Connect with us

GÜNDEM

Prof. Dr. BORATAV: Dolar hegemonyasının sonu? Bir bankerin görüşleri

Yayınlanma:

|

Başlıkta sözü edilen banker Zoltan Pozsar’dır. İsviçre’nin dev yatırım bankası Credit Suisse’in Kısa Vadeli Yatırım Stratejileri Bölümü’nün yöneticisi olduğunu öğreniyoruz.

Adını duymamıştım. Rusya’nın Ukrayna işgaline karşı Batı ittifakının uyguladığı yaptırımlar sonrasında Credit Suisse raporları olarak (12 Mart, 2 Ağustos, 17 Aralık, 29 Aralık 2022 tarihli) dört makale yayımladı.

En azından bir banker için “aykırı” metinler…  İkisinin başlığı, kapsamları hakkında bir fikir vermekte: “Yeni bir dünya para düzeninin doğuşuna tanık oluyoruz” ve “Savaş ekonomisine hoş geldiniz”.

Dünya sisteminin bugünkü sorunlarına ışık tutan özellikleri var. Aktararak değerlendirmek istedim.

Enflasyon sorunu

Yazar, Credit Suisse’te yöneticidir. En azından “görev duygusu gereği”, enflasyon sorunu üzerinde odaklanıyor.

Sözünü ettiğim yazılar, Ukrayna savaşının başlamasını izliyor. Savaş, yatırım bankası Credit Suisse’in müşterileri açısından ayrıca önem taşıyor. Pozsar onlara hitap ederek şu tespitleri ileri sürüyor. “Savaş, meta (commodity) akımlarını aksatır. Metaları, fabrikaları denetleyenler enflasyonu da yönlendirir. Enflasyonu yönlendirenler faiz oranlarını denetler. Faizler de genel olarak finansal servetin düzeyini belirlemiş olur.

Milyarlarca dolarlık finansal servet sahipleri sıradan rantiyelerden farklıdır. Onlar için finansal varlıklarının düzeyini korumak, artırmak öncelik taşır. Faizlerin yükselmesi, sıradan rantiyeleri sakinleştirir; ama finansal varlıklar (örneğin tahviller) değer yitirir.

Peki savaşın katkısı nedir? Meta üretimi aksar; arzı kısılır; enflasyon tetiklenir. Yazar, savaş öncesindeki düşük enflasyon döneminin nedenlerini ve nimetlerini de hatırlatıyor.

“Düşük enflasyonlu dünya üç sütuna dayanmaktaydı: Ucuz göçmen emeği ABD’de hizmet sektörü ücretlerinin durgun seyretmesini sağlıyordu. Çin’den ithal edilen ucuz tüketim malları düşük ücretlilerin geçim düzeyini destekliyordu. Rusya’nın ucuz doğal gazı da Alman sanayiine ve genel olarak AB’ye güç veriyordu.”

“Bu sayede Amerikalılar dünyanın sunabildiği tüm ucuz nesneleri tüketmekteydi. Finansal varlık zenginleri, parasal genişlemeden yararlanıyor; ucuz Rus enerjisi ile Avrupa’da üretilen nitelikli ürünlere de ulaşabiliyordu. Yoksul aileler de Çin’den gelen ucuz malların hepsini alıyordu. Rusya ve Çin bu makro-ekonomik barışın kefilleri olmaktaydı.” 

Makro-ekonomik barışa ABD son verdi

Pozsar’ın “makro-ekonomik barış” olarak adlandırdığı ortamın belirleyici özelliği fiyat istikrarıdır. Parasal genişleme mal piyasalarına akarak enflasyonu beslemez.  Finansal varlıklara kayar; onları şişirir ve finans kapitali ihya eder.

Yazara göre “düşük enflasyon dünyasının çöküşü, ulusalcı (“nativist”) ve jeopolitik” etkenlere bağlanmalıdır. “Trump’ın göçmen-karşıtı politikaları ABD istihdamında iki milyonluk gerilemeye yol açtı. Çin’e açılan ticaret savaşı korumacı tarifelerle başladı; teknolojik savaşa dönüştü; sonunda ulusal bir politika oldu.”

Uluslararası işgücü ve ticaret akımlarını etkileyen bu şoklara jeopolitik katkı ABD’den geldi: “Putin’in Avrupa’yı ucuz Rus gazına bağımlı kılma çabası, güç dengesini ABD aleyhine değiştirmeyi hedefliyordu. ABD Kuzey Akımı 2’yi baltalayarak engelledi. NATO’nun Avrupa’daki güçler dengesini bozması da Ukrayna’daki sıcak savaşa yol açtı.”

İki taraf da hızla ekonomik anlamda ‘silahlandı’. ABD dolar silahını kullandı; Rusya ise metaları… Savaş ekonomisine hoş geldiniz. Artık devlet başkanları önemlidir; merkez bankalarının başkanları değil. Bugünkü enflasyon arz ve jeopolitik ile ilgilidir; ulusal taleple değil. Anlamak için Friedman’ı değil, Brzezinski’yi okumak gerekiyor.

Dolar hegemonyasını zedeleyen eylemler

Bugünkü biçimi ile 1971’de oluşan dolar hegemonyası, Bretton Woods II olarak da anılır. ABD’nin üretken gücü aşınmış; kronik cari işlem açıkları vermeye başlamıştır. 21’nci yüzyılda Çin “dünya fabrikası” olur. Rusya ve OPEC ülkeleri ise petrol, doğal gaz ve ham madde ihracatçıları olarak öne çıkar. Bu ülkeler, astronomik cari işlem fazlalarını ABD hazine bonolarına ve hisse senetlerine akıtarak dolar hegemonyasına destek de olurlar.

Pozsar’a göre “Batı, Rusya’nın dolar rezervlerine el koyunca Bretton Woods II’nin dayanakları çöktü”. ABD girişimi ile Venezuela ve Afganistan merkez bankalarına karşı uygulanan benzer operasyonlar önemli görülmedi. Rusya’nın 300 milyar dolarlık rezervinin FED ve Batı merkez bankaları tarafından bloke edilmesi ise niteliksel bir fark yarattı.

“Dolar emperyalizmi” üzerindeki katkılarıyla tanınan Michael Hudson bu adımı “dolarlaşmış dünya son buluyor; Amerikan imparatorluğu kendisini yok ediyor” diye değerlendirmişti.

Zoltan Pozsar da ona katılıyor. O nedenle yeni bir para sistemi gündemdedir.

Bretton Woods III’ü kim, nasıl inşa edecek?

ABD’nin belirleyici katkıları nedeniyle Bretton Woods II son bulmaktadır. Yenisi, hangi özelliklerle, kimler tarafından kurulacaktır?

Pozsar, bu sorulara temel bir ikilemden hareket ederek yanıt arıyor: Yeni para sistemi, sermaye hareketleri tarafından mı, meta üretiminin zincirleri içinde mi belirlenecektir? Pozsar’a göre meta üretiminin iki büyük merkezi olan “Çin ve Rusya arasındaki özel ilişki bir finansal gündem de taşıyarak Bretton Woods III’ü de biçimlendirmektedir. Yeni ve çok kutuplu dünyanın inşacıları, yeni üyelerinin katılımıyla BRICS’tir.

Bugün Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika’dan oluşan BRICS’e yeni katılımlar gündemdedir. İki aday olan İran ve Suudi Arabistan’ın üyeliği halinde, sanayi, tarım, madencilik, petrol, doğal gaz üretimini dünya ticaretine taşıyan dev bir blok oluşacaktır. Pozsar’a göre “metalar bizden, sorunlar sizden kaynaklanıyor” sloganı ile dolar hegemonyasına karşı çıkacak durumdadır.

Zoltan Pozsar, Şi Jinping’in Aralık 2022’de Körfez İşbirliği Konseyi (GCC) üyeleri ile yaptığı toplantıya bu çerçeve içinde büyük önem veriyor. İlk adım dış ticaretin ulusal paralarla yürütülmesidir. Suudi petrolünün Çin’in ulusal parası olan yuan karşılığında ihraç edilmesi gibi…

Çin Suudi Arabistan’a karşı dış ticaret açığı verirse ne olacak? Şi Jinping iki çözüm öneriyor. Birincisi Çin’e petrol, doğal gaz ihraç eden GCC ülkeleri ile 3-5 yıllık bir ekonomik işbirliğidir. Yuan fazlalarının kullanılacağı bir yatırım programı söz konusudur. “Temiz enerji altyapısı” ile başlayıp uzay sanayiine ulaşan geri ve ileri bağlantıları kapsayan programın finansmanı yuan fazlaları ile karşılanacaktır.

Şi’nin önerdiği ikinci yöntem halen işlemektedir. Çin Merkez Bankası ile diğer merkez bankaları arasındaki swap sözleşmelerini birleştiren bir “köprü” kurulmuştur. Pozsar bu “köprü”nün işlevini (galiba farazî) bir örnekle açıklıyor. Hindistan Rusya’dan petrol ithalatının bir bölümünü BAE parası olan “dirhem” ile ödeyebilir. BAE Merkez Bankası sözü geçen “köprü anlaşması” üyelerinden biridir. Bu sayede Rusya Hindistan’dan alacağını Çin Merkez Bankası’ndan tahsil edebilir ve Batı bankalarının yaptırımlarına muhatap olmaz.

Şi Jinping’in sözünü ettiği “merkez bankaları köprüsü”, anlaşılan Çin Merkez Bankası’nın oluşturduğu dijital yuan’ı kullanmaktadır. Moskova’daki Avrasya Ekonomik Komisyonu ise doğrudan doğruya bir uluslararası rezerv para tasarımı üzerinde çalışmakta; Çin de bu çalışmaya katılmaktadır. 1944’te inşa edilen Bretton Woods I müzakerelerinde, birikimli dış dengesizliklerin düzenlenmesinde bir uluslar-üstü para birimi (“bancor”) tartışılmış; sonuç ise ABD’nin altın rezervlerine bağlanan dolar olmuştu.

Bugünkü çalışmalar yeni bir para birimi ile sonuçlanırsa katılan ülke paralarının göreli ağırlığı, uluslararası ticaretteki payları ile bağlantılı olmalıdır. Pozsar da makalelerinde bu seçeneğe yatkın görünmektedir.

Dolar hegemonyasına son veren dönüşüm başlamaktadır. İyimser beklentilerle izleyeceğiz.

Prof. Dr. Korkut BORATAV – sol.org.tr

Okumaya devam et

GÜNCEL

Unuttuğunuz Dijital Cüzdanlar Ortaya Çıkacak: TCMB’den Yeni Sorgulama Sistemi

Yayınlanma:

|

Yazan:

TCMB’den Yeni e-Devlet Hizmeti: Artık Hangi Elektronik Para Kuruluşlarında Hesabınız Olduğunu Tek Tıkla Görebileceksiniz

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), ödeme sistemlerinde şeffaflığı ve kullanıcı güvenliğini artıracak önemli bir uygulamayı hayata geçirdi. Yeni geliştirilen “Ödeme ve Elektronik Para Kuruluşu Hesap Sahipliği Sorgulama” hizmeti sayesinde vatandaşlar, adlarına kayıtlı elektronik para ve ödeme kuruluşu hesaplarını artık e-Devlet üzerinden görüntüleyebilecek.

Amaç: Daha Güvenli ve Şeffaf Ödeme Ekosistemi

TCMB’den yapılan açıklamada, Bankanın 6493 sayılı Ödeme ve Menkul Kıymet Mutabakat Sistemleri, Ödeme Hizmetleri ve Elektronik Para Kuruluşları Hakkında Kanun kapsamında ödeme sistemlerini düzenleme ve denetleme görevini yürüttüğü hatırlatıldı.

Açıklamada, ödeme sistemlerinin güvenli, kesintisiz, etkin ve verimli çalışmasını sağlamak amacıyla sektör paydaşlarıyla yürütülen çalışmalar sonucunda yeni sorgulama hizmetinin geliştirildiği belirtildi.

Vatandaşlar Neleri Görebilecek?

Yeni hizmet kapsamında gerçek kişiler;

  • Adlarına kayıtlı ödeme kuruluşlarını,
  • Elektronik para kuruluşlarındaki hesaplarını,
  • Hangi kuruluşlarda aktif hesaplarının bulunduğunu

e-Devlet Kapısı üzerinden tek ekranda görüntüleyebilecek.

Böylece kullanıcılar yıllar önce açıp unuttukları veya aktif olarak kullanmadıkları hesapları da kolayca tespit edebilecek.

Mirasçılar da Sorgulama Yapabilecek

Uygulamanın dikkat çeken özelliklerinden biri de mirasçılara tanınan erişim hakkı oldu.

Buna göre, yasal mirasçılar da miras bırakan kişinin ödeme ve elektronik para kuruluşlarında bulunan hesap bilgilerine bu hizmet üzerinden ulaşabilecek.

Bu özellik, özellikle dijital varlıkların tespiti ve miras süreçlerinin daha sağlıklı yürütülmesi açısından önemli bir kolaylık sağlayacak.

Dijital Finans Dünyasında Önemli Bir İhtiyaç Karşılanıyor

Son yıllarda;

  • dijital cüzdanlar,
  • elektronik para hesapları,
  • ön ödemeli kartlar,
  • hızlı ödeme uygulamaları,
  • fintech platformları

çok yaygın hale geldi.

Birçok kullanıcı farklı kampanyalar veya ödeme ihtiyaçları nedeniyle birden fazla elektronik para kuruluşunda hesap açarken, zaman içinde bu hesapların önemli bir bölümü unutulabiliyor.

Yeni sistem sayesinde kullanıcılar tüm bu hesaplarını merkezi bir sorgulama ekranından kontrol edebilecek.

Dolandırıcılık Riskinin Azaltılmasına da Katkı Sağlayacak

Uzmanlara göre uygulama yalnızca kullanım kolaylığı sağlamayacak, aynı zamanda finansal güvenlik açısından da önemli faydalar sunacak.

Sistemin sağlayabileceği başlıca avantajlar şunlar:

  • Unutulan hesapların tespit edilmesi
  • Kullanılmayan hesapların kapatılabilmesi
  • Kimlik bilgilerinin izinsiz kullanılıp kullanılmadığının kontrol edilebilmesi
  • Dijital finansal envanterin tek noktadan görülebilmesi
  • Miras süreçlerinde dijital hesapların kolayca tespit edilebilmesi

Yetkili Kuruluşlar TCMB Tarafından Yayınlanıyor

TCMB açıklamasında ayrıca faaliyet izni bulunan ödeme ve elektronik para kuruluşlarının güncel listesinin Merkez Bankasının internet sitesindeki “Ödeme Hizmetleri” bölümünde yayımlanmaya devam ettiği bildirildi.

Bu sayede vatandaşlar işlem yaptıkları kuruluşun TCMB tarafından yetkilendirilmiş olup olmadığını da kolaylıkla kontrol edebilecek.

Bankavitrini.com Değerlendirmesi

Türkiye’de dijital ödeme ekosistemi son yıllarda milyonlarca kullanıcıya ulaşırken, elektronik para kuruluşlarında açılan hesap sayısı da hızla arttı.

TCMB’nin devreye aldığı bu yeni hizmet, finansal sistemde şeffaflığı artırırken vatandaşların dijital finansal varlıklarını daha etkin yönetmelerine yardımcı olacak önemli bir altyapı adımı niteliği taşıyor.

Özellikle unutulan hesapların tespiti, miras süreçlerinin kolaylaştırılması ve olası usulsüz hesap açılışlarının erken fark edilmesi açısından uygulamanın finansal güvenliğe önemli katkılar sağlaması bekleniyor.

Okumaya devam et

GÜNCEL

Çipler sarsıldı, müzakere umuduyla petrol rahatladı… Gözler Fed’de

Yayınlanma:

|

Yazan:

Küresel mali piyasalar dün jeopolitik gelişmeler ile ekonomik riskler arasında sıkışmasına rağmen günü temkinli iyimserlikle tamamlarken, bu sabah mikro ölçekteki bazlı kaygıların eşliğinde oldukça sert sayılabilecek bir satış baskısıyla güne başlıyoruz. Yapay zekâ yatırımlarına ilişkin soru işaretleri Asya borsalarında satış dalgasını tetikledi. Nvidia’nın OpenAI’nin dev veri merkezi projesine yaklaşık 250 milyar dolarlık finansman desteği sağlayabileceği yönündeki haberler, yapay zekâ ekosisteminin büyümesinin giderek daha fazla sermaye gerektirdiği endişelerini artırdı. Buna Çin’in çip teknolojisindeki ilerlemesi de eklenince, başta yarı iletken hisseleri olmak üzere teknoloji sektörü sert satış baskısıyla karşılaştı.

Son dönemlerde Bitcoin’in volatilitesini geride bırakan Güney Kore borsası KOSPI devre kesicilerin eşliğinde %10,5 düşerken, Tayvan’da da teknoloji hisseleri öncülüğünde %4,5 civarında belirgin düşüşler yaşandı. Gösterge endeks Tokyo borsası da benzer bir şekilde %4,5 gerileyerek son iki ayın en düşük seviyesine geriledi. ABD borsalarının vadeli işlemlerinde de kayıplar ön plana çıkarken, risk iştahının göstergesi konumunda Nasdaq endeksi %1’den fazla geriledi.

Çip sektöründe etkili olan kaygılar artarken, jeopolitik cephede ise tansiyonun düşmesi petrol fiyatları üzerinde baskı kurdu. ABD’nin İran’a yönelik hava saldırılarını durdurması ve diplomasiye yeniden imkân tanıması piyasalara âdeta nefes aldırdı. ABD Başkanı Trump müzakerelerin olumlu ilerlediğini ve anlaşma ihtimalinin bulunduğunu açıklarken, Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı geçen hafta Perşembe günü 102 dolar seviyesine kadar yükselmesinin ardından bu sabah 87 dolar seviyelerine kadar gerileyerek son üç günde neredeyse %15 değer kaybetti. Petrol fiyatlarındaki geri çekilme kısa vadede piyasalara nefes aldırsa da, jeopolitik gelişmeler nedeniyle enerji fiyatlarında görülen yüksek oynaklık ve bunun kontratlar üzerinden gecikmeli yansıması, enflasyon görünümüne ilişkin belirsizlikleri canlı tutuyor.

Bu minvalde, Fed’in bugün başlayan ve yarın sonuçlanacak olağan FOMC toplantısı öncesinde piyasalar defansa çekilirken, 25 baz puanlık faiz artırımı ihtimali yaklaşık %38 seviyesinde fiyatlanıyor (yıl sonuna kadar beklenti ise toplam 44 baz puanlık artışa işaret ediyor). Her ne kadar petrol fiyatlarında yaşanan geri çekilme piyasalara kısa vadede nefes aldırsa da, bu haftanın asıl yön belirleyicisi Fed’in karar metni ile Başkan Warsh’un basın toplantısında vereceği mesajlar olacaktır.

Küresel finansal sistemi bir uçağa benzetirsek, kokpitte Fed’in oturduğunu hepimiz biliyoruz. Ancak yeni başkanın kredibilitesini tesis etmek adına şahin bir duruş sergileme isteği ile para politikasının bundan sonraki rotasına ilişkin belirsizlik, zaten kırılgan olan piyasa algısını daha da zorluyor. Daha basit bir anlatımla, uçağın rotasını bu aşamada kestirebilmek oldukça güç görünüyor. Kanaatimizce, Fed söyleminde şahin duruşunu korusa da, bunu agresif bir faiz artırımı döngüsüne dönüştürmekte çekimser kalacaktır. Zira yüksek faizler, ABD’nin devasa kamu borcunun finansman maliyetini artırırken, Başkan Trump’ın faizlerin düşürülmesine yönelik baskısını da göz ardı etmek kolay görünmüyor.

Bu sabah doların piyasa kuru 101,55 seviyesine yükselerek ay başından bu yana en yüksek seviyesini test ederken, doların piyasa faizi olan 10 yıllık tahvil getirisi geçen hafta test ettiği %4,70 seviyelerine göre %4,62 seviyesine geri çekildi. Riskten kaçışın hızlandığı günlerde güvenli liman kimliğini unutan kıymetli metallerin aşağı yönlü seyri bu sabah kendisini gösteriyor. Altının ons fiyatı dün test ettiği 4,115 dolar seviyesinden 4,050 dolar seviyelerine kadar geri çekilirken, benzer bir şekilde dün 60 doların üzerini test eden gümüşün ons fiyatı da 57 dolar seviyesinin altını test etti. Dün de bültenimizde dile getirdiğimiz üzere, yüksek volatilitenin yeni normal olduğunu kabul etmemiz gerekiyor.

Son dönemde küresel piyasalarda yelkenleri şişiren yegâne rüzgârın teknoloji, özelinde ise yapay zekâ hikâyesi olduğunu hep birlikte tecrübe ediyoruz. Ne var ki, uzun zamandır dile getirdiğimiz üzere, bu devasa yatırımların ne zaman somut gelir ve kâra dönüşeceğine ilişkin yatırımcı sabrı giderek tükeniyor. Bunun doğal bir sonucu olarak da, teknoloji hisselerinde sert kâr realizasyonları ve satış baskısı öne çıkıyor. Tüm bu olumsuz gelişmelere ve artan kırılganlıklara rağmen piyasaların sergilediği kayıtsızlık ise bizi belli ölçüde tedirgin ediyor. Basiretli tüccar prensibinden hareketle, riskleri göz ardı etmeden ve gerektiğinde fırsatları değerlendirebilecek likiditeyi koruyarak hareket etmenin bu dönemde daha sağlıklı bir yaklaşım olacağını düşünüyoruz.

Türkiye cephesinde USDTRY kuru, kamunun kontrolünde yarın valörlü işlemlerde 47,38 seviyesine yükselirken, Türkiye’nin beş yıllık CDS risk primi ise 243 baz puana gerileyerek sınırlı da olsa iyileşme kaydetti. İki yıl vadeli gösterge tahvilin bileşik faizi, petrol fiyatlarındaki geri çekilmeye paralel %42 seviyesinin altına sarktı. Buna karşın, hisse senetleri cephesindeki limoni hava korunmaya devam etti. Küresel risk iştahının dün sabah saatlerinde görece olumlu olmasına rağmen BIST100 endeksi gün boyu baskı altında kaldı. Endeksin her geçen gün piyasanın gerçek görünümünü yansıtmaktan biraz daha uzaklaştığını düşünüyoruz.

NATO Zirvesi zihinlerde hâlen sıcak bir yer tutarken, ABD yaptırımlarıyla ilgili herhangi bir gelişmenin ise henüz yaşanmadığını not edelim. Öte yandan ABD Başkanı Trump dün Netanyahu’nun F35 itirazına sert bir şekilde yanıt vererek “kimse bana kime neyi satıp satmamamız gerektiğini söyleyemez. Türkiye büyük bir müttefikimizdir” diyerek yanıt verdi. Mali piyasaların gündeminde bugün başlayacak ve yarın 21.00’de sonuçlanacak Fed’in olağan FOMC toplantısı ilk sırada yer bulurken, Kıbrıs adasında ise BM Genel Sekreteri Guterres’in ziyareti yakından takip ediliyor. Makro cephede ise ABD’de tüketici güven endeksi takip edilebilir.

Emre Değirmencioğlu

Okumaya devam et

GÜNCEL

Dernek ve Vakıflarda Güven Krizi

Yayınlanma:

|

Yazan:

Dernek ve Vakıflarda Güven Krizi: Yönetici İstismarı Bağışları, Kurumsal İtibarı ve Toplumsal Dayanışmayı Nasıl Çökertiyor?

Haber Analiz | Bankavitrini.com

Dernek ve vakıflar, toplumun en önemli sosyal sermaye kurumları arasında yer alır. Eğitimden sağlığa, kültür-sanattan afete kadar birçok alanda kamu hizmetini tamamlayıcı rol üstlenirler. Bu kurumların en büyük sermayesi ise para değil, güvendir.

Ancak son yıllarda gerek Türkiye’de gerekse dünyada bazı dernek ve vakıflarda ortaya çıkan yönetim zafiyetleri, usulsüzlük iddiaları, çıkar çatışmaları ve kişisel menfaat amaçlı uygulamalar yalnızca ilgili kurumu değil, aynı alanda faaliyet gösteren tüm sivil toplum kuruluşlarını olumsuz etkilemektedir.

Araştırmalar, bağışçıların en önemli karar kriterinin “kuruma duyulan güven” olduğunu gösteriyor. Güven kaybı yaşandığında bağışlar azalıyor, gönüllüler uzaklaşıyor, sponsorlar geri çekiliyor ve kurumların uzun yıllarda oluşturduğu itibar kısa sürede yok olabiliyor.

Dernek ve vakıfların gerçek sermayesi paradan önce güvendir

Bir şirket müşteri kaybettiğinde reklam yaparak yeni müşteri bulabilir.

Bir banka sermayesini artırabilir.

Bir sanayi şirketi yeni yatırımcı bulabilir.

Ancak; bir dernek veya vakıf güvenini kaybettiğinde yerine koyması en zor varlığını kaybetmiş olur.

Çünkü bağış;

  • zorunlu değildir,
  • tamamen gönüllülük esasına dayanır,
  • güven ortadan kalktığında ilk kesilen kaynak haline gelir.

Yönetici istismarının en sık görülen biçimleri

Her usulsüzlük mutlaka suç teşkil etmeyebilir; ancak etik açıdan ciddi güven kaybına yol açabilecek uygulamalar şunlardır:

Mali istismar

  • bağışların amacı dışında kullanılması
  • kayıt dışı harcamalar
  • şeffaf olmayan muhasebe
  • belge eksiklikleri

Yetki istismarı

  • kararların tek kişi tarafından alınması
  • yönetim kurulunun devre dışı bırakılması
  • aile bireylerinin yönetimde yoğunlaşması

Çıkar çatışması

  • yöneticilerin kendi şirketlerinden mal veya hizmet alınması
  • yakın akrabalara iş verilmesi
  • ihalesiz alımlar

İtibar istismarı

  • kurum adının kişisel kariyer için kullanılması
  • siyasi veya ticari çıkar sağlanması
  • bağışçı bilgilerinin amacı dışında kullanılması

Güven kaybının ilk etkisi bağışlarda görülür

Bağışçı psikolojisi oldukça nettir.

Bağış yapan kişi şunu düşünür: “Param gerçekten ihtiyaç sahiplerine ulaşıyor mu?”

Bu sorunun cevabı net değilse;

  • düzenli bağışlar durur,
  • yeni bağışçı kazanımı zorlaşır,
  • kurumsal sponsorlar uzaklaşır,
  • uluslararası fonlar risk görmeye başlar.

Akademik çalışmalar, dolandırıcılık veya varlık kötüye kullanımı haberlerinin ardından bağışların düştüğünü; etkin şeffaflık, kayıpların telafisi ve yönetişim reformlarının ise güveni kısmen yeniden tesis edebildiğini göstermektedir.

En büyük zarar masum dernek ve vakıflara olur

Bir kurumdaki skandal; aynı alanda çalışan yüzlerce dürüst kuruluşu da etkiler.

Örneğin;

Bir çocuk vakfında yaşanan mali usulsüzlük haberi; diğer çocuk vakıflarının da bağışlarını azaltabilir.

Bir sağlık derneğindeki skandal; tüm sağlık STK’larına duyulan güveni zayıflatabilir.

Bu durum literatürde “güven bulaşıcılığı” olarak da değerlendirilmektedir.

Gönüllüler de kurumdan uzaklaşır

Bağış kadar önemli diğer unsur; gönüllü insan kaynağıdır.

Güven kaybı yaşayan kurumlarda;

  • uzmanlar görev almak istemez,
  • genç gönüllüler ayrılır,
  • yönetim kurullarına kaliteli isim bulmak zorlaşır.

Sonuçta kurum yalnızca finansal değil; aynı zamanda insan sermayesini de kaybeder.

Kurumsal sponsorlar neden çekilir?

Büyük şirketler; Kurumsal Sosyal Sorumluluk (KSS) bütçelerini aktarırken şu kriterlere bakar:

  • bağımsız denetim
  • mali raporlar
  • yönetişim yapısı
  • itibar riski
  • şeffaflık

Şüpheli görülen kurumlar sponsorluk listelerinden çıkarılabilir.

Çünkü sponsor şirket de kendi marka değerini korumak ister.

Uluslararası fonlar ilk olarak yönetişime bakıyor

Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler, Dünya Bankası, uluslararası kalkınma kuruluşları; yalnızca proje kalitesine değil; aynı zamanda;

  • yönetim yapısına,
  • iç kontrol sistemine,
  • etik kurallara,
  • çıkar çatışması politikalarına,
  • bağımsız denetime

büyük önem veriyor. Güçlü iç kontrol, risk yönetimi ve bağımsız denetim mekanizmalarının yolsuzluk ve kaynak israfı riskini azalttığı uluslararası standartlarda vurgulanmaktadır.

Dünyadan dikkat çeken örnekler

Amerikan Kızılhaçı (American Red Cross)

Bazı afet bağışlarının kullanımına ilişkin eleştiriler sonrası kurum uzun süre kamuoyu baskısıyla karşılaştı.

Wounded Warrior Project (ABD)

Yönetim harcamaları ve lüks harcama iddiaları bağışlarda ciddi düşüşe neden oldu.

Oxfam

Bazı ülkelerde yaşanan etik skandallar sonrasında;

  • bağışlarda azalma,
  • üst yönetim değişikliği,
  • kapsamlı yönetişim reformları gündeme geldi.

Bu örnekler, tek bir yönetişim krizinin küresel ölçekte itibar kaybına yol açabileceğini gösteriyor.

İyi yönetişim nasıl sağlanır?

Uzmanlara göre güçlü bir dernek veya vakıfta şu mekanizmalar bulunmalıdır:

  • bağımsız denetim
  • düzenli faaliyet raporları
  • kamuya açık mali tablolar
  • yönetim kurulu etkinliği
  • etik komitesi
  • çıkar çatışması politikası
  • ihbar mekanizması
  • görev sürelerinin sınırlandırılması
  • profesyonel iç kontrol sistemi
  • dijital bağış izleme altyapısı

OECD, dürüstlük kültürünün ve yönetişim mekanizmalarının sadece yasal düzenlemelerden değil, bunların etkin uygulanmasından beslendiğini vurgulamaktadır.

Türkiye açısından çıkarılacak dersler

Türkiye’de binlerce dernek ve vakıf; eğitim, sağlık, afet, kültür, çevre ve sosyal yardım alanlarında çok önemli çalışmalar yürütüyor.

Ancak birkaç olumsuz örnek; bütün sektörün itibarını zedeleyebiliyor.

Bu nedenle;

  • şeffaflık
  • hesap verebilirlik
  • bağımsız denetim
  • profesyonel yöneticilik
  • güçlü iç kontrol

artık bir tercih değil, kurumsal sürdürülebilirliğin temel şartı haline gelmiş durumda.

Sonuç

Dernek ve vakıfların en büyük varlığı sahip oldukları bina, araç veya banka hesapları değildir.

Asıl sermayeleri; toplumun güvenidir.

Bu güvenin kaybedilmesi;

  • bağışların azalmasına,
  • gönüllülerin uzaklaşmasına,
  • kurumsal sponsorların çekilmesine,
  • uluslararası fonların kesilmesine,
  • sosyal projelerin durmasına,
  • en önemlisi ise toplumun dayanışma kültürünün zayıflamasına neden olur.

Bir yöneticinin kısa vadeli kişisel çıkarı için yaptığı hata, yalnızca temsil ettiği kuruma değil; aynı amaca hizmet eden yüzlerce dürüst sivil toplum kuruluşuna da zarar verebilir. Bu nedenle güçlü yönetişim, etik yönetim ve hesap verebilirlik; dernek ve vakıflar için yalnızca hukuki bir yükümlülük değil, varlıklarını sürdürebilmelerinin temel güvencesidir.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.