Connect with us

GÜNCEL

Aylin Seçkin: Siyasetin finansmanı

KP iktidarı, siyasetin propaganda ve ekonomik faaliyetlerini tahkim etmek için Türkiye’nin ekonomi-politik pek çok sürecini olumsuz etkileyen icraatıyla biliniyor. Artık bilinen gerçek şu ki, AKP, rant ekonomisiyle Türkiye’nin değirmenini döndürüyor. Ekonomist ve akademisyen Aylin Seçkin yazdı.

Yayınlanma:

|

Seçimlere artık sadece 1 ay kaldı. Hepimiz 21 yıllık AKP iktidarından yorulduk. Aslında 20 yıl iktidarda kalmak eminim pek çok politikacıyı da epey yormuştur. Her gün çeşitli anketler televizyonlarda, sosyal medyada yayınlanmakta. Bu anketleri kimin finanse ettiği, kim adına, kaç kişiyle, hangi metotla, hangi gün yapıldığını tüm seçmenlerin bilmesi gerekmektedir. Ensar Yılmaz, Türkiye’de seçmen tercihlerini büyük oranda belirleyecek faktörler olarak

(1) politik nedenler

(2) değişim korkusu

(3) klientalist (çıkarcı) bağlılık ve

(4) ekonomik gidişatı sıralıyor. [1]

Politik nedenlere göre parti tercihleri futbol kulüplerini tutmaya çok benziyor aslında. Kimse yenildiği için futbol kulübünü değiştirmediği gibi ekonominin kötü gitmesi de bu grup üzerinde o kadar da etki etmiyor gibi gözüküyor. En azından şimdilik anketlere yansıyanlar, sokak röportajlarından gözlemlenenler bu yönde. Ancak politik partizanlığın ardında bir de “ağ teorileriyle” açıklanabilecek ilişki ve ekonomik fayda sistemleri yatıyor olabilir.

AKP İktidara geldiğinde devraldığı AVM etrafında tasarlanmış yeni mahalleler, inşaat ve rant ekonomisi ve İslamî siyasetini dönemin rüzgarıyla da çok iyi bir biçimde sentezleyerek büyüttü ve bir “kentsel rant kapitalizm sistemi” geliştirdi. Bu sistem sayesinde seçimleri (2019 Yerel seçimleri hariç) şimdiye kadar kazandı ve siyasette adeta muhalefetsiz bir ortamda sadece “kendisiyle” yarıştı. Ancak artık deniz bitti.

AKP’nin 20 yıldan fazla ülkeyi yönetebilmesi aslında Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediyesi seçimlerini kazanmasıyla doğrudan ilgili. 1994-1998 yılları arasında başkanlığı, kendisine belediyelerin işleyiş sistemini çözmesini, belediyelerin imar yetkileri ile rant yaratma kapasitelerinin ne ölçüde merkezi hükümetle iş birliğine bağlı olduğunu anlamasını sağladı. Şimdiye kadar yerel yönetimden merkezi yönetime geçen bir politikacı tanımamıştık. Bu iki farklı siyaset biçimi ortaya çok katmanlı bir organizasyon yapısının çıkmasını sağladı.

Hükümet eliyle özellikle imar ve ihale yasalarını değiştirme yoluyla yıllar içinde çok önemli bir rant yaratıldı. Hükümete yakın ve hep aynı firmaların pek de şeffaf olmayan ihaleler ya da davet usulüyle köprü, havalimanları, şehir hastaneleri altyapı yatırımları gibi pek çok büyük bütçeli projeyi gerçekleştirdiklerini gördük. 2002’den beri 192 kez değiştirilen bir ihale kanunu olabilir mi? Ulaştırma ve Altyapı Bakanı 5 Nisan 2022’de bir konuşma yapıyor ve 2053 yılında bölünmüş yol ağının 38 bin 60 kilometreye, demiryolu ağının da 28 bin 590 kilometreye, havalimanı sayısının da 61’e çıkacağını müjdeliyordu. [2]Yani iktidar 30 yıl sonrasını planlıyor! Bakan bir sene sonra 7 Nisan 2023’te “Türkiye’nin dört bir köşesine aynı zamanda kazandırdığımız dev eserlerimiz; milletimizin konforlu ulaşımına hizmet ettiği gibi, Türkiye Yüzyılı’nın üzerinde yükseleceği büyük ve güçlü Türkiye’nin altyapısını da sağlamaktadır. Bu kapsamda yalnızca İstanbul’da; Marmaray, Avrasya Tüneli, Yavuz Sultan Selim Köprüsü, Kuzey Marmara Otoyolu, İstanbul Havalimanı, İstanbul-İzmir Otoyolu, İstanbul-Ankara Yüksek Hızlı Tren Hattı, Pendik-Sabiha Gökçen Havalimanı ve Kağıthane-İstanbul Havalimanı metroları gibi tüm dünyanın gıptayla baktığı dev proje ve yatırımları başarıyla tamamlayarak, İstanbul’u modern ulaşım altyapısıyla hayallerin ötesinde bambaşka bir noktaya taşıdık. İstanbulluların yaşam kalitesini yükselttik ve İstanbul’u çok kıymetli bir marka şehre dönüştürdük” şeklinde konuşuyor, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni asıl kendilerinin yönettiklerine İstanbulluları ikna etmeye çalışıyor[3].

Maalesef 20 yıllık AKP iktidarı sadece yönetimde liyakati ortadan kaldırmakla kalmamış, bu lakayt yönetim biçimi en ufak çaplı kamu kurumlarına hatta özel sektöre bile sirayet etmiştir.

6 Şubat’ta 11 ilimizi etkileyen, iki tanesini ise neredeyse haritadan silen depremin yaralarını sarmak, şehirleri eski haline getirmek için en az 100 milyar dolar lazım ve öncelik bu illerin haberleşme, alt ve üst yapısını yeniden kurmak en az 5 yıl alabilir ancak daha cenazelerin tamamı enkazdan kaldırılmadan yeni inşaatların ihaleleri yapıldı bile. Hatta Adıyaman’daki evler iki katı fiyata iktidara yakın bir müteahhitte verilmiş bile. [4]

Siyasetin finansmanı ülkemizde çok problemli bir konu. Vatandaş olarak bugün internete girip her partinin kimden, hangi şirketten, dernekten ne kadar bağış aldığını görebiliyor olmalıyız. Dahası, tüm kamu kurum ve kuruluşlarında, bakanlık, belediyelerde çalışan herkesin maaşı, mal varlığı ve iktidarda kimlerle akrabalık, dostluk (sınıf arkadaşlığı, asker arkadaşlığı) ilişkileri olduğu açıkça bilinmeli. Bugün bu bilgilerin çoğu “devlet sırrı”.

Siyaset zenginleşme yeri değildir. Siyasette geçirilen süreye sınır getirilmeli siyaset öncesi ve sonrası gelir beyanları da halka açık olmalıdır. Örneğin Kanada’da son yüz yılda en uzun başbakan olan 10 yıllık başbakanlığı ile Jean Chrétien’dir. Çok sevilmesine rağmen kendi isteğiyle politikadan ayrılmıştır. Ortalama 5-8 yıl politikada kalıp işine geri döner demokratik ülkelerde politikaya girenler.

Elbette en demokratik olduğu iddia edilen ülkelerde bile iktidarı etkilemek için olmadık finansal ilişkiler söz konusu olabilir. Bunun şüphesi bile bağımsız araştırmaya konu olması gereken bir olaydır. Bugün Kanada Başbakanı Justin Trudeau 2021 seçimlerine Çin’in müdahil olup, olmadığı, Çin kökenli bir milletvekilinin seçilmesini sağlayıp sağlamadığı konusunda ciddi bir araştırma yapılması talebiyle karşı karşıyadır[5]. Politikacılar, “yaptım oldu” diyemez. Bağımsız medyayı, sanatçıyı yasaklayarak susturamaz. Hesap vermekten kaçamaz, suç ve ihmali varsa yasalar önünde eşit vatandaştır.

Maalesef 20 yıllık AKP iktidarı sadece yönetimde liyakati ortadan kaldırmakla kalmamış, bu lakayt yönetim biçimi en ufak çaplı kamu kurumlarına hatta özel sektöre bile sirayet etmiştir. Özellikle rekabetin yüksek olduğu, pastanın giderek küçüldüğü yüksek öğrenim endüstrisinde bile iktidara yakın idareci kadroların değişmediği görülür. Rektörlerin arkadaşlarına diploma hediye ettiği haberleri bile basına yansımıştır. Bir rektörün rüşvet skandalıyla birlikte anılması utanç vericidir.[6]

İmar rantı veya özel bir avantaj yaratılarak bazı şirketlerin tercih edilmesi, hep aynı şirketlerle çalışılması, ihaleyi alan şirketlerin ise kârlarının bir kısmını siyasetin finansmanına ayırması lobi teorisinin temelinde yatmaktadır. Acemoğlu ve Robinson’un bahsettiği ayrıştırıcı kurumlara bir örnek teşkil eder[7].

Acemoğlu ve Robinson’un “Ulusların Düşüşü” kitabında bahsettiği “İmar-ihale-kredi” sistemi gibi Orta çağdaki feodal düzene benzer bir düzenle tek taraflı çıkarcı bir ekonomik rant yaratıyor. Bu rant çarkının sürmesi için karar alıcı sisteminin bozulmaması lazım.

Bu şirketler ülkeye giren uluslararası sıcak parayla finanse edilen banka-kredi sisteminden aktarılan bol kredilerle beslenir. Özellikle inşaat ve enerji sektöründe faaliyet gösteren bu şirketler ürettikleri konutlar, ofisler ve ticaret merkezlerinin, alışveriş merkezlerinin yanında, kenarında açılan üniversitelerle pekişen yeni şehir ekonomisi oluştururlar. Yeni mahallelerle oluşan tüketim döngüsü aslında inşaat sektörünün de gücünü gösterir. İnşaat 150 kadar alt sektörle ilintili olduğundan ekonomik büyümeye etkisi elbette “narkotik”. Bugün müteahhit olmak için “niyet etmek” yeterli.[8]

Öte yandan, evin bir barınma aracından yatırım aracına dönüşmesi, yabancılara vatandaşlık sistemiyle aratan ev fiyatları ve vatandaşın maaşıyla yarışan kiralar küçük yatırımcıların daha çok borsaya ve kripto yatırımlarına yönelmesine ve çok iyi anlamadıkları bu riskli enstrümanlar yüzünden çoğu kez de hüsrana uğramaları ve tasarruflarını kaybetmeleriyle sonuçlanmakta. BİST’te bir zamanlar çoğunlukta olan yabancı fonu oranı bugün %28 civarına inmiş durumda. İktidara yakın firmalara ucuz kredi ise ülkeye artık girmeyen sıcak parayla değil devlet eliyle dağıtılan ucuz kredilerle mümkün.

Acemoğlu ve Robinson’un “Ulusların Düşüşü” kitabında bahsettiği “İmar-ihale-kredi” sistemi gibi Orta çağdaki feodal düzene benzer bir düzenle tek taraflı çıkarcı bir ekonomik rant yaratıyor. Bu rant çarkının sürmesi için karar alıcı sisteminin bozulmaması lazım. Devletin “kural koyucu” yetkilerini kullanarak el koyduğu rant gelirlerini tek bir yerde biriktirdiği kaynağın (rantın) bir algoritmik yapıyla paylaştırılması modeli sürdürülebilir kılıyor. Teoride, bu tarz rant yaratımı bazen de yasadışı yollardan elde edilen gelirin paylaştırılması şeklinde de olabiliyor.

Neticede, ortada paylaşılması gereken bir pasta varsa başka sektörlerden piyasa oyuncuları da bu ranttan “pay kapma” için bir tür lobicilik faaliyetine girebiliyor. Ancak, asıl önemli olan bu gelirin hükümetle birlikte çalışan sivil örgütler, vakıf ve kamu yararına dernek ilan edilmiş iktidar sempatizanı örgütlere paylaştırabilmek. Bu paylaşım ise bağış veya proje fonu olarak dağıtılabiliyor. Örneğin pek çok Avrupa Birliği fonu Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın düzenlediği ihale süreçleriyle dağıtılıyor. Bu ihalelere konuyla hiç ilgisi olmayan firmaların girdiği oluyor.

Vikipedya’da ifade edildiği gibi “Havuz medyası” AKP ile iş birliği içindeki çeşitli holdinglerin Türkiye medyasının önemli kuruluşlarını satın almak için para topladıkları ortak havuzu ifade eder.[9] Devletten çok sayıda ihale alarak kamu kaynaklarından gelir elde eden bu şirketler, kazançlarının bir kısmını bu havuzda toplayarak ATV, Star ve diğer bazı kuruluşlarını satın almıştır.[10]

Aslında bundan sonra bizim politikacılardan en öncelikli beklentimiz belki de “bal tutan parmak yalar” tarzı ortam ve ihtimalleri ortadan kaldıran bir şeffaflık ve hesap verebilirlik sistemini kurmaları ve yerleştirmeleri.

“Havuz ekonomisi” ise kentlerin imar planları değiştirilerek yaratılan ranttan tutun da faizlerin düşmesiyle “firmaya özel” verilen kredilere, teşviklere, gümrük vergisi bir anda sıfırlanan ürünler sayesinde elde edilen gelirleri ve bilemediğimiz daha pek çok ranttan yaratılan ekonomiyi kapsıyor. İktidara yakın olmanın bir başka koşulu da iktidara yakın cemaat, tarikat, vakıf ve çeşitli sivil toplum ve yardım kuruluşlarına bağış yapmak.

Bu noktada ister istemez insanın aklına tarikat, cemaat ve diğer sivil toplum örgütlerinin nasıl fonlandığını, gelirleriyle hangi sektörlerde, kimlere nasıl yardım dağıttıkları soruları geliyor. 6 Şubat depremiyle Kızılay gibi bir kurumun dahi çalışma biçiminin değişmiş olduğunu gördük. Çadırları depremzedelere parayla satan bir Kızılay hepimizi şaşırttı. Bazılarımız da bu ilişki ağını anlamaya, öğrenmeye çalışıyor. Bu konuda zaten aktif olarak araştırma yapan pek çok gazeteci var.

Rant oluşturarak yaratılan gelirle siyaseti finanse etmenin de bir bedeli var elbette. Bugün 1980’de 69 milyar dolarla 65 milyar dolarlık Güney Kore ekonomisini geçiyorduk. Bugün Güney Kore 2,76 trilyon dolarlık bir ekonomi (2022 verileri, satın alma gücü paritesine göre) olurken biz 905 milyar dolarda kaldık. Üstelik 2022’de % 5,6 ekonomik büyüme gerçekleştirdiğimiz TÜİK tarafından açıklansa da bu büyümeden bizler bir pay almadık. Hatta bazılarımız cebimizden verdik, evimizi, işimizi kaybettik.

Bugün muhalefet partilerinin yapması gereken bu halkı dışlayıcı rant çarkını daha fazla mercek altına almak, sayılarla, tarihsel süreçte yaratılan ve halkın çoğunluğunun parçası olmadığı sistemi teşhir etmek. Bugün böyle bir sistemin varlığı teorik olarak ortada, refah düzeyi olarak da çok çarpıcı bir şekilde karşımızda. Aslında bundan sonra bizim politikacılardan en öncelikli beklentimiz belki de “bal tutan parmak yalar” tarzı ortam ve ihtimalleri ortadan kaldıran bir şeffaflık ve hesap verebilirlik sistemini kurmaları ve yerleştirmeleri.

[1] https://www.politikyol.com/secim-ekonomisi-secim-kazandirir-mi/

[2] https://www.anadolumedya.net/ulastirma-bakani-2053-te-bolunmus-yol-agini-38-bin-60-kilometreye-yukseltecegiz/2563/

[3] https://www.uab.gov.tr/haberler/ulastirma-ve-altyapi-bakani-karaismailoglu-basaksehir-kayasehir-metro-hattini-yarin-hizmete-aciyoruz

[4] https://www.diken.com.tr/depremzede-konutlari-maliyetin-iki-katina-ihale-edilmis/

[5] https://www.theguardian.com/world/2023/mar/09/justin-trudeau-china-election-meddling-canada

[6] https://www.cumhuriyet.com.tr/siyaset/saraya-uzanan-rusvet-agi-iddiasinda-ismi-gecen-unsal-ban-hediye-diploma-dagitmis-1975580

[7] Why Nations Fail: The Origins of Power, Prosperity, and Poverty

[8] https://www.youtube.com/watch?v=3HUWC1UDmz4 Flutv: Rantsal Dönüşüm

[9] https://t24.com.tr/haber/makyol-cengiz-kalyon-ve-kolin-dunyada-devletten-en-cok-ihale-alan-sirketler-listesinde-ilk-siralarda,636193

[10] https://tr.wikipedia.org/wiki/Türkiye%27de_medya

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Fitch’ten Türk bankalarına kârlılık uyarısı: Takipteki krediler artıyor

Yayınlanma:

|

Yazan:

Yüksek fonlama maliyetleri ve enflasyon bankaların kâr marjlarını daraltırken, takipteki kredi oranı 2026’nın ikinci çeyreğinde yüzde 3,5’e yükseldi. Fitch, kârlılık üzerindeki baskının yıl boyunca sürmesini bekliyor.

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings, üç aylık Türk Bankaları İzleme Raporu’nda, Türk bankacılık sektörünün 2026 yılının ikinci çeyreğinde kârlılık kaybı yaşadığını ve sorunlu kredilerdeki artışın sürdüğünü bildirdi. Bloomberg HT haberine göre, yüksek fonlama maliyetleri, artan swap giderleri ve enflasyon kaynaklı faaliyet giderleri, bankaların finansal performansını olumsuz etkiledi.

Faaliyet kârlılığında belirgin gerileme

Fitch’in izlediği bankalarda ortalama faaliyet kârının risk ağırlıklı varlıklara oranı, 2026’nın ilk çeyreğindeki yüzde 3,9 seviyesinden ikinci çeyrekte yüzde 2,6’ya geriledi. Sektör genelinde ise aynı oran yüzde 4,6’dan yüzde 3,3’e düştü.

Rapora göre, yüksek Türk lirası faizlerinin fonlama maliyetlerini artırması, net faiz marjlarını daraltan başlıca unsurlar arasında yer aldı. Swap maliyetlerindeki yükseliş ve enflasyonun faaliyet giderleri üzerindeki etkisi de kârlılığı baskıladı.

Takipteki krediler yüzde 3,5’e çıktı

Bankacılık sektöründe aktif kalitesine ilişkin göstergeler de olumsuz seyrini sürdürdü. Fitch’in izlediği bankaların ortalama takipteki kredi (NPL) oranı, ilk çeyrekteki yüzde 3,3 seviyesinden ikinci çeyrek sonunda yüzde 3,5’e yükseldi. Yeni takipteki kredi oluşum oranı da yüzde 2,1’den yüzde 2,2’ye çıktı.

Bankaların ortalama çekirdek sermaye yeterlilik oranı ise yüzde 11,5 seviyesinde kaldı. Bu görünüm, kredi riskleri ve kârlılık baskıları yakından izlenirken sermaye göstergesinin söz konusu dönemde yatay seyrettiğine işaret etti.

Bankacılık sektörünü ne bekliyor?

Fitch, yüksek TL faizleri ve enflasyonist baskıların bankaların kârlılığı üzerindeki etkisinin 2026 boyunca devam edebileceğini öngörüyor. Kuruluş, yılın sonlarına doğru faiz indirimlerinin yeniden başlaması durumunda bu baskının 2027’de hafifleyebileceğini değerlendiriyor.

Bankacılık sektörü açısından temel risk, fonlama maliyetleri yüksek seyrederken kredi geri ödemelerinde yaşanabilecek bozulmanın karşılık giderlerini artırması ve kâr marjlarını daha da daraltması. Bu süreç, bankaların kredi verme iştahı ve reel sektörün finansmana erişimi üzerinde de baskı oluşturabilir.

Kaynak: Fitch Ratings’in Türk Bankaları İzleme Raporu; 21 Ekim 2026 tarihli haberler.

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

AKBANK VE DENİZBANK: FON SORUŞTURMASINDAKİ İSİMLER BANKAMIZ ÇALIŞANI DEĞİL

FON SORUŞTURMASINDA AKBANK VE DENİZBANK’TAN AÇIKLAMA: “İSİMLER BANKALARIMIZIN ÇALIŞANI DEĞİL”

Yayınlanma:

|

Yazan:

Fon soruşturmasında gözaltı listesinde yer alan isimler üzerinden gündeme gelen Akbank ve DenizBank, haberlerdeki çalışma ilişkilerine ilişkin açıklama yaptı. Akbank, “adı geçen kişilerin uzun süre önce bankadan ayrıldığını” belirtirken DenizBank, “adı geçen Yasemin Y.’nin banka çalışanı olmadığını” bildirdi.

Bankavitrini.com | Gündem

Sermaye piyasalarındaki işlemlere yönelik yürütülen fon soruşturmasında gözaltı listesinde yer alan isimler ve bu kişilerin bankalarla bağlantıları gündeme geldi. Konuya ilişkin Akbank ve DenizBank’tan açıklamalar geldi. Her iki banka da haberlerde yer alan çalışma ilişkilerine yönelik düzeltme talebinde bulundu.

Akbank: İsimler uzun süre önce bankadan ayrıldı

Akbank, fon soruşturması kapsamında gözaltı kararı verilen kişilerle ilgili haberlerde banka adının kullanılmasına ilişkin açıklama yaptı.

Banka, haberlere konu olan kişilerin uzun süre önce Akbank’tan ayrıldığını ve başka kurumlarda çalıştıklarını belirtti. Açıklamada, bu kişilerin hâlen Akbank bünyesinde görev yapıyormuş gibi gösterilmesinin gerçeğe aykırı bir izlenim oluşturabileceğine dikkat çekildi.

Akbank, güncel çalışma ilişkilerinin doğru aktarılması gerektiğini vurgulayarak kamuoyunun doğru bilgilendirilmesini istedi.

DenizBank: Yasemin Yılmaz bankamızın çalışanı değil

DenizBank da fon soruşturması kapsamında gözaltına alınan isimlerin yer aldığı listeye ilişkin yayımlanan haberdeki bir bilgiyi düzeltti.

DenizBank A.Ş. tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Fon soruşturması kapsamında gözaltına alınan isim listesine ilişkin yayımladığınız haberde, Yasemin Y. isimli kişinin DenizBank Finans Yöneticisi olduğu yönünde hatalı bilgiye yer verilmiştir.

Haberde adı geçen Yasemin Y., Bankamız çalışanı değildir. Kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi amacıyla söz konusu yanlış bilginin düzeltilmesini rica ederiz.”

DenizBank, açıklamasıyla Yasemin Y.’ın banka çalışanı olduğu yönündeki bilgiyi açıkça reddetti ve haberlerin düzeltilmesini talep etti.

Soruşturmada banka isimleri neden gündeme geldi?

Soruşturma kapsamında yayımlanan gözaltı listelerinde yer alan kişilerin mesleki unvanları ve çalıştıkları kurumlara ilişkin bilgiler, bankaların isimlerinin de haberlerde geçmesine neden oldu.

Ancak bir kişinin adının soruşturma kapsamında anılması, tek başına ilgili bankanın soruşturmanın şüphelisi olduğu veya kurumsal olarak herhangi bir suça iştirak ettiği anlamına gelmiyor. Aynı şekilde, bir kişinin geçmişte bir bankada çalışmış olması da güncel çalışma ilişkisini göstermiyor.

Akbank’ın geçmiş çalışma ilişkilerine yönelik açıklaması ile DenizBank’ın Yasemin Y. hakkında yaptığı düzeltme, haberlerde kişi ve kurum bağlantılarının güncel ve teyit edilmiş bilgiler üzerinden kurulmasının önemini ortaya koydu.

Bankacılık sektöründe doğru bilgi ve itibar vurgusu

Sermaye piyasalarına yönelik soruşturmalarda kişi isimleriyle birlikte kurum adlarının anılması, kamuoyunda ilgili bankalara yönelik algıyı etkileyebiliyor. Bu nedenle gözaltı listelerindeki bilgilerin, kişilerin güncel iş durumlarıyla karşılaştırılarak yayımlanması önem taşıyor.

Akbank ve DenizBank’ın açıklamaları, soruşturma haberlerinde yalnızca isimlerin değil, bu isimlerle bankalar arasında kurulan bağlantıların da titizlikle doğrulanması gerektiğini gösteriyor.

Bankavitrini.com olarak not: Bu haber, Akbank ve DenizBank’ın çalışma ilişkilerine yönelik açıklamalarını bir araya getirmektedir. Soruşturmada adı geçen kişiler hakkındaki iddialar ile bankaların kurumsal sorumluluğu birbirinden ayrı değerlendirilmelidir.

Okumaya devam et

Gülbeyaz Gergün

Vestel’de Borç Alarmı: Gözler Yatırımcıda

VESTEL’DEN EUROBOND YATIRIMCISINA İKİ SEÇENEK: YA YÜZDE 45 ANAPARA KESİNTİSİ YA 6 YIL VADE UZATIMI

Yayınlanma:

|

500 milyon dolarlık borç için yeniden yapılandırma süreci başladı. Vestel, anaparasını korumak isteyen yatırımcıya 2035 vadeli ve yüzde 4 faizli tahvil; anapara kesintisini kabul eden yatırımcıya ise 2032 vadeli ve yüzde 6 faizli yeni tahvil öneriyor. Bankalarla 2041 vadeli yeniden yapılandırma görüşmeleri de sürüyor.

Bankavitrini.com – Ekonomi Haberleri

Vestel Elektronik, bilançosunu sürdürülebilir hale getirmek amacıyla yurt dışı borçlarının yeniden yapılandırılması için önemli bir adım attı. Şirket, toplam nominal tutarı 500 milyon dolar olan, yıllık yüzde 9,75 faizli ve 2029 vadeli Eurobond’ları için tahvil sahiplerine iki alternatif içeren takas teklifi ve muvafakat talebi sürecini başlattı.

20 Ekim 2026 tarihinde kamuoyuna yansıyan açıklamaya göre yatırımcılar, mevcut anaparalarını koruyarak borcun vadesini uzatabilecek veya anaparanın yüzde 45’inden vazgeçerek daha erken vadeli yeni tahvillere geçebilecek.

Teklif, şirketin yalnızca tahvil borçlarını değil, bankalara olan finansal yükümlülüklerini de kapsayan daha geniş kapsamlı yeniden yapılandırma çalışmalarının bir parçası olarak öne çıkıyor. https://www.kap.org.tr/tr/Bildirim/1684657

İki seçenek yatırımcıya ne getiriyor?

Vestel’in teklifinde yatırımcıların önündeki iki alternatif, anapara kaybı ile vade ve faiz koşulları arasında bir tercih yapılmasını gerektiriyor.

1. seçenek: Anapara korunacak, vade 2035’e uzatılacak

İlk seçenekte mevcut Eurobond’ların 15 Mayıs 2029 olan vadesinin 15 Mayıs 2035’e uzatılması öngörülüyor.

Bu seçeneğin temel koşulları şöyle:

  • Anapara kesintisi: Yok.
  • Yeni yıllık faiz oranı: Yüzde 4.
  • Yeni vade: 15 Mayıs 2035.
  • Anapara geri ödemesi: Yıllık taksitler halinde.

Mevcut tahvilin yüzde 9,75 olan yıllık faiz oranı bu seçenekte yüzde 4’e düşüyor. Böylece yatırımcı anapara tutarını korurken faiz gelirinin önemli bir bölümünden vazgeçmiş oluyor.

Bu seçenek, tahvilin nominal değerini korumayı önceliklendiren ancak parasını daha uzun süre şirkette tutmayı kabul eden yatırımcılar açısından öne çıkıyor.

2. seçenek: Yüzde 45 anapara kesintisiyle 2032 vadeli yeni tahvil

İkinci seçenekte yatırımcılar, mevcut tahvillerinin nominal değerinin yüzde 55’i karşılığında yeni Eurobond alacak. Başka bir ifadeyle, anaparanın yüzde 45’i silinecek.

Bu seçeneğin koşulları ise şöyle:

  • Anapara kesintisi: Yüzde 45.
  • Yeni tahvilin nominal değeri: Mevcut anaparanın yüzde 55’i.
  • Yeni yıllık faiz oranı: Yüzde 6.
  • Yeni vade: 15 Mayıs 2032.
  • Anapara geri ödemesi: Yıllık taksitler halinde.

Bu seçenekte yatırımcı daha yüksek faiz oranı elde edebilecek ve borcun vadesi 2035 yerine 2032 olacak. Bunun karşılığında mevcut alacağının yüzde 45’ini kaybetmeyi kabul edecek.

İkinci seçenek kapsamında yeni Eurobond ihracı için Sermaye Piyasası Kurulu’na (SPK) başvuru yapılması öngörülüyor. https://www.bloomberght.com/vestel-den-eurobond-sahiplerine-iki-secenekli-yapilandirma-teklifi-3792011

100 bin dolarlık yatırımda tablo nasıl değişiyor?

Yatırımcıların karşı karşıya olduğu tercih, örnek bir 100 bin dolarlık nominal tahvil üzerinden daha net görülebiliyor.

Karşılaştırma 1. seçenek 2. seçenek
Mevcut nominal anapara 100.000 $ 100.000 $
Anapara kesintisi Yok 45.000 $
Yeni tahvil nominali 100.000 $ 55.000 $
Yıllık faiz oranı %4 %6
İlk yıl için basit nominal faiz hesabı 4.000 $ 3.300 $
Vade 2035 2032

Not: Faiz tutarları, ilgili yılın başındaki nominal anaparanın değişmediği varsayımıyla örnek olarak hesaplanmıştır. Anapara yıllık taksitlerle geri ödeneceğinden sonraki yılların faiz tutarları ödeme planına göre değişecektir. Bu tablo, tahvillerin piyasa değerini veya yatırımcının toplam getirisini göstermemektedir.

İlk seçenekte yatırımcı anaparasını nominal olarak korurken daha düşük faizle daha uzun süre bekleyecek. İkinci seçenekte ise yeni tahvilin faiz oranı daha yüksek olsa da faiz, kesinti sonrasında kalan anapara üzerinden hesaplanacak.

Dolayısıyla yüzde 6 faiz oranı tek başına ikinci seçeneği daha avantajlı hale getirmiyor. Yatırımcıların kararında tahvillerin geri ödeme takvimi, şirketin ödeme kapasitesi ve yeni tahvillerin piyasa değeri de belirleyici olacak.

Vestel neden borçlarını yeniden yapılandırmak istiyor?

Yeniden yapılandırma adımı, Vestel’in borç ödeme takvimini faaliyetlerinden yaratabileceği nakit akışıyla uyumlu hale getirme ve bilançosunu sürdürülebilir bir yapıya kavuşturma hedefiyle bağlantılı.

Mevcut Eurobond’ların yıllık yüzde 9,75 faiz taşıması, 500 milyon dolarlık nominal borç üzerinden ilk yıl için yaklaşık 48,75 milyon dolar faiz yüküne karşılık geliyor. Bu hesap, anaparanın yıl boyunca değişmediği varsayımına dayanıyor.

Yeni koşullarda faiz oranının yüzde 4’e düşmesi veya anaparanın yüzde 55’e indirilerek yüzde 6 faiz uygulanması, şirketin gelecekteki finansman yükünü azaltmayı amaçlıyor.

Bununla birlikte, yeniden yapılandırmanın şirketin faaliyet kârlılığına, nakit yaratma kapasitesine ve borç ödeme gücüne kalıcı katkı sağlayıp sağlamayacağı, yalnızca faiz oranlarına değil operasyonel performansa da bağlı olacak.

Bankalarla görüşmelerde hedef 2041 vadeli yapılandırma

Vestel’in yeniden yapılandırma çalışmaları Eurobond’larla sınırlı değil.

Şirketin 26 Haziran 2026 tarihli açıklaması kapsamında, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun geçici 32. maddesi ve ilgili mevzuat uyarınca finansal yeniden yapılandırma görüşmeleri yürütülüyor.

Bankalara sunulan teklifte mevcut borçların iki yıl anapara ve faiz ödemesiz olacak şekilde 2041 vadeli olarak yeniden yapılandırılması öngörülüyor. Şirketin açıklamasına göre bankalarla müzakereler devam ediyor.

Bu teklifin kabul edilmesi halinde borçların geri ödeme takvimi önemli ölçüde değişecek. Ancak bankalarla görüşmelerin henüz sonuçlanmamış olması nedeniyle teklifin kesinleşmiş bir anlaşma olarak değerlendirilmemesi gerekiyor. https://www.yenisafak.com/ekonomi/kap-haberleri/kap-vestel-elektronik-sanayi-ve-ticaret-as-vestl-ozel-durum-aciklamasi-genel-5139013

Kredi notundaki bozulma da yakından izleniyor

Vestel’in borçlarını yeniden yapılandırma girişimi, şirketin kredi riskinin arttığı bir dönemde gündeme geldi.

Vestel International’ın yatırımcı ilişkileri duyurularında yer alan bilgilere göre Fitch Ratings, 1 Temmuz 2026 tarihinde şirketin uzun vadeli yerel ve yabancı para cinsinden kredi notlarını CCC+ seviyesinden CCC- seviyesine indirmiş; 500 milyon dolarlık 2029 vadeli teminatsız tahvilin notunu da CC seviyesine çekmişti.

Bu notlar, şirketin finansal yükümlülüklerini yerine getirme kapasitesine ilişkin risklerin yüksek olduğuna işaret ediyor. Yeniden yapılandırma teklifinin yatırımcılar tarafından nasıl karşılanacağı, şirketin finansmana erişimi ve borç ödeme kapasitesi açısından önem taşıyor. https://vestelinternational.com/investor-relations/news/kap-notices?p=2

Sürecin tamamlanması için hangi koşullar gerekiyor?

Vestel’in teklifinin yürürlüğe girmesi otomatik değil. Sürecin tamamlanması için tahvil sahipleri toplantısında gerekli kararların alınması, işlem belgelerinde belirtilen diğer koşulların karşılanması ve ikinci seçenek kapsamında öngörülen yeni tahvil ihracı için SPK onayının sağlanması gerekiyor.

Bu nedenle açıklanan iki alternatif, tamamlanmış bir borç yapılandırmasından ziyade yatırımcıların onayına sunulan bir teklif olarak değerlendirilmeli.

Sonuç: Borç takviminin uzaması tek başına yeterli mi?

Vestel’in Eurobond hamlesi, şirketin finansman yükünü hafifletme ve borç ödeme takvimini yeniden düzenleme arayışının önemli bir göstergesi. Bir tarafta anaparayı koruyarak faiz gelirini azaltan ve vadeyi altı yıl uzatan seçenek, diğer tarafta anaparada yüzde 45 kesinti karşılığında daha yüksek faiz ve daha erken vade sunan seçenek bulunuyor.

Ancak yatırımcılar açısından asıl mesele, hangi seçeneğin nominal olarak daha cazip göründüğünden çok, şirketin yeni ödeme planını karşılayabilecek nakit akışını yaratıp yaratamayacağı.

Vestel açısından ise borçların yeniden yapılandırılması finansal baskıyı azaltabilir; kalıcı iyileşmenin sağlanması için faaliyetlerden elde edilen nakdin güçlenmesi, kârlılığın sürdürülebilir hale gelmesi ve finansman maliyetlerinin yönetilebilir düzeye inmesi gerekecek.

Bankavitrini.com değerlendirmesi: Eurobond sahiplerinin vereceği karar kadar, bankalarla yürütülen yeniden yapılandırma görüşmelerinin sonucu da Vestel’in finansal geleceği açısından belirleyici olacak.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.