grubu’nun iki önemli merkezinde aynı anda koltuk değişimi gerçekleşmiş oldu:
İş Bankası: Hakan Aran → H. Cahit Çınar
Şişecam: Adnan Bali → Hakan Aran
Bu tablo ilk bakışta basit bir görev değişimi gibi görünse de İş Bankası Grubu’nun yönetim tarihi açısından çok daha önemli anlamlar taşıyor.
Adnan Bali dönemi gerçekten kapandı mı?
Adnan Bali, İş Bankası tarihinde yalnızca eski bir genel müdür olarak değerlendirilmesi zor bir isim. 2011 yılında İş Bankası Genel Müdürlüğü görevine gelen Bali, yaklaşık 10 yıl boyunca bankanın en tepesinde görev yaptı.
2021 yılında Genel Müdürlüğü Hakan Aran’a devrettikten sonra ise İş Bankası Grubu’nun amiral gemilerinden Şişecam’ın Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini üstlendi. Dolayısıyla Bali’nin İş Bankası Genel Müdürlüğü’nden ayrılması, grubun yönetiminden tamamen çekilmesi anlamına gelmemişti.
Tam tersine Şişecam Başkanlığı, Bali’nin İş Bankası Grubu içindeki etkinliğinin devam ettiği en önemli pozisyonlardan biri olarak görülüyordu. 7 Ağustos 2026’da gerçekleşen istifayla bu dönem önemli ölçüde sona ermiş oldu. Ancak burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.
Yaşanan değişimi “Bali ekibinin tamamen tasfiyesi” şeklinde okumak için henüz yeterli veri bulunmuyor.
Çünkü hem Hakan Aran hem de H. Cahit Çınar İş Bankası’nın kendi kurumsal yapısından yetişen yöneticiler.
Bu nedenle yaşananları bir tasfiyeden çok, grubun üst yönetimindeki kuşak ve görev değişimi şeklinde değerlendirmek daha doğru olabilir.
Asıl soru bundan sonra ortaya çıkacak: Yeni yönetim, Bali döneminde oluşturulan stratejik çizgiyi devam ettirecek mi, yoksa İş Bankası Grubu yeni bir yönetim anlayışına mı geçecek?
Hakan Aran bankadan ayrılmıyor, grubun sanayi merkezine geçiyor
Hakan Aran açısından gelişmenin en dikkat çekici tarafı ise İş Bankası Grubu’ndan tamamen ayrılmaması.
Aran, bankanın Genel Müdürlüğü’nden grubun en stratejik sanayi yatırımlarından Şişecam’ın Yönetim Kurulu Başkanlığına geçiyor. Bu nedenle değişimi Hakan Aran’ın sistem dışına çıkması şeklinde değerlendirmek yanlış olur. Tam tersine Aran’ın ağırlığı artık bankacılıktan doğrudan reel sektör ve sanayi tarafına kayıyor.
Şişecam sıradan bir iştirak değil. Türkiye İş Bankası’nın yüzde 50’nin üzerinde payla kontrol ettiği, onlarca ülkede faaliyet gösteren ve Türkiye’nin en büyük küresel sanayi şirketlerinden biri konumunda.
Bu nedenle Şişecam Yönetim Kurulu Başkanlığı İş Bankası Grubu içerisindeki en kritik görevlerden biri.
Dolayısıyla ortaya ilginç bir yönetim modeli çıkıyor: Bankanın günlük yönetimi Cahit Çınar’a bırakılırken, Hakan Aran grubun sanayi tarafındaki en önemli şirketinin başına geçiyor.
Bu tercihin önümüzdeki yıllarda İş Bankası’nın iştirak politikası açısından önemli sonuçları olabilir.
Zamanlama neden dikkat çekici?
Yönetim değişikliğini önemli hale getiren unsurlardan biri de zamanlaması. İş Bankası, Türkiye’nin aktif büyüklüğü, kredi ve mevduat hacmi bakımından en büyük özel bankalarından biri olmayı sürdürüyor.
2026’nın ilk çeyreğinde banka yaklaşık 4,9 trilyon TL Aktif Büyüklüğe ulaşırken 20,4 milyar TL net kâr açıklamıştı. 2026 ilk yarısında Aktif Büyüklük %10 artarak 5 trilyon TL olurken; net kâr 30 milyar TL’de kalmış 2025 ilk yarı karlılığına göre sadece %1 arttı. Aynı dönemde Bankacılık Sektörü karlılığını ortamala %25 artırırken bankadaki kâr erozyonu yaşandığı görüldü.
Kısaca; kârlılık rasyoları büyüklük kadar güçlü bir tablo ortaya koymadı ve rekabetin gerisinde kaldı. Ki kârlılığın 2025’e göre sadece %1 artması reel olarak gerilemesi anlamı taşıyor.
2026 ilk yarısında İş Bankası’nın; ortalama özkaynak kârlılığı yüzde 16,6; ortalama aktif kârlılığı yüzde 1,5; sermaye yeterlilik oranı %15,4’e gerilerken; takipteki kredi oranı %3,8’e yükseldi. Faaliyet giderleri/faaliyet gelirleri oranı ise yüzde 61,6 seviyesinde gerçekleşti.
Özellikle yüksek enflasyon ortamında nominal bilanço ve kâr büyüklüğünün tek başına başarı göstergesi olarak değerlendirilmesi yanıltıcı olabilir.
Bankalar açısından asıl kritik gösterge, büyüyen özkaynağın üzerinde sürdürülebilir bir getiri üretilebilmesidir. Bu nedenle İş Bankası’nın önümüzdeki dönemde en önemli gündem maddelerinden birinin kârlılığın kalitesini ve sermaye getirisini yükseltmek olması beklenebilir.
Büyük bilanço her zaman yüksek kârlılık anlamına gelmiyor
İş Bankası’nın karşı karşıya bulunduğu temel sorunlardan biri de tam olarak burada ortaya çıkıyor.
Banka büyüyor. Kredileri büyüyor. Mevduatı büyüyor. Aktifleri büyüyor. Fakat yüksek enflasyon ortamında bilanço büyüklüğündeki nominal artış ile gerçek ekonomik getiri birbirinden ayrılmak zorunda.
Özellikle özkaynak kârlılığının enflasyonun belirgin şekilde altında kaldığı dönemlerde bankanın reel anlamda sermaye üretme kapasitesi tartışmalı hale geliyor. Bu durum sadece İş Bankası’na özgü değil. Türkiye’de bankacılık sektörünün önemli bölümünün son yıllardaki temel problemlerinden biri nominal kâr ile reel kârlılık arasındaki farkın açılması.
Dolayısıyla yeni Genel Müdür Cahit Çınar’ın önündeki en önemli dosyalardan biri muhtemelen sermaye verimliliği olacak.

Gayrimenkul ve arazi satışları neden tartışılıyor?
İş Bankası Grubu açısından son dönemde dikkat çeken diğer gelişme ise gayrimenkul varlıklarının değerlendirilmesi. Burada İş Bankası’nın doğrudan sahip olduğu gayrimenkuller ile grup şirketi Şişecam’ın arazi satışlarını birbirinden ayırmak gerekiyor.
Özellikle Şişecam’ın İstanbul Beykoz’daki yaklaşık 117 dönümlük arazisinin yaklaşık 171 milyon dolar karşılığında satılması kamuoyunda ciddi tartışma yaratmıştı.
Hakan Aran ise söz konusu satışın rasyonel olduğunu savunmuş, satış sayesinde Şişecam’a milyarlarca liralık nakit girişi sağlandığını belirtmişti.
Ancak konu yalnızca bir gayrimenkul satışı olarak görülmemeli. Türkiye’de finansman maliyetlerinin son derece yüksek olduğu bir dönemde şirketlerin atıl veya faaliyet dışı varlıklarını nakde dönüştürmesi finansal açıdan anlaşılabilir.
Fakat kritik soru şudur: Varlık satışıyla yaratılan kâr ve nakit, operasyonel faaliyetlerden yaratılan sürdürülebilir kârlılığın yerini almaya başlıyor mu?
Eğer cevap evetse, bilanço açısından çok daha dikkatli analiz yapılması gerekir. Çünkü arazi bir kez satılır. Operasyonel kâr ise her yıl yeniden üretilmek zorundadır.
Gayrimenkul satışı ile operasyonel başarı birbirine karıştırılmamalı
Finansal analiz açısından bu ayrım son derece önemli.
Bir şirket 5 milyar TL faaliyet kârı üretip 10 milyar TL değerinde gayrimenkul satarsa dönem sonunda yüksek nakit ve kâr rakamlarına ulaşabilir.
Ancak bunun önemli bölümü tekrarlanabilir değildir.
Bu nedenle İş Bankası Grubu açısından önümüzdeki dönemde yatırımcıların yalnızca açıklanan net kâra değil; net faiz gelirlerine, net faiz marjına, ücret ve komisyon gelirlerine, kredi kalitesine, iştirak gelirlerine, özkaynak kârlılığına, sermaye yeterliliğine ve tek seferlik varlık satışlarından gelen kazançlara ayrı ayrı bakması gerekiyor.
Cahit Çınar’ın önünde nasıl bir İş Bankası var?
Yeni Genel Müdür H. Cahit Çınar, Türkiye’nin en büyük ve en karmaşık finansal gruplarından birinin yönetimini devralıyor.
Üstelik oldukça zor bir ekonomik dönemde. Yüksek faizler, kredi büyümesine yönelik sınırlamalar, reel sektörde bozulan nakit akışları, artan sorunlu kredi riski ve bankacılık sektöründe daralan reel kârlılık alanı yeni yönetimin önündeki temel sorunlar olacak.
İş Bankası açısından bunun üzerine bir de dev iştirak portföyünün etkin yönetimi ekleniyor. Dolayısıyla yeni dönemde bankanın sadece büyüklüğünü koruması yeterli olmayacak.
Büyüklüğü kârlılığa dönüştürmesi gerekecek.
Şişecam cephesindeki sorun daha farklı
Hakan Aran’ın Şişecam’ın başına geçmesi de tesadüfi olmayan stratejik bir tercih olarak değerlendirilebilir.
Şişecam son yıllarda büyük ölçekli uluslararası yatırımlar yaptı. Buna karşılık küresel talep, enerji maliyetleri, finansman giderleri ve yatırım harcamaları şirketin sermaye verimliliğini daha önemli hale getirdi.
Şirket hisselerinin uzun dönem performansı da yatırımcılar tarafından eleştiriliyor. Dolayısıyla Hakan Aran’ın önünde artık bankacılık kârlılığından farklı bir problem bulunuyor: Dev bir sanayi şirketinde yatırımın geri dönüşünü ve sermaye verimliliğini artırmak.
Bu açıdan bakıldığında İş Bankası Grubu’nun 7 Ağustos kararları aslında iki ayrı görev tanımlıyor olabilir.
Cahit Çınar: İş Bankası’nın bankacılık kârlılığını ve sermaye verimliliğini artıracak.
Hakan Aran: Şişecam’ın yatırımlarını, bilançosunu ve sermaye getirisini yönetecek.
Adnan Bali’nin çekilmesi sembolik olarak çok önemli
Bütün bunların üzerinde ise Adnan Bali’nin Şişecam Başkanlığından ayrılması bulunuyor. Bali yaklaşık 15 yıldır İş Bankası Grubu’nun en görünür ve etkili yöneticilerinden biriydi. Önce İş Bankası Genel Müdürü, ardından Şişecam Yönetim Kurulu Başkanı olarak grubun stratejik kararlarında önemli roller üstlendi.
Bu nedenle 7 Ağustos 2026 tarihi İş Bankası Grubu açısından sembolik bir tarih olarak kayda geçebilir. Fakat “Bali dönemi tamamen sona erdi” sonucuna varmak için yalnızca isim değişikliğine bakmak yeterli değil. Asıl belirleyici olan bundan sonra alınacak kararlar olacak.
Yeni yönetim; iştirak portföyünde değişikliğe giderse, gayrimenkul satışlarını hızlandırırsa, sermaye dağılımını yeniden düzenlerse, Şişecam’ın yatırım politikasını değiştirirse, bankanın kredi ve büyüme stratejisinde farklılaşmaya giderse, o zaman gerçek anlamda yeni bir İş Bankası döneminden söz etmek mümkün olacak.
Asıl soru: Neden şimdi?
İş Bankası’nın 102 yıllık tarihinde yönetim değişiklikleri her zaman önemlidir.
Ancak bu değişiklik farklı. Çünkü aynı anda hem bankanın hem de grubun en büyük sanayi şirketinin tepesinde değişim yaşanıyor.
Üstelik bu değişim; bankacılık sektöründe reel kârlılığın tartışıldığı, yüksek faizlerin reel sektörü zorladığı, kredi risklerinin arttığı, Şişecam’ın büyük yatırımlarının geri dönüşünün yakından izlendiği ve grup varlıklarının daha etkin kullanılması gerektiğinin tartışıldığı bir döneme denk geliyor.
Bu nedenle 7 Ağustos kararlarını sadece iki yöneticinin koltuk değiştirmesi şeklinde okumak eksik kalacaktır.
İş Bankası Grubu’nda sermaye verimliliği, kârlılık ve iştirak yönetiminin yeniden şekilleneceği yeni bir dönemin işareti olabilir.
Ve belki de önümüzdeki dönemde cevap aranması gereken en önemli soru şu: Adnan Bali sonrası İş Bankası Grubu aynı stratejiyle yeni isimler tarafından mı yönetilecek, yoksa yeni isimlerle birlikte strateji de değişecek mi?
Bunun cevabını atamalar değil, önümüzdeki 12–24 ayda alınacak yatırım, iştirak, kredi, gayrimenkul ve sermaye dağılımı kararları verecek.
Bankavitrini.com | Haber Analiz
GÜNCEL
Memleket döviz ararken futbol milyonlarca euroyu yaşlı yıldızlara harcıyor!
Türk Sanayisine Döviz Kredisi için kıvranırken; Cari Açık kontrol edilemezken; İthal Makinalara bile yaş sınırı konurken başta Futbol dünyası olmak üzere yabancı sporculara milyonlarda EURO/USD ödenmesi tartışılmalıdır….
Yayınlanma:
9 saat önce|
07/08/2026Yazan:
BankaVitrini
34 yaşındaki Salah’a milyonlarca euro vermek Türk futboluna ne kazandıracak?
Türkiye ekonomisi döviz kaynaklarını korumaya çalışıyor. Merkez Bankası yabancı para kredilerindeki büyümeyi sınırlıyor, sanayi şirketleri yatırım ve işletme sermayesi finansmanına ulaşmakta zorlanıyor.
Ama aynı Türkiye’de futbol kulüpleri, milyonlarca euroluk bonservis ve yıllık ücretlerle yabancı futbolcu transfer etmeye devam ediyor.
Son örnek: Mohamed Salah.
34 yaşındaki Mısırlı yıldızın Trabzonspor ile iki yıllık sözleşme imzaladığı ve yıllık 17 milyon euro kazanacağı açıklandı. Reuters’ın haberine göre Salah ayrıca kendi adına satılan ürünlerden yüzde 20 pay ve performans bonusları alacak.
Bonservisinin olmaması ilk bakışta transferi cazip gösteriyor.
Fakat sadece garanti ücret üzerinden bakıldığında iki yılda: 17 milyon euro × 2 yıl = 34 milyon euro.
Bonuslar, menajerlik giderleri, imaj ve ticari haklar gibi diğer unsurlar eklendiğinde ekonomik yük daha da büyüyebilir.
Asıl soru şu: Türkiye’nin bu büyüklükte dövizi 34 yaşındaki bir futbolcuya aktarmasının ekonomik ve sportif karşılığı nedir?
Sanayiciye döviz freni, futbolcuya milyonlarca euro
Konuyu yalnızca futbol üzerinden değerlendirmek eksik olur.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası 31 Ocak 2026’da yabancı para kredilerindeki sekiz haftalık büyüme sınırını yüzde 1’den yüzde 0,5’e düşürdü.
Gerekçe açıklandı: Sıkı parasal duruşun desteklenmesi ve makrofinansal istikrarın güçlendirilmesi.
Yani Türkiye ekonomik program gereği döviz kredilerinin büyümesini bile sınırlıyor.
Sanayici makine alacak. Hammadde ithal edecek. İhracat yapacak. Üretim kapasitesini artıracak. İstihdam yaratacak. Ama döviz finansmanına erişimi sınırlandırılıyor.
Diğer tarafta futbol ekonomisi onlarca milyon euroluk transferleri konuşuyor.
Burada hukuken birbirinden farklı iki alan bulunduğu ve futbol kulüplerinin transfer harcamalarının TCMB’nin kredi düzenlemeleriyle doğrudan aynı mekanizma olmadığı elbette unutulmamalı. Ancak ülkenin kaynak tahsisi açısından ortaya çıkan çelişkiyi tartışmak zorundayız.
Bir ülkede döviz kıtsa, dövizin nereye harcandığı da ekonomik bir meseledir.
Salah tartışması futbolcunun büyüklüğüyle ilgili değil
Mohamed Salah’ın dünya futbol tarihindeki yerini tartışmaya gerek yok. Liverpool formasıyla yüzlerce maça çıkmış, Premier League ve Şampiyonlar Ligi kazanmış bir dünya yıldızından söz ediyoruz.
Ancak transfer kararlarında geçmiş başarıların değil, gelecekte üretilecek performansın satın alınması gerekir. Salah artık 34 yaşında. Reuters da Trabzonspor’a gelişinden önce Liverpool’daki performansında düşüş yaşandığını aktarıyor.
İşte Türkiye’deki kulüplerin yıllardır yaptığı temel hata burada: Futbolcunun geleceğine değil geçmişine para ödüyoruz.
Avrupa kulüpleri futbolcunun fiziksel zirvesini kullandıktan sonra oyuncuyu elden çıkarıyor. Türk kulüpleri ise çoğu zaman aynı oyuncuyu kariyerinin son bölümünde, Avrupa’da alamayacağı ücretleri teklif ederek transfer ediyor.
Sonra buna “yıldız transferi” diyoruz.
Oysa finans terminolojisiyle bakarsanız soru farklıdır: Satın aldığınız varlığın gelecekte yaratacağı nakit akımı ve yeniden satış değeri nedir?
Salah’ın iki yıllık maliyeti bize kaç futbolcu yetiştirirdi?
Sadece 34 milyon euroluk garanti ücret üzerinden düşünelim.
Bu para; altyapı tesislerine, scouting sistemlerine, genç oyuncu akademilerine, spor bilimi merkezlerine, performans laboratuvarlarına, antrenör eğitimlerine ve genç futbolcuların gelişimine ayrılsa Türk futbolunda nasıl bir değer yaratırdı?
Bir futbolcu iki yıl sonra 36 yaşına geldiğinde ekonomik değeri büyük ölçüde tükenmiş olabilir. Fakat aynı para ile yetiştirilen 18-22 yaşındaki futbolcular gelecekte Avrupa’ya satılarak ülkeye döviz kazandırabilir.
İşte transfer politikasındaki temel problem budur: Türkiye döviz kazandırabilecek futbolcular yetiştirmek yerine döviz tüketen futbolcular ithal ediyor.
Sorun sadece Salah değil
Türk futbolunda son yıllarda transfer rakamları inanılmaz seviyelere çıktı.
Galatasaray’ın Victor Osimhen transferinde Napoli’ye net 75 milyon euro bonservis ödenmesi kararlaştırıldı.
Futbolcuyla dört yıllık sözleşme imzalandı.
KAP açıklamasına göre Osimhen‘e sezon başına; 15 milyon euro garanti ücret, 1 milyon euro sadakat primi, 5 milyon euro imaj hakkı ödenecek.
Yani yıllık paket yaklaşık 21 milyon euro seviyesinde. Dört yıllık oyuncu ödemesi: 84 milyon euro. Bonservis: 75 milyon euro.
Kabaca toplam: 159 milyon euro.
Üstelik sonraki satıştan elde edilecek kârın yüzde 10’u Napoli’ye verilecek. Osimhen 26 yaşında olduğu için Salah’tan farklı olarak ciddi sportif performans ve yeniden satış değeri yaratma potansiyeline sahip. Fakat 159 milyon euroluk ekonomik taahhüt yine de Türkiye futbol ekonomisinin gelir kapasitesiyle birlikte değerlendirilmelidir.
Sane örneği: Bonservis yok ama gerçekten bedava mı?
Leroy Sane transferinde Galatasaray bonservis ödemedi.
Bu nedenle transfer kamuoyuna “bedelsiz transfer” şeklinde yansıdı. Fakat bedelsiz transfer, maliyetsiz transfer değildir.
KAP açıklamasına göre Sane’ye üç sezon boyunca her sezon; 9 milyon euro garanti ücret + 3 milyon euro sadakat primi ödenecek.
Toplam: 36 milyon euro.
Dolayısıyla futbol ekonomisinde artık yalnızca bonservise bakmak yanıltıcıdır.
Doğru hesaplama: Bonservis + maaş + imza parası + menajerlik + sadakat primi + imaj hakkı + bonuslar + finansman maliyeti
üzerinden yapılmalıdır.
Beşiktaş’ta Abraham: 13 milyon euro bonservis
Beşiktaş’ın Tammy Abraham transferinde de sözleşmedeki şartların gerçekleşmesinin ardından satın alma hükmü devreye girdi.
KAP açıklamasına göre Roma’ya 13 milyon euro transfer bedeli ödenmesi gerekiyor. Tek tek bakıldığında her transfer için sportif gerekçeler bulunabilir. Ancak Türkiye’nin büyük kulüplerinin toplam transfer yükümlülükleri birlikte değerlendirildiğinde çok daha önemli bir tablo ortaya çıkıyor:
Türk futbolu giderek daha fazla döviz tüketen bir sektöre dönüşüyor.
Fenerbahçe’de Ederson örneği: 32 yaşındaki kaleciye yıllık 11 milyon euro
Meseleyi yalnızca Galatasaray, Beşiktaş veya Salah üzerinden tartışmak doğru olmaz. Fenerbahçe’nin transfer politikası da aynı maliyet-fayda analizine tabi tutulmalı.
En dikkat çekici örneklerden biri Ederson.
Fenerbahçe, Manchester City’den transfer ettiği Brezilyalı kaleciyle 3+1 yıllık sözleşme imzaladı. Kulübün KAP açıklamasına göre Ederson’a 2025-2026 sezonundan itibaren her sezon net 11 milyon euro ödenmesi kararlaştırıldı.
Transfer gerçekleştiğinde Ederson 32 yaşındaydı.
Sadece garanti ücret üzerinden ilk üç sezonun maliyeti: 11 milyon € × 3 yıl = 33 milyon euro.
Buna bonservis bedeli de ekleniyor. İngiliz basınına dayanan Reuters haberinde transfer bedelinin yaklaşık 12 milyon sterlin olduğu belirtilmişti.
Dolayısıyla menajerlik ücretleri, bonuslar ve diğer yan maliyetler hesaba katılmadan bile Ederson’un Fenerbahçe’ye toplam ekonomik yükünün oldukça yüksek olduğu görülüyor.
Elbette Ederson sıradan bir kaleci değil.
Manchester City ile altı Premier League ve bir Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu dahil çok sayıda kupa kazandı. Dünya futbolunun önemli kalecilerinden biri.
Fakat bizim sorduğumuz soru futbolcunun kariyerinin ne kadar büyük olduğu değil:
Fenerbahçe 32 yaşındaki bir kaleciye yaptığı bu döviz yatırımından ne kadar ekonomik değer üretebilecek?
Çünkü üç yıllık sözleşmenin sonunda Ederson yaklaşık 35 yaşında olacak.
Bu durumda yeniden satış değerinin ne olacağı ayrıca hesaplanmak zorunda.
İşte Türk futbolunun temel problemi burada ortaya çıkıyor:
Avrupa kulüpleri futbolcunun en verimli yıllarından yararlanıyor; Türk kulüpleri ise bazen oyuncunun kariyerinin son bölümüne çok yüksek ücretler ödüyor.
Dört büyüklerin tamamı aynı ekonomik teste girmeli
Bu nedenle mesele Galatasaray’ın Osimhen’i, Fenerbahçe’nin Ederson’u, Beşiktaş’ın Abraham’ı veya başka bir kulübün pahalı yıldızı değildir.
Mesele Türk futbolunun transfer ekonomisi modelidir.
Galatasaray Osimhen için hesap vermeli.
Fenerbahçe Ederson için hesap vermeli.
Beşiktaş Abraham için hesap vermeli.
Trabzonspor Salah için hesap vermeli.
Aynı standart bütün kulüplere uygulanmalı.
Çünkü kulüp renkleri değişse de kullanılan para aynı: EURO /USD.
Türkiye’nin ihtiyacı da aynı: Döviz kazandıran bir futbol ekonomisi.
Asıl ölçülmesi gereken: Transfer yatırımının geri dönüşü
Bir sanayi şirketi 30 milyon euroluk yatırım yapmak istediğinde banka ve yatırım komitesi ne sorar?
Yatırımın geri dönüş süresi nedir?
Ne kadar EBITDA yaratacak?
Kaç yılda kendisini amorti edecek?
İhracata katkısı ne olacak?
Nakit akımı nasıl?
Borç servis kapasitesi yeterli mi?
Fakat futbol kulüplerinde milyonlarca euroluk transferlerde çoğu zaman aynı yatırım disiplini görülmüyor.
Başkan istiyor. Teknik direktör istiyor. Taraftar sosyal medyada baskı yapıyor. Rakip yıldız aldıysa diğer kulüp de yıldız almak zorunda hissediyor.
Sonuçta ekonomik rasyonalitenin yerini transfer rekabeti alıyor.
“Forma satar, parasını çıkarır” efsanesi
Yüksek maliyetli transferlerde en fazla kullanılan savunmalardan biri: “Forma satışından parasını çıkarır”. Bu söylemin ciddi finansal hesapla test edilmesi gerekiyor.
Örneğin Salah’ın yalnızca iki yıllık 34 milyon euroluk garanti ücretini forma satışından çıkarmak istediğinizi düşünelim.
Formanın satış fiyatının tamamı kulübün kârı değildir. Üretici payı vardır. Dağıtım gideri vardır. Vergiler vardır. Perakende maliyetleri vardır. Lisans anlaşmaları vardır.
Üstelik Salah anlaşmasında oyuncunun kendi adına satılan ürünlerden yüzde 20 pay alacağı bildiriliyor. Dolayısıyla “bir milyon forma satar, parasını çıkarır” hesabı gerçek bir fizibilite değildir.
Bir futbolcunun maliyet-fayda analizi nasıl yapılmalı?
Transfer öncesinde kulüplerin kamuoyuna açıklamadığı fakat kendi yönetimlerinde mutlaka hesaplaması gereken bir Transfer Yatırım Getirisi – Transfer ROI modeli oluşturulmalı.
Örneğin 30 milyon euroluk futbolcunun sağlayacağı gelir tahmin edilmelidir: Şampiyonlar Ligi gelirine katkısı, lig şampiyonluğu ihtimaline etkisi, yayın gelirleri, sponsorluk, forma ve lisanslı ürün gelirleri, maç günü gelirleri, sosyal medya ve marka değeri, gelecekteki satış değeri.
Bunların toplamı oyuncunun toplam maliyetinden yüksek değilse ekonomik açıdan yatırım tartışmalıdır.
34 yaşındaki futbolcuda en büyük problem: Yeniden satış değeri
25 yaşındaki futbolcuya 20 milyon euro verdiğinizde üç yıl sonra 30 milyon euroya satabilirsiniz.
Böylece Türkiye’ye net döviz girişi sağlayabilirsiniz. 34 yaşındaki futbolcuya ise yüksek maaş ödediğinizde sözleşme sonunda oyuncu 36 yaşında olacaktır.
Yeniden satış değeri çoğu durumda yok denecek kadar azalır. Yani ödediğiniz dövizin önemli bölümü ülkeden çıkar ve geri dönmez.
Ekonomik açıdan fark budur. Genç futbolcu yatırım olabilir; kariyerinin sonundaki yüksek maaşlı futbolcu çoğunlukla tüketim harcamasıdır.
Türk futboluna 25 yaş sınırı mı gelmeli?
Burada radikal fakat tartışılması gereken bir öneri ortaya konulabilir: 25 yaş üzerindeki yabancı futbolcu transferlerine ciddi sınırlama getirilmeli.
Tam yasak yerine daha uygulanabilir bir model de oluşturulabilir. Örneğin kadrodaki yabancıların büyük çoğunluğunun 25 yaş altında olması zorunlu hale getirilebilir. 30 yaş üzerindeki yabancılar için çok sınırlı kontenjan bırakılabilir. Böylece kulüpler “isim” değil “potansiyel” satın almaya yönlendirilir.
TFF’nin 2026-27 düzenlemesinde 14 yabancı futbolcunun 10’u için yaş kriteri bulunmuyor; 14 yabancının tamamının kullanılması halinde en az dördünün 1 Ocak 2003 veya sonrasında doğmuş olması gerekiyor. Bu yaklaşım doğru yönde atılmış bir adım olsa da yeterli değil.
Çünkü sistem hâlâ kadronun önemli bölümünün yüksek yaş ve yüksek ücretli yabancılardan oluşturulmasına izin veriyor.
Türkiye’nin modeli Portekiz olmalı
Türk futbolunun ekonomik modeli şu olmamalı: Avrupa’dan yıldız al → yüksek maaş öde → 3 yıl oynat → bedelsiz gönder.
Model şu olmalı: Genç bul → geliştir → oynat → Avrupa’ya sat → döviz kazan → yeniden yatırım yap.
Kulüplerin scouting departmanlarının görevi 34 yaşındaki Mohamed Salah’ı keşfetmek değildir. Salah’ı zaten dünya tanıyor.
Başarılı scouting sistemi, Salah’ın 34 yaşındaki halini değil, geleceğin Salah’ını 18-21 yaşındayken bulabilmektir.
Türk gençleri neden kulübede?
Milyonlarca euro verilen yabancı futbolcunun oynatılması için yönetim üzerinde doğal bir baskı oluşur. Çünkü 10 milyon euro yıllık ücret ödediğiniz futbolcuyu kulübede oturtamazsınız.
Sonuç?
19 yaşındaki Türk futbolcunun önüne 32-34 yaşındaki yabancı futbolcu geçiyor. Genç oyuncu maç oynamıyor. Gelişemiyor. Milli takımın oyuncu havuzu daralıyor. Avrupa’ya futbolcu satma kapasitesi azalıyor. Sonra Türk kulüpleri tekrar yabancı futbolcu satın almak zorunda kalıyor.
Böylece sistem kendi kendisini besleyen bir döngü oluşturuyor: Yabancı al → gence forma verme → genç gelişmesin → yerli oyuncu çıkmasın → tekrar yabancı al.
Transfer politikası aynı zamanda cari açık meselesidir
Futbol ekonomisini Türkiye ekonomisinden bağımsız düşünemeyiz. Bir kulüp yabancı futbolcuya euro ödediğinde sonuçta Türkiye’den yurtdışına döviz transfer edilir.
Buna karşılık Türk futbolcusu Avrupa’ya satıldığında ülkeye döviz girer.Bu nedenle Türk futbolunun uzun vadeli hedeflerinden biri: Net futbolcu ihracatçısı olmak olmalıdır.
Türkiye’nin nüfusu, futbol kültürü ve genç insan kaynağı bunu gerçekleştirebilecek büyüklüktedir. Fakat bunun için kulüplerin başarı tanımını değiştirmek gerekiyor. Başarı yalnızca sezon sonunda kupa kaldırmak değildir.
Başarı aynı zamanda: 20 yaşındaki oyuncuyu 2 milyon euro maliyetle yetiştirip 25 milyon euroya satabilmektir.
UEFA da artık maliyet kontrolüne bakıyor
Bu konu yalnızca Türkiye’nin tartışması değil.
UEFA’nın finansal sürdürülebilirlik sisteminin üç temel ayağı bulunuyor: Ödeme gücü, finansal istikrar ve maliyet kontrolü.
UEFA 2025-26 sezonuna ilişkin incelemelerinde finansal sürdürülebilirlik kurallarını ihlal eden 14 kulübe yaptırım uygulandığını açıkladı. Dolayısıyla Avrupa futbolunun yönü sınırsız harcamaya değil, gelirle uyumlu harcamaya gidiyor.
Türkiye’nin de aynı disipline geçmesi gerekiyor.
Her transfer için “ekonomik pasaport” hazırlanmalı
TFF çok daha radikal bir sistem kurabilir. 5 milyon euro üzerindeki her yabancı transferinde kulüp bir Transfer Ekonomik Etki Raporu hazırlamalı.
Raporda şu hesaplar bulunmalı: Oyuncunun toplam sözleşme maliyeti, beklenen sportif katkısı, yaşa bağlı performans riski, sakatlık riski, yeniden satış değeri, beklenen ticari gelir, Avrupa kupaları gelirine muhtemel katkısı, yerli oyuncuların oynama süresine etkisi, kulübün gelirlerine oranı, döviz yükümlülüğüne etkisi.
Böylece “Başkan istedi, taraftar istedi, transfer edildi” dönemi kapanmalı.
25 yaş altı transfer teşvik edilmeli
Türk futbolunun yabancı oyuncuya ihtiyacı vardır.
Problem yabancı futbolcu değildir.
Problem: Yaşlı + pahalı + yeniden satış değeri olmayan yabancı futbolcu modelidir.
Türkiye dünyanın en iyi genç futbolcularını bulup geliştiren liglerden biri olabilir. Afrika, Balkanlar, Kafkasya, Orta Asya, Güney Amerika ve Avrupa’nın alt liglerinden 18-23 yaşındaki yetenekler Türkiye’ye getirilebilir. Türkiye onlar için Avrupa’nın beş büyük ligine geçiş ligi olabilir.
Bu model hem sportif kaliteyi artırır hem ülkeye döviz kazandırır.
Salah transferi aslında bir zihniyet tartışması
Mesele Salah’ın iyi futbolcu olup olmadığı değildir.
Mesele 34 yaşındaki bir futbolcuya iki yılda en az 34 milyon euro garanti ücret ödeyebilen futbol ekonomisinin, aynı kaynağı genç futbolcu yetiştirmek için neden oluşturamadığıdır.
Türkiye’nin sanayicisi döviz kredisi bulmakta zorlanırken futbol ekonomisinin milyonlarca euroluk transfer yarışına girmesi doğal olarak sorgulanacaktır.
Üstelik sanayiye verilen döviz; makineye, fabrikaya, üretime, ihracata, istihdama dönüşebilir. 34-35 yaşındaki futbolcuya verilen döviz ise sözleşme sona erdiğinde çoğu zaman Türkiye’de kalıcı bir ekonomik varlık bırakmaz.
Türkiye futbolcu ithal eden değil futbolcu ihraç eden ülke olmalı
Türk futbolunun artık temel stratejik kararını vermesi gerekiyor. Avrupa’nın kariyerinin sonuna gelmiş yıldızlarının yüksek maaşlarla son durağı mı olacağız?
Yoksa genç futbolcuların yetiştiği, değer kazandığı ve Avrupa’ya ihraç edildiği bir futbol ekonomisi mi kuracağız?
Salah büyük futbolcudur. Osimhen büyük futbolcudur. Sane büyük futbolcudur.
Ancak ekonomi isimlerle değil rakamlarla yönetilir. Her transferde sorulması gereken soru aynıdır: Kaç euro ödüyoruz ve karşılığında Türkiye’ye kaç euro değer bırakıyoruz?
Bu sorunun cevabı verilemiyorsa transfer sportif açıdan heyecan verici olsa bile ekonomik açıdan yatırım değildir.Türkiye’nin artık Avrupa’nın yaşlanan yıldızlarının emeklilik ikramiyesini ödeyen lig olmaktan çıkması gerekiyor.
Öneri: Yeni yabancı futbolcu modeli
25 yaş altı: Serbest ve teşvikli
26-29 yaş: Sınırlı kontenjan
30 yaş ve üzeri: Takım başına maksimum 1-2 futbolcu
21 yaş altı Türk futbolcu: Kadro ve oynama süresi zorunluluğu
5 milyon euro üzerindeki yabancı transferi: Transfer Ekonomik Etki Raporu
Altyapı harcamaları: Kulüp bütçesinin belirli oranının altında olamamalı
Temel hedef: Türkiye’nin futbol transferinde net döviz ihracatçısı hale gelmesi
Çünkü Türkiye’nin ihtiyacı daha fazla yıldız ithal etmek değil; kendi yıldızlarını üretmek ve dünyaya satmaktır.
Erol TAŞDELEN – Ekonomist bankavitrini.com
BANKA HABERLERİ
Fuzul ev ve araç sahibi olmak isteyenlere kişiselleştirilmiş finansman sunuyor
Fuzul Tasarruf Finansman AŞ Yönetim Kurulu Başkan Vekili Furkan Akbal, “Tüm seçenekleri müşterilerimizin ihtiyaçlarına göre bir araya getiriyor, herkesin kendi bütçesine ve hedefine en uygun kampanyayla ilerleyebilmesini sağlıyoruz” dedi
Yayınlanma:
14 saat önce|
07/08/2026Yazan:
BankaVitriniFuzul, ev, araç ve çatılı iş yeri sahibi olmak isteyen tüketiciler için bütçeye göre özelleştirilebilen finansman seçenekleri sunuyor.
Şirketten yapılan açıklamaya göre, konut ve araç finansmanında tek tip ödeme planları, her tüketicinin hayat akışına aynı ölçüde uyum sağlayamayabiliyor. Gelir yapısı, ödeme kapasitesi, birikim alışkanlığı ve teslimat beklentisi kişiden kişiye değişirken, finansman planının da farklılıklara yanıt verebilmesi önem arz ediyor.
Finansmanda kişilerin ödeme gücüne göre şekillenebilen ‘terzi usulü’ planlama, ödeme tutarının yanında ödeme zamanını, peşinat imkanını, vade tercihini ve teslimat beklentisini birlikte ele alan bütünlüklü bir yaklaşım sunuyor.
Fuzul, ev, otomobil, motosiklet, karavan ve çatılı iş yeri sahibi olmak isteyenlere sunduğu finansman modelinde ödeme planını kişinin bütçesine, peşinat imkanına ve teslimat zamanı beklentisine göre kurguluyor. Tasarruf sahipleri, ödeyecekleri taksit tutarını, vade sayısını ve peşinatlarını kendi ödeme güçlerine uygun biçimde belirleyebiliyor.
Tasarruf finansman modelinde peşinat ödeme zorunluluğu bulunmazken, peşinat ya da ara ödeme imkanına sahip katılımcılar bireysel kampanyalarda vade sayılarını azaltarak teslimat süreçlerini öne çekebiliyor. Ödeme güçlüğü yaşanması durumunda 6 aya kadar taksit dondurma imkanı sunulması da finansman planının hayatın değişen koşullarına uyum sağlayabilmesini destekliyor.
Fuzul’ün modelinde, tasarruf sahiplerine teslimat beklentilerine göre çekilişli ve bireysel plan seçenekleri sunuluyor. Çekilişli planda katılımcılar, her ay noter huzurunda gerçekleştirilen çekilişlerle sıra tespitinin yapılmasının ardından teslimat hakkı kazanma imkanına sahip oluyor.
Bireysel plan ise teslimat tarihini baştan bilmek ve süreci öngörülebilir şekilde planlamak isteyenler için alternatif oluşturuyor. Böylece katılımcılar ne kadar ödeme yapacaklarının yanı sıra hangi planın kendi hayat akışlarına uygun olduğunu da değerlendirebiliyor. Konut finansmanında 240 aya, araç finansmanında ise 120 aya varan vade seçenekleri, farklı gelir grupları ve farklı sahiplik hedefleri için planlama alanı sunuyor.
Tasarruf finansmanında katılımcılar değişken maliyetlerle karşılaşmadan süreci planlayabiliyor. Bir kereye mahsus alınan organizasyon ücreti dışında herhangi bir ek maliyet bulunmaması, toplam maliyetin sözleşme başında görülebilmesini sağlıyor. Bu model, finansman kararında öngörülebilirliği ve bütçe yönetimini önceliklendiren tüketiciler için planlı bir karar zemini oluşturuyor.
– ‘Finansmanda kişiye uygun planlamaya talep artıyor’
Açıklamada görüşlerine yer verilen Fuzul Tasarruf Finansman AŞ Yönetim Kurulu Başkan Vekili Furkan Akbal, finansman tercihlerinde kişiye uygun planlama ihtiyacının giderek daha fazla öne çıktığını belirtti.
Akbal, tüketicilerin finansmana yalnızca kaç taksit ödeyecekleri yönünden bakmadıklarına değinerek, ödeme planının gelir yapısına ne kadar uyduğu, toplam maliyetin ne kadar öngörülebilir olduğu, peşinat ya da ara ödeme imkanlarının sürece nasıl yansıdığı ve teslimat beklentisinin kendi hayat planlarıyla ne kadar örtüştüğünün de tüketiciler için önemli olduğunu anlattı.
Müşterilerini hazır kalıplara sıkıştırmadan, bütçelerine ve hedeflerine uygun kişiselleştirilmiş bir finansman yolculuğu sunmaya odaklandıklarını vurgulayan Akbal, şunları kaydetti:
‘Tasarruf finansman modeli farklı gelir gruplarına hitap ediyor. Her müşterimizin bütçesi, ödeme gücü ve öncelikleri farklı. Kimi aylık ödeme kapasitesini daha yüksek kullanarak kısa vadede ilerlemek, kimi taksitlerini düşük tutarak daha yüksek bir finansman tutarını uzun vadeye yaymak istiyor. Kimi peşinatla sürecini hızlandırmayı, kimi peşinatsız başlamayı, kimi artan taksitli, kimi sabit ödemeli bir planı tercih ediyor. Teslimat beklentileri de değişiyor. Kimi teslimat tarihini baştan bilmek isterken, kimi her ay noter huzurunda çekilişle sıra tespiti yapılan planla ilerlemeyi tercih ediyor. Biz de tüm seçenekleri müşterilerimizin ihtiyaçlarına göre bir araya getiriyor, herkesin kendi bütçesine ve hedefine en uygun kampanyayla ilerleyebilmesini sağlıyoruz.’
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.046)
- BANKA ANALİZLERİ (151)
- BANKA HABERLERİ (3.619)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (585)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.979)
- GÜNCEL (4.552)
- GÜNDEM (3.562)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (146)
- ŞİRKETLER (2.728)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (580)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.470)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (56)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (11)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (822)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (115)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (53)
- Onur ÇELİK (58)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (94)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (19)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Brezilya, tavuk eti ve bal ihracatı için AB'den yeşil ışık bekliyor 06/08/2026
- Borsa İstanbul’da gong Quick Sigorta için çaldı 06/08/2026
- Almanya'da fabrika siparişleri Haziran'da tahminleri aştı 06/08/2026
- A101'e koşullu CarrefourSA izni 06/08/2026
- AR-GE'ye geçen yıl 253,5 milyar lira harcandı 06/08/2026
- Gram altında son durum ne? 6 Ağustos 2026 Perşembe altın fiyatları… 06/08/2026
- Roundup davalarının Bayer'e maliyeti 10 milyar doları aştı 06/08/2026
- Wall Street’te hedge fonlara siber saldırı 06/08/2026
- Dolar ve Euro kuru bugün ne kadar oldu? 6 Ağustos 2026 döviz fiyatları… 06/08/2026
- Küresel piyasalarda Hürmüz soruları 06/08/2026
SON YAZILAR
- Kârlılık baskısı, arazi satışları ve yönetim değişikliği: İş Bankası’nda ne oluyor? 07/08/2026
- Memleket döviz ararken futbol milyonlarca euroyu yaşlı yıldızlara harcıyor! 07/08/2026
- Fuzul ev ve araç sahibi olmak isteyenlere kişiselleştirilmiş finansman sunuyor 07/08/2026
- İki piyasanın hikâyesi: Faiz, petrol ve kritik istihdam verisi 07/08/2026
- PASHA Bank aktiflerini yüzde 16,1 büyüterek 17,2 milyar TL’ye taşıdı 06/08/2026
- Altın, gümüş, Fenerbahçe… Belki de en kötüsü geride kaldı 06/08/2026
- Hürmüz için anlaşma umudu: Petrol geriledi, risk iştahı artıyor 05/08/2026
- Beyaz yaka nasıl çöktü, mavi yaka nasıl yükseldi? 05/08/2026
- 40 trilyon dolarlık soru: Piyasayı Fed mi, kamu borcu mu yönetiyor? 04/08/2026
- BÜLTEN: Trump diplomasiyi seçti, Japonya müdahâle etti 03/08/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini4 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu
