GÜNDEM
Üniversitelerde de Mobbing artıyor
Yayınlanma:
6 yıl önce|
Yazan:
BankaVitrini
Üniversitelerde, eleştirel ve özgür düşünceli oldukları için “sakıncalı” görülen öğretim elemanlarının görevine son veriliyor, atamaları yenilenmiyor ya da ders verilmeyerek ve kadro açılmayarak akademik yükselmelerinin önü kapatılıyor. Bu tür baskılar içerisinde genç akademisyenlerin en sık karşılaştığı sorunlar arasında ise mobbing yer alıyor.
Üniversitelerde soruşturma, angarya, sürgün, işten çıkarma, kadro vermeme ve mobbing gibi uygulamaların hızla arttığı bir dönem içerisindeyiz. Üniversitelerin temel işlevleri olan bilgi üretimi ve bunu toplumla paylaşma işlevi büyük ölçüde zedelenmiş durumda. Oysa bilgi üretimi, ancak her türlü siyasi otoriteyi karşısına alan ve özgür düşünebilen biliminsanları tarafından gerçekleştirilebilir. Bu çerçevede bilim ve araştırma özgürlüğüne hiçbir sınırın konmaması kritik bir öneme sahiptir. Buna karşın üniversitelerde, eleştirel ve özgür düşünceli oldukları için “sakıncalı” görülen öğretim elemanlarının görevine son veriliyor, atamaları yenilenmiyor ya da ders verilmeyerek ve kadro açılmayarak akademik yükselmelerinin önü kapatılıyor ve bu öğretim elemanlarının üniversiteden uzaklaştırılması sağlanmaya çalışılıyor. Bu tür baskılar içerisinde genç akademisyenlerin en sık karşılaştığı sorunlar arasında ise mobbing yer alıyor.

Mobbing nedir?
Mobbing; psikolojik şiddet, baskı, taciz, yıldırma anlamlarında kullanılan bir terim. Mobbing sözcüğü Latincede mobile vundus; yani güruh halinde saldırma, topluca saldırma, atağa geçme, etrafını sarıp sarmalama gibi anlamlara geliyor. Bu durumu tanımlamak için Türkçe’de yaygın olarak “psikolojik taciz” sözcüğü kullanılıyor; ancak Avrupa’da durumun ciddiyetinin anlaşılabilmesi ve etkili önlemler alınabilmesi için “psiko-terör” sözcüğü tercih ediliyor. Daha başlangıçta mobbing Kanada’da “düzeyi yükseltilmiş nezaketsizlik” şeklinde tanımlanmış. Daha sonraki evrelerde de mağdurların karşılaştıkları ağır sonuçları vurgulamak amacıyla “sosyal ölüm” ifadesi kullanılmaya başlanmış. (1)
Mobbing, çalışma yaşamının pek çok alanında karşı karşıya olunan bir sorun. İşyeri örgütlüğünün zayıf ve çalışanlar arasında dayanışma bağlarının güçsüz olduğu işyerlerinde mobbing daha sık yaşanıyor. Ancak bu sorunu özgün kılan, mobbingin diğer sorunlara göre daha “görünmez” olması. Bu durum, mobbinge maruz kalanların çoğu zaman durumlarını fark etmede güçlük çekmesini de beraberinde getiriyor. Yani mağdur, kendisine yapılan saldırıların nedenini çoğu kez belki anlayamaz; ama kendisini mercek altına alınmış hisseder ve kendisine yapılanın psikolojik sağlığını bozduğunu fark eder. Bu anlamda mobbingin bir algılama meselesi olduğunun altını çizmek gerekir.
Hiyerarşik yapı mobbinge zemin hazırlıyor
Bunun dışında mobbing özellikle hiyerarşik yapılanmanın güçlü olduğu gruplarda görülür. Bu bağlamda YÖK eliyle son yıllarda birbiri ardına açılan üniversitelerdeki hiyerarşik yapılanma ve bunun içerisinde yer alan baskıcı ve otoriter ilişkiler sisteminin üniversitelerde mobbinge zemin yarattığını söyleyebiliriz. Esnek ve güvencesiz koşullarda çalışan ve görev tanımları belirsiz, hiyerarşik yapılanmanın en altında bulunan araştırma görevlilerinin, idari amirleri yanında bir de danışmanlarının baskısı altında olduğu bilinen bir gerçek. Araştırma görevlilerinin danışmanları çoğu kez “idari amir” gibi davranıyor, danışmanların bölüm başkanı, dekan vb. konumlarda olması ise baskıyı daha da artıran etkenler. Bu kesimlerin iş güvencesinin diğer kesimlere göre daha düşük olması ya da hiç olmaması, olabildiğince esnek ve kuralsız çalıştırılmalarına zemin hazırlıyor, bu durum mobbing uygulamalarını da beraberinde getiriyor. Bu anlamda üniversitede mobbingin görülebilme zemininin en yüksek olduğu kesimler en güvencesiz ve esnek çalıştırılan, akademik personel hiyerarşisinde en altta bulunanlar. Yani başta araştırma görevlileri olmak üzere tüm öğretim yardımcısı sınıfındakiler. (2) Yapılan araştırmalarda mobbinge maruz kalan akademisyenlerin yüzde 60 civarında araştırma görevlisi olduğu ortaya çıkıyor ki bu oldukça yüksek bir oran.
Üniversitelerde yaşanan mobbingin bir diğer yakıcı özelliği, mağdurun bu tür davranışlardan kurtulmasındaki güçlükler. Kamuda atama yoluyla başka bir kuruma geçerek ya da işyerinden istifa ederek bu soruna çözüm bulmak bir miktar daha kolay; ancak üniversitede mobbinge maruz kalmaya başlanınca, yüksek lisans, ardından doktora ve daha sonra yardımcı doçentlik aşamasına, yani tüm akademik süreçlere yansıyan bir süreç haline gelebiliyor.
Mobbingin en önemli özelliklerinden biri; kişilik haklarına ve mesleki yeterliliğe saldırıyı içermesi. Bunun yanında mobbing; kasıtlı, uzun süreli ve sistematik uygulamalar şeklinde karşımıza çıkar. Ancak “sistematik” tespitinin yapılması için, en az altı aylık bir süre öngörülüyor. Anlık, stresten kaynaklanan sorunlar mobbing kapsamına girmiyor. Mobbing, kişiyi iş yaşamından dışlamak amacıyla benlik saygısını ve toplumsal itibarını zedelemeye dönük davranışlar şeklinde karşımıza çıkar. Bu süreç çoğunlukla mobbinge maruz kalan kişinin geçimsiz ve sorunun kaynağı olarak yaftalanmasına yol açar. En sık uygulanan mobbing yöntemleri; izolasyon, hakaret, iğneleme, değersizleştirme, aşağılama, iş yükleme, iş eksiltme, kınama, fiziksel şiddet ve cinsel taciz şeklinde karşımıza çıkıyor. Ayrıca mobbing, sadece idari amir ya da lisansüstü danışmanı tarafından uygulanmıyor. Çalışılan birimdeki hiyerarşik yapılanma, ortamdaki diğer kişilerin de farkında olarak ya da olmadan çalışanlar üzerinde mobbing uygulamasının zeminini hazırlayabiliyor.
Mobbing uygulanan kişinin özgüvenini ve mesleki itibarını doğrudan hedef alan bu davranışlar sonunda çoğunlukla kişi işyerinden ayrılmaya zorlanarak bu durumun kendi tercihiymiş gibi gösterilmesi söz konusu olur. Bu durumla başa çıkmakta güçlük çeken ve yaşanan süreçte utanç, öfke, korku yaşayan kişi; bir de yüksek tansiyon, uyku bozuklukları, depresyon, panik atak gibi ciddi sağlık sorunlarıyla uğraşmak durumunda kalır. Bunun sonucunda mağdur sadece psikolojik değil; ekonomik -terapi vb. tedavi için ciddi sağlık harcamaları yapma- ve sosyal bakımdan da -aile ve arkadaşlık ilişkileri- zarar görür. Mobbing davranışları, özellikle üniversitede akademik personelin verdiği derslerin kalitesini etkileyebilir ve yaptığı akademik çalışmalarda ciddi konsantre sorunları yaşamasına ve çalışma veriminin düşmesine neden olur.

Mobbing uygulamalarında yaygın olarak kullanılan taktikler iki grupta toplanır; eylemler ve işlemler. Eylemler davranışlarla ve sözlerle; işlemler ise yazılı olarak yapılan saldırılardır. Yazılı yapılanların önemli bir özelliği, hukuki zeminde yapıldığı izlenimi uyandırması. Örneğin sürekli disiplin cezası verme, geçici görevlendirme, sicilini bozma, performans notunu düşürme gibi ya da mail yoluyla sürekli olarak verilen işi değiştirme, kapasitesinin miktarını artırma, süreyi kısaltma gibi sanki hukuki zeminde davranılıyormuş gibi yapılan işlemler. Dışarıdan bakıldığında bunların normal, olağan iş ilişkisi olduğu zannedilir. Ama gerçekte işyerinde başkalarına yapılmayan saldırılar tek bir kişiye yapıldığında mobbing kapsamına girer. (3) Üniversitede mobbing uygulamaları üzerine yapılan bir araştırmada yer alan mağdurun aşağıdaki ifadeleri, tipik akademik mobbing göstergelerindendir:
“Başka bir üniversitedeki bölüm başkanına olup bitenleri anlattım. O beni kendi bölümüne aldı, orada akademik çalışmalarımı bitirdim. Doçent statüsünde çalışıyorum. Eski fakültede çalışan araştırma görevlilerinin bir kısmı ayrılıp başka iş yapmaya başladılar. Ayrılmayanlar tez aşamasında başarısız bulunup, fakülteden atıldılar. Mahkeme kararıyla başarılı olanlar ise, doktora yeterlilikte sorun yaşadılar. Eşim hâlâ o fakültede, hâlâ doktoralı araştırma görevlisi. İnat etti ayrılmadı. Onun yüzüne baktıkça yılların yorgunluğunu görüyorum. Fiziksel ve psikolojik sorunları var. Bazen eski arkadaşlarımla buluşuyor, dertleşiyoruz. Yaşadıklarımızı anlattıkça gözlerimiz doluyor, için için ağlıyoruz.” (4)
Sıra dışı düşüneni biat ettirme aracı
Mobbinge uğrayanların ortak özelliklerine bakıldığında; çoğunlukla zeki, yetenekli, başarılı, bağımsız ve yaratıcı kişilik özelliklerine sahip, farklı görüşler ve alternatif yaklaşımlar geliştirebilen kişiler oldukları görülüyor. Bu kişiler ayrıca belirli çalışma ilkelerine sahip ve mesleki etik anlayışları oldukça gelişkin olduğundan bunlardan taviz vermeleri pek mümkün olmuyor ve bu ilkeleri korumak adına sonuna kadar mücadele etme perspektifiyle hareket ediyorlar. Bu açıdan sıra dışı düşünen, özgün nitelikleri olan ya da yapılan haksızlıklara ses çıkaran kişilerin düşünceleri ve çalışmaları kıskançlık konusu oluyor ve bu kişiler daha fazla mobbinge maruz kalıyorlar. Buna karşılık mobbing uygulayan kişilerin de alanında yetkin olmama, otorite zafiyeti ve güce bağımlılık gibi birtakım özelliklere sahip oldukları biliniyor. Yani özgüven problemi olan ve biat kültürüyle yetişmiş bu tip insanlar yönetici konumunda olup gücü ellerine aldıklarında, sınırları oldukça geniş olan yetkilerini keyfi kullanmaktan ve özellikle kendisinden daha donanımlı çalışanlarına karşı çeşitli baskı yöntemleri uygulamaktan çekinmiyorlar. (5)
Denetim ve hak arama mekanizmalarının yeterince çalışmaması da sorunun diğer bir boyutunu oluşturuyor. Yapılan araştırmalar, mobbinge uğrayanların buna karşı bir duruş sergilemekten ya da yasal yollara başvurmaktan kaçındığını, sadece arkadaşlarına anlatarak rahatlamaya çalıştıklarını gösteriyor. Mağdurların soruna çözüm üretemeyip sadece yakın çevreleri ile paylaşması, akademisyenlerin büyük ölçüde çalışma yaşamında yalnızlaştırılmış olmasından kaynaklanıyor. Başka bir deyişle çözümün önemli bir bölümü sendikal ya da çeşitli öğretim elemanları dernekleri çatısı altında örgütlenmekten geçiyor. Bunun yanında çalışanların büyük çoğunluğu bu konuda yasal haklarını bilmiyorlar. Oysa Anayasa’da ve diğer yasalarda mobbing ile ilgili bazı düzenlemeler yapılmış. Bunlardan biri Türk Ceza Kanunu’nda mobbingi suç olarak belirleyen hüküm. Bunun yanı sıra üniversite personelinin de bağlı bulunduğu Devlet Memurları Kanunu, “amirlerin mahiyetindekilere kötü davranmasını” ve “mahiyetindekilere fiili tecavüzü” disiplin cezası yaptırımına bağlamıştır. Dolayısıyla mağdur, kuruma ve mobbing uygulayana karşı maddi ve manevi tazminat davası açma hakkına sahiptir.
Neler yapılabilir?
Mobbing ile mücadelede en temel adım, kanıtlamadır. Yaşananları kayda geçirme bu anlamda önemli bir yöntemdir. Mobbinge maruz kalanların yapması gerekenler şu şekilde özetlenebilir:
1) Kimliğe, sosyal statüye, cinsiyete vb. alanlara karşı mobbing yapılması durumunda TCK’nın 216. maddesinde belirtilen suçu oluşturduğuna istinaden savcılığa suç duyurusunda bulunulmalı veya çalışılan kurumun personel müdürlüğü/insan kaynakları genel koordinatörlüğüne bu durum bildirilmelidir.
