ABD ve Avrupa Birliği’nin Rusya’ya yönelik yaptırım kararlarında, uluslararası ödeme sistemi SWIFT’ten çıkarılma hamlesi henüz yer almadı. Ukrayna’nın talep ettiği Swift yaptırımı uygulamasına, Almanya ve İtalya’nın başını çektiği bir grup ülkenin karşı çıktığı belirtiliyor.
AB’nin Rusya’ya yaptırımları görüştüğü dünkü toplantının ardından Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, büyük bir yaptırım paketinin onaylandığını açıkladı ve bunun “AB’nin ne kadar birlik içinde olduğunu gösterdiğini” söyledi.
Ancak AB’nin yaptırım paketinde, Ukraynalı yetkililerin talep ettiği önlemlerden olan Rusya’nın uluslararası ödeme sistemi SWIFT’ten çıkarılması yer almadı.
AB’nin Rusya’ya yaptırımları ele aldığı saatlerde Ukrayna Dışişleri Bakanı Dmytro Kuleba sosyal medyada sert bir mesaj yayımladı.
Kuleba, “Bu konuda diplomatik davranmayacağım. Rusya’ya SWIFT yasağı uygulanması gerektiğinden şüphe duyan herkes, masum Ukraynalı erkek, kadın ve çocukların kanının kendi ellerinde de olacağını anlamalı. RUSYA’YI SWIFT’TEN MEN EDİN” dedi.
Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy de dün AB’nin yaptırım kararı öncesinde “Rusya’nın SWIFT’ten çıkarılmasını, Ukrayna üzerinde uçuşa yasak bölge oluşturulmasını ve saldırgan tarafı durdurmak için diğer etkili adımların atılmasını talep ediyoruz” şeklinde bir açıklama yaptı.
Ancak Ukrayna’dan gelen SWIFT yasağı bu talebi AB’nin yaptırım kararlarında karşılık bulmadı.
SWIFT yaptırımı konusunda AB ülkeleri arasında görüş ayrılığı yaşanması bunda etkili oldu.
Bu yaptırım türüne Almanya, İtalya ve Macaristan’ın aralarında yer aldığı bir grup ülkenin karşı çıktığı belirtiliyor.
‘Kendilerini rezil ettiler’
Eski Avrupa Konseyi Başkanı ve Avrupa Halk Partisi Başkanı Donald Tusk, bu ülkelere sert şekilde tepki gösterdi.
Fotoğraf altı yazısı,Donald Tusk
Tusk, Twitter’da “Bu savaşta her şey gerçek: Putin’in çılgınlığı ve zalimliği, Ukraynalı kurbanlar, Kiev’e düşen bombalar. Yalnızca yaptırımlarınız yapmacık. Sert kararları bloke eden AB hükümetleri (Almanya, Macaristan, İtalya) kendilerini rezil ettiler” paylaşımında bulundu.
İtalya’da yapılan analiz ve yorumlarda, Roma yönetiminin SWIFT yaptırımına karşı çıkmasının nedenleri irdelendi. Bu nedenler arasında İtalya’nın Rus doğal gazına bağımlılığı da yer alıyor.
İtalya’ya doğal gazın yüzde 45’i Rusya’dan
İtalya Ekolojik Dönüşüm Bakanı Roberto Cingolani hafta başında yaptığı açıklamada ülkenin doğal gaz ihtiyacının yüzde 45’inin Rusya tarafından karşılandığını söylemişti.
Rusya’nın SWIFT sisteminden atılması halinde gaz ödemelerinin de yapılamayacağına, halihazırda süren enerji krizinin daha da tırmanacağına dikkat çekiliyor.
Rusya ile güçlü ticari ilişkiler ve İtalyan bankalarının Rusya’daki kredileri de Roma’nın elini bağlayan faktörler arasında sayılıyor.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, geçen ay Ukrayna krizi tırmanıştayken İtalya’nın önde gelen şirketleriyle bir video-konferans görüşmesi yapmış ve “İtalya’yı Rusya’nın önde gelen ekonomik partnerlerinden biri olarak görüyoruz” demişti.
Putin bu görüşmede, İtalyan şirketlerinin Rusya’daki yatırımlarının değerini 5 milyar dolar, İtalya’daki Rus yatırımlarını da 3 milyar dolar olarak açıklamıştı. İki ülke arasındaki ticaret hacminin 2021’de 30 milyar dolara ulaştığı hesaplanıyor.
Olası bir SWIFT yaptırımının Rusya’nın yanı sıra Avrupa ülkelerinin ekonomisine de zarar vereceği endişesi söz konusu. SWIFT seçeneğine karşı çıkan Almanya ve İtalya’nın bu riske daha açık olduğuna dikkat çekiliyor.
Öte yandan Almanya ve İtalya’nın, SWIFT yaptırımı gibi daha ağır seçenekleri, durum daha kritik hale gelirse kullanılmak üzere elde tutmaktan yana olduğu da belirtiliyor.
‘Daha sert tedbirlere hazırız’
İtalya Başbakanı Mario Draghi bugün parlamentoya Rusya-Ukrayna konusunda bilgi verirken, “Bu yaptırımların yetersiz kaldığı görülürse daha da sert tedbirlere hazırız” dedi.
Rusya’nın SWIFT sisteminden çıkarılması, ABD’nin yaptırım kararları arasında da yer almadı.
ABD Başkanı Joe Biden’a dünkü basın toplantısında bunun nedeni soruldu.
Biden, Rus bankalarına karşı aldıkları yaptırım kararlarının SWIFT yaptırımına eşdeğer etki yaratacağını savunduktan sonra öyle devam etti:
“İkinci olarak, bu seçenek her zaman mevcut. Ancak şu anda Avrupa’nın geri kalanı bu pozisyonu almak istemiyor.”
Fransa: SWIFT son seçenek
“Nükleer seçenek” olarak anılan SWIFT gibi ağır yaptırımların halen masada olduğu yönünde bir açıklama da Fransa’dan geldi.
Fransa Maliye Bakanı Bruno Le Marie bugün Reuters ajansına yaptığı açıklamada, “SWIFT en son çare, ama bu da hala masada olan seçeneklerden” dedi.
Almanya Maliye Bakanı Christian Lindner de “tüm seçeneklerin masada olduğunu” söyledi.
Litvanya Başbakanı Ingrida Simonyte de SWIFT yaptırımı konusundaki tartışmaların sona ermediğini belirterek “Kimlerin karşı çıktığını biliyoruz ve onlarla müzakereye devam ediyoruz” dedi.
200’den fazla ülkede binlerce finans kurumu tarafından kullanılan SWIFT sisteminden dışlanma yaptırımı daha önce İran’a uygulanmıştı.
SWIFT nedir?
SWIFT, paranın hızla sınır tanımadan bir yerden bir yere gönderilmesini sağlayan uluslararası mali yapılanmanın ismi .
Kelime olarak da İngilizce, Society for Worldwide Interbank Financial Telecommunication yani Küresel Bankalararası Finansal İletişim Birliği’nin kısaltmasından oluşuyor.
1973’te oluşturulan ve merkezi Brüksel olan sisteme dünya çapında 200 ülkeden toplam 11 bin mali kuruluş ve banka üye.
Fakat SWIFT bildiğimiz geleneksel bir bankadan çok farklı. Kullanıcılara, aktarılan bir paranın bir hesaptan çıktığını ve diğer bir hesaba girdiğini bildiren bir gerçek zamanlı mesajlaşma sistemi gibi.
Bu sistem üzerinden her gün 40 milyonu aşkın mesaj gönderiliyor ve trilyonlarca dolar şirketler ya da hükümetler arasında el değiştiriyor.
SWIFT mesajlarının yüzde 1’den fazlasının Rusya bağlantılı ödemelere ilişkin olduğu tahmin ediliyor.
SWIFT kime ait ve kim tarafından denetleniyor?
SWIFT, tek bir kurumun kendi uluslararası ödeme sistemini geliştirmesi ve bu alanda tekel olmasını istemeyen Amerikan ve Avrupa Bankalarının ortak girişimiyle kurulan bir sistem.
2 binden fazla banka ve finans kuruluşu SWIFT ağının ortak sahibi.
Bu ağın merkezi Belçika’da ve işleyici Belçika Merkez Bankası tarafından, ABD ve İngiltere dahil dünyanın diğer önde gelen merkez bankalarıyla ortaklaşa denetleniyor.
SWIFT, üyelerinin uluslararası ödemelerini güvenli bir şekilde yapmalarını sağlıyor. Anlaşmazlıklarda taraf olmayacağı var sayılıyor.
Ne var ki 2012’de İran nükleer programı gerekçesiyle konulan uluslararası yaptırımların parçası olarak SWIFT’ten dışlandı.
İran bunun sonucu olarak petrol ihraç gelirlerinin neredeyse yarısını ve dış ticaret gelirlerinin yüzde 30’unu kaybetti.
SWIFT, kuruluş olarak yaptırım kararlarında hiç bir etkisi olmadığını bu tür kararları hükümetlerin belirlediğini söylüyor.
Rusya SWIFT’ten dışlansa, etkisi ne olur?
Rus şirketleri böyle bir yaptırım konduğu takdirde SWIFT’in sağladığı normal, sorunsuz ve hızlı ödemeleri yapamaz hale gelir.
Petrol ve tarım ürünleri sektörlerindeki değerli ihraç ürünlerinin karşılığı olan ödemelerinde de büyük aksama yaşanır.
Böyle bir durumda tek tek bankalar birbiriyle iletişime geçerek ödemeleri gerçekleştirir ama bu da hem ek zaman hem ek masraf gerektirecektir ve nihayetinde Rusya hükümetinin gelirlerini etkiler.
Rusya daha önce de 2014 yılında Kırım’ı ilhak ettiğinde SWIFT’ten dışlanmakla tehdit edilmişti. Rusya hükümeti bunun savaş ilanı anlamına geleceğini söylemişti.
Batılı müttefikler o sırada Rusya’yı SWIFT’ten dışlama kararı almadılar ama bu tehdit Rusya’yı MIR adıyla bilinen kendi Ulusal Ödeme Sistemi’ni geliştirmeye yöneltti. Ancak sistemi Rusya dışında kullanan çok az ülke var.
Batılı ülkeler Rusya’ya Swift yaptırımı konusunda niye anlaşamadı?
Rusya’nın sistemden dışlanması Rusya’ya mal ihraç eden ya da ithalat yapan şirketleri, özellikle de Alman şirketlerini zor durumda bırakabilir.
Rusya, Avrupa Birliği ülkelerine en çok doğal gaz satan ülke ve buna alternatif bulmak kolay değil. Enerji fiyatları zaten bir süredir artıyor ve birçok hükümet fiyatların daha da yükselmesine sebep olacak adımlar atmak istemiyor.
Rusya’dan alacağı olan şirketlerin böyle bir dışlama durumunda paralarını tahsil edebilmek için alternatif yollar bulması gerekecektir. Uluslararası bankacılık sisteminde kaos yaşanması ihtimalini göze almamak gerektiğini düşünen bir çok çevre var.
Rusya’nın eski Maliye Bakanı Aleksey Kudrin SWIFT’ten dışlanmanın Rusya ekonomisinin yüzde 5 küçülmesine sebep olacağını söylemişti.
Fakat yine de böyle bir yaptırımın Rusya ekonomisi üzerinde kalıcı bir etki yapacağı kuşkulu bulunuyor. Rus bankaları ödelemelerini Çin gibi kendi ödeme sistemlerine sahip olan ve Rusya’ya yaptırım uygulamayan ülkeler üzerinden de yapabilir.
Bazı ABD Kongre üyeleri SWIFT yaptırımı konusunda ısrar etmiş ama Başkan Joe Biden, büyük ölçüde başka ekonomilere ve ülkelere yapabileceği olumsuz etkiyi göz önüne alarak diğer yaptırımları tercih ettiğini söylemişti.
Ayrıca bu konuda yaptırım koyabilmek için Avrupa hükümetlerinin desteği de gerekiyordu ve hükümetlerin birçoğu kendi ekonomilerinin zarar göreceği kaygısıyla düşünerek böyle bir karara karşı çıkmıştı.
Kısa ve uzun vadeli reeskont kredilerinin tamamı BSMV istisnası kapsamına alındı. Finansman maliyeti yüzde 23,95 olan reeskont kredilerinde vergi yükünün kaldırılması, ihracatçıların kredi maliyetini aşağı çekecek. Günlük kredi limiti de 5 milyar TL’ye yükseltilmiş durumda.
İhracatçıların uzun süredir beklediği finansman maliyetini azaltacak önemli bir düzenleme yürürlüğe girdi. 5 Eylül 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile ticari bankalar tarafından kullandırılan TCMB kaynaklı reeskont kredilerinde uygulanan Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi (BSMV) istisnasının kapsamı genişletildi.
Düzenlemeyle daha önce kısa vadeli reeskont kredileri açısından uygulanan istisna, uzun vadeli reeskont kredilerini de kapsayacak şekilde genişletildi. Böylece TCMB kaynaklı reeskont kredilerinin tamamında ihracatçı açısından önemli bir maliyet kalemi ortadan kaldırılmış oldu.
Ticaret Bakanlığı da düzenlemenin amacını, ihracatçıların finansmana erişimini kolaylaştırmak ve finansman maliyetlerini düşürmek olarak açıkladı.
Reeskont kredisinde maliyet yüzde 23,95
Düzenlemenin önemini anlamak için reeskont kredilerindeki son değişikliklere bakmak gerekiyor.
TCMB ile Ticaret Bakanlığı’nın ihracat finansmanına yönelik çalışmaları kapsamında reeskont kredilerinde son dönemde önemli iyileştirmeler yapıldı. Reeskont kredilerinin finansman maliyeti yüzde 23,95’e indirildi.
Bunun yanında;
Daha önce 300 milyon TL olan günlük reeskont kredi limiti 5 milyar TL’ye çıkarıldı.
Firma başına günlük kredi limiti 45 milyon TL’den 60 milyon TL’ye yükseltildi.
Yabancı para cinsi reeskont kredi limiti 5 milyon dolara çıkarıldı.
Toplam reeskont kredi programı bütçesi 1 milyar dolar olarak oluşturuldu.
Reeskont kredilerinde ilave döviz alma zorunluluğu kaldırıldı.
Net ihracatçı uygulaması yerine “ihracatçı skoru” uygulamasına geçildi.
TCMB’nin önceki düzenlemeleri de reeskont kredilerinde firmaların finansmana erişimini kolaylaştırmaya yönelik olmuştu. Örneğin 2025 sonunda TL reeskont kredilerinin günlük limiti artırılmış, firma başına günlük limit 60 milyon TL’ye yükseltilmiş ve YP reeskont kredilerinde firma limiti 5 milyon dolara çıkarılmıştı.
Asıl kritik değişiklik: Uzun vadeli kredi de istisna kapsamında
Yeni düzenlemenin ihracatçı açısından en önemli tarafı ise vade ayrımının ortadan kaldırılması.
Ticari bankalar tarafından kullandırılan TCMB kaynaklı reeskont kredilerinde artık yalnızca kısa vadeli krediler değil, uzun vadeli reeskont kredileri de BSMV istisnasından yararlanabilecek.
Bu, özellikle işletme sermayesi ihtiyacı yüksek, üretim ve ihracat döngüsü uzun olan firmalar açısından önemli.
Çünkü ihracatçı açısından kredi faizinin yanında kredi üzerindeki vergi yükü de toplam finansman maliyetini artırıyor. BSMV’nin kaldırılmasıyla birlikte kredi maliyetinde doğrudan bir düşüş meydana geliyor.
Örneğin:
Finansman maliyetinin yüzde 23,95 olduğu varsayıldığında ve BSMV’nin yüzde 5 olduğu standart yapı dikkate alındığında, yalnızca faiz üzerinden oluşan BSMV yükü teorik olarak maliyeti yüzde 25,15 seviyesine taşıyabilecek bir etki yaratıyor.
Dolayısıyla istisna, özellikle yüksek tutarlı ve uzun vadeli kredilerde ihracatçı açısından milyonlarca liralık maliyet avantajına dönüşebilir.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta ise BSMV’nin kaldırılmasının faiz oranını değiştirmediği, faiz üzerinden doğabilecek vergi yükünü ortadan kaldırdığıdır.
5 milyar TL günlük limit önemli
Düzenlemenin BSMV boyutu kadar önemli diğer tarafı ise reeskont kredi programının kapasitesinin ciddi şekilde artırılmış olması.
300 milyon TL’den 5 milyar TL’ye çıkarılan günlük limit, yaklaşık 16,7 katlık bir artış anlamına geliyor.
Bu durum reeskont kredisinin artık yalnızca sınırlı sayıdaki ihracatçı için kullanılan bir finansman aracı olmaktan çıkarılıp daha geniş bir ihracatçı kitlesine ulaştırılmasının hedeflendiğini gösteriyor.
TCMB’nin reeskont kredileri, vadeli ihracat ve döviz kazandırıcı hizmetlerden doğan alacakların bankalar aracılığıyla Merkez Bankası reeskontuna götürülmesi yoluyla ihracatçıya finansman sağlanmasına dayanıyor.
İhracatçı açısından ne değişiyor?
Yeni düzenlemeyi yalnızca “vergi istisnası” olarak görmek eksik olur.
Aslında üç ayrı kanal aynı anda çalışıyor:
1. Kredi maliyeti düşüyor. BSMV istisnasının genişletilmesi özellikle uzun vadeli kredilerde finansman yükünü azaltıyor.
2. Krediye erişim kapasitesi artıyor. Günlük limitin 5 milyar TL’ye çıkarılması, programın toplam kullandırım kapasitesini ciddi biçimde büyütüyor.
3. İhracatçının bilançosu rahatlıyor. Finansman maliyetinin düşmesi, ihracatçı şirketlerin faiz giderlerini azaltarak faaliyet kârlılığı ve nakit akışı üzerinde olumlu etki yaratabilir.
Bu nedenle düzenleme sadece bankacılık sektörü açısından değil, sanayi şirketlerinin maliyet yapısı ve ihracat rekabetçiliği açısından da önemli.
“Ucuz kredi” tek başına yeterli mi?
Burada önemli bir ayrıntı bulunuyor.
Reeskont kredilerinin maliyetinin düşürülmesi ihracatçı için önemli bir avantaj olsa da, krediye erişimin fiilen ne kadar kolaylaşacağı bankaların tahsis politikalarına ve ihracatçıların kredi değerliliğine de bağlı.
Dolayısıyla 5 milyar TL’lik günlük limitin artırılması tek başına yeterli değil. Bu kaynağın özellikle finansmana erişimde zorlanan KOBİ’lere, emek yoğun sektörlere ve ihracat potansiyeli yüksek firmalara ne ölçüde ulaşacağı kritik olacak.
TCMB’nin reeskont uygulamalarında son dönemde KOBİ’lerin erişimini ve ihracat performansını dikkate alan mekanizmalar da öne çıkıyor.
Bankalar açısından da önemli
Düzenlemenin bir başka boyutu ticari bankalar.
Reeskont kredileri bankalar üzerinden kullandırıldığı için BSMV istisnasının kapsamının genişletilmesi, bankaların ihracatçı müşterilerine sunduğu reeskont finansmanının maliyet yapısını etkiliyor.
Bu nedenle yeni düzenleme “ihracatçıya vergi indirimi”nden ziyade, TCMB kaynaklı sübvansiyon niteliğindeki uygun maliyetli finansmanın vergi ayağının da güçlendirilmesi olarak okunabilir.
Ticaret Bakanlığı’nın açıklamasında da reeskont kredilerinin ihracat finansmanındaki temel politika araçlarından biri olduğu ve ihracatçıların finansmana erişiminin artırılmasının yatırım, üretim, istihdam ve ihracat hedefleri açısından önem taşıdığı vurgulanıyor.
Büyük resim: Türkiye ihracat finansmanını ucuzlatmaya çalışıyor
Son düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde Türkiye’nin ihracat finansmanı politikasında belirgin bir yön görülüyor:
Daha yüksek kredi limiti + daha düşük finansman maliyeti + daha az döviz kısıtı + vergi avantajı.
Bu politika özellikle küresel ticarette rekabetin arttığı bir dönemde ihracatçıların maliyet avantajını koruması açısından önem taşıyor.
Nitekim Ticaret Bakanlığı’nın son açıklamalarında yıllıklandırılmış mal ve hizmet ihracatının 405,3 milyar dolara yükseldiği belirtilirken, reeskont kredilerinde finansman koşullarının iyileştirilmesine yönelik çalışmaların sürdüğü ifade edildi.
Bankavitrini yorumu
Yeni BSMV istisnası tek başına büyük bir devrim değil; ancak son dönemde reeskont kredilerinde yapılan düzenlemelerle birlikte değerlendirildiğinde önemli bir finansman paketi ortaya çıkıyor.
Buradaki kritik soru artık “ihracatçıya ucuz kredi verilecek mi?” değil, “bu ucuz kaynağa hangi ihracatçı ne kadar ve ne hızla ulaşabilecek?”
Çünkü yüksek faiz ortamında yüzde 23,95 maliyetle sağlanan ve BSMV avantajı da bulunan reeskont finansmanı, piyasa koşullarına kıyasla oldukça önemli bir avantaj yaratıyor. Ancak avantajın ihracatçı şirketlerin gerçek finansman maliyetine yansıması için bankaların kredi tahsis süreçlerinin de bu mekanizmayla uyumlu çalışması gerekiyor.
Sonuç olarak 5 Eylül düzenlemesi, ihracatçıların finansman maliyetini aşağı çeken; özellikle uzun vadeli finansmanda etkisi daha fazla hissedilecek yeni bir destek mekanizması niteliğinde.
Kara paranın görünmez kalkanı: Nakit karşılıklı krediler
Bankaların yumuşak karnı: Nakit karşılıklı krediler gerçekten yeterince denetlendi mi? Para bankada, kredi yine bankadan… Peki paranın gerçek kaynağını kim araştırıyor?
25 yıl Bankacılık deneyimi, 7 yıllık Mahkemelere Bankacı Bilirkişisi olarak yüzlerce ağırlıklı Dolandırıcılık Raporları hazırlamış biri olarak Kara Para aklama yöntemlerinden biri olan Bankalardaki “Nakit Karşılıklı Kredileri” mercek altınması gerektiğini yıllardır yazdım. Bu konuyu biraz daha derinlemesine ele alalım:
Bankacılık sisteminde en risksiz kredilerden biri gibi görünen bir kredi türü vardır: nakit karşılıklı, mevduat rehni karşılığı veya nakit teminatlı krediler.
Müşterinin bankada parası vardır. Bu para mevduat, döviz hesabı, vadeli hesap veya başka bir likit finansal varlık olarak bankaya rehnedilir. Banka da bu varlığın belli bir oranına kadar müşteriye kredi açar. Klasik kredi riski açısından bakıldığında banka için son derece güvenli bir işlemdir.
Çünkü müşteri krediyi ödemezse banka elindeki nakit teminatı kullanabilir.
Tam da burada çok önemli bir soru ortaya çıkıyor: Banka kredi riskini çok iyi kontrol ederken, teminat olarak aldığı nakdin nereden geldiğini aynı derinlikte kontrol ediyor mu?
Daha önemlisi: BDDK denetimleri, banka teftiş kurulları, iç kontrol birimleri ve MASAK uyum mekanizmaları nakit karşılıklı kredileri yalnızca “kredi riski düşük işlemler” olarak mı görüyor, yoksa fonun gerçek kaynağına kadar gidiyor mu?
Çünkü uluslararası kara para aklama literatürü bize çok önemli bir şey söylüyor: Bir kredi gerçek bir banka tarafından kullandırılmış olabilir; ama kredinin arkasındaki teminatın kaynağı suç geliri ise kredi işlemi paranın geçmişini temizleyen bir perdeye dönüşebilir.
MASAK’ın kendi yayımladığı aklama yöntemleri arasında da “oto-finans borç yöntemi – loan-back” açık biçimde bulunuyor. MASAK, offshore yapılara taşınan suç gelirinin daha sonra kredi görüntüsü altında sahibine geri döndürülmesini bilinen aklama yöntemlerinden biri olarak tanımlıyor.
OECD ve FATF kaynaklarında bunun bir başka versiyonu “back-to-back loan”, yani karşılıklı/arka arkaya kredi yapıları olarak karşımıza çıkıyor. OECD’ye göre mevcut bir banka mevduatının veya başka bir nakit varlığın teminat gösterilmesiyle üçüncü taraf finans kuruluşundan alınan kredi, teminatın suç gelirinden oluşması halinde aklama mekanizmasının parçası haline gelebiliyor.
Dolayısıyla sorun kredi değil.
Sorun, krediye kaynak teşkil eden teminatın ekonomik kökenidir.
Nakit karşılıklı kredi nasıl bir “kaynak maskeleme aracına” dönüşebilir?
Basit bir örnek düşünelim:
Bir şirketin veya kişinin banka hesabında 10 milyon dolar bulunuyor. Paranın ekonomik kaynağı konusunda soru işaretleri olduğunu varsayalım. Bu kişi 10 milyon doları doğrudan başka bir ülkeye gönderdiğinde karşı taraftaki banka şu soruyu sorabilir:
“Bu 10 milyon dolar nereden geldi?”
Ticaret mi? Mal satışı mı? Şirket sermayesi mi? Gayrimenkul satışı mı? Temettü mü? Miras mı? Borç mu? Başka bir ekonomik faaliyet mi?
Ancak aynı para bir Türk bankasında teminat haline getirilip bunun karşılığında kredi kullandırıldığında müşterinin bilançosunda ve banka hareketlerinde yeni bir katman ortaya çıkar: BANKA KREDİSİ.
Yurt dışına giden fonun işlem açıklamasında veya şirket kayıtlarında artık “kredi” bulunabilir.
Karşı ülkedeki banka açısından bakıldığında da görünürde düzenli bir finansal kaynak vardır: Türkiye’de lisanslı bir banka tarafından kullandırılmış kredi.
Fakat kritik AML sorusu hâlâ cevaplanmamıştır: Kredinin kaynağı banka olabilir; peki bankanın krediyi verirken aldığı nakit teminatın kaynağı nedir? İşte finansal suçlarla mücadelede source of funds ile source of wealth ayrımı burada önem kazanıyor. Paranın son çıktığı hesap yalnızca ilk katmandır.
Gerçek bir AML incelemesi paranın ekonomik kökenine kadar gitmek zorundadır.
MASAK’ın şüpheli işlem göstergeleri aslında tehlikeyi yıllardır tarif ediyor
MASAK’ın yayımladığı şüpheli işlem göstergelerinde bu dosya açısından son derece dikkat çekici başlıklar bulunuyor.
Örneğin; yüksek meblağlı kredi veya borcun makul açıklama olmadan kısa sürede kapatılması, kredinin nerede kullanılacağı konusunda ikna edici bilgi sunulamaması, işletmenin faaliyetiyle orantısız hesap hareketleri, olağan dışı sınır ötesi para transferleri, birbirine yakın tutarlardaki paraların kısa aralıklarla ülkeye girip çıkması, yurt dışındaki hesapların kredi ilişkilerinde teminat olarak kullanılması şüpheli işlemler arasında sayılıyor.
Bu göstergeler yan yana konulduğunda aslında şu prensip ortaya çıkıyor: Bankanın “müşterim kredi kullandı” demesi AML incelemesini bitirmemeli; tam tersine bazı durumlarda incelemenin başlangıcı olmalıdır.
ABD bankacılık sisteminin AML denetim rehberlerinde de nakit teminatlı krediler özel risk göstergeleri arasında.
FFIEC rehberinde; üçüncü kişiye ait mevduatla teminatlandırılan krediler, kaynağı bilinmeyen fonla oluşturulan mevduata karşı kredi verilmesi, ekonomik amacı olmayan ve bankaya hemen hemen hiç kredi riski yaratmadan yüksek komisyon kazandıran krediler şüpheli işlem göstergeleri arasında sıralanıyor.
Asıl denetlenmesi gereken şey kredi dosyası değil, paranın yolculuğu
Klasik banka teftiş mantığında kredi dosyasına bakılır: Müşteri kim? Limit ne? Teminat yeterli mi? Rehin düzgün kurulmuş mu? Kredi sınıflandırması doğru mu? Karşılık ayrılması gerekiyor mu? Yetki limitlerine uyulmuş mu?
Bunlar elbette önemlidir.
Fakat nakit karşılıklı kredilerde denetimin bundan çok daha ileri gitmesi gerekir. Çünkü kredi riski neredeyse sıfırken AML riski yüksek olabilir.
Denetçinin sorması gereken asıl sorular şunlardır: Teminat olan para bankaya nereden geldi?
Kaç gün önce geldi? Yurt dışından mı geldi? Başka bankadan mı aktarıldı? Başka bir krediden mi oluştu? Şirketin ticari faaliyetleri bu büyüklükte para yaratabilecek durumda mı? Para geldikten ne kadar sonra rehnedildi? Rehin karşılığında kredi hangi hesaba geçti? Kredi aynı gün başka bankaya aktarıldı mı? Orada tekrar mevduat veya teminat oldu mu? Kredi başka bir finansal ürüne yatırıldı mı? Aynı nihai faydalanıcı farklı şirketlerle zinciri tekrarladı mı?
İşte gerçek denetim burada başlıyor.
Son söz
Nakit karşılıklı kredi bankanın bilançosu açısından belki de en güvenli kredi türlerinden biridir.
Fakat kara para aklama ve finansal kaldıraç açısından en fazla dikkat edilmesi gereken kredi türlerinden biri de olabilir.
Çünkü bankanın açısından güvenli olan şu formül: “Param teminatta, dolayısıyla kredim güvende” kamu otoritesi açısından yeterli değildir.
Kamu otoritesinin sorması gereken soru şudur: “Teminattaki o para nereden geldi?”
DenizBank’tan karbon yoğun sektörlere dönüşüm finansmanı
DenizBank, sürdürülebilir finansman kapsamını genişletmek ve emisyon yoğun sektörlerin dönüşümünü desteklemek üzere, ana hissedarı Emirates NBD ile birlikte Geçiş Finansmanı Çerçevesi’ni yayımladı.
Türkiye’de ilk kez ayrı bir kılavuz doküman olarak yayımlanan Geçiş Finansmanı Çerçevesi; yüksek emisyonlu sektörlerin karbonsuzlaşmasına katkı sağlayan faaliyetlerin belirlenmesi, değerlendirilmesi ve sınıflandırılması için sistematik bir metodoloji ortaya koyuyor.
DenizBank Genel Müdürü Recep Baştuğ, konuya ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “Düşük karbonlu ekonomiye geçiş, bugün yalnızca iklim hedefi değil; ülkelerin büyüme modelleri ve rekabet gücü üzerinde belirleyici bir unsur. Ülkemizde de özellikle AB Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın mali yükümlülüklerinin başlamasıyla, ihracatçı sektörlerimiz açısından dönüşüm ihtiyacı daha kritik hale geldi. Bu noktadaki rolümüz ve amacımız, uzun soluklu bir finansman ortağı olarak dönüşüm sürecindeki şirketlerin yanında yer almak. Ana hissedarımız ile birlikte hayata geçirdiğimiz Geçiş Finansmanı Çerçevemizle, özellikle yeşil dönüşümü zor sektörlerdeki şirketlerin kendi somut dönüşüm hedeflerini finanse etmesine imkan tanıyan bir yaklaşım sunuyoruz. Önümüzdeki dönemde de düşük karbonlu ekonomiye adil ve kapsayıcı geçiş için reel sektörün uzun vadeli finansman ihtiyaçlarına çözüm üretmeyi sürdüreceğiz.”
Geçiş Finansmanı Çerçevesi Hakkında
Geçiş Finansmanı Çerçevesi, üretim, demir-çelik, çimento, madencilik, gayrimenkul, ulaştırma ve tarım başta olmak üzere karbon yoğun ve emisyon azaltımı zor sektörlerde faaliyet gösteren şirketlerin, Paris Anlaşması hedefleriyle uyumlu geçiş yolları doğrultusunda karbonsuzlaşmasını desteklemeyi amaçlıyor.
ICMA İklim Geçiş Finansmanı El Kitabı ve İklim Geçiş Tahvili Kılavuzu ile Kredi Piyasası Birliği (LMA), Asya Pasifik Kredi Piyasası Birliği (APLMA) ve Kredi Sendikasyonları ve Alım Satım Birliği (LSTA) tarafından yayımlanan uluslararası rehberler dikkate alınarak hazırlanan Çerçeve’nin uluslararası standartlarla uyumu, bağımsız dış değerlendirici DNV tarafından sağlanan İkinci Taraf Görüşü ile destekleniyor.