Connect with us

BANKA HABERLERİ

KERİM ROTA KKM gerçek yüzünü yazdı: Zaman Tünelinde Üç Patlama

Kur Korumalı Mevduat (KKM), genişleyici bir ekonomi politikasına zaman kazandırıp sorunların üstünü örttü. Bu özelliği nedeniyle de çok tehlikeli bir silaha dönüştü. KKM’nin hükümete açtığı zaman tüneli işsizliğin yükselmesini ertelerken, tünelde üç büyük patlama yaşandı. Bu patlamalar kalıcı yapısal sorunlara dönüştü.

Yayınlanma:

|

Son haftalarda Kur Korumalı Mevduat (KKM) tekrar gündeme oturdu. Ege Cansen’in “KKM’nin Merkez Bankası’na maliyeti sıfırdır” başlıklı yazısına birçok iktisatçı karşı görüş belirtti, bazı iktisatçılar da destek verdi.

KKM hakkında ben de geçen yıl çeşitli yazılar yazıp görüşlerimi paylaşmıştım. Takip edenler KKM’ye başından itibaren karşı olduğumu ve hiç hayata geçmemesinin veya bu kadar büyümemesinin hepimiz için daha iyi olacağını savunduğumu bilirler. Bu konuda bir yıl önce Perspektif’te yazdığım “Sophie’nin Seçimi” yazısı şöyle başlıyordu “KKM uygulaması döviz kurunda birkaç aylık geçici bir istikrar sağlamış olsa da, enflasyonu patlatan, Hazine borçlanmasını daha pahalı hale getiren, sosyal adaleti yok eden, belki de en önemlisi ahlaki erozyon yaratan bir uygulama olarak ileride finans literatüründe yerini alacak.”

KKM’nin En Masum Tarafı

Ege Cansen’in yazısı KKM’nin TCMB bilançosuna girişi ve sonrasında yapılan kur farkı ödemelerinin muhasebesi üzerinden kurgulanmıştı. Doğrusu KKM uygulamasının en masum tarafı muhasebesi olabilir.

Yazıda varsayıldığı gibi, TCMB döviz dönüşümlü KKM’den gelen tüm dövizleri rezervinde tutmuş olsaydı, vadede KKM sahiplerine yaptığı kur farkı ödemesi TCMB bilançosunda net bir zarar oluşturmazdı. TL değer kaybettikçe Merkez Bankası’nın bu kanaldan satın aldığı döviz değer kazanacağından bir değerleme kazancı oluşurdu. Bu kazanç ile de KKM sahiplerine ödediği kur farklarını telafi ederdi. Hatta bankaların ödediği faize kadar olan kısmı TCMB ödemeyeceğinden nette değerleme kârı bile yaratırdı. Analizin doğru kısmı tabii ki sadece buraya kadar. Analizde döviz dönüşümlü olmayan KKM’nin (TL KKM) TCMB’de oluşturduğu net değerleme zararına zaten hiç değinilmemiş bile.

Pek karşımıza çıkmamış olsa da, TL’nin nominal olarak değer kazandığı durumlarda ise işler karmaşıklaşıyor. Bu kez KKM’den gelen dövizler için değerleme zararı yazacak olan TCMB, yazdığı bedava opsiyon nedeniyle KKM sahiplerinden bunu tahsil edemeyecekti. Bu senaryoda da net değerleme zararıyla karşı karşıya kalacaktı.

Dolayısıyla KKM’den satın alınan dövizlerin TCMB’ye kâr/zarar etkisi her iki yönde aynı değil. Oysa “tamamen” sahip olduğunuz finansal bir varlığın fiyatında aşağı veya yukarı aynı oranda değişiminin etkisinin (+/-) benzer olması beklenir.

Muhasebe Tamamen Masum mu?

Bu durumda “en masum” olarak nitelendirdiğim muhasebeyi bile sorgulamak gerekiyor. Aslında TCMB, döviz dönüşümlü KKM ile daha önce yurt içi bankalarla ve yabancı merkez bankalarıyla yaptığı swap işleminin benzerini bireyler ve şirketlerle de yapar hale geldi.

TCMB, KKM sahiplerine vade sonunda bir çeşit “teminat tamamlama” olan kur farklarını öderken aynı anda talep edilirse kendi kurundan döviz satma taahhüdü de veriyor. Bu işlemi özel bir banka müşterileriyle bu şekilde yapsaydı muhtemelen gelen dövizi TCMB’nin yaptığı gibi tamamen “kendi malı” olarak muhasebeleştirmesine izin verilmezdi. Ancak bu aşamada bunun da bir önemi yok, sonuçta bahsedilen kamu olunca esneklik çok daha fazla oluyor.

Bu tür bir kamu muhasebe esnekliğinin enflasyona endeksli tahvillerde de olduğunu geçen yıl yazmıştım. O yazıyı okuyanlar Hazine’nin bu yöntemle ne kadar çok borçlanırsa o kadar çok faiz geliri yarattığını hatırlayacaklardır. KKM muhasebesi onun yanında sütten çıkmış ak kaşık gibi kalır.

KKM İlan Edilirken Ne Düşünüldü?

KKM yurt içi yerleşiklerin tasarruf tercihlerini dövizden yana kullanacağı durumda kamunun araya girip bu talebin TL değer kaybını tetiklemesini engellemek amacını taşıyordu. TCMB’nin sunduğu bedava opsiyon ve vadede döviz satım taahhüdü de mevcutta döviz hesaplarından bu ürüne kayışı sağladı. Ancak döviz tevdiat hesaplarından KKM’ye geçip TCMB’ye akacak döviz bir stoktan geliyordu. Bu da “tek seferlik” olacağından bu kaynağın özenle kullanılması da gerekiyordu.

Tabii ki bu özen gösterilmedi. KKM’den gelen döviz akışının sakinleştirici etkisine kolayca alışıldı.

Aralık 2021’de KKM ilan edildiğinde karşımızda 4 ayda duvara çarpan Türkiye Ekonomi Modeli ile kapıya dayanmış ödemeler dengesi krizi vardı. Hükümetin KKM’den elde etmek istediği tek sonuç, bu krizden o an faiz artırmadan, yani siyaseten geri adım atmadan çıkabilmekti. KKM bu işe yaradı.

“KKM ilan edilmeseydi de dolar 30 mu olsaydı veya borç stoku patlasa mıydı?” soruları tabii ki önemli. Ancak ben KKM’ye o günün şartlarında siyasi tercih dışında bir anlam yüklemenin doğru olmadığını düşünenlerdenim.

KKM Olmasaydı da Dolar 30’mu Olsaydı?

20 Aralık 2021 tarihine gelindiğinde hükümet için hiçbir şey yapmadan beklemek ve dövizin başıboş şekilde çok daha yukarı gitmesini seyretmek artık bir seçenek olmaktan çıkmıştı. Bankacılık sisteminden yastık altına döviz kayışı birkaç hafta öncesinden başlamıştı. Bu durumda hiç gecikmeden ya bir ekonomi politikası ve kadrosu değişimine ya da itibar sağlayabilecek bir devlet garantisine ihtiyaç oluşur. Nitekim hükümet Brunson krizinden politik geri adım ve TCMB faiz artışı ile, Kasım 2020 krizinden bakan ve TCMB başkanı değişimi ile çıkabilmişti.

6 Aralık 2000 tarihinde Başbakan Bülent Ecevit’in “tüm mevduatlara devlet garantisi” ilan etmesi buna benzer bir krizin ardından gelmişti. (O garanti hiç bir zaman resmî olarak hayata geçmese de o an oluşan paniği durdurmuştu.)

Aralık 2021’de de piyasalar aynı 21 yıl öncesi gibi yangın yeriydi. Döviz sadece son bir haftada TL’ye göre yüzde 20 değer kazanmıştı. 17 Aralık günü Rifat Hisarcıklıoğlu şu mesajı paylaşmıştı: “Piyasalarda yaşanan çalkantı ve döviz kurlarının geldiği seviye birçok firmamızı endişelendiriyor ve olumsuz etkiliyor. Piyasaların ivedilikle istikrara kavuşmasını sağlayacak acil önlemler alınmasını ve öngörülebilirliğin temin edilmesini bekliyoruz.

Durum bu hale gelmişken hükümetin o hafta sonu da bir şey yapmayıp TL’nin daha da değer kaybetmesini seyretmesi artık mümkün değildi.

İlk seçenek Nureddin Nebati ataması ile iyice geri dönülmez hale gelen Türkiye Ekonomi Modeli’nden Ekim 2019’da yapıldığı gibi TCMB faizini artırarak geri adım atmaktı.

Hükümet bunu yapmak yerine devlet garantisi vererek döviz borcunu kamusallaştırmayı tercih etti. AK Parti, ekonomi politikalarına devleti kefil ederek zaman kazanmaya karar verdi.

Bence KKM’den gelen dövizlerin TCMB rezervlerinde biriktirilmeyeceği, seçime kadar negatif reel faiz ve ucuz kredi politikasına yakıt olarak harcanacağı aslında bu karar alındığı gün planlanmıştı. Nitekim KKM kararının mürekkebi kurumadan 31.12.2021’de ihracatçıların döviz gelirlerinin yüzde 25’inin TCMB’ye satılma zorunluluğu da getirildi.

Seçime kadar düşük faiz ve bol kredi politikasını devam ettirmek için KKM’den gelene ilave olarak ihracatçılardan gelecek dövizler de itinayla satılacaktı. Nitekim TCMB, KKM yoluyla gelen 90 milyar dolardan fazla “tek seferlik” dövizi seçime kadar sattı. Ancak KKM ile kazanılan zaman hayal edildiği kadar da uzun sürmedi. Yakıtı bu kadar bol devridaim makinesi bile kesintisiz 16 ay çalışamadı. Daha fazla net döviz akımı sağlamak için dövizi olan şirketlere kredi yasağından KKM faiz üst limitlerinin kaldırılmasına kadar birçok yeni önlem almaları gerekti. Bu nedenle seçimden birkaç hafta önce KKM’ye yıllık yüzde 35’e varan döviz faizine denk gelen prim ödemeleri bile görüldü.

Faiz Artsa, Kamu Borç Stoku Patlasa Mıydı?

KKM’nin ilan edildiği 20 Aralık 2021’de TCMB faizi yüzde 14, enflasyon yüzde 21, mevduat faizleri de yüzde 22 civarında idi. Ancak son haftalardaki TL’deki değer kaybı nedeniyle enflasyonun çok yukarı çıkacağı artık belliydi. Bence KKM kararı yerine o gün yapılacak yüzde 20-25’lik bir politika faizi artışı o günkü psikolojiyi tersine çevirmeye yeterdi.

“O durumda mevduat faizlerinin yüzde 40’lara, kredi faizlerinin yüzde 50’lere çıkması felaket olurdu” diyeceklere bugün de aynı seviyelerde olduğumuzu hatırlatmak isterim. Üstelik o günden bu yana geçen 21 ayda tüketici fiyatları yüzde167 arttı ve tarihi bir enflasyon şokuyla karşılaştık. Hâlâ da enflasyon yükseliş eğiliminde ve katılaşmakta. Dolayısıyla enflasyonla mücadele bugün artık çok daha zor.

TCMB o dönemde faizi yükseltse idi kamunun borç stokunun çok artacağı, şirketlerin ve bireylerin faiz yükü altında ezileceği, işsizliğin artacağı bu nedenle KKM’nin o gün için ehvenişer olduğu da savunuluyor.

Bu iki varsayımdan hangisinin doğru olduğunu artık bilmek mümkün değil. Ancak KKM’nin hayata geçmesiyle iç borç stokunun ne hale geldiğini biliyoruz.

 

iç borç stoku

 

* Tam gösterim için ödenmemiş faizlerin bugünkü değerlerinin hesaplanabilmesi gerekir. Bu mümkün olamadığından iki veri toplanmıştır.

Enflasyonun kontrolden çıkmasıyla enflasyona endeksli tahvillerde çok yüklü bir maliyet oluştu. Bu tip tahvillerde enflasyon farkları borç stokuna değil, ileride ödenecek faizlere yansır.

Bu nedenle borç görünümünde şimdilik pek göze batmayan reel bir artış ortaya çıktı. Ödenmemiş faizleri de içine alan bir hesapla 2021 Kasım’dan bu yana iç borç yükümüz enflasyonun üzerine reel olarak yüzde 12 arttı. Dolayısıyla KKM hayatımıza girdi diye borç yükümüz patlamamazlık etmedi.

Üstelik bu artışın yüzde 12’de tutulabilmesi ancak 2022 ikinci çeyrek sonrası bankacılık sektörüne uygulanan “menkul kıymet tesis yükümlülüğü” sayesinde olabildi. Aksi durumda reel borç artışı çok daha yüksek olacaktı.

Menkul kıymet tesisi uygulamasında da ağırlıklı olarak şirketler kesimi kayrıldı. 2021 Aralık’ta faiz artırılırsa batmasından korkulan şirketlerin hepsi KKM’nin açtığı negatif faiz ortamında kâr rekorları kırar hale geldiler.

Bu negatif faiz dalgasının üzerinde sörf yapamayan tek kesim ise sabit gelirliler oldu. Ne bol krediye ulaşabildiler ne de şirketler kesimi gibi makro ihtiyati düzenlemelerle kayrıldılar. Emeğin milli gelirden aldığı pay küçüldü.

Negatif reel faizin KKM sayesinde sürdürülebilmesi nedeniyle TL tasarruflar gözden düştü, dünyanın konut ve kira fiyatları reel olarak en çok artan ülkesi haline geldik.

Zaman Tünelinde Üç Patlama

KKM tartışması, bıçağın bir silah mı yoksa hayatı kolaylaştıran bir alet mi olduğunu tartışmaya benziyor. Sonuçta kimin hangi niyetle kullandığı, aletin tanımından daha önemli oluyor.

KKM bence sürdürülemez ve genişleyici bir ekonomi politikasına zaman kazandırıp sorunların üstünü örttü. Bu özelliği nedeniyle de çok tehlikeli bir silaha dönüştü.

KKM’nin hükümete açtığı zaman tüneli işsizliğin yükselmesini ertelerken, tünelde üç büyük patlama yaşandı. Bu patlamalar kalıcı yapısal sorunlara dönüştü.

Sizce 2021 Aralık’ta KKM ilanı yerine TCMB faiz artırımı yapılsaydı, enflasyonun bu kadar yükselmesi ve katılaşması, konut sorununun bu kadar derinleşmesi ve emeğin milli gelirden aldığı payın bu kadar düşmesi mümkün olur muydu?

Bu dönemde enflasyon ve konut fiyatları dışında banka ve şirket kârlarında da rekorlar kırıldı. Değersiz TL’ye, ucuz ve bol krediye, ucuz emeğe alıştırılmış olan bir kısım şirketler de ayrı bir sorun haline dönüştü.

Geldiğimiz noktada KKM’nin aceleyle tasfiye edilmeye çalışılması da tüm sorunları derinleştirebilir.

Sonuçta hükümet KKM tünelinde zaman yolculuğu yaparken gelir ve servet eşitsizliği uçurumunda derin bir çukur daha açıldı.

Kerim ROTA – .perspektif.online

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

BDDK’dan Bank Mellat için faaliyet izni kaldırıldı

Yayınlanma:

|

Yazan:

İran merkezli Bank Mellat’ın İstanbul Türkiye Merkez Şubesi’nin faaliyet izni, BDDK kararıyla kaldırıldı. Karar, 19 Eylül 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlandı.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK), İran merkezli Bank Mellat Merkezi Tahran İstanbul Türkiye Merkez Şubesi hakkında önemli bir karar aldı. BDDK’nın 18 Eylül 2026 tarihli ve 11572 sayılı Kurul Kararı ile bankanın Türkiye’deki faaliyet izni kaldırıldı.

Karar, 19 Eylül 2026 tarihli ve 33375 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak kamuoyuna duyuruldu.

Dayanak: 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 71/b maddesi

Resmî Gazete’deki kararda, faaliyet izninin kaldırılmasının 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 71. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında gerçekleştirildiği belirtildi.

Söz konusu hüküm, bir bankanın faaliyetine devam etmesinin mevduat ve katılım fonu sahiplerinin hakları ile mali sistemin güven ve istikrarı açısından tehlike oluşturduğunun ortaya çıkması halinde BDDK’ya faaliyet iznini kaldırma yetkisi veriyor.

Ancak burada önemli bir ayrıntı var:

BDDK’nın yayımladığı Bank Mellat kararında, faaliyet izninin kaldırılmasına yol açan somut tespitler ayrıca açıklanmadı. Kararda yalnızca 18 Eylül tarihli yazı ve eklerinin incelenmesi sonucunda faaliyet izninin kaldırılmasına karar verildiği belirtiliyor.

Bank Mellat Türkiye’de uzun süredir faaliyet gösteriyordu

Bank Mellat’ın Türkiye yapılanması, BDDK’nın banka kuruluşları listesinde “Bank Mellat Merkezi Tahran İstanbul Türkiye Merkez Şubesi” olarak yer alıyordu. Bankanın İstanbul merkezinin yanı sıra Ankara ve İzmir şubeleri de bulunuyordu.

