GÜNDEM
BİM’in patronundan Zincir Marketleri hedef alanlara zehir zemberek sözler
Yayınlanma:
4 yıl önce|
Yazan:
BankaVitrini
Market fiyatlarının gündemden düşmediği bugünlerde Gıda Perakendecileri Derneği Başkanı ve BİM İcra Kurulu Üyesi Galip Aykaç, 7. Private Label zirvesinde konuştu. Aykaç, geçtiğimiz yıl zincir marketlere ceza yağdırılması, iktidara yakınlığıyla bilinen medya kuruluşlarına ve son günlerde Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan‘ın zincir marketlere ilişkin söylemlerine, “Perakende işletmelerinin enflasyondan arındırılmış sadece nominal kar rakamlarına bakan olumsuz yorum yapan trollere, maaşlı televizyon yöneticilerine, bizleri terörist ilan edenlere, bizlere vicdansız, hatta kansız diyenlere ve bunları gazetede yayınlayarak ahlaksızca bizi çete ilan edenlere ve tabirimi maruz görün çok daha kötüsünü söylemek istiyorum ama müsaadenizle gazeteci müsveddelerine söyleyeceğimiz sözler var” diyerek yanıt verdi.
‘İş bilmez yöneticilere söyleyeceklerimiz var’
Aykaç’ın açıklamaları şöyle:
“‘Eğer doğruysa’ diyerek ülkenin değerlerine saldıranlara, ilan vermiyoruz diye gazete sayfasını boş bırakanlara, televizyonda salyalarını akıtarak küfredenlere, bilmedikleri konularda biliyormuş gibi yorum yapanlara, peyniri yumurtayı sadece sofrasında görüp peynirle yumurtayla ilgili yorum yapanlara, bu dünyayı size yaşanmaz kılarım diyecek kadar meselelerden bir haber olan, depoyu basıp günlük tüketim kadar bile olmayan yağları halka dağıtırım diyen iş bilmez yöneticilere, mağaza çalışanlarına söyleyin yöneticilerinize bu işin sonu kötü olacak, size burada ekmek yedirtmeyiz’ diyen yerel yöneticilere, ziraatten haberi olmayan İstanbul Ziraat Odası başkanına, FETÖ terör örgütüyle bizi tehdit eden parti liderlerine söyleyeceklerimiz var.
‘Müslüman olduklarını iddia edenler…’
Bu ülkenin güzel insanları sizlerin yalanlarına hiçbir şekilde itibar etmediler. Bu süreçte o bahsedilen zincir marketleri diye altı çizerek söylenen 3 harfliler diye bizleri farklı yere koyan ve koymaya çalışan, Müslüman olduklarını iddia eden bu insanlara söyleyeceklerimiz var. Lütfen aynaya baksınlar, kendilerini göreceklerdir. Bunların hepsinde art niyet vardır, algı yönetimi vardır. Bunlara tüketicimiz hiçbir zaman karşılık vermemiştir.
‘Acaba rakamları biz mi yanlış okuyoruz?’
Rakamları söylüyorum, 2022’nin 8. ayın tüketici fiyat endeksini TÜİK yüzde 80.21 olarak açıkladı. Üretici fiyat endeksi yüzde yüzde 143.75, 9. ay yüzde 83. 45 tüketici, yüzde 151.50 üretici. 10. Ay yüzde 85.51 tüketici fiyatı, yüzde 157.68 üretici fiyatı. Soruyorum buradan acaba bu rakamları biz mi yanlış okuyoruz? Doğrusunu söyleyecek olan var mı? Siz hesap da bilmiyorsunuz.
‘Algı operasyonunuzun vatandaşta karşılığı yok’
Bir de üzerine bu yayınları yaparken diyoruz ki doğrusunu söyleyelim, yayına bizi almıyorsunuz. Gıda perakende sektörünün en yükseğinin ettiği kar yüzde 4. Bu 4’ün tamamını da verseniz enflasyon aşağıya gelmez. İşte söylediğimiz tek söz bu. Bunu bile bile 1’e alıp 3’e satıyorlar diyecek kadar alçalan gazetecilere, oda başkanlarına diyorum ki bu algı operasyonunuzun vatandaşta karşılığı yok.

‘Bre ahlaksızlar!’
Tüketici Hakları Derneği Başkanı televizyonda açıklama yapıyor. ‘Halktan alıyorlar 100’e satıyorlar 400’e’ diyor. Kendisinin mail adresini buldum ona mail attım ama hala cevap yok. Dedim ki ‘bizi ikiyle üçle uğraştırma öyle büyük marjlı yerler varsa söyle de oralara yatırım yapalım’. Bu gazetecileri himaye edenlere, bizi hedef gösterenlere başaramayacaksınız diyorum, bizim ülkeyi yönetenlerle bir sorunumuz yok. Bir sorunumuzun olmasına da müsaade etmeyeceğiz. Buradan açık söylüyorum. Biz bu ülkenin temel taşlarıyız, bu temel taşları yerinden oynatmaya da bunların güçleri yetmez.
Bize bakarak ya bir tuğla da ben koyayım bu binanın temel taşına demeyen, bir tane dikili ağacı olmayan insanlar sizlere ve bizlere bu yakıştırmayı yapıyorlar. Bre ahlaksızlar, bre densizler sizlere bundan sonra sizin tonunuzda cevap vereceğim bilesiniz.”
‘Doğru yönetilemiyor’
Şeker fiyatlarına ilişkin de konuşan Aykaç şu ifadeleri kullandı:
“Şeker fiyatları, Türkiye Şeker Fabrikaları sitesinin geçen sene bu zamanlardaki fiyatı, 50 kilogramlık çuval fiyatı 212 liraydı. Bugün 950 lira. Bunun perakendedeki fiyat değişiminden biz sorumlu olamayız. Aşağı yukarı üretimin yarısı Türkiye Şeker Kurumu’ndan, diğer yarısı da özel sektörden geliyor. Ama doğru yönetilemediği için geçen sene bir özel sektör şirketinin sahibinin bana söylediklerini aynen tekrar etmek istiyorum: ‘Bu seneki kadar hiçbir zaman kar etmedik’. Evet işte spekülatör orada. Biz değiliz. Oraya bakmak lazım. Buradan bir kez daha değinmekte fayda görüyorum. Eğer tedbir alınmazsa süt ve et konusunda 2023, bu yıldan daha zorlu geçecektir. Bugünlerde süt hayvanlarının girdi maliyetleri çok yüksek olduğu ve yeterli fiyatı piyasada bulamadığı için inekler kesime gitmiştir. Bu kesilen ineklerin de artık sonlarına gelinmiştir. İneği keserek sadece sütü değil eti de kestik. Et fiyatlarının da artacağın bugünlerde kulağımıza geliyor.”
‘Asıl mesele dışa bağımlılığın azaltılamaması’
Sebze ve meyve fiyatlarına da değinen Aykaç şöyle devam etti:
“Türkiye’de 55 milyon tondan fazla sebze ve meyve üretimi gerçekleştiriliyor. Bunun yaklaşık yüzde 30-35 arasındaki kısmı fire olarak ayrılıyor. Geriye kalan 35 ila 37 milyon arası olan tüketilebilir sebzenin yüzde 15’ini perakendeciler satıyor. Geriye kalan yüzde 85’i manavlar, pazarlar, ev dışı kanallar vb.de satılıyor. Soruyorum, bu durumda yüzde 15’lik piyasasını oluşturduğu sebze ve meyveyle enflasyonun sebebi biz olabilir miyiz?. Bu yanlış algıyı hep beraber ortadan kaldırmamız lazım. Domatesi tarladan 0 liraya yani hiç para vermeden alsak bile onun markete gelmesi 7,5 liradır. Çünkü bu marketin bir çalışma maliyeti vardır. Dükkan kirası var, elektrik masrafı var, personel masrafı var, iletişim masrafı var. Tüm bunları alt alta koyduğunuzda domatesin fiyatı bu noktalara gelecektir. Bizi bunun sorumlusuymuş gibi göstermeye çalışanlar var. Bu yanlış algıdan bu ülkeyi kurtarmak zorundayız. Asıl mesele plansız üretim, girdi maliyetlerinin yüksek olması, birçok konuda dışa bağımlılığın azaltılamaması.”
Aykaç enerji maliyetlerine de dikkat çekerek “Enerji açığı konusunda yenilenebilir kaynaklardan enerji üretimi kolaylaştırılmalıdır. Tüm iş insanlarımıza bu alana yatırım yapmalarını tavsiye ediyorum” dedi.
Rekor ceza BİM’e kesilmişti
Rekabet Kurumu’nun salgın sürecinde, perakende gıda ve temizlik ürünleri ticareti ile iştigal eden zincir marketler ile bunların tedarikçileri konumunda olan üretici ve toptancı seviyesindeki teşebbüslerin fiyatlama davranışlarının incelenmesine yönelik olarak yürütülen soruşturma kapsamında geçen yıl zincir marketlere ceza yağmıştı. Soruşturma sonrasında BİM, CarrefourSA, Migros, ŞOK, A 101 ve Savola Gıda’ya toplam 2 milyar 671 milyon lira idari para cezası verilmesine karar verilmişti. Cezaların en yükseğini 958 milyon ile BİM almıştı.
Erdoğan ne demişti?
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugünkü konuşmasında “Biz vatandaşımıza özellikle mağdur olmayacak şekilde ekonomik desteklerimizi sürdürmeye devam ediyoruz. Burada ciddi bir sorun yaşıyoruz. O da medya. Yatıyorlar, kalkıyorlar, market de market. Yaptıkları başka iş yok. Bu haftaki kabine toplantısında da söyledi. Kontrollerimizi daha da sıklaştıracağız. Fiyat farklılıklarını gidermenin yollarını arayacağız. Birçok birimlerde ekonomide farklılıklar var. Fiyat İstikrar Komitesi ile bunların takibini yapacağız” demişti.
Erdoğan, geçtiğimiz hafta Katar’a yaptığı ziyaretin ardından zincir marketlere yönelik ağır yaptırımlar uygulayacaklarını söylemişti. Erdoğan kabinenin ardından yaptığı açıklamada, zincir marketler meselesine değinerek, sosyal medyada son günlerde söz konusu marketlerle ilgili fiyat kıyaslamalarına yönelik kampanyaların alevlendiğini ve tartışmaları yakından izlediklerini ifade etmişti.
‘Vazifemizdir’
Erdoğan açıklamasında, “Enflasyonun yılbaşından itibaren ciddi bir düşüş sürecine gireceği bir dönemin eşiğindeyiz. Tam da bu kritik günlerde zincir marketlerde satılan kimi ürünlerin fiyatlarının mukayesesi üzerinden yeni bir kampanyanın alevlendirildiğini ne yazık ki görüyoruz. Bu çerçevede ortaya konan ithamlar Ticaret Bakanlığımız ile Hazine ve Maliye Bakanlığımız tarafından yakından takip edilmektedir. Elbette her iddia doğru çıkmamaktadır. Ancak kamuoyunda huzursuzluğa yol açan her rahatsızlığın üzerine gitmek bizim vazifemizdir” demişti.
Ticaret Bakanlığı’nın bu çerçevede hazırlıklar yaptığını söyleyen Erdoğan, “Bu doğrultuda bakanlığımız önümüzdeki günlerde yeni uygulamaları devreye alacaktır. Vatandaşlarımızdan biraz daha sabır ve metanet bekliyoruz” ifadesinde bulunmuştu.
Katar dönüşü de konuşmuştu
Geçtiğimiz hafta Katar’a giden ve dönüşte uçakta gazetecilere açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, artan enflasyonla ilgili zincir marketlerin de sorumlu olduğunu ileri sürerek şunları söylemişti:
“Para cezası demek ki bunları ıslah etmiyor. Para cezasının dışında atılacak adımları da ilk kabine toplantımızda inşallah masaya yatırırız ve oradan da bunların üzerine ayrıca gideriz. Değişik öneriler var. Bütün mesele yaptırımın çok daha ağır olması. Bu bunlara ürkütücü gelebilir. Bunu halletmek lazım.”

HAZAL OCAK – halktc.com.tr
İlginizi Çekebilir
BANKA HABERLERİ
AKBANK VE DENİZBANK: FON SORUŞTURMASINDAKİ İSİMLER BANKAMIZ ÇALIŞANI DEĞİL
FON SORUŞTURMASINDA AKBANK VE DENİZBANK’TAN AÇIKLAMA: “İSİMLER BANKALARIMIZIN ÇALIŞANI DEĞİL”
Yayınlanma:
1 saat önce|
21/10/2026Yazan:
BankaVitrini
Fon soruşturmasında gözaltı listesinde yer alan isimler üzerinden gündeme gelen Akbank ve DenizBank, haberlerdeki çalışma ilişkilerine ilişkin açıklama yaptı. Akbank, “adı geçen kişilerin uzun süre önce bankadan ayrıldığını” belirtirken DenizBank, “adı geçen Yasemin Y.’nin banka çalışanı olmadığını” bildirdi.
Bankavitrini.com | Gündem
Sermaye piyasalarındaki işlemlere yönelik yürütülen fon soruşturmasında gözaltı listesinde yer alan isimler ve bu kişilerin bankalarla bağlantıları gündeme geldi. Konuya ilişkin Akbank ve DenizBank’tan açıklamalar geldi. Her iki banka da haberlerde yer alan çalışma ilişkilerine yönelik düzeltme talebinde bulundu.
Akbank: İsimler uzun süre önce bankadan ayrıldı
Akbank, fon soruşturması kapsamında gözaltı kararı verilen kişilerle ilgili haberlerde banka adının kullanılmasına ilişkin açıklama yaptı.
Banka, haberlere konu olan kişilerin uzun süre önce Akbank’tan ayrıldığını ve başka kurumlarda çalıştıklarını belirtti. Açıklamada, bu kişilerin hâlen Akbank bünyesinde görev yapıyormuş gibi gösterilmesinin gerçeğe aykırı bir izlenim oluşturabileceğine dikkat çekildi.
Akbank, güncel çalışma ilişkilerinin doğru aktarılması gerektiğini vurgulayarak kamuoyunun doğru bilgilendirilmesini istedi.
DenizBank: Yasemin Yılmaz bankamızın çalışanı değil
DenizBank da fon soruşturması kapsamında gözaltına alınan isimlerin yer aldığı listeye ilişkin yayımlanan haberdeki bir bilgiyi düzeltti.
DenizBank A.Ş. tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Fon soruşturması kapsamında gözaltına alınan isim listesine ilişkin yayımladığınız haberde, Yasemin Y. isimli kişinin DenizBank Finans Yöneticisi olduğu yönünde hatalı bilgiye yer verilmiştir.
Haberde adı geçen Yasemin Y., Bankamız çalışanı değildir. Kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi amacıyla söz konusu yanlış bilginin düzeltilmesini rica ederiz.”
DenizBank, açıklamasıyla Yasemin Y.’ın banka çalışanı olduğu yönündeki bilgiyi açıkça reddetti ve haberlerin düzeltilmesini talep etti.
Soruşturmada banka isimleri neden gündeme geldi?
Soruşturma kapsamında yayımlanan gözaltı listelerinde yer alan kişilerin mesleki unvanları ve çalıştıkları kurumlara ilişkin bilgiler, bankaların isimlerinin de haberlerde geçmesine neden oldu.
Ancak bir kişinin adının soruşturma kapsamında anılması, tek başına ilgili bankanın soruşturmanın şüphelisi olduğu veya kurumsal olarak herhangi bir suça iştirak ettiği anlamına gelmiyor. Aynı şekilde, bir kişinin geçmişte bir bankada çalışmış olması da güncel çalışma ilişkisini göstermiyor.
Akbank’ın geçmiş çalışma ilişkilerine yönelik açıklaması ile DenizBank’ın Yasemin Y. hakkında yaptığı düzeltme, haberlerde kişi ve kurum bağlantılarının güncel ve teyit edilmiş bilgiler üzerinden kurulmasının önemini ortaya koydu.
Bankacılık sektöründe doğru bilgi ve itibar vurgusu
Sermaye piyasalarına yönelik soruşturmalarda kişi isimleriyle birlikte kurum adlarının anılması, kamuoyunda ilgili bankalara yönelik algıyı etkileyebiliyor. Bu nedenle gözaltı listelerindeki bilgilerin, kişilerin güncel iş durumlarıyla karşılaştırılarak yayımlanması önem taşıyor.
Akbank ve DenizBank’ın açıklamaları, soruşturma haberlerinde yalnızca isimlerin değil, bu isimlerle bankalar arasında kurulan bağlantıların da titizlikle doğrulanması gerektiğini gösteriyor.
Bankavitrini.com olarak not: Bu haber, Akbank ve DenizBank’ın çalışma ilişkilerine yönelik açıklamalarını bir araya getirmektedir. Soruşturmada adı geçen kişiler hakkındaki iddialar ile bankaların kurumsal sorumluluğu birbirinden ayrı değerlendirilmelidir.
Erol Taşdelen
AVRUPA SOKAKLARINDA EKONOMİK İSYAN: BÜYÜME VAR, REFAH NEREDE?
Yayınlanma:
2 gün önce|
19/10/2026Yazan:
Erol Taşdelen
İspanya, Fransa, İtalya ve Belçika’daki protestolar ne anlatıyor? Türkiye bu tablodan hangi dersleri çıkarmalı?
Erol TAŞDELEN | Bankavitrini.com Ekonomik Analiz
Avrupa sokaklarında yükselen protestolar, yalnızca öğrencilerin eğitim koşullarına, kiracıların konut sorununa ya da çalışanların ücret taleplerine indirgenemez. İspanya’dan Fransa’ya, İtalya’dan Belçika’ya uzanan eylemlerin ortak noktasında daha temel bir soru bulunuyor: Ekonomik büyüme, vatandaşın yaşam standardına ne ölçüde yansıyor?
17 Ekim 2026’da Avrupa’nın farklı ülkelerinde yoğunlaşan gösteriler, hayat pahalılığı, eğitim giderleri, barınma sorunu ve kamu hizmetlerinin niteliği etrafında şekillendi. Ancak bu gösteriler, tek merkezden yönetilen ortak bir Avrupa hareketi değil. Her ülkenin kendi ekonomik ve siyasi dinamikleri var. Ortaklaşan nokta ise özellikle gençlerin geleceğe ilişkin beklentilerinin zayıflaması.
Al Jazeera’nın 17 Ekim tarihli haberinde, farklı ülkelerde yüz binlerce kişinin hayat pahalılığına karşı gösterilere katıldığı bildirildi. Fransa’daki eylemler kitlesel boyutlara ulaşırken Belçika’da eğitim reformları, İtalya’da geçim sıkıntısı ve savaş karşıtı talepler, İspanya’da ise konut krizi öne çıktı.
Bu tablonun ekonomi yönetimleri açısından önemli bir mesajı var: Makroekonomik göstergelerdeki iyileşme, toplumun bütün kesimleri tarafından aynı biçimde hissedilmeyebilir.
İSPANYA: MAAŞ VAR, EV YOK!
İspanya’daki protestoların merkezinde konut krizi bulunuyor. Özellikle büyük şehirlerde yükselen kiralar, genç çalışanların kendi başlarına ev tutmasını giderek zorlaştırıyor.
Madrid’de 87 yaşındaki Maricarmen Abascal’ın evinden çıkarılması ve sonrasında hayatını kaybetmesi, konut hakkı tartışmalarını yeniden alevlendiren olaylardan biri oldu. Hükümetin kiracıları korumaya yönelik düzenleme girişiminin parlamentoda reddedilmesi de tepkileri artırdı.
Reuters’ın 2 Ekim 2026 tarihli haberine göre, protestocular kira artışlarının sınırlandırılmasını, evden çıkarmalara karşı koruma sağlanmasını ve kısa süreli kiralamaların düzenlenmesini talep ediyor. Tartışmanın diğer tarafında ise düzenlemelerin konut arzını azaltabileceğini savunan kesimler bulunuyor.
İspanya örneği, ekonomik açıdan önemli bir çelişkiyi ortaya koyuyor. Bir ülkede istihdamın ve ekonomik faaliyetin artması, konut maliyetleri gelirlerden daha hızlı yükseliyorsa, gençlerin bağımsız yaşam kurmasını kolaylaştırmayabilir.
Çalışan bir gencin maaşının büyük bölümünü kiraya ayırması; tasarruf yapmasını, ev sahibi olmasını, tüketim harcamalarını artırmasını ve ekonomik geleceğini planlamasını güçleştiriyor.
Burada mesele yalnızca emlak piyasası değil. Konut maliyetleri, iş gücü hareketliliğini, aile kurma kararlarını, tüketimi ve uzun vadeli tasarrufları da etkiliyor.
İspanya’nın verdiği mesaj açık: Barınma maliyeti, ücret artışlarını geride bırakıyorsa ekonomik büyüme toplumsal refaha dönüşmekte zorlanıyor.
FRANSA: EĞİTİMDEKİ SORUNLAR NASIL TOPLUMSAL TEPKİYE DÖNÜŞTÜ?
Fransa’da gösteriler, okullardaki personel yetersizliği, eğitim koşulları ve kamu hizmetleri konusundaki şikâyetlerle görünür hale geldi. Öğrencilerin başlattığı eylemlere zamanla farklı toplumsal kesimlerden destek geldi.
17 Ekim’deki gösterilerde hayat pahalılığı, yakıt maliyetleri ve ücret talepleri de gündemin parçası oldu. Böylece başlangıçta eğitim odaklı olan tepki, daha geniş bir ekonomik ve toplumsal hoşnutsuzluk alanına yayıldı.
Fransa’daki gösteriler sırasında yağma, kundaklama ve polisle çatışmalar da yaşandı. Barışçıl protesto hakkı ile şiddet eylemleri birbirinden ayrılmalı. Kamu düzenine zarar veren eylemler, gösterilere katılan bütün vatandaşların tutumu olarak değerlendirilemez.
Ekonomik açıdan Fransa örneği, kamu harcamaları tartışmasını öne çıkarıyor.
Devlet bütçe disiplinini sağlamak, borçlanmayı kontrol etmek ve mali dengeleri korumak isteyebilir. Ancak tasarruf politikalarının eğitim, sağlık ve diğer kamu hizmetlerine etkisi, vatandaşların günlük yaşamında hissediliyorsa ekonomik tartışma siyasi ve toplumsal bir soruna dönüşebiliyor.
Burada önemli soru, devletin harcamalarını azaltıp azaltmaması değil; hangi harcamaların, kimleri etkileyerek ve hangi sonuçları doğurarak azaltıldığıdır.
BELÇİKA: BÜTÇE KISITLAMALARI VE EĞİTİME ERİŞİM
Belçika’da gençlerin ve öğrencilerin katıldığı gösterilerde eğitim maliyetleri, yükseköğretime erişim ve eğitim reformları öne çıktı.
Reuters’ın 17 Ekim tarihli haberine göre Brüksel’de yüzlerce genç gösteri yaptı. Eylemler sırasında polisle göstericiler arasında çatışmalar yaşandı. Göstericiler, eğitim maliyetlerinin artması ve bazı reformların üniversiteye erişimi zorlaştırabileceği yönündeki kaygılarını dile getirdi.
Belçika örneği, eğitim harcamalarının yalnızca bugünün bütçe kalemi olmadığını gösteriyor. Eğitim, bir ülkenin gelecekteki üretkenliğini, iş gücü niteliğini ve rekabet gücünü belirleyen temel yatırımlardan biridir.
Eğitimde fırsat eşitliğinin zayıflaması, düşük gelirli ailelerin çocukları açısından daha ağır sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle bütçe kesintilerinin kısa vadeli mali etkileri ile uzun vadeli ekonomik sonuçlarını birlikte değerlendirmek gerekir.
İTALYA: GEÇİM SIKINTISI VE SOSYAL HİZMETLER
İtalya’daki gösterilerde hayat pahalılığı, ücretler, kamu hizmetleri ve savaş karşıtı talepler öne çıktı. Milano ve Bologna gibi kentlerde bazı eylemler polisle çatışmalara dönüştü.
17 Ekim’deki gösterilerin ekonomik arka planında, hanelerin artan fiyatlar karşısında bütçelerini dengeleme güçlüğü bulunuyor. Enflasyonun yavaşlaması ile fiyatların düşmesi aynı şey değil. Fiyat artış hızı gerilese bile daha önce yükselen fiyatlar yüksek seviyelerde kalabiliyor.
Ücret artışları bu birikimli fiyat artışını karşılayamıyorsa, çalışanların satın alma gücü üzerindeki baskı devam ediyor.
Bu noktada yalnızca ortalama ücret artışına bakmak yeterli değil. Ücretlerin kira, enerji, gıda, ulaşım ve sağlık harcamaları karşısındaki durumu da değerlendirilmek zorunda.
İtalya’daki protestoların gösterdiği sorunlardan biri de bu: Vatandaş, ekonomik büyüme rakamlarından önce ay sonunda elinde ne kaldığına bakıyor.
AVRUPA’NIN ORTAK SORUNU: EKONOMİK BÜYÜME İLE HİSSEDİLEN REFAH ARASINDAKİ MAKAS
Dört ülkenin sorunları aynı değil. İspanya’da konut, Fransa’da eğitim ve kamu hizmetleri, Belçika’da eğitim reformları ve bütçe tartışmaları, İtalya’da ise geçim sıkıntısı daha belirgin.
Buna rağmen üç ortak başlık öne çıkıyor:
1. Gelir ile zorunlu harcamalar arasındaki denge bozuluyor.
Ücretler nominal olarak artabilir. Ancak kira, gıda, enerji ve ulaşım harcamaları daha hızlı yükseliyorsa hanelerin satın alma gücü gerileyebilir.
2. Gençlerin geleceğe ilişkin beklentileri zayıflıyor.
Eğitim almanın, iş bulmanın ve düzenli gelir elde etmenin bağımsız bir yaşam kurmaya yetmediği düşüncesi yaygınlaşıyorsa ekonomik sorun, aynı zamanda toplumsal güven sorunu haline geliyor.
3. Kamu bütçesi ile sosyal beklentiler karşı karşıya geliyor.
Hükümetler mali disiplin, borç yönetimi ve bütçe açıklarının kontrolü üzerinde dururken vatandaşlar eğitim, sağlık, konut ve sosyal destek hizmetlerinin korunmasını istiyor.
Eurostat’ın 2025 verilerine göre Avrupa Birliği nüfusunun yüzde 7,7’si, harcanabilir hane gelirinin en az yüzde 40’ını konut giderlerine ayıran hanelerde yaşıyor. Bu oran, Avrupa’da bile konut maliyetlerinin bazı haneler için ne kadar ağır bir yük oluşturduğunu gösteriyor. (Kaynak: Eurostat – Avrupa’da yaşam koşulları, 2026 verileri. )
SONUÇ: VATANDAŞIN HİSSETMEDİĞİ REFAH, SİYASİ BASKIYA DÖNÜŞEBİLİR
Avrupa’daki gösteriler, ekonomik politikaların toplumsal sonuçlarını yeniden tartışmaya açtı.
Bir ülkede büyüme yaşanabilir, şirketlerin ciroları artabilir, kamu gelirleri yükselebilir ve finansal göstergeler iyileşebilir. Ancak gençler ev bulamıyor, çalışanlar temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyor ve eğitim fırsatlarına erişim giderek pahalılaşıyorsa bu göstergeler toplumsal refahın tamamını anlatmaz.
Bu, ekonomi politikalarının yalnızca kısa vadeli sonuçlarıyla değil, gelir dağılımı, üretim kapasitesi, sosyal hareketlilik ve yaşam maliyetleri üzerindeki etkileriyle de değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koyuyor.
Türkiye açısından çıkarılacak ders, Avrupa’daki protestoların aynısının yaşanacağını varsaymak değil; ekonomik programların toplumsal etkilerini zamanında izlemek ve sorunları büyümeden çözmeye çalışmaktır.
Çünkü ekonomik istikrar, yalnızca fiyatların kontrol altına alınmasıyla değil; vatandaşın gelirine güvenmesi, işletmelerin üretimini sürdürebilmesi ve gençlerin geleceğe ilişkin makul beklentiler taşımasıyla da güçlenir.
Ekonominin nihai sınavı, tabloların ne kadar iyi göründüğü değil, vatandaşın hayatında neyin değiştiğidir.
Erol TAŞDELEN – Ekonomist
Bankavitrini.com – Ekonomik Analiz
GÜNCEL
Trump’ın Rusya açılımı dengeleri değiştirdi, risk iştahı toparlanıyor
Yayınlanma:
3 gün önce|
19/10/2026Yazan:
BankaVitrini
Bir süredir mütemadiyen aynı konuların etrafında dolaştığımız ve kendi kendimizi tekrar ettiğimizin pekâlâ farkındayız. Jeopolitik riskler tüm ağırlığıyla masa üzerinde durmaya devam ederken, emtia fiyatlarının yüksek seyri enflasyonist baskıları artırmaya devam ediyor. Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı haftanın son iş gününü 110 dolar seviyesini test ederek tamamladı. Bir başka bakış açısıyla, Brent petrol sene başına göre %81 yükselirken, gümüş ise getiri liginin dibinde yer alarak %20 düştü. Yapay zekâ ve çip sektöründe ise soru işaretleri zihinleri meşgul etmeye devam ediyor. Goldman Sachs’ın hesaplamalarına göre, beş büyük yapay zekâ şirketinin gelecek yıl toplam yatırım harcamalarının 1,2 trilyon dolara ulaşması bekleniyor. Rakamın büyüklüğü bir yana, bu yatırımların ne kadar sürede kendini amorti edeceği sorusu giderek daha fazla önem kazanıyor. Teknoloji hisseleri denince akla gelen Nasdaq endeksi haftanın son iş gününü %2’nin üzerinde düşüşle tamamlarken, son 10 günlük performansı da %6 düşüş yönünde oldu.
Türkiye’de Fon Krizi’nin etkileri sürerken, cuma günü bültenimizde de dile getirdiğimiz MSCI uyarısı hisse senetleri üzerindeki baskıyı artırdı. MSCI, yaz başında yaptığı uyarının dozunu bir kademe daha yükselterek, piyasa şeffaflığı ve sağlıklı işleyiş konusunda atılan adımların yeterli olmadığını ortaya koydu. Türkiye’nin gelişmekte olan ülke statüsünü koruması açısından Haziran 2027 kritik bir tarih olarak karşımıza çıkıyor. Endonezya’da yaşananları da birlikte düşündüğümüzde, piyasaların bu uyarıyı pek hoş karşılamadığını görüyoruz. BIST100 ve BIST30 endeksleri cuma gününü %3 kayıpla tamamlarken, bankacılık endeksi %2 geriledi. CDS risk primi 250 baz puanda yatay seyrederken, iki yıllık gösterge tahvilin bileşik faizi, faiz indirimi beklentilerinin desteğiyle son iki haftada 100 baz puan düşerek %39,40 seviyesine indi. USDTRY kuru ise yeni haftaya 49,54 seviyesinden başlıyor.
MSCI’nın Endonezya’yı gelişmekte olan ülkeler kategorisinden çıkararak doğrudan bağımsız piyasa statüsüne düşürebileceği uyarısının yankıları ise dinmiyor. Cuma günü %12’ye yakın gerileyen Jakarta borsası, bu sabah da %5’in üzerinde düşerek son altı yılın en düşük seviyesine indi. Yılbaşından bu yana kayıplar %43’ü aşarken, yabancı yatırımcıların net satışları 5 milyar dolara yaklaştı. Endonezya’nın MSCI endekslerinden tamamen çıkarılması hâlinde, yalnızca endeksleri takip eden fonlardan 5,6 milyar dolarlık zorunlu satış gelebileceği hesaplanıyor. Ülke para birimi rupiah da tarihî dip seviyelerine yaklaşırken, satış baskısının borsayla sınırlı kalmayıp döviz ve tahvil piyasalarına yayılmasından endişe ediliyor. Türkiye’nin de benzer gerekçelerle MSCI’nın radarında olması, Endonezya’daki gelişmeleri bizim açımızdan daha da önemli kılıyor.
Türkiye cephesinde ise gözler perşembe günü sonuçlanacak TCMB’nin olağan Ekim ayı PPK toplantısına çevrildi. Bir süredir gündemden düşmeyen fon krizinin de etkisiyle ekonomik aktivitedeki yavaşlamanın giderek belirginleştiğini görüyoruz. Otomobil satışlarından kredi kartı harcamalarına kadar pek çok gösterge bu tabloyu desteklerken, hanehalkının borç ödeme kapasitesindeki bozulma da dikkat çekiyor. Aşağıdaki grafikten görüleceği üzere, ihtiyaç kredilerinde takibe dönüşüm oranı %7’ye yaklaşarak rekor kırarken, bireysel kredi kartlarında da bu oran %6 seviyesine yaklaşarak tarihî zirvesine yükseldi. Bir başka deyişle, ihtiyaç kredilerinde mevcut her 100 TL’lik bakiyenin yaklaşık 7 TL’si takipte bulunuyor. Ekonomik aktivitedeki sert yavaşlama ve hanehalkının artan ödeme güçlükleri karşısında TCMB’nin, enerji fiyatlarındaki keskin yükselişe rağmen, politika faizini en az 100 baz puan indirerek %37’den %36’ya çekmesine kesin gözüyle bakıyoruz. Böylece TCMB’nin Aralık 2025’ten bu yana ara verdiği faiz indirimlerine bebek adımlarıyla yeniden başlamasını bekliyoruz.
Cuma günü TCMB’nin açıkladığı iki önemli veri de dikkatimizden kaçmadı. Eylül ayı konut fiyat endeksine göre, konut fiyatları yıllık bazda nominal olarak %22,3 artarken, enflasyondan arındırıldığında reel olarak %5,7 geriledi. Bir başka deyişle, konut fiyatlarındaki artış enflasyonun gerisinde kalmaya devam ederken, bu durum konutun değer artışı açısından yatırım cazibesini sınırlıyor. TCMB’nin yayımladığı Ekim ayı Piyasa Katılımcıları Anketi’nin sonuçlarını ise aşağıdaki grafikten takip edebilirsiniz. Biz özellikle enflasyon beklentilerine odaklandık. Yıl sonu TÜFE beklentisi hemen hemen değişmezken, 12 ay sonrasına ilişkin beklentinin 0,19 puan artışla %23,89’a yükselmesi, orta vadeli enflasyon görünümünde sınırlı da olsa bir bozulmaya işaret ediyor. Buna karşılık, 24 ay sonrasına ilişkin beklentinin 0,38 puan gerilemesini daha uzun vadeli görünüm açısından olumlu okuyoruz. TCMB’nin kurun artış hızında yaptığı ince ayara rağmen, yıl sonu USDTRY beklentisi hafif gerileyerek 51,55 seviyesine inerken, 12 ay sonrasına ilişkin beklenti ise 59,26 seviyesine yükseldi.
Avrupa’da hayat pahalılığı, eğitim maliyetleri ve hükûmetlerin ekonomi politikalarına yönelik tepkiler giderek büyüyor. Fransa’da öğrencilerin başlattığı protestolar, sendikaların ve farklı toplumsal kesimlerin katılımıyla hafta sonu ülke çapında kitlesel gösterilere dönüşürken, Paris başta olmak üzere birçok kentte şiddet olayları yaşandı. Yüz binlerce kişinin sokaklara döküldüğü gösterilerde 1,200 kişi gözaltına alınırken, Cumhurbaşkanı Macron yaşanan şiddet olaylarını sert bir dille kınadı. Protestolar Fransa ile sınırlı kalmazken, Belçika ve İtalya’da eğitim ve yaşam maliyetleri, Portekiz’de ise düşük ücretler ve konut krizi nedeniyle halk sokaklara döküldü. Fransa’da zaten kırılgan olan siyasi ve mali dengelere toplumsal huzursuzluğun da eklenmesi, ortak para birimi üzerinde baskı kurarken, EURUSD paritesi 1,1230 seviyesinde işlem görüyor.
Öte yandan, Orta Doğu’da artan gerilimle cuma günü 110 dolar seviyesini test eden Brent petrol, yeni haftaya düşüşle başladı. Trump’ın Rusya’ya yönelik bazı yaptırımları gevşetebileceği beklentisi, piyasaya daha fazla Rus petrol ürünü sunulabileceği düşüncesini güçlendirirken, Brent petrol %1,8 gerileyerek 108 dolar seviyesine indi. Ancak Orta Doğu’da arz güvenliğine ilişkin endişeler dinmiş değil. Ticari gemilere yönelik saldırılar nedeniyle Körfez’den günlük petrol sevkiyatı 20 milyon varilin üzerinden 8,5 milyon varile kadar gerilerken, Mısır’ın Husilere karşı Suudi Arabistan’a destek vermeye hazır olduğunu açıklaması gerilimin daha da yayılabileceğine işaret ediyor.
Küresel piyasalarda yapay zekâ yatırımlarının finansmanına ilişkin endişeler gündemdeki yerini korurken, yeni gün ve hafta başlangıcında Asya borsalarında karmaşık bir seyrin hâkim olduğunu görüyoruz. Geçen haftayı %5,4 kayıpla tamamlayan Japonya’da Nikkei endeksi bu sabah %1 civarında gerilerken, geçen hafta %14’ten fazla düşen Güney Kore borsası KOSPI ise yaralarını sarmaya çalışarak %0,7 yükseliş kaydetti. Çin’de üçüncü çeyrek büyümesinin beklentileri hafif aşarak %4,5’e ulaşması ve perakende satışların tahminlerden iyi gelmesi satış baskısını sınırladı. ABD’de yarı iletken hisselerinin işlem gördüğü Philadelphia Semiconductor endeksinin son 10 günde %16’dan fazla gerilemesi, teknoloji sektöründeki satışların boyutunu gösteriyor. Yatırımcılar, yapay zekâya yapılan devasa yatırımların ne zaman kâra dönüşeceğini sorgularken, bu hafta açıklanacak Meta, Tesla ve önde gelen çip üreticilerinin bilançoları merakla takip edilecek. Elon Musk’ın uçan araba tanıtımıyla ilk etapta yükselişe geçen Tesla hisseleri, kazanımlarını koruyamayarak gün içi zirvesinden %6 geriledi.
Trump’ın Rusya’ya yönelik bazı yaptırımları gevşetebileceği beklentisi petrol fiyatları üzerinde aşağı yönlü baskı yaratırken, ABD ile Ukrayna arasındaki ilişkiler de limonileştiğini görüyoruz. Cuma gecesini sert satışlarla tamamlayan Nasdaq endeksi, bu sabah vadeli işlemlerde %1,3 yükselirken, ABD’nin 10 yıllık gösterge tahvil faizi yeniden %5,05 seviyesine geriledi. Kıymetli metaller de yeni haftaya alıcılı başlarken, ons altın 4,180 dolar, gümüş ise 57,75 dolar seviyesinde işlem görüyor. Petrol fiyatlarındaki gerilemenin enflasyon endişelerini bir miktar hafifletmesi, faiz getirisi olmayan kıymetli metallere destek verdiğinin altını çizmek isteriz. Teknik bir bakış açısıyla önem arz eden 55 dolar seviyesinden uzaklaşan gümüşü biraz daha takip etmek istiyoruz. Yukarıda da değindiğimiz üzere, petrol fiyatlarında kalıcı bir geri çekilme olmadan kıymetli metallerin kalıcı bir yükselişe geçmesi zor görünüyor.
Trump’ın Rusya’ya yönelik bazı yaptırımları gevşetebileceği beklentisi Fed’in faiz politikasına ilişkin beklentilerde de dikkat çekici bir değişime neden oldu. Geçen hafta %50’ye kadar yükselen ekim ayında faiz artırımı ihtimali %16’ya kadar gerilerken, aralık ayında faiz artırımı ihtimali ise hâlen %92 seviyesinde bulunuyor. Gözler 28 Ekim tarihinde sonuçlanacak Fed toplantısına ve ertesi gün açıklanacak Fed’in favori enflasyon göstergesi olarak yakından takip ettiği PCE verisine çevrilmiş durumda. Siyasi cephede ise Brezilya ve İsrail seçimlerine geri sayım devam ederken, ABD’de 3 Kasım’da düzenlenecek ara seçimlerde Cumhuriyetçilerin iki kanadı birden kaybetme riskinin oldukça arttığını söylememiz gerekiyor.
TCMB Piyasa Katılımcıları Anketi

İhtiyaç Kredilerinde ve Kredi Kartlarında Takibe Dönüşüm Oranı
Emre Değirmencioğlu
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.054)
- BANKA ANALİZLERİ (152)
- BANKA HABERLERİ (3.644)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (603)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.987)
- GÜNCEL (4.636)
- GÜNDEM (3.590)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (147)
- ŞİRKETLER (2.747)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (582)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.500)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (56)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (11)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (841)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (120)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (53)
- Onur ÇELİK (62)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (95)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (20)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Erdoğan'dan fon açıklaması: Ödeme işlemleri biraz daha hızlanacak 21/10/2026
- Rusya'dan ABD'ye dizel taşıyan ilk tanker yola çıkıyor 21/10/2026
- Mercedes CEO'sundan 'Made in Europe' uyarısı 21/10/2026
- Elektrik piyasasında yeni teminat kuralları getirildi 21/10/2026
- Sigorta sektörünün prim üretimi 9 ayda 1 trilyon lirayı aştı 21/10/2026
- Türkiye'nin en güvenilir markaları Global Marketing Summit'te açıklandı 21/10/2026
- Brezilya'nın kanatlı ihracatında virüs engeli 21/10/2026
- Çin Merkez Bankası'ndan sessiz faiz adımı 21/10/2026
- Deutsche Bank CEO'su Sewing: Yapay zekada balon görmüyorum 21/10/2026
- Eski Macaristan Merkez Bankası Başkanı gözaltına alındı 21/10/2026
SON YAZILAR
- Fitch’ten Türk bankalarına kârlılık uyarısı: Takipteki krediler artıyor 21/10/2026
- AKBANK VE DENİZBANK: FON SORUŞTURMASINDAKİ İSİMLER BANKAMIZ ÇALIŞANI DEĞİL 21/10/2026
- Vestel’de Borç Alarmı: Gözler Yatırımcıda 20/10/2026
- FİTCH’TEN TÜRKİYE’DE LEASİNG VE FAKTORİNG SEKTÖRÜNE ÇİFTE RİSK UYARISI 19/10/2026
- AVRUPA SOKAKLARINDA EKONOMİK İSYAN: BÜYÜME VAR, REFAH NEREDE? 19/10/2026
- Trump’ın Rusya açılımı dengeleri değiştirdi, risk iştahı toparlanıyor 19/10/2026
- AKBANK 1,7 MİLYAR TL CEZAYI NİÇİN YEDİ? 16/10/2026
- MSCI’DEN TÜRKİYE BORSASINA FREN! 16/10/2026
- KREDİ KARTINDA 12 AY SINIRI KALKTI MI? TAKSİTLİ ALIŞVERİŞTE YENİ DÖNEM! 16/10/2026
- VERGİLERİN HER 100 LİRASININ 21,6 LİRASI FAİZE GİDİYOR! 16/10/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ6 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini5 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu

