GÜNCEL
Aylin Seçkin: Siyasetin finansmanı
KP iktidarı, siyasetin propaganda ve ekonomik faaliyetlerini tahkim etmek için Türkiye’nin ekonomi-politik pek çok sürecini olumsuz etkileyen icraatıyla biliniyor. Artık bilinen gerçek şu ki, AKP, rant ekonomisiyle Türkiye’nin değirmenini döndürüyor. Ekonomist ve akademisyen Aylin Seçkin yazdı.
Yayınlanma:
3 yıl önce|
Yazan:
BankaVitrini
Seçimlere artık sadece 1 ay kaldı. Hepimiz 21 yıllık AKP iktidarından yorulduk. Aslında 20 yıl iktidarda kalmak eminim pek çok politikacıyı da epey yormuştur. Her gün çeşitli anketler televizyonlarda, sosyal medyada yayınlanmakta. Bu anketleri kimin finanse ettiği, kim adına, kaç kişiyle, hangi metotla, hangi gün yapıldığını tüm seçmenlerin bilmesi gerekmektedir. Ensar Yılmaz, Türkiye’de seçmen tercihlerini büyük oranda belirleyecek faktörler olarak
(1) politik nedenler
(2) değişim korkusu
(3) klientalist (çıkarcı) bağlılık ve
(4) ekonomik gidişatı sıralıyor. [1]
Politik nedenlere göre parti tercihleri futbol kulüplerini tutmaya çok benziyor aslında. Kimse yenildiği için futbol kulübünü değiştirmediği gibi ekonominin kötü gitmesi de bu grup üzerinde o kadar da etki etmiyor gibi gözüküyor. En azından şimdilik anketlere yansıyanlar, sokak röportajlarından gözlemlenenler bu yönde. Ancak politik partizanlığın ardında bir de “ağ teorileriyle” açıklanabilecek ilişki ve ekonomik fayda sistemleri yatıyor olabilir.

AKP İktidara geldiğinde devraldığı AVM etrafında tasarlanmış yeni mahalleler, inşaat ve rant ekonomisi ve İslamî siyasetini dönemin rüzgarıyla da çok iyi bir biçimde sentezleyerek büyüttü ve bir “kentsel rant kapitalizm sistemi” geliştirdi. Bu sistem sayesinde seçimleri (2019 Yerel seçimleri hariç) şimdiye kadar kazandı ve siyasette adeta muhalefetsiz bir ortamda sadece “kendisiyle” yarıştı. Ancak artık deniz bitti.
AKP’nin 20 yıldan fazla ülkeyi yönetebilmesi aslında Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediyesi seçimlerini kazanmasıyla doğrudan ilgili. 1994-1998 yılları arasında başkanlığı, kendisine belediyelerin işleyiş sistemini çözmesini, belediyelerin imar yetkileri ile rant yaratma kapasitelerinin ne ölçüde merkezi hükümetle iş birliğine bağlı olduğunu anlamasını sağladı. Şimdiye kadar yerel yönetimden merkezi yönetime geçen bir politikacı tanımamıştık. Bu iki farklı siyaset biçimi ortaya çok katmanlı bir organizasyon yapısının çıkmasını sağladı.
Hükümet eliyle özellikle imar ve ihale yasalarını değiştirme yoluyla yıllar içinde çok önemli bir rant yaratıldı. Hükümete yakın ve hep aynı firmaların pek de şeffaf olmayan ihaleler ya da davet usulüyle köprü, havalimanları, şehir hastaneleri altyapı yatırımları gibi pek çok büyük bütçeli projeyi gerçekleştirdiklerini gördük. 2002’den beri 192 kez değiştirilen bir ihale kanunu olabilir mi? Ulaştırma ve Altyapı Bakanı 5 Nisan 2022’de bir konuşma yapıyor ve 2053 yılında bölünmüş yol ağının 38 bin 60 kilometreye, demiryolu ağının da 28 bin 590 kilometreye, havalimanı sayısının da 61’e çıkacağını müjdeliyordu. [2]Yani iktidar 30 yıl sonrasını planlıyor! Bakan bir sene sonra 7 Nisan 2023’te “Türkiye’nin dört bir köşesine aynı zamanda kazandırdığımız dev eserlerimiz; milletimizin konforlu ulaşımına hizmet ettiği gibi, Türkiye Yüzyılı’nın üzerinde yükseleceği büyük ve güçlü Türkiye’nin altyapısını da sağlamaktadır. Bu kapsamda yalnızca İstanbul’da; Marmaray, Avrasya Tüneli, Yavuz Sultan Selim Köprüsü, Kuzey Marmara Otoyolu, İstanbul Havalimanı, İstanbul-İzmir Otoyolu, İstanbul-Ankara Yüksek Hızlı Tren Hattı, Pendik-Sabiha Gökçen Havalimanı ve Kağıthane-İstanbul Havalimanı metroları gibi tüm dünyanın gıptayla baktığı dev proje ve yatırımları başarıyla tamamlayarak, İstanbul’u modern ulaşım altyapısıyla hayallerin ötesinde bambaşka bir noktaya taşıdık. İstanbulluların yaşam kalitesini yükselttik ve İstanbul’u çok kıymetli bir marka şehre dönüştürdük” şeklinde konuşuyor, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni asıl kendilerinin yönettiklerine İstanbulluları ikna etmeye çalışıyor[3].
Maalesef 20 yıllık AKP iktidarı sadece yönetimde liyakati ortadan kaldırmakla kalmamış, bu lakayt yönetim biçimi en ufak çaplı kamu kurumlarına hatta özel sektöre bile sirayet etmiştir.
6 Şubat’ta 11 ilimizi etkileyen, iki tanesini ise neredeyse haritadan silen depremin yaralarını sarmak, şehirleri eski haline getirmek için en az 100 milyar dolar lazım ve öncelik bu illerin haberleşme, alt ve üst yapısını yeniden kurmak en az 5 yıl alabilir ancak daha cenazelerin tamamı enkazdan kaldırılmadan yeni inşaatların ihaleleri yapıldı bile. Hatta Adıyaman’daki evler iki katı fiyata iktidara yakın bir müteahhitte verilmiş bile. [4]
Siyasetin finansmanı ülkemizde çok problemli bir konu. Vatandaş olarak bugün internete girip her partinin kimden, hangi şirketten, dernekten ne kadar bağış aldığını görebiliyor olmalıyız. Dahası, tüm kamu kurum ve kuruluşlarında, bakanlık, belediyelerde çalışan herkesin maaşı, mal varlığı ve iktidarda kimlerle akrabalık, dostluk (sınıf arkadaşlığı, asker arkadaşlığı) ilişkileri olduğu açıkça bilinmeli. Bugün bu bilgilerin çoğu “devlet sırrı”.
Siyaset zenginleşme yeri değildir. Siyasette geçirilen süreye sınır getirilmeli siyaset öncesi ve sonrası gelir beyanları da halka açık olmalıdır. Örneğin Kanada’da son yüz yılda en uzun başbakan olan 10 yıllık başbakanlığı ile Jean Chrétien’dir. Çok sevilmesine rağmen kendi isteğiyle politikadan ayrılmıştır. Ortalama 5-8 yıl politikada kalıp işine geri döner demokratik ülkelerde politikaya girenler.
Elbette en demokratik olduğu iddia edilen ülkelerde bile iktidarı etkilemek için olmadık finansal ilişkiler söz konusu olabilir. Bunun şüphesi bile bağımsız araştırmaya konu olması gereken bir olaydır. Bugün Kanada Başbakanı Justin Trudeau 2021 seçimlerine Çin’in müdahil olup, olmadığı, Çin kökenli bir milletvekilinin seçilmesini sağlayıp sağlamadığı konusunda ciddi bir araştırma yapılması talebiyle karşı karşıyadır[5]. Politikacılar, “yaptım oldu” diyemez. Bağımsız medyayı, sanatçıyı yasaklayarak susturamaz. Hesap vermekten kaçamaz, suç ve ihmali varsa yasalar önünde eşit vatandaştır.
Maalesef 20 yıllık AKP iktidarı sadece yönetimde liyakati ortadan kaldırmakla kalmamış, bu lakayt yönetim biçimi en ufak çaplı kamu kurumlarına hatta özel sektöre bile sirayet etmiştir. Özellikle rekabetin yüksek olduğu, pastanın giderek küçüldüğü yüksek öğrenim endüstrisinde bile iktidara yakın idareci kadroların değişmediği görülür. Rektörlerin arkadaşlarına diploma hediye ettiği haberleri bile basına yansımıştır. Bir rektörün rüşvet skandalıyla birlikte anılması utanç vericidir.[6]
İmar rantı veya özel bir avantaj yaratılarak bazı şirketlerin tercih edilmesi, hep aynı şirketlerle çalışılması, ihaleyi alan şirketlerin ise kârlarının bir kısmını siyasetin finansmanına ayırması lobi teorisinin temelinde yatmaktadır. Acemoğlu ve Robinson’un bahsettiği ayrıştırıcı kurumlara bir örnek teşkil eder[7].
Acemoğlu ve Robinson’un “Ulusların Düşüşü” kitabında bahsettiği “İmar-ihale-kredi” sistemi gibi Orta çağdaki feodal düzene benzer bir düzenle tek taraflı çıkarcı bir ekonomik rant yaratıyor. Bu rant çarkının sürmesi için karar alıcı sisteminin bozulmaması lazım.
Bu şirketler ülkeye giren uluslararası sıcak parayla finanse edilen banka-kredi sisteminden aktarılan bol kredilerle beslenir. Özellikle inşaat ve enerji sektöründe faaliyet gösteren bu şirketler ürettikleri konutlar, ofisler ve ticaret merkezlerinin, alışveriş merkezlerinin yanında, kenarında açılan üniversitelerle pekişen yeni şehir ekonomisi oluştururlar. Yeni mahallelerle oluşan tüketim döngüsü aslında inşaat sektörünün de gücünü gösterir. İnşaat 150 kadar alt sektörle ilintili olduğundan ekonomik büyümeye etkisi elbette “narkotik”. Bugün müteahhit olmak için “niyet etmek” yeterli.[8]
Öte yandan, evin bir barınma aracından yatırım aracına dönüşmesi, yabancılara vatandaşlık sistemiyle aratan ev fiyatları ve vatandaşın maaşıyla yarışan kiralar küçük yatırımcıların daha çok borsaya ve kripto yatırımlarına yönelmesine ve çok iyi anlamadıkları bu riskli enstrümanlar yüzünden çoğu kez de hüsrana uğramaları ve tasarruflarını kaybetmeleriyle sonuçlanmakta. BİST’te bir zamanlar çoğunlukta olan yabancı fonu oranı bugün %28 civarına inmiş durumda. İktidara yakın firmalara ucuz kredi ise ülkeye artık girmeyen sıcak parayla değil devlet eliyle dağıtılan ucuz kredilerle mümkün.
Acemoğlu ve Robinson’un “Ulusların Düşüşü” kitabında bahsettiği “İmar-ihale-kredi” sistemi gibi Orta çağdaki feodal düzene benzer bir düzenle tek taraflı çıkarcı bir ekonomik rant yaratıyor. Bu rant çarkının sürmesi için karar alıcı sisteminin bozulmaması lazım. Devletin “kural koyucu” yetkilerini kullanarak el koyduğu rant gelirlerini tek bir yerde biriktirdiği kaynağın (rantın) bir algoritmik yapıyla paylaştırılması modeli sürdürülebilir kılıyor. Teoride, bu tarz rant yaratımı bazen de yasadışı yollardan elde edilen gelirin paylaştırılması şeklinde de olabiliyor.
Neticede, ortada paylaşılması gereken bir pasta varsa başka sektörlerden piyasa oyuncuları da bu ranttan “pay kapma” için bir tür lobicilik faaliyetine girebiliyor. Ancak, asıl önemli olan bu gelirin hükümetle birlikte çalışan sivil örgütler, vakıf ve kamu yararına dernek ilan edilmiş iktidar sempatizanı örgütlere paylaştırabilmek. Bu paylaşım ise bağış veya proje fonu olarak dağıtılabiliyor. Örneğin pek çok Avrupa Birliği fonu Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın düzenlediği ihale süreçleriyle dağıtılıyor. Bu ihalelere konuyla hiç ilgisi olmayan firmaların girdiği oluyor.
Vikipedya’da ifade edildiği gibi “Havuz medyası” AKP ile iş birliği içindeki çeşitli holdinglerin Türkiye medyasının önemli kuruluşlarını satın almak için para topladıkları ortak havuzu ifade eder.[9] Devletten çok sayıda ihale alarak kamu kaynaklarından gelir elde eden bu şirketler, kazançlarının bir kısmını bu havuzda toplayarak ATV, Star ve diğer bazı kuruluşlarını satın almıştır.[10]
Aslında bundan sonra bizim politikacılardan en öncelikli beklentimiz belki de “bal tutan parmak yalar” tarzı ortam ve ihtimalleri ortadan kaldıran bir şeffaflık ve hesap verebilirlik sistemini kurmaları ve yerleştirmeleri.
“Havuz ekonomisi” ise kentlerin imar planları değiştirilerek yaratılan ranttan tutun da faizlerin düşmesiyle “firmaya özel” verilen kredilere, teşviklere, gümrük vergisi bir anda sıfırlanan ürünler sayesinde elde edilen gelirleri ve bilemediğimiz daha pek çok ranttan yaratılan ekonomiyi kapsıyor. İktidara yakın olmanın bir başka koşulu da iktidara yakın cemaat, tarikat, vakıf ve çeşitli sivil toplum ve yardım kuruluşlarına bağış yapmak.
Bu noktada ister istemez insanın aklına tarikat, cemaat ve diğer sivil toplum örgütlerinin nasıl fonlandığını, gelirleriyle hangi sektörlerde, kimlere nasıl yardım dağıttıkları soruları geliyor. 6 Şubat depremiyle Kızılay gibi bir kurumun dahi çalışma biçiminin değişmiş olduğunu gördük. Çadırları depremzedelere parayla satan bir Kızılay hepimizi şaşırttı. Bazılarımız da bu ilişki ağını anlamaya, öğrenmeye çalışıyor. Bu konuda zaten aktif olarak araştırma yapan pek çok gazeteci var.
Rant oluşturarak yaratılan gelirle siyaseti finanse etmenin de bir bedeli var elbette. Bugün 1980’de 69 milyar dolarla 65 milyar dolarlık Güney Kore ekonomisini geçiyorduk. Bugün Güney Kore 2,76 trilyon dolarlık bir ekonomi (2022 verileri, satın alma gücü paritesine göre) olurken biz 905 milyar dolarda kaldık. Üstelik 2022’de % 5,6 ekonomik büyüme gerçekleştirdiğimiz TÜİK tarafından açıklansa da bu büyümeden bizler bir pay almadık. Hatta bazılarımız cebimizden verdik, evimizi, işimizi kaybettik.
Bugün muhalefet partilerinin yapması gereken bu halkı dışlayıcı rant çarkını daha fazla mercek altına almak, sayılarla, tarihsel süreçte yaratılan ve halkın çoğunluğunun parçası olmadığı sistemi teşhir etmek. Bugün böyle bir sistemin varlığı teorik olarak ortada, refah düzeyi olarak da çok çarpıcı bir şekilde karşımızda. Aslında bundan sonra bizim politikacılardan en öncelikli beklentimiz belki de “bal tutan parmak yalar” tarzı ortam ve ihtimalleri ortadan kaldıran bir şeffaflık ve hesap verebilirlik sistemini kurmaları ve yerleştirmeleri.
[1] https://www.politikyol.com/secim-ekonomisi-secim-kazandirir-mi/
[2] https://www.anadolumedya.net/ulastirma-bakani-2053-te-bolunmus-yol-agini-38-bin-60-kilometreye-yukseltecegiz/2563/
[3] https://www.uab.gov.tr/haberler/ulastirma-ve-altyapi-bakani-karaismailoglu-basaksehir-kayasehir-metro-hattini-yarin-hizmete-aciyoruz
[4] https://www.diken.com.tr/depremzede-konutlari-maliyetin-iki-katina-ihale-edilmis/
[5] https://www.theguardian.com/world/2023/mar/09/justin-trudeau-china-election-meddling-canada
[6] https://www.cumhuriyet.com.tr/siyaset/saraya-uzanan-rusvet-agi-iddiasinda-ismi-gecen-unsal-ban-hediye-diploma-dagitmis-1975580
[7] Why Nations Fail: The Origins of Power, Prosperity, and Poverty
[8] https://www.youtube.com/watch?v=3HUWC1UDmz4 Flutv: Rantsal Dönüşüm
[9] https://t24.com.tr/haber/makyol-cengiz-kalyon-ve-kolin-dunyada-devletten-en-cok-ihale-alan-sirketler-listesinde-ilk-siralarda,636193
[10] https://tr.wikipedia.org/wiki/Türkiye%27de_medya
İlginizi Çekebilir
ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA
Altın ve Gümüş: Nerede kalmıştık?
Yayınlanma:
17 saat önce|
22/07/2026Yazan:
BankaVitrini
ABD borsaları teknoloji hisseleri öncülüğünde yaşanan güçlü toparlanmanın yardımıyla geceyi yükselişle tamamladı. En büyük 500 şirketin işlem gördüğü S&P 500 endeksi %1’e yakın yükselerek üç günlük düşüş serisini sonlandırırken, toparlanmaya özellikle yarı iletken hisseleri öncülük etti. Nasdaq Bileşik endeksinin %1,3 yükselmesinin ardından iyimser havanın Pasifik’in diğer ucuna da yansıdığını görüyoruz. Asya’da bu sabah alımlar hız kazanırken, çip üreticilerinin ağırlıkta olduğu Güney Kore KOSPI endeksi %5 yükseldi. Japonya’da gösterge endeks Tokyo borsası %2 prim yaparken, Güney Kore’nin temmuz ayının ilk bölümünde yarı iletken ihracatının yaklaşık üç katına çıkması ve Tayvan’dan gelen güçlü sipariş verileri, yapay zekâ temalı teknoloji hisselerine yönelik iyimserliği yeniden canlandırdı.
Jeopolitik cephede ise Yemen’deki Husilerin Kızıldeniz’de Suudi petrol tankerlerini hedef alabileceği yönündeki tehditleri nedeniyle Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı 92 dolar seviyesine yükselirken, piyasalarda belirgin bir riskten kaçış eğilimi de görülmedi. Yatırımcılar dikkati yeniden şirket bilançolarına çevirirken, bugün açıklanacak Alphabet ve Tesla sonuçları, yapay zekâ yatırımlarının şirket kârlılığına etkisi açısından yakından takip edilecektir. Diğer taraftan dolar değer kazanırken, sepet kur DXY 101,20 seviyesine varan bir yükseliş kaydetti. İngiltere’nin yeni başbakanı ve Hazine Bakanı şimdilik yeterli heyecan yaratamazken, birkaç gün önce 1,3560 seviyesine yükselen GBPUSD paritesi 1,3370 seviyelerine geri çekildi.
Piyasaların kılavuzu konumunda ABD 10 yıllık tahvil faizi %4,63 seviyesine gelerek son iki ayın en yüksek seviyesini test ederken, gelecek hafta gerçekleştirilecek olağan Fed toplantısı öncesinde faizlerin sabit bırakılması ana beklenti olmayı sürdürüyor. Fed faiz vadeli kontratları yıl sonuna kadar toplam 38 baz puanlık ilave sıkılaşma ihtimalini fiyatlamaya devam ederken, Ekim toplantısında artırım ihtimali %77 seviyesinde fiyatlandırılıyor. Faiz getirisi olmayan kıymetli metaller, Fed’in yeni başkanının isminin telaffuz edildiği 29 Ocak’tan bu yana (yaklaşık beş aydır) neredeyse her fırsatta satış baskısıyla karşı karşıya kaldı. Son günlerde ise yeniden hayat belirtisi göstermeye başladı. Yükselişin fitilini büyük önem verdiğimiz 54 dolar seviyesinin test edilmesiyle ateşleyen gümüş bu sabah 60 dolar seviyesini test ederken, benzer bir şekilde altının da ons fiyatı 4,140 dolar seviyesine dayanarak teknik mânâda düşüş serisini sonlandırdı. Dün gümüşte açtığımız ilk kademe uzun pozisyonumuza bugün altını da ekleyeceğiz. Unutmayın, bir enstrüman sadece yükselirken alınır! Kripto cenahında ise amiral gemisi Bitcoin bu sabah 66 bin dolar seviyesinin üzerine yerleşti.
Büyük resimde ise, piyasaların Orta Doğu’da tırmanan jeopolitik riskleri tamamen göz ardı etmese de, odağını yeniden teknoloji şirketlerinin bilançolarına ve yapay zekâ temasına çevirdiğini görüyoruz. Bu minvalde petrol fiyatları son altı haftanın zirvesini test etse de, risk iştahının bozulmadığı ve yukarıda da görüleceği üzere, kıymetli metallerin daha fazla satış baskısıyla karşı karşıya kalmadığını görüyoruz. Ya da ekonomi ile jeopolitikanın yavaş yavaş ayrışmaya başladığın altını çizmemiz gerekiyor. Haber akışında, ABD Dışişleri Bakanı Rubio’nun diplomatik çözüm arayışını sürdürmeye hazır olduklarına dair mesaj verirken, buna karşın sahadaki gerilim tırmanmaya devam ediyor. Yemen’deki Husiler, uluslararası denizcilik şirketlerine gönderdikleri resmî uyarıda Suudi Arabistan limanlarına yükleme veya boşaltma yapan gemilerin hedef alınabileceğini bildirirken, bu uyarının ardından Asya’ya petrol taşıyan üç Suudi tanker rotasını değiştirdi.
İran’ın Hürmüz Boğazı’na yönelik tehditleriyle birlikte Kızıldeniz’de de risklerin artması, küresel enerji arzı açısından iki kritik deniz geçidini aynı anda baskı altına aldı. Enerji arzına ilişkin riskler ön planda kalsa da, piyasalar bir yandan diplomatik girişimlerden gelebilecek ateşkes sinyallerini, diğer yandan enerji arzını sekteye uğratabilecek somut gelişmeleri yakından takip etmeyi sürdürüyor. Diplomasi kapısı tamamen kapanmış görünmese de çatışmanın maliyeti ve ekonomik etkilerinin de giderek büyüdüğünü görüyoruz. Pentagon, İran savaşının ABD’ye bugüne kadar 37,5 milyar dolara mal olduğunu açıklarken, ek bütçe talebi Washington’da yaklaşan ara seçimler öncesinde siyasî tartışmaları da beraberinde getirdi. Savaş karşıtı sesler her geçen gün yükseliyor. Başkan Trump savaşta hayatını kaybeden Amerikan askerlerinin sayısının on sekize yükseldiğini açıkladı.
Türkiye cephesinde ise ismi büyük yabancı kurumlardan birinin dün USDTRY kuru ile ilgili kaleme aldığı rapor gündemi oldukça meşgul etti. Goldman Sachs, TCMB’nin önümüzdeki dönemde döviz kurunda daha fazla değer kaybına izin verebileceği ve yıl sonuna kadar %20’lerin ortasında bir yükseliş yaşanabileceği öngördü. Açıkçası raporun mevcut beklentilere kıyasla hangi yeni bilgiyi sunduğunu görmekte zorlandık. Uzun bir süredir bizim de sene sonu için kur beklentimiz yaklaşık 52,00 seviyesinde bulunuyor. Bu da zaten sene başına göre bakılırsa (43,00 – 52,00) yaklaşık %20 düzeyinde bir yükselişe işaret ediyor. Dolayısıyla Goldman’ın raporu, mevcut beklentilerden belirgin şekilde ayrışan yeni bir hikâye sunmaktan ziyade, piyasada zaten konuşulan temel senaryoyu teyit ediyor. Kaldı ki, yabancı kurum raporlarının zaman içinde değişen ekonomik ve jeopolitik gelişmelere bağlı olarak sık sık revize edildiğini de geçmişte defalarca gördük!
Yabancı bir kurumda uzun bir süre çalışan biri olarak bu raporları da nasıl yazdıklarını yakından bilsem de, ayrı bir tartışma konusu olduğundan bu noktaya hiç değinmeyeceğim. Dün Türk mali piyasaları günü limoni bir şekilde tamamladı. Ana endeks %0,7 gerilerken, bankacılık hisseleri %0,8 oranında düştü. XBANK’ın son 20 günde neredeyse %20 gerilediğinin altını çizmek gerekiyor. USDTRY kuru kamunun kontrolünde 47,20 seviyelerine gelirken, 5 yıl vadeli CDS risk primi 240 baz puanla son altı haftanın en yüksek seviyesine geldi. Petrol fiyatlarının seyri, net enerji ithalatçısı olan Türkiye’nin cari açık ve enflasyonla savaşını pekâlâ desteklemiyor. Her ne kadar manşete bakarak petrol fiyatlarının 92 dolar seviyesine gelerek son altı haftanın zirvesini test ettiğini söylerken, rafineri fiyatlarındaki yüksek seyrin daha da belirgin bir hâl aldığını ve arz sorunlarının başta motorin olmak üzere rafineri ürünlerini ciddi şekilde olumsuz etkilediğini not etmek gerekiyor. Bu minvalde, iki yıl vadeli gösterge tahvilin bileşik faizi de tıpkı petrol fiyatları gibi %41,81 seviyesine yükselerek son altı haftanın zirvesini test etti.
Türkiye cephesinde dün siyasi gelişmeler de ön plana çıktı. CHP’den ayrılan Özgür Özel, bugün yeni partisini kuracağını açıklarken, çok sayıda milletvekilinin yeni oluşuma katılabileceği beklentisi siyasi gündemin ilk sırasına yerleşti. Mali piyasaların gündeminde ise bugün İngiltere’de enflasyon rakamları, Türkiye’de ise kapasite kullanım oranı ile reel kesim güven endeksi takip edilebilir.
Altın
Emre Değirmencioğlu
ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA
Savaşın gölgesinde gözler yeniden teknoloji devlerinin bilançolarında
Yayınlanma:
2 gün önce|
21/07/2026Yazan:
BankaVitrini
Dün KKTC Mali piyasaları 20 Temmuz Özgürlük ve Barış Bayramı nedeniyle kapalı konumdaydı. Bayramımız öncelikle kutlu olsun. Kıbrıs’ta son günlerde hareketli seyir dikkat çekiyor. BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in 27-29 Temmuz tarihlerinde dayı ziyaret etmesi bekleniyor. İki liderle ayrı görüşmelerin ardından üçlü zirve gerçekleştirilecek. BM, taraflar arasında diyaloğu yeniden canlandırmayı ve ağustos sonu veya eylül ayında yeni bir gayriresmî 5+1 toplantısı için ortak zemin oluşturmayı amaçlıyor. Sürecin seyrinin, Kıbrıs meselesinde önümüzdeki dönemin diplomatik takvimi açısından belirleyici olacağını düşünüyoruz.
Öte yandan, KKTC-Türkiye arasında doğalgaz hattı için ilk imzalar atıldı. İmzalanan mutabakat zaptı kapsamında Türkiye’den deniz altı boru hattıyla KKTC’ye doğalgaz ulaştırılması hedefleniyor. Projenin hayata geçmesiyle enerji arz güvenliğinin güçlenmesi, elektrik üretim maliyetlerinin düşmesi ve sanayi ile turizm sektörünün rekabet gücünün artması amaçlanıyor. Rum basınında projenin geniş yankı bulduğunu görüyoruz. NATO Zirvesi’nde Türkiye’nin gövde gösterisinin ardından, bazı yorumlarda, su ve elektrik projelerinin ardından doğalgaz hattının da tamamlanmasıyla KKTC’nin enerji alanında ciddi bir avantaj elde edebileceği, mevcut eğilimin sürmesi halinde Güney Kıbrıs’ın gelecekte KKTC’den daha ucuz elektrik temin etmek zorunda kalabileceği değerlendirmelerine yer verildi.
Büyük resme baktığımızda ise Avrupa’nın Rus gazına alternatif arayışı devam ederken, Doğu Akdeniz kaynaklarının KKTC üzerinden Türkiye’ye, oradan da Avrupa pazarına ulaştırılması, mesafe ve maliyet açısından en rasyonel güzergâhlardan biri olacağı enerji uzmanları tarafından değerlendiriliyor. Ancak bölgedeki jeopolitik dengeler ve siyasi anlaşmazlıklar, ekonomik açıdan en verimli görülen bu rotanın hayata geçirilmesinin önündeki en büyük engel olmayı sürdürüyor. Bu sürecin, KKTC’nin uluslararası alandaki k gündemin merkezinde onumuna da olumlu katkı sağlamasını temenni ediyoruz.
Küresel mali piyasaların gündeminde ise ABD-İran savaşının gündemin merkezinde yer tutmaya devam ediyor. ABD ordusunun Mart ayından bu yana ilk kez can kaybı yaşaması ardından jeopolitik riskler yeniden tırmanırken, Hürmüz Boğazı’nda petrol tankerlerine yönelik saldırılar ve bölgedeki enerji altyapısını hedef alan gelişmeler, arz güvenliğine ilişkin endişeleri yeniden artırdı. Tansiyonun barometresi konumunda Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı dün gün içinde 91 doların üzerine yükselse de, diplomatik temasların yeniden başlayabileceği beklentisiyle kazanımlarının önemli bir bölümünü geri verdi.
Petrol fiyatlarındaki yükselişe rağmen küresel risk iştahında belirgin bir bozulma yaşanmaması dikkat çekiyor. Cuma günü teknik açıdan önemli gördüğümüz 100,50 seviyesini bir kez daha test eden dolar endeksi (DXY), buradan gelen tepki alımlarıyla 100,90 seviyesine toparlandı. Enerji fiyatlarındaki yükselişin enflasyon endişelerini yeniden gündeme taşımasıyla, piyasaların para politikası beklentileri açısından yakından izlediği ABD 2 yıllık tahvil getirisi de hafif yükselerek %4,20 seviyesine çıktı. Vadeli kontratlar yıl sonuna kadar toplam 33 baz puanlık faiz artışını fiyatlarken, ekim toplantısında faiz artırımı olasılığı %71 seviyesinde bulunuyor.
Faiz getirisi olmayan kıymetli metallerde ise altının ons fiyatı 4,040 dolar seviyesine yükselirken, gümüşün ise geçen hafta büyük bir önemle takip ettiğimiz 54 dolar seviyelerini test ederek toparlanmaya başladığını görüyoruz. Gümüşte son günlerde fiyatın gerilemesine rağmen teknik analizde sıklıkta rastladığımız güç göstergesi olan RSI göstergesinin gerilememesi, hatta yükselmesi, dibin test edilmiş olabileceğine işaret ediyor. Teknik mânâda aşağıdaki grafikten de görülebileceği üzere bu sabah 58 dolar seviyesine yaklaşan gümüşte, eğer beklenmedik olumsuz bir gelişme olmazsa yukarı yönlü isteğin artmaya başlayacağını düşünüyoruz. Böyle bir durumda yukarıda ilk seviye olarak 63 doları hedefleyeceğiz. Bugün kademeli olarak uzun pozisyona geçmek için hazırlıklara başlayacağız.
Gümüşte yukarı yönlü hareketlilik dikkatimizi çekmeye devam ederken, altın tarafında da benzer bir hareketten söz etmek adına yukarıda 4,100 dolar seviyesinin üzerinde kapanış görmek isteyeceğiz. Aşağıdaki grafikten de görüleceği üzere, Bloomberg Emtia Endeksinin genelinde yeniden yükseliş isteğinin tırmandığını görüyoruz. Öte yandan, dört haftadır yükseliş isteği sergileyen lâkin bir türlü 65 bin dolar seviyesinin üzerine yerleşemeyen Bitcoin bu sabah 65,500 dolar seviyelerine kadar gelerek kıymetli metallerdeki yükselişe eşlik ettiğinin altını çizmek isteriz.
Yemen’deki İran destekli Husilerin Suudi Arabistan’a deniz ablukası ilan etmesi, ABD-İran savaşının Kızıldeniz’e yayılma riskini artırdı. Henüz Bab el-Mendep Boğazı’nın tamamen kapandığına dair bir bilgi bulunmazken, olası saldırılar veya sevkiyatların aksaması, Hürmüz Boğazı’ndaki kayıplara ek olarak küresel petrol arzı, navlun ve sigorta maliyetleri üzerinde baskı yaratabileceğini düşünüyoruz. Buna karşılık İran ile ABD arasında ateşkes arayışlarının sürmesi, petrol fiyatlarındaki ilk yükselişin sınırlı kalmasını sağladı. Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı dün gün boyu 86-91 dolar geniş bandında hareket ettikten bu sabah 88 dolar seviyelerinde dengelendiğini görüyoruz.
ABD borsaları dün geceyi yatay tamamlarken, yeni gün başlangıcında, Pasifik’in diğer ucunda iyimser bir seyir görüyoruz. Orta Doğu’da ateşkes için yürütülen arabuluculuk girişimlerinin yanı sıra petrol fiyatlarını bir aylık zirveden aşağı gevşemesiyle gösterge endeks Tokyo borsası %2,5 yükselirken, gözlerin üzerine çevrili olduğu ve dün %4,5 gerileyen Güney Kore borsası KOSPI bu sabah %4,5 yükseliş kaydetti. ABD borsalarının da vadeli işlemlerinde yükseliş isteği göze çarparken, Nasdaq vadelisinde %1 yükseliş dikkat çekiyor.
Jeopolitik riskler ve petrol fiyatlarındaki oynaklık yakından takip edilirken, piyasaların odağı ikinci çeyrek bilanço sezonuna çevrilmiş durumda. Bu hafta Alphabet, Tesla, Intel ve IBM başta olmak üzere teknoloji devlerinin açıklayacağı finansal sonuçlar, yıl boyunca yapay zekâ temasıyla yükselen piyasaların yönü açısından kritik önemle takip edilecektir. Alphabet’in yeni yapay zekâ çipleri geliştirdiğine yönelik haber akışı teknoloji sektörüne alım getirdi. Ancak beklentilerin oldukça yükseldiği mevcut ortamda, şirketlerin yalnızca kârlılık rakamları değil, gelecek döneme ilişkin verecekleri mesajlar da piyasalarda belirleyici olacaktır.
Avrupa siyasetinde ise İngiltere’de yeni dönem resmen başladı. İşçi Partisi lideri Keir Starmer’ın görevden ayrılmasının ardından başbakanlık koltuğuna oturan Manchester eski Belediye Başkanı Andy Burnham, son 10 yılda yedinci başbakan oldu. Siyasî istikrarsızlığa son verme sözü veren Burnham, 40 yılın en büyük değişimini hedefleyen yeni bir siyasi ve ekonomik model hazırlayacağını açıkladı. İlk aşamada hayat pahalılığı, konut sorunu ve zayıf ekonomik büyümeye odaklanacağını söylerken, piyasa fiyatlamasına bakarsak GBPUSD paritesi 3 gündür gerileyerek 1,3430 seviyelerine geri çekildi. İngiltere borsası FTSE100 de benzer bir şekilde günü %0,7 oranında düşüşle tamamladı. Bu arada dün gece saatlerinde, daha önce 2002-2007 yılları arasında Hazine’de görev yapan Savunma eski Bakanı John Healey’i maliye bakanı olarak atadı. Healey, yatırımcılar ve parlamenterler tarafından deneyimli ve güven veren bir isim olarak karşılandığını haber akışında okuyoruz. Bugün İngiltere piyasalarının Healey atamasını nasıl fiyatlayacağını takip edeceğiz.
TCMB, Piyasa Katılımcıları Anketi’nin Temmuz ayı sonuçlarına göre, sene sonu TÜFE beklentisi ve on iki ay sonrasına ilişkin beklenti hemen hemen önemli bir değişim göstermeden sırasıyla %29,21 ve %23,95 oldu. Sene sonu USDTRY kuru beklentisi 51,55 olurken, sene sonuna kadar katılımcılar TCMB’den 230 baz puan faiz indirimi beklerken (%37’den %34,70), Perşembe günü sonuçlanacak olağan PPK toplantısında ise faizlerin sabit tutulacağı tahmin ediliyor (bakınız grafik).
Türk mali piyasaları geçen hafta tahterevalli misali inişli çıkışlı bir seyir izlemişti. Küresel arenada cereyan eden olumsuzluklar ve iç siyasette artan endişeler ön plana çıkarken, NATO Zirvesi ardından yeşeren ABD yaptırımlarının kalkacağı beklentisi, S-400 ve F-35 meseleleri ön planda kalmaya devam etti. Dün BIST100 ana endeksi günü %0,7 oranında artışla tamamlarken, bankacılık endeksi %1,6 geriledi. USDTRY kuru kamunun kontrolünde 47,20 seviyelerine gelirken, yurt içi yerleşiklerin TL ilgisinin devam ettiğini görüyoruz. TCMB’nin Cuma valörlü işlemlerde 38 milyar dolar seviyesine yükselen net yabancı para pozisyonu, pazartesi valörlü işlemlerde -hafta sonu riski- 33,7 milyar dolar seviyesine geriledi. Altın fiyatlarının derleme etkisiyle rezervler üzerinde olumsuz etki doğurması, net pozisyon üzerinde baskı kuruyor. CDS risk primi uzun bir aradan sonra 220-230 baz puan seviyelerini terk ederek 240 baz puana yükseldi.
23. FIFA Dünya Kupası’nın finalinde İspanya, uzatma dakikalarında bulduğu golle Arjantin’i 1-0 mağlup ederek tarihindeki ikinci Dünya Kupası şampiyonluğunu kazandı. Maç boyunca oyunun kontrolünü elinde tutan İspanya, üstün futbolunu son bölümde skora yansıtmayı başarırken, bu zaferle şampiyonluk sayısını ikiye çıkararak Fransa ve Uruguay’ı yakaladı. Arjantin ise üç şampiyonlukta kaldı. Böylece Dünya Kupası tarihindeki denge de Avrupa lehine biraz daha bozuldu. Avrupa ülkeleri toplam 13, Güney Amerika temsilcileri ise 10 şampiyonluğa ulaştı. Turnuvanın ardından Paraguay ve Arjantin eleştirilen odağına yerleşti.
TCMB Piyasa Katılımcıları Anketi
TCMB Piyasa Katılımcıları Anketi – USDTRY ve TÜFE
Gümüş
Bloomberg Emtia Endeksi
Emre Değirmencioğlu
GÜNCEL
Finansman giderleri/faaliyet karı oranı 2025’te de çok yüksek
Yayınlanma:
2 gün önce|
21/07/2026Yazan:
BankaVitrini
İSO 500 Verileri Alarm Veriyor: Finansman Yükü Hafiflese de Sanayicinin Omuzundaki Baskı Sürüyor
İSO 500 Büyük Sanayi Kuruluşu 2025 verileri, Türkiye sanayisinin yüksek faiz ve sıkı para politikasının etkilerini hissetmeye devam ettiğini açık şekilde ortaya koyuyor. Finansman maliyetlerinde 2024 yılına kıyasla sınırlı bir iyileşme görülse de, şirket bilançoları üzerindeki baskı hâlâ tarihsel ortalamaların oldukça üzerinde seyrediyor.
Hatırlanacağı üzere, 2024 yılında İSO 500 şirketlerinin finansman giderleri yalnızca %16 artmasına rağmen, faaliyet kârı %31,6 gerilemiş, bunun sonucunda finansman giderlerinin faaliyet kârına oranı %56,9’dan %96,6’ya yükselerek tarihi zirvelerden birine ulaşmıştı. Başka bir ifadeyle, sanayi şirketleri faaliyetlerinden elde ettikleri kârın neredeyse tamamını finansman giderlerine ayırmak zorunda kalmıştı.
2025 yılı verileri ise bu baskının kısmen hafiflediğini ancak sorunun henüz çözülemediğini gösteriyor.
Net satışlar 2025 yılında %27 artış gösterirken, finansman giderleri %38,1 gibi daha yüksek bir oranla artarak 854,7 milyar TL’ye ulaştı. Böylece finansman giderlerinin net satışlar içindeki payı %6’dan %6,6’ya yükseldi. Bu tablo, satış gelirleri artsa bile finansman maliyetlerinin daha hızlı büyüdüğünü ve şirketlerin önemli bir bölümünün büyüme performansını kredi maliyetleri nedeniyle bilançolarına yansıtamadığını ortaya koyuyor.
Olumlu tarafta ise faaliyet kârındaki toparlanma dikkat çekiyor. Faaliyet kârı 2025 yılında %57,1 artışla yaklaşık 1 trilyon TL’ye ulaşırken, finansman giderlerinin faaliyet kârına oranı %96,6’dan %84,9’a geriledi. Bu gelişme ilk bakışta önemli bir iyileşme gibi görünse de, tarihsel perspektiften bakıldığında tablo hâlâ endişe verici.
Çünkü 2015-2024 döneminde finansman giderlerinin faaliyet kârına oranı ortalama %64,5 seviyesinde gerçekleşmişti. Buna göre 2025 yılında kaydedilen %84,9’luk oran, uzun dönem ortalamasının yaklaşık 20 puan üzerinde bulunuyor. Bu da sanayi şirketlerinin yüksek faiz ortamının yarattığı finansman baskısını hâlâ yoğun şekilde yaşamaya devam ettiğini gösteriyor.
Verilerin Verdiği Mesaj
İSO 500 sonuçları, para politikasındaki sıkılığın reel sektör üzerindeki etkisinin henüz sona ermediğine işaret ediyor. Faaliyet kârlılığındaki toparlanma olumlu olmakla birlikte, şirketlerin ürettiği katma değerin çok önemli bir kısmı finansman maliyetleri tarafından tüketilmeye devam ediyor.
Bu nedenle firmalar açısından önümüzdeki dönemde;
- işletme sermayesi yönetiminin güçlendirilmesi,
- nakit dönüş süresinin kısaltılması,
- borç vadesi ve faiz riskinin yeniden yapılandırılması,
- özkaynak finansmanının artırılması,
- verimlilik ve kârlılık odaklı üretim modellerine geçilmesi,
her zamankinden daha kritik hale geliyor.
Sonuç olarak, 2025 verileri finansman baskısının zirveden geri dönmeye başladığını gösterse de, sanayi sektörünün hâlâ tarihsel ortalamaların oldukça üzerinde bir faiz yükü taşıdığını ortaya koyuyor. Bu görünüm, para politikasındaki normalleşmenin hızına bağlı olarak 2026 yılında finansman maliyetlerinin seyri açısından belirleyici olmaya devam edecek.
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.039)
- BANKA ANALİZLERİ (151)
- BANKA HABERLERİ (3.603)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (579)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.978)
- GÜNCEL (4.522)
- GÜNDEM (3.557)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (146)
- ŞİRKETLER (2.722)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (580)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.466)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (56)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (11)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (821)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (114)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (53)
- Onur ÇELİK (57)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (93)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (19)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Dünya Kupası'nda devlerin savaşında muazzam ekonomik başarı 19/07/2026
- Merz'den kapsamlı kabine değişikliği mesajı 19/07/2026
- Dr. Can Fuat Gürlesel hayatını kaybetti 19/07/2026
- MÜSİAD Başkanı Özdemir, yılın ikinci yarısına ilişkin beklentilerini açıkladı 19/07/2026
- Trump'tan İran'ın mutabakat açıklamasına yanıt 19/07/2026
- Engelli araç ithal işlemlerinde randevu sistemi geliyor 19/07/2026
- Elektrikli araç şarj hizmetlerinde büyük artış 19/07/2026
- İran'dan Kuveyt'teki ABD hedeflerine saldırı 19/07/2026
- Ekonomi ve siyaset gündemi - 19 Temmuz 2026 19/07/2026
- ABD'den ölen askerleri için misilleme saldırısı 19/07/2026
SON YAZILAR
- Altın ve Gümüş: Nerede kalmıştık? 22/07/2026
- Savaşın gölgesinde gözler yeniden teknoloji devlerinin bilançolarında 21/07/2026
- Finansman giderleri/faaliyet karı oranı 2025’te de çok yüksek 21/07/2026
- İSO, “Türkiye’nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2025” Araştırmasının Sonuçlarını Açıkladı 21/07/2026
- Ekonomide “Ruj Etkisi” Nedir? 20/07/2026
- KGF Akbank Mobil’de 20/07/2026
- HANGİ SEKTÖRLERE YATIRIM YAPMALI, HANGİLERİNE YAPMAMALI ? 20/07/2026
- Dernek ve Vakıflarda Güven Krizi 19/07/2026
- Bankacılara da Yeşil Pasaport Verilsin 19/07/2026
- Şirkete Değil, Kariyerinize Sadık Kalın 18/07/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini4 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu






