Connect with us

GÜNCEL

İş dünyasında yeni kriz: Çalışan bağlılığı azalıyor!

Dinamikleri sürekli değişen iş dünyasında yeni krizler kapıda. Çalışan bağlılığı azalıyor, artık çalışanlar yöneticileri değil, yöneticiler çalışanı kovalıyor. Şirketlerin çalışan bağlılığını artırmak için yatırım yapmalarının hem çalışanlara hem de işletmeye büyük geri dönüşler sağladığını belirten kariyer danışmanı ise çalışanların gönülden bağlanacakları bir şirket kültürü yaratmanın ipuçlarını paylaşıyor.

Yayınlanma:

|

Hibrit çalışma düzeni ve Z kuşağının meslek hayatına dahil olmasıyla iş dünyasında dengeler değişiyor. Artık çalışanlar yöneticilerin değil, yöneticiler çalışanların bağlılığı için çabalıyor. Gallup’un Küresel İşyerinin Durumu 2023 araştırmasına göre, işine bağlı olmayan çalışanlar, üretkenlik kaybı nedeniyle dünyaya 8,8 trilyon dolara mâl oluyor. Günümüzde dünya genelindeki şirketlerin yarısından fazlası da ekiplerini elde tutmakta zorlanıyor. Öyle ki, çalışanların üçte birinin (%32) kariyer değişikliğini düşünürken bunun temelinde maaş artışı isteği (%39), farklı bir alana ilgi duymaları (%21) ve yükselme arayışları (%20) takip ediyor. İş dünyasının belirsiz ve çalkantılı düzeni içinde yöneticilerin çalışan sadakatinin artırmak için yatırımlar yapmasının zorunlu hale geldiğini belirten Çalışan Bağlılığı Danışmanı Bertay Fişekçi ise konuyu profesyonel bir açıdan değerlendirirken, yöneticilerin çeşitli programlar aracılığıyla danışmanlık almalarının faydalarını açıkladı.

Bertay Fişekçi Eğitim Danışmanlık Kurucusu Bertay Fişekçi, “Çalışan bağlılığı, bir çalışanın yüksek enerjiyle işyerine adandığını ve yaptığı işten tatmin olduğunu hissettiği duygu ve zihin durumu olarak ifade ediliyor. Ancak, gelin görün ki iş dünyasının dinamiklerinin sürekli değiştiği günümüzde işyerine duyulan mevcut bağlılığı istikrarlı kılmak oldukça zor. Bu noktada, şirketlerin çalışan bağlılığını artırabilecekleri ve süreklilik kazandırabilecekleri şekilde yatırım yapmaları, hem çalışanlara hem de işletmeye büyük geri dönüşler sağlıyor” dedi.

“Çalışanların gönülden bağlanacakları bir şirket yaratmalarını sağlıyorum”

Şirketlerine bağlılık duyan çalışanların nasıl fark edilebileceğine dair ipuçlarını paylaşan Çalışan Bağlılığı Danışmanı Bertay Fişekçi, “İşyerine bağlı çalışanlar, iş yapmaya daha heveslidir. Bulundukları organizasyonun misyon ve vizyonuna kendilerini adamışlardır. Kendilerine verilen işi yapmanın ötesine geçerek daha fazlası ortaya koymaya isteklidir. Yine de bağlılık ve mutluluk tanımlarını doğru ayırt etmek çok önemli” diyerek sözlerine şunları ekledi:

“Bağlılık, iş tatmini demek değildir. Çünkü, işimizde tatmin olsak da işyerimize bağlılık duymayabiliriz. Şirketine bağlı olmayan çalışanlar bu süreçte isteksizliği, süreçlere katkıda bulunmaması, arkadaş edinmeme gibi eylemlerle fark edilebilir. Bir organizasyonun ise çalışanlarının hem işinde doyuma ulaşması hem de kurumuna bağlı olması için uygulayabileceği çeşitli stratejiler var. Ben de bu aşamada devreye girerek, liderler için yol gösteriyorum. Çalışanların gönülden bağlanacakları bir şirket yaratmalarını sağlıyorum.”

“Yöneticileri, hedeflerine giden yolda potansiyellerini fark etmelerini sağlıyorum”

Çalışan Bağlılığı Danışmanı Bertay Fişekçi, hizmetlerini şu şekilde aktardı: “23 yıllık kariyer hayatımda farklı ülkelerden insanlarla çalışma imkanım oldu. Bu sürecin 5 yılını da Almanya’da geçirdim. Çalıştığım büyük kurumsal şirketlerde daha iyi takım çalışması, insan odaklı şirket kültürü ve çalışan memnuniyeti hususlarında incelemeler yapıp, gözlemledim. Edindiğim tecrübelerle sektörümü değiştirerek bu konuda çalışmaya başladım. Şu an şirketlerin çalışanlarının bağlılığını ölçmeleri için anket düzenliyorum. Sonuçlarını onlarla birlikte değerlendirerek organizasyonun kültürü ve üzerinde çalışılması gereken konularla ilgili bilgiler veriyorum. Farkındalığını artırmak isteyen, yöneticilik becerileri üzerinde çalışan, kariyerini ve şirketini ileriye taşımayı planlayan her yönetici için International Coaching Federation (ICF) kuralları doğrultusunda koçluk yapıyorum. Hedeflerine giden yolda potansiyellerini fark etmeleri ve ortaya çıkarmaları için eşlik ediyorum.”

Şirketlerin pozitif zeka ile ekiplerini güçlendirmelerini sağlayan Çalışan Bağlılığı Danışmanı Bertay Fişekçi, “Zihinsel zindelik için oluşturduğum bir programla ekiplerin işinin de ötesinde optimum performansa ve refaha ulaşmasını sağlıyor. Ekiplerin kuruluşu genelinde kalıcı olumlu değişimi tetiklemek için gereken zihinsel kasları oluşturmasına yardımcı oluyor. Ayrıca zaman yönetimi, verimlilik, hitabet gibi kurumsal eğitimler gerçekleştiriyorum. Böylece şirketleri, hayal ettikleri bütünlüğe ulaşmalarına olanak tanıyorum” dedi.

Okumaya devam et

BORSA

Borsada toksik işlemlerle yatırımcı nasıl soyuldu?

Yayınlanma:

|

Yazan:

Borsa, tasarruf sahiplerinin şirketlerin büyümesine ortak olduğu bir yatırım alanı olmak zorundadır. Ancak son yıllarda yaşanan bazı uygulamalar, özellikle küçük yatırımcı açısından sermaye piyasalarının asli fonksiyonundan uzaklaşıp adeta şirketlerin finansman aracı haline dönüştüğü yönünde ciddi tartışmaları beraberinde getirdi.

Bugün birçok yatırımcı şu soruyu soruyor: “Borsa gerçekten yatırımcının para kazandığı bir yer mi, yoksa yatırımcıdan para toplayan bir mekanizmaya mı dönüştü?”

Bu sorunun cevabını ararken son yıllarda öne çıkan bazı “toksik işlemlere” bakmak gerekiyor.

1. Sürekli sermaye artırımlarıyla yatırımcının sulandırılması

Bazı şirketler yatırımcıdan topladıkları kaynakları verimli yatırımlara dönüştürmek yerine, peş peşe bedelli sermaye artırımlarına giderek adeta sürekli yeni kaynak toplama alışkanlığı geliştirdi.

Yatırımcı şirketin büyümesine ortak olmak isterken;

  • Sürekli yeni hisse basılması,
  • Piyasaya yeni lot sürülmesi,
  • Hisse başına kârın azalması,

sonucunda yatırımcı payı giderek sulandı.

Bu süreçte şirket büyürken yatırımcı fakirleşti.

2. Ödünç ve emanet hisselerle oluşan satış baskısı

Son dönemde en çok tartışılan konuların başında ödünç verilen hisseler geliyor.

Normal şartlarda piyasadaki dolaşımdaki pay miktarı sınırlıyken, ödünç ve emanet sistemleri üzerinden piyasaya ek satış baskısı oluşabiliyor.

Yatırımcı elindeki hisselerin uzun vadeli yatırım amacıyla tutulduğunu düşünürken;

  • Aynı hisselerin farklı mekanizmalarla piyasaya sürülmesi,
  • Arzın fiilen büyümesi,
  • Fiyatın baskılanması,

gibi sonuçlar ortaya çıkabiliyor.

Küçük yatırımcı açısından bakıldığında ortaya çıkan tablo oldukça nettir: Talep aynı kalırken arz büyüyor ve fiyat düşüyor.

3. Patron satışları ve yatırımcı güveninin sarsılması

Birçok şirkette yatırımcılar yönetim kadrolarının açıklamalarına güvenerek pozisyon aldı.

Ancak bazı örneklerde;

  • “Satış düşünmüyoruz”
  • “Hissemize güveniyoruz”
  • “Uzun vadeli yatırımcıyız”

şeklindeki açıklamaların ardından gelen büyük pay satışları ciddi güven kaybına yol açtı.

Patron satışları hukuken mümkün olabilir. Ancak yatırımcı açısından mesele hukuki olmaktan çok güven ilişkisidir.

Borsa güvenle çalışır. Güven kaybolduğunda fiyatlar da çöker.

4. Kredili işlemler ve yatırımcının zorunlu tasfiyesi

Yükseliş dönemlerinde yatırımcılar kredili işlemlere yönlendirildi.

Fiyatlar yükselirken herkes kazandığını düşündü.

Ancak düşüş başladığında;

  • Teminat tamamlama çağrıları,
  • Zorunlu satışlar,
  • Zincirleme tasfiyeler,

piyasadaki düşüşü daha da hızlandırdı.

Sonuçta yatırımcı sadece zarar etmedi. Kendi hissesini en dip seviyelerden satmaya zorlandı.

5. Şirket finansmanı yatırımcının sırtına yükleniyor mu?

Asıl tartışılması gereken konu budur.

Borsanın amacı şirketleri finanse etmek midir?

Evet.

Ancak bu finansman yatırımcıyı ezerek yapılabilir mi?

Hayır.

Bir şirketin;

  • Sürekli hisse satması,
  • Sürekli sermaye artırması,
  • Sürekli yeni finansman yaratması,

ancak yatırımcının aynı dönemde servet kaybetmesi sürdürülebilir bir model değildir.

Bu durum sermaye piyasasını yatırım alanı olmaktan çıkarıp kaynak toplama mekanizmasına dönüştürür.

6. En büyük kayıp: Güven

Borsalarda para kaybedilebilir.

Bu normaldir.

Ancak yatırımcı adil olmayan bir oyun oynandığını düşünmeye başladığında daha büyük bir sorun ortaya çıkar:

Güven kaybı.

Yatırımcı kaybettiği parayı zamanla yeniden kazanabilir.

Fakat kaybolan güven yıllarca geri gelmeyebilir.

Bugün sermaye piyasalarının önündeki en büyük risk de budur.

Sonuç

Küçük yatırımcı piyasanın en zayıf halkasıdır.

Bilgiye erişimi sınırlıdır.

Şirket yönetimlerine ulaşamaz.

Kurumsal yatırımcılarla aynı imkanlara sahip değildir.

Bu nedenle sermaye piyasalarının temel görevi yatırımcıyı korumaktır.

Şeffaflığın artırılması, ödünç hisse mekanizmalarının daha net izlenebilmesi, dolaşımdaki gerçek pay miktarlarının doğru açıklanması, patron satışlarının daha sıkı denetlenmesi ve yatırımcı lehine düzenlemelerin artırılması artık bir tercih değil zorunluluktur.

Aksi halde borsa, yatırımcıların servet oluşturduğu bir piyasa olmaktan çıkar; yatırımcının finanse ettiği ama kazanç elde edemediği bir sisteme dönüşür.

Okumaya devam et

BORSA

Borsa Şirketlerin Kasası, Yatırımcının Zararı mı Oldu?

Borsa Finansman Aracı mı, Yatırımcı Tuzakları Pazarı mı? Küçük Yatırımcı Kaybederken Kim Kazanıyor? Sermaye Piyasalarında Güven Krizi Derinleşiyor… Yatırımcı Kaybediyorsa Bu Sistem Kimin İçin Çalışıyor?

Yayınlanma:

|

Yazan:

SPK’nın Asıl Görevi Şirketleri mi, Yatırımcıyı mı Korumak?

Firmaların finansman ihtiyacını karşılamak için sermaye piyasalarını kullanması elbette hukuki bir haktır. Ancak bu durum, küçük yatırımcının sürekli değer kaybına uğradığı, sermayesinin eridiği ve piyasanın yalnızca şirketlerin finansman aracı haline dönüştüğü bir düzeni meşru kılmaz.

Sermaye piyasalarının temel amacı; şirketlere kaynak sağlarken yatırımcıyı da korumaktır. Eğer süreç yalnızca şirketlerin finansman ihtiyaçlarını karşılayan, ancak yatırımcıların sürekli zarar ettiği bir yapıya dönüşüyorsa, burada sorgulanması gereken yalnızca şirketler değil, düzenleyici ve denetleyici mekanizmaların işleyişidir.

Son dönemde bazı şirketlerde görülen sermaye piyasası işlemleri, bedelli sermaye artırımları, pay dönüşümleri, emanet hisse uygulamaları ve yatırımcıların yoğun tepki gösterdiği çeşitli finansal mühendislik yöntemleri; “Sermaye piyasaları kimin için var?” sorusunu yeniden gündeme taşımıştır.

Küçük yatırımcı, şirketlerin ucuz finansman kaynağı değil; sermaye piyasalarının asli unsurudur. Yatırımcı güveninin zedelendiği bir piyasada ne sürdürülebilir büyümeden ne de sağlıklı sermaye piyasalarından söz edilebilir.

Bugün yatırımcıların sorduğu soru nettir: “Şirketler korunurken yatırımcı neden korunmuyor?”

Bu sorunun cevabını yalnızca şirket yönetimlerinin değil, piyasayı düzenleyen ve denetleyen kurumların da vermesi gerekmektedir.

Okumaya devam et

ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA

Kapkara bir Cuma’nın ardından satış dalgası Asya’ya da sıçradı

Yayınlanma:

|

Yazan:

Geride bıraktığımız haftanın büyük bölümünde, her ayın ilk cuma günü açıklanan ABD istihdam raporunun neden bu kadar önemli olduğunu anlatmaya çalıştık. Sonuçta Fed’in görevi yalnızca enflasyonu kontrol altında tutmak değil, aynı zamanda tam istihdamı da gözetmek. Bu nedenle, Fed’in çiçeği burnunda yeni başkanı Warsh’un önümüzdeki hafta sonuçlanacak Haziran ayı FOMC toplantısı öncesinde en fazla önem vereceği göstergelerden biri olan istihdam raporunun beklentilerin oldukça üzerinde gelmesi, uzun bir süredir yer altında biriken enerjinin açığa çıkmasına neden oldu!

ABD Çalışma Bakanlığı’nın açıkladığı veriye göre Mayıs ayında tarım dışı sektörde 85 bin kişi artması beklenen istihdam iki katından fazla artış kaydetti. Nisan ayına yönelik veri 115 bin artıştan 179 bin artışa revize edilirken, işsizlik oranı ise %4,3 seviyesine sabit kaldı. Verinin manşet değeri yüksek olsa da, nitelik olarak detayları o kadar kuvvetli mi emin olamıyoruz. Mesela 27 hafta ve daha uzun süredir iş arayanların sayısının yaklaşık 2 milyon kişiye yükselerek Aralık 2021’den bu yana en yüksek seviyeye çıktığını okuyoruz. İşini kaybedenlerin yeni iş bulmakta zorlandığını anlatan bu alt detay, ekonomi hâlâ güçlü şekilde istihdam yaratıyor gibi görünse de bu güçün herkes için aynı ölçüde hissedilmediğini gösteriyor!

Güçlü sonuçlanan istihdam verisi ardından altının ons fiyatı son 10 haftanın en düşük seviyesine gerilerken, kripto cenahının amiral gemisi Bitcoin 60 bin dolar seviyesinin altını test ederek 2025 Ekim ayında test ettiği zirvenin yarısına kadar geriledi. Gümüş bir günde %8’den fazla gerilerken, risk iştahı denince akla gelen teknoloji borsası Nasdaq tarihinin en sert düşüşlerinden birini yaşayarak %4’ten fazla geriledi. Savaşla birlikte güvenli liman edasıyla sığınılan dolar endeksi ise psikolojik 100 seviyesinin üzerine yükselerek son sekiz haftanın zirvesini test etti.

Yaşanan sert satış baskısını yalnızca güçlü gelen istihdam verisiyle açıklamanın da eksik kalacağını düşünüyoruz. Savaşın tetiklediği enerji şoku ve bozulan tedarik zincirleri enflasyon endişelerini yeniden gündemin üst sıralarına taşırken, faiz indirimi beklentilerinin büyük ölçüde ortadan kalktığını görüyoruz. Dahası, Fed vadeli faiz kontratları piyasasının yıl sonuna kadar 25 baz puan faiz artırımına %74 ihtimal tanıdığını da not etmemiz gerekiyor. Bu gelişmelerin gölgesinde doların piyasa faizi yeniden %4,60 seviyesine dayanırken, daha yüksek faiz beklentileri hâliyle hisse senetleri, kıymetli metaller ve kripto varlıklar açısından da önemli bir baskı unsuru olarak öne çıkıyor.

Son haftalarda yapay zekâ hisselerinin dudak uçurtan performansı karşısında kâr realizasyonu isteğinin artması da yaşanan büyük çaplı depremin önemli nedenlerinden biri olarak görüyoruz. Broadcom bilançosunun ardından hız kazanan bu süreçte, Çin’e yönelik çip satış kısıtlamalarından etkilenen Meta’nın olası hisse satışı hazırlıkları ve bu hafta gerçekleştirilecek SpaceX halka arzı nedeniyle büyük fonların nakit yaratma ihtiyacının arttığını düşünüyoruz. Bu nedenle, istihdam verisi sonrasında görülen satış dalgası ilk etapta panik havası yaratsa da, perde arkasında ciddi bir sermaye rotasyonu ve pozisyon değişiminin yaşandığını da göz ardı etmemek gerekiyor.

Fed’in faiz artırım sürecine tekrar geri döneceğini düşünen piyasaların tepkisini bir yere kadar anlayabiliyoruz. Halbûki istihdam tarafında güçlü sonuçlar ekonominin güçlü olduğu mânâsına gelerek tam tersi bir şekilde hisse senetlerine teorik de olsa alım getirmesi gerekmiyor muydu? Bu noktaya değinen Başkan Trump da sosyal medya hesabından yaşanan çöküşe atıfta bulunarak şaşkınlığını dile getirirken, bizler ise piyasaların ucuz para sistemine morfin misali ne kadar bağımlı olduğunu bir kez daha anlamış olduk.

Öte yandan, daha geniş çerçevede ise ABD’nin karşı karşıya olduğu asıl meselenin finansman tarafında şekillendiğini de göz ardı etmemek gerekiyor. Merkez bankalarının rezerv tercihlerinde altının ağırlığını artırmaya devam etmesi, ABD tahvillerine yönelik geleneksel talebin eskisi kadar güçlü olmamasına neden oluyor. ABD’nin devasa borç stoku düşünüldüğünde, ihracatı ve rekabet gücünü desteklemek amacıyla daha zayıf bir dolar ve daha düşük faiz ortamının teşvik edilmesi gerektiğini unutmamak gerekiyor! Kanaatimce son dönemlerde bu tema biraz gündemin gerisinde kalsa da, bir noktadan sonra tekrar kuvvetli bir şekilde hatırlanacaktır!

Bu bağlamda, Fed’in faiz artırma ihtimalinin yükselmesiyle tetiklenen satışların gölgesinde yaşanan kara cuma ardından bundan sonrasını da konuşmak isteriz. Fed elbette teorik olarak faiz artırımına yönelebilir lâkin bunun pratikte sanıldığı gibi kolay olmayacağını düşünüyoruz. Perşembe günü konuşan Hazine Bakanı Bessent enflasyonun geçici faktörlerle arttığını ve bu ortamda faiz artırmanın yanlış olacağını söylerken, Beyaz Saray ekonomi danışmanı Kevin Hassett (hatırlayın Fed Başkanlığı için adı geçmişti) enflasyon kontrol altında kaldığı sürece Fed’in faizleri artırmaması ve faiz indirimine gidebilecek alanının olduğunu savundu. Öte yandan faizleri indirmiyor diye Powell’ı her platformda acımasızca eleştiren Trump’ın Warsh’u seçme nedenini de çok süratli unuttuğumuzu düşünüyoruz.

Kuvvetle muhtemel, işler düzelmeden önce daha da kötüleşecektir. Hürmüz Boğazı ekseninde devam eden gerilim, ABD seçmeni için önemli bir gösterge niteliği taşıyan benzin fiyatları, Kasım ayında gerçekleştirilecek ara seçimler ve borsalarda yaşanan sert satışlar birlikte değerlendirildiğinde, mevcut tablonun siyasi ve ekonomik maliyetinin giderek arttığını görüyoruz. Özellikle tasarruflarının önemli bir kısmını hisse senetlerinde değerlendiren Amerikalı yatırımcıların maruz kaldığı kayıpların uzun süreli bir servet erozyonuna dönüşmesine izin verilmeyeceğini düşünüyoruz. Bununla birlikte, önümüzdeki hafta sonuçlanacak Fed toplantısına veya jeopolitik cepheden gelebilecek olası bir barış haberine kadar piyasalardaki satış baskısının sürme ihtimalini de göz ardı etmiyoruz.

Her ne kadar bundan sonrasını İran-ABD arasında bir anlaşmaya, petrol fiyatlarının gerilemesine bağlasak da, hafta sonu haber akışında İran’ın dondurulmuş varlıkları ile ilgili haber de dikkatimizden kaçmadı. Şöyle ki, ABD ile İran arasında üç ayı aşkın bir süredir devam eden çatışmaların ardından ilan edilen ateşkes kâğıt üzerinde yürürlükte olsa da sahadaki gelişmeler bunun oldukça kırılgan bir zeminde ilerlediğini gösteriyor. Hafta sonu haber akışında, ABD, İran’ın Kuveyt ve Bahreyn’e verdiği zararların karşılanması için İran’a ait dondurulmuş 24 milyar dolar varlığının kullanılmasının değerlendirdiğini okuyoruz. Tahran’ın dondurulan varlıklarına erişim talebinin müzakerelerin merkezine yerleştirdiği bir dönemde, ABD’nin bu çıkışı süreci daha da zorlu bir patikaya iterken, taraflar bir yandan dolaylı görüşmeleri sürdürürken diğer yandan Hürmüz çevresinde İHA ve füze geriliminin ise devam ettiğini görüyoruz.

Yeni gün ve haftaya başlarken, Kara Cuma sonrası başlayan satış dalgasının Asya piyasalarına da yayıldığını görüyoruz. Son dönemin yıldızı konumundaki Güney Kore borsası Kospi gün içinde %9’a yakın değer kaybetmesi ardından işlemlerin geçici olarak durdurulduğunu not etmemiz gerekiyor. Endeksin lokomotifleri olan Samsung Electronics ve SK Hynix hisselerinde %10’u aşan kayıplar görülürken, gösterge konumunda Nikkei endeksi son üç ayın en sert günlük düşüşünü yaşayarak %4,6 geriledi. Yapay zekâ teması etrafında şekillenen güçlü yükseliş hikâyesinin sorgulanmaya başlaması, ABD’de faiz artışı ihtimalinin yeniden masaya gelmesi ve yükselen tahvil faizleri risk iştahını belirgin şekilde törpülediğini görüyoruz. Japon Yeni dolar karşısında kritik bir seviye olarak görülen 160 seviyesinin üzerine çıkarken, Japon otoritelerin döviz piyasasına müdahâle ihtimalinin de yeniden arttığını görüyoruz.

Satış baskısını artıran bir diğer unsur ise Orta Doğu’da yeniden tırmanan jeopolitik gerilim oldu. İsrail’in İran’daki hedeflere yönelik saldırılarının ardından İran’ın misilleme olarak İsrail’e füze saldırıları düzenlemesi, petrol fiyatlarının haftaya %3’ü aşan yükselişle varil başına 96 doların üzerine çıkmasına neden oldu. Kırılgan zeminde ilerleyen ateşkes ve diplomatik temasların risk altına girmesi, doların güçlenmesi ve sıkı para politikası beklentilerinin kuvvet kazanmasıyla temkinli duruşun daha da belirginleştiğini görüyoruz. Bu hafta açıklanacak ABD enflasyon verisi, Avrupa Merkez Bankası’nın faiz kararı ve SpaceX halka arzı ise küresel piyasaların kısa vadeli yönü açısından belirleyici başlıklar olarak öne çıkıyor.

Altının ons fiyatı geçen haftayı neredeyse %5’e yakın düşüşle tamamlaması ardından çok konuşulan 200 günlük hareketli ortalamaların da altına sarktı. Benzer bir şekilde, gümüşün de ons fiyatı haftayı %10 düşüşle tamamlarken, 200 günlük ortalamasına kadar geri çekildi. Açıkçası, hareketli ortalamaları hiç dikkate almayan ve Ali Perşembe hocamızın teknik analiz ve trading disiplinini almış biri olarak, 11 Mayıs haftasında kıymetli metaller cephesinde var olan uzun pozisyonlarımızdan çıkmamız ardından bir süredir teknik görünümün pek de iç açıcı olmadığını paylaşmak suretiyle kenarda bekliyoruz. Benzer bir şekilde, Bitcoin cephesinde de 80 bin dolar seviyesine yönelik yükselişi yeterince inandırıcı bulmayarak biraz daha sabretme kararı almıştık.

Paranın piyasayı terk etmediğini sadece yeni hikâyenin peşine düştüğünü unutmuyoruz. Bu nedenle de bir süre sonra, fiyatlar yeteri kadar ucuzlayınca, yeniden alım iştahının başlayacağını düşünüyoruz. Yine de bugüne odaklanmak gerekirse, gümüşte 200 günlük ortalamaların geçtiği 67,75 dolar seviyesine dikkat edeceğiz. Seviyenin altında bir kapanış durumunda daha da aşağıda 61 dolar seviyesinin gündeme gelebileceğini düşünüyoruz.  Altında ise 200 günlük hareketli ortalamaların altında satış baskısının devam etme ihtimaline paralel daha da aşağıda 4,100 dolar seviyesini konuşacağız. Bitcoin’in ise Şubat başında test ettiği 60 bin dolar seviyesini tekrar test etmesi ardından bu sabah 63 bin dolar seviyesine toparlandığını görüyoruz (bakınız grafikler).

Elbette tüm bunların nasıl olacağına ışık tutacak yegâne göstergenin ise dolar endeksinin (DXY) bundan sonraki seyri ile ilintili olacağını düşünüyoruz. Savaş öncesi döneme ait zayıf dolar temasının yerini savaşla birlikte güvenli limana sığınma isteği alırken, akabinde Fed’in faiz artırma olasılığının yüksek sesle telaffuz edilmesi de alımların hızlanmasına neden oldu. Haftayı psikolojik 100 seviyesinden tamamlayan DXY’nin teknik mânâda 100,50 seviyesinin üzerine gitmesi durumunda, yukarıda hızla 105 seviyelerinin gündeme gelebileceğinden endişe ediyoruz. Bu nedenle haftalık kapanışın 100,50 dolar seviyesinin üzerinde olup olmadığına dikkat edeceğiz (bakınız grafik).

Türkiye cephesinde haftanın son iş gününün en önemli gündem maddesi Mayıs ayı enflasyon verileri oldu. TÜİK verilerine göre tüketici fiyatları aylık bazda %1,71 artarken, yıllık enflasyon %32,61 seviyesine yükseldi. KKTC İstatistik Kurumu’nun açıkladığı verilere göre ise aylık enflasyon %2,06 olurken, yıllık enflasyon %37,28 seviyesine gerileyerek sınırlı da olsa bir yavaşlamaya işaret etti. İlk bakışta her iki ülkede de enflasyonun yüksek seyrini koruduğunu, ancak fiyat artışlarının sektörler arasında farklılaşmaya devam ettiğini görüyoruz.

Detaylara indiğimizde, Türkiye’de aylık bazda en sert artış %11,3 ile giyim ve ayakkabı grubunda yaşanırken, aynı kalemde KKTC’deki artış %1,55 ile oldukça sınırlı kaldı. Buna karşın yıllık bazda bakıldığında tablo tersine dönüyor; giyim ve ayakkabı fiyatları Türkiye’de son bir yılda %14,1 artarken, KKTC’de artış oranı %42,12 seviyesinde bulunuyor. Gıda ve alkolsüz içecekler grubunda Türkiye’de fiyatların aylık bazda %0,5 gerilemesi olumlu bir sürpriz olarak öne çıkarken, KKTC’de aynı grupta %1,10’luk artış kaydedildi. Öte yandan, TCMB’nin yakından takip ettiği çekirdek enflasyon göstergelerindeki yükseliş eğilimi, fiyatlama davranışlarında kalıcı bir iyileşmenin henüz sağlanamadığına ve enflasyonist baskıların ikincil etkilerle birlikte canlılığını koruduğuna işaret ediyor.

Bu gelişmeler ışığında, TCMB’nin Perşembe günü sonuçlanacak olağan Haziran ayı Para Politikası Kurulu toplantısında politika faizini sabit bırakacağını, buna karşın enflasyonla mücadele konusundaki kararlı ve şahin duruşunu koruyacağını düşünüyoruz. Yaklaşık üç yıldır devam eden dezenflasyon mücadelesinde önemli mesafe alınmış olsa da, 19 Mart sonrası yaşanan siyasî belirsizlikler ve son dönemde küresel ölçekte artan jeopolitik riskler sürecin arzu edilen hızda ilerlemesini zorlaştırdığını düşünüyoruz. Üstelik uzun süre yüksek faiz ortamında yaşamanın ekonomi üzerinde oluşturduğu yan etkiler de giderek daha görünür hâle geliyor.

Öte yandan, yıl sonu enflasyon beklentilerinin hedeflenen seviyelerin üzerinde şekillenmeye başlaması ve reel değerlenme üzerine kurulu kur politikasının ihracatçı kesim üzerindeki baskıyı artırması dikkat çekiyor. TL’nin son dönemde rekabet avantajını bir miktar yitirmesi, cari işlemler dengesi açısından soru işaretlerini beraberinde getirirken, TCMB’nin kontrollü ve kademeli kur artışı yaklaşımını en azından seçim sürecine kadar sürdürmek isteyeceğini düşünüyoruz. Türkiye’de döviz kuru, ekonomik gidişatın en yakından takip edilen göstergelerinden biri olmayı sürdürürken, mevcut koşullar altında kurda ani ve kontrolsüz hareketlere izin verilmesi ihtimalini oldukça düşük görüyoruz.

Yeni güne Türk mali piyasalarının da temkinli ve zayıf bir görünümle başlayacağını düşünüyoruz. Mayıs ayı enflasyon verilerinin beklentileri tam anlamıyla karşılayamaması, içeride yeniden yükselen siyasi tansiyon ve küresel piyasalarda Kara Cuma’dan bu yana devam eden satış dalgası risk iştahını baskılayan unsurlar olarak öne çıkıyor. Özellikle teknoloji hisselerinde başlayan küresel düzeltmenin Asya piyasalarına da yayılması, Borsa İstanbul üzerinde ilave baskı yaratabilir. USDTRY kuru güne 46,10 seviyesinden başlarken, Türkiye’nin beş yıllık CDS risk priminin ise 244 baz puan seviyesinde yatay seyrini koruduğunu görüyoruz. Tahvil cephesinde iki yıl vadeli gösterge tahvilin bileşik faizinin %43,70 seviyesine doğru yükseldiğini not edelim.

Bu kadar kara haber ardından bültenimizi güzel bir haberle tamamlayalım. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) A Milli Futbol Takımı, CONIFA (Bağımsız Futbol Federasyonları Konfederasyonu) Avrupa Futbol Şampiyonası’nda Padanya’yı 6-1 mağlup ederek şampiyon oldu. Uluslararası Futbol Federasyonları Birliği (FİFA) üyesi olmayan ülke ve özerk bölgelerin katıldığı turnuvadaki başarı KKTC’de sevinçle karşılandı.

Altın

1780892390484e5c052913ca909c89f611dfc1ce1f_1_1200.jpg

Gümüş

1780892390f3f98821eaa23a138f787782784a6d5b_2_1200.jpg

Bitcoin

1780892390dd8c1cae958d6d3893b353acf58d10a4_3_1200.jpg

DXY

178089239174726cf67f10050d1b7b2145a8da2cfa_4_1200.jpg

Emre Değirmencioğlu

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.