Connect with us

Erol Taşdelen

ZORLU GRUBU NİÇİN ZORLANMAYA BAŞLADI?

Yayınlanma:

|

BankaVitrini Grup Raporu

Erol TAŞDELEN | bankavitrini.com

Zorlu Grubu: DenizBank Zaferinden Zorlu Center Satış İddiasına Uzanan Borç, Sanayi ve Finans Yönetimi Hikâyesi

Zorlu Grubu, tekstilden başlayan yolculuğunu Vestel, enerji, gayrimenkul, maden-metalürji ve finansal hizmetlere taşıyarak Türkiye’nin en büyük sanayi gruplarından biri haline geldi. Ancak son yıllarda yüksek faiz, değerli TL, Avrupa’da zayıf talep, ağır yatırım yükü, kur riski ve finansman maliyetleri grubun bilançosunu zorladı. Reuters’ın Şubat 2026 tarihli haberine göre Zorlu Holding bankalarla borç yapılandırma görüşmelerine başladı; grubun 2024 sonu itibarıyla yaklaşık 3,2 milyar dolar kredi yükü bulunduğu, kredilerin yarısına yakınının dolar, yüzde 30’unun euro cinsinden olduğu belirtildi.

1. Zorlu Grubu nasıl büyüdü?

Zorlu’nun hikâyesi klasik bir Anadolu sermayesi büyüme örneği olarak başladı: tekstil, üretim, ihracat, marka ve sonra sektör çeşitlendirmesi. Grup, 1990’da Zorlu Holding çatısı altında toplandı; 1993’te Zorlu Enerji kuruldu, 1994’te Vestel gruba katıldı, 1997’de DenizBank satın alındı, 2006’da Zorlu Gayrimenkul kuruldu ve 2013’te Zorlu Center açıldı.

Grubun büyüme modeli dört ana eksene dayandı:
üretim ölçeği, ihracat, marka/dağıtım ağı ve varlık yatırımı. Vestel bu modelin sanayi vitrini oldu; Zorlu Enerji enerji arz güvenliği ve yenilenebilir enerji tarafını temsil etti; Korteks ve TAÇ tekstil mirasını sürdürdü; Zorlu Center ise DenizBank satışından sonra gayrimenkul alanındaki büyük prestij yatırımı olarak öne çıktı.

Zorlu Holding bugün kendi faaliyet alanlarını tekstil, enerji, tüketici elektroniği-beyaz eşya-mobilite, gayrimenkul ve maden-metalürji olarak tanımlıyor.

2. Kırılma nerede başladı?

Zorlu Grubu’nun zora düşmesi tek bir olayla açıklanamaz. Esas sorun, sanayi şirketi nakit akışı ile holding ölçeğinde borç ve yatırım temposu arasındaki makasın açılmasıdır.

Başlıca kırılma noktaları şunlar:

1. Değerli TL ve ihracat kârlılığı baskısı
Vestel gibi ihracatçı şirketlerde gelirlerin önemli bölümü döviz bazlı olsa da Türkiye’deki işçilik, finansman ve üretim maliyetleri TL enflasyonu ile şişti. Reuters, Vestel’in de içinde olduğu sanayi şirketlerinin yüksek faiz, güçlü TL ve zayıf iç talep nedeniyle kârlılık baskısı yaşadığını; Vestel’in 2025’in ilk dokuz ayında Borsa İstanbul sanayi şirketleri içinde en yüksek zarar açıklayan şirketlerden biri olduğunu yazdı.

2. Yüksek faiz dönemi
Türkiye’de faizlerin uzun süre yüksek kalması, işletme sermayesi ihtiyacı yüksek firmalar için finansman giderini ana kâr yutucu kaleme dönüştürdü. Reuters’a göre yüksek faizler, güçlü TL ve zayıf talep büyük üreticilerde zararları ve rekabet kaybını artırdı.

3. Avrupa pazarında zayıflama
Vestel ve Vestel Beyaz Eşya açısından Avrupa pazarı kritik. Vestel Beyaz Eşya 2025 sonuçlarında Avrupa ihracat pazarlarında rekabetin yoğunlaştığını ve makroekonomik koşulların satışları baskıladığını açıkladı.

4. Borcun vade ve döviz kompozisyonu
Reuters haberine göre Zorlu Holding’in 2024 sonu itibarıyla yaklaşık 3,2 milyar dolar kredi yükü vardı; bunun yaklaşık yarısı dolar, yüzde 30’u euro, kalanı TL cinsindeydi. Bu yapı, kur, faiz ve refinansman riskini aynı anda büyütüyor.

3. Vestel gibi firmalar niçin finansı yönetmekte zorlanıyor?

Vestel’in problemi yalnızca “satış yapamamak” değil; çok yüksek hacimli üretim yapan, düşük marjla çalışan, ihracata bağlı, stok ve alacak yönetimi ağır bir sanayi şirketi olmasıdır.

Vestel’in 2025 sunumunda gelirlerin reel TL bazında yüzde 26, dolar bazında yüzde 18 gerilediği; TV segmentinde zayıf talep, ihracat pazarlarında rekabet ve artan maliyetlerin marjları baskıladığı belirtiliyor. Ayrıca net işletme sermayesi/satış oranı iyileşse de şirket daha yüksek net kaldıraç oranına dikkat çekiyor.

Vestel Beyaz Eşya tarafında da tablo benzer: 2025’te net satışlar yüzde 25 geriledi, FAVÖK marjı yüzde 7,7’den yüzde 3,6’ya düştü, 2025’te organizasyonel yeniden yapılanma kapsamında 14,2 milyon dolar gider yazıldı.

Bu tür şirketlerde finans yönetimi şu nedenle zordur:

Sorun Sonuç
Düşük marjlı ihracat Kur ve maliyet oynaklığı kârı hızla eritir
Yüksek stok ihtiyacı Finansman gideri artar
Uzun vadeli alacak/tahsilat Nakit döngüsü uzar
Avrupa’da talep zayıflığı Kapasite kullanımı düşer
TL maliyet + döviz gelir Değerli TL döneminde rekabet kaybı doğar
Grup içi finansman baskısı Holding borcu şirket nakitlerine baskı yapar

4. Zorlu Center neden satış iddiasının merkezine geldi?

Zorlu Center, grubun “prestij varlığı”dır. Fakat kriz dönemlerinde en değerli ve nakde çevrilebilir varlıklar doğal olarak masaya gelir.

Reuters, Şubat 2026’da Zorlu Holding’in bankalarla borç yapılandırma görüşmelerine başladığını ve Zorlu AVM dahil bazı varlıkların kamu bankalarına teminat gösterildiğini yazdı. Aynı haberde kaynaklardan biri, bazı sektörlerdeki kayıpları karşılamak için Zorlu varlıklarının potansiyel olarak satışa konu olabileceğini söyledi.

Mayıs 2026’da yerel haberlerde Zorlu Center’ın satış listesinde olduğu iddia edildi; ancak bu konuda resmi açıklama olmadığı da belirtildi.

Burada kritik ayrım şu: Zorlu Center satıldı demek için resmi açıklama gerekir.
Bugünkü veriyle doğru ifade şudur: Zorlu Center’ın borç yapılandırma ve varlık satışı senaryolarında gündeme geldiği iddia edilmektedir.

5. Şirket bazlı analiz

Vestel Elektronik

Grubun sanayi vitrini. Güçlü marka, ihracat kapasitesi, üretim ölçeği ve teknoloji yatırımı var. Ancak 2025’te zayıf talep, rekabet, değerli TL, yüksek işçilik maliyeti ve finansman giderleri şirketi baskıladı. Vestel sunumu, uzun vadeli finansal yükümlülüklerin toplam finansal yükümlülükler içindeki payının 2024 sonundaki yüzde 31’den 2025 sonunda yüzde 52’ye çıktığını gösteriyor; bu olumlu bir vade uzatma işareti olsa da net kaldıraç hâlâ izlenmesi gereken ana risk.

Vestel Beyaz Eşya

Avrupa talebi ve fiyat rekabetine daha açık. 2025’te satışlar ve FAVÖK sert geriledi. Yeniden yapılanma giderleri, şirketin kapasite ve maliyet yapısını gözden geçirdiğini gösteriyor.

Zorlu Enerji

Grubun uzun vadeli stratejik varlığı. 2025 sunumuna göre Zorlu Enerji’nin kurulu gücü pay bazında 531,37 MW; Türkiye’de 473,47 MW, Pakistan’da 56,40 MW, Filistin’de 1,50 MW kapasite bulunuyor. Şirket üretimde yenilenebilir enerji odağını öne çıkarıyor.
Ancak enerji şirketleri yüksek yatırım, uzun geri dönüş süresi ve borç finansmanı nedeniyle faiz-kur döngüsüne hassastır.

Korteks / Zorlu Tekstil / TAÇ

Grubun kök iş kolu. Ancak tekstil sektörü Türkiye’de enerji, işçilik, kur ve finansman baskısı altında. Değerli TL politikası özellikle ihracatçı tekstil firmalarının rekabetçiliğini azaltıyor.

Zorlu Gayrimenkul / Zorlu Center

En değerli varlık tarafı. Zorlu Center nakit üretse de yüksek değerli gayrimenkul varlıkları kriz dönemlerinde “son kale” niteliği taşır. Varlık satışı, borç azaltımı sağlar; fakat grubun prestij ve kira geliri potansiyelini azaltabilir.

Meta Nikel Kobalt

Geleceğin batarya ve enerji dönüşümü hikâyesine bağlı stratejik alan. Ancak madencilik yüksek yatırım, izin, çevre, emtia fiyatı ve finansman riski taşır. Zorlu Holding 2024 raporunda Meta Nikel Kobalt’ın yüzde 50 Zorlu Holding, yüzde 50 Vestel Elektronik ortaklığında olduğunu belirtmektedir.

6. Grup için ana risk matrisi

Risk Etki Değerlendirme
Yüksek döviz borcu Çok yüksek Kur artışı bilanço baskısını artırır
Yüksek faiz Çok yüksek Finansman gideri kârı eritir
Avrupa’da talep zayıflığı Yüksek Vestel ve beyaz eşya ihracatını baskılar
Değerli TL Yüksek İhracat marjını düşürür
Varlık satışı baskısı Orta-yüksek Borcu azaltır ama stratejik varlık kaybı yaratır
Yeniden yapılandırma Orta Vade uzatır, fakat bankalar teminat ve nakit akışı ister
Grup içi nakit dengesi Yüksek Sağlıklı şirketler, zayıf şirketleri finanse etmek zorunda kalabilir

7. Bankalar açısından Zorlu dosyası nasıl okunur?

Bankalar için Zorlu dosyası klasik bir “batık firma” dosyası değil; varlığı güçlü, nakit akışı baskılanmış, sektörleri döngüsel, borcu yüksek bir holding dosyasıdır.

Kredi komiteleri şu sorulara odaklanır:

  1. Borç hangi şirketlerde yoğunlaştı?
  2. Nakit üreten şirketler hangileri?
  3. Teminat olarak verilen varlıkların gerçek satış kabiliyeti nedir?
  4. Vestel’in 2026–2027’de operasyonel toparlanma ihtimali var mı?
  5. Zorlu Center gibi varlıkların satışı borcu ne kadar azaltır?
  6. Grup, varlık satmadan faaliyet kârı ile borç çevirebilir mi?

8. Zorlu’nun sorunu üretim değil, finansal taşıma kapasitesi

Zorlu Grubu üretim kabiliyeti, marka değeri, ihracat ağı ve varlık kalitesi açısından Türkiye’nin önemli gruplarından biri olmaya devam ediyor. Ancak mevcut tablo, büyük sanayi grupları için şu dersi veriyor:

Büyüme üretimle başlar ama finansal disiplinle korunur.

Vestel üretmeye devam edebilir, Zorlu Enerji yenilenebilir enerji portföyünü büyütebilir, tekstil ve gayrimenkul varlıkları değer yaratabilir. Fakat yüksek borç, pahalı para ve düşük marj bir araya geldiğinde en güçlü gruplar bile varlık satışı ve borç yapılandırması gündemine gelebilir.

Zorlu dosyası, Türkiye’de sanayi şirketlerinin yaşadığı daha büyük bir gerçeğin aynasıdır:
Değerli TL, yüksek faiz ve zayıf talep üçgeninde üretim yapan şirketler sadece pazarda değil, bilançoda da ayakta kalma mücadelesi veriyor.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist    www.bankavitrini.com

Okumaya devam et

Erol Taşdelen

150 Milyon TL Kredi Hayali Kurmayın! KOSGEB’de Limit Böyle Eriyor

KOSGEB’in 150 Milyon TL’lik Kredi Desteğinde Kritik Detay: Reklamdaki Rakamı Tam Kullanamayabilirsiniz!

Yayınlanma:

|

KOSGEB’in istihdam odaklı destek programında açıklanan KOBİ firmaları için 50 milyon TL ve KOBİ Dışı Ticari Firmalar için 150 milyon TL’lik kredi limitleri, işletmeler tarafından “kullanılabilecek kesin kredi tutarı” olarak algılanmamalı.

Çünkü açıklanan üst limitler, bazı işletmeler için çeşitli kriterler nedeniyle aşağı çekilebiliyor.

Daha önce aynı kapsamda kredi kullanıldıysa, kullanılan tutar yeni limitten düşülüyor. Bunun yanında işletmenin toplam borçluluğu da kredi tutarını etkileyebiliyor. Toplam borcun işletme kârının 3 katını aşması halinde ayrıca kesinti uygulanıyor.

“150 milyon TL kredi alırım” diye plan yapmayın!

Bu nedenle işletmelerin finansal planlamasını yalnızca KOSGEB’in açıkladığı üst limit üzerinden yapmaması gerekiyor.

Kredinin üst limitinden tam yararlanabilmek için;

  • Daha önce bu kapsamda kullandırım yapılmamış olması,
  • İşletmenin borçluluk seviyesinin düşük olması,
  • KOSGEB’in diğer başvuru ve uygunluk kriterlerinin sağlanması önem taşıyor.

Özetle; “KOSGEB 150 milyon TL kredi veriyor” demek, her işletmenin hesabına 150 milyon TL aktarılacağı anlamına gelmiyor.

Krediyi tam kullanırım diye plan yapmayın; önce işletmenizin geçmiş kullandırımını ve borçluluk oranını kontrol edin.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist

Okumaya devam et

Erol Taşdelen

ENGELLİLERİN ÖNÜNE YENİ ENGELLER Mİ KONULUYOR?

Yayınlanma:

|

%90 sınırı, ÖTV’siz araç ve engelli raporları yeniden tartışma konusu

Engellilere yönelik düzenlemelerin amacı yaşamı kolaylaştırmak olması gerekirken, son dönemde yapılan bazı değişiklikler “hak kaybı” tartışmasını beraberinde getirdi. Özellikle ÖTV’siz araç uygulamasında getirilen yeni şartlar ve %90 engellilik oranının kritik bir eşik haline gelmesi, %90’ın altında kalan engellilerin durumunu yeniden gündeme taşıdı.

En dikkat çekici başlıklardan biri ÖTV’siz araç hakkı. 2024 sonunda yapılan düzenlemeyle engellilerin yeniden ÖTV istisnalı araç alabilme süresi 5 yıldan 10 yıla çıkarıldı. Araçlarda en az %40 yerli katkı şartı getirildi ve araç bedeline de sınır konuldu. 2026 yılı için bu sınır 2 milyon 873 bin 900 TL olarak uygulanıyor.

Böylece ÖTV istisnası tamamen kaldırılmamış olsa da, hak kapsamındaki araçlara erişim şartları önemli ölçüde daraldı.

%89 İLE %90 ARASINDAKİ FARK

Tartışmanın en önemli noktalarından biri ise %90 engellilik oranı.

%90 ve üzerindeki engelliler ile %90’ın altında kalan engelliler arasında özellikle araç alımı bakımından farklı kurallar uygulanıyor. %90’ın altında kalanlarda özel tertibat ve engelin niteliğine ilişkin ilave şartlar devreye giriyor.

Bu durum şu soruyu gündeme getiriyor:

%89 engelli bir vatandaş ile %90 engelli vatandaş arasında yalnızca bir puanlık fark varken, neden bazı haklara erişimde bu kadar büyük fark oluşuyor?

Üstelik engellilik oranı yalnızca ÖTV açısından değil; çeşitli sosyal yardım ve desteklerde de önemli sonuçlar doğurabiliyor.

%87–89 RAPORLARI NEDEN DİKKAT ÇEKİYOR?

Son dönemde engelli vatandaşlardan gelen şikâyetlerde %87, %88 ve %89 gibi oranların özellikle dikkat çektiği ifade ediliyor.

Ancak önemli bir noktayı vurgulamak gerekiyor:

Hastanelerin sistematik biçimde vatandaşları %90’ın altında bırakmak amacıyla %87–89 oranında rapor verdiğini gösteren kamuya açık resmi bir istatistik bulunmuyor.

Dolayısıyla bu durum şu aşamada bir iddia ve araştırılması gereken bir konu niteliğinde.

Sağlık Bakanlığı’nın açıklaması gereken temel soru ise çok basit:

2024, 2025 ve 2026 yıllarında kaç engelli raporu düzenlendi ve bu raporların yüzde kaçı %87, %88, %89 ve %90’ın üzerinde sonuçlandı?

Bu veriler açıklanırsa, kamuoyundaki “%90’ın altında raporların arttığı” yönündeki iddiaların gerçek olup olmadığı da görülebilecek.

AYM DE %90 ALTI DÜZENLEMESİNİ GÜNDEME TAŞIDI

Anayasa Mahkemesi de 2025 yılında %90’ın altında engelliliği bulunan kişilerin ÖTV istisnasından yararlanmasına ilişkin düzenlemeyi Anayasa’nın eşitlik ve sosyal devlet ilkeleri bakımından değerlendirdi ve ilgili hükmü iptal etti.

Bu karar, engelli haklarında yüzde eşiklerinin hukuki açıdan da tartışmalı bir alan olduğunu gösterdi.

SORUN SADECE ÖTV DEĞİL

Engelli vatandaşların karşılaştığı sorunlar yalnızca araç alımıyla sınırlı değil.

Engelli raporu;

  • sosyal yardımlar,
  • vergi avantajları,
  • istihdam,
  • ulaşım,
  • belediye hizmetleri,
  • eğitim,
  • bakım ve diğer sosyal desteklerde

farklı sonuçlar doğurabiliyor.

5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanun ise engellilerin eşit haklara sahip olmasını, ayrımcılığın önlenmesini ve toplumsal yaşama tam katılımını temel ilke olarak kabul ediyor.

ENGELLİNİN İHTİYACI YÜZDEYE SIĞAR MI?

Bugün tartışılması gereken temel konu belki de bu:

%89 ile %90 arasındaki bir puan, kişinin gerçek yaşamında gerçekten bir puanlık fark yaratıyor mu?

Engellilik oranı elbette objektif kriterlerle belirlenmeli. Ancak bir puanlık fark nedeniyle kişinin ekonomik ve sosyal haklarında büyük değişiklik meydana geliyorsa, sistemin yalnızca matematiksel oranlar üzerinden değil, kişinin gerçek fonksiyon kaybı ve yaşam koşulları üzerinden de değerlendirilmesi gerekiyor.

Engelli haklarının amacı engellinin önüne yeni sınırlar koymak değil, hayatındaki engelleri azaltmak olmalı.

Bankavitrini’nin sorusu ise net: ENGELLİLERİN HAYATINI KOLAYLAŞTIRMASI GEREKEN SİSTEM, YENİ HAK DUVARLARI MI ÖRÜYOR?

Erol TAŞDELEN – Ekonomist

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

AKBANK’ta ŞOK KARAR: Üst Mahkeme de Dolandırılan müşteriyi haklı buldu!

Yayınlanma:

|

“Tanımlı cihaz” savunması bankayı kurtarmadı: Akbank müşterisinin 158 bin TL’lik zararı bankaya kaldı

Daha önce de haberleştirdiğimiz; Akbank müşterisinin hesabından bilgisi ve rızası dışında kredi kullanılması ve para transferleri yapılması üzerine açılan davada banka bir kez daha kaybetti. AKBANK’ın Üst Mahkemeye yaptığı itiraz mahkeme tarafından reddedildi!

Mersin 1. Tüketici Mahkemesi’nin müşteriyi haklı bularak Akbank’ın 158.825,96 TL’yi yasal faiziyle birlikte ödemesine karar vermesinin ardından banka kararı istinafa taşıdı.

Ancak Adana Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, Akbank’ın istinaf başvurusunu esastan reddetti. 10 Eylül 2026 tarihli karar, HMK 362/1-a kapsamında kesin olarak verildi.

329 bin TL kredi çekildi, peş peşe transferler yapıldı

Dava dosyasına göre olay 4 Mayıs 2024 tarihinde meydana geldi.

Müşterinin hesabından bilgisi ve rızası dışında 329.300 TL kredi kullanıldı. Ardından farklı işlemlerle üçüncü kişilerin hesaplarına para transferleri gerçekleştirildi.

Dosyadaki hesaplamaya göre müşterinin gerçek zararı 158.825,96 TL olarak belirlendi. İlk derece mahkemesi bu tutarın dava tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte Akbank’tan tahsiline karar verdi.

Banka: “İşlemler müşterinin güvenli cihazından yapıldı”

Akbank savunmasında işlemlerin müşterinin tanımlı ve güvenli cihazından gerçekleştirildiğini, iki faktörlü doğrulama ve MSISDN doğrulamasının bulunduğunu belirtti.

Banka ayrıca müşterinin şifre güvenliğini sağlayamadığını ve telefona bulaşan zararlı yazılımların üçüncü kişilerin erişimine neden olmuş olabileceğini savundu.

Ancak BAM bu savunmayı zararın bankaya ait sorumluluğu ortadan kaldıran yeterli bir gerekçe olarak kabul etmedi.

Mahkemenin kritik tespiti: Güvenli cihaz kullanılması bankayı kurtarmıyor

Kararın en dikkat çekici bölümlerinden biri, işlemlerin müşterinin tanımlı güvenli cihazından gerçekleştirilmiş olmasına rağmen bankanın güvenlik yükümlülüğünün ortadan kalkmadığının açıkça belirtilmesi.

Bilirkişi incelemesinde;

  • 15.000 TL para transferi,
  • 329.300 TL kredi kullanımı,
  • ardından 37.500 TL ve 95.000 TL tutarında transferler

olmak üzere işlemlerin kısa süre içerisinde art arda gerçekleştirildiği belirlendi.

Mahkemeye göre bu hareketlilik, müşterinin olağan hesap hareketleriyle uyumlu olduğunun banka tarafından ortaya konulamadığı için olağan dışı finansal hareketlilik ve dolandırıcılık riski taşıyordu.

“Alarm üretmesi gerekiyordu”

Kararın merkezindeki değerlendirme ise bankanın güvenlik sistemine ilişkin.

Bilirkişi heyeti, söz konusu işlemlerin dolandırıcılık örüntüsüyle uyumlu olduğunu ve bankanın güvenlik sistemlerinde alarm üretmesi gerektiğini belirledi.

Buna rağmen işlemlerin müşterinin bilgisi ve rızası dahilinde olduğunun yeterince doğrulanmadan gerçekleştirildiği ve bankanın gerekli güvenlik önlemlerini almadığı sonucuna varıldı.

Raporda açıkça “bankanın güvenlik sürecinde zafiyet bulunduğu” kanaatine yer verildi.

BAM: Banka sadece sistemi kurmakla sorumluluktan kurtulamaz

Adana BAM 17. Hukuk Dairesi kararında bankaların “güven kurumu” niteliğine dikkat çekildi.

Kararda, internet bankacılığı hizmetini sunan bankanın, gelişen dolandırıcılık yöntemlerine karşı gerekli güvenlik altyapısını oluşturması, sistemi güncel tutması ve usulsüz işlemler ortaya çıktığında gerekli önlemleri alması gerektiği vurgulandı.

Daha da önemlisi mahkeme, müşterinin internet bankacılığını kullanmasının bankanın mevduatı koruma yükümlülüğünü ortadan kaldırmayacağını belirtti.

Müşterinin de sorumluluğu var ama…

Karar, internet bankacılığı dolandırıcılıklarında bütün sorumluluğu otomatik olarak bankaya yükleyen bir yaklaşım da ortaya koymuyor.

BAM kararında müşterilerin de şifrelerini ve kişisel bilgilerini korumak, bilgisayar ve telefonlarını sanal saldırılara karşı korumak ve gerekli dikkat ve özeni göstermek zorunda oldukları belirtiliyor.

Ancak somut olayda müşterinin kişisel bilgilerini üçüncü kişilerle paylaştığına ilişkin delil bulunmadığı vurgulandı.

Kararda; “…davacının önceki hesap hareketleri içerisinde dava konusu işlemlerle benzer nitelikte ve tutarda işlemler bulunduğuna ilişkin finansal kayıtların da sunulmadığı, bu haliyle işlemlerin bankanın güvenlik mekanizmaları bakımından dikkat ve kontrol gerektiren mahiyette olduğu, işlemlerin tanımlı güvenli cihaz kullanılarak gerçekleştirilmiş olmasının ise bankanın gerekli güvenlik tedbirlerini alma yükümlülüğünü ortadan kaldırmayacağı, tüm bu nedenlerle ortaya çıkan zarardan davalı bankanın sorumlu olduğu, ilk derece mahkemesince aynı yönde kanaat içeren bilirkişi heyet raporu doğrultusunda davanın kabulüne yönelik verilen kararın usul ve esas bakımından hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davalı vekilinin istinaf isteminin reddine karar verilmiştir…” cümlesi yer alması mahkemenin bundan sonraki benzer davalarda da bakış açısını ortaya koydu.

Bankanın istinaf başvurusu reddedildi

Adana BAM 17. Hukuk Dairesi, ilk derece mahkemesinin kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu sonucuna vardı.

Banka tarafından yapılan istinaf başvurusu HMK 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddedildi.

Daire ayrıca kararın kesin olduğuna hükmetti.

Bankacılık sektörü açısından önemli bir emsal tartışması

Kararın önemli tarafı yalnızca 158 bin TL’lik zararın müşteriye ödenmesi değil.

Mahkeme, bankaların elektronik bankacılık sistemlerinde yalnızca “şifre doğru mu, cihaz tanımlı mı?” kontrolü yapmasının her durumda yeterli olmayabileceğine işaret ediyor.

Çünkü somut olayda işlemler müşterinin tanımlı cihazından yapılmış olsa bile; işlem tutarı + işlem sırası + müşterinin geçmiş işlem davranışı + kredi kullanımı + hemen ardından üçüncü kişilere transfer birlikte değerlendirildiğinde bankanın güvenlik sisteminin şüpheli hareketliliği yakalaması gerektiği kabul edildi.

Bu yaklaşım, özellikle son yıllarda artan mobil bankacılık dolandırıcılıklarında “İşlem müşterinin telefonundan yapılmış, dolayısıyla banka sorumlu değildir” şeklindeki savunmaların tek başına yeterli olmayabileceğini gösteriyor.

Kısacası;

Müşterinin telefonu kullanılmış olabilir.

Tanımlı cihaz kullanılmış olabilir.

Ancak banka, işlemlerin müşterinin olağan finansal davranışıyla uyumlu olup olmadığını ve dolandırıcılık riski taşıyıp taşımadığını da değerlendirmek zorunda.

Bu dosyada mahkemenin vardığı sonuç ise net: Akbank’ın güvenlik sürecinde zafiyet bulundu ve ortaya çıkan 158.825,96 TL’lik zarardan banka sorumlu tutuldu.

Karar 10 Eylül 2026 tarihinde kesin olarak verildi.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist, Bankacı Bilirkişisi Sc: 48413

bankavitrini.com

******************

Dolandırılan müşteri davayı kazandı. Ödeme yapmayan AKBANK’ı İcraya verdi

Dolandırıcılık davasında Mahkeme kararı: Banka sorumlu, para iade

Dolandırıcılık Davasında Şok Rapor: Banka Kusurlu!

 

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.