Connect with us

ŞİRKETLER

Türkiye’nin deprem izolatörü üreten tek firması deprem bölgesinde 8 projede başarıyla yer aldı

Teknolojik İzolatör Sistemleri (TİS) şirketi, deprem bölgesinde 8 projede deprem izolatörü ile yer aldı. TİS Genel Müdürü Uğurcan Özçamur, deprem izolatörlerinin doğru uyglama ile güzel performans gösterdiğini ve görevini yaptığını belirterek, “Bizim bölgede çok sayıda izolatörü olan yapımız vardı. Hepsi istediğimiz gibi gayet verimli ve düzgün şekilde çalıştı” dedi.

Yayınlanma:

|

Türkiye, Kahramanmaraş merkezli 11 ilde meydana gelen 7,6 ve 7,7 büyüklüğündeki iki büyük depremle sarsıldı. Binlerce binanın yıkıldığı, on binlerce binanın ise kullanılamaz hale geldiği depremlerin ardından gündeme yapının temeli ile kendisi arasına yerleştirilen deprem izolatörü (deprem yalıtım cihazı) geldi. Uygulandığı yapıda, depremin etkisini büyük ölçüde sönümleyen deprem izolatörleri, hem uzmanların önerileri hem de sosyal medyada çokça gündeme gelmesi ile vatandaşların merakını artırdı. Türkiye’de tek, dünyada ise on firmadan biri olan Teknolojik İzolatör Sistemleri (TİS) Genel Müdürü Uğurcan Özçamur, deprem izolatörlerinin kullanım amacını, ekonomik boyutunu, deprem izolatörlerinin nasıl uygulanabileceğini ve tüm detaylarını İHA muhabirine anlattı.

YAPISAL DEPREM MÜHENDİSİ UĞURCAN ÖZÇAMUR

YAPISAL DEPREM MÜHENDİSİ UĞURCAN ÖZÇAMUR© İHA

“(Deprem izolatörleri ile) Yukarıdaki yapının hem yapısal hem de yapısal olmayan elemanlarını topyekun olarak korumuş oluyoruz”

Aynı zamanda yapısal deprem mühendisi olan Uğurcan Özçamur, deprem izolatörünün basit yapıyı temelinden ayıran özel cihazlardan oluşan bir yapı olduğunu belirterek, “Yapının kendisi ile temeli arasına birtakım özel cihazlar yerleştiriyoruz. Bu cihazlar, düşey doğrultuda yapının yükünü taşıma kapasitesine sahip oluyor. Yatay doğrultuda ise oldukça esnek oluyor. Biz orada bir arayüz oluşturuyoruz. Yapıyı temelinden ve zeminden ayırmış oluyoruz. Bu sayede deprem olduğunda depremin ivmeleri geldiğinde üst yapı etkilenmemiş oluyor. Deprem hareketi izolatörler tarafından karşılanmış oluyor. Yukarıdaki yapının hem yapısal hem de yapısal olmayan elemanlarını topyekun olarak korumuş oluyoruz” diye konuştu.

“İki haftanın sonunda da herkes (deprem) hiç olmayacakmış gibi davranmaya başlıyor”

Depremlerin ardından deprem izolatörlerine olan ilginin ne kadar sürede kaybolduğunun sorulması üzerine Özçamur, “Biraz değişken. Daha küçük ölçekli depremlerde unutulma süresi bir hafta ila on gün arasında. Pek çok talep, arayan, soran vesaire oluyordu ama bir hafta için bu ilgi sönümlenip yok oluyordu. Genel olarak depremlerde ülkece yaşadığımız bir sorun bu, sadece deprem izolatörü özelinde değil. Deprem olduktan sonra az ya da orta ölçekli hasar olduğunda bir hafta boyunca herkes bunu konuşuyor. Bir haftadan sonra üç-beş kişi kalıyor bunu konuşan. İki haftanın sonunda da herkes böyle bir şey hiç olmayacakmış gibi davranmaya başlıyor. Kötü olayları çabuk unutmak istiyoruz. Kahramanmaraş depremlerinin ardından daha farklı bir boyuta geçti. Bu kadar kolay unutulur mu bilemiyorum. Bu seferki depremin boyutu ve yıkım çok çok fazlaydı. Bir noktada yine unutulacağını düşünüyorum” diye konuştu.

“Tüm yapıları (deprem izolatörlü şekilde) inşa edelim çok doğru bir yaklaşım değil”

Deprem bölgesinde inşa edilecek yeni binaların tamamında deprem izolatörü kullanılmasının doğru olmadığını aktaran yapısal deprem mühendisi Özçamur, “Yapının bulunduğu bölgeye göre, zemin özelliklerine göre, yapının mimarisine göre uygun olmayan ya da deprem yalıtımından daha doğru, daha uygun, daha ekonomik çözümler mevcut. Örneğin 15 katlı bir yapı için hele bir de deprem bölgesinde olmayan bir yapıda deprem yalıtımı uygulamaya çalışmanın hiçbir anlamı yok. Yüksek katlı yapılar için farklı çözümler var. Eski yapıların güçlendirilmesinde deprem yalıtımı uygulaması çok çok zor. Dünyada bile sayılı örneği var. Ne kadar ekonomik olduğu da tartışılmalı. Hızlı, daha basit güçlendirme teknikleri ile bu konuya yaklaşılabilir. Yeni inşa edilecek bölgelerde tabii ki deprem yalıtımlı yapılar olsun. Daha uzun ömürlü, daha güvenlikli ve daha yüksek performans veren yapılarımız olsun ama tüm yapıları bu şekilde inşa edelim çok doğru bir yaklaşım değil” ifadelerini kullandı.

“Maalesef deprem ülkesiyiz ama üniversitelerimizden bir tane bile deprem dersi almadan mezun olabilirsiniz inşaat mühendisi olarak”

Yeni yapılacak tüm binalarda deprem izolatörü kullanılması durumunda TİS olarak üretim kapasitelerinin yapacakları kapasite artırımı ile yetebileceğini savunan Özçamur, şunları kaydetti:

“Tabii ki kapasite artırımları gerekecektir ama burada darboğaz üretim değil. Burada darboğaz bu işin mühendisliği. Bize yüzlerce telefon geliyor, yüzlerce mail geliyor şu haftalarda. Bunların arasında bir kişi bile ‘bu işin hesabı, deprem yalıtımlı binanın tasarımı özel bir konu galiba bu nasıl yapılıyor?’ diyen bir kişi olmadı. Bu ne demek? İnsanlar bunu markete gidip alınabilecek bir şey gibi düşünüyor. Lastik değiştirmek gibi bir şey değil bu. Bu projeye özel tasarlanan, yapının da buna uygun tasarlanması gereken bir ürün. Dolayısıyla deprem izolatörü olan bir yapıyı tasarlayabilecek mühendis sayımız kaç? Ama bütün binalara deprem izolatörü koyalım dediğimizde bu mühendis sayımız yetecek mi? Asla. Paket programlarla bu iş yapılmaz. Yapısal deprem mühendisliği ile alakalı çalışmaları olan, bu tip altyapısı olan, bu tip tecrübesi olan mühendislerimizin ilgilendiği bir konu. Maalesef deprem ülkesiyiz ama üniversitelerimizden -hatırı sayılır üç-beş taneyi de dahil ediyorum- bir tane bile deprem dersi almadan mezun olabilirsiniz inşaat mühendisi olarak. Bu mezun olan arkadaşlar depremle ilgili hiçbir altyapısı olmadan izolatörü olan binayı zaten tasarlayamaz ama şu anda normal binaları tasarlıyorlar. Bunun için bir kontrol sistemi yok, bunun için bir denetim mekanizması yok. Bir günde proje yapılıyor. Önce buraya yönelmemiz gerekiyor.”

“Deprem izolatörü kusur örtecek bir şey değil”

Özçamur, doğru mühendislik her türlü binanın yapılabileceğini belirterek, “Deprem izolatörü olan bina bunların içinde önemli bir paya sahiptir. Deprem izolatörü koyduğunuz zaman bina kusurlarını örtemezsiniz. Deprem izolatörü koyduğunuz zaman binanın geri kalanında da detaylı analizler ve uygulama yapmanız gerekir. Deprem izolatörü koyup ZD, ZE olan zemin sınıfınızı ZB, ZA yapamazsınız. Deprem izolatörü koyduğunuzda ‘üst yapıda ben istediğimi yaparım’ diyemezsiniz. Bunların hepsi bir bütündür. Bunların hepsinin hesabı doğru yapılmalı ve ona göre uygulanmalıdır. Deprem izolatörü kusur örtecek bir şey değil. Sizin deprem izolatörü olan binanız her şekilde A sınıfı olmak zorundadır. Tasarım anlamında da uygulama anlamında da” dedi.

“Hiçbir zaman deprem öldürmez, her zaman bina öldürür”

Kahramanmaraş merkezli depremlerde bir binada bardak bile kırılmazken yanındaki binanın tamamen çökmesinin nedenini değerlendiren Özçamur, şu ifadeleri kullandı:

“Bu çok fazla faktöre bağlı. Yapının yapım tekniliği ile alakalıdır, oradaki işçilik ile alakalıdır. Bunu net olarak şu anda tek sebebi budur diyemem. Ama pek çok sebebin bir araya gelerek bu sonuçları doğurduğu bir gerçek. Hiçbir zaman deprem öldürmez, her zaman bina öldürür. Bu çok klişe bir söz ama öyle. Çok büyük depremler olacağını biliyoruz. Çok büyük depremlerin hangi bölgelerde daha etkili olacağını, hangi bölgelerde daha çok hissedileceğini, hangi yapıların bu depremi nasıl yaşayacağını da hesaplayabiliyoruz. Doğru bir mühendislik yaparsanız her şeyin bir çözümü var. ‘Çok zayıf zemine bina yapılmaz, kuvvetli zemine yaparsanız bir şey olmaz’ ifadesi de doğru değil. Depremin frekans altyapısına bağlı olarak bile bu değişir. Ama siz hangi depremde hangi zeminde bulunan binanın nasıl davranacağını hesaplayabiliyorsunuz. Buna göre tasarım ve uygulama yapınca zaten belirli bir performansı otomatikman sağlarsınız. Yönetmeliğin belirlediği asgari şartları sağlarsınız, o bina göçmez. O bina hasar alsa bile göçmez. İnsanı öldürmez. Zaten olayın temeli bu. İzolatör olduğunda konu biraz öteye geçiyor. Göçmeme ya da insan öldürmemenin yanında ‘bu yapı hasar da almayacak’ diyoruz. Depremden sonra kesintisiz bir şekilde kullanımına devam edebilecek. Bunu sağlamak için de ‘biz bunu koyalım, başka hiçbir şey yapmayalım’ dediğim sebeplerden yine olamıyor. Siz bu binayı da yine buna göre tasarlayacaksınız.”

“Deprem izolatörleri depremsen sonra en çok ihtiyaç duyulacak yapılara uygulanır”

Deprem izolatörlerlerine neden ihtiyaç duyulduğunu anlatan Özçamur, “Bizim yönetmeliğimize göre daha önemli olarak görülen yapılar vardır. Bunun temeli şuna dayanır: Depremden hemen sonra çok ihtiyaç olacak ya da kullanılamaz durumda olması halinde çok fazla olumsuzluk yapılar. Nedir bunlar? Örneğin ulaşım yapılarıdır. Köprü, viyadük, havalimanı gibi. Nedir bunlar? Hastanelerdir en başta. Onun dışında çok fazla insanın bir arada bulunduğu yerler, okullar, çevre felaketi oluşturacak birtakım depo alanları, veri merkezleri, tarihi yapılar, afet yönetim merkezleri, valilik binaları olabilir. Bunlar önemli yapılar olarak görülür. Bir deprem olduktan sonra insanların hem barınabileceği hem de güvenle kullanabileceği bir yerin orda var olması. Yıkılmayan bina yapmayı biliyoruz ama hasar oluyor. Bir diğer nokta da o. Hem depremden sonra kullanıma açılabilsin ya da hasar alması halinde çok fazla kişiyi mağdur edebilecek binalar ele alınıyor” diye konuştu.

