Connect with us

Erol Taşdelen

Mozart Modeli Sanayiyi Nasıl Değiştirir?

Yayınlanma:

|

Wolfgang Amadeus Mozart yaklaşımını sanayiye uyarlarsak ortaya çok ilginç bir yönetim modeli çıkar: “Mozart Yönetimi” aslında yüksek disiplin ile yüksek yaratıcılığı aynı anda çalıştırabilen üretim kültürüdür.

Sanayide çoğu firma:

  • verimlilik,
  • maliyet,
  • standartlaşma üzerine kurulur.

Ama Mozart yaklaşımı şunu sorar: “Makine aynı olabilir ama neden insanlar sıradan düşünsün?”

SANAYİ’DE MOZART YÖNETİMİ NEDİR?

Mozart yönetimi:

  • teknik disiplinin içine yaratıcılığı sokmak,
  • çalışanı sadece “işçi” değil “üreten zihin” görmek,
  • üretimde sanatçı hassasiyeti oluşturmak demektir.

Bu modelde:

  • ustabaşı sadece kontrol eden değil,
  • fikir geliştiren lider olur.

Çalışan:

  • sadece emir alan değil,
  • süreç geliştiren kişidir.

NASIL UYGULANIR?

1. Hata korkusunu azaltmak

Klasik sanayide: hata = ceza

Mozart modelinde: kontrollü hata = öğrenme.

Toyota’nın Kaizen sistemi buna yakındır.

Çünkü yenilik:

  • korkudan değil,
  • güven ortamından çıkar.

2. Fabrikada fikir sistemi kurmak

Her çalışan:

  • üretim geliştirme,
  • maliyet düşürme,
  • kalite artırma önerisi sunabilir.

En iyi fikirler:

  • ödüllendirilir,
  • uygulanır,
  • görünür yapılır.

Bir operatör bazen milyonluk verimlilik sağlayabilir.

3. Mikro yönetimi azaltmak

Mozart tipi üretim kültüründe: patron her şeye karışmaz.

Bölüm liderlerine:

  • alan,
  • yetki,
  • inisiyatif verilir.

Bu sayede:

  • karar hızlanır,
  • bürokrasi azalır,
  • üretim çevikleşir.

4. Usta kültürünü yeniden kurmak

Eskiden sanayi: “usta işi”ydi.

Bugün birçok fabrikada çalışan: sadece makine operatörüne dönüştü.

Mozart yaklaşımı: çalışanı yeniden “zanaatkâr” yapar.

Bu kaliteyi ciddi artırır.

Almanya’nın sanayi gücünün temelinde biraz da bu vardır.

5. Sanayi + sanat birleşimi

Dünyanın en güçlü markaları:

  • sadece ürün üretmez,
  • estetik de üretir.

Örneğin:

  • Apple
  • Ferrari
  • Bosch teknik ile tasarımı birleştirir.

Mozart yönetimi: “Ürün sadece çalışmasın, ruhu da olsun” der.

NE GİBİ FARK YARATIR?

1. Verimlilik artar

Çalışan:

  • işi sahiplenir,
  • geliştirmeye başlar.

Bu:

  • fireyi,
  • duruşları,
  • gizli maliyetleri azaltır.

2. Beyin göçü azalır

Yaratıcı çalışanlar: baskıcı firmalardan kaçar.

Mozart kültürü: yeteneği içeride tutar.

3. Markalaşma güçlenir

Sıradan üretici: fiyatla yarışır.

Mozart yaklaşımındaki üretici:

  • kalite,
  • tasarım,
  • hikâye,
  • duygu satar.

Bu daha yüksek kâr demektir.

4. Krizlere dayanıklılık artar

Sadece talimat bekleyen sistemler: krizlerde donar.

Düşünebilen ekipler ise:

  • çözüm üretir,
  • hızlı adapte olur.

TÜRK SANAYİSİNİN EN BÜYÜK EKSİĞİ

Türkiye’de birçok sanayi firmasında:

  • patron merkezli yapı,
  • korku kültürü,
  • aşırı hiyerarşi,
  • “işini yap geç” anlayışı hakim.

Bu nedenle:

  • çalışan fikir üretmiyor,
  • orta kademe risk almıyor,
  • inovasyon zayıf kalıyor.

Mozart modeli ise: “Fabrikada sadece makine değil, zihin de çalışmalı” anlayışıdır.

EN ÇARPICI SONUÇ

Bir fabrikanın gerçek değeri:

  • makine parkı değil,
  • düşünebilen insan kalitesidir.

Çünkü aynı makineyi herkes alabilir.

Ama aynı üretim kültürünü herkes kuramaz.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist   www.bankavitrini.com

Okumaya devam et

EKONOMİ

Talep Enflasyonu Biterken Türkiye “Yokluk Enflasyonu” Riskine mi Giriyor?

Yayınlanma:

|

Son iki yıldır ekonomi yönetiminin temel yaklaşımı, talep enflasyonunu kontrol altına almak üzerine kuruldu.

Faizler artırıldı, kredi büyümesi sınırlandı, tüketim baskılanmaya çalışıldı.

Varsayım şuydu: Talep azalırsa fiyat artışları da yavaşlar.

Ancak bugün reel sektörden gelen sinyaller farklı bir riskin büyüdüğünü gösteriyor.

Özellikle yüksek finansman maliyetleri, krediye erişimde yaşanan zorluklar, artan işletme sermayesi ihtiyacı ve daralan iç talep nedeniyle birçok sanayi işletmesi kapasitesini düşürüyor, vardiya azaltıyor veya üretimini tamamen durduruyor.

Bu durum devam ederse önümüzdeki dönemde farklı bir enflasyon türüyle karşılaşabiliriz.

Talep Enflasyonundan Arz Kaynaklı Enflasyona

Ekonomide fiyatlar sadece aşırı talepten yükselmez.

Üretimin azalması, arzın daralması ve piyasada mal bulunabilirliğinin düşmesi de fiyatları yukarı iter.

Bugün birçok sektörde yaşanan gelişmeler bu riski artırıyor:

  • Üretim kapasiteleri düşüyor.
  • Yeni yatırımlar erteleniyor.
  • İşletme sermayesi hızla eriyor.
  • KOBİ’ler finansmana ulaşamıyor.
  • Konkordato başvuruları artıyor.
  • Bazı fabrikalar üretimi geçici olarak durduruyor.

Talep zayıf görünse bile üretim daha hızlı küçülürse piyasadaki mal arzı da daralmaya başlar.

İşte bu noktada fiyatlar yeniden yukarı yönlü hareket edebilir.

Yeni Risk: “Yokluk Enflasyonu”

Buna halk arasında “yokluk enflasyonu” denilebilir. Ekonomik literatürde ise bunun karşılığı daha çok arz yönlü enflasyon (cost-push/supply-side inflation) veya arz şoku kaynaklı enflasyon olarak tanımlanır.

Yani insanlar çok fazla tükettiği için değil, piyasada yeterince ürün üretilemediği için fiyatlar yükselmeye başlar.

Özellikle;

  • sanayi üretimindeki daralma,
  • ithal girdilere bağımlılık,
  • finansmana erişim güçlüğü,
  • enerji ve lojistik maliyetleri

aynı anda etkili olduğunda arz tarafı hızla bozulabilir.

Bugünün En Büyük Riski

Bir ekonomide üretici para kazanamaz hale gelirse önce yatırımlar durur. Ardından kapasite küçülür. Sonrasında üretim azalır. Üretim azaldığında ise piyasadaki mal miktarı düşer. Mal azaldığında fiyatların yeniden yükselmesi kaçınılmaz hale gelir.

Bu nedenle sadece talebi baskılayan politikalar uzun süre tek başına uygulanırsa, bir süre sonra arz tarafında kalıcı hasar oluşturma riski ortaya çıkar.

Dengeli Politika Şart

Enflasyonla mücadele elbette önemlidir.

Ancak bunu yaparken üretim kapasitesinin korunması, sanayinin finansmana erişiminin sağlanması ve işletme sermayesinin sürdürülebilir seviyede tutulması da en az fiyat istikrarı kadar önemlidir. Aksi halde ekonomi, talep enflasyonunu kontrol altına alırken bu kez üretim yetersizliğinden kaynaklanan yeni bir fiyat baskısıyla karşı karşıya kalabilir.

Asıl soru artık şudur: Talebi gerçekten kontrol altına mı alıyoruz, yoksa üretim kapasitesini zayıflatarak geleceğin arz sorunlarını mı hazırlıyoruz?

Erol TAŞDELEN – Ekonomist     www.bankavitrini.com

Okumaya devam et

Erol Taşdelen

Firmalar Stoklarını Gerçekten Yönetebiliyor mu?

Yayınlanma:

|

En Büyük Kâr Kaybı Depoda Başlıyor

Erol TAŞDELEN | Bankavitrini.com

Yüksek enflasyon, yüksek faiz ve kur oynaklığının yaşandığı dönemlerde şirketlerin en önemli rekabet avantajı artık sadece daha fazla satış yapmak değildir. Asıl başarı; doğru maliyet hesaplamak, etkin stok yönetmek ve işletme sermayesini verimli kullanabilmektir.

Bugün birçok şirket satış cirosunda büyüme yaşarken aynı başarıyı kârlılıkta gösteremiyor. Hatta bazı firmalar cirolarını rekor seviyelere taşımalarına rağmen yıl sonunda zarar açıklıyor. Bunun en önemli nedenlerinden biri ise stok maliyetlerinin yanlış hesaplanması ve stok yönetiminin yalnızca depo operasyonu olarak görülmesidir.

Oysa günümüz ekonomisinde stok, sadece raflarda bekleyen ürünlerden ibaret değildir. Stok; nakdi bağlayan, faiz maliyeti yaratan, kur riski taşıyan ve şirket sermayesini doğrudan etkileyen stratejik bir finansal varlıktır.

Stok Artık En Pahalı Yatırım Kalemi

Geçmişte düşük enflasyon ve düşük faiz ortamında yüksek stok taşımak önemli bir risk olarak görülmeyebilirdi. Ancak bugün aynı yaklaşım şirketleri ciddi finansal baskı altına sokabiliyor.

Depoda bekleyen her ürün;

  • Finansman maliyeti oluşturur.
  • Faiz yükü yaratır.
  • Kur değişimlerinden etkilenir.
  • Depolama gideri doğurur.
  • Fire ve değer kaybı riski taşır.
  • Teknolojik eskimeye maruz kalabilir.
  • Nakit dönüş süresini uzatır.

Dolayısıyla stok yalnızca muhasebe bilançosunda görülen bir varlık değil, aynı zamanda şirketin nakit akışını belirleyen temel unsurlardan biridir.

Muhasebe Maliyeti ile Gerçek Ekonomik Maliyet Aynı Değildir

Birçok işletmenin yaptığı en büyük hata, muhasebe kayıtlarında görülen stok maliyetini gerçek maliyet olarak kabul etmesidir.

Muhasebe sistemi çoğu zaman yalnızca;

  • satın alma fiyatını,
  • nakliye giderlerini,
  • gümrük maliyetlerini,
  • sigorta giderlerini

stok maliyetine dahil eder.

Ancak gerçek ekonomik maliyet bundan çok daha geniştir.

Bir ürünün gerçek maliyeti hesaplanırken aşağıdaki unsurlar birlikte değerlendirilmelidir:

  • Satın alma fiyatı
  • Nakliye
  • Sigorta
  • Gümrük vergileri
  • Depolama giderleri
  • Fire oranları
  • Finansman maliyeti
  • Kur farkları
  • Enflasyon etkisi
  • Fırsat maliyeti
  • Stok eskime riski

İşte birçok şirket tam da bu noktada hata yapmaktadır.

En Çok Yapılan Stok Yönetimi Hataları

1. Finansman maliyetini dikkate almamak

Şirketler kredi kullanarak stok satın alıyor ancak kredi faizini ürün maliyetine yansıtmıyor. Özellikle yüksek faiz dönemlerinde bu yaklaşım gerçek kârlılığı ciddi şekilde bozuyor.

2. Kur farklarını yanlış yönetmek

İthal girdilerle çalışan işletmeler çoğu zaman satın alma maliyetini sabit kabul ediyor. Oysa kurdaki değişim, yerine koyma maliyetini tamamen değiştirebiliyor.

3. Eski maliyetlerle fiyatlama yapmak

Enflasyon dönemlerinde geçmiş maliyetler üzerinden satış fiyatı belirlemek, kâğıt üzerinde kâr yaratırken gerçekte şirket sermayesini eritiyor.

4. FIFO yöntemine koşulsuz güvenmek

İlk giren ilk çıkar (FIFO) yöntemi yüksek enflasyon dönemlerinde satılan mal maliyetini düşük göstererek kârlılığı olduğundan yüksek gösterebilir. Yönetim, bu nedenle yanlış kararlar alabilir.

5. Ortalama maliyet hesaplamalarını geciktirmek

ERP sistemlerinin güncel çalışmaması nedeniyle yeni maliyetler satış fiyatlarına zamanında yansımayabiliyor.

6. Gereğinden fazla stok yapmak

“Kurlar yükselecek” veya “ürün bulunamayacak” düşüncesiyle yapılan aşırı stok alımları, beklenen senaryo gerçekleşmediğinde ciddi finansman yüküne dönüşüyor.

7. Yavaş hareket eden stokları görememek

Bazı ürünler aylarca hatta yıllarca depoda beklemesine rağmen sistemde aktif stok olarak görünmeye devam ediyor. Bu durum işletme sermayesini gereksiz yere kilitliyor.

8. ABC analizini kullanmamak

Tüm ürünlere aynı önemin verilmesi büyük bir hata. Oysa çoğu işletmede ürünlerin yaklaşık yüzde 20’si stok değerinin yüzde 80’ini oluşturuyor. Bu nedenle kaynakların en kritik ürünlere odaklanması gerekiyor.

9. Parite riskini göz ardı etmek

Hammadde Euro, satış Dolar, kredi ise TL olabilir. Bu durumda yalnızca döviz kuru değil, Euro/Dolar paritesi de şirketin maliyet yapısını doğrudan etkiler.

10. Stok devir hızını takip etmemek

Birçok işletme stok tutarını bilir ancak stokların kaç günde nakde dönüştüğünü düzenli olarak izlemez. Oysa stok devir hızı işletme sermayesinin en önemli göstergelerinden biridir.

Enflasyon Döneminde Yerine Koyma Maliyeti Esas Alınmalıdır

Yüksek enflasyon dönemlerinde en büyük hata geçmiş maliyetlerle fiyatlama yapmaktır.

Bir ürün satıldıktan sonra aynı ürün aynı fiyata yeniden satın alınamıyorsa, o satış gerçekte kâr yaratmamıştır.

Bu nedenle fiyatlama stratejisinin temelinde yerine koyma maliyeti bulunmalıdır.

Aksi halde şirket satış yaptığını düşünürken aslında öz sermayesini tüketmeye başlar.

Kur Oynaklığında Dinamik Fiyatlama Şart

Kurun hızla değiştiği dönemlerde statik fiyat listeleri şirketleri koruyamaz.

Kur yükseldiğinde fiyat artırıp, düştüğünde aynı hızla güncelleme yapmamak da müşteri kaybına neden olabilir.

Doğru yaklaşım;

  • yerine koyma maliyetini sürekli izlemek,
  • ERP sistemlerini güncel tutmak,
  • dinamik fiyatlama modelleri kullanmak,
  • satın alma ile satış ekiplerini ortak veri üzerinde çalıştırmaktır.

Doğru Stok Yönetimi Nasıl Olmalı?

Başarılı şirketler stok yönetimini sadece depo yönetimi olarak değil, finansal yönetimin ayrılmaz bir parçası olarak ele alıyor.

Bu kapsamda;

  • günlük stok devir hızını takip ediyor,
  • ABC ve XYZ analizlerini birlikte kullanıyor,
  • hareket etmeyen stokları erken tespit ediyor,
  • yerine koyma maliyetini esas alıyor,
  • kur, faiz ve enflasyon senaryoları oluşturuyor,
  • ERP sistemlerini gerçek zamanlı güncelliyor,
  • satın alma, finans, satış ve üretim ekiplerini ortak hedeflerle yönetiyor.

Bu yaklaşım yalnızca maliyetleri düşürmüyor; aynı zamanda nakit akışını güçlendiriyor ve şirketin finansal dayanıklılığını artırıyor.

Sonuç

Bugün birçok işletme stoklarını fiziksel olarak kontrol ettiğini düşünse de, ekonomik anlamda yönetemiyor.

Yüksek enflasyon, yüksek faiz ve kur oynaklığı dönemlerinde stok yönetimi artık lojistik bir faaliyet olmaktan çıkmış; finansal stratejinin merkezine yerleşmiştir.

Başarılı şirketler, depolarını ürünlerle dolduranlar değil; doğru ürünü, doğru miktarda, doğru zamanda ve en düşük finansman maliyetiyle yönetenler olacaktır.

Önümüzdeki dönemde rekabet üstünlüğünü belirleyecek unsur; en büyük depo değil, en güçlü nakit akışı ve en doğru stok yönetimi olacaktır.

Okumaya devam et

Erol Taşdelen

SASA İçin Kritik Karar: İthal PET’e 3 Yıllık Ek Vergi

Yayınlanma:

|

Yazan:

Resmi Gazete’de yayınlanan karar, 3907.61.00.00.00 GTİP altında yer alan 78 ml/g ve üzeri viskoziteye sahip PET reçinesi (PET Resin) ithalatına yönelik 3 yıllık korunma önlemi getiriyor.

Kararda uygulanacak ek mali yükümlülükler şu şekilde:

  • 19.07.2026 – 30.12.2026: 120 USD/ton
  • 31.12.2026 – 30.12.2027: 115 USD/ton
  • 31.12.2027 – 30.12.2028: 110 USD/ton

Bu karar, 2026 başında başlatılan korunma soruşturmasının nihai aşaması niteliğinde olup, Ticaret Bakanlığı yerli üreticilerin ciddi zarar gördüğü kanaatiyle geçici önlemi kalıcı hale getirmiştir. Soruşturma dosyasında özellikle Çin başta olmak üzere düşük fiyatlı ithalatın yerli üretici üzerinde baskı oluşturduğu belirtilmiştir.

SASA açısından avantajları

Bu kararın en büyük kazananlarından biri kuşkusuz SASA Polyester olacaktır.

1. İthal ürünün maliyeti artacak

120 dolar/ton ek vergi;

Örneğin ithal PET’in CIF fiyatı 950 USD/ton ise;

  • eski maliyet : 950 $
  • yeni maliyet : 1.070 $

Yaklaşık %12-13 maliyet artışı oluşuyor.

Bu da SASA’nın fiyat baskısını azaltıyor.

2. İç pazarda fiyatlama gücü artar

Son iki yılda ithalat özellikle Çin kaynaklı ciddi şekilde arttı.

İthal ürün;

  • yerli fiyatları aşağı çekiyordu
  • bayi stoklarını ithale yönlendiriyordu
  • üreticilerin marjını eritiyordu

Koruma önlemiyle birlikte;

  • SASA daha rahat fiyat verebilir.
  • İndirim baskısı azalır.
  • Karlılık toparlanabilir.

Bu da FAVÖK marjına olumlu yansıyabilir.

3. Kapasite kullanım oranı yükselebilir

İthal ürün pahalı hale gelince;

  • içecek şişesi üreticileri
  • ambalaj firmaları
  • polyester üreticileri

daha fazla yerli üreticiye dönebilir.

Bu da;

  • satış hacmini
  • kapasite kullanımını
  • üretim sürekliliğini destekler.

4. Yatırımların geri dönüşü hızlanabilir

SASA son yıllarda milyarlarca dolarlık polyester yatırımı yaptı.

Koruma önlemi;

  • yatırımın geri dönüş süresini kısaltabilir
  • nakit akışını iyileştirebilir
  • finansman yükünü azaltabilir.

Peki ithalatçı firmalar nasıl etkilenir?

En olumsuz etkilenen grup ithalatçılar olacak.

Örneğin; Bir ithalatçı yıllık 100 bin ton PET getiriyorsa; 120 USD x 100.000 ton = 12 milyon dolar ek maliyet

Bu maliyet;

  • ya kendi karından düşecek
  • ya müşteriye yansıyacak.

Dolayısıyla ithalat cazibesi azalacak.

PET kullanan sanayici nasıl etkilenir?

Burada iki farklı senaryo var.

Olumsuz taraf

PET kullanan sektörler:

  • Su üreticileri
  • Meşrubat
  • Gazlı içecek
  • Meyve suyu
  • Yemeklik yağ
  • Temizlik ürünleri
  • Kozmetik
  • Gıda ambalajı

Eğer SASA ve diğer yerli üreticiler fiyatlarını artırırsa; PET hammadde maliyeti yükselecek.

Bu da;

  • şişe maliyetini
  • ambalaj maliyetini
  • üretim maliyetini

artırabilir.

Özellikle düşük marjlı içecek sektöründe hissedilir.

Olumlu taraf

Buna karşılık, yerli üretim güçlenirse;

  • tedarik güvenliği artar
  • döviz riski azalır
  • teslim süreleri kısalır
  • dışa bağımlılık azalır.

Uzun vadede daha istikrarlı arz oluşabilir.

Dış ticaret açısından etkisi

Türkiye; PET’te önemli üretici olmasına rağmen son yıllarda ucuz ithalat hızla artmıştı.

Koruma önlemiyle;

  • ithalat miktarı azalabilir
  • yerli üretim artabilir
  • ithalat faturası düşebilir.

Ancak; ihracatçı ülkeler (özellikle Çin gibi büyük tedarikçiler) Türkiye pazarında pay kaybedebilir. Ticaret akımlarının başka pazarlara yönelmesi de olasıdır.

Borsa açısından SASA

Bu karar tek başına hisse fiyatını belirlemez ancak temel olarak:

Pozitif unsurlar

  • ✔ Fiyatlama gücünün artması
  • ✔ İç pazar payının yükselmesi
  • ✔ Kapasite kullanımının artması
  • ✔ Karlılık marjlarının toparlanma ihtimali
  • ✔ İthalat baskısının azalması

Sınırlayıcı unsurlar

  • Küresel PTA ve MEG fiyatları
  • Ham petrol fiyatları
  • Döviz kuru
  • İç talep
  • Finansman giderleri
  • İhracat pazarlarındaki rekabet

Bankavitrini.com için haber değerlendirmesi

Bu karar yalnızca SASA’yı koruyan bir düzenleme olarak görülmemeli. Aynı zamanda Türkiye’nin son dönemde giderek daha fazla başvurduğu ticaret savunma araçlarının önemli bir örneğidir. Devlet, stratejik gördüğü PET ve polyester zincirinde yerli üreticilerin küresel arz fazlası ve düşük fiyatlı ithalat karşısında rekabet gücünü korumayı hedeflemektedir. Kısa vadede SASA ve diğer yerli üreticilerin kârlılığına destek sağlayabilecek bu adım, PET kullanan ambalaj ve içecek sanayii açısından ise hammadde maliyetlerini artırarak fiyat baskısı oluşturabilir. Dolayısıyla karar, üretici ile kullanıcı sanayi arasında maliyet ve rekabet dengesi bakımından dikkatle izlenecek bir gelişme niteliğindedir.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.