EKONOMİ
Çanakkale Boğazı yağmaya mı açılıyor
Yayınlanma:
5 yıl önce|
Yazan:
Erol Taşdelen
Erdek -Ayvalık hattında içinde Çanakkale Boğazı, Bozcaada – Gökçeada hattını da kapsayan Günay Marmara ve Kuzey Ege kıyılarını kapsayan 1/50.000 ölçekli Bütünleşik Kıyı Alanları Planı yayınlaması ile birlikte tartışmalara neden oldu. Planda bölgenin eko sistemini bozacak ciddi hatalar yapıldığı, mevcut kullanım şekline uygun olmadığı, yaşayan halktan kopuk olduğu ve rant mantığı ile yapıldığı vurgulandı. Konu ile ilgili Mimar İsmail Erten detaylı açıklamalarda bulundu ve destek çağrısında bulundu.
Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca, Balıkesir-Çanakkale İlleri 1/50.000 ölçekli Bütünleşik Kıyı Alanları Planı, 1 Nolu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi`nin 102. Maddesi uyarınca, 18 Eylül 2020 tarihinde onaylandı. Onaylı 1/50.000 ölçekli Bütünleşik Kıyı Alanları Planı, Plan Açıklama Raporu 9 Kasım 2020 tarihinden itibaren, bir ay süre ile Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü ilan tahtasına asılmıştı. Çanakkale`nin Bursa il sınırından, Balıkesir`in İzmir İl sınırına kadar olan alandaki kıyı şeridi ile Gelibolu Yarımadası, Bozcaada ve Gökçeada`nın sadece kıyı şeridini değil, tamamını içeren 1/50.000 ölçekli Bütünleşik Kıyı Alanları Planı`na karşı itirazlar yapıldı.
Plan kapsamında, söz konusu alanlar 7 ayrı bölgeye;
1. Bölge Bandırma Bölgesi,
2. Bölge Karabiga Bölgesi,
3.Çanakkale Merkez Bölgesi,
4. Bölge Bozcaada Bölgesi,
5. Bölge Edremit-Körfez Bölgesi,
6. Bölge Ayvalık Bölgesi
7. Bölge Gelibolu Tarihi Yarımada Bölgesi olarak adlandırılarak ayrıldı.
Plana göre, önemli tarihi ve doğal değerlere sahip olan, “Kuzey Ege” veya “Güney Marmara” olarak adlandırılan, Balıkesir-Çanakkale kıyı şeridi, Gelibolu Tarihi Yarımadası ve Bozcaada ile Gökçeada`da, “mega yat limanları”ndan, dış ticarete yönelik RO-RO taşımacılığına, yolcu iskeleleri, tersaneler ve çekek yerlerinden, endüstriyel yük limanlarına, turizm tesislerinden, yat limanları ile balıkçı barınaklarına kadar birçok yatırımı öngörüyor. Plana ilgili belediyelerden, çevre örgütlerine, meslek odalarından duyarlı yurttaşlara kadar geniş bir yelpazede çok sayıda itiraz edildi.
Planla ilgili çalışmalar yapan ve mücadele yürüten Mimar İsmail Erten konuyla ilgili değerlendirmelerde bulundu.

1/50.000 ölçekli plan nedir?
Mimar İsmail Erten, 1/50.000 ölçekli planın Kalkınma Ajanslarının kurulması ve sonrasında yapılan 1/100.000`lik Çevre Düzeni Planının bir devamı olduğunu dile getirdi. Erten, “Bu planın varlık gerekçesini iki üst karar belirlemektedir. Birisi 2005-2006 yıllarında kurulan ve Türkiye`de, kimi tek ili kimi birkaç ili kapsayan toplam 26 bölgede kurulan Kalkınma Ajanslarıdır. Bunların biri de Çanakkale-Balıkesir illerini kapsayan Güney Marmara Kalkınma Ajansı`dır. Kalkınma Ajansları, yeni idari bir kalkınma yapılanmasıdır bu. Kalkınma mantığı ile bölünen bu alanlar hızla, 2010`dan itibaren, bu alanlarda 1/100.000 Ölçekli Çevre Planı yapmaya başladılar. En son yapılan bölgelerden biri de Güney Marmara idi. 2014-2015 yıllarında Çanakkale`de tartışıldı, itirazlar yapıldı, mahkemeler açıldı… Ancak tüm bu tepkiler bu süreci durduramadı. Şimdi bu 100.000`lik plan, tüm illerin her yerini kapsayan üst bir stratejik plan olarak hazırlandı. 1/100.000 Ölçekli plan, aynı zamanda 1/50.000 Ölçekli kıyı bölgelerini kapsamayan bir plan yapma zorunluluğu da getiriyordu. İşte bu planın geldiği nokta bu temelde oluşturuldu. Belki, tarım ve orman alanlarıyla ya da başka stratejik alanlarla ilgili 1/50.000`lik plan yapılması gerekebilir. Bu 50.000`lik plandan sonra silsile devam ediyor. 25.000, 10.000, 5000 ve uygulama planı dediğimiz 1/1000 ölçekli plandır” dedi.
Birinci Tehlike : Yetki Gaspı
Planı anlatan Erten, kapsama alanına göre söz konusu planın ileride bir yetki gaspı yaratacağı tedirginliğine neden olduğunu dile getirerek, “1/50.000 Bütünleşik Kıyı Planı, Çanakkale ve Balıkesir`in kıyılarını kapsayan bir plan; Ayvalık`tan başlıyor, bütün körfezden geçip, Edremit, Akçay, Altınoluk, Küçükkuyu, Ayvacık, Ezine, Çanakkale, Lapseki, Biga, Gönen, Bandırma`dan Bursa`nın Karacabey sınırına kadar kıyıları, karşı tarafta Gelibolu Yarımadası`nın kıyıları değil, Keşan sınırına kadar tamamı, Gökçeada`nın sadece kıyıları değil tamamı, Bozcaada`nın tamamını kapsıyor… Böyle baktığımız da bu plan bir “yetki gaspı” sorununu da doğuruyor. Plan, mesela Çanakkale şehrini komple içine almış, sonra bir yerde daralıyor, 500 metreye iniyor, sonra bir yerde genişleyip tarım alanlarını içine almış… Neye göre belirlendiği de belirsiz bir plan. Ama hemen hemen kıyı alanlarının tamamında yer alan belediyeler dahil olmak üzere büyük ölçüde kapsamı geniş bir plan. Bu aynı zamanda, belediye yetkilerine dair bir “hak kapsı” tedirginliği de yaratıyor. Buna göre “biz belediyelerin elindeki imar yetkilerini aldık planı baz yapacağız…” diyebilirler… Bunun bir örneği en son İstanbul`da yaşandı. Beşiktaş/Üsküdar`dan başlayın Karadeniz`e kadar çıkan, Boğaziçi Kanunuyla korunan bir boğaz sınırı vardır. Bunun genişçe bir bölümünün bütün yetkileri İstanbul Büyükşehir Belediyesi`nin elindeydi, şimdi merkezi hükümet bu yetkileri aldı. Yarın Gökçeada`nın ve Bozcaada`nın bütün yetkileri merkezi hükümetçe alınabilir! Bu bir tehlikedir” dedi.

Yasal bir rant belgesidir
Erten, kıyı alanlarının, deniz ulaşımı konusunda kurulacak büyük limanlarla sanayi şirketlerinin uluslararası ulaşımına hizmet edeceğinin altını çizerek; “Diğer bir tehlike ise, 100.000`le bağlantılı olarak getirdiği üç misyon vardır; Bir tanesi, Kınalı`dan başlayıp Çanakkale ve Balıkesir`e kadar uzanan otoyol ve boğaz köprüsüdür. Bunun çevresinde oluşan bir sürü rant, yaratılan ekonomik değerlerdir. İkincisi bu otoban bağlantısının kuzey bölümü olan Bandırma-Gönen-Biga-Lapseki bölgeleri, maden ve sanayi alanı ilan edilmesidir. Bandırma-Gönen-Biga aksında çok büyük, hemen hemen İstanbul`un, Dilovası, Gebze ve Bursa`nın yükünü alacak bir sanayi bölgesi ilan edilmiştir. Yine bu 100.000`lik plan ile bölgenin en önemli alanları, Kazdağları da dahil olmak üzere maden alanı ilan edilmiştir. Üçüncüsü ise köprü bağlantısının alt kesimi olan, Ezine, Ayvacık, Bayramiç gibi, daha çok kıyı belgesi olan Edremit, Ayvalık, Burhaniye, Gömeç bölgesinde turizm ve tarımsal sanayi yoğunluklu bir önerme yapıyor yine bu 100 000`lik plan! Bu 1/50.000 ölçekli Kıyı Düzeni Planı, bu misyonların, önermelerin, sahil ile bağlantısını kuran yasal rant belgesidir. Yani sanayi ve maden alanlarında çıkan ürünlerin, deniz yoluyla hızla, uluslararası naklinin sağlanması için liman kurulmasını önermektedir. Limanların, sanayi ve maden şirketlerinin bir anlamda denizle buluşma belgesidir. Ayrıca turizm konusu var. Bu kez turizmin sahil ve kıyı yağmasına yol açacak yatırımlarına önermede bulunur. Nedir bunlar, marina, yat limanı, kurvaziyer limanıdır, feribot iskelesidir ve en genel anlamıyla kıyı yatırımları olan limanlardır. Hatta, masum gibi duran kurvaziyer limanı, tehlikeli yerlerde önerilmektir. Mesela Bozcaada! Bozcaada`ya zaten yoğun insan kalabalığı var ki, kurvaziyer limanı ile Bozcaada nüfusunu bir gemide barındıran limandır bu” dedi.
Küresel sermayeye davet, zeytin alanlarının yağmalanması
Balıkesir-Çanakkale İlleri 1/50.000 ölçekli Bütünleşik Kıyı Alanları Planı`nın; küresel sermayeye yatırım davetiyesi olduğunu, aynı zamanda bölgedeki üretimi ile ülke ekonomisine büyük katkılar sağlayan ve `marka` haline gelen zeytin ve zeytinyağı üretim alanlarını da kapsadığına dikkat çeken Erten; “Planda en önemli belirsizliklerden biri de; Bütün bu yatırımların mekansal belirsizliğidir. `Bozcaada` diyor, `Çanakkale` diyor… Ama bunlar için gösterdiği yerler örneğin 40 kilometrelik sahil şeridi… Nerede olacak? Belli değil. Buradaki belirsizlik de aslında rantın spekülasyonunun en önemli nedenidir. Buradaki rantın en önemli önermesi ve sloganı ise küresel sermayeye davettir. `Gelin buraya, yat limanı yapın, marina yapın, sahillerimize AVM`ler yapın, kafeler, restoranlar yapın, sanayi limanı yapın, buradan çıkacak sanayi ve maden ürünlerini buradan götürün` diyen bir plandır. Bu planın en önemli tehlikesi de şudur; Çanakkale kıyılarında, özellikle Çanakkale`den Ayvalık`ın sonuna kadar olan zeytinlik alanların tamamını kapsıyor. Yani zeytinlik alanların imara açılması gibi bir tehlike var. Bu gerçekten, Türkiye ekonomisi için, en önemli, en nitelikli bir tarımsal ürün olan zeytin ve zeytinyağının yağmalanması anlamı da taşıyor. Edremit, Kazdağı ve Madra Dağının yarattığı dünyanın en nitelikli zeytin ve zeytinyağının üretildiği Kuzey Ege zeytinlik alanlarının yağmalanması anlamı da taşıyor…” dedi.

Kimsenin haberi yok, karar Ankara`dan
Erten; “Şimdi bu plan 9 Kasım 2020 tarihinde Çanakkale ve Balıkesir Çevre ve Şehircilik İl Müdürlükleri`nde askıya çıkarıldı. Yaklaşık 10 gün sonra bizim haberimiz oldu. Şimdi bütün bu planda, yerel dinamiklerinin hiç birisi; Hiçbir seçilmiş belediye başkanı, hiçbir uzman, hiçbir kurumun haberi yok! Böyle plan mı olur? Dolayısıyla Ankara`da çözülen bir mekanizma bu. Bizim bölgemize yönelik, Başkentten 1/100.000 ölçekli planın misyonlarını gerçekleştirmek için çizilen bir maniveladır… Süreci katılımsız olan bir plandır. Biz öncelikle Assos ve çevresindeki gönüllü, alanında uzman bir ekiple çalışma başlattık. O çalışmadan da bir tane itiraz dilekçesi çıkardık. Süreç de zaten böyle başladı. 40`a yakın bireysel itiraz başvurusu yapıldı. Sonrasında da çok kısa bir sürede, meslek örgütlerine, demokratik kitle örgütlerine, çevre örgütlerine ve belediyelere duyurularak itiraz noktasında harekete geçmeleri sağlandı. Ayvalık, Edremit, Assos, Bozcaada, Çanakkale, Gökçeada`da, bireysel başvurular yapıldı, çevre örgütleri, sivil oluşumlar, planın kapsadığı belediyelerin tamamına yakını, Mimarlar Odasının Balıkesir ve Çanakkale Şubeleri ve bazı meslek odaları itirazlarını yaptılar. 100 civarında itiraz dilekçesi verildi” dedi.
Hukuki mücadele yetmez, mücadele alanları genişletilmeli
“Süreç yapılan itirazların değerlendirilmesi ile devam edecek” diyen Erten, sözlerini; “Sonrasında bakanlık, yapacağı ilk görüşmede, toplantıda, neredeyse burası, bize bir cevap verecek. Bu cevap süreci de, 15 gün içinde eksikleri bildirir, bir ay içinde de itirazları değerlendirerek cevap verir. Bu usulden hareketle, 30 gün içinde bir cevap bekliyoruz. Cevap verilmemesi de reddetme sayılır. Ret durumunda da 60 gün içinde mahkemeye verme süreci başlayacak. Ama görülmektedir ki, dava açılacaktır. Şimdi bu hukuksal süreçtir. Önemlidir, ama daha önemlisi, bugünden, bu saatten sonra, hukuksal mücadele dışındaki diğer mücadele alanlarını genişletmek gerekir. Bu plan, mademki bir siyasi belgedir, bir siyasi görüşün, Çanakkale ve Balıkesir`in kıyı yağmasına, kıyı rantına olanak veren bir belge; o halde bununla siyasi mücadelede sürdürülmek durumundadır. Siyasi partiler kenara çekilmemeli, meslek odaları, sivil toplumu öne sürmemeli, Balıkesir ve Çanakkale`nin, siyasi partilerinin il-ilçe yöneticileri, seçilmiş belediye başkanları, il genel meclisi üyeleri, belediye meclis üyeleri, milletvekilleri… Eğer bu siyasi mücadele alanına katkı vermezlerse, öne çıkmazlarsa, zaten bu politika, mevcut merkezi hükümetin uygulayacağı politikayı kabul etmek anlamına gelir. Göre bildiğim kadarıyla bunun ışıltıları da vardır. Balıkesir-Çanakkale arasında organize olunduğu, bu mesele üzerinde konuşmaya ve tartışılmaya başlandığı görülüyor…” ifadeleri ile noktaladı.
çanakkaleolay – Seçkin Sağlam
İlginizi Çekebilir
-
TİCARİ KREDİLERDE FATURA KAOSU
-
ÜRETİCİLERİN KAMBİYO GELİRİ VE BANKALAR İLE İMTİHANI
-
Kur Korumalı Vadeli hesaplarda hesaplar şaşabilir!
-
GERÇEK KİŞİLERDE DOLARİZASYON %60’LARI GEÇTİ!
-
AKBANK, GARANTİ BBVA, iŞBANK, YAPI KREDİ YILI NASIL KAPATACAK?
-
BANKALARIN KREDİ TAKİP ALACAKLARI SON BİR AYDA 5 MİLYAR LİRA ARTTI
EKONOMİ
Haziran–Ağustos’ta 2 trilyon TL borç servisi: Hazine büyük sınava giriyor
Haziran–Ağustos’ta 2 trilyon TL borç servisi: Hazine yaz aylarında yoğun borçlanma trafiğine giriyor
Yayınlanma:
5 gün önce|
30/05/2026Yazan:
Gülbeyaz Gergün
Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın Haziran–Ağustos 2026 iç borçlanma stratejisi, yaz döneminde kamu finansmanı açısından oldukça yoğun bir takvime girildiğini gösteriyor. Üç aylık dönemde toplam borç ödemesi 2,013 trilyon TL olacak. Bunun 1,767 trilyon TL’si iç borç servisi, 245,7 milyar TL’si dış borç servisi niteliğinde. Buna karşılık Hazine’nin aynı dönemde planladığı iç borçlanma tutarı 1,848 trilyon TL seviyesinde bulunuyor.
Haziran ayı özelinde toplam borç ödemesi 686,6 milyar TL. Bunun 554,9 milyar TL’si iç borç servisi; iç borç servisinin 373,5 milyar TL’si anapara, 181,4 milyar TL’si faiz ödemesinden oluşuyor. Hazine, Haziran’da 543,8 milyar TL iç borçlanma planlıyor.
Üç aylık tablo
| Ay | Toplam ödeme | İç borç servisi | İç borçlanma planı |
|---|---|---|---|
| Haziran 2026 | 686,6 milyar TL | 554,9 milyar TL | 543,8 milyar TL |
| Temmuz 2026 | 681,8 milyar TL | 616,3 milyar TL | 708,7 milyar TL |
| Ağustos 2026 | 644,3 milyar TL | 595,8 milyar TL | 595,8 milyar TL |
| Toplam | 2,013 trilyon TL | 1,767 trilyon TL | 1,848 trilyon TL |
Hazine’nin Haziran ayında 8–16 Haziran arasında toplam 11 ihraç planladığı görülüyor. Takvimde ABD doları cinsi devlet tahvili ve kira sertifikası, TÜFE’ye endeksli tahvil, TLREF’e endeksli tahvil, değişken faizli tahvil, altın tahvili, altına dayalı kira sertifikası, Hazine bonosu ve sabit kuponlu devlet tahvilleri yer alıyor.
Bu tablo, Hazine’nin yalnızca klasik TL tahvil piyasasına yaslanmadığını; döviz, altın, kira sertifikası, değişken faizli ve endeksli ürünlerle yatırımcı tabanını genişletmeye çalıştığını gösteriyor. Bu tercih, yüksek borç çevirme ihtiyacının tek bir enstrümana yüklenmeden karşılanmak istendiğine işaret ediyor.
Kritik risk: Faiz yükü büyüyor
Haziran’da iç borç servisinin 181,4 milyar TL’si faiz ödemesi. Temmuz’da faiz yükü 246,8 milyar TL’ye yükseliyor. Bu durum, borçlanma maliyetlerinin bütçe üzerinde giderek daha belirgin baskı oluşturduğunu gösteriyor.
Yani sorun yalnızca anapara çevrimi değil; yüksek faiz ortamında çevrilen borcun gelecekte bütçeye daha yüksek faiz yükü olarak dönme ihtimali de güçleniyor.
Piyasalar açısından anlamı
Bu büyüklükte bir borçlanma programı, bankaların bilanço yönetimini, mevduat faizlerini, tahvil faizlerini ve kredi iştahını doğrudan etkileyebilir. Hazine’nin yüksek montanlı borçlanma ihtiyacı, piyasa faizlerinin aşağı gelmesini zorlaştırabilir. Bankalar açısından devlet iç borçlanma senetleri cazip kaldıkça, reel sektöre kredi verme iştahı sınırlı kalabilir.
Haziran ayının ayrıca enflasyon ve merkez bankaları takvimi açısından da kritik olduğu görülüyor. TCMB’nin Para Politikası Kurulu toplantısı 11 Haziran 2026 tarihinde yapılacak. Mayıs ayı enflasyon verisinin ise TÜİK takvimine göre 3 Haziran’da açıklanması bekleniyor.
Haziran–Ağustos dönemi, Hazine için yalnızca rutin borç çevirme dönemi değil; aynı zamanda faiz, likidite, kur, enflasyon ve banka bilançoları açısından kritik bir stres testi olacak.
Hazine’nin 3 ayda 2 trilyon TL’yi aşan borç servisi ve 1,85 trilyon TL’ye yaklaşan iç borçlanma planı, Türkiye ekonomisinde kamu finansmanının piyasa dengeleri üzerindeki etkisinin yaz aylarında daha fazla hissedileceğini gösteriyor. Bankalar, yatırımcılar ve reel sektör açısından Haziran ayı, yalnızca ihale takvimi değil; faizin, likiditenin ve kredi kanallarının yeniden fiyatlanacağı bir dönem olabilir.
Bu kadar yoğun borçlanma TL’nin sulandırılması anlamına mı geliyor?
TL neden sulanabilir?
Hazine’nin Haziran-Ağustos döneminde yaklaşık 1,85 trilyon TL yeni iç borçlanma yapacak olması piyasadaki TL miktarını doğrudan ve dolaylı etkileyebilir.
Bunun birkaç kanalı var:
1. Borç ödemeleri piyasaya likidite bırakır
- Hazine vadesi gelen tahvil ve bonoları öder.
- Bankalar ve yatırımcılar hesaplarına yüklü miktarda TL alır.
- Bu para tekrar tahvillere gitmezse dövize, altına veya mevduata kayabilir.
2. Faiz ödemeleri yeni para etkisi yaratır
- Haziran ayında sadece faiz ödemesi 181 milyar TL.
- Temmuz ve Ağustos ile birlikte yüz milyarlarca lira yatırımcıların hesaplarına geçecek.
- Bu gelirler harcamaya veya farklı yatırım araçlarına yönelirse TL dolaşımı artar.
3. Merkez Bankası dolaylı olarak likiditeyi yönetmek zorunda kalır
- Hazine’nin hesabından piyasaya çıkan para bankacılık sisteminde fazla likidite oluşturabilir.
- TCMB bunu depo ihaleleri, zorunlu karşılıklar veya likidite senetleriyle çekmeye çalışır.
Ama neden tam anlamıyla para basmak değildir?
Burada kritik ayrım şudur:
Hazine piyasadan borçlanıyor.
Yani:
- Bir taraftan 554 milyar TL ödeme yapıyor.
- Diğer taraftan 543 milyar TL yeni borçlanıyor.
Dolayısıyla net bazda sistemde sınırsız yeni para oluşmuyor.
Eğer TCMB doğrudan Hazine’ye para basıp verseydi bu gerçek anlamda parasal genişleme olurdu.
Türkiye’de mevcut sistemde Hazine ağırlıklı olarak:
- Bankalardan,
- Fonlardan,
- Sigorta şirketlerinden,
- Bireysel yatırımcılardan
borçlanıyor.
Asıl risk nerede?
Sorun TL’nin miktarından çok borcun sürekli çevrilmesi.
Bugün:
- 2 trilyon TL borç ödeniyor.
- Yeni 1,85 trilyon TL borç alınıyor.
Yarın:
- Bu 1,85 trilyon TL’nin de vadesi gelecek.
- Daha yüksek faizle yeniden çevrilmesi gerekecek.
Bu durum zamanla:
- Faiz giderlerini büyütür
- Bütçe açığını artırır
- Vergi ihtiyacını artırır
- Enflasyon baskısını yükseltir
- TL üzerindeki güven baskısını artırabilir
“Hazine borç mu ödüyor, yoksa borcu yeni borçla mı çeviriyor?”
Bugünkü tabloya bakıldığında Türkiye’nin yaptığı şey büyük ölçüde: “Borç ödeyerek borçlanmak değil, borçlanarak borç çevirmek.”
Bu sürdürülebilir olduğu sürece sorun oluşturmaz. Ancak büyüme yavaşlar, faizler yüksek kalır ve bütçe açığı büyürse, piyasa bir noktadan sonra daha yüksek faiz talep etmeye başlar. İşte TL üzerindeki asıl baskı da o zaman ortaya çıkar.
Bu nedenle Haziran-Ağustos dönemindeki 2 trilyon TL’lik borç servisi, yalnızca bir finansman operasyonu değil; aynı zamanda Türkiye’nin faiz, enflasyon ve kur dengesinin de önemli bir sınavı niteliğindedir.
EKONOMİ
Kredi Kısarak Enflasyon Düşer mi? Bedeli Reel Sektöre, Faturası Kime?
Yayınlanma:
2 hafta önce|
24/05/2026Yazan:
Erol Taşdelen
Türkiye’de enflasyonla mücadelede kredi büyümesine getirilen sınırlar, para politikasının ana araçlarından biri haline geldi. Ancak soru kritik: Sadece kredi musluklarını kısarak enflasyon kalıcı biçimde düşer mi? Yanıt kısa: Talebi soğutur, ama tek başına yapısal enflasyonu çözmez; üstelik reel sektörde üretim, istihdam, nakit akışı ve yatırım tarafında kalıcı hasar bırakabilir.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın 2026 para politikası metninde kredi büyümesinin ve kredi kompozisyonunun “dezenflasyon sürecini ve parasal aktarım mekanizmasını destekleyici” çerçevede tutulacağı açıkça belirtiliyor. TCMB Başkanı Fatih Karahan’ın, 2025 Şubat ayında Uşak ve Denizli sunumlarında da benzer görüşler vardı. Yani kredi kısıtları, tesadüfi değil; mevcut ekonomi programının bilinçli bir parçası. TCMB ayrıca kredi büyüme sınırlarının ve istisnaların yıl içinde gözden geçirileceğini de ilan etmiş durumda.
Kredi kısıtlaması dışında hangi para politikası araçları var?
Enflasyonu düşürmek için ekonomi yönetiminin elindeki araç sadece kredi kısıtlaması değildir. Başlıca araçlar şunlardır:
Politika faizi: Merkez Bankası faizi artırarak tüketimi, kredi talebini ve döviz talebini yavaşlatır. Reuters’ın Mayıs 2026 haberlerinde TCMB politika faizinin yüzde 37 seviyesinde olduğu, enflasyon baskıları nedeniyle faiz artışı beklentilerinin yeniden gündeme geldiği aktarılıyor.
Zorunlu karşılıklar: Bankaların topladıkları mevduatın bir kısmını krediye dönüştürmesini sınırlayan veya yönlendiren araçtır. TCMB, Mayıs 2026’da bazı krediler için zorunlu karşılık uygulamalarında değişiklik yaparak kredi dinamiklerini etkilemeye devam etti.
Likidite yönetimi: Merkez Bankası piyasaya verdiği TL miktarını sıkılaştırarak bankaların fonlama maliyetini yükseltebilir.
Makroihtiyati tedbirler: Kredi büyüme sınırı, kredi kartı taksit sınırlamaları, ihtiyaç kredisi vade kısıtları, ticari kredi büyüme limitleri gibi düzenlemeler bu gruptadır.
Kur ve beklenti yönetimi: Enflasyon sadece bugünkü talep değil, gelecekteki fiyat beklentileriyle de ilgilidir. TCMB, enflasyon beklentileri ve fiyatlama davranışlarının dezenflasyon süreci için risk oluşturduğunu vurguluyor.
Maliye politikası desteği: Kamu harcamalarının, vergi politikasının ve bütçe disiplininin para politikasıyla uyumlu olması gerekir. IMF, Türkiye’de sıkı para politikası, ılımlı ücret artışı ve genel olarak nötr maliye politikasının kademeli dezenflasyonu destekleyeceğini belirtiyor.
Sadece kredi kısarak enflasyon düşürülebilir mi?
Kısa vadede evet, kalıcı olarak hayır.
Kredi kısıldığında tüketici daha az borçlanır, şirket daha az stok yapar, yatırım ertelenir, iç talep soğur. Talep yavaşlayınca bazı fiyat artışları frenlenir. Ancak Türkiye’de enflasyonun önemli bölümü sadece talep kaynaklı değildir.
Türkiye’de enflasyonun arkasında kur geçişkenliği, enerji maliyetleri, gıda arz sorunları, kira baskısı, vergi artışları, ücret-fiyat sarmalı, ithal girdi bağımlılığı ve beklenti bozulması da vardır. Nitekim Nisan 2026’da aylık enflasyonun yüzde 4,18’e, yıllık enflasyonun yüzde 32,37’ye yükselmesinde enerji, gıda, konut, ulaşım ve dış jeopolitik baskıların etkili olduğu bildirildi.
Bu nedenle sadece kredi kısılması, hastalığın tamamını değil, belirtilerinden birini baskılar. Talep düşer ama maliyet enflasyonu devam ederse reel sektör iki taraftan sıkışır: satış yavaşlar, maliyet düşmez.
Reel sektöre telafisi zor zararlar
Kredi kısıtlaması en çok nakit akışı kırılgan, özkaynağı zayıf, vadeli çalışan, stokla üretim yapan ve ihracat/ithalat dengesine bağımlı firmaları vurur.
İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran Nisan ayında Programın sanayiciye, iş insanına ve KOBİ’lere iyi gelmediğini, mevcut yaklaşımın reel sektör ve bankalar üzerinde ağır bir yük oluşturduğunu belirtti.
Uygulanan Politikanın başlıca zararlarına geline:
1. İşletme sermayesi krizi: Firma mal alacak, üretim yapacak, maaş ödeyecek; ama krediye ulaşamıyorsa çark yavaşlar.
2. Vadeli satış zinciri bozulur: Reel sektörde birçok firma peşin alıp vadeli satar. Kredi olmayınca bu zincir kopar.
3. Konkordato ve batık kredi riski artar: Kredi kısıtı, borcu olan firmaya “nefes alma” imkânı vermezse, geçici likidite sorunu kalıcı iflas riskine dönüşür.
4. Yatırımlar ertelenir: Makine, kapasite artışı, ihracat yatırımı ve enerji yatırımı askıya alınır.
5. İstihdam kaybı doğar: Önce fazla mesai biter, sonra vardiya düşer, ardından işten çıkarma başlar.
6. Bankaların aktif kalitesi bozulur: Kredi verilmeyince risk azalıyor gibi görünür; ancak mevcut kredilerin tahsil kabiliyeti zayıflarsa bankaların takipteki alacakları artabilir. Ziraat Bankası CEO’su Alpaslan Çakar da 2025 Aralık sonunda, uzun süren sıkı para politikasının finansman maliyetlerini artırabileceği, işgücü piyasasını zayıflatabileceği, büyümeyi yavaşlatabileceği ve bankaların aktif kalitesini olumsuz etkileyebileceği uyarısında bulunmuştu.
Buna rağmen neden devam ediliyor?
Çünkü ekonomi yönetimi açısından enflasyonu düşürmek için önce iç talebin kontrol altına alınması gerekiyor. Türkiye’de kredi büyümesi yüksek kaldığında, talep canlı kalıyor; talep canlı kaldığında fiyatlama davranışı bozuluyor; fiyatlama bozulduğunda da enflasyon beklentisi düşmüyor.
TCMB Başkanı Fatih Karahan, 2026 Enflasyon Raporu sunumunda ticari kredi büyümesinin dezenflasyon patikasıyla uyumlu seyretmesi için yabancı para kredi büyüme sınırının düşürüldüğünü ve TL ticari kredilerde istisnaların daraltıldığını belirtti. Bu adımların ardından ticari kredilerde büyümenin hız kestiğini ifade etti.
Yani kredi kısıtlamasının arkasındaki ana mantık şu:
Talebi yavaşlat → fiyat artış hızını düşür → beklentileri kır → enflasyonu aşağı çek.
Ancak bu zincirin çalışması için maliye politikası, kur politikası, gıda arzı, enerji maliyeti ve kamu fiyat ayarlamaları da aynı yönde çalışmalıdır. Aksi halde kredi kısıtlaması reel sektörü boğar ama enflasyon beklenen hızda düşmeyebilir.
Fatura kime çıkar?
Bu politikanın faturası eşit dağılmaz.
En ağır fatura KOBİ’lere çıkar. Büyük şirketler tahvil, halka arz, yurtdışı kredi veya grup içi finansmana erişebilir. KOBİ’nin tek kapısı bankadır.
İkinci fatura çalışanlara çıkar. Satış düşer, üretim azalır, işten çıkarma ve ücret baskısı başlar.
Üçüncü fatura tüketiciye çıkar. Kredi kartı, ihtiyaç kredisi, konut kredisi pahalanır; alım gücü düşer.
Dördüncü fatura bankalara çıkar. Yeni kredi riski sınırlansa bile eski kredilerin tahsil riski büyür.
Beşinci fatura devlete çıkar. Büyüme yavaşladığında vergi tahsilatı zayıflar, sosyal destek ihtiyacı artar.
Alternatif ne olmalı?
Kredi kısıtlaması tamamen kaldırılmalı demek gerçekçi değildir. Ancak seçici, üretimi koruyan, tüketim ve spekülasyonu hedef alan bir model gerekir.
Öneriler:
Üretim, ihracat, istihdam ve enerji verimliliği kredileri kısıt dışında tutulmalı.
KOBİ’ler için işletme sermayesi kredilerinde ayrı kota açılmalı.
Kredi kısıtı sektör ayrımı yapmalı: Lüks tüketim, ithal tüketim ve spekülatif işlemler ayrı; üretim ve ihracat ayrı değerlendirilmelidir.
Vergi ve kamu zamları para politikasıyla uyumlu olmalı.
Gıda, kira ve enerji tarafında arz artırıcı reformlar yapılmalı.
Bankalar yalnızca kredi kısmaya değil, doğru firmayı seçerek finansmanı sürdürmeye yönlendirilmeli.
Üretim Enflasyon mücadelerine feda edilmemeli
Kredi kısıtlaması enflasyonla mücadelede kullanılan güçlü ama yan etkisi yüksek bir ilaçtır. Doz iyi ayarlanmazsa enflasyonu düşürürken üretim kapasitesini, istihdamı ve firma sermayesini tahrip edebilir.
Türkiye’nin ihtiyacı sadece “kredi musluğunu kısmak” değil; enflasyonu düşürürken üretimi yaşatacak akıllı kredi mimarisi kurmaktır.
Aksi halde enflasyon düşse bile geriye daha zayıf şirketler, daha kırılgan bankalar, daha yüksek işsizlik ve daha yorgun bir reel sektör kalabilir.
Erol TAŞDELEN – Ekonomist www.bankavitrini.com
CHP’de “Mutlak Butlan” Depremi: Kılıçdaroğlu’nun Dönüşü Piyasaları Neden Sarstı?
Türkiye siyasetinde benzeri görülmemiş bir yargı kararı, yalnızca muhalefet dengelerini değil; ekonomi, piyasa güveni ve yatırımcı algısını da doğrudan etkiledi.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin CHP’nin 38. Olağan Kurultayı hakkında verdiği “mutlak butlan” kararıyla birlikte, Özgür Özel yönetiminin hukuken yok hükmünde sayılması ve eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu yönetiminin yeniden göreve dönmesi Türkiye’de siyasi tansiyonu bir anda yükseltti.
Bu karar yalnızca CHP içi bir kriz değil… Piyasaların gözünde bu gelişme, “Türkiye’de siyasi belirsizlik riskinin yeniden büyümesi” olarak fiyatlandı.
Piyasalar İlk Tepkiyi Nasıl Verdi?
Uluslararası basında yer alan ilk değerlendirmelerde, karar sonrası Türk hisse senedi piyasasında sert satışların yaşandığı, Borsa İstanbul’da %6’yı aşan düşüşlerin görüldüğü ifade edildi.
Ekonomide ilk etkiler şu başlıklarda hissedildi:
- Borsa İstanbul’da satış baskısı arttı
- Bankacılık hisselerinde volatilite yükseldi
- CDS risk primi yeniden gündeme geldi
- Döviz piyasasında kısa süreli tedirginlik oluştu
- Yabancı yatırımcı tarafında “hukuki öngörülebilirlik” tartışmaları yeniden başladı
Özellikle bankacılık sektörü açısından siyasi istikrar algısı son derece kritik olduğu için, bu tür ani ve sistemik siyasi gelişmeler finans sektörünü doğrudan etkiliyor.
Ekonomiyi Neden Bu Kadar Etkiliyor?
Çünkü finans piyasaları “belirsizliği” sevmez.
Bir ülkede:
- ana muhalefetin yargı kararıyla yönetim değişikliğine zorlanması,
- siyasi kutuplaşmanın yeniden yükselmesi,
- erken seçim ihtimalinin konuşulması,
- sokak tansiyonu riskinin artması,
yatırımcı açısından “ek risk” anlamına geliyor.
Bu durumun sonucu ise genellikle:
- daha yüksek faiz,
- daha pahalı dış borçlanma,
- daha düşük yabancı yatırım,
- daha kırılgan kur dengesi oluyor.
19 Mart Süreci Hatırlandı
Ekonomi çevrelerinde en çok yapılan karşılaştırmalardan biri, 2025 yılında yaşanan siyasi operasyonlar sonrası ortaya çıkan finansal türbülans oldu.
Özellikle İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu sürecinde piyasalarda yaşanan sert hareketler ve Merkez Bankası rezervlerine yönelik baskı yeniden gündeme geldi. Financial Times ve çeşitli ekonomi yorumcuları, yeni CHP krizinin benzer bir güven sorunu yaratabileceğine dikkat çekiyor.
Bankalar Açısından Risk Ne?
En kritik başlıklardan biri de bankacılık sistemi.
Çünkü siyasi stres dönemlerinde:
- mevduat dolarizasyonu artabiliyor,
- kredi talebi bozulabiliyor,
- yabancı fonlama maliyetleri yükselebiliyor,
- bankaların sendikasyon maliyetleri baskı altına girebiliyor.
Özellikle son dönemde:
- yüksek faiz,
- sıkı kredi politikası,
- reel sektörün finansman sıkıntısı,
- artan tahsili gecikmiş alacaklar
zaten bankacılık sistemi üzerinde ciddi baskı oluşturuyordu.
CHP’deki bu kriz, ekonomide zaten kırılgan olan güven ortamına yeni bir stres testi ekledi.
“Mutlak Butlan” Kararı Neden Tarihi?
Türkiye siyasi tarihinde ilk kez büyük bir ana muhalefet partisinin kurultayı, “yok hükmünde” kabul edilerek eski yönetimin göreve dönüşüne karar veriliyor.
Bu nedenle karar yalnızca CHP’nin iç meselesi değil;
aynı zamanda:
- hukuk devleti,
- demokratik süreçler,
- siyasi istikrar,
- yatırımcı güveni
başlıklarında da uluslararası yankı oluşturmuş durumda.
Önümüzdeki Süreçte Ne Olabilir?
Piyasaların dikkat edeceği kritik başlıklar şunlar olacak:
- CHP kararı Yargıtay’a taşıyacak mı?
- Parti içinde bölünme olur mu?
- Erken seçim tartışmaları büyür mü?
- Sokak tansiyonu yükselir mi?
- Yabancı yatırımcı Türkiye riskini yeniden fiyatlar mı?
- Merkez Bankası üzerindeki kur baskısı artar mı?
Güven Sarsıldı
Ekonomiler sadece faizle değil, güvenle yönetilir.
Bugün Türkiye’de yaşanan mesele yalnızca bir parti içi liderlik değişimi değil… Piyasaların gözünde bu karar: “Türkiye’de siyasi ve hukuki öngörülebilirlik yeniden tartışmalı hale geliyor mu?” sorusunu gündeme taşıdı.
Ve finans piyasaları için bazen en büyük risk; ekonomik veriler değil, siyasi belirsizliğin kendisi olur.
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.022)
- BANKA ANALİZLERİ (151)
- BANKA HABERLERİ (3.576)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (559)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.973)
- GÜNCEL (4.403)
- GÜNDEM (3.549)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (146)
- ŞİRKETLER (2.669)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (575)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.415)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (55)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (9)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (795)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (106)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (51)
- Onur ÇELİK (49)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (90)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (18)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Euro Bölgesi'nde üretici fiyatları beklentilere paralel yükseldi 03/06/2026
- Ziraat Bankası’ndan dış ticareti desteklemek üzere uzun vadeli dış finansman 03/06/2026
- BOJ Başkanı'ndan faiz artışı sinyali 03/06/2026
- Euro Bölgesi'nde bileşik PMI Mayıs'ta 18 ayın en düşük seviyesinde 03/06/2026
- Vergi Konseyi'nin yeni yönetimi belirlendi 03/06/2026
- Mayıs'ta Türkiye'de en çok satılan otomobiller 03/06/2026
- Faktoring sektörü ilk çeyrekte 534 milyar TL’lik işlem hacmine ulaştı 03/06/2026
- ABD'de hükümet 1,8 milyar dolarlık tartışmalı tazminat fonu planından vazgeçiyor 03/06/2026
- Hindistan Merkez Bankası'ndan altın satışı haberleri ile ilgili açıklama 03/06/2026
- İngiltere'de Google'a yapay zeka özetleri önlemi: Kontrol yayıncılarda olacak 03/06/2026
SON YAZILAR
- SASA yatırımcısı neden öfkeli? PDT dönüşümü ve İbrahim M. Turhan tartışması 03/06/2026
- Kuveyt Türk’ten kişiselleştirilmiş finansman dönemi 03/06/2026
- Akbank’tan 500 milyon dolarlık sermaye benzeri tahvil ihracı 03/06/2026
- Bankalar çiftçiyi nasıl finanse ediyor? 02/06/2026
- Barış masası sallanıyor, piyasalar hâlâ diplomasiye şans tanıyor 02/06/2026
- Geleceğin Bankalarını Don Kişotlar mı Kuracak? 01/06/2026
- Matematiğin Prensi Gauss: Bankacılıktan Yapay Zekâya Uzanan Miras 31/05/2026
- Sanayide eleman krizi vasıfsız işçiye de sıçradı 30/05/2026
- Haziran–Ağustos’ta 2 trilyon TL borç servisi: Hazine büyük sınava giriyor 30/05/2026
- TURİZMDE ALARM ZİLLERİ: 1.500 OTEL SATIŞTA 29/05/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini4 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu
