Connect with us

Erol Taşdelen

Firmalar Stoklarını Gerçekten Yönetebiliyor mu?

Yayınlanma:

|

En Büyük Kâr Kaybı Depoda Başlıyor

Erol TAŞDELEN | Bankavitrini.com

Yüksek enflasyon, yüksek faiz ve kur oynaklığının yaşandığı dönemlerde şirketlerin en önemli rekabet avantajı artık sadece daha fazla satış yapmak değildir. Asıl başarı; doğru maliyet hesaplamak, etkin stok yönetmek ve işletme sermayesini verimli kullanabilmektir.

Bugün birçok şirket satış cirosunda büyüme yaşarken aynı başarıyı kârlılıkta gösteremiyor. Hatta bazı firmalar cirolarını rekor seviyelere taşımalarına rağmen yıl sonunda zarar açıklıyor. Bunun en önemli nedenlerinden biri ise stok maliyetlerinin yanlış hesaplanması ve stok yönetiminin yalnızca depo operasyonu olarak görülmesidir.

Oysa günümüz ekonomisinde stok, sadece raflarda bekleyen ürünlerden ibaret değildir. Stok; nakdi bağlayan, faiz maliyeti yaratan, kur riski taşıyan ve şirket sermayesini doğrudan etkileyen stratejik bir finansal varlıktır.

Stok Artık En Pahalı Yatırım Kalemi

Geçmişte düşük enflasyon ve düşük faiz ortamında yüksek stok taşımak önemli bir risk olarak görülmeyebilirdi. Ancak bugün aynı yaklaşım şirketleri ciddi finansal baskı altına sokabiliyor.

Depoda bekleyen her ürün;

  • Finansman maliyeti oluşturur.
  • Faiz yükü yaratır.
  • Kur değişimlerinden etkilenir.
  • Depolama gideri doğurur.
  • Fire ve değer kaybı riski taşır.
  • Teknolojik eskimeye maruz kalabilir.
  • Nakit dönüş süresini uzatır.

Dolayısıyla stok yalnızca muhasebe bilançosunda görülen bir varlık değil, aynı zamanda şirketin nakit akışını belirleyen temel unsurlardan biridir.

Muhasebe Maliyeti ile Gerçek Ekonomik Maliyet Aynı Değildir

Birçok işletmenin yaptığı en büyük hata, muhasebe kayıtlarında görülen stok maliyetini gerçek maliyet olarak kabul etmesidir.

Muhasebe sistemi çoğu zaman yalnızca;

  • satın alma fiyatını,
  • nakliye giderlerini,
  • gümrük maliyetlerini,
  • sigorta giderlerini

stok maliyetine dahil eder.

Ancak gerçek ekonomik maliyet bundan çok daha geniştir.

Bir ürünün gerçek maliyeti hesaplanırken aşağıdaki unsurlar birlikte değerlendirilmelidir:

  • Satın alma fiyatı
  • Nakliye
  • Sigorta
  • Gümrük vergileri
  • Depolama giderleri
  • Fire oranları
  • Finansman maliyeti
  • Kur farkları
  • Enflasyon etkisi
  • Fırsat maliyeti
  • Stok eskime riski

İşte birçok şirket tam da bu noktada hata yapmaktadır.

En Çok Yapılan Stok Yönetimi Hataları

1. Finansman maliyetini dikkate almamak

Şirketler kredi kullanarak stok satın alıyor ancak kredi faizini ürün maliyetine yansıtmıyor. Özellikle yüksek faiz dönemlerinde bu yaklaşım gerçek kârlılığı ciddi şekilde bozuyor.

2. Kur farklarını yanlış yönetmek

İthal girdilerle çalışan işletmeler çoğu zaman satın alma maliyetini sabit kabul ediyor. Oysa kurdaki değişim, yerine koyma maliyetini tamamen değiştirebiliyor.

3. Eski maliyetlerle fiyatlama yapmak

Enflasyon dönemlerinde geçmiş maliyetler üzerinden satış fiyatı belirlemek, kâğıt üzerinde kâr yaratırken gerçekte şirket sermayesini eritiyor.

4. FIFO yöntemine koşulsuz güvenmek

İlk giren ilk çıkar (FIFO) yöntemi yüksek enflasyon dönemlerinde satılan mal maliyetini düşük göstererek kârlılığı olduğundan yüksek gösterebilir. Yönetim, bu nedenle yanlış kararlar alabilir.

5. Ortalama maliyet hesaplamalarını geciktirmek

ERP sistemlerinin güncel çalışmaması nedeniyle yeni maliyetler satış fiyatlarına zamanında yansımayabiliyor.

6. Gereğinden fazla stok yapmak

“Kurlar yükselecek” veya “ürün bulunamayacak” düşüncesiyle yapılan aşırı stok alımları, beklenen senaryo gerçekleşmediğinde ciddi finansman yüküne dönüşüyor.

7. Yavaş hareket eden stokları görememek

Bazı ürünler aylarca hatta yıllarca depoda beklemesine rağmen sistemde aktif stok olarak görünmeye devam ediyor. Bu durum işletme sermayesini gereksiz yere kilitliyor.

8. ABC analizini kullanmamak

Tüm ürünlere aynı önemin verilmesi büyük bir hata. Oysa çoğu işletmede ürünlerin yaklaşık yüzde 20’si stok değerinin yüzde 80’ini oluşturuyor. Bu nedenle kaynakların en kritik ürünlere odaklanması gerekiyor.

9. Parite riskini göz ardı etmek

Hammadde Euro, satış Dolar, kredi ise TL olabilir. Bu durumda yalnızca döviz kuru değil, Euro/Dolar paritesi de şirketin maliyet yapısını doğrudan etkiler.

10. Stok devir hızını takip etmemek

Birçok işletme stok tutarını bilir ancak stokların kaç günde nakde dönüştüğünü düzenli olarak izlemez. Oysa stok devir hızı işletme sermayesinin en önemli göstergelerinden biridir.

Enflasyon Döneminde Yerine Koyma Maliyeti Esas Alınmalıdır

Yüksek enflasyon dönemlerinde en büyük hata geçmiş maliyetlerle fiyatlama yapmaktır.

Bir ürün satıldıktan sonra aynı ürün aynı fiyata yeniden satın alınamıyorsa, o satış gerçekte kâr yaratmamıştır.

Bu nedenle fiyatlama stratejisinin temelinde yerine koyma maliyeti bulunmalıdır.

Aksi halde şirket satış yaptığını düşünürken aslında öz sermayesini tüketmeye başlar.

Kur Oynaklığında Dinamik Fiyatlama Şart

Kurun hızla değiştiği dönemlerde statik fiyat listeleri şirketleri koruyamaz.

Kur yükseldiğinde fiyat artırıp, düştüğünde aynı hızla güncelleme yapmamak da müşteri kaybına neden olabilir.

Doğru yaklaşım;

  • yerine koyma maliyetini sürekli izlemek,
  • ERP sistemlerini güncel tutmak,
  • dinamik fiyatlama modelleri kullanmak,
  • satın alma ile satış ekiplerini ortak veri üzerinde çalıştırmaktır.

Doğru Stok Yönetimi Nasıl Olmalı?

Başarılı şirketler stok yönetimini sadece depo yönetimi olarak değil, finansal yönetimin ayrılmaz bir parçası olarak ele alıyor.

Bu kapsamda;

  • günlük stok devir hızını takip ediyor,
  • ABC ve XYZ analizlerini birlikte kullanıyor,
  • hareket etmeyen stokları erken tespit ediyor,
  • yerine koyma maliyetini esas alıyor,
  • kur, faiz ve enflasyon senaryoları oluşturuyor,
  • ERP sistemlerini gerçek zamanlı güncelliyor,
  • satın alma, finans, satış ve üretim ekiplerini ortak hedeflerle yönetiyor.

Bu yaklaşım yalnızca maliyetleri düşürmüyor; aynı zamanda nakit akışını güçlendiriyor ve şirketin finansal dayanıklılığını artırıyor.

Sonuç

Bugün birçok işletme stoklarını fiziksel olarak kontrol ettiğini düşünse de, ekonomik anlamda yönetemiyor.

Yüksek enflasyon, yüksek faiz ve kur oynaklığı dönemlerinde stok yönetimi artık lojistik bir faaliyet olmaktan çıkmış; finansal stratejinin merkezine yerleşmiştir.

Başarılı şirketler, depolarını ürünlerle dolduranlar değil; doğru ürünü, doğru miktarda, doğru zamanda ve en düşük finansman maliyetiyle yönetenler olacaktır.

Önümüzdeki dönemde rekabet üstünlüğünü belirleyecek unsur; en büyük depo değil, en güçlü nakit akışı ve en doğru stok yönetimi olacaktır.

Okumaya devam et
Yorum Yazın

Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Erol Taşdelen

SASA İçin Kritik Karar: İthal PET’e 3 Yıllık Ek Vergi

Yayınlanma:

|

Yazan:

Resmi Gazete’de yayınlanan karar, 3907.61.00.00.00 GTİP altında yer alan 78 ml/g ve üzeri viskoziteye sahip PET reçinesi (PET Resin) ithalatına yönelik 3 yıllık korunma önlemi getiriyor.

Kararda uygulanacak ek mali yükümlülükler şu şekilde:

  • 19.07.2026 – 30.12.2026: 120 USD/ton
  • 31.12.2026 – 30.12.2027: 115 USD/ton
  • 31.12.2027 – 30.12.2028: 110 USD/ton

Bu karar, 2026 başında başlatılan korunma soruşturmasının nihai aşaması niteliğinde olup, Ticaret Bakanlığı yerli üreticilerin ciddi zarar gördüğü kanaatiyle geçici önlemi kalıcı hale getirmiştir. Soruşturma dosyasında özellikle Çin başta olmak üzere düşük fiyatlı ithalatın yerli üretici üzerinde baskı oluşturduğu belirtilmiştir.

SASA açısından avantajları

Bu kararın en büyük kazananlarından biri kuşkusuz SASA Polyester olacaktır.

1. İthal ürünün maliyeti artacak

120 dolar/ton ek vergi;

Örneğin ithal PET’in CIF fiyatı 950 USD/ton ise;

  • eski maliyet : 950 $
  • yeni maliyet : 1.070 $

Yaklaşık %12-13 maliyet artışı oluşuyor.

Bu da SASA’nın fiyat baskısını azaltıyor.

2. İç pazarda fiyatlama gücü artar

Son iki yılda ithalat özellikle Çin kaynaklı ciddi şekilde arttı.

İthal ürün;

  • yerli fiyatları aşağı çekiyordu
  • bayi stoklarını ithale yönlendiriyordu
  • üreticilerin marjını eritiyordu

Koruma önlemiyle birlikte;

  • SASA daha rahat fiyat verebilir.
  • İndirim baskısı azalır.
  • Karlılık toparlanabilir.

Bu da FAVÖK marjına olumlu yansıyabilir.

3. Kapasite kullanım oranı yükselebilir

İthal ürün pahalı hale gelince;

  • içecek şişesi üreticileri
  • ambalaj firmaları
  • polyester üreticileri

daha fazla yerli üreticiye dönebilir.

Bu da;

  • satış hacmini
  • kapasite kullanımını
  • üretim sürekliliğini destekler.

4. Yatırımların geri dönüşü hızlanabilir

SASA son yıllarda milyarlarca dolarlık polyester yatırımı yaptı.

Koruma önlemi;

  • yatırımın geri dönüş süresini kısaltabilir
  • nakit akışını iyileştirebilir
  • finansman yükünü azaltabilir.

Peki ithalatçı firmalar nasıl etkilenir?

En olumsuz etkilenen grup ithalatçılar olacak.

Örneğin; Bir ithalatçı yıllık 100 bin ton PET getiriyorsa; 120 USD x 100.000 ton = 12 milyon dolar ek maliyet

Bu maliyet;

  • ya kendi karından düşecek
  • ya müşteriye yansıyacak.

Dolayısıyla ithalat cazibesi azalacak.

PET kullanan sanayici nasıl etkilenir?

Burada iki farklı senaryo var.

Olumsuz taraf

PET kullanan sektörler:

  • Su üreticileri
  • Meşrubat
  • Gazlı içecek
  • Meyve suyu
  • Yemeklik yağ
  • Temizlik ürünleri
  • Kozmetik
  • Gıda ambalajı

Eğer SASA ve diğer yerli üreticiler fiyatlarını artırırsa; PET hammadde maliyeti yükselecek.

Bu da;

  • şişe maliyetini
  • ambalaj maliyetini
  • üretim maliyetini

artırabilir.

Özellikle düşük marjlı içecek sektöründe hissedilir.

Olumlu taraf

Buna karşılık, yerli üretim güçlenirse;

  • tedarik güvenliği artar
  • döviz riski azalır
  • teslim süreleri kısalır
  • dışa bağımlılık azalır.

Uzun vadede daha istikrarlı arz oluşabilir.

Dış ticaret açısından etkisi

Türkiye; PET’te önemli üretici olmasına rağmen son yıllarda ucuz ithalat hızla artmıştı.

Koruma önlemiyle;

  • ithalat miktarı azalabilir
  • yerli üretim artabilir
  • ithalat faturası düşebilir.

Ancak; ihracatçı ülkeler (özellikle Çin gibi büyük tedarikçiler) Türkiye pazarında pay kaybedebilir. Ticaret akımlarının başka pazarlara yönelmesi de olasıdır.

Borsa açısından SASA

Bu karar tek başına hisse fiyatını belirlemez ancak temel olarak:

Pozitif unsurlar

  • ✔ Fiyatlama gücünün artması
  • ✔ İç pazar payının yükselmesi
  • ✔ Kapasite kullanımının artması
  • ✔ Karlılık marjlarının toparlanma ihtimali
  • ✔ İthalat baskısının azalması

Sınırlayıcı unsurlar

  • Küresel PTA ve MEG fiyatları
  • Ham petrol fiyatları
  • Döviz kuru
  • İç talep
  • Finansman giderleri
  • İhracat pazarlarındaki rekabet

Bankavitrini.com için haber değerlendirmesi

Bu karar yalnızca SASA’yı koruyan bir düzenleme olarak görülmemeli. Aynı zamanda Türkiye’nin son dönemde giderek daha fazla başvurduğu ticaret savunma araçlarının önemli bir örneğidir. Devlet, stratejik gördüğü PET ve polyester zincirinde yerli üreticilerin küresel arz fazlası ve düşük fiyatlı ithalat karşısında rekabet gücünü korumayı hedeflemektedir. Kısa vadede SASA ve diğer yerli üreticilerin kârlılığına destek sağlayabilecek bu adım, PET kullanan ambalaj ve içecek sanayii açısından ise hammadde maliyetlerini artırarak fiyat baskısı oluşturabilir. Dolayısıyla karar, üretici ile kullanıcı sanayi arasında maliyet ve rekabet dengesi bakımından dikkatle izlenecek bir gelişme niteliğindedir.

Okumaya devam et

Erol Taşdelen

Sanayici Kâr Ettiğini Sanıyor, Ama Sermayesini Tüketiyor

Yayınlanma:

|

Yüksek maliyet dönemlerinde eski hesapla yapılan kâr hesabı işletmeleri zarara sürüklüyor

Türkiye’de sanayici artık yalnızca üretmekte, satmakta veya finansmana ulaşmakta zorlanmıyor; en temel işletme fonksiyonlarından biri olan doğru maliyet hesaplamasında da ciddi biçimde zorlanıyor.

Çünkü klasik maliyet hesabı, maliyetlerin görece sabit kaldığı dönemlerde çalışır. Ancak kira, hammadde, enerji, işçilik, finansman gideri ve kur kaynaklı maliyetlerin sürekli hareket ettiği dönemlerde “aldım, üzerine yüzde 20 koydum, sattım” mantığı artık sanayiciyi yanıltıyor.

TÜİK verilerine göre Haziran 2026’da Yİ-ÜFE yıllık yüzde 28,09, aylık yüzde 1,80 arttı. Bu, üretici tarafında maliyet baskısının hâlâ güçlü olduğunu gösteriyor. TCMB’nin Haziran 2026 Sektörel Enflasyon Beklentileri’nde reel sektörün 12 ay sonrası enflasyon beklentisi yüzde 33,10 seviyesinde kaldı.

“Yüzde 20 Kâr Ettim” Yanılgısı Nasıl Zarar Üretir?

Basit örnek: Bir sanayici ürünü 100 TL’ye mal ettiğini düşünüyor. Üzerine yüzde 20 koyup 120 TL’ye satıyor. Kâğıt üzerinde 20 TL kâr var.

Ancak aynı ürünü yeniden üretmek için gereken hammadde, enerji, işçilik ve genel giderler satış anında artık 125 TL’ye çıkmışsa, sanayici aslında 20 TL kâr etmemiştir; 5 TL sermaye kaybetmiştir.

Yani muhasebe defterinde kâr görünen işlem, işletmenin kasasında ve üretim gücünde zarar yaratmıştır.

Sorun şudur: Sanayici geçmiş maliyete göre fiyatlama yapıyor, ancak gelecekteki yenileme maliyetiyle üretime devam etmek zorunda kalıyor.

Eski Maliyet, Yeni Gerçekliği Ölçemez

Düşük enflasyon dönemlerinde “alış maliyeti + kâr marjı” yöntemi makul çalışır. Çünkü bugün alınan hammaddenin yerine yenisini koyma maliyeti birkaç hafta sonra dramatik biçimde değişmez.

Fakat yüksek enflasyon ve oynak kur dönemlerinde durum tamamen değişir.

Sanayici ürünü sattığında cebine giren para, sattığı malı yeniden yerine koymaya yetmiyorsa ortada gerçek kâr yoktur. Bu nedenle enflasyonist ortamda kâr hesabı, yalnızca geçmiş maliyet üzerinden değil, yenileme maliyeti üzerinden yapılmalıdır.

En Büyük Hata: Brüt Kârı Gerçek Kâr Sanmak

Sanayicinin sık yaptığı hata şudur: “Malı 100’e aldım, 120’ye sattım, yüzde 20 kâr ettim.”

Oysa bu hesapta çoğu zaman şu kalemler eksik kalır: Finansman maliyeti, vade farkı, tahsilat gecikmesi, kur farkı, fire, iskonto, iade, enerji artışı, işçilik zammı, kira artışı, bakım-onarım, stok taşıma maliyeti ve vergi yükü.

İSO Türkiye İmalat PMI anketleri de firmalara girdi maliyetleri ve satış fiyatlarındaki değişimleri düzenli olarak sorarak sanayide fiyatlama baskısının önemini ölçüyor. Mayıs 2026 verilerinde bazı sektörlerde girdi maliyetleri enflasyonunun dört yılı aşkın sürenin en yüksek düzeyine çıktığı belirtilmişti.

Stoktan Satış Kâr Gibi Görünür, Sermaye Kaybı Yaratabilir

Enflasyon dönemlerinde stoktan satış en tehlikeli alandır.

Sanayici geçmişte ucuza aldığı hammaddeyle ürettiği ürünü bugün yüksek fiyattan sattığında kendini kârlı hisseder. Ancak aynı hammaddeyi yeniden almak istediğinde satıştan gelen para yetersiz kalıyorsa, işletme gerçekte stok kârı değil, sermaye erimesi yaşamaktadır.

Bu nedenle enflasyon dönemlerinde doğru soru şudur: “Bu ürünü kaça mal ettim?” değil, “Bu ürünü bugün satsam, yarın aynı ürünü yeniden kaça üretebilirim?”

Vade Kârı Da Yutar

Bir başka kritik hata vadeli satışlarda ortaya çıkar.

Sanayici ürünü bugün 120 TL’ye satıyor, tahsilatı 90 gün sonra yapıyor. Bu süreçte hammadde, enerji ve işçilik yüzde 15-20 artıyorsa, tahsil edilen para işletmenin üretim döngüsünü çevirmeye yetmeyebilir.

Bu durumda firma kâr etmiş gibi görünür ama işletme sermayesi zayıflar. Sonra aynı firma bankaya gider, kredi ister. Kredi pahalıysa bu kez finansman maliyeti kârın kalan kısmını da siler.

TCMB’nin Mayıs 2026 Finansal İstikrar Raporu’nda sıkı finansal koşulların reel sektör üzerinde etkili olduğu, kredi koşullarının dezenflasyon sürecinin bir parçası olarak sıkı kaldığı vurgulanıyor.

Sanayici Neden Maliyet Hesaplayamıyor?

Çünkü artık maliyet tek bir rakam değil, sürekli değişen bir denklem.

Bugünkü maliyet ile yarınki maliyet farklı. Peşin maliyet ile vadeli maliyet farklı. TL maliyet ile dövize bağlı maliyet farklı. Muhasebe kârı ile nakit kârı farklı. Stok maliyeti ile yenileme maliyeti farklı.

Sanayici bu farkları aynı tabloda izlemiyorsa, kâr ettiğini sanırken zarar edebilir.

Çözüm: Dinamik Maliyet Sistemi

Sanayicinin artık klasik maliyet defteriyle değil, dinamik maliyet sistemiyle çalışması gerekiyor.

Her ürün için şu hesaplar ayrı izlenmeli: Üretim maliyeti, yenileme maliyeti, finansman maliyeti, tahsilat süresi, vade farkı, kur riski, fire ve iade oranı, enerji ve işçilik güncellemesi, minimum satış fiyatı ve gerçek nakit kârı.

Aksi halde firma satış yapar ama sermaye kaybeder. Ciro büyür ama kasa boşalır. Muhasebe kâr yazar ama işletme krediye muhtaç hale gelir.

Kâr Değil, Sermaye Korunmalı

Bugünün sanayicisi için en büyük risk zarar etmek değil; kâr ettiğini zannederek zarar etmektir.

Çünkü yanlış maliyet hesabı firmayı sessizce içeriden çürütür. İlk aşamada kâr marjı erir, sonra işletme sermayesi zayıflar, ardından kredi ihtiyacı artar, son aşamada ise firma üretimi finanse edemez hale gelir.

Bu nedenle yüksek enflasyon, yüksek faiz ve oynak maliyet dönemlerinde sanayicinin temel hedefi yalnızca kâr etmek değil, önce sermayesini korumak olmalıdır.

Kâr, ancak sattığınız malı yeniden yerine koyabiliyor ve işletme döngüsünü borçla değil kendi nakit akışınızla sürdürebiliyorsanız gerçektir.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist

Okumaya devam et

Erol Taşdelen

Kredi freni ekonomiyi nereye götürüyor? Reel sektör alarm veriyor

Reel sektöre kredi freni neden hâlâ devam ediyor?
Enflasyon düşmedi, üretim yavaşladı… Peki bu politikanın sonu nereye gidiyor?

Yayınlanma:

|

Türkiye ekonomisinin son iki yıldır uyguladığı para politikasının en tartışmalı başlıklarından biri, reel sektöre yönelik kredi kısıtlamaları oldu.

Merkez Bankası’nın temel yaklaşımı oldukça net: “Kredi büyümesini yavaşlatırsak iç talep azalır, talep azalınca fiyat artışları da yavaşlar”.  Teoride bu yaklaşım klasik para politikasının temelidir. Ancak uygulamada ortaya çıkan tablo çok daha karmaşık hale geldi.

Bugün gelinen noktada üretici, sanayici ve ihracatçılar şu soruyu soruyor: Enflasyon hâlâ yüksekken neden üreten kesim finansmana erişemiyor?

TCMB neden kredi musluklarını kapatıyor?

Merkez Bankası’nın temel amacı;

  • İç talebi azaltmak
  • Krediyle tüketimi frenlemek
  • Döviz talebini sınırlamak
  • Cari açığı kontrol altında tutmak
  • TL’nin değerini korumak
  •  Enflasyon beklentilerini kırmak

Özellikle;

  • ihtiyaç kredileri
  • ticari krediler
  • KOBİ kredileri

üzerindeki büyüme sınırları bu nedenle getirildi.

Çünkü para politikasının temel varsayımı şudur: Az kredi = Az harcama = Az talep = Düşük enflasyon

Teoride doğru görünmektedir.

Peki neden istenen sonuç alınamadı?

Çünkü Türkiye’deki enflasyon yalnızca talep kaynaklı değildir.

Enflasyonun önemli bölümü;

1. Kur geçişkenliği: İthal girdi maliyetleri, Enerji, Hammadde, Ara malı lojistik

2. Vergiler: ÖTV, KDV, Kamu zamları

3. Gıda: Tarım maliyetleri, İklim, Arz yetersizliği

4. Konut: Kira, Barınma maliyetleri

5. Hizmet sektörü: Ücret artışları, Personel giderleri gibi arz yönlü nedenlerden oluşuyor.

Dolayısıyla; Talebi kısmak, arz kaynaklı enflasyonu tek başına düşürmeye yetmiyor.

En büyük yük neden reel sektörün üzerine bindi?

Burada önemli bir ayrım oluştu. Talebi azaltmaya yönelik politika uygulanırken; üretim için gereken finansman da aynı şekilde daraltıldı.  Oysa; tüketici kredisi ile işletme sermayesi kredisi aynı ekonomik etkiyi oluşturmaz. Birisi tüketim yaratır. Diğeri üretimi sürdürür.

Bugün birçok firma;

  • hammadde alamıyor
  • stok oluşturamıyor
  • maaş ödemekte zorlanıyor
  • vergi-finansman arasında tercih yapmak zorunda kalıyor.

Reel sektörün karşı karşıya olduğu tablo

Bugün birçok sanayi kuruluşunda; İşletme sermayesi eriyor

Nakit döngüsü uzuyor. Tahsilatlar gecikiyor. Vadeler açılıyor. Faiz maliyeti yükseliyor.

Ticari alacak büyüyor

Şirket birbirine kredi açıyor. Banka yerine tedarikçi finansman sağlıyor. Risk tüm zincire yayılıyor.

Yatırımlar duruyor

Makine yatırımı, Kapasite artırımı, Yeni fabrika, AR-GE hepsi erteleniyor.

İstihdam baskı altına giriyor

İlk aşamada; fazla mesailer kaldırılıyor. Sonra; işe alımlar duruyor. Ardından; personel azaltmaları geliyor.

İflas ve konkordato riski büyüyor

Son aylarda; Finansal Yeniden Yapılandırma (FYY), konkordato, takipteki alacaklar, Varlık Yönetim Şirketi satışları aynı anda yükseliyor.

Bu tesadüf değildir. Hepsi aynı finansman krizinin farklı yansımalarıdır.

Kredi durursa ekonomi nasıl etkilenir?

Ekonomide kredi; insan vücudundaki kan dolaşımına benzer. Kan dolaşımı tamamen durursa; organlar çalışamaz. Kredi akışı tamamen yavaşlarsa; üretim zinciri kopmaya başlar.

Bunun sonuçları;

  • üretim düşer
  • yatırım azalır
  • kapasite kullanım oranı geriler
  • işsizlik artar
  • iflaslar çoğalır
  • bankaların takipteki alacakları yükselir
  • vergi gelirleri azalır.

Sonuçta büyüme de zayıflar.

Paradoks oluşuyor

Enflasyonu düşürmek amacıyla; üretim yavaşlıyor. Üretim yavaşlayınca; arz azalıyor. Arz azalınca; fiyat baskısı yeniden oluşabiliyor. Yani; enflasyonu düşürmeye çalışan politika, bazı sektörlerde arzı azaltarak enflasyonu tekrar besleyebiliyor.

Bu nedenle birçok ekonomist; talebi baskılamak ile üretimi baskılamanın aynı şey olmadığını vurguluyor.

Sürekli yüksek faiz ve kredi kısıtı sürdürülebilir mi?

Uzun süre devam etmesi halinde şu riskler artar:

  • Sermaye yapısı zayıf firmaların piyasadan çekilmesi.
  • Sağlıklı işletmelerin bile nakit sıkışıklığı nedeniyle finansal strese girmesi.
  • Bankaların takipteki kredi oranlarının yükselmesi.
  • Varlık Yönetim Şirketlerine daha fazla sorunlu kredi devri.
  • Üretim kapasitesinde kalıcı kayıplar.
  • İhracat rekabet gücünün zayıflaması.
  • İşsizlikte artış.
  • Potansiyel büyüme hızının düşmesi.

Bu nedenle kredi sıkılaştırmasının süresi ve kapsamı kritik önem taşır. Kısa vadede dezenflasyon programını destekleyebilir; ancak uzun süre ve ayrım gözetmeden uygulanması, ekonominin üretim kapasitesini aşındırma riski taşır.

Çözüm ne olabilir?

Ekonomi yönetiminin önündeki temel denge, tüketimi finanse eden krediler ile üretimi finanse eden kredileri aynı sepete koymamaktır.

Öne çıkan politika seçenekleri şunlardır:

  • Üretim, ihracat ve yatırım amaçlı kredilerin daha seçici biçimde desteklenmesi.
  • KOBİ’lerin işletme sermayesi ihtiyacına yönelik, performans kriterlerine bağlı kredi kanallarının güçlendirilmesi.
  • Verimlilik ve katma değer yaratan yatırımlar için uzun vadeli finansman mekanizmalarının artırılması.
  • Enflasyonla mücadelede para politikasının, maliye politikası ve yapısal reformlarla daha güçlü şekilde desteklenmesi.
  • Arz yönlü enflasyonu besleyen enerji, lojistik, tarım ve verimlilik sorunlarına yönelik kalıcı çözümler geliştirilmesi.

Üretim Öncelikli hale gelmeli

Türkiye’nin enflasyonla mücadele etmesi zorunludur. Ancak bu mücadelede üretim kapasitesinin korunması da en az fiyat istikrarı kadar stratejik öneme sahiptir.

Kredilerin tamamen durduğu bir ekonomide yalnızca talep değil, üretim, yatırım, istihdam ve ihracat da zayıflar. Bu nedenle politika tasarımında en kritik soru artık şudur: Enflasyonu düşürürken üretim gücünü nasıl koruyacağız?

Bu soruya verilecek yanıt, sadece bugünkü dezenflasyon sürecinin değil, Türkiye ekonomisinin orta ve uzun vadeli büyüme potansiyelinin de belirleyicisi olacaktır.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.