Connect with us

GÜNDEM

Deniz Salyası Felaketi: ‘Marmara Ölüyor’

VOA Türkçe, Profesör Aktan’la deniz salyası yoğunluğunun gerekçeleri, deniz salyasından kurtulmanın imkanları ile Marmara Denizi üzerindeki nüfusa baskısını ve insan kaynaklı yükleri konuştu.

Yayınlanma:

|

Marmara Denizi kıyıları yaklaşık beş aydır müsilaj ya da deniz salyası olarak sarı, beyaz renkte bir sıvıdan muzdarip.

İlk önce Şarköy kıyılarında rastlanan musilaj sonrasında Tekirdağ, Gemlik, Mudanya’da görüldükten sonra Kartal, Pendik, Caddebostan, Moda kıyıları ağırlıklı olmak üzere İstanbul’da da görülmeye başladı.

Deniz salyası bugünlerde Bandırma ve Erdek kıyılarında yoğun bir tabaka olarak kendisini gösteriyor. Uydu fotoğrafları deniz salyasının Marmara Denizi’nde ne denli etkili olduğunu daha net bir şekilde gösteriyor.

Müsilaj yalnız görüntü kirliliği yaratmakla kalmıyor; küçük balıklar, karidesler yengeçler başta olmak üzere birçok deniz canlısının kitlesel ölümlerine de neden oluyor.

Aslında her yıl Kasım ve Nisan ayları arasında görülen müsilajın bu yıl hem yoğunluğu arttı hem de etkili olduğu dönem arttı.

Bu Marmara Denizi’nin deniz salyası tanışması yeni değil. 2007’de Türkiye’nin iç denizi dikkat çekici bir müsilaj baskısıyla karşı karşıya kalmıştı.

O günlerde bu konu üzerinde çalışan İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri Fakültesi öğretim üyesi Yelda Aktan, Türkiye’de de gündemin özellikle de ekolojik bir konu olduğunda çabuk değiştiğini ve araştırma projesi başvurularının sonuçsuz kaldığını söylüyor.

VOA Türkçe, Profesör Aktan’la deniz salyası yoğunluğunun gerekçeleri, deniz salyasından kurtulmanın imkanları ile Marmara Denizi üzerindeki nüfusa baskısını ve insan kaynaklı yükleri konuştu.

‘‘Müsilaj, Marmara Denizi için çevre felaketine dönüştü; daha fazla dip canlılarının ölümüyle karşılacağız’’

VOA: Marmara Denizi’ndeki deniz salyası (müsilaj) yoğunluğunun nedenleri neler?

Marmara denizi çok kırılgan çok hassas bir ekosistem. Sisteme dışardan müdahale çok fazla olduğu zaman sistemde bazı dengesizlikler oluşuyor. Suların birincil üreticileri olan fitoplankton dediğimiz canlılar. Bunların gelişmek için neye ihtiyacı var? Uygun hava sıcaklığına. Tabii ki ışık bunların vazgeçilmezi çünkü fotosentez yapıyorlar. Ayrıca denizdekki azot ve fosfor yükü insan etkisiyle çok fazla arttığı için bol besin buluyorlar. İnşaat atıkları, kıyı alanların mahvedilmesi,kıyı alanlarındaki biyoçeşitliliğin yok edilmesi bunların hepsi bu oluşumda bir etken çünkü siz kıyı alanları ne kadar tahrip ederseniz orada yaşayan makro bitkiler yok oluyor. Onlar ortamdan yok oldukça fitoplankton daha rahat çoğu alabiliyor. Zincirde bir kırılma meydana geldiği zaman, birisi yok olup birisi aşırı derecede artmaya başlıyor. Şu an fitoplanktonların aşırı derecede çoğalma dönemini yaşıyoruz. Aslında bu kısa süreli olsaydı doğal diyecektik ama bu artık o kadar uzun süreli ve o kadar geniş bir alanı kaplamaya başladı ki

Marmara denizi için bir çevre felaketine dönüştü maalesef. Dikkat ederseniz Hemen hemen her yerden müsilaj haberleri geliyor. Yalova, Bandırma Çanakkale kıyılarından. İzmit Körfezi zaten durgun bir alan. Orada etkisi çok daha fazla oluyor. Denizde oksijen azalıyor. Oksijen olmayınca dip canlıların daha fazla ölümüyle karşılaşacağız.

VOA: Müsilaj yalnızca Marmara Denizi’nin sorunu mu?

Sadece Marmara’da değil müsilaj olayı, Kuzey Ege’yi de etkiliyor. Ama Marmara çok yoğun nüfuslu, insanların gözü devamlı denizin üstünde olduğu için, çok fazla dikkat çekiyor. Kuzey Ege de bu olaydan ciddi olarak etkileniyor. Orada su biraz daha hareketli olduğu için yüzeyde fazla birikme olmuyor. Ama ne oluyor? Bu oluşum dibe çöküyor. Deniz çayırları denen bir bitki türü vardır? Özellikle Ege ve Akdeniz kıyılarının birincil verimliliği açısından, denizlerin verimliliği açısından çok önemli. Deniz salyası oluştuktan sonra dibe çöküyor ve dipte onların üzerini kapatıyor. Mesela Gökçeada‘da bir çalışma istasyonumuz var. Oraya 2006-2007 yıllarında bir izleme istasyonu kurmuştuk bu deniz çayırlarını gözlemlemek için. O zamandan bu zamana gelinceye kadar düşünün dört beş metre geriye çekilme oldu. Bu çok büyük bir kıyıya doğru çekilme. Çayırlar ne kadar derine uzanırsa, sağlıklı sistem o kadar derine olacak yani suların dip bölgesine daha fazla oksijen sağlayacaklar.

deniz salyası

‘‘2007’de de Marmara Denizi’nde müsilaj yaşamıştık, o dönem yoğunluk İzmit Körfezi ve Adalar’daydı’’

VOA: Daha önce Marmara’da müsilaj yaşandı mı?

2007 yılında da benzer bir olay yaşamıştık. O dönem İzmit Körfezi’nde olsun, İstanbul kıyılarında biraz Adalar çevresinde yoğunluğunu göstermiştir. Marmara denizi kapalı bir ortam. Su değişimi daha az, su hareketleri daha az o yüzden etkisi daha yıkıcı oluyor. 2007 olayında iki sene gözlemler yapıldı, biz de çok fazla proje teklifleri de verdik bu olayı izleyelim ne olacak diye çünkü Adriyatik de bunun örneği var. Ama kabul edilmedi. Birkaç senede bir bu olay tekrarlıyor. Döngüsü böyle. Bunun için veriye ihtiyaç var. Marmara Denizi’nin kendine özel bir sistem var. Eğer bir izleme istasyonu kurup uzun veriye sahip olabilirsek bu şekilde değerlendirme yapmamız daha kolay olabilir.

Marmara’da ciddi nüfus yoğunluğu var, ileri arıtım çözüm olmaz; yatırımları başka bölgelere kaydırmak gerek”

VOA: Daha kapasiteli arıtma tesisleri ile Marmara Denizi korunabilir mi?

Marmara Denizi’nde çok ciddi bir nüfus yoğunluğu var. Bu atıkların sebebi de nüfus yoğunluğu. Ne kadar arıtma tesisi hatta ne kadar ileri arıtım yapılsa da yeterli olmaz ki zaten ileri arıtım birkaç ilde var. İzmit Belediyesi tarafından çalıştırılıyor ama o da yeterli olmuyor. Ani yağışlar sonrasında bazen kapasitesini aşacak derecede atık geliyor. İleri arıtım yapılsa bile çözüm olacağını düşünmüyorum. Makro ölçekte bakmak lazım. Özellikle nüfus artışını Marmara Bölgesi’nden diğer bölgelere kaydırmak gerekiyor. Bir yatırım yapılacaksa diğer bölgelere kaydırılmalı ki onun çevresinde gelişen iş olanakları sanayi imkanları da onunla paralel olarak başka bölgelere kaysın. Marmara Bölgesi zaten Türkiye nüfusunun yaklaşık yüzde 30’unu barındırıyor. Burada sadece Marmaraya kıyısı olan illeri de söylemiyorum. Onun dışında Marmara bölgesindeki dereler vasıtasıyla atıklarını yine Marmara Denizi’n taşıyan iller de var. Bunların hiçbiri arıtım uygulanmıyor.

‘Marmara Denizi’ne giren atık yük azaltılmalı, Marmara Denizi Kıyı Alanı Yönetimi oluşturulmalı’’

VOA: Çözüm için ne yapılmalı?

Marmara Denizi’ne giren atık yükünün azaltılması, bununla ilgili bununla ilgili planlamalar yapmak gerek. Hem tarım politikaları hem atık su politikaları birlikte ele alınmalı. Ne yapılabilir? Marmara Denizi’nin bütün paydaşları bir araya gelebilir. Artı eksisi, güçlü yönleri, zayıf yönleri ortaya konularak bir planlama yapılmalı. Tarım bakanlığı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı da burada olmalı. Yerel yönetimlerle birlikte uygulanmalı. Hepsinin işbirliği ile birlikte Marmara Denizi Kıyı Alanı Yönetimi oluşturulmalı ve çok sıkı bir şekilde uygulamaya geçirilmeli.

Deniz salyası Körfez'i tamamen kapladı

Ciddi bir oksijensizlik sorunu var, Marmara Denizi ölüyor”

VOA: Önlemler alınırsa Marmara Denizi yeniden geçmişe dönebilir mi?

Geçmişe dönmesi mümkün değil. Çünkü ne kadar tedbir alınırsa alınsın dibe çökmüş bir atık yükü var. Ama bu durumun daha ileri gitmesini engelleyebiliriz. Marmara denizi ölüyor gerçekten çünkü ciddi bir oksijensizlik sorunu var. Zaten on, on beş sene önce yaptığımız çalışmalarda kritik seviyelerde iken şimdi üzerine bu kadar yoğun atık eklendi. Atık diyorum zira canlılar öldüğü zaman atık oluşturuyorlar denizde. Bunlar yüzeyde gördüğümüz kısmı dışında, su kolonu ve dipte inanılmaz durumda. Bunlar dibe çöktüğü zaman, dipte var olan kritik seviyedeki oksijeni de tüketecekler ve bu dip canlıları için çok ciddi bir sorun. Marmara Denizi’nin üretken tabakası zaten üst tabaka. Birincil üretimin devam ettiği tabakadan ışık geçişinin sınırlı olmasından dolayı dip tabakalara ışık geçemiyor ve fotosentez olmuyor. Şimdi yüzeydeki yirmi metreye kadar olan kısımdaki yoğun organik madde çöktüğü zaman dipte bakteriyel faaliyette ayrışmayı devam edecek.

‘‘Kanal İstanbul’un çevresine kurulacak iki şehrin atıkları Marmara Denizi’ne yük olacak’’

VOA: Kanal İstanbul’un yapılması Marmara Denizi’ni nasıl etkiler?

Kıyıları doldura doldura Marmara Denizi’nde artık nefes alacak bir alan bırakmıyoruz. Kıyısal alanlar gerçekten çok önemli. O hafif derinleşen alanda birçok canlı bulunuyor. Marmara Denizi’nin kendi sistemini dengeleyen sistemler bunlar. Şimdi Kanal İstanbul’la ilgili de işin oşinografi kısmı çok fazla benim uzmanlık alanım değil. Bununla ilgili konuşabilecek gerçekten çok kıymetli hocalarımız var onlar da olabilecek etkileri hakkındaki düşüncelerini zaten açıkladılar. Elbette modellemeler yapılsa da model bize tam bir sistemi hiçbir zaman yansıtmaz. Ama nüfus artış yönünden düşünüldüğünde oraya iki şehir kurulduğu zaman onunla birlikte artan nüfusun attıkları da Marmara Denizi’ne bir yük olarak gelecek. Yani hep ekonomik kaygılar ön planda tutuluyor, çevre hiçbir zaman ön planda değil. Bazı ufak tefek göstermelik planlamalar yapılsa bile her zaman zarar gören çevre oluyor. Marmara Denizi gibi bir ekosistemi kaybetmek belki turizim ve balıkçılık bakımından çok ciddi kaynak kayıplarına neden olacak. Kısa vadeli düşüncelerle kaynaklar tüketiliyor maalesef.

GÜNCEL

Çipten Uçağa, Yazılımdan Finansa: Çin Küresel Sistemi Yeniden Kuruyor

Yayınlanma:

|

Yazan:

Çin son 15–20 yılda özellikle teknoloji, savunma, finansal altyapı ve stratejik sanayilerde “Batı’ya bağımlılığı azaltma” stratejisi izliyor.

Madde madde anlatalım:


ÇİN GERÇEKTEN NEYİ TERK EDİYOR?

1. GPS yerine BeiDou

Bu büyük ölçüde doğru.

BeiDou Navigation Satellite System bugün küresel kapsama sahip ve özellikle:

  • Çin ordusu
  • lojistik şirketleri
  • akıllı telefon üreticileri
  • Kuşak & Yol ülkeleri tarafından yoğun kullanılıyor.

Ama:

  • Dünya hâlâ ağırlıklı olarak GPS kullanıyor.
  • Apple, Samsung, Huawei cihazları çoğunlukla çoklu sistem kullanıyor:
    • GPS
    • GLONASS
    • Galileo
    • BeiDou birlikte çalışıyor.

Yani “GPS öldü” doğru değil. Ancak Çin artık Amerikan GPS’ine bağımlı değil.

2. Boeing yerine COMAC C919

Burada da gerçek eğilim var.

COMAC tarafından geliştirilen COMAC C919 gerçekten ciddi sipariş aldı.

Ama kritik detay:

  • Motorlar büyük ölçüde Batı teknolojisine dayanıyor.
  • Aviyoniklerde hâlâ dış bağımlılık var.
  • Boeing ve Airbus’ın küresel servis ağıyla rekabet etmek çok zor.

Dolayısıyla:

  • Çin iç pazarında Boeing’i zorlayabilir.
  • Ama küresel liderliği kısa vadede devralamaz.

3. Amerikan çiplerini terk etti

Bu kısmen doğru, kısmen propaganda.

Huawei ve Yangtze Memory Technologies büyük ilerleme kaydetti.

Ancak:

  • Çin hâlâ ileri seviye EUV litografi makinelerinde Batı’ya bağımlı.
  • ASML olmadan en ileri çipleri üretmek çok zor.
  • Nvidia ve TSMC seviyesine tam erişim henüz yok.

Fakat ABD yaptırımları Çin’i:

  • “ithal et” modelinden
  • “yerli üret” modeline zorladı.

Bu da uzun vadede Amerika için stratejik geri tepebilir.

4. Windows yerine UOS

UnionTech UOS gerçekten devlet kurumlarında yaygınlaşıyor.

Ama:

  • Çin tamamen Windows’u bırakmış değil.
  • Kurumsal yazılım ekosistemi hâlâ Microsoft bağımlı alanlar içeriyor.

Bu daha çok: “stratejik alanlarda yerli alternatif yaratma” politikasıdır.

5. Siemens yerine Çin tıbbi cihazları

Bu alan Çin’in gerçekten hızlı yükseldiği sektörlerden biri.

United Imaging Healthcare MR, CT ve PET cihazlarında küresel oyuncu hâline geldi.

Ama:

  • Siemens
  • GE Healthcare
  • Philips

hâlâ üst segmentte çok güçlü.

Yine de fiyat avantajı nedeniyle Çin ciddi pazar payı alıyor.

6. Elektrikli araçlar ve batarya devrimi

Bu konuda Çin gerçekten dünyanın merkezine oturdu.

BYD bugün:

  • batarya
  • EV üretimi
  • tedarik zinciri
  • nadir toprak elementleri

alanlarında dev güç.

Tesla’nın piyasa değerindeki dalgalanmanın tek nedeni Çin değil:

  • faizler
  • rekabet
  • marj düşüşü
  • satış yavaşlaması da etkili.

Ama şu gerçek: Çin artık otomotivde “takip eden” değil, “oyunu belirleyen” ülke.

7. Oracle yerine OceanBase

Ant Group tarafından geliştirilen OceanBase özellikle yüksek işlem hacimli finansal sistemlerde başarılı.

Bu alan kritik çünkü:

  • veri egemenliği
  • yaptırım riski
  • SWIFT benzeri bağımlılıklar ülkeleri yerli çözümlere yöneltiyor.

8. CAD ve endüstriyel yazılım

Burada Çin’in ilerlemesi gerçek.

Ancak:

  • Siemens NX
  • CATIA
  • SolidWorks gibi Batı yazılımları hâlâ dünya standardı.

Çin’in hedefi: “yaptırım gelirse üretim durmasın.”

Yani mesele sadece maliyet değil: jeopolitik dayanıklılık.

9. Dolar yerine RMB

Bu en kritik maddelerden biri.

Chinese yuan kullanımının arttığı doğru.

Özellikle:

  • Rusya
  • İran
  • Körfez
  • BRICS hattı

dolar bağımlılığını azaltmaya çalışıyor.

Ama gerçek tablo:

  • Küresel rezervlerin çoğu hâlâ dolar.
  • SWIFT sistemi hâlâ dominant.
  • ABD tahvil piyasası hâlâ merkezde.

Yani: “Dolar çöktü” yanlış, ama “alternatif arayışı başladı” doğru.

10. GMO tohumları terk etti

Çin gıda güvenliğini stratejik konu olarak görüyor.

Yuan Longping hibrit pirinç çalışmalarıyla Çin için çok önemli bir figür.

Ama:

  • Çin hâlâ büyük tarım ithalatçısı.
  • Özellikle soya bağımlılığı sürüyor.

Tam bağımsızlık henüz yok.

11. Amerikan sosyal medyasını terk etti

Bu ifade yanıltıcı.

Çin zaten:

  • Facebook
  • X
  • Instagram
  • YouTube

gibi platformları uzun süredir engelliyor.

Onun yerine:

  • WeChat
  • Douyin
  • Xiaohongshu

gibi kendi ekosistemini kurdu.

Bu dijital egemenlik modeli: “internetin parçalanması” trendinin önemli örneği.

12. Batı askeri teknolojisini terk etti

Çin savunma sanayisinde muazzam ilerledi.

Özellikle:

  • hipersonik füze
  • drone
  • deniz gücü
  • elektronik harp alanlarında.

Ancak ABD:

  • uçak motorları
  • denizaltılar
  • küresel üs ağı
  • savaş tecrübesi gibi alanlarda hâlâ büyük üstünlüğe sahip.

ASIL MESELE NE?

Bu metnin özeti aslında şu: Çin artık “dünyanın ucuz fabrikası” olmak istemiyor.

Hedef:

  • teknoloji sahibi olmak
  • finansal altyapıyı kontrol etmek
  • enerji zincirini yönetmek
  • dolar bağımlılığını azaltmak
  • yaptırımlara dayanıklı sistem kurmak.

Bu nedenle Çin’in modeli artık: “Made in China” değil, “Controlled by China” aşamasına geçiyor.

BATI HEGEMONYASI ÇÖKÜYOR MU?

Bu kadar hızlı değil.

Ama dünya:

  • tek kutuplu Amerikan sisteminden
  • çok kutuplu teknoloji/finans rekabetine gidiyor.

Yeni mücadele:

  • çip
  • veri
  • ödeme sistemi
  • yapay zekâ
  • enerji
  • tedarik zinciri
  • rezerv para üzerinden yaşanıyor.

Yani artık savaş sadece tankla değil:

  • işletim sistemiyle,
  • veri merkeziyle,
  • batarya teknolojisiyle,
  • ödeme altyapısıyla yapılıyor.

TÜRKİYE AÇISINDAN EN KRİTİK SORU

Türkiye hangi ekosisteme entegre olacak?

  • ABD/NATO finans-teknoloji sistemi mi?
  • Çin merkezli alternatif blok mu?
  • Yoksa ikisi arasında denge mi?

Önümüzdeki 10 yılda:

  • bankacılık,
  • ödeme sistemleri,
  • enerji,
  • savunma,
  • otomotiv,
  • çip yatırımları bu tercihten doğrudan etkilenecek.

Okumaya devam et

Gülbeyaz Gergün

ABD’nin Yeni Ortadoğu Planı: İsrail Merkezli Güvenlik ve Ticaret Koridoru

Yayınlanma:

|

ABD’nin bölge ülkelerine yaymaya çalıştığı ve kamuoyunda “İbrahim Anlaşmaları / Abraham Accords” olarak bilinen süreç, sadece İsrail ile diplomatik normalleşme anlaşması değildir. Aslında bu proje; Ortadoğu’nun güvenlik, enerji, ticaret, teknoloji ve askeri mimarisini yeniden kurma planıdır. Özünde ise İsrail’in bölgesel meşruiyetini kalıcı hale getirmek ve İran eksenli dengeyi kırmak vardır.

Abraham (İbrahim) Anlaşmaları Nedir?

2020’de ABD arabuluculuğunda başlayan süreçte;

  • Birleşik Arap Emirliği
  • Bahreyn
  • Fas
  • Sudan

İsrail ile diplomatik ilişki kurdu veya normalleşme anlaşması yaptı. Daha sonra süreç; Saudi Arabia, Qatar, Türkiye, Pakistan gibi ülkelere doğru genişletilmeye çalışıldı.

ABD açısından hedef yalnızca “barış” değildir.

Asıl hedefler:

  • İsrail’in bölgesel izolasyonunu bitirmek
  • İran’a karşı ortak blok oluşturmak
  • Çin’in Kuşak-Yol etkisini sınırlamak
  • Rusya’nın Ortadoğu etkisini azaltmak
  • Enerji ve ticaret koridorlarını İsrail merkezli yeniden şekillendirmek
  • Körfez sermayesini İsrail teknolojisi ile entegre etmek
  • Ortadoğu’da ABD maliyetini düşürüp “yerel ortaklı güvenlik sistemi” kurmak olarak görülüyor.

Bu anlaşmalar gerçekte neleri kapsıyor?

1. Diplomatik Normalleşme

  • Büyükelçilik açılması
  • Resmi ilişkiler
  • Vize ve uçuş anlaşmaları
  • Turizm ve ticaret

2. Güvenlik ve İstihbarat İşbirliği

Asıl kritik bölüm burasıdır.

  • Ortak hava savunma sistemi
  • İran füze/dron tehdidine karşı entegrasyon
  • İsrail teknolojilerinin Körfez’e satılması
  • Siber güvenlik paylaşımı
  • İstihbarat koordinasyonu

Birçok uzman bu yapıyı “Ortadoğu NATO’su” olarak tanımlıyor.

3. Enerji ve Ticaret Koridorları

Projelerin temelinde şu düşünce var:

Körfez petrolü + İsrail teknolojisi + Hindistan üretimi + ABD güvenlik şemsiyesi

Bu nedenle:

  • Hindistan-Ortadoğu-Avrupa koridorları,
  • liman projeleri,
  • demiryolu hatları,
  • enerji boru hatları,
  • veri merkezleri,
  • finans merkezleri

bu planın parçası olarak görülüyor.

İsrail’in Doğu Akdeniz enerji merkezi yapılması hedefleniyor.

4. Filistin Meselesinin İkinci Plana İtilmesi

En tartışmalı boyut budur.

Eskiden Arap dünyasının temel yaklaşımı: “Önce Filistin sorunu çözülsün, sonra İsrail tanınsın.”

Abraham süreci ise bunu tersine çevirdi: “Önce İsrail ile normalleşelim, Filistin sonra konuşulur.”

Bu nedenle çok ciddi toplumsal tepki oluşuyor. Özellikle Gazze savaşları sonrası kamuoyu baskısı arttı.

ABD niçin şimdi hızlandırmak istiyor?

2025-2026 İran-İsrail gerilimi ve savaş riski sonrası Washington şu sonucu gördü:

  • ABD artık bölgeyi tek başına yönetemiyor
  • İran tamamen çökmedi
  • Körfez ülkeleri ABD korumasına eskisi kadar güvenmiyor
  • Çin ekonomik olarak çok güçlendi
  • Rusya bölgesel nüfuzunu sürdürüyor

Bu nedenle ABD:

  • İsrail’i merkeze koyan,
  • Arap sermayesini entegre eden,
  • İran’ı çevreleyen,
  • Çin’i sınırlayan

yeni bölgesel mimari kurmaya çalışıyor.

Kazanan Ülkeler Kimler Olabilir?

1. İsrail

En büyük stratejik kazanan.

Kazanımları:

  • Bölgesel meşruiyet
  • Yeni pazarlar
  • Körfez sermayesi
  • Güvenlik işbirliği
  • İran’a karşı geniş cephe
  • Enerji ve lojistik merkez olma şansı

İsrail için bu süreç, 1948 sonrası en büyük diplomatik dönüşümlerden biri olarak görülüyor.

2. Birleşik Arap Emirliği

Büyük ekonomik kazanç hedefliyor.

Özellikle:

  • teknoloji,
  • yapay zekâ,
  • savunma sanayi,
  • finans,
  • siber güvenlik,
  • turizm

alanlarında İsrail ile entegrasyon kuruyor.

Dubai’nin bölgesel finans merkezi rolünü güçlendirme hedefi var.

3. Suudi Arabistan

Henüz tam katılmadı ancak süreçte kilit ülke.

Sudi Arabistan:

  • ABD’den güvenlik garantisi,
  • gelişmiş silah sistemleri,
  • nükleer teknoloji,
  • yatırım avantajları

karşılığında normalleşmeye yaklaşabilir.

Ancak Filistin konusu nedeniyle içeride büyük toplumsal risk taşıyor.

4. Hindistan

Sessiz kazananlardan biri olabilir.

Çünkü:

  • Körfez bağlantısı güçlenir
  • Avrupa ticaret koridoru açılır
  • Çin’e alternatif lojistik rota oluşur

Kaybedebilecek Ülkeler ve Yapılar

1. İran

En büyük jeopolitik baskı altında kalabilecek ülke.

Çünkü:

  • çevrelenme riski artıyor
  • Körfez’de yalnızlaşma ihtimali oluşuyor
  • İsrail-Arap güvenlik ağı genişliyor

Bu nedenle İran bu süreci “anti-İran bloklaşması” olarak görüyor.

2. Filistin Yönetimi ve Hamas

En büyük siyasi kaybedenlerden biri olabilir.

Çünkü:

  • Arap ülkelerinin önceliği değişiyor
  • Filistin meselesi ikinci plana düşüyor
  • ekonomik ve diplomatik baskı artıyor

Bu durum Gazze savaşları sonrası ciddi toplumsal kırılma yarattı.

3. Türkiye

Türkiye açısından tablo karmaşık.

Olası avantajlar:

  • Bölgesel ticaret entegrasyonu
  • Enerji projeleri
  • Körfez sermayesi ile yeni işbirliği
  • ABD ile ilişkileri yumuşatma fırsatı

Riskler:

  • İsrail merkezli yeni enerji haritasında dışlanma
  • Doğu Akdeniz’de denge kaybı
  • Filistin konusunda iç kamuoyu baskısı
  • İran ile denge siyasetinin zorlaşması

Türkiye’nin bu süreçte tamamen karşıt değil ama “temkinli denge” politikası izlediği görülüyor.

Bu plan başarılı olur mu?

En büyük sorun:

  • halkların önemli bölümünün İsrail’e tepkili olması
  • Gazze savaşlarının yarattığı öfke
  • İran faktörü
  • mezhep ve jeopolitik rekabetler

Devlet elitleri ile halk arasında ciddi görüş farkı bulunuyor.

Bu nedenle anlaşmalar:

  • ekonomik olarak ilerleyebilir,
  • güvenlik alanında derinleşebilir,
  • fakat toplumsal meşruiyet sorunu yaşayabilir.

Özetle

Abraham / İbrahim Anlaşmaları:

  • sadece “barış anlaşması” değil,
  • Ortadoğu’nun yeni ekonomik ve askeri düzen projesidir.

Merkezinde:

  • İsrail’in korunması,
  • İran’ın dengelenmesi,
  • Çin-Rusya etkisinin sınırlandırılması,
  • enerji ve ticaret koridorlarının yeniden kurulması vardır.

Kazananlar:

  • İsrail
  • Körfez finans merkezleri
  • ABD savunma-sanayi sistemi
  • Hindistan merkezli yeni ticaret koridorları

Risk yaşayanlar:

  • İran
  • Filistin hareketleri
  • bölgesel denge siyaseti yürüten ülkeler
  • halk baskısı yüksek Arap yönetimleri olabilir.

Okumaya devam et

GÜNCEL

Medeni Kanundan Siyasete: “Mutlak Butlan” CHP’ye Nasıl Uygulandı?

CHP’de “Mutlak Butlan” Depremi: 3 Yıl Sonra Yönetim Nasıl Düştü? Türkiye Siyasetinde Bir İlk: Mahkeme Kararıyla Parti Yönetimi Değişti… Kurultay İptali Krizi: CHP’de Hukuk mu, Siyaset mi Kazandı? CHP Kararında Son Sözü Kim Söyleyecek? Yargıtay, AYM ve AİHM Süreci…

Yayınlanma:

|

Yazan:

CHP’de yaşanan “mutlak butlan” krizi, Türkiye siyasi tarihinin en sıra dışı hukuk-siyaset krizlerinden biri haline geldi. Çünkü ilk kez büyük bir siyasi partinin kurultayı, Medeni Hukuk’taki “kesin hükümsüzlük” kavramı üzerinden tartışmaya açıldı.

“Mutlak Butlan” Ne Demek?

“Mutlak butlan”, bir hukuki işlemin daha doğduğu anda ağır hukuka aykırılık taşıdığı için baştan itibaren geçersiz sayılması anlamına gelir. Yani hukuk açısından “hiç doğmamış” kabul edilir. Türk Medeni Kanunu ve Borçlar Hukuku’nda sık kullanılan bu kavram; irade fesadı, emredici hukuk kurallarına aykırılık, kamu düzeninin ihlali gibi durumlarda uygulanır.

Normalde bu kavram daha çok:

  • evlilik işlemleri,
  • şirket genel kurulları,
  • dernek-vakıf kararları,
  • ticari işlemler

için kullanılırdı.

CHP davasıyla birlikte ilk kez bu kadar güçlü biçimde bir siyasi parti kurultayına uygulanması tartışması ortaya çıktı. Çünkü siyasi partiler özel hukuk tüzel kişisi sayılsa da aynı zamanda anayasal kurum niteliği taşıyor. Bu nedenle “Medeni Kanun mantığı siyasi partilere uygulanabilir mi?” sorusu hukukun merkezine oturdu.

Süreç Nasıl Başladı? Kronolojik Özet

1. 4-5 Kasım 2023 Kurultayı

CHP’nin 38. Olağan Kurultayı yapıldı.

Kurultayda:

  • Özgür Özel genel başkan seçildi.
  • Kemal Kılıçdaroğlu seçimleri kaybetti.

Ancak kurultayın hemen ardından:

  • bazı delegelerin yönlendirildiği,
  • oy karşılığı menfaat sağlandığı,
  • para dağıtıldığı,
  • siyasi vaatlerde bulunulduğu

iddiaları ortaya atıldı.

2. İl Kongreleri de Tartışmaya Açıldı

Dava sadece genel kurultayla sınırlı kalmadı.

Özellikle:

  • İstanbul İl Kongresi,
  • bazı delegasyon seçimleri,
  • liste süreçleri

mahkemeye taşındı.

Davacılar şunu savundu: “Delege iradesi sakatlanmıştır.”

Yani delegelerin özgür iradesiyle oy kullanmadığı iddia edildi.

3. Asliye Hukuk Süreci

İlk derece mahkemesinde dava görüldü.

İlk aşamada:

  • bazı talepler reddedildi,
  • bazıları usul yönünden değerlendirildi.

Ancak dosya daha sonra istinafa taşındı.

4. 2025-2026 Döneminde “Mutlak Butlan” Tartışması Büyüdü

2025 boyunca:

  • hukukçular,
  • siyasetçiler,
  • eski yargı mensupları

şu soruyu tartıştı: “Bir siyasi partinin kurultayı mutlak butlanla iptal edilebilir mi?”

Bir görüş: “Siyasi Partiler Kanunu buna izin vermez” dedi.

Diğer görüş: “Siyasi partiler de hukuk tüzel kişisidir; ağır usulsüzlük varsa butlan uygulanabilir” görüşünü savundu.

Mahkeme Neye Karar Verdi?

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, 2026 Mayıs ayında kritik karar verdi.

Kararda:

  • 38. Olağan Kurultay’ın mutlak butlanla sakat olduğu,
  • yani baştan itibaren geçersiz sayıldığı,
  • sonrasında yapılan olağan ve olağanüstü kurultayların da iptal edildiği belirtildi.

Mahkeme ayrıca:

  • mevcut yönetimin tedbiren görevden uzaklaştırılmasına,
  • kurultay öncesi yönetimin göreve dönmesine hükmetti.

Peki “3 Yıl Sonra Nasıl Görevden Alındılar?”

Asıl kritik nokta bu.

Çünkü mahkeme: “Kurultay en başından itibaren yok hükmündedir” yorumu yaptı.

Bu nedenle hukuk tekniğinde şöyle bir sonuç doğdu:

Eğer işlem “mutlak butlan” ise:

  • süre işlemez,
  • işlem sonradan meşrulaşmaz,
  • aradan zaman geçmesi geçersizliği ortadan kaldırmaz.

Yani mahkeme: “Bu yönetim aslında hukuken hiç doğmamıştı” mantığıyla hareket etti.

İtirazlar Neden Yapılıyor?

Karara yönelik çok ciddi hukuki itirazlar var.

1. “Siyasi Partiler Kanunu’nda Butlan Yok” İtirazı

Muhalif hukukçular diyor ki:

  • Siyasi partiler özel statülüdür.
  • Parti kurultayları Medeni Kanun’daki şirket genel kurulu gibi değerlendirilemez.
  • Siyasi Partiler Kanunu’nda “mutlak butlan” açıkça düzenlenmemiştir.

Bu yüzden kararın “kanuni dayanağının zayıf olduğu” savunuluyor.

2. “İstinaf Mahkemesi Bu Kararı Veremezdi” İtirazı

En büyük tartışmalardan biri de bu.

Eleştirilere göre:

  • istinaf mahkemesi,
  • ilk derece mahkemesi gibi davranarak,
  • yönetim değişikliği doğuran tedbir kararı verdi.

Bazı hukukçular bunun:

  • usule aykırı,
  • yetki aşımı,
  • içtihat çelişkisi olduğunu söylüyor.

3. “Demokrasiye Yargı Müdahalesi” Eleştirisi

Karşı çıkanlar ayrıca:

  • milyonlarca seçmenin iradesinin,
  • mahkeme yoluyla şekillendirildiğini,
  • bunun siyasal alanı daralttığını savunuyor.

Kararı Savunanlar Ne Diyor?

Kararı savunan hukuk çevreleri ise:

  • delegelerin iradesinin fesada uğratıldığını,
  • seçim sürecinin demokratik olmadığını,
  • kamu düzeninin ihlal edildiğini iddia ediyor.

Onlara göre: “Demokrasi sadece sandık değildir; temiz seçim süreci gerekir.”

Mahkeme de kararında:

  • emredici hukuk kurallarına aykırılık,
  • delege iradesinin sakatlanması,
  • usulsüzlük iddiaları üzerinde durdu.

Son Kararı Kim Verecek?

Şu an hukuki süreç tam anlamıyla bitmiş değil.

Muhtemel aşamalar:

  1. Bölge Adliye Mahkemesi süreci
  2. Yargıtay incelemesi
  3. Gerekirse Anayasa Mahkemesi başvurusu
  4. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi süreci

özellikle:

  • siyasi örgütlenme hakkı,
  • seçme-seçilme hakkı,
  • parti içi demokrasi başlıklarında yeni tartışmalar doğurabilir.

Nihai anlamda iç hukukta son sözü büyük ölçüde Yargıtay söyleyecek gibi görünüyor.

Ancak konu anayasal hak boyutuna taşınırsa: Anayasa Mahkemesi ve ardından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi sürece dahil olabilir.

Bu Karar Neden Tarihi?

Çünkü Türkiye’de ilk kez:

  • bir ana muhalefet partisinin kurultayı,
  • “mutlak butlan” kavramıyla,
  • geriye etkili biçimde yok sayıldı.

Bu nedenle karar:

  • sadece CHP meselesi değil,
  • Türkiye’de siyasi partilerin hukuk statüsü,
  • yargının siyasal alana müdahalesi,
  • parti içi demokrasi,
  • seçim meşruiyeti açısından da emsal niteliği taşıyan tarihi bir kırılma olarak değerlendiriliyor.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.