Connect with us

ŞİRKETLER

Yüksek büyüme ve karlılık için mavi okyanus stratejisinden faydalanın

Yayınlanma:

|

Değerli Dünya Gazetesi okuyucuları, artık her Cumartesi okuduğum bir iş kitabını sizler için ele alarak, bu kitaptan elde ettiğim bilgi ve içgörüleri sizlerle paylaşmaya çalışacağım. Bu paylaşımın ana amacı, edindiğimiz bilgiyi iş hayatında, şirketlerimizde, yönetim süreçlerimizde pratik olarak kullanmanız olacak. Yani hem ele aldığım kitapları kısaca anahtar fikirler bazında özetlemiş olacağım, hem de sizlere kitaptan edindiğimiz bilgi ve içgörüyü, işlerinizde kullanmanız için kendi önerilerim ile birlikte sunacağım. Cumartesileri bu köşeyi takip etmeniz halinde, keyifli ve katma değerli bir paylaşım içinde olacağımıza inanıyorum. Ayrıca sizlerin yorum ve düşüncelerini de e-posta yoluyla almayı çok isterim.

Kitap Hakkında

Bu haftaki kitabımız, 2005 yılında yayınlanmış, W. Chan Kim ve Renee Mauborgne tarafından yazılmış bir strateji ve pazarlama kitabı olan Mavi Okyanus Stratejisi (Blue Ocean Strategy). Kitap günümüzün sıkışık ve aşırı rekabetçi pazarlarında rekabet konusunda tüm bildiklerimizi sorgulamamızı sağlıyor. Artık bir iş kitabı klasiği haline gelmiş olan Mavi Okyanus Stratejisi, şirketlerin pazar rekabeti ve rekabet stratejileri hakkındaki düşüncelerini ve uygulamalarını devrimsel fikirler ile değiştiriyor. Neden bazı şirketler rekabetten sıyrılıp, muazzam başarılar elde ederken, diğerleri müthiş rekabetçi piyasalarda ölümüne mücadele ederek hayatta kalmaya çalışıyorlar sorusuna net ve tatmin edici cevaplar veriyor.

Kitabın hedef kitlesi; rekabet avantajı yakalamak ve pazarlarda başarılı olmak isteyen girişimciler ve iş insanları, iş stratejistleri, pazarlama profesyonelleri, doğru şirketlere yatırım yapmak isteyen yatırımcılar ve pazarlar ve rekabet konusunda çalışan öğrenciler veya mesleğe yeni başlamış yöneticiler olarak tanımlanabilir.

 

Yazarlar W. Chan Kim ve Renee Mauborgne, yüz yılı aşkın bir süreyi ve otuz endüstriyi kapsayan 150 stratejik hamleyi konu alan bir araştırmaya dayanarak, kalıcı başarının ‘mavi okyanuslar’ yaratmaktan, yani büyüme vakti gelmiş, kazanç sağlamaya hazır, çekişmesiz yeni pazar veya kategori alanları yakalamaktan geçtiğini savunuyorlar. Yazarlar tarafından ortaya koyulmuş olan Mavi Okyanus Stratejisi, rekabeti aşmak ve anlamsız hale getirmek için sistematik bir yaklaşım getiriyor. Yazarlar bu kitap ile, mavi okyanusların başarılı şekilde yaratılması ve ele geçirilmesi için kanıtlanmış bir analitik çerçeve ve araçlar ortaya koyuyorlar. Her şirket kitapta yer alan altı prensip dahilinde, kendi mavi okyanus stratejilerini formüle edip uygulaması mümkün.

Kitabın Ortaya Koyduğu Temel Fikir

Her işletme kendisine şu temel soruyu sorar; rakipleri nasıl ekarte eder ve rekabette öne geçeriz? Çoğu işletme bu soruya aynı cevabı verir; daha büyük, daha iyi ve daha hızlı olmalıyız! Peki ya işletmeniz, rekabetle başa çıkmak ve rakipleri ekarte etmek zorunda kalmasaydı? Nasıl mı? Ortada bir rekabet olmaz ise, savaş da olmaz! Peki ya, sınırlı talep için endişe etmeyip, sınırsız büyüme oranlarının keyfini çıkartabilseydiniz? Bunlar size masal gibi mi geliyor? Oysa dünyada pek çok şirket, rekabetten uzakta, muazzam büyüme oranları yakalıyor.

Peki nasıl? Bunu nasıl başarıyorlar? Bunu sizin şirketiniz de başarabilir mi?

Dünyada pek çok ülkede, pek çok sektörde acımasız bir rekabet söz konusu. Muhtemelen sizin şirketiniz de bu rekabetin dışında değil. Bugün piyasalar, birbirini öldürmeye hazır aç şirketlerle dolup taşan okyanuslar gibi. Suda o kadar çok kan var ki, bu pazarlara kırmızı okyanuslar diyebiliriz. Ancak arada bir, tüm rekabeti geride bırakan, özel bir şirket ortaya çıkıyor. Bu tür şirketler, hızla yükselen, rakipsiz büyüyen ve kendi kurallarını kendi koyan şirketler olarak dikkat çekiyorlar. Peki bunlar neyi farklı yapıyorlar?

Bu şirketler, kızıl okyanuslarda savaşmak yerine, yeni okyanuslara doğru yelken açıyorlar, yani mavi okyanuslara. Mavi okyanuslar, henüz var olmayan ürün ve hizmetler için henüz keşfedilmemiş pazarlar olarak düşünülebilir. Bu okyanuslarda talep sınırlı değil, zira talebin önce yaratılması gerekiyor. Ama bu bir dezavantajdan çok, bir fırsat olarak görülebilir, çünkü bir pazarın büyüklüğü sınırlı değilse, büyüme ve kârlılık da sınırlı olmayacaktır.

Bu konuda birkaç örnek vermek mümkün. Dikkat çekici örneklerden birisi hepimizin adını duymuş olduğu bir eğlence organizasyonu: Cirque du Soleil sirki. Bu organizasyon, geleneksel sirk dünyasının devi ve pazar lideri olan Ringling Bros. and Barnum & Bailey’in yüz yıldan uzun sürede eriştiği gelir seviyesine yirmi yıldan kısa süre içinde ulaşmayı başardı. Üstelik de, TV, oyun konsolları ve spor müsabakalarının zirvede ve sirk sektörünün düşüşte olduğu bir dönemde bunu başardı. Peki Cirque du Soleil, gelir ve karları gittikçe düşen, hayvan hakları aktivistlerinin baskısı altındaki zor bir sektörde büyük gelir ve kar elde etmeyi nasıl başardı?

Elbette bu hikâyenin arkasında Mavi Okyanus Stratejisi yatıyor. Cirque du Soleil, ağırlıklı olarak çocuklara dönük şovları olan Ringling Bros. and Barnum & Bailey ile rekabet etmedi. Bunun yerine kendisine çekişmesiz yeni bir pazar alanı yarattı. Tamamıyla yeni bir müşteri grubunu kendisine çekti; yetişkinler ve şirketler! Hem büyük hem de emsalsiz eğlence için geleneksel sirklere ödenen paranın birkaç katını vermeye hazır bir müşteri kitlesi. Cirque du Soleil ek olarak iki ilginç şey yaptı. İlk olarak, sirkte hayvan kullanma geleneğine son verdi. Ardından, insan eylemlerini canlı müzik ve ilgi çekici hikayelerle destekledi. İlk hamle maliyetleri düşürürken, ikincisi sirk dünyasına heyecan verici yeni unsurlar getirdi.

Kitabın ana fikri özetle şu, “Kızıl okyanusta mahsur kalan şirketler, mevcut endüstri düzeni içinde savunulabilir bir konum inşa ederek rekabeti yenmek için yarışan geleneksel bir yaklaşım izler. Mavi okyanusların yaratıcıları ise şaşırtıcı bir şekilde rekabeti baz almazlar. Bunun yerine, değer inovasyonu dediğimiz farklı bir stratejik mantık izlerler. Öyleyse, yapılması gereken iş değer inovasyonudur!

Mavi Okyanuslar Nasıl Oluşturulur?

Değer inovasyonu, oldukça düşük bir fiyata inovasyona dayalı yeni bir ürün üretme eylemidir. Değer inovasyonunun ilk adımı, hedef kitlenizi seçmektir. Mevcut pazardaki, herkesin uğruna rekabet ettiği mevcut müşterilere odaklanmak yerine pazarın sınırlarındaki, yani en uçlarındaki müşterilere ve yakın/komşu pazarlardaki, mevcut pazardan kaçınan veya pazarı hiç duymamış müşterilere odaklanılmalıdır. Sonraki adım, pazarın dışında kalmış olan bu müşterilerin hayal kırıklıkları veya tatminsizliklerini öğrenmektir. Neden memnun değiller, neden bu pazarda müşteri olmadılar, beğenmedikleri nedir, neden uzak duruyorlar? Bu sorulara yanıt aramak gerekmektedir. Bu sorulara yanıt bulduktan sonra, içinde bulunduğunuz pazardaki iş modeline veya ürün/hizmetlere bakın ve şu dört soruyu cevaplayın:

Hangi süreçleri/özellikleri elimine edebiliriz (ortadan kaldırma)

Hangi standartları/özellikleri azaltabiliriz?

Hangi standartları/ özellikleri artırabiliriz?

Yeni bir deneyim yaratmak için komşu/yakın endüstrilerden hangi standartları veya süreçleri dahil edebiliriz?

Değer inovasyonu, müşteriye sağlanan değerin artırıldığı (3, 4) ve maliyetin düşürüldüğü (1,2) noktada ortaya çıkmaktadır.

Bu konuda diğer bir örnek ise Avustralya şirketi olan Casella Wines’dır. Casella Wines firması, dünyanın en zorlu ve rekabetin en yoğun olduğu pazarlarından bir tanesi olan şarap pazarında, geleneksel rekabet modelleri içine dahil olup, var olmaya çalışmak yerine, değer inovasyonu ile kendi mavi okyanusunu oluşturmayı başarmıştır.

Casella Wines, şarap içmeyenlere (bira ve kokteyl içenlere) neden şaraptan kaçındıklarını sorarak başladı. Şarap içmeyenlerin çoğunun şarabı elitist, ukala ve gösterişçilerin içeceği olarak gördüklerini keşfettiler. Bu şarap içmeyenler, şarabın tadının karmaşıklığının da uzak durma sebebi olduğunu söylediler. Casella Wines, eğlenceli, göz korkutucu olmayan ve içimi kolay bir şarap üreterek (Yellow Tail markasıyla) bu ‘müşteri olmayanların’ hayal kırıklıklarını gidermeyi amaçladı. Bunu başarmak için dört değerli yenilik eylem çerçevesini uyguladılar:

Şarap yıllandırma sürecini ortadan kaldırdılar. Yıllanan şarap, şarap içmeyenler için çok karmaşık bir tada neden oluyordu. Yaşlanma sürecini ortadan kaldırarak meşe fıçılarda ve depolama maliyetlerinde tasarruf sağladılar.

Envanterlerini sadece iki şaraba, beyaz Chardonnay ve kırmızı Shiraz’a indirgediler. Envanterlerini azaltarak çoğu şarap işletmesinden çok daha az çeşit ve sayıda şaraba sahip oldular ve bu iyi bir şeydi çünkü şarap seçme sürecini şarap içmeyenler için daha az korkutucu ve çetrefilli hale getirdi. Üzüm seçim standartlarını yükselterek şarabın tazeliğini ve içilebilirliğini yükselttiler. Şarabın içilebilirliğinin artması, bira ve kokteyl içenler için içmeyi keyifli hale getirdi.

Şarap içmeyenler için yeni bir şarap deneyimi oluşturmak için bira endüstrisinden birkaç standardı dahil ettiler. Her iki şarap için de tek tip şişe dizayn ettiler. Çoğu bira şişesi etiketi gibi basit ve davetkar bir şarap etiketi oluşturdular. Etikette şarabın yaşı yer almıyordu ve bağı veya şarap yapım sürecini anlatan süslü bir dili yoktu. Bir kanguru resmi, şarap şirketlerinin adı ve şarabın menşei ülkesi: “Avustralya” vardı. Bu basit etiket, şaraplarını daha az gösterişli ve daha eğlenceli kıldı. “Casella Wines, Şarabı şarap gibi sunmak yerine, herkesin erişebileceği sosyal bir içecek yarattı: bira içenler, kokteyl içenler ve diğer şarapsız içecek içenler. İki yıl içinde, bu eğlenceli, sosyal içecek hem Avustralya hem de ABD şarap endüstrilerinin tarihlerinde en hızlı büyüyen marka oldu ve Fransız ve İtalyan şaraplarını geride bırakarak Amerika Birleşik Devletleri’ne ithal edilen bir numaralı şarap markası oldu. Ağustos 2003 itibariyle, Amerika Birleşik Devletleri’nde 750 ml’lik şişede satılan bir numaralı kırmızı şarap haline geldi.

Şirketlerimiz Mavi Okyanuslar Oluşturabilir Mi?

Öncelikle patronların ve tepe yöneticilerin geleneksel kızıl okyanuslarda olduklarını fark etmeleri ve emtialaşma/metalaşmanın verdiği zararları anlamaları gerek. Bugün ülkemizde pek çok şirket maalesef kızıl okyanuslar içinde faaliyet gösteriyor. Yazarların, 30 sektörde 108 şirkete bakarak yaptıkları analizde, bu şirketlerin %86’sının kızıl okyanus şirketi oldukları, bu 108 şirketin birkaç sene süresince elde ettikleri toplam konsolide kardan ancak %39 oranında pay alabildikleri görülmüş. Yani %14’lük mavi okyanus şirketleri, 108 şirketin ürettiği toplam karın %61’ini alıyorlar. Bu ülkemiz için de geçerli olduğunu tahmin ettiğimiz bir rakam. Yani karları kızıl okyanuslarda bırakıyoruz.

Öte yandan bu iş zor olmakla birlikte imkansız değil. Bizim sektörde, bizim ürünlerde olmaz diyenleri duyuyorum, ama olur. Sirk gibi, şarap gibi, enerji içeceği gibi, elektronik gibi, fitness gibi veya turizm gibi rekabetin kıran kırana olduğu pek çok sektörde bu mümkün olabiliyorsa ve örnekleri varsa, sizin sektörünüzde de mümkündür. Kızıl okyanustan ve fiyat rekabetinden çıkmak korkutucu diyorsanız, şimdi birde çıkmamayı düşünün!

Mavi okyanusta olabilmek için, değer inovasyonu yapmak gerek. Değer inovasyonu yapabilmek için ise, rekabet içinde olunan pazarın uçlarında ve sınırlarındaki müşterilere ulaşmak ve onları anlamak gerekiyor. Mevcut talebe değil, oluşabilecek yeni talebe odaklanmak gerekiyor. Bu da geleneksel pazar araştırma ve müşteri doğrulama sürecinden farklı bir yaklaşım gerektiriyor. Sonra dört yenilik eylem çerçevesini kullanarak, yeni bir ürün/hizmet geliştirmek gerekiyor. Bu da geleneksel pazara geleneksel yöntemler ile ARGE yaparak, yeni ürün devreye alma süreçlerinden farklı bir yaklaşım gerektiriyor.

Her koşulda şirket kültürünün inovasyona önem veren, inovasyonu kucaklamış bir kültür olması, örgütünüzün de öğrenen bir örgüt olma potansiyeline sahip olması gerekiyor. Yine inovasyon süreçleriniz ve inovasyon yönetiminiz de etkili olmak durumunda. Nereden başlamak gerek derseniz, bence kültür, organizasyon ve inovasyon süreçlerinden başlamak gerekiyor. Değer inovasyonları buradan yeşerecek. Elbette insan yani yetenek faktörü de çok önemli. İnovasyonu bir departman olarak değil, bir kültür ve değer seti olarak gören, sahiplenen bir yapının içinde çalışan kişilerin de yaratıcı, eleştirel düşünebilen, tasarım odaklı düşünce becerilerine sahip kişiler olmaları gerekiyor. Değer inovasyonuna dayalı mavi okyanuslar üretebilmek ve buradaki büyüme ve karlılık fırsatlarını yakalayabilmek için sırayla kurum kültürü, inovasyon süreçleri/kapasitesi ile yetenek yönetimi süreçlerinizi analiz etmenizi ve aksiyon planları ile geliştirmenizi öneriyorum. Geleneksel düşünen ve farklılaşmaya mesafeli duran bir organizasyon ile kızıl okyanuslardan çıkmak mümkün olmayacaktır.

Dr. Bertan KAYA

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Bankalarda 30 Haziran alarmı: Batık kredilerde yeni dalga mı?

Yayınlanma:

|

30 Haziran alarmı: Faiz ödemeleri şirketleri zorluyor, takipteki kredilerde yeni dalga riski

Haziran ayının sonu, reel sektör açısından sadece bir muhasebe dönemi kapanışı değil; aynı zamanda ciddi bir nakit akışı sınavı anlamına geliyor.

30 Haziran itibarıyla çok sayıda şirketin;

  • Banka kredi faiz ödemeleri,
  • Rotatif kredi yenilemeleri,
  • Ticari kredi taksitleri,
  • Çek ve senet yükümlülükleri,
  • Vergi ve SGK ödemeleri,
  • Maaş ve işletme sermayesi ihtiyaçları

aynı döneme denk geliyor.

Zaten yüksek faiz, daralan iç talep ve finansmana erişimde yaşanan sıkıntılar nedeniyle zorlanan birçok firma için bu dönem, adeta “bardağı taşıran son damla” olabilir.

Takipteki kredilerde yeni sıçrama ihtimali

Son aylarda BDDK verileri alarm vermeye başlamıştı.

Özellikle;

  • KOBİ kredilerindeki takipteki alacaklar,
  • Ticari kredilerdeki bozulma,
  • Yakın izlemedeki (2. Grup) kredi hacmindeki büyüme,

şirketlerin ödeme gücünün giderek zayıfladığına işaret ediyor.

30 Haziran’daki yoğun faiz ödemeleri sonrasında ödeme zincirinin kırılması halinde, temmuz ayı itibarıyla bankacılık sektöründe yeni bir takipteki kredi artışı görülebilir.

Sorun sadece faiz değil

Bugün birçok firma için problem kredi faizi ödemek değil.

Asıl sorun;

  • Nakit akışının bozulması,
  • Tahsilat sürelerinin uzaması,
  • Karlılıkların erimesi,
  • İç talepteki zayıflama,
  • Finansmana erişimin giderek zorlaşması.

Şirketler kredi bulsalar bile maliyetler oldukça yüksek.

Bulamayanlar ise mevcut kredilerini çevirmekte zorlanıyor.

Zincirleme etki başlayabilir

Bir firmanın ödeme yapamaması yalnızca bankayı etkilemiyor.

Arkasından;

  • Tedarikçiler,
  • Bayiler,
  • Alt yükleniciler,
  • Çalışanlar,
  • Çek-senet piyasası

aynı anda baskı altına giriyor.

Bu nedenle olası kredi bozulmaları domino etkisi oluşturabiliyor.

Bankalar açısından kritik dönem

30 Haziran sonrasında bankalar özellikle şu göstergeleri yakından izleyecek:

  • Yakın izlemedeki krediler
  • Takibe dönüşüm oranı
  • Kredi yeniden yapılandırma talepleri
  • Teminat tamamlama istekleri
  • Nakit akışı bozulan sektörler

Özellikle KOBİ segmentinde yeni yapılandırma taleplerinin artması sürpriz olmayacaktır.

Temmuz verileri belirleyici olacak

30 Haziran ödeme döneminin ardından açıklanacak ilk BDDK verileri, reel sektörün finansal dayanıklılığı açısından önemli bir gösterge olacak.

Eğer ödeme güçlüğü yaşayan şirket sayısı beklenenden yüksek çıkarsa;

  • Takipteki kredi hacmi hızlanabilir,
  • Bankaların karşılık giderleri artabilir,
  • Yeni kredi iştahı daha da azalabilir,
  • Reel sektörün finansmana erişimi daha da zorlaşabilir.

Bu nedenle 30 Haziran sadece bir bilanço tarihi değil, aynı zamanda hem bankacılık sektörü hem de reel ekonomi açısından kritik bir stres testi niteliği taşıyor.

Değerlendirme: Son dönemde takipteki KOBİ ve ticari kredi alacaklarında görülen artış eğilimi dikkate alındığında, 30 Haziran’daki yoğun faiz ve nakit çıkışlarının ödeme güçlüğü yaşayan firmalar üzerindeki baskıyı artırması olasıdır. Bununla birlikte, yaşanacak etkinin boyutu; bankaların kredi yenileme yaklaşımı, yeniden yapılandırma imkanları ve şirketlerin nakit yönetimi gibi faktörlere bağlı olacaktır. Temmuz ayında açıklanacak BDDK verileri, bu riskin ne ölçüde gerçekleştiğini daha net gösterecektir.

Okumaya devam et

GÜNCEL

İSO’dan kamu bankalarına finansman çağrısı: “Sanayi oksijensiz kaldı, özel kredi paketi şart”

Yayınlanma:

|

Yazan:

İstanbul Sanayi Odası (İSO) Haziran Ayı Meclis Toplantısı’nda Türkiye sanayisinin en kritik gündem maddesi olan finansmana erişim sorunu, kamu bankalarının en üst düzey yöneticileriyle masaya yatırıldı.

Sanayiye Sahip Çıkmak, Türkiye’ye Sahip Çıkmaktır” ana temasıyla gerçekleştirilen toplantıya;

  • Ziraat Bankası Genel Müdürü Alpaslan Çakar
  • VakıfBank Genel Müdürü Osman Arslan
  • Halkbank Genel Müdürü Recep Süleyman Özdil
  • Türk Eximbank Genel Müdürü Ali Güney

katılarak sanayicilerin sorularını yanıtladı.

Toplantının moderatörlüğünü BloombergHT Genel Yayın Yönetmeni Açıl Sezen yaptı.

Sanayicinin ortak şikâyeti: “Kredi ya çok pahalı ya da hiç yok”

Toplantının açılışında konuşan İSO Meclis Başkan Yardımcısı Yüksel Özyurt, sanayicilerin son dönemde yaşadığı finansman sıkıntısını net ifadelerle dile getirdi.

Özyurt’un öne çıkan mesajları şöyle oldu:

  • Kredilere ulaşmak her geçen gün zorlaşıyor.
  • Faiz oranları üretimi zorlayacak seviyelere ulaştı.
  • Kredi vadeleri kısa kaldı.
  • Teminat talepleri ciddi ölçüde arttı.
  • KOBİ’lerin yanında büyük ölçekli sanayi kuruluşları da işletme sermayesi bulmakta zorlanıyor.
  • Kamu bankalarının özel bankalar gibi davranmaya başladığı yönünde piyasada güçlü bir algı oluştu.

Özyurt, kamu bankalarının yalnızca ticari değil aynı zamanda kalkınma misyonu bulunduğunu belirterek üretim ve istihdamı önceleyen daha esnek kredi politikaları beklediklerini söyledi.

Erdal Bahçıvan: “Sanayici oksijensiz kaldı”

Toplantının en dikkat çeken konuşmasını İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan yaptı.

Bahçıvan’ın kullandığı en çarpıcı ifade ise şu oldu: “Sanayicinin oksijeni finansmandır. Geldiğimiz noktada sanayicimiz ciddi ölçüde oksijensiz kalmıştır.”

Bahçıvan’a göre;

  • yüksek faizler,
  • krediye erişimde yaşanan zorluklar,
  • artan finansman maliyetleri,

yatırım yapan, üreten ve ihracat gerçekleştiren sanayi kuruluşlarını nefessiz bırakıyor.

İSO’dan hükümete açık çağrı

Bahçıvan, mevcut şartlarda sanayinin ayakta kalabilmesi için özel bir sanayi kredi paketinin hızla devreye alınmasını istedi.

İSO Başkanı; “Sanayicilerimiz için çok özel bir kredi paketine ivedilikle ihtiyaç duyuyoruz.” ifadelerini kullandı.

Bu çağrı son dönemde sanayi kesiminden gelen en güçlü finansman taleplerinden biri olarak dikkat çekti.

Eximbank kredilerinde kritik sorunlar

Toplantının önemli başlıklarından biri de Türk Eximbank reeskont kredileri oldu.

İSO’nun dile getirdiği başlıca sorunlar şunlar: Günlük limitler yetersiz

Firma başına kredi kullanımının 60 milyon TL ile sınırlı olması nedeniyle birçok ihracatçı sıra bekliyor.

Bazı firmalar ihtiyaç duyduğu krediye ancak 5-6 ay sonra ulaşabiliyor.

Teminat yükü ağır

Sanayiciler;

  • peşin faiz ödemelerine rağmen,
  • kredi tutarının tamamı kadar teminat mektubu vermek zorunda kalıyor.

Bu durum;

  • teminat limitlerini tüketiyor,
  • komisyon maliyetlerini artırıyor,
  • yeni kredi kullanımını daha da zorlaştırıyor.

İSO, günlük kredi limitlerinin artırılmasını istedi.

“Sadece ucuz kredi değil, uzun vadeli sermaye gerekiyor”

Bahçıvan konuşmasında önemli bir yapısal soruna da dikkat çekti.

Türkiye’de şirket finansmanının büyük ölçüde banka kredilerine dayandığını belirten Bahçıvan;

gelişmiş ülkelerde ise;

  • sermaye piyasaları,
  • özel sektör tahvilleri,
  • girişim sermayesi fonları,
  • menkul kıymetleştirme

gibi alternatif finansman araçlarının çok daha etkin kullanıldığını söyledi.

Kamu bankalarının bu dönüşümde öncü rol üstlenmesi gerektiğini vurguladı.

meclis_manset_01

Kamu bankaları sanayicinin sorularını yanıtladı

Toplantıda;

  • Ziraat Bankası
  • VakıfBank
  • Halkbank
  • Türk Eximbank

genel müdürleri sanayicilerin;

  • krediye erişim,
  • yatırım finansmanı,
  • ihracat kredileri,
  • KOBİ destekleri,
  • yeniden yapılandırmalar

başlıklarındaki sorularını cevapladı.

Toplantının sonunda İSO Meclis üyeleri de finansman konusunda yaşadıkları sorunları doğrudan kamu bankalarının üst yönetimine aktarma fırsatı buldu.

Bankavitrini Analizi

İSO’nun Haziran Meclisi, aslında son iki yıldır reel sektörün yaşadığı finansman krizinin en açık fotoğrafını ortaya koydu.

Sanayicilerin temel beklentisi artık sadece faiz indirimi değil.

Öne çıkan talepler şöyle sıralanıyor:

  • Üretime özel kredi paketleri
  • Daha uzun vadeli finansman
  • İşletme sermayesi destekleri
  • Eximbank limitlerinin artırılması
  • Teminat sisteminin sadeleştirilmesi
  • Kamu bankalarının kalkınma bankacılığı misyonuna daha fazla odaklanması

Özellikle enflasyonla mücadele sürecinde uygulanan sıkı para politikası nedeniyle kredi büyümesinin sınırlandığı bir dönemde, üretim yapan işletmeler finansmana erişimin ekonomik büyümenin sürdürülebilirliği açısından kritik hale geldiğini vurguluyor.

İSO’nun “Sanayiye Sahip Çıkmak, Türkiye’ye Sahip Çıkmaktır” mesajı da bu nedenle yalnızca bir slogan değil; üretim, ihracat ve istihdamın korunmasına yönelik güçlü bir politika çağrısı niteliği taşıyor.

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Sorunlu krediler bir yılda ikiye katlandı

Yayınlanma:

|

Yazan:

Takipteki kredilerde kırmızı alarm: KOBİ’ler yükü taşıyamıyor

BDDK verileri, bankacılık sektöründe kredi kalitesindeki bozulmanın hızlandığını gösteriyor. Mart 2025’te 351 milyar TL olan toplam takipteki alacaklar, Mart 2026 itibarıyla 679 milyar TL’ye yükselerek yaklaşık %93 artış kaydetti. Bir başka ifadeyle sorunlu kredi stoku son bir yılda neredeyse iki katına çıktı.

Veriler ne söylüyor?

Mart 2026 itibarıyla takipteki alacakların dağılımı:

  • Tüketici kredileri ve kredi kartları: 276 milyar TL (%41)
  • KOBİ kredileri: 240 milyar TL (%35)
  • Ticari krediler: 163 milyar TL (%24)

Toplam takipteki kredi tutarı 679 milyar TL seviyesine ulaşmış durumda.

Asıl risk KOBİ tarafında büyüyor

Grafiklerde en dikkat çekici unsur KOBİ kredilerindeki bozulma.

Mart 2025’te 106 milyar TL olan takipteki KOBİ kredileri, Mart 2026’da 240 milyar TL’ye çıktı.

Bu;

  • Yaklaşık %126’lık artışa,
  • Başka bir ifadeyle 2,3 kat büyümeye,
  • Yaklaşık 5,3 milyar dolar seviyesinde sorunlu kredi stokuna

işaret ediyor.

KOBİ’ler açısından tabloyu ağırlaştıran başlıca nedenler:

✓ Yüksek TL kredi faizleri

✓ İşletme sermayesi ihtiyacındaki artış

✓ Finansmana erişimde yaşanan zorluklar

✓ Daralan iç talep

✓ Artan enerji, işçilik ve finansman maliyetleri

Özellikle üretim yapan sanayi KOBİ’leri, yüksek finansman maliyetleri nedeniyle faaliyet kârı elde etseler bile nakit akışı yönetiminde zorlanıyor.

Ticari kredilerde de bozulma hızlandı

Ticari kredilerdeki takipteki alacaklar da dikkat çekici şekilde yükseldi.

  • Mart 2025: 98 milyar TL
  • Mart 2026: 163 milyar TL

Artış oranı yaklaşık %66.

Bu oran KOBİ segmentinin altında olsa da, büyük şirketlerin de finansal baskı altında olduğunu gösteriyor.

Ancak büyük ölçekli şirketler;

  • Döviz kredisine erişebilme,
  • İhracat gelirleri yaratabilme,
  • Sermaye piyasalarından fonlama sağlayabilme,
  • Bankalarla yeniden yapılandırma gücüne sahip olabilme

gibi avantajlar nedeniyle krizlere karşı daha dayanıklı kalabiliyor.

Tüketici tarafında tablo daha da düşündürücü

Takipteki alacakların en büyük bölümü artık tüketici kredileri ve kredi kartlarından oluşuyor.

276 milyar TL ile toplamın %41’ini oluşturan bu segment, hane halkının da ciddi finansal baskı altında bulunduğunu ortaya koyuyor.

Özellikle:

  • Kredi kartı borçlarının büyümesi,
  • Asgari ödeme alışkanlığının yaygınlaşması,
  • Gelir artışlarının enflasyonun gerisinde kalması,
  • Tüketici kredilerindeki yüksek faizler

sorunlu kredi oluşumunu hızlandırıyor.

Dezenflasyonun görünmeyen maliyeti

Ekonomi yönetiminin uyguladığı sıkı para politikası enflasyonla mücadele açısından gerekli görülse de, ortaya çıkan yan etkiler reel sektör üzerinde giderek daha belirgin hale geliyor.

Yüksek faiz ortamı;

  • Yatırımları yavaşlatıyor,
  • İşletme sermayesi maliyetini artırıyor,
  • Nakit döngüsünü bozuyor,
  • KOBİ’lerin finansal dayanıklılığını azaltıyor.

Bugün görülen takipteki kredi artışı, aslında şirket bilançolarındaki finansman baskısının bankacılık sistemine yansımaya başlamış hali olarak okunabilir.

Sonuç

Veriler, kredi kalitesindeki bozulmanın yalnızca bireysel müşterilerde değil, reel sektörün tamamında hissedildiğini gösteriyor. Ancak riskin ağırlık merkezi açık şekilde KOBİ segmentine kayıyor.

Büyük şirketler alternatif kaynaklara ulaşabilirken, KOBİ’ler yüksek faizli TL kredilerine bağımlı kalıyor. Bu nedenle takipteki alacaklarda yaşanan sert yükseliş, önümüzdeki dönemde üretim, istihdam ve büyüme üzerinde ilave baskılar oluşturabilir.

Ez cümle: Dezenflasyon sürecinin faturası giderek daha fazla reel sektör tarafından ödeniyor. Bu faturanın en ağır kısmını ise şu aşamada KOBİ’ler üstlenmiş görünüyor.

Onur ÇELİK

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.