2) Verilen görev tanımını aşan emirler vb. tüm mobbing uygulamaları yazılı olarak kaydedilmeli ve güvenilir, gerekirse tanıklık edebilecek kişiler harekete geçirilmelidir.
3) İlk fırsatta mobbing uygulayan kişi yetkili birine rapor edilmeli, kanıt oluşturabilmek için de gerekiyorsa, tıbbi ve psikolojik yardım alınmalıdır.
4) Mobbing sürecinde sürekli ve sıklıkla yaşanan baskı sonucu ortaya çıkan psikosomatik ve psikolojik rahatsızlıkların psikolojik tacizden kaynaklandığı tıbbi raporlarla belgelenmelidir.
5) İş arkadaşları ile yaşanılanlar paylaşılmalı, daha fazla etkili olmak için grupça yetkili birim/kişiye başvurulmalıdır.
6) Tanığın olmadığı bir yerde tacize uğranılırsa, en yakın arkadaşa anlatılmalı, daha sonraki gelişmeler için onların tanıklığı şimdiden hazırlanmalı ve tacizci ile yalnız çalışmayı gerektiren ortamlarda da diğer çalışanlar haberdar edilmelidir.
7) Çalışanların işyerinde ya da işle bağlantılı olarak psikolojik taciz konusunda bilinçlenmesi, bilgilenmesi ve bu tür davranışlardan korunmasına yönelik tüm uygun önlemler alınmalıdır.
8) Mobbing yapanlar ve bilgisi olduğu halde bunu önlemeyenler, öncelikli olarak uyarılmalıdır.
9) Psikolojik taciz yapanların üstleri de yazılı olarak konudan haberdar edilmelidir.
10) Mobbing mağdurunun sürekli teknik ve psikolojik destek alabileceği iletişim hattı oluşturulmalıdır. (6)
Dipnotlar
1) Mobbing Paneli Deşifresi, TAHİDEB (Odtü Psikolojik Taciz (Mobbing), Cinsel Taciz ve Hak İhlalleri Araştırma ve Destek Birimi, Nisan 2013.
2) DEÜ Öğretim Yardımcıları Mobbing Raporu, Sorunlar ve Çözüm Önerilerimiz, Eğitim Sen Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası İzmir 3 No’lu Şube, Aralık 2014, s.1-2.
3) Mobbing Paneli Deşifresi, s.2.
4) Mobbing Paneli Deşifresi, s.10.
5) İşyerinde psikolojik yıldırma Mobbing, Eğitim Sen Yayınları, 2010.
6) DEÜ Öğretim Yardımcıları Mobbing Raporu, s.15-17.
Bilim ve Gelecek – Erdinç Erdal Yıldırım
İlginizi Çekebilir
BANKA HABERLERİ
TASFİYE FONLARI: Suçtan elde edilen malvarlığı değerleri yatırımcılara dönebilecek
Yayınlanma:
5 gün önce|
29/10/2026Yazan:
BankaVitrini
SPK’nın tasfiye kararı verdiği bazı yatırım fonlarının zararlarının geri alınması ve yatırımcılara ödeme yapılması için özel kanun çıkarıldı. 7596 sayılı Kanun ile fon malvarlığından hukuka aykırı çıkarılan değerlerin izlenmesi, sorumluların şahsi malvarlıklarından tahsilat yapılması ve yatırımcılara ara ödeme imkânı getirilmesi düzenlendi. Ara ödemelerde yatırımcı başına 1 milyon TL üst sınırı öngörülürken, ödemeler fonların mevcut kaynakları ve kanunda belirtilen şartlarla sınırlandırıldı.
Sermaye piyasalarında yatırımcıların korunması ve tasfiyesine karar verilen bazı yatırım fonlarındaki kayıpların geri kazanılması amacıyla hazırlanan 7596 sayılı Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun, 27 Ekim 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlandı.
22 Ekim 2026 tarihinde kabul edilen Kanun, Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) 17 Eylül 2026 tarihli kararlarıyla tasfiyesine karar verilen ve Kanun’un yayımlandığı tarihte tasfiyesi tamamlanmamış yatırım fonlarını kapsıyor.
Düzenleme; fon varlıklarının korunması, hukuka aykırı işlemlerle fon dışına çıkarılan değerlerin geri kazanılması, zarardan sorumlu kişi ve kuruluşlardan tahsilat yapılması ve elde edilen kaynakların yatırımcılara dağıtılması için özel bir hukuki çerçeve oluşturuyor.
Kanun, diğer yatırım fonları için genel ve sürekli bir tasfiye rejimi getirmiyor.
Fon zararlarından kim sorumlu olacak?
Kanunun en dikkat çekici hükümlerinden biri, fon malvarlığından hukuka aykırı biçimde çıkarılan değerler nedeniyle doğan zararların kimlerden tahsil edileceğini açıkça düzenlemesi.
Karşılıksız veya muvazaalı işlemlerle fon kaynaklarının ilişkili taraflara, hâkim ortaklara, yöneticilere ya da bunların kontrolündeki kişi ve kuruluşlara aktarılması; gerçek bir ekonomik amacı bulunmayan kredi, borç, avans, teminat, devir, alım-satım, repo ve benzeri işlemler kapsamında değerlendirilebilecek.
Bu işlemlerle fonun zarara uğratıldığının belirlenmesi hâlinde, öncelikle fonun kurucusu veya yöneticisi olan portföy yönetim şirketi sorumlu tutulacak.
Zararın portföy yönetim şirketinden tamamen veya kısmen tahsil edilememesi ya da tahsil edilemeyeceğinin açıkça anlaşılması durumunda ise SPK tarafından sorumluluğu belirlenen gerçek ve tüzel kişilerin şahsi sorumluluğuna gidilebilecek.
Yöneticilerin veya diğer sorumlu kişilerin görevlerinden ayrılmış olması da görev yaptıkları dönemde gerçekleştirdikleri işlem ve kararlardan doğan sorumluluklarını ortadan kaldırmayacak.
TMSF tahsilat ve takip işlemlerini yürütecek
Kanun kapsamında SPK, tasfiye işlemleri ile denetim ve inceleme sonuçlarını dikkate alarak her bir fon bakımından zarar tutarını, sorumlu kişileri ve sorumluluk miktarlarını belirleyerek Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna (TMSF) bildirecek.
TMSF, bildirimin ardından 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun kapsamında tahsilat ve takip işlemlerini başlatabilecek.
Bu çerçevede, fon zararlarının sorumluların malvarlıklarından geri kazanılması için özel tahsilat mekanizması oluşturuluyor. Kanun kapsamında açılacak davalarda İstanbul idare mahkemeleri yetkili olacak.
Yatırımcılara 1 milyon TL’ye kadar ara ödeme yapılabilecek
Düzenlemenin yatırımcılar açısından en önemli başlıklarından biri de ara ödeme mekanizması.
Fon varlıklarının nakde çevrilmesi sonucunda elde edilen dağıtılabilir tutarın, yatırımcıların ilgili hesaplamaya göre hak kazandıkları toplam tutarı karşılamaya yetmemesi durumunda, SPK’nın belirleyeceği fonlarda ara ödeme yapılabilecek.
Kanuna göre:
- Net yatırım tutarı 1 milyon TL’nin altında olan yatırımcılara, hesaplanan net yatırım tutarını aşmamak kaydıyla ara ödeme yapılabilecek.
- Net yatırım tutarı 1 milyon TL ve üzerinde olan yatırımcılar için ara ödeme üst sınırı 1 milyon TL olacak.
- Para piyasası niteliğindeki fonlar hariç olmak üzere, ara ödeme tutarı yatırımcının hesabındaki katılma paylarının önceki gün sonu değerini aşamayacak.
- Dağıtılabilir kaynakların yetersiz olması hâlinde SPK, ödeme sıralamasını ve asgari ara ödeme tutarını belirleyebilecek.
Ara ödeme sırasında yatırımcının katılma payları iade edilmiş sayılmayacak. Katılma payları, nihai tasfiye ödemeleri sırasında iade edilecek.
Önemli ayrıntı: Kanunda belirtilen 1 milyon TL, her yatırımcıya koşulsuz ve kesin olarak ödenecek bir tutar değil, ara ödeme için öngörülen üst sınırdır. Gerçek ödeme; fonun kaynaklarına, yatırımcının hesaplanan hak sahipliğine ve SPK’nın belirleyeceği uygulama esaslarına bağlı olacak.
Yatırımcıların net yatırım tutarı nasıl hesaplanacak?
Kanun, fon malvarlığının yatırımcıların hesaplanan haklarını karşılamaya yetmemesi hâlinde kullanılacak net yatırım tutarı hesaplamasını da düzenliyor.
Bu hesaplamada yatırımcının fona fiilen yaptığı nakit girişleri ve fondan aldığı nakit çıkışları esas alınacak. Giriş ve çıkış tutarlarına, tasfiye tarihine kadar açıklanan tüketici fiyat endeksi (TÜFE) ile yurt içi üretici fiyat endeksindeki (Yİ-ÜFE) değişim oranlarının aritmetik ortalaması üzerinden, kıstelyevm yöntemiyle endeksleme uygulanacak.
Nakit çıkışları ise ilk giren ilk çıkar (FIFO) esasına göre dikkate alınacak.
Hesaplama, Merkezi Kayıt Kuruluşu (MKK) tarafından gerçekleştirilecek.
Bu yöntem, yatırımcının fonla gerçekleştirdiği nakit hareketlerinin ortak bir hesaplama çerçevesinde değerlendirilmesini amaçlıyor. Ancak endekslemeye dayalı hesaplama, yatırımcının bütün parasını mutlaka geri alacağı anlamına gelmiyor; ödeme, mevcut dağıtılabilir kaynaklar ve kanundaki sınırlamalar çerçevesinde yapılacak.
Fonlardan kazanç sağlayanlara gönüllü iade çağrısı
Kanun, tasfiye tarihine kadar katılma paylarını fona iade ederek ödeme almış kişilerin elde ettikleri kazançlar için de bir düzenleme içeriyor.
Yatırımcının elde ettiği getirinin, ilgili dönemde TÜFE ve Yİ-ÜFE değişim oranlarının aritmetik ortalamasıyla hesaplanacak tutarı aşan kısmı, SPK tarafından ilan edilen hesaplara isteğe bağlı olarak iade edilebilecek.
Benzer şekilde, SPK tarafından 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun 104, 106 ve 107’nci maddeleri kapsamında değerlendirilen işlemlere konu paylardan kazanç elde eden kişiler de kanunda belirtilen koşullarla, enflasyon endekslemesi sonrasında kalan getiri kısmını genel hisse iade hesabına gönüllü olarak aktarabilecek.
Bu hükümlerin uygulanmasına ilişkin hesaplama yöntemleri ve diğer usuller SPK tarafından belirlenecek.
Suçtan elde edilen malvarlığı değerleri yatırımcılara dönebilecek
Kanun, fonlarla bağlantılı fiiller nedeniyle yürütülen soruşturmalarda el konulan malvarlığı değerlerinin geri kazanılması için de özel hükümler getiriyor.
Ceza Muhakemesi Kanunu kapsamında el konulan ve hukuken doğrudan ilgili fona iadesi mümkün olan para ve sermaye piyasası araçları, gerekli kararlar doğrultusunda fona veya geri kazanım hesabına aktarılabilecek.
Doğrudan fona devredilemeyen malvarlıkları bakımından ise TMSF kayyım olarak atanabilecek. Bu durumda TMSF, ilgili malvarlıklarını dava sonucunu beklemeden satabilecek veya tasfiye edebilecek. Elde edilen tutarlar her fon için ayrı ayrı izlenecek.
Yargılama sonunda müsaderesine karar verilen ve suçtan zarar gören fonun malvarlığından çıktığı ya da fon zararının karşılığı olduğu mahkemece belirlenen değerlerin Hazineye gelir kaydedilmeden ilgili fona aktarılması öngörülüyor. Fon tasfiyesi tamamlanmışsa tutarlar geri kazanım hesabına aktarılacak.
Geri kazanım hesapları TMSF bünyesinde tutulacak
Kanunla oluşturulan geri kazanım hesapları, TMSF’nin kendi malvarlığından ayrı tutulacak ve her fon için ayrı alt hesaplarda izlenecek.
Bu hesaplarda biriken kaynaklar yalnızca ilgili fonun tasfiyesi ve fon pay sahiplerine yapılacak ödemeler için kullanılabilecek. Başka amaçlarla kullanılamayacak, teminat gösterilemeyecek ve kamu alacakları için dahi haczedilemeyecek.
Zorunlu giderler düşüldükten sonra kalan tutarlar, tasfiye devam ediyorsa tasfiye ile görevli kuruluşa, tasfiye tamamlanmışsa SPK tarafından bildirilen fon pay sahiplerine ödenmek üzere Yatırımcı Tazmin Merkezine (YTM) aktarılacak.
Yatırımcılara yapılacak dağıtımda katılma payı sahipliği oranı esas alınacak. İşlem ve aktarım maliyetleri dikkate alınarak belirlenen asgari ödeme tutarının altında kalan ödemeler ise yatırımcı adına izlenecek ve sonraki dağıtımlarda hak kazanılan tutarlara eklenecek.
Bazı kişi ve kurumlara ödeme yapılmayacak
Kanun, yatırımcıların korunmasının yanında belirli fiillerle bağlantılı kişi ve kurumların tasfiye gelirlerinden yararlanmasını da engelliyor.
SPK tarafından 6362 sayılı Kanun’un 104, 106 veya 107’nci maddelerinde düzenlenen fiilleri ilgili fonlarla birlikte işlediği ya da bu fiilleri işleyenlerle birlikte hareket ettiği tespit edilen kişi ve kurumlara, ilgili fonların tasfiye ve geri kazanım hesaplarından ödeme yapılmayacak.