Yapısal deprem mühendisi Özçamur, deprem izolatörlerinin ekonomik boyutuna ilişkin, “Depremden sonra yapının hasar almaması ekonomik boyuta giriyor. Örneğin veri merkezleri bu şekildedir. Veri dünyada en değerli şeyler arasında yer aldığı için veri merkezinin depremden sonra kullanılamaz hale gelmesi muazzam bir ekonomik kayıp. Deprem izolatörleri iki aşamalı bir koruma sağlamış oluyor. Toptan bir koruma sağlamış oluyor. Yönetmeliklerin esas amacı göçmeyi engellemesi ve can güvenliğini sağlamasıdır” ifadelerini kullandı.

“Konutlarda deprem izolatörü maliyeti yüzde 8 ila 10 arasında artırır”

Deprem izolatörü olan yapı ile deprem izolatörü olmayan yapı arasındaki maliyet farkının detaylarını paylaşan Özçamur, şunları söyledi:

“Yapısına göre değişir. Örneğin hastane gibi daha maliyetli yapılar bu maliyet farkı yüzde 2 ila 3 civarındadır inşaat maliyetinin. Konut en pahalı kısmı olarak görülüyor. Orada da yaklaşık arsa payı hariç – çünkü çok değişken bir şey arsa payı- inşaat maliyetinin yüzde 8 ila 10’u arasında hesaplıyoruz. Bize gönderilen projelerden anlıyoruz bunu. Bu tabii projeye özel tasarlanıp ayarlandığı için oldukça değişken. Ama kabaca bu rakamları söyleyebiliriz.”

“Yapı güvenliği konusunda inşaat mühendislerimizin kolay kaçmaması gerekiyor”

Deprem yalıtımının Türkiye için yeni teknoloji olmasına rağmen dünyada uzun yıllardır kullanıldığını ifade eden Özçamur, “İnşaat mühendisliği biraz muhafazakar bir sektör. Son depremde gördük ki bu tip yeni teknolojilerin, -bunlar deprem yalıtımı olabilir diğer anti sismik cihazlar olabilir- daha fazla gündemimizde olması gerekiyor. Daha fazla kullanılması gerekiyor. Yapı güvenliği konusunda inşaat mühendislerimizin daha yeniliğe ve öğrenmeye açık, birtakım şeyleri inceliyor, öğreniyor olması, kolaya kaçıyor olmaması gerekiyor. Dolayısıyla son depremde gördük bölgedeki deprem yalıtımlı hastanelerden. Deprem izolatörlerinin doğru uygulama ile gayet güzel performans gösterdiğini ve görevini yaptığını gördük. Bizim bölgede çok sayıda deprem izolatörü olan yapımız vardı. Hepsi istediğimiz gibi gayet verimli ve düzgün şekilde çalıştı. Bunu tek depremde yapmadılar. Belirli bölgelerde 2 büyük depremi arka arkaya yaşadılar. Hatta, Hatay tarafında 4 depremi arka arkaya yaşadılar. Yeni teknolojilere açık olalım, yeni teknolojileri olabildiğince doğru mühendislikle uygulayalım” dedi.

Deprem bölgesinde uygulamada olan 8 projede yer alıyorlar

Deprem bölgesinde deprem izolatörü olan yapıların hepsinin TİS tarafından yapılmadığı bilgisini veren Özçamur, bölgedeki 11 deprem yalıtımlı hastanenin 8’inin kendilerine ait olduğunu söyledi.

Okumaya devam et

Erol Taşdelen

Şirketler Neden Köprünün Ortasında Kalıyor?

Yayınlanma:

|

Köprüde Sıkışan Lider: Aslanlar, Kurtlar ve Köpekbalıkları Arasında Stratejik Düşünmek

İş hayatında bazı anlar vardır ki, hangi tarafa dönerseniz dönün risk görürsünüz.

Bir yanda güçlü rakipler…
Bir yanda piyasa baskıları…
Bir yanda finansal riskler…
Ve altında çatırdayan bir köprü…

Ekli görsel ilk bakışta bir bilmece gibi görünse de, aslında günümüz iş dünyasının en gerçekçi metaforlarından biridir.

Bugün birçok şirket tam da bu köprünün üzerinde duruyor.

Aslanlar: Büyük Rakipler

Sektörün dev oyuncuları fiyat kırıyor.

Pazar payınızı daraltıyor.

Tedarik zincirinde güç kullanıyor.

Marka bilinirlikleriyle müşterileri kendilerine çekiyor.

Özellikle KOBİ’ler ve orta ölçekli şirketler için bu aslanlar her geçen gün daha da büyüyor.

Sorun şu: Aslanlarla onların oyununda savaşmaya çalışırsanız genellikle kaybedersiniz.

Çünkü onların avantajı ölçek ve sermayedir.

Kurtlar: Piyasanın Acımasız Baskısı

Kurtlar ise daha farklıdır.

Hızlıdırlar.

Çeviktirler.

Fırsat gördükleri anda saldırırlar.

Bugünün iş dünyasında kurtlar;

  • Ani maliyet artışları,
  • Teknolojik dönüşüm,
  • Yeni nesil girişimler,
  • Değişen müşteri beklentileri,
  • Küresel rekabet

olarak karşımıza çıkıyor.

Şirketlerin çoğu aslanlara odaklanırken kurtların sessizce yaklaştığını fark etmiyor.

Köpekbalıkları: Finansal Riskler

Aşağıdaki suların içindeki köpekbalıkları ise finans dünyasının en tanıdık tehditlerini temsil ediyor.

  • Yüksek faizler
  • Kur riski
  • Nakit akışı problemleri
  • Tahsilat sorunları
  • Borçluluk baskısı
  • Likidite krizi

Birçok şirket operasyonel olarak başarılı olmasına rağmen finansal risklere yeniliyor.

Tarihinin en yüksek cirosunu yapan ama kasasında para olmayan şirketler bunun en somut örneği.

Çoğu Yönetici Nerede Hata Yapıyor?

İlk refleks genellikle şöyledir:

“Aslanlarla savaşalım.”

“Kurtları durduralım.”

“Köpekbalıklarından kaçalım.”

Oysa stratejik düşüncenin temel kuralı farklıdır: Sorunun içinde çözüm aramak yerine sorunun kurallarını değiştirmek.

Gerçek Liderler Ne Yapar?

Başarılı liderler tehditlerle tek tek mücadele etmeye çalışmaz.

Onlar oyunun kendisini değiştirir.

1. Rekabet Alanını Değiştirir

Rakibin güçlü olduğu yerde savaşmaz.

Yeni pazar bulur.

Yeni ürün geliştirir.

Yeni müşteri segmenti oluşturur.

Mavi Okyanus Stratejisi’nin özü budur.

2. Kaynaklarını Korur

Her savaşa girmez.

Her fırsatın peşinden koşmaz.

Bazı projeleri sonlandırır.

Bazı yatırımları erteler.

Bazı müşterilerden bile vazgeçer.

Çünkü liderlik bazen “hayır” diyebilmektir.

3. Köprüyü Güçlendirir

En önemli nokta budur.

Şirketlerin büyük bölümü aslanlara ve kurtlara odaklanırken köprünün çürüdüğünü fark etmez.

Oysa köprü;

  • İnsan kaynağıdır,
  • Kurumsal yönetimdir,
  • Nakit akışıdır,
  • Risk yönetimidir,
  • İç kontrol sistemidir.

Köprü sağlam değilse hiçbir strateji işe yaramaz.

Bugünün Türkiye Gerçeği

Türkiye’de birçok şirket şu anda bu görseldeki kişinin bulunduğu noktaya benzer bir pozisyonda.

Bir tarafta küresel rekabet.

Bir tarafta yüksek finansman maliyetleri.

Bir tarafta daralan talep.

Bir tarafta teknolojik dönüşüm baskısı.

Bu nedenle başarı artık yalnızca satış yapmakla ölçülmüyor.

Asıl başarı; belirsizlik ortamında ayakta kalabilmek, nakdi koruyabilmek ve stratejik esnekliği sürdürebilmekle ölçülüyor.

Çözüm Kaçmak Değil, Perspektifi Değiştirmek

Bu görselin en önemli mesajı şudur: Bazen çözüm daha güçlü olmak değildir. Bazen daha hızlı olmak da değildir.

Bazen çözüm, herkesin baktığı yere bakmayı bırakıp oyunu yeniden tasarlamaktır.

Çünkü liderler krizleri yönetmez.

Liderler krizlerin kurallarını değiştirir.

Ve çoğu zaman kurtuluş yolu, tehditlerle savaşmak değil; onları birbirine karşı kullanabilecek kadar geniş bir perspektife sahip olmaktır.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist
Bankavitrini.com

Okumaya devam et

GÜNCEL

Sabancı Akçansa’yı sattı

Yayınlanma:

|

Yazan:

Sabancı Holding, Türkiye çimento sektörünün önemli oyuncularından Akçansa’daki pay satışını tamamladı. Holding, Akçansa Çimento Sanayi ve Ticaret A.Ş.’de sahip olduğu yüzde 39,72 oranındaki payların tamamını Heidelberg Materials AG’ye devretti.

Satış bedeli 427,9 milyon dolar olarak açıklandı. İşlem bedelinin tamamı peşin tahsil edildi. Böylece Sabancı Holding’in Akçansa’da hissesi kalmadı.

Satışın Arka Planı

Süreç aslında 28 Ocak 2026’da başladı. Sabancı Holding, Akçansa’daki payları için ilişkisiz üçüncü bir taraftan bağlayıcı teklif aldığını duyurmuştu. Ancak Akçansa’nın diğer ana ortağı Heidelberg Materials’ın sözleşmeden doğan ön alım hakkı bulunuyordu.

Heidelberg Materials bu hakkını kullandı ve Sabancı’nın yüzde 39,72’lik payını devraldı. Rekabet Kurumu onayı ve yasal süreçlerin tamamlanmasının ardından satış 18 Haziran 2026 itibarıyla resmen kapandı.

Sabancı Niçin Satıyor?

Bu satış tek başına okunmamalı. Sabancı Holding son dönemde portföyünü sadeleştirme, daha yüksek büyüme potansiyeli taşıyan alanlara odaklanma ve sermayesini yeniden konumlandırma stratejisi izliyor.

Çimento sektörü güçlü nakit yaratma kapasitesine sahip olsa da enerji maliyetleri, karbon düzenlemeleri, iç talep dalgalanmaları ve yatırım ihtiyacı nedeniyle daha sermaye yoğun bir alan haline geldi. Sabancı açısından bu satış, geleneksel sanayi varlıklarından çıkış ve kaynakların enerji, iklim teknolojileri, dijital iş kolları ve finansal yatırımlar gibi alanlara yönlendirilmesi anlamına geliyor.

Heidelberg İçin Stratejik Hamle

Alman Heidelberg Materials açısından işlem, Türkiye pazarında kontrol gücünü artıran stratejik bir hamle oldu. Şirketin Akçansa’daki payı yüzde 79,44’e yükseldi.

Bu durum Akçansa’da karar alma süreçlerini daha merkezi hale getirebilir. Heidelberg’in küresel ölçekte çimento, hazır beton, agrega ve sürdürülebilir yapı malzemeleri alanındaki tecrübesi dikkate alındığında Akçansa’nın önümüzdeki dönemde daha fazla verimlilik, ihracat, karbon azaltımı ve teknoloji yatırımı gündemiyle yönetilmesi beklenebilir.

Akçansa İçin Ne Değişir?

Kısa vadede Akçansa’nın faaliyetlerinde dramatik bir değişim beklenmez. Şirket Türkiye’nin Marmara, Ege ve Karadeniz bölgelerinde güçlü üretim ve liman altyapısına sahip. Ancak ortaklık yapısındaki değişim, orta vadede stratejik önceliklerin yeniden belirlenmesine yol açabilir.

Öne çıkabilecek başlıklar şunlar:

Akçansa’da küresel grup politikalarının ağırlığı artabilir.

Karbon azaltımı ve sürdürülebilir üretim yatırımları hızlanabilir.

İhracat ve bölgesel tedarik zinciri rolü güçlenebilir.

Yönetim kararlarında Heidelberg Materials daha belirleyici hale gelebilir.

Piyasa Açısından Mesaj

Bu işlem, Türkiye’de büyük holdinglerin portföylerini yeniden şekillendirdiğini gösteriyor. Artık sadece “kârlı şirketi elde tutma” dönemi değil, “sermayeyi hangi alanda daha yüksek getiriyle büyütürüm” dönemi öne çıkıyor.

Sabancı için Akçansa satışı bir çıkış değil, sermaye dönüşümü hamlesi olarak okunmalı. Heidelberg için ise Türkiye’de uzun vadeli yapı malzemeleri pazarına güvenin göstergesi.

Sabancı Holding’in Akçansa’dan tamamen çıkması, Türk sanayisinde önemli bir dönüm noktasıdır. Sabancı, geleneksel çimento varlığından çıkarak nakit gücünü artırırken; Heidelberg Materials Türkiye’deki pozisyonunu güçlendirdi.

Bu satışın asıl etkisi kısa vadeli hisse hareketlerinden çok, Türkiye’de holdinglerin portföy yönetim anlayışının değiştiğini göstermesidir. Büyük gruplar artık sadece sektör liderliği değil, sermaye verimliliği, ölçek, teknoloji ve gelecek getirisi üzerinden karar alıyor.

Akçansa’da yeni dönem artık Heidelberg ağırlıklı bir dönem olacak.

Okumaya devam et

GÜNCEL

İSO500 Açıklandı: Sanayinin kârını faiz yuttu

Yayınlanma:

|

Yazan:

Türkiye’nin en büyük ilk 500 firma listesi açıklandı. İSO 500’de üretim toparlandı ama sanayinin kârını faiz yuttu.

İstanbul Sanayi Odası’nın 2025 yılı İSO 500 sonuçları, Türkiye sanayisinin üretim ve ihracatta direnç gösterdiğini; ancak yüksek finansman maliyetleri, borçluluk ve kârlılık baskısının reel sektörün ana sorunu olmaya devam ettiğini ortaya koydu. İSO 500’ün üretimden satışları 2025’te yüzde 28 artarak 11,1 trilyon TL’ye yükseldi. ÜFE’den arındırılmış reel artış ise yalnızca yüzde 2,1 oldu. Bu tablo, sanayide nominal büyümenin güçlü görünmesine rağmen reel toparlanmanın sınırlı kaldığını gösteriyor.

İhracat tarafında İSO 500 daha güçlü bir performans sergiledi. Türkiye ihracatı yüzde 4,4 artarken, İSO 500 ihracatı yüzde 8,4 artışla 104,7 milyar dolara ulaştı. Böylece İSO 500’ün sanayi ihracatındaki payı yüzde 39,7’ye çıktı. Bu veri, büyük sanayi kuruluşlarının dış pazarlarda hâlâ lokomotif rolünü koruduğunu gösteriyor.

Ancak raporun en kritik göstergesi finansman giderlerinde ortaya çıktı. İSO 500 şirketlerinde finansman giderlerinin faaliyet kârına oranı 2024’teki yüzde 96,6 seviyesinden 2025’te yüzde 84,9’a geriledi. Buna rağmen sanayici, faaliyet kârının çok büyük bölümünü hâlâ finansman giderlerine ayırmak zorunda kaldı. Bu tablo, üretimden kazanılan değerin önemli ölçüde bankacılık ve finansman maliyetleri tarafından emildiğini gösteriyor.

Kârlılıkta nominal toparlanma olsa da tarihsel ortalamaların altında kalındı. Faaliyet kârı yüzde 57,1 artışla 1 trilyon TL’ye, vergi öncesi kâr yüzde 64,7 artışla 441 milyar TL’ye çıktı. Ancak faaliyet kârlılığı yüzde 7,7 ile son 10 yıl ortalaması olan yüzde 10,4’ün altında kaldı. Vergi öncesi kâr marjı da yüzde 3,4 ile 10 yıllık ortalama olan yüzde 6,8’in oldukça gerisinde gerçekleşti.

Bilançolarda da borç baskısı güçlendi. 2025’te özkaynaklar yüzde 15,8 artarken, toplam borçlar yüzde 30,8 yükseldi. Böylece özkaynakların aktifler içindeki payı yüzde 52,1’den yüzde 49,1’e geriledi. Sanayi devleri, iki yıl sonra yeniden borç ağırlıklı bilanço yapısına dönmüş oldu.

Teknoloji tarafında sınırlı ama olumlu sinyaller var. Yüksek teknoloji yoğunluklu sektörlerin katma değer payı yüzde 7,6’ya yükseldi. Ar-Ge harcaması yapan kuruluş sayısı 273’e çıkarken, Ar-Ge harcamaları yüzde 31,4 artışla 79,7 milyar TL’ye ulaştı. Buna rağmen orta-yüksek ve yüksek teknolojili sektörlerin toplam payının yüzde 34’te kalması, sanayide dönüşüm ihtiyacının sürdüğünü gösteriyor.

İstihdamda ise gerileme dikkat çekti. İSO 500 istihdamı yüzde 2,5 düşerek 804 bin kişiye indi. Buna karşılık ödenen maaş ve ücretler yüzde 39,3 artışla 1,1 trilyon TL’ye çıktı. Bu tablo, sanayide çalışan sayısının azalırken işçilik maliyetinin arttığını gösteriyor.

İSO 500 üretimden satışlar
2024: 8,7 trilyon TL
2025: 11,1 trilyon TL

Finansman gideri / faaliyet kârı
2024: yüzde 96,6
2025: yüzde 84,9

İSO 500 ihracatı
2024: yaklaşık 96,6 milyar dolar
2025: 104,7 milyar dolar

Borç ve özkaynak artışı
Özkaynak artışı: yüzde 15,8
Toplam borç artışı: yüzde 30,8

İlk 10 sanayi kuruluşu

  1. TÜPRAŞ – 698,8 milyar TL
  2. Ford Otomotiv – 538,3 milyar TL
  3. Star Rafineri – 327,9 milyar TL
  4. Oyak-Renault – 235,5 milyar TL
  5. Toyota Otomotiv – 206,3 milyar TL

İSO 500 tablosu sanayinin üretimden vazgeçmediğini, ihracatta dirençli kaldığını ve Ar-Ge tarafında sınırlı ilerleme sağladığını gösteriyor. Ancak asıl mesele değişmedi: yüksek faiz, artan borçluluk ve düşük kârlılık sanayinin yatırım, istihdam ve rekabet gücünü zayıflatıyor.

Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2024Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2024

Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2024

Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2024

Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2024

Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2024

Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2024

Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2024

Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2024

Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2024

Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2024

Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2024

Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2024

Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2024

Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2024

Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2024

Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2024

Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2024

Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2024

Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2024

Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2024

Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2024

Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2024

Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2024

Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2024

Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2024

Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2024

Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2024

Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2024

 

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.