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

ABD’nin yaptırım uyguladığı banka TMSF’ye geçti

Golden Global Yatırım Bankası’nda TMSF dönemi: Yüzde 99,98’lik ortaklık hakkı Fon’a geçti

Yayınlanma:

|

Yazan:

ABD’nin yaptırım kararının ardından BDDK’dan kritik adım… Golden Global Yatırım Bankası’nın yüzde 99,98’lik payına ilişkin temettü dışındaki ortaklık hakları TMSF tarafından kullanılacak. TMSF, bankanın yönetim kuruluna da atama yaptı.

Türkiye bankacılık sektöründe dikkat çeken bir gelişme yaşandı. Golden Global Yatırım Bankası A.Ş.’nin yüzde 99,98 oranındaki payına ilişkin temettü dışındaki ortaklık haklarının Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından kullanılmasına karar verildi.

Karar, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu’nun (BDDK) 16 Eylül 2026 tarihli ve 11569 sayılı kararıyla alındı. BDDK, işlemin 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 18. maddesinin 5. fıkrası kapsamında gerçekleştirildiğini açıkladı.

Üç ortağın yüzde 99,98’lik payı TMSF kontrolünde

BDDK kararında TMSF tarafından kullanılacak ortaklık hakları üç ana hissedarı kapsıyor.

Ortak Pay
Emir Kaya %53,98
Salih Berberoğlu %32,00
Recep Kaba %14,00
Toplam %99,98

Dolayısıyla karar, bankanın neredeyse tamamını temsil eden ortaklık paylarının temettü dışındaki ortaklık haklarının TMSF tarafından kullanılmasını öngörüyor.

Burada hukuki açıdan önemli bir ayrıntı bulunuyor: Kamuoyunda “TMSF bankaya el koydu” şeklinde ifade edilse de BDDK’nın resmi kararındaki teknik ifade, hisselerin temettü dışındaki ortaklık haklarının TMSF tarafından kullanılmasına karar verilmesi şeklinde.

TMSF yönetim kuruluna da atama yaptı

BDDK kararının ardından süreç bir adım daha ilerledi. TMSF, 17 Eylül 2026 tarihli Fon Kurulu kararıyla Golden Global Yatırım Bankası’nın yönetim kuruluna atamalar gerçekleştirdi. Böylece TMSF’nin sadece ortaklık haklarını kullanması değil, bu hakların kullanılması doğrultusunda bankanın yönetim yapısında da fiili bir değişiklik yapılmış oldu.

Bu gelişme, Golden Global açısından yönetim ve ortaklık yapısında önemli bir dönüm noktası niteliğinde.

Sürecin arkasında ABD yaptırımı var

Golden Global’deki gelişmenin hemen öncesinde ABD Hazine Bakanlığı’na bağlı OFAC, 4 Eylül 2026 tarihinde Golden Global Yatırım Bankası ile iki bağlı kuruluşunu yaptırım listesine almıştı.

Yaptırım kapsamına;

  • Golden Global Yatırım Bankası,
  • Golden Global Portföy Yönetimi,
  • Golden Global Varlık Kiralama alındı.

ABD makamları, kuruluşların İran bağlantılı finansal işlemleri kolaylaştırdığını ve Çin-İran arasındaki bazı finansal akışlarda rol oynadığını ileri sürdü.

Reuters’ın aktardığına göre ABD Hazine Bakanlığı, bankanın İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü ile bağlantılı finansal işlemlerin kolaylaştırılmasında rol oynadığını iddia etti. Golden Global ise suçlamaları reddederek yaptırım kararına konu edilen kişi ve kuruluşların müşterileri olmadığını ve söz konusu taraflarla doğrudan veya dolaylı işlem ilişkisi bulunmadığını açıkladı.

Golden Global ne demişti?

Banka, 4 Eylül’deki gelişmenin ardından kamuoyuna yaptığı açıklamada OFAC’ın iddialarını kabul etmediğini belirtti. Banka ayrıca yaptırım kararında adı geçen kişi ve kuruluşlarla müşteri ilişkisi bulunmadığını ve bu taraflarla herhangi bir işlem gerçekleştirmediğini açıkladı.

Dolayısıyla ABD’nin iddiaları ile bankanın savunması birbirinden ayrı değerlendirilmesi gereken hususlar olarak ortaya çıkıyor.

Neden önemli?

Golden Global dosyasını önemli hale getiren temel unsur, ABD’nin finansal yaptırımı ile Türkiye’deki bankacılık otoritesinin aldığı kararın kısa bir zaman aralığında gerçekleşmesi.

Ortaya çıkan kronoloji şöyle:

4 Eylül 2026
ABD Hazine Bakanlığı/OFAC, Golden Global ve iki bağlı kuruluşunu yaptırım listesine aldı.

16 Eylül 2026
BDDK, bankanın üç büyük ortağına ait toplam %99,98 oranındaki paylara ilişkin temettü dışındaki ortaklık haklarının TMSF tarafından kullanılmasına karar verdi.

17 Eylül 2026
TMSF, bankanın yönetim kuruluna atamalar yaptı.

Bu nedenle Golden Global dosyası yalnızca bir banka ortaklık değişikliği olarak değil, uluslararası yaptırım riski ile ulusal bankacılık denetiminin kesiştiği bir vaka olarak da dikkat çekiyor.

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

İş Bankası 3,8 milyar TL’lik takipteki alacağını 627,8 milyon TL’ye sattı

Yayınlanma:

|

Yazan:

Türkiye İş Bankası, takipteki krediler portföyünde yer alan 3 milyar 801 milyon 142 bin 529 TL tutarındaki alacağını, 627 milyon 850 bin TL bedelle 8 varlık yönetim şirketine devretti. Satışta bankanın tahsilat beklentisi ile alacağın nominal değeri arasındaki fark dikkat çekti.

Türkiye İş Bankası, tahsili gecikmiş alacak portföyündeki bir başka büyük satışı daha gerçekleştirdi. Bankanın Kamuyu Aydınlatma Platformu’na (KAP) yaptığı açıklamaya göre, yapılan ihaleler sonucunda 3 milyar 801 milyon 142 bin 529 TL tutarındaki takipteki alacak portföyü, 627 milyon 850 bin TL satış bedeli karşılığında varlık yönetim şirketlerine devredildi. Satış bedelinin nakden tahsil edildiği bildirildi.

8 varlık yönetim şirketi aldı

Satış kapsamında söz konusu alacaklar;

  • Dünya Varlık Yönetim A.Ş.
  • Novatra Varlık Yönetim A.Ş.
  • Gelecek Varlık Yönetim A.Ş.
  • Emir Varlık Yönetim A.Ş.
  • Birikim Varlık Yönetim A.Ş.
  • Ortak Varlık Yönetim A.Ş.
  • Sümer Varlık Yönetim A.Ş.
  • Birleşim Varlık Yönetim A.Ş.

olmak üzere toplam 8 varlık yönetim şirketine devredildi.

3,8 milyar TL’lik alacak 627,8 milyon TL’ye satıldı

Satışın en dikkat çekici tarafı, alacağın nominal tutarı ile satış bedeli arasındaki yüksek fark oldu.

3,801 milyar TL nominal alacak → 627,85 milyon TL satış bedeli

Buna göre varlık yönetim şirketlerinin ödediği bedel, nominal alacağın yaklaşık %16,5’i seviyesinde bulunuyor. Başka bir ifadeyle portföy, nominal değer üzerinden yaklaşık %83,5 iskonto ile devredilmiş oldu.

Ancak burada önemli bir ayrıntı bulunuyor: Bu oran, bankanın alacağı için daha önce bilançoda ayırdığı karşılıklar ve söz konusu portföyün gerçek tahsilat potansiyeli dikkate alınmadan doğrudan “bankanın zararı” şeklinde yorumlanmamalı.

Çünkü takipteki alacak satışlarında nominal alacak tutarı ile bankanın bilançosundaki net taşıma değeri aynı şey değildir.

İş Bankası 2026’da takipteki alacak satışlarını artırıyor

Bu satış, İş Bankası’nın 2026 yılı içerisindeki tahsili gecikmiş alacak satışları açısından da dikkat çekici.

Banka mart ayında 3 milyar 776,2 milyon TL tutarındaki takipteki alacağını 671 milyon TL bedelle beş varlık yönetim şirketine devretmişti.

Haziran ayında ise 3 milyar 936 milyon TL tutarındaki başka bir portföy 727,1 milyon TL bedelle dokuz varlık yönetim şirketine satılmıştı.

Eylül ayındaki son satış da eklendiğinde, yalnızca bu üç işlemde İş Bankası’nın satışa konu ettiği takipteki alacakların nominal büyüklüğü yaklaşık 11,51 milyar TL, toplam satış bedeli ise yaklaşık 2,03 milyar TL seviyesine ulaşıyor.

Bu üç işlemin ortalama satış oranı yaklaşık %17,6 seviyesinde bulunuyor.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.