Bu hüküm, tasfiye gelirlerinin dağıtımında sorumluluk ve hukuka uygunluk ölçütlerinin dikkate alınmasını amaçlıyor.
Gözler SPK’nın uygulama esaslarında
7596 sayılı Kanun, 17 Eylül 2026 tarihinden geçerli olmak üzere yayımlandığı tarihte yürürlüğe girdi.
Düzenlemenin uygulamada nasıl sonuç vereceği; SPK’nın fon bazında yapacağı belirlemelere, MKK kayıtlarının mutabakatına, tasfiye edilecek varlıkların değerine, sorumluların malvarlıklarından tahsil edilebilecek tutarlara ve geri kazanım hesaplarında birikecek kaynaklara bağlı olacak.
Özellikle ara ödeme yapılacak fonların belirlenmesi, yatırımcıların hak sahipliğinin tespiti, net yatırım tutarlarının hesaplanması ve sorumlulardan tahsilat süreçleri önem taşıyor.
Kanun, yatırımcıların kayıplarının geri kazanılması için yeni bir hukuki mekanizma oluşturuyor. Ancak yatırımcıların ne kadar ödeme alabileceği, ara ödemelerin ne zaman yapılacağı ve toplam zararın ne ölçüde karşılanabileceği, uygulama kararları ve fiilen geri kazanılabilecek kaynaklar netleştikçe ortaya çıkacak.
GÜNCEL
The Economist 2027 kapağı: Semboller, şifreler ve dünyaya verilen mesajlar
Yayınlanma:
1 hafta önce|
24/10/2026Yazan:
BankaVitrini
The Economist’in paylaştığınız “The World in 2027” kapağı, ilk bakışta 2027 yılında dünyayı bekleyen krizleri, teknolojik dönüşümü ve güç mücadelelerini tek bir kompozisyonda bir araya getiriyor. Ancak bu kapağı doğru yorumlamak için iki şeyi birbirinden ayırmak gerekiyor: Görselde gerçekten görülen semboller ve bu sembollerden hareketle geliştirdiğimiz olası yorumlar.
Önemli bir uyarı: Paylaştığınız görselde 4–10 Ocak 2027 tarihi yazıyor. Bugün 24 Ekim 2026 olduğundan, bu tarih geleceğe ait. Görselin The Economist tarafından resmen yayımlanmış orijinal kapak olduğunu henüz doğrulamış değilim. Bu nedenle aşağıdaki inceleme, görselin sembolik çözümlemesidir; derginin doğrulanmış tahminleri veya gizli bir planın kanıtı olarak değerlendirilmemelidir.
Kapaktaki ana fikir bana göre şu: 2027 dünyası; yapay zekâ, savaşlar, ekonomik baskılar, toplumsal huzursuzluklar ve iklim sorunlarının aynı anda yaşandığı bir güç mücadelesi alanı olarak resmediliyor.
1. Önce en kritik bulgu: Kapak gerçek mi?
Yaptığım araştırmada önemli bir doğrulama sonucu çıktı: Avustralya merkezli AAP FactCheck, 10 Eylül 2026 tarihli incelemesinde bu görselin yapay zekâyla oluşturulmuş sahte bir kapak olduğunu bildirdi. Habere göre The Economist, 2027 özel sayısını o tarihte henüz yayımlamamıştı ve dergi temsilcisi de kapağın gerçek olmadığını doğrulamıştı. Görselde OpenAI’nin görüntü oluşturma araçlarıyla ilişkili bir SynthID dijital filigranının bulunduğu da aktarıldı.
2. Kapaktaki sembollerin ayrıntılı çözümlemesi
Aşağıdaki sıralama, görseldeki nesnelerin görünümüne ve çağrıştırdığı ekonomik, siyasi ve toplumsal temalara dayanıyor.
Olası anlamı: Özgürlük mücadelesi ve baskı.
Yumruk, protesto ve direnişin evrensel sembollerinden biridir. Bileğindeki zincir ise hareket alanının kısıtlanmasını, otoriter yönetimleri veya ekonomik bağımlılığı çağrıştırıyor. Bir başka okuma, toplumsal muhalefetin güç kazanırken aynı zamanda baskıyla karşılaşmasıdır.
Ekonomik bağlantı: İşçi hareketleri, gelir dağılımı tartışmaları, grevler ve siyasi kutuplaşma.
2. Şimşekle yarılmış dünya küresi
Olası anlamı: Küresel sistemde kırılma.
Dünya küresinin yanındaki kırmızı şimşek; uluslararası gerilimleri, ticaret savaşlarını, jeopolitik bloklaşmayı veya küresel ekonomik şokları temsil ediyor olabilir.
Ekonomik bağlantı: ABD-Çin rekabeti, tedarik zincirlerinin bölünmesi, enerji fiyatları ve sermaye hareketlerinde oynaklık.
Bu sembolü belirli bir savaşın ya da tarihin kesin işareti olarak yorumlamak için kanıt yok.
3. Fırtınalı denizde konteyner gemisi
Olası anlamı: Küresel ticaretin kırılganlığı.
Geminin dalgalarla mücadele etmesi, uluslararası taşımacılıkta maliyet ve güvenlik risklerini anlatıyor olabilir.
-
Deniz ticaret yollarında çatışma ve güvenlik sorunları
-
Gümrük tarifeleri ve ticaret kısıtlamaları
-
Navlun ve sigorta maliyetlerinde artış
-
Üretim zincirlerinde gecikmeler
Türkiye açısından: İhracatçıların teslimat maliyetleri, ithal ara malı fiyatları ve dış ticaret dengesi bu risklerden etkilenebilir.
4. Roket ve uydu
Olası anlamı: Uzay yarışı ve stratejik teknoloji.
Uydu, iletişimden istihbarata ve navigasyona kadar pek çok alanı kapsıyor. Roket ise uzay teknolojilerinin yanı sıra füze kapasitesini ve savunma rekabetini de çağrıştırabilir.
Ekonomik bağlantı: Savunma sanayisi yatırımları, uydu interneti, uzay ekonomisi ve yüksek teknoloji rekabeti.
Roketin özellikle bir saldırıyı veya belirli bir ülkeyi işaret ettiğini söylemek mümkün değil.
5. Yukarı yönlü kırmızı grafik ve yenilenebilir enerji panelleri
Olası anlamı: Büyüme beklentisi ile enerji dönüşümünün iç içe geçmesi.
Yükselen ok ekonomik büyümeyi, borsaları veya fiyat artışlarını temsil edebilir. Rüzgâr türbinleri ve güneş panelleri ise temiz enerjiye geçişi çağrıştırıyor.
Buradaki kritik soru şu: Enerji dönüşümü yeni yatırımlar ve verimlilik mi yaratacak, yoksa yüksek finansman maliyetleri ve altyapı gereksinimleri büyümeyi mi sınırlayacak?
Türkiye açısından: Enerji ithalatı, cari açık, yenilenebilir enerji yatırımları ve sanayinin elektrik maliyetleri.
6. Kırmızı virüs figürü
Olası anlamı: Salgın ve biyolojik riskler.
Virüs figürü, pandemi deneyiminin kalıcı etkisini, yeni bulaşıcı hastalık endişelerini veya sağlık sistemlerinin kırılganlığını temsil edebilir.
Ancak görsel, 2027’de yeni bir salgın çıkacağına dair bilimsel bir kanıt ya da güvenilir öngörü sunmuyor.
7. Tablet kullanan robot
Olası anlamı: Yapay zekâ ve iş gücünün dönüşümü.
Robot figürü, yapay zekânın yalnızca yazılımda değil, üretim ve hizmet sektörlerinde de kullanılmasını simgeliyor olabilir.
-
Bazı işlerin otomasyonu
-
Verimlilik artışı ve maliyet düşüşü
-
Nitelikli çalışan ihtiyacının değişmesi
-
İşsizlik ve gelir dağılımı tartışmaları
Bankacılıkta bunun karşılığı; müşteri hizmetleri, kredi değerlendirmesi, dolandırıcılık tespiti ve operasyonel süreçlerin otomasyonu olabilir.
8. Kırmızı seviyeye yükselen termometre
Olası anlamı: Isınan gezegen ve artan maliyetler.
Termometre, iklim değişikliği ve aşırı sıcaklıkları çağrıştırıyor. Kuraklık, tarımsal verim kaybı, soğutma ihtiyacı ve sigorta maliyetleri bunun ekonomik sonuçları arasında olabilir.
Türkiye açısından: Tarımsal üretim, gıda enflasyonu, su kaynakları ve elektrik talebi.
9. Üzerinde 2027 yazan pasta ve mumlar
Olası anlamı: Yeni yılın başlangıcı ve kritik bir dönüm noktası.
Pasta, takvimsel olarak 2027’yi merkeze alıyor. Mumların yanması yeni bir dönemi çağrıştırırken çevresindeki karmaşa, yeni yılın iyimser beklentilerle birlikte riskler de taşıdığı şeklinde okunabilir.
Pasta tek başına bir felaketin, belirli bir yıldönümünün veya gizli bir tarihin işareti değildir.
10. Adalet terazisi
Olası anlamı: Hukuk, denge ve hesap verebilirlik.
Terazi; adalet sistemini, hukuki mücadeleleri ve güçler arasındaki dengeyi simgeliyor olabilir. Uluslararası yaptırımlar, ticaret anlaşmazlıkları, rekabet hukuku ve teknoloji şirketlerine yönelik düzenlemeler de bu temaya dâhil edilebilir.
Terazinin belirli bir mahkeme kararını veya ülkeyi işaret ettiği söylenemez.
11. AI yazılı mikroçip
Olası anlamı: Yapay zekânın ekonominin merkezine yerleşmesi.
Kapaktaki en belirgin teknoloji sembollerinden biri. Yapay zekâ, yalnızca yeni bir yazılım teknolojisi değil; sermaye yatırımlarını, iş gücü verimliliğini, rekabet koşullarını ve devletlerin stratejik kapasitesini etkileyen bir unsur.
Finansal açıdan kritik sorular:
-
Yapay zekâ yatırımları ne kadar gelir ve verimlilik üretecek?
-
Büyük teknoloji şirketlerinin değerlemeleri sürdürülebilir mi?
-
Veri merkezlerinin elektrik ve finansman maliyetleri ne olacak?
-
Bankalar, yapay zekâ kaynaklı dolandırıcılık ve siber risklere nasıl karşılık verecek?
12. Kuyrukta bekleyen insanlar
Olası anlamı: Toplumsal baskı ve yaşam maliyeti.
İnsan kalabalığı; ekonomik fırsatlara erişim, iş bulma, göç, kamu hizmetleri veya toplumsal hareketlilik üzerinden yorumlanabilir.
Bu figürün hemen yanında görülen şehir siluetiyle birlikte değerlendirildiğinde, kentleşmenin ve modern ekonominin yarattığı eşitsizlikler de akla geliyor.
Temel soru: Ekonomik büyümenin kazançları toplumun geniş kesimlerine ulaşacak mı?
13. Koruyucu kubbe altındaki aile
Olası anlamı: Güvenlik arayışı ve korunma ihtiyacı.
Aile siluetleri, ekonomik ve siyasi belirsizlikler karşısında güvenli bir yaşam alanı arayışını temsil ediyor olabilir. Kubbe; barınma, aileyi koruma, sosyal güvenlik veya krizlere karşı dayanıklılık çağrışımı yapıyor.
Konut maliyetleri, sağlık harcamaları, emeklilik güvencesi ve aile bütçesi bu sembolün ekonomik karşılıkları olarak düşünülebilir.
14. Uçak ve pasaport
Olası anlamı: Uluslararası hareketlilik, göç ve sınırlar.
Uçak seyahati ve küresel bağlantıları; pasaport ise ulusal sınırları, vatandaşlığı ve ülkeler arasındaki hareket özgürlüğünü simgeleyebilir.
Olası ekonomik bağlantılar arasında nitelikli iş gücü göçü, turizm gelirleri, vize politikaları ve beyin göçü bulunuyor.
15. Yanan orman ve çatlamış toprak
Olası anlamı: Kuraklık, orman yangınları ve doğal kaynak baskısı.
Bu iki figürün birlikte kullanılması, su kıtlığı ile aşırı sıcaklıkların aynı anda yarattığı riskleri çağrıştırıyor.
Tarımsal üretim, gıda fiyatları, hidroelektrik üretimi, sanayi su kullanımı ve yangın sigortaları bundan etkilenebilir.
Bu sembollerden belirli bir bölgede 2027’de yangın çıkacağı sonucu çıkarılamaz.
16. Damlayan musluk
Olası anlamı: Su kıtlığı ve kaynakların yönetimi.
Kurak toprakla yan yana görülen musluk, suyun giderek daha stratejik bir ekonomik kaynak hâline gelmesini çağrıştırıyor.
Su altyapısına yatırım, tarımsal sulama, şehirlerin su temini ve su yoğun sanayilerin maliyetleri bu temanın başlıca uzantılarıdır.
17. Oy sandığı
Olası anlamı: Seçimler ve siyasi meşruiyet.
Sandığın yanındaki oy pusulası, demokratik katılımı ve siyasi karar süreçlerini çağrıştırıyor. 2027’de çeşitli ülkelerde yaşanabilecek siyasi tartışmalar açısından sembolik bir okuma yapılabilir.
Ancak görsel, belirli bir ülkede seçim yapılacağını, seçim sonucunu veya siyasi iktidar değişimini kanıtlamıyor.
18. Parmak izi, ekran ve kilit
Olası anlamı: Dijital kimlik, gözetim ve siber güvenlik.
Parmak izi biyometrik kimliği; kilit ise güvenlik ve erişim kontrolünü temsil edebilir. Bir arada kullanıldıklarında kişisel veriler üzerindeki denetim ve dijital güvenlik soruları öne çıkıyor.
Bankacılık bağlantısı: Kimlik doğrulama, hesap ele geçirme, dijital dolandırıcılık, veri ihlalleri ve siber saldırılar.
19. Euro, dolar ve yen sembolleri
Olası anlamı: Küresel para rekabeti ve finansal kırılganlık.
Farklı para birimlerinin aynı alanda bulunması, uluslararası sermaye hareketlerini ve döviz piyasalarının birbirine bağlılığını düşündürüyor.
Bu sembolleri doların kesin olarak değer kaybedeceği, euronun yükseleceği veya belirli bir para biriminin rezerv para statüsünü kaybedeceği şeklinde yorumlamak doğru olmaz.
Türkiye açısından kur oynaklığı; dış borç, ithalat maliyeti, enflasyon ve yabancı sermaye akımları üzerinde belirleyici olabilir.
20. Sağlık işareti, enjektör ve ilaçlar
Olası anlamı: Sağlık ekonomisi ve biyoteknoloji.
İlaçlar, enjektör ve sağlık işareti; sağlık hizmetlerine erişim, ilaç maliyetleri, biyoteknoloji ve tıbbi yeniliklerle ilişkilendirilebilir.
İlaçların varlığı tek başına yeni bir salgının, belirli bir aşının veya toplu bir sağlık müdahalesinin habercisi değildir.
21. Kırmızı bavul
Olası anlamı: Göç, seyahat ve yer değiştirme.
Bavul, insanların ekonomik, siyasi veya güvenlik gerekçeleriyle yer değiştirmesini çağrıştırabilir. Pasaportla birlikte düşünüldüğünde uluslararası göç ve hareketlilik teması güçleniyor.
Bunun belirli bir göç dalgasının veya kitlesel tahliyenin kesin işareti olduğu söylenemez.
3. Semboller birlikte okunduğunda ne anlatıyor?
Bence kapağın en dikkat çekici tarafı tek tek nesnelerden çok, bunların aynı alanda birbirine karışması. Beş ana tema ortaya çıkıyor.
1. Jeopolitik parçalanma
Dünya küresi, zincirli yumruk, gemi ve roket; uluslararası güç rekabeti, ticaret yollarının güvenliği ve siyasi gerilimler çerçevesinde okunabilir.
2. Ekonomik belirsizlik
Grafik, para birimleri ve gemi; büyüme, finansal oynaklık ve küresel tedarik zincirlerinin birbirine bağımlılığını çağrıştırıyor.
3. Teknolojik dönüşüm
Yapay zekâ çipi, robot ve uydu; teknolojinin üretim, istihdam, savunma ve finans üzerindeki etkilerini bir araya getiriyor.
4. İklim ve kaynak krizi
Termometre, yanan orman, çatlamış toprak ve musluk; iklim değişikliğinin ekonomik ve toplumsal maliyetlerine işaret ediyor olabilir.
5. İnsan ve toplum
Kalabalıklar, aile, yumruk ve oy sandığı; güvenlik, eşitsizlik, siyasi katılım ve yaşam koşullarıyla ilgili soruları gündeme getiriyor.
4. Türkiye ekonomisi açısından hangi mesajlar çıkarılabilir?
Bu görselden Türkiye’ye ilişkin doğrudan bir tahmin çıkaramayız. Ancak sembollerin temsil ettiği temalar, Türkiye ekonomisi açısından şu risk başlıklarına dönüştürülebilir:
|
Tema |
Türkiye ekonomisine olası yansıması |
|---|---|
|
Ticaret savaşları |
İhracat pazarlarında daralma ve gümrük maliyetleri |
|
Döviz ve küresel finans |
Kur oynaklığı, dış borçlanma maliyeti ve sermaye akımları |
|
Yapay zekâ |
Bankacılıkta otomasyon, verimlilik ve siber riskler |
|
Enerji dönüşümü |
Enerji ithalat faturası ve yatırım finansmanı |
|
İklim ve su |
Tarımsal üretim, gıda enflasyonu ve sanayi maliyetleri |
|
Toplumsal baskı |
Gelir dağılımı, istihdam ve hanehalkı alım gücü |
Bankacılık sektörü açısından en kritik kesişim, yüksek finansman maliyeti, kredi riskleri, dijital dolandırıcılık ve iklim kaynaklı kredi risklerinin aynı dönemde yönetilmesi olabilir. Bunlar kapaktaki sembollerden çıkarılmış kesin tahminler değil, mevcut ekonomik mekanizmalar üzerinden yapılan senaryo değerlendirmeleridir.
5. Peki, kapakta gizli şifreler mi var?
Bu soruya üç ayrı düzeyde yaklaşmak gerekiyor.
-
Görsel sembolizm: Evet. Yumruk, zincir, para birimleri, AI çipi ve kuraklık gibi nesneler farklı siyasi ve ekonomik temaları çağrıştırıyor.
-
Geleceğe ilişkin tahmin: Hayır, yalnızca bu görselden 2027’de yaşanacak olaylar hakkında güvenilir tahmin üretilemez.
-
Gizli plan veya önceden bilinen olayların duyurulması: Bunu destekleyen bir kanıt bulunmuyor. Üstelik kapağın sahte olduğunun doğrulanması, onu The Economist’in gizli mesajı olarak yorumlamayı geçersiz kılıyor.
Bir sembolün gerçek anlamını belirlemek için yalnızca şekline bakmak yeterli değildir. Yayıncının açıklaması, görselin üretim kaynağı ve varsa resmî yazı içeriği de incelenmelidir.
Sonuç
Paylaştığınız kapak, küresel dünyanın karşı karşıya olduğu sorunları tek bir görselde topluyor: güç mücadelesi, finansal belirsizlik, yapay zekâ, iklim baskısı ve toplumsal kırılganlık.
Fakat en önemli bulgu sembollerin arkasında gizli bir kehanet bulunması değil, kapağın gerçekmiş gibi dolaşıma sokulmuş yapay zekâ üretimi bir görsel olmasıdır.
Bu nedenle en sağlıklı yaklaşım, kapağı The Economist’in resmî 2027 tahminleri gibi sunmak yerine, küresel risklerin nasıl algılandığını gösteren bir görsel çalışma olarak incelemektir. Resmî The World Ahead 2027 sayısının yayımlanmasıyla gerçek kapak ve editoryal açıklamalar ayrıca karşılaştırılabilir.
BANKA HABERLERİ
AKBANK VE DENİZBANK: FON SORUŞTURMASINDAKİ İSİMLER BANKAMIZ ÇALIŞANI DEĞİL
FON SORUŞTURMASINDA AKBANK VE DENİZBANK’TAN AÇIKLAMA: “İSİMLER BANKALARIMIZIN ÇALIŞANI DEĞİL”
Yayınlanma:
2 hafta önce|
21/10/2026Yazan:
BankaVitrini
Fon soruşturmasında gözaltı listesinde yer alan isimler üzerinden gündeme gelen Akbank ve DenizBank, haberlerdeki çalışma ilişkilerine ilişkin açıklama yaptı. Akbank, “adı geçen kişilerin uzun süre önce bankadan ayrıldığını” belirtirken DenizBank, “adı geçen Yasemin Y.’nin banka çalışanı olmadığını” bildirdi.
Bankavitrini.com | Gündem
Sermaye piyasalarındaki işlemlere yönelik yürütülen fon soruşturmasında gözaltı listesinde yer alan isimler ve bu kişilerin bankalarla bağlantıları gündeme geldi. Konuya ilişkin Akbank ve DenizBank’tan açıklamalar geldi. Her iki banka da haberlerde yer alan çalışma ilişkilerine yönelik düzeltme talebinde bulundu.
Akbank: İsimler uzun süre önce bankadan ayrıldı
Akbank, fon soruşturması kapsamında gözaltı kararı verilen kişilerle ilgili haberlerde banka adının kullanılmasına ilişkin açıklama yaptı.
Banka, haberlere konu olan kişilerin uzun süre önce Akbank’tan ayrıldığını ve başka kurumlarda çalıştıklarını belirtti. Açıklamada, bu kişilerin hâlen Akbank bünyesinde görev yapıyormuş gibi gösterilmesinin gerçeğe aykırı bir izlenim oluşturabileceğine dikkat çekildi.
Akbank, güncel çalışma ilişkilerinin doğru aktarılması gerektiğini vurgulayarak kamuoyunun doğru bilgilendirilmesini istedi.
DenizBank: Yasemin Yılmaz bankamızın çalışanı değil
DenizBank da fon soruşturması kapsamında gözaltına alınan isimlerin yer aldığı listeye ilişkin yayımlanan haberdeki bir bilgiyi düzeltti.
DenizBank A.Ş. tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Fon soruşturması kapsamında gözaltına alınan isim listesine ilişkin yayımladığınız haberde, Yasemin Y. isimli kişinin DenizBank Finans Yöneticisi olduğu yönünde hatalı bilgiye yer verilmiştir.
Haberde adı geçen Yasemin Y., Bankamız çalışanı değildir. Kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi amacıyla söz konusu yanlış bilginin düzeltilmesini rica ederiz.”
DenizBank, açıklamasıyla Yasemin Y.’ın banka çalışanı olduğu yönündeki bilgiyi açıkça reddetti ve haberlerin düzeltilmesini talep etti.
Soruşturmada banka isimleri neden gündeme geldi?
Soruşturma kapsamında yayımlanan gözaltı listelerinde yer alan kişilerin mesleki unvanları ve çalıştıkları kurumlara ilişkin bilgiler, bankaların isimlerinin de haberlerde geçmesine neden oldu.
Ancak bir kişinin adının soruşturma kapsamında anılması, tek başına ilgili bankanın soruşturmanın şüphelisi olduğu veya kurumsal olarak herhangi bir suça iştirak ettiği anlamına gelmiyor. Aynı şekilde, bir kişinin geçmişte bir bankada çalışmış olması da güncel çalışma ilişkisini göstermiyor.
Akbank’ın geçmiş çalışma ilişkilerine yönelik açıklaması ile DenizBank’ın Yasemin Y. hakkında yaptığı düzeltme, haberlerde kişi ve kurum bağlantılarının güncel ve teyit edilmiş bilgiler üzerinden kurulmasının önemini ortaya koydu.
Bankacılık sektöründe doğru bilgi ve itibar vurgusu
Sermaye piyasalarına yönelik soruşturmalarda kişi isimleriyle birlikte kurum adlarının anılması, kamuoyunda ilgili bankalara yönelik algıyı etkileyebiliyor. Bu nedenle gözaltı listelerindeki bilgilerin, kişilerin güncel iş durumlarıyla karşılaştırılarak yayımlanması önem taşıyor.
Akbank ve DenizBank’ın açıklamaları, soruşturma haberlerinde yalnızca isimlerin değil, bu isimlerle bankalar arasında kurulan bağlantıların da titizlikle doğrulanması gerektiğini gösteriyor.
Bankavitrini.com olarak not: Bu haber, Akbank ve DenizBank’ın çalışma ilişkilerine yönelik açıklamalarını bir araya getirmektedir. Soruşturmada adı geçen kişiler hakkındaki iddialar ile bankaların kurumsal sorumluluğu birbirinden ayrı değerlendirilmelidir.
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.054)
- BANKA ANALİZLERİ (152)
- BANKA HABERLERİ (3.655)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (604)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.987)
- GÜNCEL (4.649)
- GÜNDEM (3.592)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (147)
- ŞİRKETLER (2.750)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (582)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.500)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (56)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (11)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (841)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (120)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (53)
- Onur ÇELİK (62)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (95)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (20)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Trump'tan ara seçimler öncesi seçmenlere "sandığa gidin" çağrısı 02/11/2026
- Fon soruşturmasında Korkmaz Enes Ergun'a tutuklama talebi 02/11/2026
- ABD Hazinesi borçlanma tahminini 618 milyar dolara düşürdü 02/11/2026
- Resmi Gazete'de bugün (03.11.2026) 02/11/2026
- Bakan Kacır: İmalat sanayisine 250 milyar liralık kredi imkânı sağlıyoruz 02/11/2026
- Trump: İran'la savaşı yeniden başlatma konusunda acelem yok 02/11/2026
- Zorlu Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Nazif Zorlu hayatını kaybetti 02/11/2026
- ABD'nin LNG ihracatı Ekim'de rekor seviyelere yaklaştı 02/11/2026
- AB'den İngiltere'nin yeniden üyeliğine esneklik sinyali 02/11/2026
- Meta, tahvil ihracıyla en az 20 milyar dolar toplamayı hedefliyor 02/11/2026
SON YAZILAR
- SPK’dan 2 yıl işlem yasağı alan Tayfun Bayazıt, Sabancı Holding’den istifa etti 31/10/2026
- Vakıf Faktoring A.Ş.’den İstikrarlı Büyüme 30/10/2026
- TASFİYE FONLARI: Suçtan elde edilen malvarlığı değerleri yatırımcılara dönebilecek 29/10/2026
- Garanti BBVA’nın 9 aylık net kârı 97,2 milyar liraya ulaştı 29/10/2026
- Enpara Bank: 9 Aylık Net Kârı 6,3 Milyar TL 28/10/2026
- TASFİYE EDİLEN FONLARDA YATIRIMCI ALACAĞI NASIL HESAPLANACAK? 27/10/2026
- TEB 2026 Üçüncü Çeyrek Mali Verileri Açıklandı 26/10/2026
- The Economist 2027 kapağı: Semboller, şifreler ve dünyaya verilen mesajlar 24/10/2026
- DenizBank 2026 yılının ilk dokuz ayına ilişkin finansal sonuçlarını açıkladı 23/10/2026
- Alternatif Bank’tan şubatta geri ödemeli ihtiyaç kredisi kampanyası 23/10/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL4 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ6 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini5 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu
