Connect with us

GÜNDEM

PROF. DR. BORATAV: ÇKP’nin 20’nci Kongresi-II

Yayınlanma:

|

Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP’nin), 22 Ekim’de tamamlanan 20’nci Kongresi’nin kararlarını, ana mesajlarını geçen hafta bu köşede aktardım; değerlendirdim.

Kongre Raporu’nun, yüzyılın ortalarına uzanan bir Çin tasarımı içerdiğini de açıklamıştım. Bazı özelliklerine, uzantılarına ayrıca dikkat çekmek istiyorum.

21’nci yüzyılın iki hedefi

Bir önceki (19’ncu) Kongre, 21’nci yüzyılda Çin için iki tarihsel hedef belirlemişti: Çin 2021’de makul boyutlarda bir refah düzeyine ulaşacak; 2049’da her bakımdan modern sosyalist bir ülke olacaktır. Bu iki tarih ÇKP’nin ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin yüzüncü kuruluş yıldönümlerine denk gelmektedir.

İlk hedef, yoksullukla mücadeleye öncelik verdi. Üç yıllık yoğun bir kampanya sonunda Çin’de ağır yoksulluğun tümüyle yok edildiği ilan edildi. Bu sonuç, yüzyılın ilk hedefi olan “makul boyutlarda müreffeh bir ülke inşasının gerçekleştiği” olarak yorumlandı.

Buna karşılık, 20’nci Kongre’de 2035 için bir ara-hedef belirlendi: Sosyalist modernleşmenin büyük ölçüde tamamlanması…

ÇKP’nin bu yüzyılda Çin için belirlediği iki aşamalı gelecek tasarımının sosyalist nitelemesini sorgulamak gerekiyor. ÇKP Merkez Komitesi’nin Kongre’ye sunduğu Rapor’da üretim güçleri, üretim ilişkileri ve toplumsal sistem (üretim biçimi) düzlemlerinde “sosyalizm” var mıdır?

Önümüzdeki beş yıl: Özellikler, araçlar

Bir sonraki ÇKP Kongresi 2027’de toplanacak.  Rapor, ilk beş yıllık hedeflere öncelikle yer veriyor.

Kalkınma planlarında stratejik önceliğin yurt-içi piyasaya, özel tüketime kaydırılacağı vurgulanıyor. Kendine yeterlilik arayışı ve ortalama verimi sürükleyen teknolojik atılım ağırlık taşımaktadır. “Tedarik zincirlerini güçlendirmek, kentsel-kırsal dönüşümde, bölgesel gelişmede eşgüdüm” vurgulanıyor.

Geleneksel makro-ekonomik politikalarının benimsenmesi dikkat çekicidir: “Maliye ve para politikalarında eşgüdüm, merkez bankasının finansal istikrarı güvenceye alması…”

Kısa dönemde mülkiyet ilişkilerinde önemli bir dönüşüm öngörülmüyor. Bugünkü politika ilkelerine ışık tutan tespitler önemlidir: “Kaynak tahsisinde piyasanın belirleyici, devletin düzenleyici işlevleri… Devlet işletmelerinin rekabet gücünü gözeterek güçlendirilmesi… Özel işletmelerde mülkiyet haklarının yasal sınırlar içinde korunması, küçük işletmelerin desteklenmesi… Kişisel gelirler ekonominin büyüme temposunu, ücretler verim artışlarını izlemelidir…”

Sosyalist modernleşme aşaması

2035 hedefine, sosyalist modernleşme sürecine odaklanalım. Kongre Raporu, bu hedefin gerçekleşmesinde bilimsel, teknolojik atılımlara, yeniliklere odaklı; modernleşen tarımı da içeren yeni bir üretim yapısı hedefliyor. Bu dönüşüm, Çin’i kişi başına GSYH bakımından orta düzeyli gelişmiş ülkeler düzeyine çıkaracaktır.

“Çin, bilim ve teknolojide kendi ayakları üzerinde durabilmeli, birinci sınıf yenilikçiler yetiştirebilmeli; dünyanın en parlak insanlarını çekebilmelidir. İnsan-odaklı ve adaleti gözeten bir eğitim… Dünya-çapında üniversiteler ve kamu desteği… Eğitimin dijitalleşmesi ve herkes için ömür boyu öğrenme…”

Teknolojide, emeğin niteliğinde, kısacası üretim güçlerinde atılım hamlelerinin sürüklediği bir dönüşüm hedeflenmektedir.

Bu aşamada üretim ilişkilerinde devrimci, hatta radikal değişiklikler gündemde değildir: “Gelir dağılımı ortak refaha dayanacaktır.  Emeğe göre bölüşümü temel almayı sürdüreceğiz; diğer bölüşüm biçimleri buna refakat edecektir. Birincil ve ikincil bölüşüm ilişkilerinde birbirini tamamlayacak kurumsal bir çerçeve oluşturacağız. Orta gelirli grubun nüfustaki payının artması, temel kamu hizmetlerine hakkaniyet, kırsal yörelerde yaşam düzeyinin yükseltilmesi” hedeflenecektir.

“Birincil bölüşüm düzleminde emeğin payına daha fazla ağırlık verilecektir. Fırsat eşitliği gözetilecektir. Üretim faktörlerine dayalı bölüşüm sisteminde ıslahat gereklidir. Üretim faktörleri içinde düşük gelirli grupların payı yükseltilmelidir. Kent sakinlerinin gayri menkul gelirleri de artırılmalıdır.”

ÇKP metinleri, Çin’de bölüşüm kategorilerini “sınıfsal” ayrıştırmıyor; “üretim faktörleri” kavramı çerçevesinde betimliyor.  Bu neoklasik terminoloji, en azından Das Kapital, Cilt III, Bölüm 48’de Marx’ın sınıfsal analizden kaçan burjuva iktisatçılarına dönük “sermaye, toprak, emek üçlemesi” eleştirisine açıktır.

Aktardığım son paragraftaki ağdalı ifadelerden ilki, kapitalist ilişkilerde ücret/kâr karşıtlığının işçiler lehine düzeltilmesi olarak yorumlanabilir. Ve önümüzdeki beş yıl için yukarıda aktardığım “verimliliği izleyen ücretler” önerisine göre işçi sınıfı lehinedir. Kentsel kiralarla geçinen mülk sahipleri ise (nedense) gözetilmektedir.

Rapor’da “tekellere ve haksız rekabete karşı güçlü önlemler alınmalıdır” ifadesi de yer alıyor. Geçen yıl Ali Baba ve benzeri dev şirketlere dönük operasyonların sürebileceği ima ediliyor.

Şi Jinping’in, sermaye çevrelerinde tedirginlik yaratan Ortak Refah kampanyasının çelişkili boyutuna Rapor’dan bir örnek vereyim: “Kamu hastanelerinde reform hızlandırılacak; özel hastanelerin gelişimi daha iyi düzenlenecektir…”

Dünya halk sağlığı tarihine yalınayak hekimler düzenini armağan eden Çin devrimi, 2021’de yaşam beklentisini 78,2 yıla çıkarmış; ABD ortalamasının önüne geçmiştir. Bu arada özel hastanelere de kapı aralanarak… Ortak Refah söylemi ise bu süreçte oluşan eşitsizliklerin telafisini hedefliyor.

ÇKP ile sermayenin iktidar mücadelesi

Kongre Raporu, Çin’de sınıf mücadeleleri sorunu ile açıkça değil, yolsuzlukla mücadele vesilesiyle yüzleşiyor. Şi Jinping döneminde bu mücadelelerin bir bilançosu Rapor’un ilk bölümünde yer alıyor. Bu bilgileri geçen haftaki yazıda aktarmıştım.

Rapor’un Bölüm XV, Kesim 7’sine bakalım. Önümüzdeki dönemde yolsuzlukların sınıfsal yansımaları öngörülüyor:

“Yolsuzluğu besleyen temel koşullar süregeldikçe onunla mücadeleyi gevşetemeyiz. İş insanları ile görevliler arasında siyasal eko-sistemi baltalayan herhangi bir muvazaa affedilemez.” Yolsuzluğu besleyen temel koşullar, elbette kapitalist üretim ilişkilerdir. Rapor, “adını açıklamamayı” yeğliyor.

Kongre arifesinde ÇKP Yüksek Disiplin Komitesi, yozlaşmanın kaynağını “sermaye” olarak adlandırmıştı: “Zhejiang Eyaleti Parti yöneticilerinden Zhou Jiangyong, sermaye ile işbirliğine girdiği ve sermayenin başıboş genişlemesini desteklediği için Parti’den ve görevlerinden atılmıştır.” (Global Times, 24 Ekim 2022).

Sermaye, sadece ekonomik çıkar peşinde değil, iktidarı etkileme, giderek fethetme çabasındadır. ÇKP organı Global Times’ın başyazarı Hu Şijin, geçen yıl sermaye ile ÇKP arasındaki iktidar mücadelesini şu ifadelerle özetliyordu: “Çin’e özgü sosyalizm Batı’dan farklıdır. Sermaye Çin’e hâkim olamaz; siyaseti etkileyemez; toplumun yönetimini, ideolojiyi ve değer sistemlerini biçimlendiremez.” (Global Times, 3 Ağustos 2021).

Şi Jinping yönetimi, bence, Çin sosyalizminin iki güvenceye dayandığını düşünüyor: İşçi, köylü sınıflarını ve halkı temsil eden ÇKP iktidarı ve üretim güçlerinin çok dinamik bir tempoyla gelişmesi…

ÇKP toplumsal sistemi iktidarın sınıfsal niteliğine göre tanımlamaktadır. Çin’de ise “öncü” konumu pekiştirilen ÇKP iktidarı belirleyicidir. Parti programında yer alan “sınıfsal temsiliyet” ilkesi, bir “iddia” olduğu için eleştirilecektir.

Şi’nin, üretim güçlerindeki gelişimin sürükleyeceği devrim potansiyelini de önemsediğini düşünüyorum. Marx’ın tarihsel maddeciliğe ilişkin önermesini hatırlayalım: “Gelişmelerinin belli bir safhasında maddi üretim güçleri, mevcut üretim ilişkileriyle çatışır.  O zaman bir sosyal ihtilal devri başlar.” (Ekonomi Politiğin Eleştirilmesine Katkı’ya Önsöz)

Toplumsal devrimin örgütlü, Leninist bir sınıf mücadelesiyle değil, “kendiliğinden, barışçı olarak” gerçekleşeceği beklentisi mi söz konusudur? Sosyalizm tarihinde bu beklentiye ağırlık veren akımların, düşünürlerin, Şi’nin galiba benimsediği “teknolojik determinizm” anlayışı ile sınırlı olmadığını hatırlayalım.

***

ÇKP Merkez Komitesi Raporu 2049’daki Çin sosyalizmini şu ifadelerle öngörmekle yetiniyor: “Müreffeh, güçlü, demokratik, kültürel olarak ileri, ahenkli, güzel; bileşik ulusal güç ve uluslararası etki bakımından önde gelen sosyalist bir ülke…”

Hegemonya arayışını itinayla dışlayan; buna karşılık dünyayı etkileyebilecek bir Çin vurgulaması… Nasıl etkileyecek? Kongre Raporu’ndan bir alıntıyla yetinelim: “Çin asla hegemonya aramayacak, genişlemeye kalkışmayacak; güce dayalı politikalar izlemeyecektir. Gelişmekte olan ülkelerin ortak çıkarlarını güvenceye alacak; uluslararası ilişkilerde demokratikleşmeyi savunacaktır.”

Okumaya devam et

GÜNCEL

Warsh şahin kaldı, gözler ABD istihdam verisinde

Yayınlanma:

|

Yazan:

Fed Başkanı Warsh, Portekiz’de düzenlenen ECB’nin yıllık Merkez Bankacılığı Forumu’nda, Avrupa, İngiltere ve Kanada Merkez Başkanları ile katıldığı panelde, Fed’in %2 enflasyon hedefinden taviz vermeyeceğini ve bunun aksini bekleyenlerin hayal kırıklığına uğrayacağını söyledi. Başkan Trump’ın faiz indirimi çağrılarına da dolaylı yanıt veren Warsh, Fed’in bağımsızlığının tartışmaya açık olmadığını vurgularken, Temmuz sonundaki FOMC toplantısı öncesinde faiz patikasına ilişkin hiçbir yönlendirme yapmayacağını belirtti. Panelde diğer merkez bankası başkanlarının da benzer şekilde para politikasına ilişkin önceden sinyal vermekten kaçındığını gördük.

Warsh, enflasyon risklerinin son dönemde bir miktar hafiflediğini kabul etmekle birlikte, para politikasında gevşemeye gidileceği beklentilerini reddetti ve kararların yalnızca toplantı sırasında değerlendirilecek güncel verilere göre alınacağını söyledi. Konuşması sırasında piyasalar Eylül ayındaki faiz artırım beklentilerini sınırlı ölçüde azaltırken, Fed’in 15-16 Eylül toplantısında faiz artıracağına yönelik olasılık yaklaşık %65 seviyesinde kalmaya devam etti.

Jeopolitik cephede ise, İran ile diplomatik temasların olumlu mânâda ilerlemesi ve Hürmüz Boğazı’ndan petrol sevkiyatının artmasıyla Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı 70 dolar seviyelerini test ederek savaş öncesi döneme geri çekildi. Trump’ın gazetecilere yaptığı açıklamada “İran ile iyi anlaşıyoruz” ifadelerini kullanması da piyasalar tarafından memnuniyetle karşılandı. Petrol fiyatlarındaki gerilemenin, küresel enflasyon baskılarının hafifleyebileceğine yönelik beklentileri desteklediğini göz ardı etmemek gerekiyor.

Kıymetli metallerin elbette dipten döndüğü ve yükselişin başladığı yönünde iddialı söylemlerden uzak durmak istesek de, teknik anlamda aşırı satım bölgesinden başlayan yükselişi yakından ve ilgiyle takip ediyoruz. Gümüşün ons fiyatının 55 dolar seviyesini test etmesi ardından bu sabah 60 dolar seviyesinin üzerine toparlandı. Benzer bir şekilde altının da ons fiyatı 4 bin dolar seviyesinin üzerine yükseldiğini not edelim. Gümüşün 62-63 dolar seviyelerinin üzerinde temiz bir günlük kapanış yapması durumunda uzunca bir süredir uzak durduğumuz gümüşte yeniden alım isteğiyle kolları sıvayacağız (bakınız grafik). Altın için ise 4,200 dolar üzeri kapanış görmeden acele etmeyeceğiz. Altın gümüş rasyosunun ise son altı gündür gümüş lehine ilerlemesinin de önemli bir işaret olduğunun altını çizmek isteriz.

Her ayın ilk cuması açıklanan ve dünyanın en büyük ekonomisi olan ABD’de ekonomik gidişat hakkında en sağlıklı bilgiyi verdiğine inanılan tarım dışı istihdam verisi yarın ABD’nin tatil olması nedeniyle bugün KKTC saati 15.30’da açıklanacak. Resmî istihdam verisi öncesinde dün açıklanan ve öncü bir veri olan ADP özel sektör istihdamının Haziran ayında beklentileri kaşılayamadığını gördük. Reuters anketinde Haziran ayında tarım dışı sektörde 110 bin kişinin istihdam edildiği, bunun yanı sıra işsizlik oranının ise %4,3 seviyesinde sabit kalması bekleniyor. Beklentilerin üzerinde gelecek güçlü bir veri, Eylül ayında Fed’in faiz artırma ihtimalini daha da güçlendirebileceği gibi, zayıf bir verinin ise Fed Başkan Warsh’un şahin tonuna ‘zarar’ verebileceğini göz ardı etmemek gerekiyor.

Fed Başkanı Warsh’un Sintra’daki konuşmasında enflasyon risklerinin son dönemde bir miktar hafiflediğini kabul etmekle birlikte, %2 enflasyon hedefinden taviz verilmeyeceğini ve Fed’in gevşek para politikasına yönelmeyeceğini yinelemesi piyasaların kılavuzu konumunda 10 yıllık ABD tahvil faiz getirisi dün %4,50 seviyesini kadar taşıdı. Teknik bir bakış açısıyla 10 yıllık tahvil cephesinde yükselişin devam edebileceğinden endişe ederken, doların önde gelen para birimlerine göre değerini gösteren sepet kur (DXY) bu sabah 101,40 seviyelerinde yer almaya ve güçlü seyrini korumaya devam ettiğini not edelim. Son aylarda güçlü seyreden ABD ekonomisi ve yapay zekâ yatırımlarının desteklediği sermaye girişleri doları genel mânâda desteklemeye devam ediyor.

Yeni güne başlarken Asya piyasalarında satış baskısının hâkim olduğunu görüyoruz. Gözlerin çevrildiği Güney Kore borsası (KOSPI), yapay zekâ temalı teknoloji hisselerinde yaşanan küresel satış dalgasının etkisiyle sert değer kaybetti. Meta Platforms’un elindeki fazla yapay zekâ işlem kapasitesini bulut hizmeti olarak satmayı planladığı haberinin, sektörde kapasite fazlası oluşabileceği endişelerini artırmasıyla çip üreticileri öncülüğünde satışlar hızlandı. KOSPI endeksi gün içinde %6’nın üzerinde gerilerken, Samsung Electronics yaklaşık %8, SK Hynix ise %9’dan fazla değer kaybetti. Buna rağmen yılın başından bu yana KOSPI’nin hâlen yaklaşık %90 primli olması, yaşanan hareketin güçlü yükselişin ardından gelen bir kâr realizasyonu niteliğinde olduğunu gösteriyor.

Öte yandan Japon yeni, dolar karşısında 162,84 seviyesini görerek son 40 yılın en düşük düzeyine geriledi. Özellikle ABD’de yarın kutlanacak Bağımsızlık Günü nedeniyle işlem hacimlerinin azalacak olması, Japon yetkililerin piyasaya müdahâle edebileceği yönündeki beklentileri artırıyor. ABD istihdam verisinin beklentilerin üzerinde kuvvetli gelmesi durumunda, yen cephesinde devam eden zayıf seyrin daha da şiddetleneceğini, aksi durumda ise nefeslenme için bir zaman penceresi açılacağını düşünüyoruz.

Türkiye cephesinde ise dün büyümenin öncü göstergesi olarak takip edilen imalat sanayi PMI endeksi Haziran ayında büyüme ile daralmanın ayrıştığı eşik seviye olan 50’nin altında 47,1 değerini alarak art arda iki yıldan uzun bir süredir daralma bölgesinde kalmaya devam etti. Alt kalemlerde, kimya, plastik ve kauçuk sektörü dışında kalan diğer 9 sektörün Haziran’da daralmaya devam ettiğini gördük. Veri akışında dün İstanbul Ticaret Odası’nın (ITO) İstanbul için açıkladığı Haziran ayı TÜFE enflasyonu %1,14 oldu. Bu sonuçla yıllık enflasyon oranı %35,9 seviyesine geriledi. Yarın TÜİK tarafından açıklanacak resmî enflasyonun da %1 artış yönünde olacağı düşünülüyor.

Enerji fiyatlarında yaşanan geri çekilmenin de yardımıyla Temmuz ayıyla birlikte enflasyonda yeniden daha ılımlı seviyeleri konuşmaya başlayacağımızı bunun da TCMB’nin elini biraz da olsa rahatlatacağını düşünüyoruz. Bu bağlamda, savaşın patlak vermesiyle fonlamanın haftalık repo faizi olan %37 yerine gecelik borç verme faizi olan %40’dan yapılmasından da geri adım atılarak normalleşme sürecinin de başlayacağını öngörüyoruz. USDTRY kuru bebek adımlarıyla yükselişini sürdürerek 46,70 seviyesine doğru ilerlerken, yabancı nezdindeTürkiye’nin risklerini gösteren 5 yıl vadeli CDS risk primi 223 baz puan ile son dönemlerde olduğu üzere yatay bir seyir izlemeye devam ediyor.

Petrol fiyatlarındaki geri çekilme tahvil piyasalarını desteklemeye devam ederken, net enerji ithalatçısı olan Türkiye’nin petrol fiyatlarının savaş öncesi seviyelere geri çekilmesiyle olumlu mânâda etkilenmeye devam edeceğini düşünüyoruz. Jeo-ekonomik tarafta yaşanan olumlu hikâyenin de yardımı ile, TL ve TL cinsi varlıkların yatırımcı ilgisinde kalmaya devam edeceğinin altını tekrar çizmek isteriz. Bu minvalde, 2 yıl vadeli gösterge tahvil bileşik faizi %40 seviyesinin hemen etrafında kalmaya devam ederken, Borsa İstanbul ana endeksi dün günü %1,6 yükselişle tamamladı. Savunma sanayi hisselerinde yükseliş ise dikkat çekiyor.

Piyasaların gündeminde bugün her ne kadar ABD istihdam raporu öne çıksa da, her hafta perşembe günü olduğu üzere TCMB ve BDDK’nın haftalık verilerini de yakından takip edeceğiz.

Gümüş

1782966826e6c63f480ccaf09ce89cb79968f2aedd_1_1200.jpg

Emre Değirmencioğlu

Okumaya devam et

GÜNCEL

Rekor sıcaklar, soğuyan petrol ve kırılgan piyasalar

Yayınlanma:

|

Yazan:

Avrupa son yılların en şiddetli sıcak hava dalgasıyla mücadele ederken, Fransa’da aşırı sıcaklara bağlı can kaybı şimdiden bin kişiye ulaştı. Can kayıplarının daha da artmasından endişe edilirken, 40°C’yi aşan sıcaklıklar Almanya, Avusturya, Polonya ve Çekya’da yeni rekorlar kırılmasına neden oldu. Elektrik üretimi, ulaşım altyapısı ve sağlık sistemleri ciddi mânâda baskı altında kalırken, sıcak hava dalgasının insan kaynaklı iklim değişikliği nedeniyle artık hemen hemen herkesi ilgilendirdiğini itiraf etmek gerekiyor!

Ekonomik açıdan bakıldığında ise aşırı sıcaklar enerji arzını ve tarımsal üretimi tehdit ederken, Macaristan’daki Paks Nükleer Santrali, Tuna Nehri’nin aşırı ısınması nedeniyle üretimini yeniden azalttığını, İtalya’da Po Nehri’nin debisinin düşmesi tarım ve sulak alanlar için risk oluşturduğun okuyoruz.  Fransa’da elektrik kesintileri yaşanırken, Batı Avrupa’da bu hafta sıcaklıkların düşmesi beklenirken, sıcak hava dalgasının Orta Avrupa ve Balkanlar’a doğru ilerleyeceği öngörülüyor. Enflasyon korkularına bir darbe de gıda fiyatları üzerinden gelme ihtimalini göz ardı etmemek gerekiyor.

ABD ve İran’ın, son günlerde karşılıklı saldırılarla yeniden tırmanan gerilimin ardından çatışmaları durdurma ve diplomatik görüşmelere yeniden başlama konusunda anlaşmaya vardığını görüyoruz. Taraflar, 17 Haziran’da imzalanan ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden deniz trafiğine açılmasını öngören 14 maddelik mutabakat çerçevesindeki teknik görüşmeleri sürdüreceği açıklandı.

Buna karşın sahadaki riskler tamamen ortadan kalktığını söyleyemiyoruz. İran hafta sonu Bahreyn ve Kuveyt’teki ABD askeri üslerini füze ve İHA’larla hedef alırken, ABD tarafı can kaybı yaşanmadığını açıkladı. Aynı dönemde İsrail’in Lübnan’ın güneyinde Hizbullah hedeflerine yönelik operasyonlarını sürdürmesi, bölgesel tansiyonun kırılganlığını korumaya devam ettiğini gösteriyor. Enerji piyasaları açısından diplomasiye dönüş Hürmüz kaynaklı arz riskini azaltan olumlu bir gelişme olsa da, ateşkesin kalıcılığı ve müzakerelerin seyri önümüzdeki günlerde petrol fiyatlarının yönü açısından belirleyici olmaya devam edecektir.

Geride bıraktığımız hafta piyasalarda volatilite ciddi mânâda yüksek seyretti. Barış sürecine paralel petrolün varil fiyatı 72 dolar seviyesinin hemen altını test ederek savaşın başladığı günlere döndü. Petrolün gerilemesi piyasalara moral vermeye tam mânâsıyla yeterli olmazken, enflasyon kaygılarının bir tık da olsa azalmaya başladığını düşünüyoruz. En azından merkez bankaları cephesinden gelen açıklamalarda petrolün gerilemesine atıfta bulunmaya başladığını söyleyebiliriz. Mesela Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) açıkladığı Mayıs ayı enflasyon beklentilerinin Nisan’a göre keskin şekilde düştüğünü görüyoruz. Devam eden barış anlaşması ve petrol fiyatlarında süregelen geri çekilmenin enflasyon beklentilerinde iyileşmeyi hızlandıracağını, bunu da hâliyle merkez bankalarının elini rahatlatacağını düşünüyoruz. Özellikle Avrupa’da Volkswagen’in 100bin kişiyi işten çıkarmaya hazırlanmasını kendi başına çok büyük bir manşet olduğunu düşünüyoruz. Avrupa’nın pek çok alda olduğu üzere ivme kaybettiğini gösteren bu yeni gelişme karşısında ECB’nin faiz artırımına devam etmesini açıkça beklemiyoruz.

Yeni gün ve hafta başlangıcında, ABD ile İran’ın karşılıklı saldırıları durdurma ve müzakerelere yeniden başlama kararı risk iştahını arzu edildiği ölçüde desteklemediğini görüyoruz. ABD Doları küresel bazda değer kazanırken, geriye kalan hemen hemen tüm enstrümanlarda ise değer kaybı devam ediyor. Kalıcı bir güven ortamından yoksun Asya borsaları yön bulmakta zorlanırken, gösterge endeks Tokyo borsası ve Güney Kore borsası %1 civarında geriledi. ABD borsalarının vadeli işlemlerinde ise %0,7 civarında artılar görüyoruz. Tansiyonun barometresi konumunda brent petrolün varil fiyatı 72 dolar seviyelerinde kalırken, her ne kadar savaş dönemindeki primin büyük bölümü geri verilmiş olsa da, enerji arzına ilişkin risklerin tamamen ortadan kalkmadığını düşünen piyasalar, fiyatı daha da aşağı çekmekte zorlandıklarını görüyoruz.

Fed Başkanı Warsh’un yarattığı belirsizliğe paralel artan faiz artırım beklentileri dolar endeksini son bir yılın zirvesine iterken, faiz artırımına rağmen Japon Yeni 162 seviyelerinin kıyısında işlem görerek müdâhale ihtimalini canlı tutuyor. Güçlü dolar ve yüksek faiz beklentileri, faiz getirisi olmayan kıymetli metaller üzerinde baskı yaratmaya devam ettiğini de not etmemiz gerekiyor. Yılın ikinci çeyreğini brent petrol %40’a yakın düşüşle tamamlamaya hazırlanırken, altın %13, gümüş %22, bitcoin ise %12 düşüş kaydetti. Özellikle ons altın ikinci çeyrekte 2013’ten bu yana en sert çeyreklik düşüşünü yaşamaya hazırlandığının altını çizmek gerekiyor.

Yapay zekâ yatırımlarına ilişkin soru işaretleri devam ederken, Güney Kore, önümüzdeki yıllarda büyüklüğü 650 milyar doları aşabilecek yapay zekâ ve yarı iletken yatırım programını devreye almaya hazırlandığını duyurdu. Samsung ve SK Hynix öncülüğünde hayata geçirilmesi beklenen proje, yeni çip üretim tesisleri, yapay zekâ veri merkezleri ve robotik yatırımlarının yanı sıra enerji, su, ulaşım ve nitelikli iş gücü altyapısını da kapsayacağını okuyoruz. Güney Kore, küresel yapay zekâ yarışındaki konumunu güçlendirmeyi ve üretimi Seul dışına yayarak yeni bir teknoloji ekosistemi oluşturmayı hedeflerken, hisse senedi piyasalarında ise yüksek değerlemelere ulaşan yapay zekâ şirketlerine yönelik temkinli görünüm korunduğunu söylememiz gerekiyor. Küresel teknoloji hisselerindeki kâr realizasyonunun etkisiyle Samsung ve SK Hynix hisselerinde satışlar görülürken, piyasa aktörlerinin daha düşük değerlemeli sektörlere yönelme isteğinin de arttığını görüyoruz. SpaceX hisseleri 225 dolar seviyelerini test etmesinin hemen ardından 150 dolar seviyelerinin diplerine kadar gevşediğini de not edelim.

Fed Başkanı Warsh açısından bu hafta iki kritik gelişmenin öne çıktığını haber akışında görüyoruz. ABD Yüksek Mahkemesi’nin, Başkan Trump’ın Fed Yönetim Kurulu üyesi Lisa Cook’u görevden alma girişimine ilişkin vereceği karar, Fed’in siyasi bağımsızlığının geleceği açısından emsal niteliğinde olacaktır. Aynı zamanda Warsh, Portekiz’de düzenlenecek Avrupa Merkez Bankası (ECB) Merkez Bankacılığı Forumu’nda ilk kez diğer büyük merkez bankası başkanlarıyla aynı platformda yer alacak. Piyasalar, Warsh’ın para politikasında yönlendirme (forward guidance) vermekten kaçınan yeni iletişim stratejisini ve faiz patikasına ilişkin olası mesajlarını yakından izleyecektir. Özellikle ABD’de enflasyonun hedefin üzerinde seyretmesi nedeniyle faiz artışı beklentilerinin güçlendiği bir dönemde, Warsh’ın vereceği sinyaller küresel piyasalar açısından önem taşıyacağının altını özellikle çizmek isteriz.

Türkiye cenahında ise jeo-ekonomik iyimserlik hâkim olmaya devam ederken, otoritenin kontrolünde USDTRY kuru yeni haftaya 46,64 seviyelerinden başlıyor. Yüksek faizli parayı al, düşük faizli parayı sat kapsamında giren carry trade işlemler ön planda kalmaya devam ederken, TCMB faizlerde gevşemeye gider mi sorusu yüksek perdeden konuşulmaya başladı. Haftanın son iş günü ABD’li yatırım bankası JPMorgan, Türkiye için 2026 yıl sonu faiz tahminini %37’den %35’e çektiğini duyurdu. Banka bu revizyona gerekçe olarak, İran Savaşı’nda sağlanan ateşkesin ardından petrol fiyatlarında yaşanan sert düşüşü ve TCMB’den son dönemde gelen parasal gevşeme sinyallerini gösterdi. JPMorgan, merkez bankasının önümüzdeki ay haftalık repo ihalelerine muhtemelen yeniden başlayacağını ve bu adımın efektif fonlama faizini %40’tan %37’ye düşüreceğini belirtti.

Türkiye’nin jeo-ekonomik hikâyesinin olumlu anlamda ön planda kalmaya devam edeceğini düşünüyoruz. Hazine’nin geçen hafta ihraç ettiği sukuk ihracına 2,5 katın üzerinde talep gelirken, 6 yıl vadeli tahvilde %6,75 getiri ile 2,75 milyar dolar borçlanmaya gidildi. Bu hafta Cuma günü açıklanacak enflasyon rakamları önem sırasında ilk sıraya yerleşirken, aylık TÜFE artışının %1’in altında kalacağı tahmin ediliyor. Enflasyonun yardım etmesi durumunda, efektif fonlama faizini %40’tan %37’ye doğru kademeli olarak gerileyeceğini biz de düşünüyoruz. Bu arada savaşla birlikte başlatılan BİST açığa satış yasağı, yeni bir uzatım kararı olmaması nedeniyle sona erdi. Geçen hafta MSCI bu hususta ciddi endişeleri olduğunu dile getirmiş ve uyarıda bulunmuştu.

Küresel mali piyasaların jeopolitik riskler, bunun tetiklediği enflasyonist kaygılar, teknoloji cephesinde yapay zekâ yatırımlarının ne zaman geri döneceğine yönelik endişeler ve nihayetinde Fed Başkanı Warsh’un yol açtığı belirsizlikler arasında sıkışırken, her ayın ilk cuması olduğu üzere, ABD’de açıklanacak istihdam raporunun ekonominin gidişatı hakkında piyasalara yön vereceğini hatırlatmak isteriz.

Geride bıraktığımız hafta TÜİK’in yayımladığı 2025 Zaman Kullanım Araştırmasına da yer vererek bültenimizi tamamlamak isteriz. Türkiye’de günlük yaşam alışkanlıklarındaki değişimi ortaya koyan raporun, yalnızca toplumsal alışkanlıklara değil, iş gücü verimliliği, demografik dönüşüm ve dijitalleşmenin etkilerine de ışık tutması bakımından dikkatimiz çekti. Şöyle ki, 10 yaş ve üzerindeki bireyler günün ortalama 8 saat 55 dakikasını uyuyarak, yalnızca 12 dakikasını spor yaparak geçiriyor. Kadınlar hanehalkı ve aile bakımına günde 4 saat 3 dakika ayırırken, erkeklerde bu süre 58 dakika ile sınırlı kaldı. Dijitalleşmenin etkisi ise eğlence alışkanlıklarında belirgin şekilde hissedildi. Son 10 yılda sosyal medyada vakit geçirenlerin oranı %33,9’dan %71,7’ye yükselirken, gazete ve dergi okuyanların oranı %39,4’ten %20,1’e geriledi. Araştırma, Türkiye’de ekran kullanımının hızla artarken fiziksel aktivite ve basılı yayınlara ayrılan zamanın giderek azaldığını ortaya koydu.

Emre Değirmencioğlu

Okumaya devam et

GÜNCEL

Vize, Sıcak ve Mesafe: Dünya Kupası’nda Kriz Büyüyor

Yayınlanma:

|

Yazan:

Futbol şöleni mi, organizasyon sınavı mı?

2026 FIFA Dünya Kupası, tarihinin en büyük organizasyonu olarak tanıtıldı.

48 takım…
3 ev sahibi ülke…
16 farklı şehir…
104 maç…

FIFA’nın “futbolun küresel bayramı” olarak pazarladığı organizasyon, henüz tamamlanmadan saha içinden çok saha dışındaki tartışmalarla gündeme gelmeye başladı.

Oyuncular, teknik adamlar, hakemler, federasyonlar ve taraftarların dile getirdiği eleştiriler artık münferit olaylar olmaktan çıkmış durumda.

Bugün uluslararası basında en fazla konuşulan başlıklar şunlar:

  • ABD’nin vize uygulamaları
  • Takımların olağanüstü uzun seyahatleri
  • Aşırı sıcak hava
  • Oyuncu sağlığı
  • Konaklama ve kamp merkezleri
  • Ticari kaygıların futbolun önüne geçmesi
  • FIFA’nın kriz yönetimi

Organizasyon sona erdiğinde bu eleştirilerin çok daha yüksek sesle tartışılması bekleniyor.

1- Vize krizi turnuvanın ilk büyük gölgesi oldu

Turnuva başlamadan önce bile en büyük tartışma ABD’nin uyguladığı vize politikalarıydı.

İran başta olmak üzere bazı ülkelerin;

  • federasyon yöneticileri
  • teknik ekipleri
  • medya görevlileri
  • destek personeli

ABD vizesi alamadı.

Bazı hakemler ve resmi görevliler için de benzer sıkıntılar yaşandığı uluslararası basına yansıdı.

En büyük kriz ise İran Milli Takımı’nda yaşandı. Oyuncular son anda vizelerini alabilirken, teknik ve idari kadronun önemli bölümü ABD’ye giriş izni alamadı. İran Futbol Federasyonu bu durumu FIFA’ya resmi şikâyet konusu yaptı. Reuters ve diğer uluslararası kaynaklara göre İran cephesi, FIFA’nın yeterince devreye girmediğini savundu.

2- İran örneği organizasyon tarihine geçti

Belki de Dünya Kupası tarihinin en sıra dışı lojistik planı İran için uygulandı.

Takım;

  • kampını ABD yerine Meksika’da kurdu.
  • Maç günlerinde ABD’ye geçti.
  • Karşılaşma bitince yeniden Meksika’ya döndü.

Yani bir Dünya Kupası takımının kendi turnuvası sırasında sürekli ülke değiştirmesi gerekti. İran Teknik Direktörü Emir Ghalenoei bunun fiziksel ve zihinsel hazırlığı ciddi biçimde olumsuz etkilediğini söyledi. Takım kaptanı ve oyuncular da FIFA’nın kendilerine verdiği sözleri yerine getirmediğini dile getirdi.

3- Aşırı sıcaklar futbolu değiştirmeye başladı

Turnuvanın en çok konuşulan ikinci konusu sıcaklık oldu.

Özellikle gündüz oynanan maçlarda;

  • 35 dereceyi aşan sıcaklıklar
  • yüksek nem
  • yoğun güneş

oyuncuların performansını ciddi biçimde etkiledi.

FIFA bunun üzerine her maçta zorunlu su molaları uygulamaya başladı. Ancak bu karar da yeni tartışmalar doğurdu.

Bazı teknik direktörler; “Bu artık futbol değil” yorumunu yaptı. Eleştirilerin temel noktası ise şu oldu: Su molaları sağlık açısından gerekli olabilir. Ancak bu uygulama aynı zamanda televizyon reklamları için yeni ticari alan oluşturuyor.

FIFA ise uygulamanın tamamen oyuncu sağlığı amacıyla yapıldığını savunuyor.

4- Mesafeler futbolcuları yormaya başladı

ABD ölçeğinde düzenlenen turnuvanın en büyük dezavantajlarından biri de coğrafya oldu. Avrupa’daki Dünya Kupalarında şehirler arası mesafeler çoğu zaman birkaç yüz kilometreyle sınırlıyken;

ABD’de bazı takımlar

  • 2.000 km
  • 3.000 km
  • hatta daha uzun

uçuşlar yapmak zorunda kaldılar.

Bu da;

  • toparlanma süresini
  • antrenman planlarını
  • oyuncu dinlenmesini

olumsuz etkiledi.

48 takımlı yeni format nedeniyle bu lojistik yükün daha da arttığı yorumları yapılıyor.

5- Kamp merkezleri beklentilerin altında kaldı

Bazı milli takımlar;

  • antrenman sahalarının kalitesi
  • ulaşım
  • konaklama
  • tesis imkanları

konusunda beklentilerinin karşılanmadığını dile getirdi. Özellikle son dakika değiştirilen kamp planlarının hazırlıkları olumsuz etkilediği ifade edildi.

İran örneğinde bu sorunlar doğrudan siyasi krizle birleşince eleştiriler daha da büyüdü.

6- Futbol mu, ticari gösteri mi?

Eleştirilerin belki de en dikkat çekici kısmı bu.

ABD spor kültürüne uygun hale getirilen bazı uygulamalar;

  • devre arası şovu tartışmaları
  • artan reklam alanları
  • dinamik bilet fiyatları
  • çok yüksek final bileti ücretleri

“Dünya Kupası giderek ticari bir gösteriye dönüşüyor” eleştirilerine neden oldu.

Bazı yorumcular, FIFA’nın gelir hedeflerini futbol kültürünün önüne koyduğu görüşünü savunuyor.

7- Oyuncu sağlığı ikinci planda mı kaldı?

Kulüpler Dünya Kupası’nın ardından hemen Dünya Kupası’nın başlaması;

  • oyuncuların dinlenememesi
  • yoğun maç takvimi
  • sıcak hava
  • uzun yolculuklar

nedeniyle yeni sakatlık riskleri oluşturduğu gerekçesiyle eleştiriliyor.

Oyuncu sendikaları uzun süredir FIFA’nın maç takvimini yeniden düzenlemesi gerektiğini savunuyor.

Organizasyon bittiğinde asıl rapor yazılacak

Şu ana kadar yaşananlar gösteriyor ki 2026 Dünya Kupası yalnızca futboluyla değil;

  • lojistiği,
  • güvenliği,
  • göç politikaları,
  • iklim koşulları,
  • oyuncu sağlığı,
  • ticari yapısı

ile de uzun yıllar tartışılacak.

ABD, Kanada ve Meksika’nın ortak ev sahipliği futbol tarihinde yeni bir model oluşturdu.

Ancak bu model aynı zamanda önemli bir gerçeği de ortaya çıkardı: Bir Dünya Kupasını düzenlemek yalnızca stat inşa etmekle olmuyor. Takımların eşit şartlarda mücadele edebilmesi, taraftarların rahat ulaşabilmesi, iklim koşullarının yönetilebilmesi ve sporun siyasetin önüne geçebilmesi de en az saha içindeki futbol kadar önemli.

Bugün yaşanan tartışmalar, FIFA’nın gelecekte ev sahibi ülke seçimlerinde yalnızca ekonomik kapasiteye değil; vize politikaları, ulaşım altyapısı, iklim riski ve organizasyon yönetimi gibi kriterlere de çok daha fazla ağırlık vermek zorunda kalacağını gösteriyor. Bu nedenle 2026 Dünya Kupası, yalnızca yeni bir şampiyonun belirlendiği turnuva olarak değil, FIFA’nın organizasyon anlayışının da ciddi şekilde sorgulandığı bir Dünya Kupası olarak futbol tarihindeki yerini almaya aday görünüyor.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.