EKONOMİ
Küresel ekonomiye yön verecek 10 trend
The Economist dergisinin araştırma birimi Economist Intelligence, 2023 yılına ilişkin temel eğilim ve beklentileri mercek altına aldığı “The World Ahead 2023” özel sayısında, küresel ekonomiye yön verecek önemli trendleri ve sektörel beklentileri analiz etti.
Yayınlanma:
4 yıl önce|
Yazan:
BankaVitrini
The Economist’in araştırma birimi Economist Intelligence, “The World Ahead 2023” özel sayısında küresel ekonomiye yön verecek önemli trendleri ele alıyor. Savaş ve pandeminin devam ettiği, enflasyonlu ve resesyonlu bir yıl olması beklenen 2023’e faiz artışları ve talepteki bozulma damga vuracak. Yatırımlar hız kesecek ve finansal istikrar önemli bir sınavdan geçecek.
Emtia fiyatlarının 2022 rekorlarından düşmesi öngörülüyor. Çin’in kısıtlamaları gevşetmesi imalatçıları ve turizm sektörünü sevindirecek olsa da, bu durum özellikle Avrupa için enerji krizini daha da derinleştirecek. Rekabette öne çıkmaya çalışan şirketlerin teknoloji yatırımları 2023’te de artmaya devam edecek.
2020 yılında COVID-19 pandemisiyle sarsılan küresel ekonomi 2023 yılına jeopolitik gerilimlerin hat safh ada olduğu bir seyirde giriyor. The Economist’in araştırma birimi Economist Intelligence tarafından hazırlanan 2023 özel sayısında pandeminin ve Ukrayna Savaşı’nın devam ettiği 2023 yılında küresel ekonomiye hangi trendlerin yön vereceği ve hangi sektörü nelerin beklediği inceleniyor.
2023, Economist Intelligence analizlerine göre tüm gözlerin Ukrayna Savaşı’nda olduğu, hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ekonomilerin büyük bir kısmında resesyon görülecek, savaşın devam etmesinin temiz enerjiye geçişi hızlandırdığı, Batılı ekonomilerin otokrat rejimlerin enerji kaynaklarına bağımlı olmaktan kurtulmaya çalıştığı, Çin’in kendi toprağı olarak gördüğü Tayvan’la “barışçıl yeniden birleşme” adımını atabileceği ve bunun Batı nezdinde bir işgal olarak algılanabileceği, Hindistan’ın nüfusunun Çin’i geçtiği, ABD’de iç siyasette 2024 seçimleri öncesinde kutuplaşmanın sürdüğü, jeopolitik ittifaklarda değişiklikler olabilecek, NATO’ya iki yeni üyenin katıldığı bir yıl olacak.
Economist Intelligence tarafından hazırlanan “The World Ahead 2023” özel sayısının kapağında yer alan liderler araştırma biriminin 2023’e damga vuracağını öngördüğü konularla da birebir örtüşüyor: Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelensky, ABD Devlet Başkanı Joe Biden, Tayvan Devlet Başkanı Tsai Ing-wen ve Avrupa Birliği’ndeki çatlakları artırmasından endişe edilen aşırı sağ İtalya Başbakanı Giorgia Meloni… Küresel ekonominin seyrine ilişkin en büyük itici güç 2023 yılında da Ukrayna Savaşı ve Batı ile Çin arasında özellikle Tayvan üzerinden yaşanan jeopolitik gerilim olmaya devam edecek.
GEÇİM KRİZLERİ VE ENFLASYON BİR ÇOK SEKTÖRDE TALEBİ ZEDELEYECEK
OTOMOTİV
Elektrikli araç satışlarında %25 artış bekleniyor
Küresel otomotiv satışlarının 2023 yılında sadece yüzde 1 artacağını ve 2019 düzeylerine göre hala yüzde 14 aşağıda kalacağını öngören Economist Intelligence, büyümenin itici gücünün elektrikli araçlar (EV) olmasını bekliyor. EV satışlarında öngörülen yıllık büyüme yüzde 25. 10,8 milyon EV satışı gerçekleşmesi, bunun toplam satışların beşte birini oluşturması öngörülüyor. Pandeminin daha az vurduğu ticari araç satışlarında düşüşün devam etmesi bekleniyor. Tedarik darboğazlarının devam etmesi ancak çip darboğazında gevşeme olması öngörülüyor. Çin’in emisyon standartlarında katılaşması ve dünya genelinde satılan EV’lerin yarısından fazlasının Çin’de gerçekleşmesi bekleniyor.
SAVUNMA VE HAVACILIK
Savaş bütçeleri artacak, reel bazda düşecek
2023 Ukrayna Savaşı ve Tayvan’a ilişkin jeopolitik gerilimler nedeniyle hükümetlerin savunma bütçelerini güçlendireceği bir yıl olacak. ABD 800 milyar dolarla açık ara en büyük savunma harcamasını yapacak ülke ve ikinci sırada gelen Çin’in üç katı savunma harcaması yapacak. Japonya ve Almanya savunma bütçesini beş yıl içinde GSYH’lerinin yüzde 2’sine yükseltmek için savunma bütçelerini artıran diğer büyük ekonomiler olacak. Ancak Economist Intelligence enfl asyon nedeniyle aslında reel bazda harcamaların düşeceğini, bunun savunma ve havacılık şirketleri için zor bir yıl olacağı anlamına geldiğini vurguluyor.
ENERJİ
Asya’nın talebiyle enerji krizi derinleşecek

Enerji krizinin, özellikle Avrupa’da 2023’te daha da derinleşmesi, kış aylarının Avrupa’nın gaz stoklarını eritmesi ve LNG arzının talebe yetişememesi öngörülüyor. Batı’nın Rus hidrokarbonlarına yaptırımları Avrupa’ya Rus gazının tamamen kesilmesiyle sonuçlanabilir. Asya’dan gelen talebin küresel petrol talebini yaklaşık yüzde 1,5 artırması (1,5 milyon varil/gün) bekleniyor. Ancak OPEC’in de istemeyerek de olsa üretimini 2,4 milyon varil/ gün artırarak fiyatları baskılayacağı tahmin ediliyor. Almanya ve İtalya’da yeni LNG regazifikasyon terminalleri açılacak olsa da, bu ekonomiler Asyalı alıcılarla rekabet edecek. Tüm bunlar enerji tüketimi sadece yüzde 1 artsa bile 2023’te enerji fiyatlarının yüksek seyrinin sürmesiyle sonuçlanacak. Nükleer enerjiye olan ilgi artmaya devam edecek, Almanya ve Güney Kore’de nükleer tesisleri kapatma planları ötelenecek.
GIDA VE TARIM
Açlık krizi derinleşecek ama fiyatlar düşecek
Ukrayna Savaşı’yla derinleşen açlık ve gıda krizi 2023’te de büyüyerek devam edecek. Birleşmiş Milletler öngörülerine göre açlık krizi çeken dünya nüfusu 19 milyon daha artarak 830 milyona ulaşacak. Rusya’nın gübresinin küresel piyasalara ulaşmasındaki aksamalar ve yüksek enerji fiyatları nedeniyle tarım sektörleri olumsuz etkilenecek. Buğday ve mısırda arzın düşmesi, pirinç üretiminin ise artması öngörülüyor. Ukrayna limanlarından tahıl ihracatında blokajların devam etmesi özellikle Mısır’ın bundan olumsuz etkilenmesi bekleniyor. Ancak talepteki yavaşlama nedeniyle Economist Intelligence’ın hazırladığı gıda, içecek ve yem endeksi yağlı tohumlardaki düşüşün etkisiyle 2023’te yüzde 12 düşecek. Tüketiciler ceplerini korumak için gıda tüketim alışkanlıklarını değiştirecek. Buğdaydan darıya, ayçiçek yağından diğer bitkisel yağlara geçiş olabileceği belirtiliyor. Bazı ülkeler gıda arzını korumak için yeni ihracat yasakları getirerek fiyatları tekrar yükseltebilir.
ALTYAPI
Yatırımlarda 14 yılın en zayıf artışı
Son altı yıldır istikrarlı şekilde artan ve payı küresel GSYH’nin yüzde 25’ine ulaşan altyapı yatırımlarının hükümetlerin nakit açıkları nedeniyle 2023’te frene basması bekleniyor. Ancak yine de küresel altyapı yatırımlarının 25 trilyon dolar olması bekleniyor. Bu yüzde 1,1’lik bir artış 2009’dan bu yana küresel sabit yatırım harcamalarında görülen en zayıf artış kaydedileceği anlamına geliyor. Savaş öncesi planlanan altyapı yatırımları ulaşım, su altyapıları ve dijitalleşmeye odaklanırken, savaşla birlikte enerji altyapılarına da para akmaya başlıyor. Çin’de ise kırsal altyapılar ve 5G ağları yatırımların odaklanacağı önemli alanlar. Rus fosil yakıtlarından bağımsızlaşma çabaları kapsamında doğalgaz altyapıları, yeni liman yatırımları ve LNG için regazifikasyon yatırımlarının 2023’te 32 milyar dolara ulaşması öngörülüyor.
BİLİŞİM TEKNOLOJİLERİ
Şirketlerin IT harcamaları %6 artacak
Rekabetçi gücünü artırmaya çalışan şirketler talebi daha iyi tahmin edebilmek, tedarik zincirlerini anlık takip edebilmek ve verilerinin güvenliğini sağlamak için resesyona rağmen bilişim teknolojilerine para harcamaya devam edecek. Danışmanlık şirketi Gartner, IT harcamalarının 2023’te yüzde 6’nın üzerinde artmasını öngörüyor. Bu artışta başı çeken şirketlerin yazılım ve IT hizmeti ihtiyaçları olacak. Aygıt satışları, yükselen fiyatların talebi zedelemesi nedeniyle hayal kırıklığı olacak. Yüksek ücretler ve tedarik sorunları şirketleri otomasyon yatırımlarını hızlandırmaya itecek. Araştırma şirketi IDC yapay zeka pazarının 500 milyara ulaşmasını öngörüyor. Bulut harcamaları da artacak ve Gartner tahminlerine göre Amazon ve Microsoft gibi devlerin sunduğu bulut hizmetleri pazarı da 600 milyar dolara ulaşacak.
MEDYA ve EĞLENCE
Streaming pahalandıkça kullanıcı kaybedecek
Reklam harcamalarının yüzde 5 artmasını öngören reklamcılık devi Dentsu, 780 milyar dolar olması beklenen sektörde bu büyümenin yayıncıların reklam ücretlerini yükseltmesinden kaynaklanacağını öngörüyor. Dijital reklamların payının toplam reklam harcamaları içindeki payının yüzde 57’ye yükselmesini öngörüyor. Apple’ın kişisel verilere ilişkin korumaları dijital reklamcıların işini zorlaştırmaya devam edecek. Economist Intelligence tahminlerine göre pandemiye ilişkin endişelerin azalmasıyla sinema salonlarında cirolar 2023’te 2019 seviyelerini geçecek. Streaming devleri aylık abonelik ücretleri arttıkça kullanıcı kaybedecek ancak rekabette öne geçebilmek için içeriğe para akıtmaya devam edecek. Büyük oyuncular finansal güçleriyle geleneksel medyadan spor yayınlarını da çekmeye başlayacak.
BANKACILIK VE FİNANS
Finansal istikrar büyük bir sınav verecek
2023’te küresel ekonominin yavaşlaması nedeniyle Economist Intelligence öngörülerine göre finansal istikrar büyük bir sınav verecek. Bankaların rezervlerinin yüksek olması ve Basel 4 gibi katı standartlar sayesinde 2008 benzeri bir finansal kriz beklenmiyor. Artan faiz oranları da bankacılığın kâr marjlarını yükseltecek. Ancak Rusya’ya yönelik yaptırımlar finans kuruluşlarına kayıp yazdırmaya devam edecek. Sri Lanka, Moğolistan, Mısır, Tunus, Pakistan gibi birçok gelişmekte olan ekonominin para birimlerinin dolar karşısında değer kaybetmesine bağlı olarak dış borçlarında temerrüde düşme riski bulunuyor. Hisse piyasalarında standartlar daha da sıkılaşacak. ABD borsalarından çoğu Çin menşeli şirketler çıkartılacak. Çin’in konut sektöründeki sorunlar da yine bankacılık sektörünü olumsuz etkileyen unsurlar olarak görülüyor.
METALLER VE MADENCİLİK
Metal fiyatları %7 düşecek
2022 yılında rekor düzeylere ulaşan metal fiyatlarının pandemi öncesine göre hala yüzde 40 daha yukarıda seyretmesi ancak 2023’te yaklaşık yüzde 7 düşmesi bekleniyor. Economist Intelligence metal fiyat endeksinde bu yıl beklenen düşüş yüzde 7 ancak bu pandemi öncesine göre hala yüzde 40 yukarıda bir düzey. Enerji fiyatlarındaki yüksek seyir alüminyum, çelik ve çinko üretimlerini düşürecek ve bu durumun bazı hükümetlerce hurda metal ihracatına geçici ihracat yasakları getirmesiyle sonuçlanabileceği aktarılıyor. Yeşil enerjiye geçiş ve dijitalleşme bakır, lityum, nikel ve diğer bazı nadir metallerde talebi artıracak. Çin hükümetinin teşvikleri inşaat ve imalat sektöründe ihtiyaç duyulan metallere olan talebi yükseltecek. Kuzey Amerika çeliğinin kullanımının sekiz yılın zirvesini görmesi öngörülüyor.
PERAKENDE
Enflasyon, perakendeyi yavaşlatacak

Geçim krizleri perakendecileri 2023’te yavaşlatacak en önemli unsur olarak görülüyor. E-ticarette bile yavaşlama öngörülüyor. Çin’den ABD’ye birçok ekonomide perakende satışlardaki büyüme 2023’te 2019’un da altında kalacak. Alibaba gibi Çinli perakende devlerinin Batılı tüketicileri cezbetmek için fiyatları düşürebileceği belirtiliyor. Amazon, 2023’te Kolombiya, Nijerya ve Güney Afrika pazarlarına girmeyi planlıyor. Online satışların küresel perakende pazarındaki payının yüzde 14 olması bekleniyor. Perakendecilerin işgücü maliyetlerini azaltmak için depoları ve bazı iç operasyonlarını otomatize ettiği bir yıl olacak. Moda ve lüks perakendede markalar metaverse denemeleri yaparak 1997 sonrası doğmuş olan Z neslini çekmeye çalışacak.
GAYRİMENKUL
Fiyatların düştüğü pazarlar olacak
Küresel gayrimenkul satışlarında yüzde 1’lik bir artış görülmesi ve 2023’te konut satışlarının 5,8 trilyon dolara ulaşması öngörülüyor. Yükselen faizler mortgage kredilerini baskılayarak bazı pazarlarda konut fiyatlarının düşmesine yol açacak. Fiyatlarda İngiltere’de yüzde 5, Avustralya’da yüzde 9 oranında düşüşler öngörülüyor.
TURİZM
İntikam turizmine rağmen 2019’u yakalayamayacak
Pandemi boyunca durma noktasına gelen ve borçları dağ gibi büyüyen turizm sektörü, 2023 yılında bir nebze nefes alacak çünkü öngörülere göre seyahat severlerin “intikam turizmi” olarak da nitelendirilen bir yıl geçirmesi öngörülüyor ancak yine de sektörün 2019 düzeylerine ulaşması beklenmiyor. Uluslararası turist sayısı 2022’ye göre yüzde 30 artışla 1,6 milyara ulaşacak ancak küresel turizm sektörünün eski normalini yakalaması bu yıl da mümkün görülmüyor. Pandemi öncesi turist sayısı 1,8 milyardı ve bu rakam hem geçim krizleri hem de Çin’in sıfır Covid politikaları nedeniyle bu yıl da yakalanamayacak. Turizm gelirlerinin 1,4 trilyon dolara ulaşarak 2019 zirvesini yakalaması bekleniyor ancak bunun sebebi enerji, personel ve gıda maliyetlerinin artmış olması.
2023 jeopolitik gerilimlerin gölgesinde geçecek
Küresel GSYH’nin 2022’deki yüzde 2,8’lik büyümesi, Economist Intelligence öngörülerine göre yüzde 1,6’ya gerileyecek. Ancak enflasyon bir çok merkez bankasının hedefinin çok üzerinde yüzde 6 düzeylerinde kalmaya devam edecek. Bu da bir çok merkez bankasını faizleri artırmaya devam etmeye zorlayacak. Peki tüm bu jeopolitik gelişmeler, ekonomiyi, sektörleri ve şirketleri nasıl etkileyecek? Siyasetin ve jeopolitiğin gölgesinde ekonomiye ve sektörlere 2023 yılında yön verecek 10 iş trendi ise Economist Intelligence tarafından şöyle sıralanıyor:
1. FAİZLER YÜKSELECEK
ABD Merkez Bankası ve diğer büyük merkez bankaları enflasyonla mücadele için faizleri artırmaya devam edecek. Çin gevşek para politikalarına devam edecek.
2. ENFLASYON TÜKETİMİ YAVAŞLATACAK
Enflasyon tüketicilerin talebini bozmaya devam edecek ve perakendeye olan talep olumsuz etkilenecek. E-ticaret büyümesi bile yavaşlayacak. 2019’da yüzde 10 olan online ticaret tüm satışlardaki payı yüzde 14’e yükselmiş olsa da, 2022 düzeylerini zar zor geçecek.
3. ÇİN KISITLAMALARI GEVŞETEBİLİR
COVID-19 can almaya devam edecek ancak pandemi kaynaklı can kayıpları azalacak. Çin, vaka artışı riskini göze alarak sıfır COVID politikalarını gevşetebilir.
4. ASYA’NIN İŞTAHI VE KESİNTİLER PETROL FİYATLARINI DESTEKLEYECEK
Çin ve Asya ekonomilerinin güçlü talebi küresel petrol fiyatlarının 2022’ye göre yüzde 1,5 artmasını sağlayarak fiyatları da destekleyecek. Ancak OPEC’in üretimi istemeye istemeye artırmasıyla fiyatlardaki yükseliş fiyatları baskılayacak.
5. RESESYONA RAĞMEN TEKNOLOJİ HARCAMALARI ARTACAK
Resesyon risklerine ve faiz artışlarına rağmen teknoloji harcamaları yüzde 6’nın üzerinde artacak. Aygıt satışları beklentileri karşılayamayacak ancak yapay zeka pazarı 500 milyar dolara ulaşacak.
6. STREAMİNG ŞİRKETLERİ İÇERİĞE PARA AKITMAYA DEVAM EDECEK
Video streaming platformları artan rekabetle yeni abone kazanmakta zorlanacak ancak rekabette öne çıkmak için Netflix gibi devler içeriğe milyar dolarlar akıtmaya devam edecek. Sadece Netflix’in içeriğe ayırması öngörülen bütçe 17 milyar dolar.
7. OTOMOTİVDE ELEKTRİFİKASYON SÜRECEK
Küresel otomobil satışlarında beklenen yükseliş sadece yüzde 1. Ancak elektrikli araç satışlarındaki artışın yüzde 25 olması öngörülüyor. Çin talebi desteklemek için elektrikli araç desteklerini geri çekme planını iptal etmeyi planlıyor.
8. SAVUNMA BÜTÇELERİ ARTACAK
Dünyanın en büyük savunma bütçesine sahip ABD’nin savunma harcamaları 800 milyar dolar olacak – Çin’in savunma bütçesinin üç katına denk gelecek. Ancak enflasyona göre düzeltilmiş reel savunma bütçelerinde daralma öngörülüyor.
9. EMTİA FİYATLARI DÜŞECEK

Emtia fiyatlarının genelinde 2023 boyunca resesyon kaynaklı bir geri çekilme görülecek. Bazı metallerde darboğaz nedeniyle zorlanan şirketler, emtia fiyatlarındaki düşüşle bir nebze nefes alacak. Açlıkla mücadele eden 800 milyon insan için de emtia fiyatlarındaki düşüş sevindirecek.
10. PANDEMİ SONRASI İNTİKAM TURİZMİ YAŞANACAK
Pandemi öncesine dönülmesi beklenmese de, uluslararası turist sayısı yaklaşık yüzde 30 artacak. Maliyetlerle boğuşan şirketlerde iş seyahatleri büyük ölçüde uzaktan görüşme imkanları nedeniyle yapılmayacak.
Hilal SARI
İlginizi Çekebilir
EKONOMİ
Ekonomide “Ruj Etkisi” Nedir?
Kriz Dönemlerinde Küçük Lükslerin Büyük Hikâyesi
Yayınlanma:
2 gün önce|
20/07/2026Yazan:
Gülbeyaz Gergün
Tüketici Psikolojisi, Davranışsal Finans ve Ekonomiye Etkileri
Ekonomik krizler, yüksek enflasyon, gelir kaybı ve belirsizlik dönemlerinde insanların harcama davranışları tamamen değişir. Ancak bu değişim her zaman “daha az harcamak” anlamına gelmez.
Tam tersine, insanlar büyük harcamaları ertelerken kendilerini mutlu edecek küçük lükslere yönelmeye başlar.
Ekonomi literatüründe bu davranış biçimi “Lipstick Effect” (Ruj Etkisi) olarak adlandırılır.
Bugün dünyanın birçok ülkesinde; kozmetik, kişisel bakım, kahve zincirleri, premium çikolata, küçük elektronik ürünler, online eğlence ve uygun fiyatlı lüks ürünlerin kriz dönemlerinde satışlarının artmasının arkasında yatan temel psikolojik mekanizmalardan biri budur.
Peki gerçekten “Ruj Etkisi” var mıdır?
Yoksa sadece pazarlama dünyasının ürettiği bir efsane midir?
Ruj Etkisi Nedir?
“Ruj Etkisi”, ekonomik daralma dönemlerinde tüketicilerin;
- otomobil,
- konut,
- beyaz eşya,
- tatil,
- lüks saat,
- mücevher
gibi pahalı harcamalarını azaltırken,
kendilerini psikolojik olarak iyi hissettirecek nispeten ucuz lüks ürünlere yönelmesini ifade eder.
Buradaki temel mantık şudur: “Büyük mutluluğu satın alamıyorum; küçük mutluluklar satın alıyorum.”
Bu nedenle;
- ruj,
- parfüm,
- cilt bakım ürünleri,
- kaliteli kahve,
- küçük teknolojik aksesuarlar,
- markalı ayakkabı,
- premium çikolata
gibi ürünlerin satışları ekonomik durgunlukta beklenenden daha güçlü kalabilir.
Kavram Nasıl Ortaya Çıktı?
Bu kavram özellikle 2001 yılında dönemin Leonard Lauder tarafından gündeme getirildi.
Lauder, ABD ekonomisi durgunluğa girerken Estée Lauder’in ruj satışlarının arttığını gözlemledi.
Bunun üzerine şu yorumu yaptı: “Kadınlar büyük lükslerden vazgeçiyor ancak küçük lükslerden vazgeçmiyor.”
Bu gözlem daha sonra davranışsal ekonomi çalışmalarında sıkça incelenmeye başladı.
Davranışsal Ekonomi Bunu Nasıl Açıklıyor?
İnsan beyni kriz dönemlerinde üç temel ihtiyaca yönelir.
1. Kontrol Hissi
Ekonomik kriz bireyin hayatındaki kontrol algısını azaltır.
İnsanlar kontrol edemedikleri büyük sorunlar karşısında küçük kararlarla psikolojik denge kurmaya çalışırlar.
Örneğin;
- yeni bir ruj almak
- kaliteli kahve içmek
- saçını yaptırmak
kişiye “hala hayatımı yönetebiliyorum” hissi verir.
2. Kendini Ödüllendirme
Uzun süre ekonomik baskı altında yaşayan bireyler kendilerini ödüllendirmek ister.
Fakat bütçe sınırlıdır.
Bu nedenle; 50 bin TL’lik tatil yerine 500 TL’lik parfüm tercih edilir.
3. Moral Koruma
Psikologlara göre kriz dönemlerinde insanların ruh sağlığı da bozulmaktadır.
Küçük lüksler;
- umut,
- motivasyon,
- özgüven
üretmeye yardımcı olur.
Toplum Psikolojisi Nasıl Etkileniyor?
Ekonomik krizlerde toplumda genellikle şu süreç yaşanır:
Önce; “Harcamaları azaltmalıyım.” Ardından; “Hiç mutlu olamıyorum”
Sonra ise; “Kendime küçük bir şey alayım”
İşte Ruj Etkisi tam burada devreye girer.
Toplum; büyük harcamaları keserken, küçük mutlulukları korumaya çalışır.
Ruj Etkisinin Görüldüğü Ülkeler
ABD (2001)
Dot-com krizinde kozmetik satışları yükseldi.
Lüks otomobil satışları düştü.
ABD (2008 Finans Krizi)
Birçok araştırmada;
- uygun fiyatlı kozmetik,
- kahve zincirleri,
- hızlı moda ürünleri
güçlü satış gerçekleştirdi.
Güney Kore (1997 Asya Krizi)
Kişisel bakım ürünlerinde beklenmeyen artış görüldü.
Japonya
Uzun deflasyon döneminde premium ama küçük tüketim ürünleri büyümesini sürdürdü.
Brezilya
Resesyon dönemlerinde kozmetik sektörü birçok sektörden daha iyi performans gösterdi.
Türkiye’de Ruj Etkisi Görülüyor mu?
Aslında evet.
Türkiye’de son yıllarda;
- kozmetik,
- kişisel bakım,
- kahve zincirleri,
- premium kahve,
- online yemek,
- dijital abonelik,
- küçük teknolojik ürünler
birçok ağır sanayi sektöründen daha hızlı büyüyebildi.
Yüksek enflasyon döneminde; insanlar; ev değiştirmedi, otomobil almadı,
ancak;
- kaliteli kahve içmeye,
- kişisel bakım ürünlerine,
- küçük elektroniklere,
- kozmetiğe
harcama yapmaya devam etti.
Bu durum klasik bir “Lipstick Effect” örneğidir.
Hangi Toplumlarda Daha Güçlü Görülür?
En belirgin olarak;
✔ şehirleşmiş toplumlarda
✔ orta gelir grubunda
✔ kadın istihdamının yüksek olduğu ekonomilerde
✔ tüketim kültürünün geliştiği ülkelerde
✔ sosyal medya kullanımının yoğun olduğu toplumlarda
daha güçlü ortaya çıkar.
Çünkü bireyler sosyal görünürlüğünü tamamen kaybetmek istemez.
Sosyal Medyanın Etkisi
Eskiden insanlar kriz yaşarken harcamayı tamamen kesebiliyordu.
Bugün ise;
Instagram,
TikTok,
YouTube,
influencer ekonomisi kişileri sürekli tüketmeye teşvik ediyor.
Bu nedenle artık; “mikro lüks” kavramı çok daha güçlü hale gelmiştir.
Ruj Etkisinin Ekonomiye Olumlu Tarafları
1. İç Talep Tamamen Çökmez
Ekonomide belli sektörler ayakta kalır.
2. İstihdam Korunabilir
Kozmetik, perakende, kişisel bakım, kafe zincirleri çalışmaya devam eder.
3. Vergi Geliri Devam Eder
KDV ve ÖTV gelirleri tamamen düşmez.
4. Psikolojik Çöküş Biraz Azalır
Tüketim tamamen durmadığı için moral korunabilir.
Olumsuz Tarafları
1. Tasarruf Azalabilir
Geliri düşen birey yine de harcama yapmaya devam eder.
2. Borçlanma Artabilir
Kredi kartı kullanımı yükselir.
3. Enflasyon Baskısı Sürebilir
Talep tamamen kaybolmadığı için fiyatlar direnç gösterebilir.
4. Yanıltıcı Ekonomik Görünüm
Perakende satışlar güçlü görünür.
Fakat; sanayi, yatırım, üretim, makine siparişleri gerilemeye devam eder.
Ruj Etkisinden Nasıl Çıkılır?
Bunun yolu yalnızca bireysel tasarruf çağrıları değildir.
Asıl çözüm;
- fiyat istikrarı,
- düşük enflasyon,
- güven veren ekonomi yönetimi,
- öngörülebilir para politikası,
- reel gelir artışı,
- istihdam güvenliği,
- üretim ve verimlilik artışı
ile mümkündür.
Gelir güvencesi yeniden sağlandığında tüketiciler psikolojik telafi harcamalarına daha az ihtiyaç duyar.
Türkiye İçin Çıkarılacak Dersler
Türkiye gibi yüksek enflasyon yaşayan ekonomilerde Ruj Etkisi; ekonominin güçlü olduğunun değil, çoğu zaman tüketicinin psikolojik uyum mekanizmasının göstergesidir.
Bu nedenle yalnızca AVM yoğunluğu, kozmetik satışları veya kahve zincirlerindeki hareketlilik üzerinden ekonomik canlılık yorumu yapmak yanıltıcı olabilir.
Sağlıklı büyümenin göstergesi;
- üretim yatırımlarının artması,
- makine-teçhizat yatırımlarının güçlenmesi,
- ihracat kapasitesinin yükselmesi,
- verimlilik artışı,
- sürdürülebilir gelir büyümesi
olmalıdır.
Sonuç
“Ruj Etkisi”, kriz dönemlerinde insanların umudunu tamamen kaybetmediğini gösteren önemli bir davranışsal ekonomi olgusudur. Ancak bu etki, tek başına ekonomik iyileşmenin işareti değildir. Aksine, büyük yatırımların ertelendiği, gelir baskısının sürdüğü ve tüketicinin psikolojik dengeyi küçük harcamalarla korumaya çalıştığı dönemlerin yansımasıdır.
Türkiye açısından da değerlendirme yapılırken yalnızca perakende tüketim verilerine değil; yatırım iştahına, üretim kapasitesine, istihdama ve hane halkının reel gelirindeki değişime birlikte bakılması gerekir. Ruj Etkisi, ekonominin nabzını tutan ilginç bir gösterge olsa da, kalıcı refahın yerini tutamaz.
EKONOMİ
Sanayi Krize Karşı Savunmasız Kaldı
Yayınlanma:
5 gün önce|
17/07/2026Yazan:
Erol Taşdelen
Sanayi Krize Karşı Savunmasız Kaldı: Reel Sektörün En Büyük Sorunu Artık Talep Değil, Finansmana Erişim
Türkiye ekonomisinde uzun süredir uygulanan sıkı para politikası, enflasyonla mücadele açısından önemli bir araç olarak görülse de, bu politikanın reel sektör üzerindeki yan etkileri artık göz ardı edilemeyecek boyutlara ulaştı.
Bugün sanayicinin en büyük problemi sipariş eksikliği kadar, hatta ondan daha fazla nakit akışını yönetememesi haline geldi. Finansmana erişimin zorlaşması, ticari kredi faizlerinin %50-60 bandına yerleşmesi ve işletme sermayesinin hızla erimesi, üretim yapan şirketleri tarihinin en zorlu dönemlerinden biriyle karşı karşıya bırakıyor.
Kriz Dönemlerinde “Nakit Kraldır”
Finans dünyasının en bilinen sözlerinden biri olan “Cash is King” (Nakit Kraldır) ifadesi bugün Türkiye sanayisi açısından hiç olmadığı kadar anlam kazanmış durumda.
Normal dönemlerde şirketler;
- satış yaparak,
- stoklarını yöneterek,
- bankalardan uygun maliyetli kredi kullanarak,
- tedarikçi vadeleri ile müşteri vadeleri arasında denge kurarak
işletme sermayelerini çevirebilirler.
Ancak bugün bu mekanizmaların neredeyse tamamı aynı anda bozulmuş durumda.
Merkez Bankası’nın sıkılaştırıcı politikaları sonucunda kredi büyümesinin ciddi biçimde sınırlandırılması, bankaların ticari kredi kullandırmakta son derece seçici davranmasına neden oldu.
Sonuç olarak birçok firma krediye ulaşamıyor, ulaşabilenler ise sürdürülebilir olmayan maliyetlerle borçlanabiliyor.
Nakit Akışı Bozulunca Bütün Finansal Sistem Çöküyor
Bir şirketin finansal sağlığı sadece bilançosuna bakılarak anlaşılmaz.
Asıl kritik gösterge nakit akışıdır.
Bugün birçok firma;
- üretmeye devam ediyor,
- satış yapıyor,
- cirosunu artırıyor,
ancak kasasına zamanında para girmediği için faaliyetlerini finanse edemiyor.
Nakit döngüsü uzadıkça;
- tedarikçi ödemeleri gecikiyor,
- maaş yükü ağırlaşıyor,
- vergi ödemeleri baskı oluşturuyor,
- kredi geri ödemeleri aksıyor.
Sonrasında ise domino etkisi başlıyor.
Maliyet Hesabı Yapmak Neredeyse İmkânsız Hale Geldi
Sanayicinin ikinci büyük sorunu ise maliyet yönetimi.
Yüksek enflasyon ortamında;
- enerji fiyatları,
- işçilik maliyetleri,
- kira giderleri,
- finansman maliyetleri,
- kur hareketleri,
- hammadde fiyatları
aynı anda değişiyor.
Bu nedenle bugün verilen bir fiyat teklifinin maliyeti birkaç hafta sonra tamamen değişebiliyor.
Artık birçok sanayici ürününü satarken gerçek maliyetini bile tam olarak hesaplayamıyor.
Muhasebe kârı ile ekonomik kâr arasındaki fark her geçen gün açılıyor.
Vadeli Satışlar Kâr Değil, Zarar Yazdırıyor
Geçmiş yıllarda rekabet avantajı sağlayan uzun vadeli satışlar bugün birçok sektör için ciddi bir risk unsuruna dönüştü.
90, 120 hatta 180 gün vadeli yapılan satışlarda;
- enflasyon,
- finansman maliyeti,
- kur değişimi,
- işletme giderleri
satış anındaki hesapları tamamen geçersiz hale getiriyor.
Tahsilat günü geldiğinde firma nominal olarak para kazanmış görünse bile reel olarak zarar etmiş olabiliyor.
Bu durum özellikle işletme sermayesi ihtiyacı yüksek sektörlerde daha da belirgin hissediliyor.
Ticari Kredi Faizleri Yönetilebilir Seviyenin Üzerinde
Bugün ticari kredi faizlerinin %50-60 bandına yerleşmesi birçok yatırımın finansal fizibilitesini ortadan kaldırıyor.
Bu seviyelerde kullanılan krediler;
- yatırım finansmanını,
- işletme sermayesi yönetimini,
- kapasite artırımlarını,
- ihracat hazırlıklarını
ciddi biçimde zorlaştırıyor.
Üstelik krediye erişim de kolay değil.
Birçok firma için sorun artık faiz oranı değil; kredi bulabilmek.
Sanayici Belki de Hiç Bu Kadar Çaresiz Hissetmedi
Türkiye sanayisi geçmişte;
- 1994 krizini,
- 2001 finans krizini,
- 2008 küresel krizini,
- pandemi dönemini,
- büyük kur şoklarını
atlattı.
Ancak bugünkü tabloyu farklı kılan unsur, aynı anda birçok riskin üst üste gelmiş olmasıdır.
Şirketler;
- yüksek faiz,
- düşük talep,
- finansmana erişim sorunu,
- artan maliyetler,
- bozulan nakit akışı,
- belirsiz fiyatlama ortamı
ile aynı anda mücadele etmek zorunda kalıyor.
Bu nedenle birçok sanayici kendisini önceki krizlerden daha kırılgan hissediyor.
Açıklanan Kredi Paketleri Neden Yeterli Olmuyor?
Son dönemde açıklanan çeşitli kredi destek paketleri piyasaya moral vermekle birlikte, reel sektörün toplam finansman ihtiyacı düşünüldüğünde oldukça sınırlı kalıyor.
Sorun sadece yeni kredi verilmesi değildir.
Asıl ihtiyaç;
- işletme sermayesini güçlendirecek uzun vadeli finansman,
- üretime yönelik seçici kredi mekanizmaları,
- ihracatçıya uygun maliyetli kaynak,
- yatırım kredilerinde öngörülebilir faiz yapısı,
- KOBİ’lere hızlı erişilebilir finansman modelleri
oluşturulmasıdır.
Aksi halde açıklanan paketler yalnızca belirli firmalara kısa süreli nefes aldırırken, sektörün genelindeki finansman sorununu çözmeye yetmeyecektir.
Sözün özü
Enflasyonla mücadele, makroekonomik istikrar açısından vazgeçilmezdir. Ancak üretim ekonomisinin sürdürülebilirliği de aynı derecede önem taşımaktadır.
Bugün reel sektörün karşı karşıya olduğu temel sorun yalnızca yüksek faiz değildir; işletme sermayesinin erimesi, kredi kanallarının daralması, maliyet hesaplarının öngörülemez hale gelmesi ve nakit akışının bozulmasıdır.
Ekonomide üretim kapasitesini koruyacak, yatırım iştahını canlı tutacak ve sanayicinin finansmana erişimini kolaylaştıracak daha dengeli politikalar oluşturulmadığı sürece, sadece enflasyon göstergelerindeki iyileşmeye odaklanmak uzun vadede üretim, istihdam ve ihracat üzerinde kalıcı hasarlar bırakabilir.
Bugün sanayicinin talebi ayrıcalık değil; üretmeye devam edebileceği öngörülebilir, erişilebilir ve sürdürülebilir bir finansman ekosistemidir.
EKONOMİ
Talep Enflasyonu Biterken Türkiye “Yokluk Enflasyonu” Riskine mi Giriyor?
Yayınlanma:
1 hafta önce|
13/07/2026Yazan:
Erol Taşdelen
Son iki yıldır ekonomi yönetiminin temel yaklaşımı, talep enflasyonunu kontrol altına almak üzerine kuruldu.
Faizler artırıldı, kredi büyümesi sınırlandı, tüketim baskılanmaya çalışıldı.
Varsayım şuydu: Talep azalırsa fiyat artışları da yavaşlar.
Ancak bugün reel sektörden gelen sinyaller farklı bir riskin büyüdüğünü gösteriyor.
Özellikle yüksek finansman maliyetleri, krediye erişimde yaşanan zorluklar, artan işletme sermayesi ihtiyacı ve daralan iç talep nedeniyle birçok sanayi işletmesi kapasitesini düşürüyor, vardiya azaltıyor veya üretimini tamamen durduruyor.
Bu durum devam ederse önümüzdeki dönemde farklı bir enflasyon türüyle karşılaşabiliriz.
Talep Enflasyonundan Arz Kaynaklı Enflasyona
Ekonomide fiyatlar sadece aşırı talepten yükselmez.
Üretimin azalması, arzın daralması ve piyasada mal bulunabilirliğinin düşmesi de fiyatları yukarı iter.
Bugün birçok sektörde yaşanan gelişmeler bu riski artırıyor:
- Üretim kapasiteleri düşüyor.
- Yeni yatırımlar erteleniyor.
- İşletme sermayesi hızla eriyor.
- KOBİ’ler finansmana ulaşamıyor.
- Konkordato başvuruları artıyor.
- Bazı fabrikalar üretimi geçici olarak durduruyor.
Talep zayıf görünse bile üretim daha hızlı küçülürse piyasadaki mal arzı da daralmaya başlar.
İşte bu noktada fiyatlar yeniden yukarı yönlü hareket edebilir.
Yeni Risk: “Yokluk Enflasyonu”
Buna halk arasında “yokluk enflasyonu” denilebilir. Ekonomik literatürde ise bunun karşılığı daha çok arz yönlü enflasyon (cost-push/supply-side inflation) veya arz şoku kaynaklı enflasyon olarak tanımlanır.
Yani insanlar çok fazla tükettiği için değil, piyasada yeterince ürün üretilemediği için fiyatlar yükselmeye başlar.
Özellikle;
- Sanayi üretimindeki daralma,
- İthal girdilere bağımlılık,
- Finansmana erişim güçlüğü,
- Enerji ve lojistik maliyetleri
aynı anda etkili olduğunda arz tarafı hızla bozulabilir.
Bugünün En Büyük Riski
Bir ekonomide üretici para kazanamaz hale gelirse önce yatırımlar durur. Ardından kapasite küçülür. Sonrasında üretim azalır. Üretim azaldığında ise piyasadaki mal miktarı düşer. Mal azaldığında fiyatların yeniden yükselmesi kaçınılmaz hale gelir.
Bu nedenle sadece talebi baskılayan politikalar uzun süre tek başına uygulanırsa, bir süre sonra arz tarafında kalıcı hasar oluşturma riski ortaya çıkar.
Dengeli Politika Şart
Enflasyonla mücadele elbette önemlidir.
Ancak bunu yaparken üretim kapasitesinin korunması, sanayinin finansmana erişiminin sağlanması ve işletme sermayesinin sürdürülebilir seviyede tutulması da en az fiyat istikrarı kadar önemlidir. Aksi halde ekonomi, talep enflasyonunu kontrol altına alırken bu kez üretim yetersizliğinden kaynaklanan yeni bir fiyat baskısıyla karşı karşıya kalabilir.
Asıl soru artık şudur: Talebi gerçekten kontrol altına mı alıyoruz, yoksa üretim kapasitesini zayıflatarak geleceğin arz sorunlarını mı hazırlıyoruz?
Erol TAŞDELEN – Ekonomist www.bankavitrini.com
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.039)
- BANKA ANALİZLERİ (151)
- BANKA HABERLERİ (3.603)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (579)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.978)
- GÜNCEL (4.522)
- GÜNDEM (3.557)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (146)
- ŞİRKETLER (2.722)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (580)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.466)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (56)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (11)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (821)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (114)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (53)
- Onur ÇELİK (57)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (93)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (19)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Tesla'nın kârı ikinci çeyrekte beklentilerin altında kaldı 22/07/2026
- Amazon, yapay zeka biriminde işten çıkarmaya gitti 22/07/2026
- Erakçi: ABD saldırısına destek verenler meşru hedef olacak 22/07/2026
- Güney Kore'den Hürmüz iddialarına yalanlama 22/07/2026
- "İran'ın petrol satamadığı bölgede kimse petrol satamaz" 22/07/2026
- AB'den Paramount-Warner Bros. anlaşmasına şartlı onay 22/07/2026
- Musk, yapay zekayla "The Odyssey" çekeceğini duyurdu 22/07/2026
- Çin ve ASEAN'dan enerji işbirliğini güçlendirme kararı 22/07/2026
- Reel kesimin döviz açığı Mayıs'ta 204,4 milyar dolar oldu 22/07/2026
- İç talep göstergesi Temmuz'da sert gerilemeye işaret etti 22/07/2026
SON YAZILAR
- Altın ve Gümüş: Nerede kalmıştık? 22/07/2026
- Savaşın gölgesinde gözler yeniden teknoloji devlerinin bilançolarında 21/07/2026
- Finansman giderleri/faaliyet karı oranı 2025’te de çok yüksek 21/07/2026
- İSO, “Türkiye’nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2025” Araştırmasının Sonuçlarını Açıkladı 21/07/2026
- Ekonomide “Ruj Etkisi” Nedir? 20/07/2026
- KGF Akbank Mobil’de 20/07/2026
- HANGİ SEKTÖRLERE YATIRIM YAPMALI, HANGİLERİNE YAPMAMALI ? 20/07/2026
- Dernek ve Vakıflarda Güven Krizi 19/07/2026
- Bankacılara da Yeşil Pasaport Verilsin 19/07/2026
- Şirkete Değil, Kariyerinize Sadık Kalın 18/07/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini4 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu



