Yabancı sermaye gıda perakende sektöründen çıkalı iki ay oldu. Sektörde yerli ve indirim marketler piyasaya hakim konumda. Son gündem ise indirim marketlerinin arka arkaya finans sektörüne adım atarak kendi bankalarını kurmaları/ortaklıklarıyla bu sektöre girmeleri.
Son elli yılda toplumun sosyo-ekonomik yapısındaki değişim gıda perakende sektörünü de dönüştürdü. Tüketim alışkanlıklarında şehirleşmenin, zaman kısıtlılığının, kredi kartı kullanımının, dijitalleşmenin etkileri marketleşmenin önünü hızla açtı.
Önce bakkallar vardı, sonra bakkallar marketlere yenik düştü. Sektör yaklaşık otuz beş yıl önce yabancı sermaye girişi ve hipermarket modeliyle farklı bir yola girdi. 1990’larda uluslararası hipermarketler için Türkiye oldukça geniş bir pazar olarak görüldü.
2000’li yıllardan itibaren sektör büyük konsolidasyonlara ve radikal bir iş modeli değişimine sahne oldu. Nisan ayı ortalarından itibaren sektörde yabancı da kalmadı. Ancak asıl dönüşüm, yüksek enflasyonun ve bozulan enflasyon beklentilerinin etkisiyle indirim marketlerinin parlamasıyla ortaya çıkmıştı.
Ancak Türkiye gıda perakende pazarındaki dönüşüm yalnızca sahiplik yapısıyla sınırlı değil. Aynı zamanda piyasa yapısı da köklü biçimde değişti. Sektör, ölçek ekonomisi ve oligopol piyasaya verilecek örneklerin başında geliyor. Ayrıca ölçek ekonomisi finans sektörüne taşınarak maliyetler düşerken pazardaki hakimiyet ve oligopol güç daha da arttı.
Ölçek ekonomisi
Türkiye’de indirim market modelinin temelinde yaygın şube ağı, düşük kâr marjıyla yüksek satış hacmi yer alıyor. Kurucu büyük holdinglerin çekildiği ve dört ana yerli oyuncunun domine ettiği bir yapıda on binlerce şube ve bir milyonun üzerinde çalışan var. Bu özellikler ölçek ekonomisinin çoğu özelliğine uygun.
Ölçek ekonomisine sahip şirketlerde üretim arttıkça ortalama maliyetler azalır ve marjinal maliyetler her üretim miktarında ortalama maliyetlerin altında seyreder. Bir başka deyişle, üretim ölçeği büyüdükçe firmanın operasyonel vb. maliyetleri düşmeye başlar.
Dolayısıyla ölçek ekonomisi ve düşük maliyet iç içe geçmiş durumda. Zaten indirim marketlerinde özellikle 2022 ve 2023 yılları arasında fiyat artışları ve yüksek enflasyon kaynaklı kârlılıkta artış ortaya çıktı.
Yüksek enflasyonda tüketiciler satın alma gücündeki azalışı indirim marketlerinin raflarında telafi etmeyi umuyor ve rağbet gördükleri için de giderek büyüyorlar.
Yerli indirim marketleri tüketici alışkanlıklarını okuyor, kendi markalarını üretme avantajını elinde tutuyor olsa da yüksek enflasyon vb. makroekonomik sorunlar sektörün yapısına son şeklini vermiş oldu.
Oligopol piyasa
Piyasada bir veya birkaç firma toplam üretimin tamamına yakınını üstlenirse bu piyasalar oligopoldür. Türkiye gıda perakende sektörü, yabancı sermayenin çekilmesi ve yerli indirim marketlerinin agresif büyümesiyle birlikte hızla “oligopol” (birkaç firmanın hakim olduğu) bir yapıya evrildi.
Mevcut yapı yüzeyde rekabetçi görünse de enflasyonun yarattığı ortamda oyuncular birbirini yeterince zorlamazsa; fiyat artışları daha kolay kabul görüyor. Oligopol piyasa yapısında firmaların anlaşarak fiyat belirlemesine rastlanır.
Bir marketin fiyat artışını diğerlerinin de hızla takip etmesi, oligopolün getirdiği bir reflekstir. İşte bu refleks, oligopol piyasa yapısının doğal ama riskli bir sonucudur.
Piyasa başarısızlığı!
Gıda perakende sektörünün rekabetçi piyasa dinamiklerinden uzaklaşmasıyla sektör giderek daha yoğunlaşmış bir yapıya evrildi. Piyasadaki bu yoğunlaşma, ekonomi literatüründe “piyasa başarısızlığı” olarak tanımlanır.
Bu da eksik piyasa ve tüketici egemenliğinin zedelenmesi gibi iki büyük sorunu besler. Ve piyasa başarısızlığı varsa devlet ekonomiye müdahale ediyor. Ama nasıl?
Tüketici açısından eksik piyasa ve tüketici egemenliğinin zedelenmesi meselesi
Sektörün piyasa yapısı bir başka piyasa başarısızlığı olan eksik piyasa sorununu da yaratıyor. Eksik piyasalar ise mal ve hizmet için ödenmeye hazır olunan fiyat maliyetten düşük olmasına rağmen, bu mal ve hizmeti sunumda yetersiz olan piyasalardır.
Oligopol yapıda bir başka sorun; piyasa ekonomisinin temelinde bulunan tüketici egemenliğinin zedelenmesi, tüketici deneyimi üzerinde bazı kritik yan etkilerin ortaya çıkmasıdır.
Alışveriş deneyimi maliyet odaklı tek tipleşmiş bir modelde sürerken tüketici birbirinin neredeyse kopyası ürünlerle karşılaşır. Organik, gurme ya da farklı segmentteki ürünlere erişim zorlaşır. Bu tür ürünlerin piyasadan dışlanması, tüketicinin seçeneklerini daraltarak yaşam kalitesini ve gıda arz güvenliğini tehdit eder.
Üretici açısından oligopson gücü
Birkaç büyük alıcının karşısında çok sayıda küçük üreticinin bulunduğu piyasaya “oligopson piyasa” denir. İndirim market modeline oligopson piyasa açısından da bakmak gerekir. Oligopson piyasada ürünü satın alan sadece birkaç indirim marketi varken, bu marketlere mal satmak isteyen çok sayıda küçük üretici vardır.
Oligopson yapı üreticiyi fiyat belirleme gücünden yoksun bırakır. Alıcı konumundaki marketler düşük kâr marjlarını dayatırsa, özellikle tarımsal ve endüstriyel üretim altyapısının sürdürülebilirliğini zedeler.
Örneğin bir bisküvi üreticisi, ürününü satabilmek için bu birkaç markete mecburdur ve oligopson piyasa da üreticiyi pazarlık gücünden yoksun bırakarak kar marjlarını sürdürülemez seviyelere çeker.
Enflasyon düşerse piyasa rekabetçi olur mu? Hiç sanmam.
Biliyoruz ki indirim marketleri modelinde fiyat odaklılık-düşük kâr marjı, enflasyonun yüksekliği karşısında tüketicinin ucuz ürüne ulaşmasını sağladı. Ancak maliyetleri düşürmek şartıyla elbette. Bunun için de marketler oldukça mütevazi dekore ediliyor, personel sayısı sınırlı, kendi markalarıyla ürün yaratıyor ve yeni mağazalar kirası düşük yerlerde açılıyor vb.
Önümüzdeki yıllarda enflasyon gerilemeye başlarsa indirim marketlerinde daha fazla indirim olacağını sanmam.
İlk neden; hizmet enflasyonundaki yapışkanlık devam ederse kiralar ve personel maliyeti yüksek olduğu için enflasyon düşse dahi bu maliyet düşüşünün desteğiyle fiyatlar aynı hızla geri gelmeyebilir.
Diğer neden; enflasyon düştüğünde hanehalklarının satın alma gücü yükselir ve tüketici tercihleri zorunlu gıda maddelerinden farklı ürünlere doğru değişir. İşte o zaman oligopol piyasa ve eksik piyasanın aksaklıkları, enflasyon düştüğünde daha belirgin hale gelmiş olur.
Piyasanın sağlıklı işleyişi yeniden nasıl sağlanır?
İlk yapılacak etkin rekabet denetimi ki, örneğin Rekabet Kurumu soruşturmaları ya da marketlere fahiş fiyat nedeniyle kesilen cezalar, oligopol yapının “kartelleşme” eğilimini dizginleme çabası olarak düşünülebilir.
Devlet piyasaya yeni oyuncuların girişini kolaylaştıracak teşvikler sunmalı. Küçük üreticilerin bu yapıda pazarlık gücünü arttırmak amacıyla, doğrudan satış kanalları ve güçlü kooperatif modellerini desteklemeli.
Ek olarak ürün çeşitliliği düzenlemeleri faydalı olur. Marketlerin raflarını sadece “kendi markalarına” değil, belirli bir oranda yerel ve farklı segmentteki ürünlere yer verme zorunluluğu getirilerek eksik piyasa sorunu aşılmalı.
İnovasyon ve verimlilik getiren yabancı sermayenin sektöre geri dönmesi ve enflasyonun düşmesi rasyonel rekabet zeminine katkı sağlayacaktır.
Bir de mahalle bakkallarını unutmamalı.
Prof. Dr. Binhan Elif YILMAZ – T24

