Connect with us

GÜNCEL

Yüksek Faiz Döneminin Gündemi: Nakit, Maliyet, Kâr Marjı ve Risk Yönetimi

Yayınlanma:

|

Yüksek faiz ortamında şirketleri ayakta tutan unsur artık satış hacmi değil; nakit yaratma kabiliyeti ve risk yönetimi disiplinidir.

Bugün birçok firma cirosunu büyütüyor, ancak aynı hızda nakit üretemediği için finansal olarak zayıflıyor. Çünkü satış yapmak ile para kazanmak aynı şey değildir.

Şirketlerin sürdürülebilir başarısı;

  • Güçlü nakit yönetimi,
  • Sağlıklı borçluluk seviyesi,
  • Etkin işletme sermayesi yönetimi,
  • Doğru fiyatlama politikası,
  • Tahsilat disiplini

üzerine kuruludur.

Özellikle yüksek faiz dönemlerinde fiyatlama politikası artık yalnızca maliyet + kâr mantığıyla belirlenemez.

Fiyatlar;

  • Kur hareketleri,
  • Enerji maliyetleri,
  • Lojistik giderleri,
  • Finansman maliyeti,
  • Tahsilat riski

dikkate alınarak dinamik biçimde güncellenmelidir.

Aynı şekilde her satış da değer yaratmaz.

Düşük marjlı, uzun vadeli ve tahsilat riski yüksek müşterilere yapılan satışlar, bilançoda büyüme yaratırken şirketin nakit akışını bozabilir.

Bu nedenle şirketler artık şu soruyu sormalıdır: “Ne kadar satış yaptım?” yerine “Ne kadar sağlıklı nakit ürettim?”

Yüksek faiz döneminde başarılı şirketler;

  • Finansal göstergelerini günlük takip eden,
  • İşletme sermayesini sıkı yöneten,
  • Gereksiz stok oluşturmayan,
  • Tahsilat riskini azaltan,
  • Borçluluğunu kontrol altında tutan,
  • Fiyatlama disiplininden taviz vermeyen

şirketler olacaktır.

Satış hacmi büyürken kârlılığın erimesi ya da tahsil edilemeyen alacakların artması, şirketi görünenden çok daha hızlı bir şekilde finansal sıkıntıya sürükleyebilir.

Bu nedenle öncelik; önce nakdi korumak…

Sonra gerçekten tahsil edilebilecek satışı yapmak…

Ardından sürdürülebilir kârlılığı sağlamak olmalıdır.

Son söz: Kâğıt üzerindeki kâr, banka hesabına nakit olarak girmediği sürece gerçek kâr değildir.

Onur ÇELİK

Okumaya devam et
Yorum Yazın

Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA

Diplomasi sonuç vermedi, piyasalar yeni haftaya satışla başladı

Yayınlanma:

|

Yazan:

ABD’nin İran’daki askeri hedeflere yönelik saldırılarını artırmasının ardından İran da Körfez bölgesindeki ABD askerî unsurlarını hedef alan füze ve İHA saldırıları düzenledi. Katar, Kuveyt, Umman, Ürdün ve diğer bazı ülkelerdeki ABD bağlantılı askerî tesislerin hedef alındığı bildirilirken, bölge ülkeleri hava savunma sistemlerini devreye soktu. İran ayrıca Hürmüz Boğazı’ndan geçişlerin durdurulduğunu açıklarken, ABD tarafı deniz trafiğinin tamamen kesilmediğini ve Umman’a yakın alternatif bir rotanın kullanılabildiğini savundu.

Hafta sonunda çatışmaların ivmelenmesi, dahası görüşmelerin herhangi bir somut sonuç vermemesi piyasaların yeni haftaya satıcılı bir seyirle başlamasına neden oldu. Dünya petrol ve LNG ticaretinin yaklaşık beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı çevresindeki güvenlik sorunu, enerji arzına yönelik endişeleri yeniden artırdı. ABD ile İran arasında geçen ay varılan geçici uzlaşmanın geleceği belirsizleşirken, tarafların karşılıklı saldırıları ve boğazdaki geçişlere ilişkin çelişkili açıklamalar, petrol fiyatları üzerinde yukarı yönlü baskı kurarken, küresel enflasyon görünümüne ilişkin endişeleri yeniden gündeme taşıdı.

Öte yandan, İran’ın yeni dinî lideri Mücteba Hamaney, babası ve selefi Ali Hamaney’in cenaze törenlerinin ardından yayımladığı ilk yazılı mesajında, ABD ve İsrail’e karşı intikam sözü verdi. Ancak Hamaney, göreve atanmasından bu yana ilk kez kamuoyuna mesaj vermesine karşın, hâlen görüntü vermemesi dikkat çekti. Hamaney’in mesajı, ABD ile İran arasında yeniden tırmanan gerilimin ateşkesin geleceğine ilişkin soru işaretlerini artırdığı bir dönemde geldi. Taraflar karşılıklı sert açıklamalar yapmayı sürdürürken, ABD Başkanı Trump her ne kadar müzakerelerin devam edeceğini belirtse de, bölgedeki jeopolitik riskler yüksek seyretmeye devam ediyor.

Piyasalar gelişmelere ilk tepkiyi enerji fiyatları üzerinden verdi. İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapattığını açıklamasının ardından tansiyonun barometresi konumunda Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı yeni haftaya %4’e yakın yükselişle 79 dolar seviyesinden başladı. Artan enerji fiyatları enflasyon endişelerini yeniden gündeme taşırken, Fed’in yıl sonuna kadar faiz artırabileceği ihtimalini daha güçlü fiyatlamaya başladı. Bu sabah vadeli kontratlara göre Eylül ayında faiz artırma ihtimali %72 seviyesine yükselirken, sene sonuna kadar 40 baz puan faiz artışı fiyatlanıyor. Piyasaların kılavuz konumunda ABD 10 yıllık tahvil getirisi %4,60 seviyesine dayanırken, 2 yıllık tahvil faizi %4,25 ile 2025 başından bu yana en yüksek seviyeye çıktı.

Güvenli liman arayışına paralel dolar yeniden değer kazanırken, önde gelen altı para birimine göre doların değerini gösteren Dolar Endeksi (DXY) 101,14 seviyesine yükseldi. Bir süredir 100,50 seviyesinin üzerinde seyreden ve keyfimizi kaçıran DXY cephesinde günlük kapanışın da 101,20 seviyesinin üzerinde olması (bakınız grafik) yükseliş isteğini daha da artıracağından endişe ediyoruz. Para birimleri liginde haftanın son iş günü 1,1465 seviyesine kadar yükselen EURUSD paritesi 1,14 seviyesinin altına gerilerken, Japon Yeni 162 seviyesinin üzerinde kalarak baskı altında işlem görmeye devam ediyor.

Güvenli liman arayışının tırmanması ezber bozarcasına doların elini kuvvetlendirirken, kıymetli metallerin üzerinde ise baskı kurmaya devam ediyor. Haftayı 60 dolar civarında tamamlayan gümüşün ons fiyatı, bu sabah karamsar havaya paralel %3 düşüşle 58 dolar seviyesine gerilerken, altının ons fiyatı da benzer bir şekilde %1,5 düşüşle 4,060 dolar seviyelerine kadar geri çekildi. Altında 4,150 dolar seviyesinin üzerinde haftalık kapanış görmeden yükselişten söz etmemiz zor görünüyor. Gümüşte ise yükselişten hâlen daha söz edebilmek adına aşağıda büyük öneme sahip 54-55 dolar seviyelerinin destek görevi üstlenmesi gerekiyor. Kripto para aleminin amiral gemisi Bitcoin ise haftalık olarak bakıldığında bir kez daha ön plana çıkardığımız kritik 64 bin dolar seviyesinin üzerinde temiz bir kapanış yapamayarak 62,800 dolar seviyesine kadar gevşedi. Türk insanının bir numaralı yatırım aracı olan gram altın ise 6,100 TL civarına kadar gerilerken, Ocak sonu test edilen 7,700 TL seviyesine göre neredeyse %20’den fazla geriledi. Altının gerilemesi Türkiye’yi -servet etkisi, harcama davranışını, merkez bankası rezervleri- pek çok açıdan olumsuz etkiliyor.

Yeni gün ve haftaya Asya borsalarında sert satışlarla başlıyoruz. Gösterge endeks Tokyo Borsası %2’nin üzerinde gerilerken, son dönemde yapay zekâ temasıyla güçlü yükseliş kaydeden çip sektöründe de kâr realizasyonu dikkat çekiyor. Özellikle Güney Kore’de yarı iletken hisselerindeki sert satışlar, küresel teknoloji hisselerine yönelik risk iştahının zayıfladığına işaret ederken, KOSPI bültenimizi kaleme aldığımız sabah saatlerinde %8’e yakın düşüşle işlem gördüğünü not edelim. ABD borsalarının haftayı düşüşle tamamlamasının ardından vadeli endekslerde de kırmızı renk hâkim. Teknoloji hisselerinin öncülüğünde Nasdaq vadeli endeksi %1,2 gerilerken, jeopolitik risklerin gölgesinde Avrupa borsalarının da haftaya düşüşle başlaması bekleniyor.

NATO Zirvesi kaynaklı iyimser haberlere rağmen Türk mali piyasalarının haftayı pek de iyimser tamamlanmadığını hatırlatalım. MSCI, S&P gibi endeks sağlayıcılarının eleştirilerinin yanı sıra Zirve’nin henüz somut sonuç getirmemesi, hatta iç siyaset kaynaklı bitmeyen sosyal medya haberleri bu zayıf performansta etkili oldu.

USDTRY kurunun yeni haftaya bir üst dilime geçerek 47,00 seviyesinden başladığını görüyoruz. İki yıl vadeli gösterge tahvilin bileşik faizi %40,70 seviyesinden haftayı tamamlarken, CDS risk primi ise son haftalarda olduğu üzere 227 baz puan ile yatay seyrini korumaya devam ediyor. Enerji fiyatlarında yaşanan artışın hem enflasyon ile hem de cari açıkla mücadeleyi zorlaştırmasına paralel, TCMB’nin mevcut ortamda politika duruşunu korumaya devam edeceğini, 23 Temmuz tarihinde düzenlenecek olağan Temmuz ayı PPK toplantısında ise tüm faiz oranlarının sabit tutulacağını düşünüyoruz. Temmuz ayına yönelik çekirdek enflasyon verilerinde düzelme görülmesi hâlinde, fonlamanın gecelik %40 yerine haftalık %37 seviyesine doğru gevşetilebileceğini düşünüyoruz.

Küresel piyasalar yeni haftaya olumsuz başlarken, bununla birlikte, Başkan Trump’ın gün içinde beklenmedik şekilde tansiyonu düşüren açıklamalar yapmasına alışık olduğumuz için, günün geri kalanında gelecek haber akışını yakından takip edeceğiz. Haftanın gündemi ise oldukça yoğun görünüyor. Piyasalar her ne kadar haftaya Hürmüz Boğazı’ndaki gelişmeleri fiyatlayarak başlarken, gözler yarın Fed Başkanı Warsh’un Kongre’ye yapacağı sunuma ve ayrıca ABD’de açıklanacak enflasyon verisine çevrilecektir. Reuters anketine TÜFE’nin Mayıs ayında zirve yaptığı %4,2 seviyesinden %3,8 seviyesine gerilemesi beklenirken, çekirdek enflasyonun ise %2,9 seviyesinde sabit kalması bekleniyor. Öte yandan, hafta boyunca üretici enflasyonu, perakende satışlar, tüketici güveni ve enflasyon beklentileri verileri takip edilirken, S&P 500 şirketlerinin yaklaşık %10’u da ikinci çeyrek finansal sonuçlarını açıklayacak. Hülâsa, bu hafta açıklanacak ABD enflasyon verisi ile bilanço sezonundan gelecek mesajların piyasalara yön tayin etmesini bekliyoruz.

DXY

 178391739301a46c8c5105b2f1869190128ac69996_1_1200.jpg

Altın

178391739328bef313f49a679ccccf991addc3626b_2_1200.jpg

Emre Değirmencioğlu

Okumaya devam et

Erol Taşdelen

Firmalar Stoklarını Gerçekten Yönetebiliyor mu?

Yayınlanma:

|

En Büyük Kâr Kaybı Depoda Başlıyor

Erol TAŞDELEN | Bankavitrini.com

Yüksek enflasyon, yüksek faiz ve kur oynaklığının yaşandığı dönemlerde şirketlerin en önemli rekabet avantajı artık sadece daha fazla satış yapmak değildir. Asıl başarı; doğru maliyet hesaplamak, etkin stok yönetmek ve işletme sermayesini verimli kullanabilmektir.

Bugün birçok şirket satış cirosunda büyüme yaşarken aynı başarıyı kârlılıkta gösteremiyor. Hatta bazı firmalar cirolarını rekor seviyelere taşımalarına rağmen yıl sonunda zarar açıklıyor. Bunun en önemli nedenlerinden biri ise stok maliyetlerinin yanlış hesaplanması ve stok yönetiminin yalnızca depo operasyonu olarak görülmesidir.

Oysa günümüz ekonomisinde stok, sadece raflarda bekleyen ürünlerden ibaret değildir. Stok; nakdi bağlayan, faiz maliyeti yaratan, kur riski taşıyan ve şirket sermayesini doğrudan etkileyen stratejik bir finansal varlıktır.

Stok Artık En Pahalı Yatırım Kalemi

Geçmişte düşük enflasyon ve düşük faiz ortamında yüksek stok taşımak önemli bir risk olarak görülmeyebilirdi. Ancak bugün aynı yaklaşım şirketleri ciddi finansal baskı altına sokabiliyor.

Depoda bekleyen her ürün;

  • Finansman maliyeti oluşturur.
  • Faiz yükü yaratır.
  • Kur değişimlerinden etkilenir.
  • Depolama gideri doğurur.
  • Fire ve değer kaybı riski taşır.
  • Teknolojik eskimeye maruz kalabilir.
  • Nakit dönüş süresini uzatır.

Dolayısıyla stok yalnızca muhasebe bilançosunda görülen bir varlık değil, aynı zamanda şirketin nakit akışını belirleyen temel unsurlardan biridir.

Muhasebe Maliyeti ile Gerçek Ekonomik Maliyet Aynı Değildir

Birçok işletmenin yaptığı en büyük hata, muhasebe kayıtlarında görülen stok maliyetini gerçek maliyet olarak kabul etmesidir.

Muhasebe sistemi çoğu zaman yalnızca;

  • satın alma fiyatını,
  • nakliye giderlerini,
  • gümrük maliyetlerini,
  • sigorta giderlerini

stok maliyetine dahil eder.

Ancak gerçek ekonomik maliyet bundan çok daha geniştir.

Bir ürünün gerçek maliyeti hesaplanırken aşağıdaki unsurlar birlikte değerlendirilmelidir:

  • Satın alma fiyatı
  • Nakliye
  • Sigorta
  • Gümrük vergileri
  • Depolama giderleri
  • Fire oranları
  • Finansman maliyeti
  • Kur farkları
  • Enflasyon etkisi
  • Fırsat maliyeti
  • Stok eskime riski

İşte birçok şirket tam da bu noktada hata yapmaktadır.

En Çok Yapılan Stok Yönetimi Hataları

1. Finansman maliyetini dikkate almamak

Şirketler kredi kullanarak stok satın alıyor ancak kredi faizini ürün maliyetine yansıtmıyor. Özellikle yüksek faiz dönemlerinde bu yaklaşım gerçek kârlılığı ciddi şekilde bozuyor.

2. Kur farklarını yanlış yönetmek

İthal girdilerle çalışan işletmeler çoğu zaman satın alma maliyetini sabit kabul ediyor. Oysa kurdaki değişim, yerine koyma maliyetini tamamen değiştirebiliyor.

3. Eski maliyetlerle fiyatlama yapmak

Enflasyon dönemlerinde geçmiş maliyetler üzerinden satış fiyatı belirlemek, kâğıt üzerinde kâr yaratırken gerçekte şirket sermayesini eritiyor.

4. FIFO yöntemine koşulsuz güvenmek

İlk giren ilk çıkar (FIFO) yöntemi yüksek enflasyon dönemlerinde satılan mal maliyetini düşük göstererek kârlılığı olduğundan yüksek gösterebilir. Yönetim, bu nedenle yanlış kararlar alabilir.

5. Ortalama maliyet hesaplamalarını geciktirmek

ERP sistemlerinin güncel çalışmaması nedeniyle yeni maliyetler satış fiyatlarına zamanında yansımayabiliyor.

6. Gereğinden fazla stok yapmak

“Kurlar yükselecek” veya “ürün bulunamayacak” düşüncesiyle yapılan aşırı stok alımları, beklenen senaryo gerçekleşmediğinde ciddi finansman yüküne dönüşüyor.

7. Yavaş hareket eden stokları görememek

Bazı ürünler aylarca hatta yıllarca depoda beklemesine rağmen sistemde aktif stok olarak görünmeye devam ediyor. Bu durum işletme sermayesini gereksiz yere kilitliyor.

8. ABC analizini kullanmamak

Tüm ürünlere aynı önemin verilmesi büyük bir hata. Oysa çoğu işletmede ürünlerin yaklaşık yüzde 20’si stok değerinin yüzde 80’ini oluşturuyor. Bu nedenle kaynakların en kritik ürünlere odaklanması gerekiyor.

9. Parite riskini göz ardı etmek

Hammadde Euro, satış Dolar, kredi ise TL olabilir. Bu durumda yalnızca döviz kuru değil, Euro/Dolar paritesi de şirketin maliyet yapısını doğrudan etkiler.

10. Stok devir hızını takip etmemek

Birçok işletme stok tutarını bilir ancak stokların kaç günde nakde dönüştüğünü düzenli olarak izlemez. Oysa stok devir hızı işletme sermayesinin en önemli göstergelerinden biridir.

Enflasyon Döneminde Yerine Koyma Maliyeti Esas Alınmalıdır

Yüksek enflasyon dönemlerinde en büyük hata geçmiş maliyetlerle fiyatlama yapmaktır.

Bir ürün satıldıktan sonra aynı ürün aynı fiyata yeniden satın alınamıyorsa, o satış gerçekte kâr yaratmamıştır.

Bu nedenle fiyatlama stratejisinin temelinde yerine koyma maliyeti bulunmalıdır.

Aksi halde şirket satış yaptığını düşünürken aslında öz sermayesini tüketmeye başlar.

Kur Oynaklığında Dinamik Fiyatlama Şart

Kurun hızla değiştiği dönemlerde statik fiyat listeleri şirketleri koruyamaz.

Kur yükseldiğinde fiyat artırıp, düştüğünde aynı hızla güncelleme yapmamak da müşteri kaybına neden olabilir.

Doğru yaklaşım;

  • yerine koyma maliyetini sürekli izlemek,
  • ERP sistemlerini güncel tutmak,
  • dinamik fiyatlama modelleri kullanmak,
  • satın alma ile satış ekiplerini ortak veri üzerinde çalıştırmaktır.

Doğru Stok Yönetimi Nasıl Olmalı?

Başarılı şirketler stok yönetimini sadece depo yönetimi olarak değil, finansal yönetimin ayrılmaz bir parçası olarak ele alıyor.

Bu kapsamda;

  • günlük stok devir hızını takip ediyor,
  • ABC ve XYZ analizlerini birlikte kullanıyor,
  • hareket etmeyen stokları erken tespit ediyor,
  • yerine koyma maliyetini esas alıyor,
  • kur, faiz ve enflasyon senaryoları oluşturuyor,
  • ERP sistemlerini gerçek zamanlı güncelliyor,
  • satın alma, finans, satış ve üretim ekiplerini ortak hedeflerle yönetiyor.

Bu yaklaşım yalnızca maliyetleri düşürmüyor; aynı zamanda nakit akışını güçlendiriyor ve şirketin finansal dayanıklılığını artırıyor.

Sonuç

Bugün birçok işletme stoklarını fiziksel olarak kontrol ettiğini düşünse de, ekonomik anlamda yönetemiyor.

Yüksek enflasyon, yüksek faiz ve kur oynaklığı dönemlerinde stok yönetimi artık lojistik bir faaliyet olmaktan çıkmış; finansal stratejinin merkezine yerleşmiştir.

Başarılı şirketler, depolarını ürünlerle dolduranlar değil; doğru ürünü, doğru miktarda, doğru zamanda ve en düşük finansman maliyetiyle yönetenler olacaktır.

Önümüzdeki dönemde rekabet üstünlüğünü belirleyecek unsur; en büyük depo değil, en güçlü nakit akışı ve en doğru stok yönetimi olacaktır.

Okumaya devam et

Erol Taşdelen

SASA İçin Kritik Karar: İthal PET’e 3 Yıllık Ek Vergi

Yayınlanma:

|

Yazan:

Resmi Gazete’de yayınlanan karar, 3907.61.00.00.00 GTİP altında yer alan 78 ml/g ve üzeri viskoziteye sahip PET reçinesi (PET Resin) ithalatına yönelik 3 yıllık korunma önlemi getiriyor.

Kararda uygulanacak ek mali yükümlülükler şu şekilde:

  • 19.07.2026 – 30.12.2026: 120 USD/ton
  • 31.12.2026 – 30.12.2027: 115 USD/ton
  • 31.12.2027 – 30.12.2028: 110 USD/ton

Bu karar, 2026 başında başlatılan korunma soruşturmasının nihai aşaması niteliğinde olup, Ticaret Bakanlığı yerli üreticilerin ciddi zarar gördüğü kanaatiyle geçici önlemi kalıcı hale getirmiştir. Soruşturma dosyasında özellikle Çin başta olmak üzere düşük fiyatlı ithalatın yerli üretici üzerinde baskı oluşturduğu belirtilmiştir.

SASA açısından avantajları

Bu kararın en büyük kazananlarından biri kuşkusuz SASA Polyester olacaktır.

1. İthal ürünün maliyeti artacak

120 dolar/ton ek vergi;

Örneğin ithal PET’in CIF fiyatı 950 USD/ton ise;

  • eski maliyet : 950 $
  • yeni maliyet : 1.070 $

Yaklaşık %12-13 maliyet artışı oluşuyor.

Bu da SASA’nın fiyat baskısını azaltıyor.

2. İç pazarda fiyatlama gücü artar

Son iki yılda ithalat özellikle Çin kaynaklı ciddi şekilde arttı.

İthal ürün;

  • yerli fiyatları aşağı çekiyordu
  • bayi stoklarını ithale yönlendiriyordu
  • üreticilerin marjını eritiyordu

Koruma önlemiyle birlikte;

  • SASA daha rahat fiyat verebilir.
  • İndirim baskısı azalır.
  • Karlılık toparlanabilir.

Bu da FAVÖK marjına olumlu yansıyabilir.

3. Kapasite kullanım oranı yükselebilir

İthal ürün pahalı hale gelince;

  • içecek şişesi üreticileri
  • ambalaj firmaları
  • polyester üreticileri

daha fazla yerli üreticiye dönebilir.

Bu da;

  • satış hacmini
  • kapasite kullanımını
  • üretim sürekliliğini destekler.

4. Yatırımların geri dönüşü hızlanabilir

SASA son yıllarda milyarlarca dolarlık polyester yatırımı yaptı.

Koruma önlemi;

  • yatırımın geri dönüş süresini kısaltabilir
  • nakit akışını iyileştirebilir
  • finansman yükünü azaltabilir.

Peki ithalatçı firmalar nasıl etkilenir?

En olumsuz etkilenen grup ithalatçılar olacak.

Örneğin; Bir ithalatçı yıllık 100 bin ton PET getiriyorsa; 120 USD x 100.000 ton = 12 milyon dolar ek maliyet

Bu maliyet;

  • ya kendi karından düşecek
  • ya müşteriye yansıyacak.

Dolayısıyla ithalat cazibesi azalacak.

PET kullanan sanayici nasıl etkilenir?

Burada iki farklı senaryo var.

Olumsuz taraf

PET kullanan sektörler:

  • Su üreticileri
  • Meşrubat
  • Gazlı içecek
  • Meyve suyu
  • Yemeklik yağ
  • Temizlik ürünleri
  • Kozmetik
  • Gıda ambalajı

Eğer SASA ve diğer yerli üreticiler fiyatlarını artırırsa; PET hammadde maliyeti yükselecek.

Bu da;

  • şişe maliyetini
  • ambalaj maliyetini
  • üretim maliyetini

artırabilir.

Özellikle düşük marjlı içecek sektöründe hissedilir.

Olumlu taraf

Buna karşılık, yerli üretim güçlenirse;

  • tedarik güvenliği artar
  • döviz riski azalır
  • teslim süreleri kısalır
  • dışa bağımlılık azalır.

Uzun vadede daha istikrarlı arz oluşabilir.

Dış ticaret açısından etkisi

Türkiye; PET’te önemli üretici olmasına rağmen son yıllarda ucuz ithalat hızla artmıştı.

Koruma önlemiyle;

  • ithalat miktarı azalabilir
  • yerli üretim artabilir
  • ithalat faturası düşebilir.

Ancak; ihracatçı ülkeler (özellikle Çin gibi büyük tedarikçiler) Türkiye pazarında pay kaybedebilir. Ticaret akımlarının başka pazarlara yönelmesi de olasıdır.

Borsa açısından SASA

Bu karar tek başına hisse fiyatını belirlemez ancak temel olarak:

Pozitif unsurlar

  • ✔ Fiyatlama gücünün artması
  • ✔ İç pazar payının yükselmesi
  • ✔ Kapasite kullanımının artması
  • ✔ Karlılık marjlarının toparlanma ihtimali
  • ✔ İthalat baskısının azalması

Sınırlayıcı unsurlar

  • Küresel PTA ve MEG fiyatları
  • Ham petrol fiyatları
  • Döviz kuru
  • İç talep
  • Finansman giderleri
  • İhracat pazarlarındaki rekabet

Bankavitrini.com için haber değerlendirmesi

Bu karar yalnızca SASA’yı koruyan bir düzenleme olarak görülmemeli. Aynı zamanda Türkiye’nin son dönemde giderek daha fazla başvurduğu ticaret savunma araçlarının önemli bir örneğidir. Devlet, stratejik gördüğü PET ve polyester zincirinde yerli üreticilerin küresel arz fazlası ve düşük fiyatlı ithalat karşısında rekabet gücünü korumayı hedeflemektedir. Kısa vadede SASA ve diğer yerli üreticilerin kârlılığına destek sağlayabilecek bu adım, PET kullanan ambalaj ve içecek sanayii açısından ise hammadde maliyetlerini artırarak fiyat baskısı oluşturabilir. Dolayısıyla karar, üretici ile kullanıcı sanayi arasında maliyet ve rekabet dengesi bakımından dikkatle izlenecek bir gelişme niteliğindedir.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.