Connect with us

EKONOMİ

Küresel Ticaret 2023’te Keskin Bir Şekilde Yavaşlayacak

Yayınlanma:

|

Dünya ticaretinin 2022’nin ikinci yarısında ivme kaybetmesi ve birden fazla şokun küresel ekonomi üzerinde baskı yaratmasıyla Nisan ayında duyurulan 2023 ticaret büyüme tahminini %3,4’ten %1’e revize ediyor. Dünya Ticaret Örgütü ekonomistleri 2022 ticaret büyümesinide %3,5 olarak duyurdu.

Büyük ekonomilerde farklı nedenlerle büyümenin yavaşlaması nedeniyle ithalat talebinin yumuşaması bekleniyor. Avrupa’da Rusya-Ukrayna savaşından kaynaklanan yüksek enerji fiyatları hanehalkı harcamalarını sıkıştıracak ve üretim maliyetlerini artıracaktır.

Amerika Birleşik Devletleri’nde para politikası sıkılaştırması, konut, motorlu taşıtlar ve sabit yatırım gibi alanlarda faize duyarlı harcamaları vuracak. Çin, zayıf dış taleple birlikte COVID-19 salgınları ve üretim kesintileriyle boğuşmaya devam ediyor. Son olarak, yakıtlar, gıda ve gübreler için artan ithalat faturaları, gelişmekte olan ülkelerde gıda güvensizliğine ve borç sıkıntısına yol açabilir.

Genel Direktör Ngozi Okonjo-Iweal, “Politika yapıcılar, enflasyonla mücadele, tam istihdamı sürdürme ve temiz enerjiye geçiş gibi önemli politika hedeflerini ilerletme arasında optimal bir denge bulmaya çalışırken zor seçimlerle karşı karşıya kalıyorlar” dedi.

Ukrayna’da savaşın başlamasından sadece haftalar sonra yayınlanan Nisan tahminlerinde, DTÖ ekonomistleri, savaşın etkisi hakkında kesin verilerin yokluğunda, makul büyüme varsayımları oluşturmak için simülasyonlara güvenmek zorunda kaldılar.

Olaylar geliştikçe, DTÖ’nün 2022 için GSYİH tahminlerinin genel olarak doğru olduğu ortaya çıktı. Bununla birlikte, 2023 için tahminler, enerji fiyatlarının hızla artması, enflasyonun daha geniş tabanlı hale gelmesi ve savaşın pes etme belirtisi göstermemesi nedeniyle artık aşırı iyimser görünüyor.

Mevcut tahmin gerçekleşirse, ticaret büyümesi keskin bir şekilde yavaşlayacak ancak 2023’te pozitif kalmaya devam edecek. Gelişmiş ekonomilerde değişen para politikası ve Rusya’nın öngörülemeyen doğası nedeniyle tahminle ilgili yüksek derecede belirsizlik bulunduğunu belirtmek gerekir.

Grafik 1: Dünya mal ticareti hacmi, 2015Q1-2023Q4
Mevsimsellikten arındırılmış hacim endeksi, 2015=100

Grafik 1, 2023 yılına kadar üç aylık dünya mal ticaret hacmini, tahmin dönemi etrafındaki hata bantlarıyla göstermektedir. Mevcut varsayımlar tutarsa, 2022’deki ticaret büyümesi %2,0 ile %4,9 arasında olabilir. Aşağı yönlü riskler gerçekleşirse, 2023’teki ticaret büyümesi %-2,8 kadar düşük olabilir. Ancak sürprizler yukarı yönlüyse, gelecek yıl ticaret büyümesi %4,6 gibi yüksek bir seviyeye ulaşabilir.

Ukrayna krizi, başta akaryakıt, gıda ve gübre olmak üzere birincil emtia fiyatlarını artırdı. Bunlar, solda küresel emtia fiyat endekslerini ve sağda bölgelere göre doğal gaz fiyatlarını içeren Grafik 2‘de gösterilmektedir.

Grafik 2: Birincil emtia fiyatları, Ocak 2019 – Ağustos 2022
Endeks 2019=100 ve mmbtu başına ABD doları

Ağustos’ta enerji fiyatları bir önceki yılın aynı ayına göre %78 arttı, %250 artışla doğal gaz liderliğini sürdürdü. Aynı dönemde ham petrol fiyatındaki %36’lık artış, kıyaslandığında küçüktü ancak tüketiciler için yine de önemliydi.

Doğal gaz fiyatları bölgeler arasında güçlü bir şekilde farklılaştı ve Avrupa fiyatları Ağustos ayında yıllık bazda %350 arttı. ABD fiyatları aynı ayda %120 arttı, ancak Avrupa seviyelerinin oldukça altında kaldı (Avrupa’da 70,00 $/mmbtu ile karşılaştırıldığında ABD’de 8,80 $/mmbtu).

Avrupa’nın Rusya Federasyonu’ndan gelen azalan arzı desteklemek için sıvılaştırılmış doğal gaza (LNG) yönelik talebi, LNG fiyatını Ağustos ayında %87 arttırdı ve bu durum Asya’daki enerji maliyetlerini de artırdı.

Avrupa gaz fiyatları, 31 Ağustos ile 23 Eylül arasında %34 oranında düşerek son zamanlarda ılımlılaştı, ancak tarihi standartlara göre yüksek kalmaya devam ediyor. Petrol fiyatları da son zamanlardaki zirvelerinden gerileyerek, muhtemelen iyileşen bir arz durumundan ziyade daha zayıf küresel talebi işaret ediyor.

ABD doları cinsinden gıda fiyatları, Rusya Federasyonu ve Ukrayna’nın hem tahıl hem de gübrenin ana tedarikçileri olması nedeniyle de keskin bir şekilde yükseldi. Bu, birçok ülkede, özellikle de hane gelirinin büyük bir bölümünü gıdaya harcama eğiliminde olan düşük gelirli ülkelerde gıda güvenliği endişelerini artırıyor. Birçok para birimi de son aylarda dolar karşısında değer kaybederek gıda ve yakıtları ulusal para birimi cinsinden daha da pahalı hale getirdi.

Ağustos ayında küresel tahıl fiyatları yıllık %15 artarken, yalnızca buğday %18 arttı. Bu, tahılların %33 ve buğdayın %76 arttığı Nisan ayına göre bir iyileşmeye işaret ediyor. Gelecek için potansiyel olarak daha fazla endişe verici olan, 2020’den bu yana neredeyse üç katına çıktıktan sonra Ağustos ayında yıllık %60 artan gübre fiyatlarıdır. Azalan gübre ithalatı ve kullanımı, gelecek yıl mahsul verimini azaltabilir ve gıda güvensizliğini artırabilir.

Tahıl arzı durumu, bazılarının Ukrayna savaşının başlangıcında korktuğu kadar vahim olmasa da, bu hala endişe kaynağı. Bu durum, dünya buğday ticaretinin tahmini değerini ve hacmini gösteren Grafik 3‘te gösterilmektedir. Temmuz ayında ticarete konu olan buğday hacmi Mart ayına göre yaklaşık %20 düştü ama yıllık düşüş sadece %4te kaldı.

Grafik 3: Buğdayda tahmin edilen değer ve dünya ticaret hacmi, Ocak 2020 – Temmuz 2022
(Endeks, Ocak 2020=100)

Temel veriler, bazı ülkelerin daha yüksek fiyatlara tüketimi ve ithalatı azaltarak yanıt verdiğini göstermektedir. Mart ayından bu yana Bolivya’da (%-69), Ürdün’de (%-41), Zambiya’da (%-38), Nijerya’da (%-37) ve Ekvador’da (-%30) ithal buğday miktarları yıllık bazda düşüş gösterdi.

Aşağıdaki Grafik 4, 2019’dan 2023’e kadar bölgelere göre üç aylık ticaret hacmi gelişmelerini ve projeksiyonlarını göstermektedir. (The CIS Region) Bağımsız Devletler Topluluğu-BDT bölgesi, 2022’nin ikinci çeyreğinde Rusya Federasyonu’na yönelik yaptırımların etkisini göstermeye başlamasıyla birlikte çeyrek bazında ihracatta %10,4’lük güçlü bir düşüş yaşadı. Yılın ilk yarısında Kuzey Amerika, Avrupa ve Asya’dan yapılan ihracat genel olarak beklentiler doğrultusunda gerçekleşti.

Grafik 4: Bölgelere göre mal ihracatı ve ithalatı, 2019Ç1-2023Ç4
Hacim endeksi, 2019=100

İthalat tarafında, BDT bölgesi, muhtemelen Rusya Federasyonu’nun SWIFT ödeme sisteminden çıkarılmasının bir sonucu olarak 2022’nin ikinci çeyreğinde %21,7 düştü. Kaynak bakımından zengin diğer bölgelerden (Güney Amerika, Afrika ve Orta Doğu) yapılan ithalat, yüksek emtia fiyatlarının ihracat gelirlerini şişirmesi ve bu bölgelerdeki ülkelerin daha fazla ithalat yapmasına olanak sağlaması nedeniyle beklenenden daha güçlü geldi. Kuzey Amerika ve Avrupa, 2022’nin ilk yarısında beklenenden daha güçlü ithalat büyümesi kaydetti, ancak Asya ithalatı durgunlaştı ve ilk yarıda yıllık %0,7’lik bir büyüme kaydetti.

DTÖ’nün 2022’de dünya mal ticareti hacmindeki %3,5’lik mevcut tahmini, geçen Nisan ayındaki %3,0’lik önceki tahmine yakın ancak biraz daha güçlü, ancak fark çoğunlukla istatistiksel revizyonlar ve yeni verilerin mevcudiyeti ile açıklanıyor.

Tahmin için riskler çok ve birbiriyle ilişkilidir. Büyük merkez bankaları zaten enflasyonu azaltmak için faiz oranlarını yükseltiyor, ancak sıkılaştırmanın aşılması bazı ülkelerde durgunluğu tetikleyebilir ve bu da ithalat üzerinde baskı oluşturabilir.

Alternatif olarak, merkez bankaları enflasyonu düşürmek için yeterli çabayı göstermeyebilir ve muhtemelen gelecekte daha güçlü müdahaleler gerektirebilir. Gelişmiş ekonomilerdeki yüksek faiz oranları, gelişmekte olan ekonomilerden sermaye kaçışını tetikleyerek küresel finansal akışları bozabilir.

Rusya-Ukrayna savaşının tırmanması da iş dünyası ve tüketici güvenini sarsabilir ve küresel ekonomiyi istikrarsızlaştırabilir. Az değer görmüş bir riskse, büyük ekonomilerin küresel tedarik zincirlerinden ayrılması olacaktır. Bu, kısa vadede arz sıkıntılarını şiddetlendirecek ve uzun vadede üretkenliği azaltacaktır.

DTÖ, mal ve ticari hizmet ticaretinde mevcut eğilimleri belirlemek için bir dizi göstergeyi takip eder. Bunlardan biri, tahmine ek bağlam sağlamak için aşağıda sunulmuştur. Satın alma yöneticilerinin endeksleri (Purchasing managers’ indices – PMI’ler), iş anketlerine dayanan aylık ekonomik göstergelerdir. JP Morgan, 40’tan fazla ülkeden gelen PMI’ları, 50’den büyük değerler genişlemeyi ve 50’den düşük değerler daralmayı ifade eden bir küresel imalat PMI’sinde toplamaktadır (Grafik 5).

Grafik 5: PMI – Küresel Satın Alma Yöneticileri Endeksleri, Ocak 2018 – Ağustos 2022
Not: 50’den büyük değerler genişlemeyi, 50’den küçük değerler ise daralmayı gösterir.

PMI endeksi, genişlemeyi daralmadan ayıran 50 eşik değerinin hemen üzerinde, Ağustos ayında 50,3 ile 26 ayın en düşük seviyesine geriledi. Bu arada, yeni ihracat siparişlerini temsil eden alt endeks 47.0’a düşerek daralma sinyali verdi. Bu, küresel imalat faaliyetinin durduğunu ve mal ticaretinin önümüzdeki aylarda yavaşlamaya devam edeceğini gösteriyor.

PMI’nın diğer alt endeksleri küresel tedarik zincirlerinin durumuna ışık tutuyor. Girdi fiyatlarını temsil eden bir endeks Nisan’daki 71,6’dan Ağustos’ta 61.1’e düştü. Nihai mal fiyatlarının bir başka endeksi de aynı dönemde 63,8’den 56,7’ye düştü. Bunlar birlikte, enflasyonist baskıların hala yüksek olmasına rağmen zirveye ulaşmış olabileceğini gösteriyor.

Ağustos ayında teslimat süreleri de kısaldı ve mamul stokları yükseldi. Birkaç ay önce tüm bu göstergeler tedarik zinciri baskılarının hafiflediğine dair olumlu göstergeler olarak görülüyordu, ancak bugün küresel talebin zayıfladığının sinyalini verebilirler.

Kaynak: Trade growth to slow sharply in 2023 as global economy faces strong headwinds, WTO.ORG

Okumaya devam et

EKONOMİ

Haziran–Ağustos’ta 2 trilyon TL borç servisi: Hazine büyük sınava giriyor

Haziran–Ağustos’ta 2 trilyon TL borç servisi: Hazine yaz aylarında yoğun borçlanma trafiğine giriyor

Yayınlanma:

|

Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın Haziran–Ağustos 2026 iç borçlanma stratejisi, yaz döneminde kamu finansmanı açısından oldukça yoğun bir takvime girildiğini gösteriyor. Üç aylık dönemde toplam borç ödemesi 2,013 trilyon TL olacak. Bunun 1,767 trilyon TL’si iç borç servisi, 245,7 milyar TL’si dış borç servisi niteliğinde. Buna karşılık Hazine’nin aynı dönemde planladığı iç borçlanma tutarı 1,848 trilyon TL seviyesinde bulunuyor.

Haziran ayı özelinde toplam borç ödemesi 686,6 milyar TL. Bunun 554,9 milyar TL’si iç borç servisi; iç borç servisinin 373,5 milyar TL’si anapara, 181,4 milyar TL’si faiz ödemesinden oluşuyor. Hazine, Haziran’da 543,8 milyar TL iç borçlanma planlıyor.

Üç aylık tablo

Ay Toplam ödeme İç borç servisi İç borçlanma planı
Haziran 2026 686,6 milyar TL 554,9 milyar TL 543,8 milyar TL
Temmuz 2026 681,8 milyar TL 616,3 milyar TL 708,7 milyar TL
Ağustos 2026 644,3 milyar TL 595,8 milyar TL 595,8 milyar TL
Toplam 2,013 trilyon TL 1,767 trilyon TL 1,848 trilyon TL

Hazine’nin Haziran ayında 8–16 Haziran arasında toplam 11 ihraç planladığı görülüyor. Takvimde ABD doları cinsi devlet tahvili ve kira sertifikası, TÜFE’ye endeksli tahvil, TLREF’e endeksli tahvil, değişken faizli tahvil, altın tahvili, altına dayalı kira sertifikası, Hazine bonosu ve sabit kuponlu devlet tahvilleri yer alıyor.

Bu tablo, Hazine’nin yalnızca klasik TL tahvil piyasasına yaslanmadığını; döviz, altın, kira sertifikası, değişken faizli ve endeksli ürünlerle yatırımcı tabanını genişletmeye çalıştığını gösteriyor. Bu tercih, yüksek borç çevirme ihtiyacının tek bir enstrümana yüklenmeden karşılanmak istendiğine işaret ediyor.

Kritik risk: Faiz yükü büyüyor

Haziran’da iç borç servisinin 181,4 milyar TL’si faiz ödemesi. Temmuz’da faiz yükü 246,8 milyar TL’ye yükseliyor. Bu durum, borçlanma maliyetlerinin bütçe üzerinde giderek daha belirgin baskı oluşturduğunu gösteriyor.

Yani sorun yalnızca anapara çevrimi değil; yüksek faiz ortamında çevrilen borcun gelecekte bütçeye daha yüksek faiz yükü olarak dönme ihtimali de güçleniyor.

Piyasalar açısından anlamı

Bu büyüklükte bir borçlanma programı, bankaların bilanço yönetimini, mevduat faizlerini, tahvil faizlerini ve kredi iştahını doğrudan etkileyebilir. Hazine’nin yüksek montanlı borçlanma ihtiyacı, piyasa faizlerinin aşağı gelmesini zorlaştırabilir. Bankalar açısından devlet iç borçlanma senetleri cazip kaldıkça, reel sektöre kredi verme iştahı sınırlı kalabilir.

Haziran ayının ayrıca enflasyon ve merkez bankaları takvimi açısından da kritik olduğu görülüyor. TCMB’nin Para Politikası Kurulu toplantısı 11 Haziran 2026 tarihinde yapılacak. Mayıs ayı enflasyon verisinin ise TÜİK takvimine göre 3 Haziran’da açıklanması bekleniyor.

Haziran–Ağustos dönemi, Hazine için yalnızca rutin borç çevirme dönemi değil; aynı zamanda faiz, likidite, kur, enflasyon ve banka bilançoları açısından kritik bir stres testi olacak.

Hazine’nin 3 ayda 2 trilyon TL’yi aşan borç servisi ve 1,85 trilyon TL’ye yaklaşan iç borçlanma planı, Türkiye ekonomisinde kamu finansmanının piyasa dengeleri üzerindeki etkisinin yaz aylarında daha fazla hissedileceğini gösteriyor. Bankalar, yatırımcılar ve reel sektör açısından Haziran ayı, yalnızca ihale takvimi değil; faizin, likiditenin ve kredi kanallarının yeniden fiyatlanacağı bir dönem olabilir.

Bu kadar yoğun borçlanma TL’nin sulandırılması anlamına mı geliyor?

TL neden sulanabilir?

Hazine’nin Haziran-Ağustos döneminde yaklaşık 1,85 trilyon TL yeni iç borçlanma yapacak olması piyasadaki TL miktarını doğrudan ve dolaylı etkileyebilir.

Bunun birkaç kanalı var:

1. Borç ödemeleri piyasaya likidite bırakır

  • Hazine vadesi gelen tahvil ve bonoları öder.
  • Bankalar ve yatırımcılar hesaplarına yüklü miktarda TL alır.
  • Bu para tekrar tahvillere gitmezse dövize, altına veya mevduata kayabilir.

2. Faiz ödemeleri yeni para etkisi yaratır

  • Haziran ayında sadece faiz ödemesi 181 milyar TL.
  • Temmuz ve Ağustos ile birlikte yüz milyarlarca lira yatırımcıların hesaplarına geçecek.
  • Bu gelirler harcamaya veya farklı yatırım araçlarına yönelirse TL dolaşımı artar.

3. Merkez Bankası dolaylı olarak likiditeyi yönetmek zorunda kalır

  • Hazine’nin hesabından piyasaya çıkan para bankacılık sisteminde fazla likidite oluşturabilir.
  • TCMB bunu depo ihaleleri, zorunlu karşılıklar veya likidite senetleriyle çekmeye çalışır.

Ama neden tam anlamıyla para basmak değildir?

Burada kritik ayrım şudur:

Hazine piyasadan borçlanıyor.

Yani:

  • Bir taraftan 554 milyar TL ödeme yapıyor.
  • Diğer taraftan 543 milyar TL yeni borçlanıyor.

Dolayısıyla net bazda sistemde sınırsız yeni para oluşmuyor.

Eğer TCMB doğrudan Hazine’ye para basıp verseydi bu gerçek anlamda parasal genişleme olurdu.

Türkiye’de mevcut sistemde Hazine ağırlıklı olarak:

  • Bankalardan,
  • Fonlardan,
  • Sigorta şirketlerinden,
  • Bireysel yatırımcılardan

borçlanıyor.

Asıl risk nerede?

Sorun TL’nin miktarından çok borcun sürekli çevrilmesi.

Bugün:

  • 2 trilyon TL borç ödeniyor.
  • Yeni 1,85 trilyon TL borç alınıyor.

Yarın:

  • Bu 1,85 trilyon TL’nin de vadesi gelecek.
  • Daha yüksek faizle yeniden çevrilmesi gerekecek.

Bu durum zamanla:

  • Faiz giderlerini büyütür
  • Bütçe açığını artırır
  • Vergi ihtiyacını artırır
  • Enflasyon baskısını yükseltir
  • TL üzerindeki güven baskısını artırabilir

“Hazine borç mu ödüyor, yoksa borcu yeni borçla mı çeviriyor?”

Bugünkü tabloya bakıldığında Türkiye’nin yaptığı şey büyük ölçüde: “Borç ödeyerek borçlanmak değil, borçlanarak borç çevirmek.”

Bu sürdürülebilir olduğu sürece sorun oluşturmaz. Ancak büyüme yavaşlar, faizler yüksek kalır ve bütçe açığı büyürse, piyasa bir noktadan sonra daha yüksek faiz talep etmeye başlar. İşte TL üzerindeki asıl baskı da o zaman ortaya çıkar.

Bu nedenle Haziran-Ağustos dönemindeki 2 trilyon TL’lik borç servisi, yalnızca bir finansman operasyonu değil; aynı zamanda Türkiye’nin faiz, enflasyon ve kur dengesinin de önemli bir sınavı niteliğindedir.

Okumaya devam et

EKONOMİ

Kredi Kısarak Enflasyon Düşer mi? Bedeli Reel Sektöre, Faturası Kime?

Yayınlanma:

|

Türkiye’de enflasyonla mücadelede kredi büyümesine getirilen sınırlar, para politikasının ana araçlarından biri haline geldi. Ancak soru kritik: Sadece kredi musluklarını kısarak enflasyon kalıcı biçimde düşer mi? Yanıt kısa: Talebi soğutur, ama tek başına yapısal enflasyonu çözmez; üstelik reel sektörde üretim, istihdam, nakit akışı ve yatırım tarafında kalıcı hasar bırakabilir.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın 2026 para politikası metninde kredi büyümesinin ve kredi kompozisyonunun “dezenflasyon sürecini ve parasal aktarım mekanizmasını destekleyici” çerçevede tutulacağı açıkça belirtiliyor. TCMB Başkanı Fatih Karahan’ın, 2025 Şubat ayında Uşak ve Denizli sunumlarında da benzer görüşler vardı.  Yani kredi kısıtları, tesadüfi değil; mevcut ekonomi programının bilinçli bir parçası. TCMB ayrıca kredi büyüme sınırlarının ve istisnaların yıl içinde gözden geçirileceğini de ilan etmiş durumda.

Kredi kısıtlaması dışında hangi para politikası araçları var?

Enflasyonu düşürmek için ekonomi yönetiminin elindeki araç sadece kredi kısıtlaması değildir. Başlıca araçlar şunlardır:

Politika faizi: Merkez Bankası faizi artırarak tüketimi, kredi talebini ve döviz talebini yavaşlatır. Reuters’ın Mayıs 2026 haberlerinde TCMB politika faizinin yüzde 37 seviyesinde olduğu, enflasyon baskıları nedeniyle faiz artışı beklentilerinin yeniden gündeme geldiği aktarılıyor.

Zorunlu karşılıklar: Bankaların topladıkları mevduatın bir kısmını krediye dönüştürmesini sınırlayan veya yönlendiren araçtır. TCMB, Mayıs 2026’da bazı krediler için zorunlu karşılık uygulamalarında değişiklik yaparak kredi dinamiklerini etkilemeye devam etti.

Likidite yönetimi: Merkez Bankası piyasaya verdiği TL miktarını sıkılaştırarak bankaların fonlama maliyetini yükseltebilir.

Makroihtiyati tedbirler: Kredi büyüme sınırı, kredi kartı taksit sınırlamaları, ihtiyaç kredisi vade kısıtları, ticari kredi büyüme limitleri gibi düzenlemeler bu gruptadır.

Kur ve beklenti yönetimi: Enflasyon sadece bugünkü talep değil, gelecekteki fiyat beklentileriyle de ilgilidir. TCMB, enflasyon beklentileri ve fiyatlama davranışlarının dezenflasyon süreci için risk oluşturduğunu vurguluyor.

Maliye politikası desteği: Kamu harcamalarının, vergi politikasının ve bütçe disiplininin para politikasıyla uyumlu olması gerekir. IMF, Türkiye’de sıkı para politikası, ılımlı ücret artışı ve genel olarak nötr maliye politikasının kademeli dezenflasyonu destekleyeceğini belirtiyor.

Sadece kredi kısarak enflasyon düşürülebilir mi?

Kısa vadede evet, kalıcı olarak hayır.

Kredi kısıldığında tüketici daha az borçlanır, şirket daha az stok yapar, yatırım ertelenir, iç talep soğur. Talep yavaşlayınca bazı fiyat artışları frenlenir. Ancak Türkiye’de enflasyonun önemli bölümü sadece talep kaynaklı değildir.

Türkiye’de enflasyonun arkasında kur geçişkenliği, enerji maliyetleri, gıda arz sorunları, kira baskısı, vergi artışları, ücret-fiyat sarmalı, ithal girdi bağımlılığı ve beklenti bozulması da vardır. Nitekim Nisan 2026’da aylık enflasyonun yüzde 4,18’e, yıllık enflasyonun yüzde 32,37’ye yükselmesinde enerji, gıda, konut, ulaşım ve dış jeopolitik baskıların etkili olduğu bildirildi.

Bu nedenle sadece kredi kısılması, hastalığın tamamını değil, belirtilerinden birini baskılar. Talep düşer ama maliyet enflasyonu devam ederse reel sektör iki taraftan sıkışır: satış yavaşlar, maliyet düşmez.

Reel sektöre telafisi zor zararlar

Kredi kısıtlaması en çok nakit akışı kırılgan, özkaynağı zayıf, vadeli çalışan, stokla üretim yapan ve ihracat/ithalat dengesine bağımlı firmaları vurur.

İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran Nisan ayında Programın sanayiciye, iş insanına ve KOBİ’lere iyi gelmediğini, mevcut yaklaşımın reel sektör ve bankalar üzerinde ağır bir yük oluşturduğunu belirtti.

Uygulanan Politikanın başlıca zararlarına geline:

1. İşletme sermayesi krizi: Firma mal alacak, üretim yapacak, maaş ödeyecek; ama krediye ulaşamıyorsa çark yavaşlar.

2. Vadeli satış zinciri bozulur: Reel sektörde birçok firma peşin alıp vadeli satar. Kredi olmayınca bu zincir kopar.

3. Konkordato ve batık kredi riski artar: Kredi kısıtı, borcu olan firmaya “nefes alma” imkânı vermezse, geçici likidite sorunu kalıcı iflas riskine dönüşür.

4. Yatırımlar ertelenir: Makine, kapasite artışı, ihracat yatırımı ve enerji yatırımı askıya alınır.

5. İstihdam kaybı doğar: Önce fazla mesai biter, sonra vardiya düşer, ardından işten çıkarma başlar.

6. Bankaların aktif kalitesi bozulur: Kredi verilmeyince risk azalıyor gibi görünür; ancak mevcut kredilerin tahsil kabiliyeti zayıflarsa bankaların takipteki alacakları artabilir. Ziraat Bankası CEO’su Alpaslan Çakar da 2025 Aralık sonunda, uzun süren sıkı para politikasının finansman maliyetlerini artırabileceği, işgücü piyasasını zayıflatabileceği, büyümeyi yavaşlatabileceği ve bankaların aktif kalitesini olumsuz etkileyebileceği uyarısında bulunmuştu.

Buna rağmen neden devam ediliyor?

Çünkü ekonomi yönetimi açısından enflasyonu düşürmek için önce iç talebin kontrol altına alınması gerekiyor. Türkiye’de kredi büyümesi yüksek kaldığında, talep canlı kalıyor; talep canlı kaldığında fiyatlama davranışı bozuluyor; fiyatlama bozulduğunda da enflasyon beklentisi düşmüyor.

TCMB Başkanı Fatih Karahan, 2026 Enflasyon Raporu sunumunda ticari kredi büyümesinin dezenflasyon patikasıyla uyumlu seyretmesi için yabancı para kredi büyüme sınırının düşürüldüğünü ve TL ticari kredilerde istisnaların daraltıldığını belirtti. Bu adımların ardından ticari kredilerde büyümenin hız kestiğini ifade etti.

Yani kredi kısıtlamasının arkasındaki ana mantık şu:

Talebi yavaşlat → fiyat artış hızını düşür → beklentileri kır → enflasyonu aşağı çek.

Ancak bu zincirin çalışması için maliye politikası, kur politikası, gıda arzı, enerji maliyeti ve kamu fiyat ayarlamaları da aynı yönde çalışmalıdır. Aksi halde kredi kısıtlaması reel sektörü boğar ama enflasyon beklenen hızda düşmeyebilir.

Fatura kime çıkar?

Bu politikanın faturası eşit dağılmaz.

En ağır fatura KOBİ’lere çıkar. Büyük şirketler tahvil, halka arz, yurtdışı kredi veya grup içi finansmana erişebilir. KOBİ’nin tek kapısı bankadır.

İkinci fatura çalışanlara çıkar. Satış düşer, üretim azalır, işten çıkarma ve ücret baskısı başlar.

Üçüncü fatura tüketiciye çıkar. Kredi kartı, ihtiyaç kredisi, konut kredisi pahalanır; alım gücü düşer.

Dördüncü fatura bankalara çıkar. Yeni kredi riski sınırlansa bile eski kredilerin tahsil riski büyür.

Beşinci fatura devlete çıkar. Büyüme yavaşladığında vergi tahsilatı zayıflar, sosyal destek ihtiyacı artar.

Alternatif ne olmalı?

Kredi kısıtlaması tamamen kaldırılmalı demek gerçekçi değildir. Ancak seçici, üretimi koruyan, tüketim ve spekülasyonu hedef alan bir model gerekir.

Öneriler:

Üretim, ihracat, istihdam ve enerji verimliliği kredileri kısıt dışında tutulmalı.

KOBİ’ler için işletme sermayesi kredilerinde ayrı kota açılmalı.

Kredi kısıtı sektör ayrımı yapmalı: Lüks tüketim, ithal tüketim ve spekülatif işlemler ayrı; üretim ve ihracat ayrı değerlendirilmelidir.

Vergi ve kamu zamları para politikasıyla uyumlu olmalı.

Gıda, kira ve enerji tarafında arz artırıcı reformlar yapılmalı.

Bankalar yalnızca kredi kısmaya değil, doğru firmayı seçerek finansmanı sürdürmeye yönlendirilmeli.

Üretim Enflasyon mücadelerine feda edilmemeli

Kredi kısıtlaması enflasyonla mücadelede kullanılan güçlü ama yan etkisi yüksek bir ilaçtır. Doz iyi ayarlanmazsa enflasyonu düşürürken üretim kapasitesini, istihdamı ve firma sermayesini tahrip edebilir.

Türkiye’nin ihtiyacı sadece “kredi musluğunu kısmak” değil; enflasyonu düşürürken üretimi yaşatacak akıllı kredi mimarisi kurmaktır.

Aksi halde enflasyon düşse bile geriye daha zayıf şirketler, daha kırılgan bankalar, daha yüksek işsizlik ve daha yorgun bir reel sektör kalabilir.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist     www.bankavitrini.com

Okumaya devam et

EKONOMİ

CHP’de “Mutlak Butlan” Depremi

Yayınlanma:

|

Yazan:

CHP’de “Mutlak Butlan” Depremi: Kılıçdaroğlu’nun Dönüşü Piyasaları Neden Sarstı?

Türkiye siyasetinde benzeri görülmemiş bir yargı kararı, yalnızca muhalefet dengelerini değil; ekonomi, piyasa güveni ve yatırımcı algısını da doğrudan etkiledi.

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin CHP’nin 38. Olağan Kurultayı hakkında verdiği “mutlak butlan” kararıyla birlikte, Özgür Özel yönetiminin hukuken yok hükmünde sayılması ve eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu yönetiminin yeniden göreve dönmesi Türkiye’de siyasi tansiyonu bir anda yükseltti.

Bu karar yalnızca CHP içi bir kriz değil… Piyasaların gözünde bu gelişme, “Türkiye’de siyasi belirsizlik riskinin yeniden büyümesi” olarak fiyatlandı.

Piyasalar İlk Tepkiyi Nasıl Verdi?

Uluslararası basında yer alan ilk değerlendirmelerde, karar sonrası Türk hisse senedi piyasasında sert satışların yaşandığı, Borsa İstanbul’da %6’yı aşan düşüşlerin görüldüğü ifade edildi.

Ekonomide ilk etkiler şu başlıklarda hissedildi:

  • Borsa İstanbul’da satış baskısı arttı
  • Bankacılık hisselerinde volatilite yükseldi
  • CDS risk primi yeniden gündeme geldi
  • Döviz piyasasında kısa süreli tedirginlik oluştu
  • Yabancı yatırımcı tarafında “hukuki öngörülebilirlik” tartışmaları yeniden başladı

Özellikle bankacılık sektörü açısından siyasi istikrar algısı son derece kritik olduğu için, bu tür ani ve sistemik siyasi gelişmeler finans sektörünü doğrudan etkiliyor.

Ekonomiyi Neden Bu Kadar Etkiliyor?

Çünkü finans piyasaları “belirsizliği” sevmez.

Bir ülkede:

  • ana muhalefetin yargı kararıyla yönetim değişikliğine zorlanması,
  • siyasi kutuplaşmanın yeniden yükselmesi,
  • erken seçim ihtimalinin konuşulması,
  • sokak tansiyonu riskinin artması,

yatırımcı açısından “ek risk” anlamına geliyor.

Bu durumun sonucu ise genellikle:

  • daha yüksek faiz,
  • daha pahalı dış borçlanma,
  • daha düşük yabancı yatırım,
  • daha kırılgan kur dengesi oluyor.

19 Mart Süreci Hatırlandı

Ekonomi çevrelerinde en çok yapılan karşılaştırmalardan biri, 2025 yılında yaşanan siyasi operasyonlar sonrası ortaya çıkan finansal türbülans oldu.

Özellikle İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu sürecinde piyasalarda yaşanan sert hareketler ve Merkez Bankası rezervlerine yönelik baskı yeniden gündeme geldi. Financial Times ve çeşitli ekonomi yorumcuları, yeni CHP krizinin benzer bir güven sorunu yaratabileceğine dikkat çekiyor.

Bankalar Açısından Risk Ne?

En kritik başlıklardan biri de bankacılık sistemi.

Çünkü siyasi stres dönemlerinde:

  • mevduat dolarizasyonu artabiliyor,
  • kredi talebi bozulabiliyor,
  • yabancı fonlama maliyetleri yükselebiliyor,
  • bankaların sendikasyon maliyetleri baskı altına girebiliyor.

Özellikle son dönemde:

  • yüksek faiz,
  • sıkı kredi politikası,
  • reel sektörün finansman sıkıntısı,
  • artan tahsili gecikmiş alacaklar

zaten bankacılık sistemi üzerinde ciddi baskı oluşturuyordu.

CHP’deki bu kriz, ekonomide zaten kırılgan olan güven ortamına yeni bir stres testi ekledi.

“Mutlak Butlan” Kararı Neden Tarihi?

Türkiye siyasi tarihinde ilk kez büyük bir ana muhalefet partisinin kurultayı, “yok hükmünde” kabul edilerek eski yönetimin göreve dönüşüne karar veriliyor.

Bu nedenle karar yalnızca CHP’nin iç meselesi değil;
aynı zamanda:

  • hukuk devleti,
  • demokratik süreçler,
  • siyasi istikrar,
  • yatırımcı güveni

başlıklarında da uluslararası yankı oluşturmuş durumda.

Önümüzdeki Süreçte Ne Olabilir?

Piyasaların dikkat edeceği kritik başlıklar şunlar olacak:

  1. CHP kararı Yargıtay’a taşıyacak mı?
  2. Parti içinde bölünme olur mu?
  3. Erken seçim tartışmaları büyür mü?
  4. Sokak tansiyonu yükselir mi?
  5. Yabancı yatırımcı Türkiye riskini yeniden fiyatlar mı?
  6. Merkez Bankası üzerindeki kur baskısı artar mı?

Güven Sarsıldı

Ekonomiler sadece faizle değil, güvenle yönetilir.

Bugün Türkiye’de yaşanan mesele yalnızca bir parti içi liderlik değişimi değil… Piyasaların gözünde bu karar: “Türkiye’de siyasi ve hukuki öngörülebilirlik yeniden tartışmalı hale geliyor mu?” sorusunu gündeme taşıdı.

Ve finans piyasaları için bazen en büyük risk; ekonomik veriler değil, siyasi belirsizliğin kendisi olur.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.