BANKA HABERLERİ
KERİM ROTA KKM gerçek yüzünü yazdı: Zaman Tünelinde Üç Patlama
Kur Korumalı Mevduat (KKM), genişleyici bir ekonomi politikasına zaman kazandırıp sorunların üstünü örttü. Bu özelliği nedeniyle de çok tehlikeli bir silaha dönüştü. KKM’nin hükümete açtığı zaman tüneli işsizliğin yükselmesini ertelerken, tünelde üç büyük patlama yaşandı. Bu patlamalar kalıcı yapısal sorunlara dönüştü.
Yayınlanma:
3 yıl önce|
Yazan:
BankaVitrini
Son haftalarda Kur Korumalı Mevduat (KKM) tekrar gündeme oturdu. Ege Cansen’in “KKM’nin Merkez Bankası’na maliyeti sıfırdır” başlıklı yazısına birçok iktisatçı karşı görüş belirtti, bazı iktisatçılar da destek verdi.
KKM hakkında ben de geçen yıl çeşitli yazılar yazıp görüşlerimi paylaşmıştım. Takip edenler KKM’ye başından itibaren karşı olduğumu ve hiç hayata geçmemesinin veya bu kadar büyümemesinin hepimiz için daha iyi olacağını savunduğumu bilirler. Bu konuda bir yıl önce Perspektif’te yazdığım “Sophie’nin Seçimi” yazısı şöyle başlıyordu “KKM uygulaması döviz kurunda birkaç aylık geçici bir istikrar sağlamış olsa da, enflasyonu patlatan, Hazine borçlanmasını daha pahalı hale getiren, sosyal adaleti yok eden, belki de en önemlisi ahlaki erozyon yaratan bir uygulama olarak ileride finans literatüründe yerini alacak.”
KKM’nin En Masum Tarafı
Ege Cansen’in yazısı KKM’nin TCMB bilançosuna girişi ve sonrasında yapılan kur farkı ödemelerinin muhasebesi üzerinden kurgulanmıştı. Doğrusu KKM uygulamasının en masum tarafı muhasebesi olabilir.
Yazıda varsayıldığı gibi, TCMB döviz dönüşümlü KKM’den gelen tüm dövizleri rezervinde tutmuş olsaydı, vadede KKM sahiplerine yaptığı kur farkı ödemesi TCMB bilançosunda net bir zarar oluşturmazdı. TL değer kaybettikçe Merkez Bankası’nın bu kanaldan satın aldığı döviz değer kazanacağından bir değerleme kazancı oluşurdu. Bu kazanç ile de KKM sahiplerine ödediği kur farklarını telafi ederdi. Hatta bankaların ödediği faize kadar olan kısmı TCMB ödemeyeceğinden nette değerleme kârı bile yaratırdı. Analizin doğru kısmı tabii ki sadece buraya kadar. Analizde döviz dönüşümlü olmayan KKM’nin (TL KKM) TCMB’de oluşturduğu net değerleme zararına zaten hiç değinilmemiş bile.
Pek karşımıza çıkmamış olsa da, TL’nin nominal olarak değer kazandığı durumlarda ise işler karmaşıklaşıyor. Bu kez KKM’den gelen dövizler için değerleme zararı yazacak olan TCMB, yazdığı bedava opsiyon nedeniyle KKM sahiplerinden bunu tahsil edemeyecekti. Bu senaryoda da net değerleme zararıyla karşı karşıya kalacaktı.
Dolayısıyla KKM’den satın alınan dövizlerin TCMB’ye kâr/zarar etkisi her iki yönde aynı değil. Oysa “tamamen” sahip olduğunuz finansal bir varlığın fiyatında aşağı veya yukarı aynı oranda değişiminin etkisinin (+/-) benzer olması beklenir.
Muhasebe Tamamen Masum mu?
Bu durumda “en masum” olarak nitelendirdiğim muhasebeyi bile sorgulamak gerekiyor. Aslında TCMB, döviz dönüşümlü KKM ile daha önce yurt içi bankalarla ve yabancı merkez bankalarıyla yaptığı swap işleminin benzerini bireyler ve şirketlerle de yapar hale geldi.
TCMB, KKM sahiplerine vade sonunda bir çeşit “teminat tamamlama” olan kur farklarını öderken aynı anda talep edilirse kendi kurundan döviz satma taahhüdü de veriyor. Bu işlemi özel bir banka müşterileriyle bu şekilde yapsaydı muhtemelen gelen dövizi TCMB’nin yaptığı gibi tamamen “kendi malı” olarak muhasebeleştirmesine izin verilmezdi. Ancak bu aşamada bunun da bir önemi yok, sonuçta bahsedilen kamu olunca esneklik çok daha fazla oluyor.
Bu tür bir kamu muhasebe esnekliğinin enflasyona endeksli tahvillerde de olduğunu geçen yıl yazmıştım. O yazıyı okuyanlar Hazine’nin bu yöntemle ne kadar çok borçlanırsa o kadar çok faiz geliri yarattığını hatırlayacaklardır. KKM muhasebesi onun yanında sütten çıkmış ak kaşık gibi kalır.
KKM İlan Edilirken Ne Düşünüldü?
KKM yurt içi yerleşiklerin tasarruf tercihlerini dövizden yana kullanacağı durumda kamunun araya girip bu talebin TL değer kaybını tetiklemesini engellemek amacını taşıyordu. TCMB’nin sunduğu bedava opsiyon ve vadede döviz satım taahhüdü de mevcutta döviz hesaplarından bu ürüne kayışı sağladı. Ancak döviz tevdiat hesaplarından KKM’ye geçip TCMB’ye akacak döviz bir stoktan geliyordu. Bu da “tek seferlik” olacağından bu kaynağın özenle kullanılması da gerekiyordu.
Tabii ki bu özen gösterilmedi. KKM’den gelen döviz akışının sakinleştirici etkisine kolayca alışıldı.
Aralık 2021’de KKM ilan edildiğinde karşımızda 4 ayda duvara çarpan Türkiye Ekonomi Modeli ile kapıya dayanmış ödemeler dengesi krizi vardı. Hükümetin KKM’den elde etmek istediği tek sonuç, bu krizden o an faiz artırmadan, yani siyaseten geri adım atmadan çıkabilmekti. KKM bu işe yaradı.
“KKM ilan edilmeseydi de dolar 30 mu olsaydı veya borç stoku patlasa mıydı?” soruları tabii ki önemli. Ancak ben KKM’ye o günün şartlarında siyasi tercih dışında bir anlam yüklemenin doğru olmadığını düşünenlerdenim.
KKM Olmasaydı da Dolar 30’mu Olsaydı?
20 Aralık 2021 tarihine gelindiğinde hükümet için hiçbir şey yapmadan beklemek ve dövizin başıboş şekilde çok daha yukarı gitmesini seyretmek artık bir seçenek olmaktan çıkmıştı. Bankacılık sisteminden yastık altına döviz kayışı birkaç hafta öncesinden başlamıştı. Bu durumda hiç gecikmeden ya bir ekonomi politikası ve kadrosu değişimine ya da itibar sağlayabilecek bir devlet garantisine ihtiyaç oluşur. Nitekim hükümet Brunson krizinden politik geri adım ve TCMB faiz artışı ile, Kasım 2020 krizinden bakan ve TCMB başkanı değişimi ile çıkabilmişti.
6 Aralık 2000 tarihinde Başbakan Bülent Ecevit’in “tüm mevduatlara devlet garantisi” ilan etmesi buna benzer bir krizin ardından gelmişti. (O garanti hiç bir zaman resmî olarak hayata geçmese de o an oluşan paniği durdurmuştu.)
Aralık 2021’de de piyasalar aynı 21 yıl öncesi gibi yangın yeriydi. Döviz sadece son bir haftada TL’ye göre yüzde 20 değer kazanmıştı. 17 Aralık günü Rifat Hisarcıklıoğlu şu mesajı paylaşmıştı: “Piyasalarda yaşanan çalkantı ve döviz kurlarının geldiği seviye birçok firmamızı endişelendiriyor ve olumsuz etkiliyor. Piyasaların ivedilikle istikrara kavuşmasını sağlayacak acil önlemler alınmasını ve öngörülebilirliğin temin edilmesini bekliyoruz.”
Durum bu hale gelmişken hükümetin o hafta sonu da bir şey yapmayıp TL’nin daha da değer kaybetmesini seyretmesi artık mümkün değildi.
İlk seçenek Nureddin Nebati ataması ile iyice geri dönülmez hale gelen Türkiye Ekonomi Modeli’nden Ekim 2019’da yapıldığı gibi TCMB faizini artırarak geri adım atmaktı.
Hükümet bunu yapmak yerine devlet garantisi vererek döviz borcunu kamusallaştırmayı tercih etti. AK Parti, ekonomi politikalarına devleti kefil ederek zaman kazanmaya karar verdi.
Bence KKM’den gelen dövizlerin TCMB rezervlerinde biriktirilmeyeceği, seçime kadar negatif reel faiz ve ucuz kredi politikasına yakıt olarak harcanacağı aslında bu karar alındığı gün planlanmıştı. Nitekim KKM kararının mürekkebi kurumadan 31.12.2021’de ihracatçıların döviz gelirlerinin yüzde 25’inin TCMB’ye satılma zorunluluğu da getirildi.
Seçime kadar düşük faiz ve bol kredi politikasını devam ettirmek için KKM’den gelene ilave olarak ihracatçılardan gelecek dövizler de itinayla satılacaktı. Nitekim TCMB, KKM yoluyla gelen 90 milyar dolardan fazla “tek seferlik” dövizi seçime kadar sattı. Ancak KKM ile kazanılan zaman hayal edildiği kadar da uzun sürmedi. Yakıtı bu kadar bol devridaim makinesi bile kesintisiz 16 ay çalışamadı. Daha fazla net döviz akımı sağlamak için dövizi olan şirketlere kredi yasağından KKM faiz üst limitlerinin kaldırılmasına kadar birçok yeni önlem almaları gerekti. Bu nedenle seçimden birkaç hafta önce KKM’ye yıllık yüzde 35’e varan döviz faizine denk gelen prim ödemeleri bile görüldü.
Faiz Artsa, Kamu Borç Stoku Patlasa Mıydı?
KKM’nin ilan edildiği 20 Aralık 2021’de TCMB faizi yüzde 14, enflasyon yüzde 21, mevduat faizleri de yüzde 22 civarında idi. Ancak son haftalardaki TL’deki değer kaybı nedeniyle enflasyonun çok yukarı çıkacağı artık belliydi. Bence KKM kararı yerine o gün yapılacak yüzde 20-25’lik bir politika faizi artışı o günkü psikolojiyi tersine çevirmeye yeterdi.
“O durumda mevduat faizlerinin yüzde 40’lara, kredi faizlerinin yüzde 50’lere çıkması felaket olurdu” diyeceklere bugün de aynı seviyelerde olduğumuzu hatırlatmak isterim. Üstelik o günden bu yana geçen 21 ayda tüketici fiyatları yüzde167 arttı ve tarihi bir enflasyon şokuyla karşılaştık. Hâlâ da enflasyon yükseliş eğiliminde ve katılaşmakta. Dolayısıyla enflasyonla mücadele bugün artık çok daha zor.
TCMB o dönemde faizi yükseltse idi kamunun borç stokunun çok artacağı, şirketlerin ve bireylerin faiz yükü altında ezileceği, işsizliğin artacağı bu nedenle KKM’nin o gün için ehvenişer olduğu da savunuluyor.
Bu iki varsayımdan hangisinin doğru olduğunu artık bilmek mümkün değil. Ancak KKM’nin hayata geçmesiyle iç borç stokunun ne hale geldiğini biliyoruz.

* Tam gösterim için ödenmemiş faizlerin bugünkü değerlerinin hesaplanabilmesi gerekir. Bu mümkün olamadığından iki veri toplanmıştır.
Enflasyonun kontrolden çıkmasıyla enflasyona endeksli tahvillerde çok yüklü bir maliyet oluştu. Bu tip tahvillerde enflasyon farkları borç stokuna değil, ileride ödenecek faizlere yansır.
Bu nedenle borç görünümünde şimdilik pek göze batmayan reel bir artış ortaya çıktı. Ödenmemiş faizleri de içine alan bir hesapla 2021 Kasım’dan bu yana iç borç yükümüz enflasyonun üzerine reel olarak yüzde 12 arttı. Dolayısıyla KKM hayatımıza girdi diye borç yükümüz patlamamazlık etmedi.
Üstelik bu artışın yüzde 12’de tutulabilmesi ancak 2022 ikinci çeyrek sonrası bankacılık sektörüne uygulanan “menkul kıymet tesis yükümlülüğü” sayesinde olabildi. Aksi durumda reel borç artışı çok daha yüksek olacaktı.
Menkul kıymet tesisi uygulamasında da ağırlıklı olarak şirketler kesimi kayrıldı. 2021 Aralık’ta faiz artırılırsa batmasından korkulan şirketlerin hepsi KKM’nin açtığı negatif faiz ortamında kâr rekorları kırar hale geldiler.
Bu negatif faiz dalgasının üzerinde sörf yapamayan tek kesim ise sabit gelirliler oldu. Ne bol krediye ulaşabildiler ne de şirketler kesimi gibi makro ihtiyati düzenlemelerle kayrıldılar. Emeğin milli gelirden aldığı pay küçüldü.
Negatif reel faizin KKM sayesinde sürdürülebilmesi nedeniyle TL tasarruflar gözden düştü, dünyanın konut ve kira fiyatları reel olarak en çok artan ülkesi haline geldik.
Zaman Tünelinde Üç Patlama
KKM tartışması, bıçağın bir silah mı yoksa hayatı kolaylaştıran bir alet mi olduğunu tartışmaya benziyor. Sonuçta kimin hangi niyetle kullandığı, aletin tanımından daha önemli oluyor.
KKM bence sürdürülemez ve genişleyici bir ekonomi politikasına zaman kazandırıp sorunların üstünü örttü. Bu özelliği nedeniyle de çok tehlikeli bir silaha dönüştü.
KKM’nin hükümete açtığı zaman tüneli işsizliğin yükselmesini ertelerken, tünelde üç büyük patlama yaşandı. Bu patlamalar kalıcı yapısal sorunlara dönüştü.
Sizce 2021 Aralık’ta KKM ilanı yerine TCMB faiz artırımı yapılsaydı, enflasyonun bu kadar yükselmesi ve katılaşması, konut sorununun bu kadar derinleşmesi ve emeğin milli gelirden aldığı payın bu kadar düşmesi mümkün olur muydu?
Bu dönemde enflasyon ve konut fiyatları dışında banka ve şirket kârlarında da rekorlar kırıldı. Değersiz TL’ye, ucuz ve bol krediye, ucuz emeğe alıştırılmış olan bir kısım şirketler de ayrı bir sorun haline dönüştü.
Geldiğimiz noktada KKM’nin aceleyle tasfiye edilmeye çalışılması da tüm sorunları derinleştirebilir.
Sonuçta hükümet KKM tünelinde zaman yolculuğu yaparken gelir ve servet eşitsizliği uçurumunda derin bir çukur daha açıldı.
Kerim ROTA – .perspektif.online
İlginizi Çekebilir
BANKA HABERLERİ
Vatandaşın banka borcu 7 trilyon TL sınırında
Yayınlanma:
2 gün önce|
02/08/2026Yazan:
Erol Taşdelen
Kredi büyüyor, vatandaşın borç yükü ağırlaşıyor: Takipteki bireysel krediler 337 milyar TL’ye ulaştı
Bankacılık sektöründe kredi hacmi büyümeye devam ederken, büyümenin arkasındaki en dikkat çekici gelişme ise bireysel kredilerde bozulan geri ödeme performansı oldu. BDDK verilerine göre 2025 sonundan 24 Temmuz 2026’ya kadar toplam kredi hacmi yaklaşık 4,1 trilyon TL artarak 26,98 trilyon TL seviyesine yükselirken, tüketici kredileri ve bireysel kredi kartlarının toplamı 6,68 trilyon TL ile 7 trilyon TL sınırına dayandı. Aynı dönemde takipteki bireysel kredi tutarı ise 337 milyar TL’ye ulaşarak sadece yedi ayda 100,6 milyar TL arttı.
Vatandaşın banka borcu 7 trilyon TL sınırında
BDDK verileri, bireysel tarafta borçlanmanın hız kesmediğini gösteriyor.
Tablonuza göre;
| Kredi Türü | 2025 | 24.07.2026 | Artış |
|---|---|---|---|
| Tüketici Kredileri + Bireysel Kredi Kartları | 5,575 trilyon TL | 6,677 trilyon TL | %20 |
| Toplam Krediler | 22,877 trilyon TL | 26,975 trilyon TL | %18 |
| Ticari Krediler | 17,301 trilyon TL | 20,297 trilyon TL | %17 |
Dikkat çeken nokta ise bireysel kredilerin toplam kredi büyümesinden daha hızlı artmasıdır. Bu durum, ekonomik yavaşlama dönemlerinde hane halkının gelir yerine krediyle yaşamını sürdürmeye çalıştığına işaret ediyor.
Asıl alarm takipteki kredilerde
Borç stokunun büyümesi tek başına risk oluşturmayabilir. Ancak ödeme güçlüğü yaşayan kredi miktarındaki artış çok daha önemli bir gösterge.
Tablonuzdaki verilere göre;
| Takipteki Kredi Türü | Artış |
|---|---|
| Konut Kredileri | %31 |
| Taşıt Kredileri | %51 |
| İhtiyaç Kredileri | %39 |
| Kredi Kartları | %46 |
| Toplam | %43 |
Toplam takipteki bireysel kredi tutarı;
- 236,4 milyar TL’den
- 337 milyar TL’ye çıkarak yaklaşık %43 büyüdü.
Bu artış, bireysel kredi hacmindeki %20’lik büyümenin oldukça üzerinde gerçekleşti.
Başka bir ifadeyle; Borç artıyor ama daha önemlisi geri ödenemeyen borç çok daha hızlı artıyor.

En büyük risk ihtiyaç kredileri ve kredi kartlarında
Takibe düşen kredilerin dağılımı incelendiğinde en büyük yükü iki kalem oluşturuyor.
İhtiyaç kredileri: 156,2 milyar TL
Bireysel kredi kartları: 178,8 milyar TL
Bu iki kalem birlikte yaklaşık 335 milyar TL ile toplam takipteki bireysel kredilerin neredeyse tamamını oluşturuyor. Bu tablo, vatandaşın günlük yaşamını finanse etmek amacıyla kullandığı kredilerde ödeme gücünün belirgin biçimde zayıfladığını gösteriyor.
Taşıt kredilerindeki artış dikkat çekiyor
Oransal olarak en sert bozulma taşıt kredilerinde yaşandı.
Takipteki taşıt kredileri;
- 331 milyon TL’den
- 499 milyon TL’ye çıkarak %51 arttı.
Bu durum;
- yüksek faizler,
- ikinci el araç piyasasındaki durgunluk,
- gelir artışının kredi maliyetlerini karşılayamaması gibi nedenlerle açıklanabilir.
Faizler vatandaşın ödeme gücünü zorluyor
Son iki yıldır uygulanan sıkı para politikasıyla kredi faizleri tarihsel olarak yüksek seviyelerde seyrediyor.
Yeni kredi kullanmak zorlaşırken mevcut borçların çevrilmesi de maliyetli hale geliyor.
Özellikle;
- gelir artışının enflasyonun gerisinde kalması,
- kredi kartlarının günlük harcamaların finansman aracı haline gelmesi,
- ihtiyaç kredilerinin temel tüketim için kullanılması,
takibe düşen alacakların büyümesini hızlandırıyor.
Bankalar açısından ne anlama geliyor?
Takipteki alacakların yükselmesi bankalar açısından;
- daha fazla karşılık ayrılması,
- kârlılık üzerinde baskı,
- kredi verme iştahının azalması,
- risk primlerinin yükselmesi anlamına geliyor.
Her ne kadar sektörün genel takipteki kredi oranı uluslararası standartlara göre hâlâ yönetilebilir seviyelerde bulunsa da, bireysel segmentteki hızlı bozulma yakından izleniyor.
Ekonomi açısından mesaj ne?
Bu veriler yalnızca bankacılık sektörünü değil, hane halkının finansal sağlığını da ortaya koyuyor. Borçlanma hızının yüksek seyretmesi tek başına sorun olmayabilir. Ancak geri ödenemeyen borçların kredi büyümesinden iki kat daha hızlı artması;
- tüketicinin nakit akışında bozulmaya,
- alım gücündeki zayıflamaya,
- gelirlerin borç servisinde yetersiz kalmaya başladığına, işaret ediyor.
Önümüzdeki dönemde faizlerin seyri, istihdam piyasası ve gelir artışları bireysel kredi kalitesini belirleyecek en önemli faktörler olacak.
Rakamlar kritik seviyede
24 Temmuz 2026 itibarıyla vatandaşın bankalara olan tüketici kredisi ve bireysel kredi kartı borcu 6,68 trilyon TL ile 7 trilyon TL sınırına yaklaşırken, takipteki bireysel kredi tutarı da 337 milyar TL’ye ulaştı. Daha da dikkat çekici olan ise takipteki bireysel kredilerdeki %43’lük artışın, toplam bireysel kredi büyümesinin (%20) oldukça üzerinde gerçekleşmesi. Bu tablo, kredi hacmi büyümeye devam ederken ödeme kapasitesinin aynı hızda güçlenmediğini ve hane halkı finansmanında risklerin arttığını gösteriyor
Erol TAŞDELEN – Ekonomist www.bankavitrini.com
BANKA HABERLERİ
Yapı Kredi’den 2026’nın ilk yarısında 31 milyar liralık net grup karı
Yapı Kredi CEO’su Gökhan Erün, “2026 yılının ilk 6 ayında ülkemizin kalkınmasına katkı sağlama hedefimiz doğrultusunda Türkiye ekonomisine 3 trilyon liraya yaklaşan kaynak sunduk” ifadesini kullandı.
Yayınlanma:
3 gün önce|
01/08/2026Yazan:
BankaVitrini
Yapı Kredi, yılın ilk yarısında 31 milyar lira net grup karı elde etti.
Bankadan yapılan açıklamaya göre Yapı Kredi, 2026’nın ilk yarısına ilişkin finansal sonuçlarını paylaştı.
Yapı Kredi’nin konsolide finansal tablolarına göre, toplam nakdi kredi hacmi yıl başından bu yana yüzde 14 artışla 2,1 trilyon liraya yükselirken, bankanın aktif büyüklüğü 4 trilyon liraya ulaştı.
Aynı dönemde bankanın toplam müşteri mevduatı 2,1 trilyon lira seviyesine çıkarken, maddi öz kaynak karlılığı yüzde 23,4, konsolide sermaye yeterlilik rasyosu ise yüzde 14,4 olarak gerçekleşti. Bankanın yılın ilk yarısındaki net grup karı da 31 milyar lira oldu.
Açıklamada görüşlerine yer verilen Yapı Kredi Üst Yöneticisi (CEO) Gökhan Erün, bankanın yılın ilk yarısında güçlü finansal performansını sürdürdüğünü belirtti.
Erün, ‘2026 yılının ilk 6 ayında ülkemizin kalkınmasına katkı sağlama hedefimiz doğrultusunda Türkiye ekonomisine 3 trilyon liraya yaklaşan kaynak sunduk. Geniş müşteri tabanımız, yenilikçi ürün ve hizmetlerimizle müşterilerimizin yanında yer almaya, ekonomimizin üretim, ticaret ve yatırım kapasitesini desteklemeye bu yıl da devam ettik.’ ifadelerini kullandı.
Yılın ilk yarısında uluslararası piyasalarda gerçekleştirdikleri başarılı işlemlerle bankanın güçlü sermaye yapısını daha da pekiştirdiklerini ve Türkiye ekonomisine uzun vadeli kaynak sağlamayı sürdürdüklerini vurgulayan Erün, yılın ikinci çeyreğinde uluslararası piyasalarda başarıyla tamamladıkları 500 milyon dolarlık ilave ana sermaye tahvil ihracının, bankanın güçlü finansal yapısına ve sürdürülebilir büyüme stratejisine duyulan güveni ortaya koyduğunu aktardı.
Erün, yaklaşık 1,1 milyar dolar tutarında sendikasyon kredisi anlaşmasına imza attıklarına işaret ederek, şunları kaydetti:
‘Sendikasyonumuzun iki ve üç yıllık dilimlerini Sürdürülebilir Finans Çerçevemiz kapsamında yapılandırdık. Uzun vadeli ve çeşitlendirilmiş fonlama stratejimiz doğrultusunda gerçekleştirdiğimiz 700 milyon dolarlık DPR işlemiyle de kaynak yapımızı daha da güçlendirdik. Böylelikle son bir yılda yurt dışı piyasalardan sağlamış olduğumuz kaynak 5,8 milyar dolara yükseldi. Bugün Yapı Kredi, bankacılıktan yatırım hizmetlerine, varlık yönetiminden leasing ve faktoringe, ödeme sistemlerinden yurt dışındaki yapılanmalarına kadar uzanan güçlü iştirak yapısıyla müşterilerine uçtan uca finansal çözümler sunuyor.
Her biri kendi alanında değer üreten iştiraklerimizin yarattığı sinerji sayesinde müşterilerimizin değişen ihtiyaçlarına bütüncül çözümler geliştirirken, ülkemiz ekonomisine sağladığımız katkıyı da büyütmeye devam ediyoruz. Güçlü grup yapımız, ortak vizyonumuz ve iştiraklerimizin birbirini tamamlayan yapısı sürdürülebilir büyümemizin en önemli itici güçlerinden biri olmayı sürdürüyor.’
‘Firmaların dönüşümünü desteklemeye devam ediyoruz’
Yapı Kredi CEO’su Erün, Türkiye ekonomisinin büyümesinde kritik rol üstlenen firmaların dönüşümünü desteklemeye devam ettiklerine vurgu yaparak, şu değerlendirmelerde bulundu:
‘Ülkemizin üretim kapasitesini daha verimli ve rekabetçi hale getirmenin yolunun dijital dönüşümden geçtiğine inanıyoruz. Bu anlayışla MEXT işbirliğiyle hayata geçirdiğimiz Üretimde Dijital Dönüşüm Programı kapsamında üretim yazılımlarından elektronik cihaz yatırımlarına, üretim makinelerinden otomasyon çözümlerine kadar geniş bir yelpazedeki yatırımları finanse ediyoruz. Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası kaynağı, KGF teminat desteği ve uygun vadeli çözümlerimizle firmalarımızın finansmana erişimini kolaylaştırıyoruz. Her üç imalatçı firmadan birinin Yapı Kredi müşterisi olması, ülkemizin üretim dönüşümünde üstlendiğimiz sorumluluğun da önemli bir göstergesi.’
Yapı Kredi’nin girişimcilik ve inovasyon platformu FRWRD çatısı altındaki çalışmalarına da işaret eden Erün, söz konusu çalışmalarla girişimcilerin yatırım kaynaklarına, stratejik iş ortaklarına ve uluslararası pazarlara erişimini desteklediklerini, kurdukları işbirlikleriyle girişim ve inovasyon ekosisteminin yenilikçi çözümlerini müşteri ihtiyaçlarıyla doğru zamanda ve doğru şekilde buluşturduklarını, sektörde inovasyona öncülük ettiklerini belirtti.
Erün, bu yıl FRWRD Global kapsamında yüksek büyüme potansiyeline sahip Türk girişimlerinin Almanya, Avusturya ve İsviçre’yi kapsayan DACH bölgesine açılmalarına katkı sağladıklarını ifade ederek, şunları kaydetti:
‘Bunun yanında CIFAL Istanbul, UNITAR ve Bahçeşehir Üniversitesi işbirliğiyle hayata geçirdiğimiz Yapı Kredi FRWRD AI Akademisi ile ülkemizin yarınlarına da yatırım yaparak gençlerimizi yapay zeka, girişimcilik ve inovasyon alanlarında geleceğe hazırlıyoruz. Önümüzdeki dönemde de Türkiye’nin teknoloji üreten, rekabet gücü yüksek girişimlerinin küresel başarı hikayeleri yazmasına katkı sunmayı sürdüreceğiz.’
‘Bankacılık sektörünün dijital dönüşümüne öncülük etmeyi sürdürüyoruz’
Gökhan Erün, bankacılık sektörünün dijital dönüşümüne öncülük etmeyi sürdürdüklerini belirterek, dijital bankacılıktaki güçlü deneyimlerini kripto varlık alanına taşıyarak güvenli, şeffaf ve regülasyonlarla tam uyumlu bir dijital varlık ekosistemi oluşturmayı hedeflediklerini anlattı.
Sermaye Piyasası Kurulu tarafından kripto varlık platformu kuruluş izinlerinin onaylanmasının bu vizyon doğrultusunda önemli bir kilometre taşı olduğuna işaret eden Erün, faaliyete geçmek için hazırlıkları da aynı kararlılıkla sürdürdüklerini söyledi.
Yapay zekanın sorumlu kullanımına ilişkin yaklaşımlarını da paylaşan Erün, şu değerlendirmelerde bulundu:
‘Yapay zekanın geleceği dönüştüren en önemli teknolojilerden biri olduğuna inanıyoruz. Ancak bu dönüşümün kalıcı değer yaratabilmesi için etik ilkeler ve güçlü yönetişim anlayışının vazgeçilmez olduğunu biliyoruz. Bu anlayışla hazırladığımız Sorumlu Yapay Zeka İlkelerimizde insan haklarına saygıyı, şeffaflığı, hesap verebilirliği, veri güvenliğini ve gizliliğini merkeze alıyoruz. Yapay zekayı yalnızca teknolojik bir yetkinlik olarak değil, güven, sorumluluk ve toplumsal fayda ekseninde şekillenen stratejik bir dönüşüm alanı olarak konumlandırıyoruz.’
BANKA HABERLERİ
TCMB’den döviz dönüşüm desteğinde yeni dönem
Yayınlanma:
4 gün önce|
01/08/2026Yazan:
BankaVitrini
Firmalar için daha sıkı denetim, daha fazla sorumluluk ve yeni yaptırımlar
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), 1 Ağustos 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 2026/11 sayılı Tebliğ ile “Firmaların Yurt Dışı Kaynaklı Dövizlerinin Türk Lirasına Dönüşümünün Desteklenmesi Hakkında Tebliğ”de önemli değişikliklere gitti. Düzenleme ilk bakışta yalnızca teknik bir revizyon gibi görünse de, aslında firmaların döviz yönetimi, bankaların sorumlulukları ve kamu desteklerinin kullanımına ilişkin oldukça kapsamlı yeni kurallar getiriyor.
Yeni tebliğ, sadece destek oranını veya uygulama süresini düzenlemekle kalmıyor; destekten yararlanma şartlarını yeniden tanımlıyor, usulsüz kullanımlara ağır yaptırımlar getiriyor, TCMB’nin denetim yetkisini genişletiyor ve bankaların yükümlülüklerini artırıyor. Ayrıca uygulamanın süresi 31 Ocak 2027’ye kadar uzatılıyor.
Düzenlemenin arka planı
Son üç yılda uygulanan ekonomi politikalarının temel hedeflerinden biri finansal sistemde Türk lirasının payını artırmak oldu.
Bu kapsamda;
- Kur Korumalı Mevduat,
- İhracat gelirlerinin belirli oranının Merkez Bankası’na satılması,
- Döviz dönüşüm destekleri,
- TL mevduatı teşvik eden makroihtiyati düzenlemeler,
aynı stratejinin parçaları olarak uygulandı.
Bu yeni tebliğ ise artık sistemin yalnızca teşvik değil, denetim ve yaptırım boyutunu güçlendiren ikinci aşamasına geçildiğini gösteriyor.
En önemli değişiklik: Destek sistemi yeniden yazıldı
Yeni düzenlemeye göre firmalar, yurt dışından elde ettikleri dövizleri bankalar aracılığıyla TCMB’ye sattıklarında, belirlenen şartları sağlamaları halinde çevrilen tutarın %2’si oranında döviz dönüşüm desteği almaya devam edecek. Destek ödemesi TCMB tarafından aracı bankaya aktarılacak ve banka tarafından firmaya ödenecek. Fiili durumdaki %3 destek geçici madde ile artırıldığı için bu süre de 31.01.2027’ye kadar uzatıldı. Bu da fiili %3 desteğin aynen devam edeceği anlamına geliyor.
Ancak bu destek artık otomatik bir hak olmaktan çıkıyor.
Firmanın;
- TCMB’nin belirlediği döviz pozisyonu sınırlarını aşmaması,
- Gerekli bilgi ve belgeleri sunması,
- Destek şartlarını eksiksiz yerine getirmesi,
- Usulsüzlük yapmaması,
zorunlu hale geliyor.
İlk kez döviz pozisyonu şartı getirildi
Tebliğin en dikkat çekici yeniliklerinden biri “döviz pozisyon oranı” kriteri oldu.
Artık firma destekten yararlanabilmek için belirlenen sınırları aşmadığını bankaya belgelemek zorunda olacak.
Bu uygulamanın amacı;
- desteklerin gerçekten ihtiyaç sahibi firmalara yönelmesi,
- döviz biriktirme amacıyla sistemin kullanılmasının önlenmesi,
- spekülatif işlemlerin azaltılması olarak değerlendiriliyor.
TCMB artık üst limit belirleyebilecek
Önceki sistemde destek daha standart şekilde uygulanıyordu.
Yeni düzenlemeyle birlikte TCMB;
- firma bazında,
- sektör bazında,
- faaliyet hacmine göre,
destek kapsamındaki döviz satışına üst limit koyabilecek.
Bu limit belirlenirken;
- firma kârlılığı,
- işgücü maliyeti,
- yaratılan katma değer
gibi kriterler dikkate alınacak.
Bu düzenleme, yüksek hacimli ancak düşük katma değerli işlemlerle destekten aşırı yararlanılmasının önüne geçmeyi hedefliyor.
En ağır yaptırım usulsüz kullanıma geliyor
Yeni Tebliğin en sert hükümleri 4/A maddesinde yer alıyor. Buna göre;
Eğer firma;
- gerçeğe aykırı beyanda bulunursa,
- sahte belge kullanırsa,
- destekten usulsüz yararlanırsa,
- amacı dışında işlem yaparsa,
çok ciddi yaptırımlarla karşılaşacak.
Bunlar arasında;
1. Destek tamamen geri alınacak.
2. Kur farkı da tahsil edilecek.
3. TCMB’nin en yüksek gecelik borç verme faizi üzerinden faiz uygulanacak.
4. Merkez Bankası kredilerine erişim engellenecek.
5. Döviz dönüşüm desteğinden belirli süre yararlanamayacak.
6. Gerekirse suç duyurusunda bulunulacak.
Bu yönüyle düzenleme yalnızca mali değil, aynı zamanda hukuki sonuçlar da doğuruyor.
Grup şirketlerine de yaptırım geliyor
Düzenlemenin en dikkat çekici hükümlerinden biri de yaptırımların yalnızca ilgili firmayla sınırlı kalmaması.
Yeni kurala göre;
- bağlı ortaklıklar,
- ana şirket,
- aynı kontrol altındaki şirketler,
de belirli süre destek ve TCMB kaynaklı kredilerden yararlanamayabilecek.
Bu hüküm, grup şirketleri üzerinden dolanma girişimlerinin önüne geçmeyi amaçlıyor.
Bankaların sorumluluğu ciddi biçimde artıyor
Yeni düzenleme yalnızca firmaları değil bankaları da yakından ilgilendiriyor.
Aracı bankalar;
- işlemleri incelemek,
- belgeleri kontrol etmek,
- şüpheli işlemleri TCMB’ye bildirmek,
- gerektiğinde tahsilat yapmak,
zorunda olacak.
Üstelik banka gerekli tahsilatı gerçekleştiremezse TCMB ilgili tutarı doğrudan bankanın Merkez Bankası nezdindeki hesaplarından tahsil edebilecek.
Bu nedenle bankalar artık yalnızca aracılık yapan kurum değil, aynı zamanda ilk denetim hattı konumuna geliyor.
İnceleme sürecinde destek ödenmeyecek
TCMB artık gerekli gördüğü firmaları incelemeye alabilecek.
İnceleme süresince;
- destek ödemesi yapılmayacak,
- işlem askıda kalacak.
İnceleme sonunda usulsüzlük bulunursa destek reddedilecek; bulunmazsa ödeme gerçekleştirilecek.
Bu düzenleme özellikle yüksek hacimli ihracat yapan firmalar açısından belge yönetiminin önemini artırıyor.
Destek süresi uzatıldı
Tebliğin geçici maddesiyle birlikte mevcut uygulamanın süresi 31 Temmuz 2026’dan 31 Ocak 2027’ye uzatıldı. Böylece ihracatçı ve döviz kazandırıcı hizmet sunan firmalar için destek mekanizmasının devam edeceği netleşmiş oldu.
Hangi firmalar daha fazla etkilenecek?
Düzenlemeden özellikle şu sektörlerin etkilenmesi bekleniyor:
- ihracatçı sanayi şirketleri,
- otomotiv,
- tekstil,
- beyaz eşya,
- makine,
- savunma sanayi,
- yazılım ve bilişim ihracatçıları,
- turizm gelirleri yüksek işletmeler,
- serbest bölgede faaliyet gösteren firmalar.
Bu şirketlerin finans ve muhasebe süreçlerini yeni kurallara göre gözden geçirmesi gerekecek.
Firmalar için yeni riskler
Yeni sistem firmalara önemli avantajlar sunarken bazı riskleri de beraberinde getiriyor.
Örneğin;
- eksik belge sunulması,
- yanlış beyan,
- döviz pozisyonunun doğru hesaplanmaması,
- grup şirketleri arasındaki işlemlerin hatalı raporlanması,
destek kaybına yol açabilecek.
Dolayısıyla finans, muhasebe ve dış ticaret ekiplerinin koordinasyonu her zamankinden daha kritik hale geliyor.
Ekonomi yönetimi neyi hedefliyor?
Bu düzenleme yalnızca destek sistemini değiştirmiyor.
Asıl hedef;
- dövizin bankacılık sistemi içinde kalmasını sağlamak,
- rezervleri güçlendirmek,
- kayıt dışı işlemleri azaltmak,
- kamu kaynaklarının etkin kullanımını sağlamak,
- ihracat gelirlerinin takibini artırmak,
- desteklerin gerçek üreticiye gitmesini sağlamak.
Dolayısıyla yeni Tebliğ, para politikası ile denetim mekanizmasının birlikte çalıştığı yeni bir çerçeve oluşturuyor.
Bankavitrini.com değerlendirmesi
2026/11 sayılı Tebliğ, ilk bakışta döviz dönüşüm desteğine ilişkin teknik bir değişiklik gibi görünse de, içerdiği hükümler itibarıyla destek mekanizmasını “teşvik odaklı” bir modelden “teşvik + sıkı denetim + güçlü yaptırım” modeline dönüştürüyor.
Özellikle gerçeğe aykırı beyan halinde yalnızca desteklerin geri alınmasıyla yetinilmeyip, kur farkı ve faiz uygulanması, Merkez Bankası kaynaklı kredilere erişimin engellenmesi ve gerektiğinde suç duyurusunda bulunulması; kamu kaynaklarının amacına uygun kullanımını sağlama iradesinin güçlendiğini gösteriyor.
Bunun yanında, grup şirketlerini de kapsayan yaptırım mekanizması ve aracı bankalara yüklenen yeni sorumluluklar, finansal sistemde uyum kültürünün önemini artıracak. Büyük ihracatçılar kadar KOBİ ölçeğindeki ihracatçı firmaların da iç kontrol süreçlerini, belge yönetimini ve döviz pozisyonu takibini yeniden yapılandırmaları gerekecek.
Sonuç olarak, bu Tebliğ sadece bir destek düzenlemesi değil; Türkiye’nin TL’leşme stratejisinin yeni aşamasını temsil eden, uyum ve denetim odaklı bir finansal yönetişim düzenlemesi olarak değerlendirilebilir. Firmaların bundan sonraki süreçte yalnızca destekten yararlanmayı değil, bu desteklerin tüm koşullarını eksiksiz yerine getirmeyi de stratejik bir öncelik haline getirmeleri gerekecektir.
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.044)
- BANKA ANALİZLERİ (151)
- BANKA HABERLERİ (3.616)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (583)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.979)
- GÜNCEL (4.544)
- GÜNDEM (3.560)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (146)
- ŞİRKETLER (2.727)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (580)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.469)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (56)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (11)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (822)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (114)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (53)
- Onur ÇELİK (58)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (94)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (19)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Tesla'nın kârı ikinci çeyrekte beklentilerin altında kaldı 22/07/2026
- Amazon, yapay zeka biriminde işten çıkarmaya gitti 22/07/2026
- Erakçi: ABD saldırısına destek verenler meşru hedef olacak 22/07/2026
- Güney Kore'den Hürmüz iddialarına yalanlama 22/07/2026
- "İran'ın petrol satamadığı bölgede kimse petrol satamaz" 22/07/2026
- AB'den Paramount-Warner Bros. anlaşmasına şartlı onay 22/07/2026
- Musk, yapay zekayla "The Odyssey" çekeceğini duyurdu 22/07/2026
- Çin ve ASEAN'dan enerji işbirliğini güçlendirme kararı 22/07/2026
- Reel kesimin döviz açığı Mayıs'ta 204,4 milyar dolar oldu 22/07/2026
- İç talep göstergesi Temmuz'da sert gerilemeye işaret etti 22/07/2026
SON YAZILAR
- 40 trilyon dolarlık soru: Piyasayı Fed mi, kamu borcu mu yönetiyor? 04/08/2026
- BÜLTEN: Trump diplomasiyi seçti, Japonya müdahâle etti 03/08/2026
- Vatandaşın banka borcu 7 trilyon TL sınırında 02/08/2026
- Yapı Kredi’den 2026’nın ilk yarısında 31 milyar liralık net grup karı 01/08/2026
- TCMB’den döviz dönüşüm desteğinde yeni dönem 01/08/2026
- Enpara Bank’tan yılın ilk yarısında 3,9 milyar lira net dönem karı 31/07/2026
- Fed’in yön veremediği piyasada dolar değer kaybetti 31/07/2026
- Garanti BBVA’dan 2026’nın ilk yarısında 64,4 milyar lira net kar 30/07/2026
- Ölçek ekonomisi ve oligopol piyasa örneği; indirim marketleri 30/07/2026
- Jeopolitik yine gergin 29/07/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini4 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu
