Connect with us

ŞİRKETLER

Yüksek büyüme ve karlılık için mavi okyanus stratejisinden faydalanın

Yayınlanma:

|

Değerli Dünya Gazetesi okuyucuları, artık her Cumartesi okuduğum bir iş kitabını sizler için ele alarak, bu kitaptan elde ettiğim bilgi ve içgörüleri sizlerle paylaşmaya çalışacağım. Bu paylaşımın ana amacı, edindiğimiz bilgiyi iş hayatında, şirketlerimizde, yönetim süreçlerimizde pratik olarak kullanmanız olacak. Yani hem ele aldığım kitapları kısaca anahtar fikirler bazında özetlemiş olacağım, hem de sizlere kitaptan edindiğimiz bilgi ve içgörüyü, işlerinizde kullanmanız için kendi önerilerim ile birlikte sunacağım. Cumartesileri bu köşeyi takip etmeniz halinde, keyifli ve katma değerli bir paylaşım içinde olacağımıza inanıyorum. Ayrıca sizlerin yorum ve düşüncelerini de e-posta yoluyla almayı çok isterim.

Kitap Hakkında

Bu haftaki kitabımız, 2005 yılında yayınlanmış, W. Chan Kim ve Renee Mauborgne tarafından yazılmış bir strateji ve pazarlama kitabı olan Mavi Okyanus Stratejisi (Blue Ocean Strategy). Kitap günümüzün sıkışık ve aşırı rekabetçi pazarlarında rekabet konusunda tüm bildiklerimizi sorgulamamızı sağlıyor. Artık bir iş kitabı klasiği haline gelmiş olan Mavi Okyanus Stratejisi, şirketlerin pazar rekabeti ve rekabet stratejileri hakkındaki düşüncelerini ve uygulamalarını devrimsel fikirler ile değiştiriyor. Neden bazı şirketler rekabetten sıyrılıp, muazzam başarılar elde ederken, diğerleri müthiş rekabetçi piyasalarda ölümüne mücadele ederek hayatta kalmaya çalışıyorlar sorusuna net ve tatmin edici cevaplar veriyor.

Kitabın hedef kitlesi; rekabet avantajı yakalamak ve pazarlarda başarılı olmak isteyen girişimciler ve iş insanları, iş stratejistleri, pazarlama profesyonelleri, doğru şirketlere yatırım yapmak isteyen yatırımcılar ve pazarlar ve rekabet konusunda çalışan öğrenciler veya mesleğe yeni başlamış yöneticiler olarak tanımlanabilir.

 

Yazarlar W. Chan Kim ve Renee Mauborgne, yüz yılı aşkın bir süreyi ve otuz endüstriyi kapsayan 150 stratejik hamleyi konu alan bir araştırmaya dayanarak, kalıcı başarının ‘mavi okyanuslar’ yaratmaktan, yani büyüme vakti gelmiş, kazanç sağlamaya hazır, çekişmesiz yeni pazar veya kategori alanları yakalamaktan geçtiğini savunuyorlar. Yazarlar tarafından ortaya koyulmuş olan Mavi Okyanus Stratejisi, rekabeti aşmak ve anlamsız hale getirmek için sistematik bir yaklaşım getiriyor. Yazarlar bu kitap ile, mavi okyanusların başarılı şekilde yaratılması ve ele geçirilmesi için kanıtlanmış bir analitik çerçeve ve araçlar ortaya koyuyorlar. Her şirket kitapta yer alan altı prensip dahilinde, kendi mavi okyanus stratejilerini formüle edip uygulaması mümkün.

Kitabın Ortaya Koyduğu Temel Fikir

Her işletme kendisine şu temel soruyu sorar; rakipleri nasıl ekarte eder ve rekabette öne geçeriz? Çoğu işletme bu soruya aynı cevabı verir; daha büyük, daha iyi ve daha hızlı olmalıyız! Peki ya işletmeniz, rekabetle başa çıkmak ve rakipleri ekarte etmek zorunda kalmasaydı? Nasıl mı? Ortada bir rekabet olmaz ise, savaş da olmaz! Peki ya, sınırlı talep için endişe etmeyip, sınırsız büyüme oranlarının keyfini çıkartabilseydiniz? Bunlar size masal gibi mi geliyor? Oysa dünyada pek çok şirket, rekabetten uzakta, muazzam büyüme oranları yakalıyor.

Peki nasıl? Bunu nasıl başarıyorlar? Bunu sizin şirketiniz de başarabilir mi?

Dünyada pek çok ülkede, pek çok sektörde acımasız bir rekabet söz konusu. Muhtemelen sizin şirketiniz de bu rekabetin dışında değil. Bugün piyasalar, birbirini öldürmeye hazır aç şirketlerle dolup taşan okyanuslar gibi. Suda o kadar çok kan var ki, bu pazarlara kırmızı okyanuslar diyebiliriz. Ancak arada bir, tüm rekabeti geride bırakan, özel bir şirket ortaya çıkıyor. Bu tür şirketler, hızla yükselen, rakipsiz büyüyen ve kendi kurallarını kendi koyan şirketler olarak dikkat çekiyorlar. Peki bunlar neyi farklı yapıyorlar?

Bu şirketler, kızıl okyanuslarda savaşmak yerine, yeni okyanuslara doğru yelken açıyorlar, yani mavi okyanuslara. Mavi okyanuslar, henüz var olmayan ürün ve hizmetler için henüz keşfedilmemiş pazarlar olarak düşünülebilir. Bu okyanuslarda talep sınırlı değil, zira talebin önce yaratılması gerekiyor. Ama bu bir dezavantajdan çok, bir fırsat olarak görülebilir, çünkü bir pazarın büyüklüğü sınırlı değilse, büyüme ve kârlılık da sınırlı olmayacaktır.

Bu konuda birkaç örnek vermek mümkün. Dikkat çekici örneklerden birisi hepimizin adını duymuş olduğu bir eğlence organizasyonu: Cirque du Soleil sirki. Bu organizasyon, geleneksel sirk dünyasının devi ve pazar lideri olan Ringling Bros. and Barnum & Bailey’in yüz yıldan uzun sürede eriştiği gelir seviyesine yirmi yıldan kısa süre içinde ulaşmayı başardı. Üstelik de, TV, oyun konsolları ve spor müsabakalarının zirvede ve sirk sektörünün düşüşte olduğu bir dönemde bunu başardı. Peki Cirque du Soleil, gelir ve karları gittikçe düşen, hayvan hakları aktivistlerinin baskısı altındaki zor bir sektörde büyük gelir ve kar elde etmeyi nasıl başardı?

Elbette bu hikâyenin arkasında Mavi Okyanus Stratejisi yatıyor. Cirque du Soleil, ağırlıklı olarak çocuklara dönük şovları olan Ringling Bros. and Barnum & Bailey ile rekabet etmedi. Bunun yerine kendisine çekişmesiz yeni bir pazar alanı yarattı. Tamamıyla yeni bir müşteri grubunu kendisine çekti; yetişkinler ve şirketler! Hem büyük hem de emsalsiz eğlence için geleneksel sirklere ödenen paranın birkaç katını vermeye hazır bir müşteri kitlesi. Cirque du Soleil ek olarak iki ilginç şey yaptı. İlk olarak, sirkte hayvan kullanma geleneğine son verdi. Ardından, insan eylemlerini canlı müzik ve ilgi çekici hikayelerle destekledi. İlk hamle maliyetleri düşürürken, ikincisi sirk dünyasına heyecan verici yeni unsurlar getirdi.

Kitabın ana fikri özetle şu, “Kızıl okyanusta mahsur kalan şirketler, mevcut endüstri düzeni içinde savunulabilir bir konum inşa ederek rekabeti yenmek için yarışan geleneksel bir yaklaşım izler. Mavi okyanusların yaratıcıları ise şaşırtıcı bir şekilde rekabeti baz almazlar. Bunun yerine, değer inovasyonu dediğimiz farklı bir stratejik mantık izlerler. Öyleyse, yapılması gereken iş değer inovasyonudur!

Mavi Okyanuslar Nasıl Oluşturulur?

Değer inovasyonu, oldukça düşük bir fiyata inovasyona dayalı yeni bir ürün üretme eylemidir. Değer inovasyonunun ilk adımı, hedef kitlenizi seçmektir. Mevcut pazardaki, herkesin uğruna rekabet ettiği mevcut müşterilere odaklanmak yerine pazarın sınırlarındaki, yani en uçlarındaki müşterilere ve yakın/komşu pazarlardaki, mevcut pazardan kaçınan veya pazarı hiç duymamış müşterilere odaklanılmalıdır. Sonraki adım, pazarın dışında kalmış olan bu müşterilerin hayal kırıklıkları veya tatminsizliklerini öğrenmektir. Neden memnun değiller, neden bu pazarda müşteri olmadılar, beğenmedikleri nedir, neden uzak duruyorlar? Bu sorulara yanıt aramak gerekmektedir. Bu sorulara yanıt bulduktan sonra, içinde bulunduğunuz pazardaki iş modeline veya ürün/hizmetlere bakın ve şu dört soruyu cevaplayın:

Hangi süreçleri/özellikleri elimine edebiliriz (ortadan kaldırma)

Hangi standartları/özellikleri azaltabiliriz?

Hangi standartları/ özellikleri artırabiliriz?

Yeni bir deneyim yaratmak için komşu/yakın endüstrilerden hangi standartları veya süreçleri dahil edebiliriz?

Değer inovasyonu, müşteriye sağlanan değerin artırıldığı (3, 4) ve maliyetin düşürüldüğü (1,2) noktada ortaya çıkmaktadır.

Bu konuda diğer bir örnek ise Avustralya şirketi olan Casella Wines’dır. Casella Wines firması, dünyanın en zorlu ve rekabetin en yoğun olduğu pazarlarından bir tanesi olan şarap pazarında, geleneksel rekabet modelleri içine dahil olup, var olmaya çalışmak yerine, değer inovasyonu ile kendi mavi okyanusunu oluşturmayı başarmıştır.

Casella Wines, şarap içmeyenlere (bira ve kokteyl içenlere) neden şaraptan kaçındıklarını sorarak başladı. Şarap içmeyenlerin çoğunun şarabı elitist, ukala ve gösterişçilerin içeceği olarak gördüklerini keşfettiler. Bu şarap içmeyenler, şarabın tadının karmaşıklığının da uzak durma sebebi olduğunu söylediler. Casella Wines, eğlenceli, göz korkutucu olmayan ve içimi kolay bir şarap üreterek (Yellow Tail markasıyla) bu ‘müşteri olmayanların’ hayal kırıklıklarını gidermeyi amaçladı. Bunu başarmak için dört değerli yenilik eylem çerçevesini uyguladılar:

Şarap yıllandırma sürecini ortadan kaldırdılar. Yıllanan şarap, şarap içmeyenler için çok karmaşık bir tada neden oluyordu. Yaşlanma sürecini ortadan kaldırarak meşe fıçılarda ve depolama maliyetlerinde tasarruf sağladılar.

Envanterlerini sadece iki şaraba, beyaz Chardonnay ve kırmızı Shiraz’a indirgediler. Envanterlerini azaltarak çoğu şarap işletmesinden çok daha az çeşit ve sayıda şaraba sahip oldular ve bu iyi bir şeydi çünkü şarap seçme sürecini şarap içmeyenler için daha az korkutucu ve çetrefilli hale getirdi. Üzüm seçim standartlarını yükselterek şarabın tazeliğini ve içilebilirliğini yükselttiler. Şarabın içilebilirliğinin artması, bira ve kokteyl içenler için içmeyi keyifli hale getirdi.

Şarap içmeyenler için yeni bir şarap deneyimi oluşturmak için bira endüstrisinden birkaç standardı dahil ettiler. Her iki şarap için de tek tip şişe dizayn ettiler. Çoğu bira şişesi etiketi gibi basit ve davetkar bir şarap etiketi oluşturdular. Etikette şarabın yaşı yer almıyordu ve bağı veya şarap yapım sürecini anlatan süslü bir dili yoktu. Bir kanguru resmi, şarap şirketlerinin adı ve şarabın menşei ülkesi: “Avustralya” vardı. Bu basit etiket, şaraplarını daha az gösterişli ve daha eğlenceli kıldı. “Casella Wines, Şarabı şarap gibi sunmak yerine, herkesin erişebileceği sosyal bir içecek yarattı: bira içenler, kokteyl içenler ve diğer şarapsız içecek içenler. İki yıl içinde, bu eğlenceli, sosyal içecek hem Avustralya hem de ABD şarap endüstrilerinin tarihlerinde en hızlı büyüyen marka oldu ve Fransız ve İtalyan şaraplarını geride bırakarak Amerika Birleşik Devletleri’ne ithal edilen bir numaralı şarap markası oldu. Ağustos 2003 itibariyle, Amerika Birleşik Devletleri’nde 750 ml’lik şişede satılan bir numaralı kırmızı şarap haline geldi.

Şirketlerimiz Mavi Okyanuslar Oluşturabilir Mi?

Öncelikle patronların ve tepe yöneticilerin geleneksel kızıl okyanuslarda olduklarını fark etmeleri ve emtialaşma/metalaşmanın verdiği zararları anlamaları gerek. Bugün ülkemizde pek çok şirket maalesef kızıl okyanuslar içinde faaliyet gösteriyor. Yazarların, 30 sektörde 108 şirkete bakarak yaptıkları analizde, bu şirketlerin %86’sının kızıl okyanus şirketi oldukları, bu 108 şirketin birkaç sene süresince elde ettikleri toplam konsolide kardan ancak %39 oranında pay alabildikleri görülmüş. Yani %14’lük mavi okyanus şirketleri, 108 şirketin ürettiği toplam karın %61’ini alıyorlar. Bu ülkemiz için de geçerli olduğunu tahmin ettiğimiz bir rakam. Yani karları kızıl okyanuslarda bırakıyoruz.

Öte yandan bu iş zor olmakla birlikte imkansız değil. Bizim sektörde, bizim ürünlerde olmaz diyenleri duyuyorum, ama olur. Sirk gibi, şarap gibi, enerji içeceği gibi, elektronik gibi, fitness gibi veya turizm gibi rekabetin kıran kırana olduğu pek çok sektörde bu mümkün olabiliyorsa ve örnekleri varsa, sizin sektörünüzde de mümkündür. Kızıl okyanustan ve fiyat rekabetinden çıkmak korkutucu diyorsanız, şimdi birde çıkmamayı düşünün!

Mavi okyanusta olabilmek için, değer inovasyonu yapmak gerek. Değer inovasyonu yapabilmek için ise, rekabet içinde olunan pazarın uçlarında ve sınırlarındaki müşterilere ulaşmak ve onları anlamak gerekiyor. Mevcut talebe değil, oluşabilecek yeni talebe odaklanmak gerekiyor. Bu da geleneksel pazar araştırma ve müşteri doğrulama sürecinden farklı bir yaklaşım gerektiriyor. Sonra dört yenilik eylem çerçevesini kullanarak, yeni bir ürün/hizmet geliştirmek gerekiyor. Bu da geleneksel pazara geleneksel yöntemler ile ARGE yaparak, yeni ürün devreye alma süreçlerinden farklı bir yaklaşım gerektiriyor.

Her koşulda şirket kültürünün inovasyona önem veren, inovasyonu kucaklamış bir kültür olması, örgütünüzün de öğrenen bir örgüt olma potansiyeline sahip olması gerekiyor. Yine inovasyon süreçleriniz ve inovasyon yönetiminiz de etkili olmak durumunda. Nereden başlamak gerek derseniz, bence kültür, organizasyon ve inovasyon süreçlerinden başlamak gerekiyor. Değer inovasyonları buradan yeşerecek. Elbette insan yani yetenek faktörü de çok önemli. İnovasyonu bir departman olarak değil, bir kültür ve değer seti olarak gören, sahiplenen bir yapının içinde çalışan kişilerin de yaratıcı, eleştirel düşünebilen, tasarım odaklı düşünce becerilerine sahip kişiler olmaları gerekiyor. Değer inovasyonuna dayalı mavi okyanuslar üretebilmek ve buradaki büyüme ve karlılık fırsatlarını yakalayabilmek için sırayla kurum kültürü, inovasyon süreçleri/kapasitesi ile yetenek yönetimi süreçlerinizi analiz etmenizi ve aksiyon planları ile geliştirmenizi öneriyorum. Geleneksel düşünen ve farklılaşmaya mesafeli duran bir organizasyon ile kızıl okyanuslardan çıkmak mümkün olmayacaktır.

Dr. Bertan KAYA

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

İHRACATÇIYA YÜZDE 3 KUR DESTEĞİNDE KURALLAR DEĞİŞTİ

Yayınlanma:

|

Yazan:

TCMB’nin yeni uygulaması 1 Ekim itibarıyla başladı. Döviz almama taahhüdü kaldırılırken yerine %10’luk döviz pozisyon sınırı getirildi. Destek artık firmanın yarattığı katma değerle sınırlandırılacak. 2026’nın son üç ayında yıllık limitlerin yalnızca dörtte biri kullanılabilecek.

Bankavitrini – Özel Haber

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) ihracatçı ve döviz kazandırıcı hizmet sunan firmalara yönelik Döviz Dönüşüm Desteği uygulamasında 1 Ekim 2026 itibarıyla yeni dönem başladı.

Ağustos ayında yapılan düzenlemenin ayrıntıları netleşirken, yeni sistemde yalnızca dövizini Türk lirasına çeviren firmaya destek verilmesi anlayışından, üretim, istihdam ve katma değer yaratma kapasitesini de dikkate alan bir modele geçildi.

TCMB de 28 Eylül’de yayımladığı analizinde yeni uygulamanın daha kapsayıcı ve katma değeri esas alan bir yapıya kavuştuğunu açıkladı.

%3’lük destek devam ediyor

Döviz dönüşüm desteğinin temel oranı %2 olarak korunurken, geçici olarak uygulanan %3’lük destek oranı 31 Ocak 2027’ye kadar devam edecek.

Başka bir ifadeyle, uygun koşulları sağlayan firma TCMB’ye sattığı destek kapsamındaki dövizin TL karşılığı üzerinden bu dönemde %3 oranında destek alabilecek. Ancak yeni sistemde kritik nokta, firmanın istediği miktarda dövizi destek kapsamında satamayacak olması.

Çünkü artık destek tutarı ve döviz satış limiti firmanın yarattığı katma değerle ilişkilendiriliyor.

“Döviz alma” şartı kalktı, yerine %10 sınırı geldi

Yeni düzenlemenin firmalar açısından en önemli değişikliklerinden biri, daha önce uygulanan “dönüşüm sonrasında 1 ay döviz/altın almama” şartının kaldırılması.

Bunun yerine firmalara döviz pozisyon oranı sınırı getirildi. Yeni uygulamada firmanın likit döviz varlıklarının, net satış hasılatı ile toplam aktiflerinden yüksek olanına oranının %10’u aşmaması gerekiyor.Bu değişiklik özellikle bilançosunda yüksek miktarda likit döviz bulunduran şirketler açısından önemli.

Artık banka açısından sadece: “Firma döviz aldı mı?” sorusu değil, “Firmanın bilançosundaki likit döviz pozisyonu ne kadar?” sorusu da önem kazanacak.

Desteğin miktarı artık firmanın “katma değerine” bağlı

Yeni sistemin en dikkat çekici tarafı ise destek kapsamında satılabilecek döviz miktarının firmanın yarattığı katma değerle sınırlandırılması.

TCMB’nin hesabında iki temel unsur dikkate alınıyor: Faaliyet kârı + işgücü maliyeti

Faaliyet kârı, firmanın Gelir İdaresi Başkanlığı’na bildirdiği yıllık gelir tablosundan alınırken, işgücü maliyeti SGK kayıtlarındaki çalışanlar için ödenen maaş/ücret ve primlerin 12 aylık toplamından oluşuyor. Faaliyet kârı negatif olan firmalarda ise kâr tutarı sıfır kabul ediliyor.

Dolayısıyla zarar eden ancak yüksek istihdam maliyeti bulunan bir şirket de tamamen sistemin dışında kalmıyor.

Örnek: 100 milyon TL katma değer yaratan firma

Bir şirketin;

  • Faaliyet kârı: 40 milyon TL
  • 12 aylık işgücü maliyeti: 60 milyon TL olsun.

Firmanın dikkate alınan katma değeri:

40 + 60 = 100 milyon TL olacak.

Bu rakam, firmanın destek kapsamında satabileceği döviz tutarının belirlenmesinde esas alınacak.

Burada önemli bir ayrım var: 100 milyon TL katma değer, 100 milyon TL destek anlamına gelmiyor.

%3’lük destek oranında 100 milyon TL’lik dönüşümün destek karşılığı: 3 milyon TL oluyor.

Ayrıca yıllık toplam destek tutarı 100 milyon TL ile sınırlandırılmış durumda.

2026’nın son üç ayında limit dörtte bire düşüyor

Yeni sistemin ilk uygulama dönemi açısından dikkat edilmesi gereken en önemli ayrıntılardan biri de 2026 yılına ilişkin geçiş hükmü.

1 Ekim-31 Aralık 2026 döneminde yıllık olarak hesaplanan katma değer tutarının ve yıllık destek üst sınırının yalnızca dörtte biri dikkate alınacak.

Bu nedenle yıllık destek üst sınırı olan 100 milyon TL, 2026’nın son üç ayında: 25 milyon TL olarak uygulanacak.

Aynı şekilde firmanın yıllık katma değerine göre hesaplanan limit de 2026 son çeyreğinde dörtte bir oranında dikkate alınacak.

Yeni sistem doğrudan ihracatçı olmayan üreticiyi de kapsıyor

Düzenlemenin reel sektör açısından bir başka önemli boyutu ise tedarikçi firmalar.

Bir şirket ihracatı doğrudan kendisi gerçekleştirmiyor, ürünlerini aracı ihracatçı üzerinden ihraç ediyorsa, belirli koşulların sağlanması halinde döviz dönüşüm desteğinin tedarikçi firmaya doğrudan ödenebilmesinin önü açıldı.

TCMB, bu düzenlemeyle doğrudan ihracatçı olmayan daha fazla tedarikçi firmanın destekten yararlanmasının amaçlandığını belirtiyor.

Bu değişiklik özellikle ihracatını dış ticaret şirketleri veya aracı ihracatçılar üzerinden yapan üreticiler açısından önem taşıyor.

44 bin firma destekten yararlandı

TCMB’nin verilerine göre uygulamanın başladığı 2023 yılından bugüne yaklaşık 44 bin firmaya döviz dönüşüm desteği sağlandı.

Destekten yararlanan firmaların toplam ihracatçı firmalar içindeki payı da 2026 yılında %34’e ulaştı.

TCMB, yeni düzenlemeyle bu oranın daha da artmasını bekliyor.

Merkez Bankası’nın analizine göre yeni sistem özellikle daha önce döviz almama taahhüdü nedeniyle destekten yararlanamayan, ancak yüksek katma değer üreten firmaların da sisteme dahil olabilmesini amaçlıyor.

TCMB’nin yeni modelindeki temel değişiklikler

Konu 1 Ekim 2026 sonrası
Destek oranı %3 – 31 Ocak 2027’ye kadar
Temel destek oranı %2
Döviz almama taahhüdü Kaldırıldı
Döviz pozisyon sınırı %10
Firma satış limiti Katma değerle ilişkilendirildi
Katma değer hesabı Faaliyet kârı + işgücü maliyeti
Yıllık destek tavanı 100 milyon TL
2026 son çeyrek destek tavanı 25 milyon TL
Tedarikçi firma Belirli şartlarla doğrudan destek alabilecek

Bankacılık açısından yeni dönem: Kontrol yükü artıyor

Yeni düzenleme yalnızca ihracatçı firmaların hesaplama yöntemini değiştirmiyor.

Bankaların kontrol fonksiyonu da önem kazanıyor.

Çünkü artık firmanın;

  • döviz pozisyonu,
  • ihracat bedelinin kaynağı,
  • destek kapsamında satılabilecek döviz miktarı,
  • katma değer hesabı,
  • gerekli mali belgeleri birlikte değerlendirilecek.

Bu da döviz dönüşüm desteğini bankalar açısından basit bir döviz alış-satış işleminden çıkararak firma ve bilanço bazlı bir kontrol mekanizmasına dönüştürüyor.

Asıl değişiklik: “Dövizini getirene” değil, “katma değer yaratana” daha fazla alan

Yeni sistemin arkasındaki temel yaklaşım TCMB’nin kendi açıklamasında açık biçimde ortaya konuluyor.

Merkez Bankası, yeni uygulamayla desteği “yurt içinde üretim ve istihdam yoluyla daha fazla katma değer oluşturan ve net döviz satım eğilimi yüksek firmalara” yönlendirmeyi hedeflediğini belirtiyor.

Bu açıdan bakıldığında yeni modelde üç kriter öne çıkıyor:

1. Döviz pozisyonu

Firma bilançosunda ne kadar likit döviz taşıyor?

2. Katma değer

Firma ne kadar faaliyet kârı ve istihdam yaratıyor?

3. Döviz dönüşümü

Firma elde ettiği yurt dışı kaynaklı dövizin ne kadarını TL’ye çeviriyor?

Dolayısıyla sistem, klasik anlamdaki “dövizini bozdur, %3 primi al” mekanizmasından daha farklı bir yapıya dönüşüyor.

İhracatçı yeni dönemde nelere dikkat etmeli?

1 Ekim itibarıyla destekten yararlanmak isteyen firmaların özellikle şu dört başlığı kontrol etmesi gerekiyor:

• Döviz pozisyon oranı %10’un üzerinde mi?

• Faaliyet kârı ve işgücü maliyeti ne kadar?

• Bu rakamlara göre destek kapsamında satılabilecek döviz limiti ne?

• 2026 son çeyreğinde bu limitin yalnızca dörtte biri kullanılabilecek mi?

Bunlara ek olarak, aracı ihracatçı üzerinden çalışan üreticilerin de tedarikçi olarak doğrudan destek alma koşullarını ayrıca değerlendirmesi gerekiyor.

Bankavitrini’nin notu

Yeni düzenleme, döviz dönüşüm desteğinde önemli bir paradigma değişikliğine işaret ediyor.

Eski sistemin odağında “döviz alma” davranışı varken, yeni sistemin odağı “döviz pozisyonu + katma değer + istihdam” üçlüsüne kayıyor.

Bu nedenle özellikle yüksek ihracat yapan şirketlerin yalnızca ihracat rakamlarına değil, bilanço yapısına, faaliyet kârlılığına ve işgücü maliyetine de bakarak destek kapasitesini hesaplaması gerekiyor.

TCMB açısından ise hedef, desteğin rezervlere yaptığı katkının daha kalıcı hale gelmesi ve desteğin yüksek katma değer yaratan firmalara daha fazla ulaşması.

Kaynak: TCMB – Döviz Dönüşüm Desteğinde Yeni Dönem

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

TCMB’den KOBİ kredilerinde gevşeme: Sınır yüzde 5’e çıktı

Yayınlanma:

|

Yazan:

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), KOBİ kredilerinin büyüme sınırını yüzde 4,5’ten yüzde 5’e yükseltti. TL zorunlu karşılıklarda bloke tesis oranları da düşürüldü. Düzenleme, kredi kanalında kontrollü bir gevşeme adımı olarak öne çıktı.

TCMB, 1 Ekim 2026 tarihli 2026-43 sayılı Makroihtiyati Çerçeve Basın Duyurusu ile bankaların kredi kullandırma kapasitesini etkileyen iki önemli değişiklik yaptı.

Buna göre KOBİ kredileri için uygulanan yüzde 4,5’lik büyüme sınırı yüzde 5’e yükseltildi. Böylece bankaların KOBİ’lere kullandırabileceği kredi hacmindeki izin verilen büyüme oranı 0,5 puan artırılmış oldu.

İkinci adım: Bankaların likiditesi rahatlayacak

TCMB aynı duyuruda Türk lirası zorunlu karşılıklarda bloke tesis oranlarının düşürüldüğünü açıkladı. Merkez Bankası, değişikliğin amacını makrofinansal istikrarı ve bankaların likidite yönetimini desteklemek olarak açıkladı.

Bu düzenleme, KOBİ kredi büyüme limitinin artırılmasıyla birlikte değerlendirildiğinde, bankaların kredi verme tarafında önceki döneme göre bir miktar daha fazla hareket alanına kavuşması anlamına geliyor.

KOBİ kredilerinde önce sıkılaştırma yapılmıştı

TCMB, 23 Mayıs 2026’da KOBİ’lere kullandırılan TL kredilerinin sekiz haftalık büyüme sınırını yüzde 5’ten yüzde 4,5’e indirmişti. Aynı düzenlemede KOBİ dışı işletme kredilerinin büyüme sınırı da yüzde 3’ten yüzde 2’ye çekilmişti.

1 Ekim’deki yeni kararla KOBİ kredilerinde söz konusu sınır yeniden yüzde 5’e yükseltilmiş oldu.

Sanayici ve KOBİ açısından ne değişecek?

Yeni düzenleme, KOBİ kredilerinde kredi musluğunun tamamen açılması anlamına gelmiyor. Ancak önceki yüzde 4,5’lik sınıra göre bankalara daha yüksek kredi büyütme imkânı tanıyor.

Özellikle yüksek finansman maliyetleri ve krediye erişimde yaşanan sıkıntılar dikkate alındığında, düzenlemenin KOBİ’lerin işletme sermayesi ve yatırım finansmanına erişimini bir miktar kolaylaştırması beklenebilir. Bunun ne ölçüde gerçekleşeceği ise bankaların kredi iştahına, faiz oranlarına ve firma bazındaki risk değerlendirmelerine bağlı olacak.

Önemli nokta: TCMB’nin duyurusunda zorunlu karşılıklardaki bloke tesis oranlarının düşürüldüğü belirtilirken, bu duyuruda yeni oranların ayrıntısı yer almadı.

Bankacılık sektörü açısından mesaj

TCMB’nin son hamlesi, yıl içinde KOBİ kredilerinde uygulanan sıkılaştırmanın kısmen geri alınması ve bankaların likidite koşullarının desteklenmesi şeklinde okunabilir. Ancak bu adım, genel kredi politikasında kapsamlı bir gevşeme ilanı değil; KOBİ kredileri ve bankacılık likiditesi tarafında hedefli bir düzenleme niteliğinde.

Okumaya devam et

Erol Taşdelen

150 Milyon TL Kredi Hayali Kurmayın! KOSGEB’de Limit Böyle Eriyor

KOSGEB’in 150 Milyon TL’lik Kredi Desteğinde Kritik Detay: Reklamdaki Rakamı Tam Kullanamayabilirsiniz!

Yayınlanma:

|

KOSGEB’in istihdam odaklı destek programında açıklanan KOBİ firmaları için 50 milyon TL ve KOBİ Dışı Ticari Firmalar için 150 milyon TL’lik kredi limitleri, işletmeler tarafından “kullanılabilecek kesin kredi tutarı” olarak algılanmamalı.

Çünkü açıklanan üst limitler, bazı işletmeler için çeşitli kriterler nedeniyle aşağı çekilebiliyor.

Daha önce aynı kapsamda kredi kullanıldıysa, kullanılan tutar yeni limitten düşülüyor. Bunun yanında işletmenin toplam borçluluğu da kredi tutarını etkileyebiliyor. Toplam borcun işletme kârının 3 katını aşması halinde ayrıca kesinti uygulanıyor.

“150 milyon TL kredi alırım” diye plan yapmayın!

Bu nedenle işletmelerin finansal planlamasını yalnızca KOSGEB’in açıkladığı üst limit üzerinden yapmaması gerekiyor.

Kredinin üst limitinden tam yararlanabilmek için;

  • Daha önce bu kapsamda kullandırım yapılmamış olması,
  • İşletmenin borçluluk seviyesinin düşük olması,
  • KOSGEB’in diğer başvuru ve uygunluk kriterlerinin sağlanması önem taşıyor.

Özetle; “KOSGEB 150 milyon TL kredi veriyor” demek, her işletmenin hesabına 150 milyon TL aktarılacağı anlamına gelmiyor.

Krediyi tam kullanırım diye plan yapmayın; önce işletmenizin geçmiş kullandırımını ve borçluluk oranını kontrol edin.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.