Connect with us

Erol Taşdelen

2020 : Bankalar anormal olan bu yılı unutamaz

Erol TAŞDELEN, Bankacılık Sektörü açısından kabus gibi geçen 2020 yılını ve 2021 yılına taşınan sorunların kaynağı ile Normalleşme sürecinin başarı şansı için dikkat edilmesi gereken konuları ele aldı.

Yayınlanma:

|

2020 yılının son çeyreğinde Piyasalarda özellikle de Bankacılık sektöründe “NORMALLEŞME” kelimesi sık kullanan oldu da kimse ANORMAL olan neydi ki diye sorma gereği duymadı. O zaman Bankacılık açısında 2020 yılında ANORMAL olan neydi, Normalleşme ne anlama geliyor bir bakalım.   

2020 Bankacılık Sektörü normal olmayan uygulamaların başlamasına hiçbir bankacının itiraz edeceğini düşünmüyorum. Anormal olması yaşanılan olağan üstü ortam yanında Banka ve Para Piyasasında Kamu otoritesinin yeni uygulamalardan da kaynaklandı. Sektörde 2020’yi anormal uygulamaları sıralayalım.

1. Kamu otoritesi uzun yıllardır arka planda kalırken 2020’de daha fazla ön plana çıktı.

Resmi Gazetenin 10 Şubat 2020’de 31035 sayılında yayınlanan Bankacılık Sektörünü direkt etkileyen BDDK Yönetmelik değişikliği ve TCMB Tebliğ ile birlikte Ücret ve Komisyonlardan Kredi masraflarına kadar bir takım düzenlemeler geldi. Bankaların aldığı  2400 adet olan Ücret ve Komisyon masrafları 51 adet ile sınırlandı. Ücret ve Komisyonlara sınırlamalar getirilerek üst sınırlar kondu.  Sık sık benim de yazdığım önemli bir konu hakkında ilk defa ciddi bir düzenlemeler yapılarak şikayetlerin de önü alınmış oldu. Artık bankaya giren müşteri hangi hizmet için hangi masrafı ödeyeceği netleşti. Bu durum; Vatandaştan, Esnaftan, Sanayiciden bankaların aldığı keyfi Ücret ve Komisyonun da önünü almış oldu. Artık, bankalar için de lokantaya girdiğinde ne ödeyeceğini bilmeden yemek yeme devri kapanmış oldu. Yeni düzenlemede bankaların ciddi ücret ve komisyon kaybı yaşayacağı tahmin edilmekle birlikte 2. Çeyreğe somut olarak yansıdığı ve yılın ilk yarısında 4 milyar TL ücret ve komisyonlarda kayıp  görüldü. 2019 yılındaki 106 milyar TL Ücret ve Komisyon gelirini yakalamaları çok zor. 2020 yıl sonu verileri yayınlandığında kaybın büyüklüğü de ortaya çıkacak. Normalleşme sürecinde bankaların baskısına rağmen bu alanda Kamu otoritesi henüz geri adım atmadı.

2. Kredi Takip süreleri 90 günden 180 güne çıktı, kredi yapılandırmalar teşvik edildi

Bankalar üç ay boyunca taksit ya da kredi ödeme tutarını ödemeyen Tüketici, Esnaf ve Sanayisi kredilerini yasal olarak takibe atıyorlardı. Fiili durumda Esnaf ve Sanayici kredilerini yapılandıran bankalar genelde Vatandaşın kredilerini takibe atıyorlardı. Covid-19 tedbirleri kapsamında Kredi Takip sürelerinin uzaması bankalara ciddi bir yük oluşturduğu gibi bu sürenin bitmesi ile takip rasyolarının da arttığını göreceğiz. BDDK verilerine göre 2020 Kasım ayında Takip Oranı % 3,97’ye kadar geriledi ama bu oranı sektörde bulunan hiç kimse gerçekçi bulmuyor. Zira, Takibe atılan Krediler 2020 yılı boyunca 150 milyar TL düzeyinde tutulurken, TBB – Türkiye Bankalar Birliği 2019 Ekim – 2020 Ekim arası 19,8 milyar TL Kredinin yapılandırdığını açıkladı. Hazine ve Maliye Bakanı 2021 Bütçe görüşmelerinde Bankaların sorunlu kredilerinin 533 milyar TL olduğunu açıkladı. Kısaca, Takibe atılan 150 milyar dışında sürekli yapılandırılarak yüzdürülen 383 milyar TL Tahsilat kabiliyeti düşük kredi var demektir. Toplam Bankalardaki Nakit Kredi 3,6 trilyon TL olduğu düşünüldüğünde tablo daha vahim oluyor; Banka kredilerinin % 14,50’si Sorunlu kredi demektir. Takibe atılan kredilerde Kamu Bankalarının Aralık ayında % 2,6 olarak açıklıyor. Yabancı Sermayeli bankalar % 5,8; Yerli Sermayeliler % 5,3 olduğu düşünüldüğünde Kamu bankalarının rasyolarının inandırıcılığı iyice azalıyor. Bazı sektörlerde batık kredi oranı kontrolden çıktı. Örneğin İnşaat sektöründe bir ara % 11’lere kadar çıktı  neyse ki 2020 yazında zararına verilen konut kredileri ile % 9 düzeye indirilebildi.     

3. 2019 Ekim ayında Kararname ile kurulan ve 2020’de yapılanmasını tamamlayan SEDDK – Sigortacılık, Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu kuruldu.

Yıllardır bankaların şikayet konusu olan keyfi sigorta şikayetleri BDDK tarafından banka ürünü olmadığı, Sigortaya Hazine’nin baktığı; nedeni ile şikayetler ortada kalıyordu. Bizin de sık sık gündeme getirdiğimiz bu tür şikayetler için artık bir muhatap oluşturuldu. Bu sayede Bankaların keyfi ( Kredi Limit Sigortası, Kredi Sigortası, Emekliye İşsizlik Sigortası, aracı olmayana geçici plaka uydurup taşıt sigortası gibi ) uygulamaları da kontrol altına alınacak. SEDDK’nın öncelikli olarak gurbetçi hesaplarından müşteri imzaları taklit edilerek yapılan yüklü miktarda BES sigortaların gerçekçi olup olmadığı ile işe başlar ise iyi olur. Özellikle kredi kullanan çiftçilere yapılan sigortaların haddi hesabı yok.

4. Aktif Rasyosu ( AR ) uygulaması başladı

2019 yılında Bankalar kredilerde sert frene basarak durma noktasına geldi. Zira, USD bazında 2019 yılında özellikle Yerli ve Yabancı sermayeli bankalar küçülme trendine girdi açığı Kamu Bankaları kapamaya çalışsa da Piyasaya kredilerde durma noktasına geldi.  2019 yılında  Bankalar 46,6 milyar USD Mevduat artışına karşılık; Kredilerde sadece 6,6 milyar USD küçüldüğü ortaya çıkması şikayetlerin yersiz olmadığını ortaya çıkardığı gibi; Kamu otoritesini de ciddi rahatsız etti. Bankalar 2020 ilk iki ayında Piyasaya hızlı başlamasına rağmen özellikle 2020 Mart ayında Covid-19 sürecinin başlaması ile birlikte kredilerde tekrar sert bir fren yaptı. İlk şokun atlatılması ile birlikte TCMB diğer Merkez Bankaları gibi “Genişleyici Para Politikası” uygulamasına geçmesi ile birlikte Hazine’nin de desteği ile Kamu Bankaları aracılığı ile hızlı bir kredi genişleme stratejisine geçti. Özel ve Yabancı bankaların bu kredi büyüme sürecine uzak durunca Kamu Otoritesi de Aktif Rasyo (AR) formülü ile karşı hamle yaptı ve bu rasyonun altında kalan bankalara ceza uygulaması getirdi. Gönülsüz de olsa Yabancı ve Yerli Bankalar bu rasyoyu tutturmak için Piyasaya dönerek özellikle TL Kredi verme süreci yaşandı. Bu süreçte kredi faiz oranları da hızla düştüğü görüldü. Kamu otoritesi bu ortamda  Karşılık Oranları ile de oynayarak bankların Piyasada tekrar zor ile de olsa aktif oyuncu olmaya teşvik etti. 2020 ile birlikte Aktif Rasyo (AR) da tarih oldu. Bankalar yeni Normalde Kredi verme iştahlarının artacağını düşünenler yılın ilk çeyreğinde yanıldıklarını görecek. Bankaların bol para dağıtmaları sona ereceği gibi kredilerde küçüleceğini tahmin temek zor değil. Hoş kredi faiz oranları %20-25 bandında yıla başlarken bu orandan kredi kullanan kaç firma krediyi geri ödeyebilir? Üstelik enflasyonist sürece girmişken ve Covid-19 sürecinin henüz kontrol altına alınmamışken.      

5- Swap işlemlere sınırlamalar geldi

BDDK tarafından Şubat, Nisan ve Ağustos aylarında sık sık SWAP işlemler ile ilgili düzenlemeler uygulamaya kondu. Genelde spekülatif işlemler ve piyasa bozucu işlemler ile ilgili kısıtlamaya yönelik girişimleri bazı bankaları rahatsız etmesine rağmen kamu otoritesi geri adım atmadan kararlılık ile kararının arkasında durması bu alandaki işlemleri daralttığı gibi benzer mesajlar İngiltere merkezli finans kuruluşlarına da verildi. Hazine işlemlerinde engeller ile karşılaşan bankalar gönülsüz de olsa piyasaya dönmek zorunda kaldı. Sonuç mu; TCMB ve Kamu Bankalarının piyasaya döviz pompalayarak ellerindeki stokları bitirmeleri, kuru bastıracağım diye yabancıların düşük kurdan kaçmalarını sağlayan bir süreç izledik. Bunu gören Halkta elinde avucunda ne varsa olmayan da bankalardan kredi kullanarak 23 milyar USD’lık Altın aldı; 2019 sonunda vatandaşların mevduatındaki 139 milyar USD olan döviz tutarı da 28,2 milyar USD artarak 167,2 milyar USD seviyesine geldi. Bunlar bankalardaki tutarlar yastık altına alınan veya kasalara kaldırılan altın ve dövizler bu rakamlara dahil değil.  Vatandaşım Dolarizasyon oranı tarihi rekor kırarak % 60’ları geçti.  

6- Konut Kredi Faiz olanları % 0,64 oldu

İnşaat sektöründeki sıkışıklığa ve batık kredi oranının % 11‘lere çıkmasına çözüm bastırılan faiz oranları ile birlikte uzun vadeli konut kredi faiz oranlarının da düşürülerek zararına da olsa konut kredi faiz oranlarının aylık % 0,64 düzeye çekilmesi oldu. Uzun süreli stratejiler kısa süreli zararına taktiklere yenik düştü. Kamu bankaları Konuk kredi faiz oranlarını aylık % 0,64’e indirince yerli ve yabancı sermayeli bankalar da bu süreçten pay almaya çalıştı. Konut Piyasasına yaratılan psikolojik ortamda gelen ciddi bir hareketlilik geldi ve ilk altı ayda Konut Kredilerinin ivmesi ile zirveye ulaştığı Haziran ayında 190 bin konut satıldı. 2020 ilk altı ayda ise 624 bin konut satıldığı görüldü. Ortada satışlar iyi idi fakat ufak bir sorun vardı. Vatandaş 2. El konutu tercih ediyordu. Hoş bunda fırsatçı müteahhitlerin hızlı bir şekilde stok konut fiyatlarının da artırmasının etkisi vardı ama 2020 Haziran ayı sonunda görüldü ki satılan 624 bin konutun sadece 197 bini sıfır konuttu. Kampanya olmayan 2019 yılının ilk yarısında 206 bin sıfır konut satılırken; 2020 ilk yarısındaki faiz dopingine rağmen 197 bin konut satışı geçmiş yılların ilk yarı ortalamasının altında kaldığı görülünce 2. El konut faiz oranları artırıldı ama geç kalınmış konutu alan almıştı. Daha sonra da zaten bankaların konut kredilerine ayırdığı kaynak tükendi ve bir konut macerası da böylece son buldu. 2021 yılında maliyetlerden dolayı ucuz konutları da ucuz konut kredisini de unutun.        

7. Banka ve Sigorta şirketlerine milyonlarca liralık Cezalar

2020 Ocak ayında QNBFinansbank Rekabet Kurulu’ndan 7.8 milyon TL’lık ceza yedi. Uzlaşma ile 5.8 milyon TL cezada el sıkıştılar. Temmuz ayı bankalara cezalar yaz yağmuru gibi geldi. AKBANK Korona Virüs kapsamında alınan tedbirlere aykırı işlemler yapması nedeni ile BDDK tarafından 155,5 milyon TL para cezası yedi. Temmuz ayında BDDK tarafından  müşterilerden gelen şikayetler nedeni ile 7 bankaya toplam  204,6 milyon TL ceza verdi. Yine Temmuz sonunda BDDK tarafından 2 bankaya Aktif Rasyosu (AR) tutmadığı gerekçesi ile HSBC’ye 180 milyon TL; Albaraka Türk’e 20,6 milyon TL ceza verildi. Cezalar Bankalar ile sınırlı kalmadı. 2020 Ocak ayında Hazine ve Maliye Bakanlığı Sigortacılık Genel Müdürlüğü Sigortacılık Kanununa aykırılık nedeni ile bir Bankaya 15 gün sigorta aracılık faaliyetini durdurup, 94 milyon TL ceza verdi. Başka bir bankaya sigortacılık faaliyetlerindeki uygunsuz işlemler nedeni ile 187,1 milyon TL ceza uygulandı. Bu cezalardan başka 2020 yılında 5 sigorta şirketine 2020 yılı içince çeşitli cezalar verildi. Neyse Normalleşme süreci ile birlikte bankalar da derin bir nefes aldı.

8. Rekabet Kurulu Baskını

2020 Ocak ayında Rekabet Kurumu Denetçileri yaklaşık 20 Banka Genel Müdürlüklerinde Üst Yöneticilere ait bilgisayarlar dataların yedeklerini aldı. Ne aradıklarını tahmin etmek zor değil. Piyasa bozucu yazışmalar; bankalar arası üst yönetici transferlerinde data hırsızlığı olup olmadığı ve mail hareketleri hiç kuşkusuz. İş Etik kuralları çerçevesinde çalışması gereken kurumların başında Bankalar geliyor. Benzer bir çalışmayı daha önce 12 bankaya yapmış ve milyonlarca lira cezalar kesmişti. Bu sefer işin para cezası ile sınırlı kalmayıp “basiretsiz tüccar” sıfatı ile üst yönetime yaptırımlar gelir ise şaşırmam. Rekabet Kurulu 19 aylık inceleme sonunda 2017’de 13 banka hakkında benzer suçlar ile inceleme yapmış, 8 bankaya ciddi para cezaları kesmişti. 2017 cezasındaki karar galen Rekabet Kurulunun sitesinde mevcut olup banka GMY’lerin “akşam buluşup bir kahve içelim, şu faizleri konuşalım” şeklinde Rekabet Bozucu diyalogları raporda yer almıştı. 2020’de bankalar bu tür muhabbetlere girdiğini sanmıyorum ama elinde banka dataları olan bazı kritik personelin karşılıklı transfer eden bankaların başları baya ağrıyacak gibi, yakında kokusu çıkar.    

9. TCMB ve Kamu Bankaları Türev Piyasalarında  daha fazla yer aldı.

Piyasaları kontrol altında  tutmaya kararlı olan Kamu otoritesi TCMB ve Kamu Bankaları aracılığı ile Piyasa İşlemlerinde daha fazla rol oynamaya başladığı görüldü. Alışılmışın dışındaki bu durum bankaların da Kamu otoritesine karşı ters pozisyon alma ihtimaline karşı geri adım atmalarına neden oldu ve Türev ve Piyasa işlemlerinde işlem hacmini ister istemez daralmasına neden oldu.     

2021 : Normalleşme Süreci Nasıl gidiyor

2020 yılının daha 3. Çeyreği bitmeden tüm bu yaşananları alt alta konduğunda bile 2020’nin diğer yıllardan farklı bir yıl olma, sektörde anormal bir durum olma özelliği taşıyordu. “Genişleme Para Politikasının” sonlanması ile birlikte 2020 son çeyreğinde sorunların üstüne gidilerek gerçekler ile yüzleşme dönemi geçirildi. Hazine ve Maliye Bakanı ile  TCMB Başkanının değişmesi bu sürecin başlangıcı oldu. TÜİK Rakamlarının daha gerçekçi açıklanmaya başlaması ile birlikte enflasyon gibi rasyonlar kabullenilmiş oldu. TCMB Gösterge faizi % 15‘e sonra da %17‘ye çıkararak piyasaya göre gerçekçi politika izleyeceği sinyalini somutlaştırdı. Aktif Rasyo ( AR ) oranını önce düşürdü 2020 yıl sonunda da resmen kaldırılacağını açıkladı. SWAP işlemlerindeki sınırlamalarda gevşeme yaşandı. Piyasaya kısmen verilen Güven ve Swap işlemlerini etkisi ile döviz kurlarında düşme yaşandı ama vatandaş hala ikna olmuş değil ki dövizini bozmadığı gibi alma yönünde irade göstermeye başladı. Vatandaşa 2021 yılında bu Güven’i vermeden TL’ye dönmesini beklemeyin. Bu durum 2021’e sorun olarak kendini taşıdı. Vatandaşın bankalara borcu; 2019 sonunda 580 milyar TL iken % 40 artarak 2020 Aralık sonunda 816 milyar TL düzeyine çıktı. Pandemi sürecinde vatandaşın borcu katlanmıştı kısaca. Üstelik; 816 milyar TL’lık borcun, 384,9 milyar TL’lık kısmı İhtiyaç Kredisi, 141 milyar TL’lık kısmı Kredi Kart borcu. 2021’de bu borcun nasıl döneceği ise ayrı bir sorun olarak karşımızda duruyor. Kısaca Firmalar gibi Vatandaş da 2020 yılını borcu borç ile kapamış durumda. 2021 yılında ucuz kredi de yok; kredinin kendisi de yok.  Bankaların 2021’de en önemli konusu Risk Yönetimi olacağı şimdiden belli oldu. 2000 ve 2008’deki gibi riskli gördükleri firmalardan ilk biz çıkalım salgını başlar ise piyasalarda domino etkisi yaparak kendi sonlarını hazırlarlar. Bu süreci nasıl yöneteceklerini hep birlikte göreceğiz.

Piyasalara “Güven” vermeden çözülemeyeceği de biliniyor. Önümüzdeki dönemde durgunluk, enflasyon, işsizlik, dolarizasyon, TCMB eksi rezervi, cari açık, bütçe açığı gibi ana sorunlarını Covid-19 tehdidi altında çözmemiz gereken sorunların başında geliyor ki bu bankalar için de ileriye yönelik ana stratejilerini oluşmasında belirleyici ana unsurlar olacaktır. Hangi bankanın bu süreci daha iyi yöneteceği ise Üst Yönetimin deneyim ve stratejisine bağlı olacaktır.

2021’in en önemli konusu hiç kuşkusuz; döviz satarak düşüremediğimiz kurları faiz artırarak belli bir istikrarda tutturabilecek miyiz? Dünyadaki ciddi para bolluğundan pay alabilecek koşulları sağlayabilecek miyiz? Ekonomi stratejisi kadar Siyasi, Askeri, Jeopolitik, Ekolojik Stratejiyi de yakından takip etmek gerekiyor.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist, Siyaset Bilimci

BANKA HABERLERİ

VATANDAŞIN BANKA BORCU 3 TRİLYON LİRAYI AŞTI

Yayınlanma:

|

BDDK verilerine göre Vatandaşın bankalara toplam borcu Mart sonu itibarıyla 3 trilyon TL’yi aşmış durumda. Toplam borcun 1 trilton 86 milyar TL’lik kısmı İhtiyaç Kredilerden oluşurken; 1 trilyon 377 milyar TL’lik kısmı Kredi Kart borçlarından oluştu.

Artan faiz yükü özellikle kredi kartlarında çevrilmesi zor bir döngü içine sokarken; vatandaş kredi kartlarındaki %40 aylık asgari ödemeleri dahi ödemekte zorlandığı görüldü. Kredi kartlarındaki tüm bankalardaki ortak limitin 5 maaştan 3 maaşa düşürülmesi bankalarda kreid kart limit düşürme ve limit kapama şeklinde kendini gösterirken vatandaşın hareket alanı da iyice kısılmış olyor. Ekonomi kurmaylaırn talebi daraltma stratejisine paralel bankaların bu yöndeki uygulamaları da birleşince gecikmedeki kredi ve kredi kart oran ve hacimleri de artmaya başladı.

Enflasyona bağlı reel gelirin düşmesi yanında kira, gıda gibi temel giderlerde dünya ortalamasının üzerindeki artış vatandaşı tam anlamı ile bir girdabın içine sokmuş durumda. Özellikle emekli kesim tarafından son seçimlere de yansıyan tepki oyları sayesinde iktidar partisi ilk defa 2. parti olarak sandıktan çıkmıştı.

Okumaya devam et

Erol Taşdelen

Erol Taşdelen yazdı: CHP nasıl kazandı, AKP niçin kaybetti?

Yayınlanma:

|

31 Mart 2024 Belediye Seçimleri Türkiye Cumhuriyeti Siyasi tarihimize şimdiden unutulmaz bir seçim gecesi olarak yerini aldı. Sonda söyleyeceğimi başta söyleyelim kazanan ve güçlenen “Demokrasi” oldu. Bu seçim hayati önemli idi, zira normal seçim takvimine göre, önümüzdeki 4 yıl yeni bir seçim olmayacak ve gelecek dört yıl için toplumun önemli bir kesimin kaygıları artarak devam ediyor. Bugün 1 Nisan 2024 bazı siyasiler ve fanatik partizanlara tam anlamı ile “şaka/şok karışımı” bir gün oldu.

Seçimlerin olması bir ülkede “Demokrasi” olduğunu göstermez

Hiç kuşkusuz bir ülkede seçimlerin olması o ülkede “Demokrasi” olduğunu göstermez. Zira, Hitler, Stalin, Kaddafi, Saddam Hüseyin gibi siyasilerin ülkesinde de Aşiretlerin yönettiği Arap ülkelerinde de, Türki Cumhuriyetleri’nde de seçimler oluyor ama hepsinde kabul edilebilir Demokrasinin olmadığı biliniyor. “Demokrasiyi çok vurguluyorum” çünkü Dünya Siyasi Tarihinde henüz genel kabul görmüş, temsilde daha ileri bir siyasi sistem uygulaması mevcut değil.

Peki Türkiye Cumhuriyet’i henüz dokuz ay önce yeni bir Genel Seçim’den çıkmışken ve Cumhur İttifakı burun ucuyla da olsa kazanmışken 31 Mart seçim sonuçlarının önemi ne anlama geliyordu. Seçim hangi ortamda yapıldı, kazanan ve kaybedenleri kimler oldu? CHP zaferinin altında neler yatıyordu, AKP niçin kaybetti, İYİ Partı niçin eridi, Yeniden Refah nasıl parladı; hadi beyin cimnastiği yapalım!

Seçimde kimler yarıştı

31 Mart seçimleri değişen siyasi sistem gereği Devlet Aygıtlarını köküne kadar kullanan iktidar ile muhalefet partileri arasında geçti. İktidar tarafından beğenilmeyen ve eski Türkiye diye aşağılanmasına rağmen daha demokratik seçim ortamı olan geçmiş seçimlerde Yüksek Seçim Kurulu’nun bağlı olduğu Adalet Bakanlığı, seçim güvenliğinden sorumlu İçişleri Bakanlığı ve TRT gibi başta kamu medya aygıtlarının bağlı olduğu ve seçim sürecinde partilere eşit fırsat ortamı sağlaması gereken  Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı seçime üç ay kala görevlerini kabine dışı bürokratlara bırakırken; “Yetmez ama Evet” süreci ile başlayan ve getirilen “Başkanlık Sistemi” sayesinde yukarıdaki üç bakan dahil İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu tabiri ile “17  Bakan” tam kadro seçim sahasında  İktidar adaylarına açık açık oy istediler. Demokrasinin ruhuna aykırı olan bu ortama rağmen çıkan sonucun anlamını düşünün isterim. Seçim yerelden çok bu nedenle Genel Seçim havasında geçti. İBB Başkanı İmamoğlu’nun “17 kişi bana saldırıyor” söylemi yerini buldu, Halk başkanına sahip çıktı! İmamoğlu, Yavaş başta olmak üzere muhalif Belediye Başkanlığını kazananlar  aynı zamanda Devletin tüm karşı koymalarına rağmen kazanmış oldu. Yenilginin nedeni kadar bedeli de olur; yok öyle “yenildik” diye kenara çekilmek taraf olup yenilmiş politize olmuş bir çok bürokrat artık o koltuklarda oturamaz! Okullar iktidar adaylarına açıp çocuklara dahi propaganda yaptıran okul müdürü o koltukta oturamaz, oturmamalı!

Seçim hangi ortamda oldu

Bu seçimin ortamı çok ilginçti. Bir defa çok değil 9 ay önceki seçim döneminde iktidarı tekrar kazanan ve vaat edilen bir çok şeyin tersi yapılmıştı. Gabar da Petrol, Karadeniz de Doğalgaz  söylemine rağmen akaryakıt fiyatları iki katından fazla artması; Dolarizasyonun devam etmesi; USD/TL kurunun üstü örtülü devalüasyona tabi tutulması ve değer kaybının devam ederek geniş halk kesimin alım gücünün düşmesi; son Genel Seçimin iktidar lehine çıkmasında büyük katkısı olan emeklilere verilen ücret artışının enflasyonda erimesi; kira fiyatlarının iktidarın hukuksal düzenlemesi ile %25’i aşmayacağı söylemlerine karşı fiiliyatta kat ve kat artması; bu topraklarda yaşayan insanların “hudut namustur” hafızasına karşılık sınırların kevgire dönmesi ve devlet politikasının bu yöndeki iradesi ile milyonlarca düzensiz göçmenin ülkeye yığılması ve bunun nedenlerinin tam açıklanamaması; gösteriş ile altın dolarları halkın gözüne sokan görgüsüz kesimin par akaynağını kapa para olduğunu rataya çıkması; uyuşturucu gibi sorunun yansıtılandan büyük boyuta gelmesi; resmi enflasyon oranının bile kabul edilemez halde olması ve vaat edilen iyileşmenin gecikmesi… üst üste birikince seçin söylemleri geçim şartları karşısında etkisiz kaldı ve halkını çok iyi tanıyan son genel seçimlerde “öyle değilmiş” denmesine yol açan Süleyman Demirel’in “Boş tencerenin yıkamayacağı iktidar yoktur” tarihi sözleri aksine testten geçti ve tekrar onaylandı!

AKP niçin kaybetti?

AKP en güçlü olduğu sahada Belediyelerde ağır yenilgi aldı. Seçimin önemi de buradan geliyor! AKP’nin kaybetmesinde hesaba katmadığı yılların vermiş olduğu seçim zaferlerinin siyasi körlüğüne neden olan özgüveni kaybettirdi. Zira, yıllardır uygulanan “algı operasyonları, dini söylemler, beka sorunu söylemleri” işe yaramış, her seçimde uygulamaya konulan “siyasi aygıtların” bu seçimde de işe yarayacağı var sayıldı. Bir defa karşı muhalif blok son genel seçime göre darmadağın durumdaydı, kemikleşmiş ve ortam ne olursa olsun kendilerine sadık kalacak seçmen kitlenin ( örneğin emekliler ) desteğinin devam edeceği var sayılıyordu. Üstüne tüm bakanlar ve Devlet Başkanı sıfatı ile partili Başkan olan Erdoğan’da seçim sahasına inince kendi elleri ile ortam Genel Seçim havasına zaten girmiş oldu. Özünde “çöplerimi kim toplayacak” diye sandığa giden seçmen “sen misin bu ekonomik ortamı bize yaşatan, fırsat bu fırsat” diye tepkisini ortaya koyarak belki de seçim hayatında AKP dışında hiçbir partiye oy vermeyen seçmen oyları ilk defa başta CHP olma üzere partilere kaydı. AKP ilk defa bir seçimden en çok oyu alan parti olamadı. İBB Başkanı İmamoğlu karşısında mazeret öne süremeyecek %11,5 ve 1 milyon oy fark ile üçüncü defa ağır yenilgisini aldı. Erdoğan’ın “İstanbul’u alan Türkiye’yi alır” söylemi de gerçekleşti. AKP’nin kaybetmesinde kimi koysam kazanır havasında yanlış adaylar, doğru adayın altında yanlış belediye üyeleri konması gibi stratejik hatalar yapılması muhalefetin elini güçlendirdi. Bazı illerde Belediye Başkanı birlikte çalışacağı Belediye Meclis adaylarını belirleyemedi ve AKP milletvekilleri direkt müdahale ederek kendi adamlarını belediye meclisine soymaya çalışması hiçbir seçimde bu kadar bariz olmamıştı. AKP bazı illerde Meclisi aldığı halde, Başkanlığı kaybetmesini başka türlü açıklayamaz. Örneğin UŞAK’ta CHP’nin 35 yıl sonra Belediyeyi kazanmasında AKP’nin bu hatasının katkısı büyük oldu. Doğu illerdeki seçilmiş Belediye Başkanları yerine Kayyum atanması da bu seçimle birlikte tartışılır hale gelmiş durumda. AKP’nin Ötekeleştirme üzerine Siyaset Stratejisi de çökmüştür.

Seçimin kazananı tartışmasız: 47 yıl sonra CHP oldu!

1946 seçimlerinden sonra CHP hiçbir zaman tek başına iktidar olamadı. 1977’nin Ecevit Liderliğinde alınan %41,80’lik tarihi zaferden 47 yıl sonra ilk defa CHP sandıktan en çok oyu alan birinci parti olarak çıktı. CHP Türkiye genelinde 17,3 milyon oy %37,7 oran ile en yüksek oyu alan parti olarak sandıktan çıkarken; AKP 16,3 milyon oy %35,5 oran ile ilk defa ikinciliğe düştü. CHP’nin Gençleştirme Stratejisi tuttu! CHP; Adana (%46) , Ankara (%60), Antalya(%49), Aydın (%51), Eskişehir (%51), Mersin (%60), Muğla (%55), Tekirdağ (%50), İzmir (%49) ve İstanbul (%51)’u yeniden kazandı. Balıkesir (%51), Bursa (%48), Manisa (%57) ve Denizli (%48)’nin Büyükşehir Belediyelerini kazandı. Adıyaman(%50)’ın ilk kez Afyonkarahisar’ı, Amasya’yı, Bartın, Giresun, Kastamonu, Kırıkkale, Kilis, Kütahya, Uşak ve Zonguldak yıllar sonra  kazandı. Ardahan, Artvin, Bilecik, Bolu, Burdur, Çanakkale, Edirne, Kırşehir, Sinop ve Yalova’yı kazandı.  CHP 2024 Seçimlerinde 14’ü büyük şehir olmak üzere 35 il başkanlığını kazanırken toplam nüfusunda %65’ini oluşturan 60 milyon vatandaşın yaşadığı kısmı CHP Belediyeler tarafından yönetilecek olması seçim zaferini daha anlamlı hale getirdi. Zira, ekonominin %80’ni bu illerde dönüyor. CHP İstanbul’da %51 Ankara’da %60; İzmir’de %49; Bursa’da %48 gibi ezici oy oranı ile oylar bölünecek seçmen fanatik davranıp partilerini terk etmeyecek; CHP halka umut olamaz söylemlerini de alt üst etmiş durumda. Tam anlamı ile başta iktidar güçlerine 1 Nisan şakası! CHP’nin kazanmasında partiyi küçültmeye götüren Kılıçdaroğlu‘nun liderlikten uzaklaştırılmasının etkisi hiç kuşkusuz büyük olurken; Kılıçdaroğlu’nun da Siyasi hayatını bitirmiş oldu! Kılıçdaroğlu’na yapılan eleştirilerinde ne kadar haklı ve yerinde olduğunun kanıtı oldu bu seçimler aynı zamanda. CHP seçime Kılıçdaroğlu liderliğinde girmiş olsaydı kesinlikle bu zafer kazanılamazdı, parti lideri bu açıdan çok önemli olduğu kanıtlandı. Diğer taraftan CHP Başkanı Özgür Özel’den çok seçimde cephe komutanları olan İmamoğlu ve Yavaş gerçeği ile bu zaferim kazanıldığının da altını çizmek abartı sayılmamalı! İki Başkanında “Halkın kaynakları vakıflara değil tüm halka gidecek” söylemi yerini buldu. Öğrenci yurtları, kendi tarımını yapma çabaları, öğrenci bursları, sosyal yardımların artması, Kent Lokantaları, sahillerdeki kaçak yapıların yıkımı gibi hizmetleri gören halk söylemlerin yapıldığını; üstüne, İBB AKP adayı Kurum’un “İmamoğlu vaatlerinin %87’sini gerçekleştirmiş” sözü ile tescillenince sonuç kaçınılmaz oldu! Kısaca, siyasette umudun yeni adı: CHP’dir!

Seçimin kaybedenler kulübü!     

Seçimlerden en ağır yara ile çıkan hiç kuşkusuz İYİ Parti ve lideri Meral Akşener oldu. Seçmen son Genel Seçimlerde seçime günler kala 6’lı masadan kalkmasına sonra tekrar dönmesine anlam veremezken bunun nedenini de tam olarak başta kendi oy veren seçmene dahi anlatamazken üstüne yerel seçim sürecinde iktidardan çok muhalefeti eleştirmesi karşısında seçmenin en ağır cezalandırdığı parti ve lideri oldu. Dokuz ayda bu gibi eriyen partinin lideri Meral Akşener “sorumluluk bende” çıkışı ile kendi siyasi hayatını da bitirme noktasına getirmiş oldu. Aslında CHP’nin kazanmasında değişen lideri Kılıçdaroğlu’nun değiştirilmesinin ne kadar olumlu etkisi oldu ise Meral Akşener’in seçim ortamına uygun olmayan tavrı da o kadar itici oldu. Son Genel Seçimin yenilgi faturası da kendine kesilmiş oldu. İYİP’nin İBB adayı Buğra Kavuncu’nun, eşi ve kızıyla birlikte oy kullandığı 2254 nolu sandıktan kendisine 3 oy çıkması partinin düştüğü durumu iyi özetliyor aslında.

Merak Akşener’in “İktidara yanaşma” stratejisi de tutmadı. Kılıçdaoğlu’nun “Halil İbrahim Sofrası” söylemi de bu seçimde yerle bir olurken masadaki partilerin seçim sonuçlarında ismi bile geçmemesi bu liderlerin sahadan ve halktan ne kadar kopuk olduğunun da göstergesi oldu. MHP kan kaybetmeye devam ederken lider değişikliğinin zamanının geldiği iyice netleşti. Kılıçdaroğlu sayesinde Meclise girerek yapay başarı sağlayan Deva, Gelecek gibi partilerin siyasi hayatta kalıcı olması da zorlaştı.

Erbakan küllerinden doğdu

Son genel seçimlerde son anda adaylıktan çekilip Erdoğan’ı destekleyen Necmettin Erbakan’ın oğlu Fatih Erbakan tek başına girdiği  seçimlerde sürpriz yaparak Yeniden Refah Partisi Türkiye genelinde 3. parti olarak çıktı. CHP’ye oy vermem diyen kesimin oylarını konsolide etmede başarılı oldu.  Aldığı oy oranı ile Türk Siyasi hayatında kalıcı olacağının sinyalini verdi. Yeniden Refah Partisi’nin %6,2 oy oranı ile Erdoğan sonrası muhafazakar seçmenin yeni umudu haline geldiğinin de göstergesi oldu. Üstelik Yeniden Refah partisi biri büyükşehir olmak üzere 2 İl, 37 ilçe, 19 Belde de Belediye Başkanlığını da kazandı. Bu başarısı ile CHP’den sonra büyük başarı gösteren ve sürpriz yapan parti hiç kuşkusuz Yeniden Refah Partisi oldu.

DEM Parti’ye Doğu illerinde destek sürdü

DEM oy oranı Batı illerinde erimesine rağmen Doğu illerinde varlığını sürdürdü. 3’ü Büyük şekir olmak üzere 10 il başkanlığını kazanan DEM en fazla oy alan %5,7 oranda 2,6 milyon oy ile dördüncü parti olarak sandıklardan çıktı. Diyarbakır (%64), Mardin (%57), Muş (%42), Ağrı (%51), Van (%55), Hakkari (%48), Batman (%64), Siirt (%49), Iğdır (%46), Muş (%42 ) gibi iller yanında Tunceli (%40 )’ de yüksek oy oranları ile DEM’e geçmiş durumda.

Bundan sonra ne olur?

Hiç kuşkusuz bir sonraki seçimler için kodlarını da içinde saklayan bir seçim oldu. CHP lideri Özgür Özel’in partideki siyasi geleceği de İmamoğlu’nun bundan sonraki hamlesinin ne olacağı ile yakından ilgili! İmamoğlu hiç kuşkusuz Erdoğan’ın yerine yeni lider adayı olarak ilk sıraya oturmuş ve yerini sağlamlaştırmış durumda!

Bunu anlayan Erdoğan seçim gecesi konuşmasında Demokrasi vurgusu yapsa da bunu söylemde kalmamasını seçmen gözlemleyecektir. Bir defa muhalif Belediye ve Başkanları ile kavganın Erdoğan’a yaramadığı ortaya çıktı. Engeller halkı cezalandırma noktasına geldiğini halkı gördüğü, muhalif belediyelerin altyapı yatırımlar için onaylanmış yurt dışı kredilerin izne bağlanması; İstanbul gibi metropollerde taksi gibi sorunların çözülmesinin engellenmesi Erdoğan’a yaramadığı ortaya çıktı. Bu tip engellerin devam etmesi halinde halkın tepkisinin artarak devam edeceği net ortaya çıkmış durumda. Diğer taraftan halkın hayatına olumlu yansıtılamayan düzensiz göçmenler sorunu, üniversite kontenjanından pay alan yabancılar, hastanede sıranın uzamasını sağlayan ve öncelikli sağlık hizmeti alan yabancı somut sorunları ortada dururken; parti devleti yaratmaya yönelik kamuda partizanca liyakatsız atamalar; “petrol, gaz bulduk, uzaya gittik, siha, iha” gibi söylem ve vaatlerin de bir şeye yaramadığı ortaya çıktı. Üstüne Refah seviyesi düşen başta emekli gruplar gibi sabit maaş ile geçinen orta direk nüfusun refah seviyesini koruyamadan, artıramadan seçim kazanılamayacağı da yapay “beka sorunu” söylemi ile medyanın, sivil toplum kuruluşlarının, siyasilerin baskı altına alınmasının da, “Silivri soğuk” tehditinin de  işe yaramadığı  netleşmiş oldu. Yerel seçimlerde kullanılmayan Yurt Dışı oyları da bundan sonra daha  da çok tartışılır hale gelir. Doğu illerindeki Belediyelere Kayyum Uygulaması da bu seçimden sonra daha zor olacaktır. Zira, DEM Kayyum atanan 5 il Belediye Başkanlığını tekrar kazandı. Perinçek ise kazandığı dört muhtarlık ile övünecek duruma düştü.

Bu seçimden alınması gereken ders çok fazla ve şimdiden Siyasi Tarihimize unutulmayan seçimler arasına girmiş oldu. Bundan sonraki süreç Erdoğan için de AKP için de kolay olmayacak. Erdoğan’ın seçim gecesi yaptığı konuşmada “ekonomiye odaklanacağız” söylemi de hiç kuşkusuz bundan sonraki siyasi gelişmeleri belirleyecek kadar önemli hale gelmiş oldu. AKP halkın verdiği mesajı doğru okumalı. Aksisi, “krizle gelen krizle gider” söylemini de haklı çıkarır. Derinleşen kriz ortamı Erken Seçim söylemlerinin artmasına neden olur! AKP’nin ve Erdoğan’ın siyasi geleceği de krizi ne kadar sürede, hangi kesimlere ne kadar hasar vererek çöze(meye)ceği ile de yakından bağlantılı hale gelmiş durumda! Her ne kadar Bahçeli “Erdoğan devletin başıdır, desteğimiz tamdır” açıklaması yapsa da Cumhur İttifakı da yeni formasyon ile kendi içinde MHP’siz yeni arayışlar içine girmesi şaşırtıcı olmayacaktır. Erdoğan’sız AKP’nin ise sonunun ANAP gibi olacağı kaygısı da artmış durumda. Kendi siyasi kariyerlerini ülkenin beka sorunu gibi gösterenlerin dönemi de kapanmıştır. Eski Belediye yönetiminde hasıraltı edilen yolsuzluk dosyaları daha uzun süre bekletilemez. Sosyal Medya üzerinde yapılan baskılar devam ettirilemez. Konser yasakları sürdürülemez.

Kısaca, 31 Mart 2024 seçimlerinde kartlar yeniden karıldı, Halk gelişmelere el koydu, hiç bir şey eskisi gibi olmayacak, olamaz da! Bir dönem kapanırken, yeni dönemin işaretlerinin de içinde yer aldığı bir seçim oldu!

Erol TAŞDELEN, Ekonomist-Siyaset Bilimci

Okumaya devam et

Erol Taşdelen

47 yıl aradan sonra CHP 1. Parti oldu

Yayınlanma:

|

1977 yıl seçiminden sonra bir ilk oldu

Ecevit’in başkanlığında 1977 seçimlerde aldığı %42 oy oranından sonra ilk defa en yüksek oyu alarak seçiömlerden 1. olarak çıktı. Geçici sonuçlara göre CHP, AA %37,5  ANKA Ajansa göre %38,3 oy oranı ile birinci parti çıkarak parti tarihine geçecek bir seçim sonucu yakaladı. Kılıçdaroğlu’nun CHP Başından devrilmesinden sonra girdiği ilk seçimdeki başarısı ile geçmiş dönemde ne kadar kötü yönetildiğinin ve Kılıçdaroğlu’na yapılan eleştirilerin haklılığını da kanıtlamış oldu. %50 oy alıp AKP adayına %10 fark atan Ekrem İmamoğlu konuşmasında 17 Bakanın sahada olmasına rağmen kazanılan zaferin anlamını vurgularken, alınan oy oranının “Taksi sorunu” gibi çözüm üretilen konularda daha fazla engel getirilemeyeceğinin, bekletilen imzaların da altını çizmesi önümüzdeki günlerde elinin güçlendiğinin de sinyalini vermiş oldu.

CHP Büyük Şehirleri aldı

Başta İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Antalya, Mersin, Aydın, Manisa, Balıkesir, Çanakkale olmak üzere 36 il, 333 İlçe  CHP Belediyesine geçti. Toplam Nüfusun ise %64’i CHP Belediyeleri tarafından yönetilecek;  Ekonomi üretiminin %80’ninin yer aldığı toplam 60 milyon kişilik nüfusu bulan iller CHP kazandı. CHP, Adana, Ankara, Antalya, Aydın, Eskişehir, Mersin, Muğla, Tekirdağ, İzmir ve İstanbul’u yeniden kazandı. Balıkesir, Bursa, Manisa ve Denizli’nin büyükşehir belediyelerini kazandı. Adıyaman’ın ilk kez Afyonkarahisar’ı, Amasya’yı, Bartın, Giresun, Kastamonu, Kırıkkale, Kilis, Kütahya, Uşak ve Zonguldak’ı kazandık. Ardahan, Artvin, Bilecik, Bolu, Burdur, Çanakkele, Edirne, Kırşehir, Sinop ve Yalova’yı kazandık.

Kırklareli, Hatay ve Çorum’da başa baş yarış devam ediyor.

Seçimin Kaybedeni İYİ Parti oldu 

İYİ Parti Lideri Meral AKŞENER’in iddialı çıkışına rağmen seçimin tartışmasız keybedeli İyi Parti oldu. İyi Parti Türkiye Genelinde oyu %4 altında aklırken Meral AKŞENER’in partiden istifa etmesi ve siyasi hayatını sonlandırması da gündem egeldi. On ay önce yapılan Genel seçimlerin kaybedelimesinde tutarsız tavırları ile seçmenin tepkilerini üzerine çeken Meral Akşener’in partisi tam anlamı ile eriyip gitti.

31 Mart 2024: Türkiye genelinde belediye ve il meclis seçimlerinde partilerin oy oranları ne oldu?

Yeniden Refah sürpiz yaptı 

Necmettin Erbakanın oğlu Fatih Erbakan tek başına girdiği  seçimlerde sürpriz yaparak Türkiye genelinde 3. parti olarak çıktı. Aldığı oy oranı ile Türk Siyasi hayatında kalıcı olacağının sinyalini verdi. Yeniden Refah Partisi’nin %6,1 oy oranı ile muhafazakar seçmenin yeni umudu haline geldiğinin de göstergesi oldu.

AKP seçmenine şok yaşattı

Büyük şehirlerde ciddi oy erimesi yapan AKP büyük şehileri kaybetti. İddialı olduğu İstanbul’da ilk defa CHP’nin %10 fark yedi. Adana ve Mersinde ilk defa hiç bir ilçe alamadı. Bundan sonraki süreci yönetmesinin zor olacağı günler başlarken, Erdoğan bankon konuşmasında Ekonomik sorunlara odaklanacağını belirtmesi, zorlu sürecin başlangıç sinyalini de vermiş oldu.

10 ayda ne değişti

2023 Masıs ayında yapılan seçimlerde kaybeden CHP nasıl oldu da 1. parti haline geldiği de tartışma konusu oldu. Başta CHP seçmenleri ve delegeler faturayı Kılıçdaroğlu’na çıkarıp Başkanlıktan indirerek Özgür Özel’in Başa geçirmesi tepkileri yatıştırırken değişikliğin ne kadar da yerinde olduğu ve eleştirilerin doğruluğu Yerel Seçim sonuçları ile de tescillenmiş oldu. Ekonomik Krizin de ciddi etkisi olduğu gözlemlenen seçim sonuçlarında krizin AKP tarafından çözülemeyeceği kanaatinin de artmış olduğu görüldü. Kriz ortamında yaşanan seçimler AKP açısından hezimet olmuş durumda.

Uşak gibi iller 35 yıl sonra CHP’ye geçti

Uzun yıllar yerel yönetimde CHP dışındaki partiler tarafından yönetilen örneğin UŞAK gibi iller 35 sonra ilk defa CHP yönetimi tarafındna yönetilme şansını yakaladı. Bu tip illerin büyük şehir belediyelerden altyapı yatırımlarında yardım alarak imar alanında başarı yakalaması sürpriz olmayacak.

Erdoğan’ın yerine en büyük aday İmamoğlu oldu

Seçim sonuçları aynı zamanda Erdoğan sonrası dönem için de gösterge neteliği taşırken; Erdoğan’a rağmen 3. kez seçim kazanan Ekrem İmamoğlu da ileriye yönelkik Erdoğan’ın yerine en büyük aday olarak ortaya çıkmış durumda. Zira, İBB Başkanlık yanında İl Meclis Üyeliğinde de çoğunluğu ele geçiren CHP’de İBB Başkanının değişmesi İmamoğlu’nun Başkan olmasını da olumsuz etkileyecek bir durum oluşturmayacak. Önümüzdeki yıllarda Türk Siyasi hayatını yakından etkileyceek olan 2024 seçimleri beklenenin aksine çok sakin ortamda geçti.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist

Okumaya devam et

KATEGORİ

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

ALTIN – DÖVİZ

Altın Fiyatları

KRIPTO PARA PİYASASI

BORSA

TANITIM

FACEBOOK

Popüler

www bankavitrini com © "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKAVİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.paravitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.