Connect with us

GÜNCEL

2024’te Teknoloji Trendleri

Yayınlanma:

|

Her yeni yıla girerken, gelişen yeni teknolojilerin hayatımıza nasıl etki edeceğine yönelik tahminler artış gösterir. Bu süreçte, öne çıkan trendlere ilişkin neyin kalıcı, neyin abartı olacağını da doğru değerlendirmek gerekir. 2024’e yaklaşırken, her ne kadar jeopolitik sorunlar, ekonomik istikrarsızlık ve iklim krizi orta ve uzun vadeli planlama yapmayı zorlaştırsa da yeni teknolojilerin yaşama, çalışma ve dünyayla ilişki kurma şeklimizi pek çok açıdan yeniden şekillendireceğinin de bilincinde olmamız gerekiyor. Bu doğrultuda bu yeni teknolojilerin etkilerini doğru analiz edip, onlardan nasıl yararlanacağımız üzerinde düşünmemiz oldukça önemli. 2024’te üretken yapay zekâdan sürdürülebilir teknolojilere; giyilebilir teknolojilerden, siber dayanıklılık ve uydu iletişimine kadar yeni teknolojiler alışık olduğumuz sınırları yeniden tanımlamaya hazırlanıyor.

Yeni teknolojiler özelinde tahminlerde bulunurken, geleceğimizi etkileyecek olanın yalnızca teknolojilerin etkileri ya da uygulamaları değil; aynı zamanda aşılması gereken etik ikilemler, belirlenmesi gereken standartlar ve savunulması gereken insani değerler olduğunun da bilincinde olmamız gerekiyor. Vaatleri ve tuzaklarıyla birlikte dijital çağ, bizi sadece seyirci ya da kullanıcı olmaya değil, aynı zamanda geleceği aktif olarak şekillendirmeye de davet ediyor.

Her yıl sonunda olduğu gibi, yeni yıla girmekte olduğumuz şu günlerde, ivme kazanacak ve daha da ön plana çıkacak teknoloji trendlerini, yararlandığım farklı kaynaklar ve araştırmalarım doğrultusunda iki bölüm olarak paylaşacağım.

2022 metaverse, 2023 üretken yapay zekâ yılıydı; 2024 de tartışmasız yapay zekânın ön planda olduğu bir yıl olacak.

Yapay zekâ dünyamızı şekillendirmeye devam ediyor ve 2024’e yaklaşırken, yapay zekânın benzeri görülmemiş bir hızla yaygınlaştığını gözlemliyoruz.  Öncelikle, şunun bilincinde olmamız gerekiyor: yapay zekâ yeni bir teknoloji değil ve kesinlikle yaklaşmakta olan bir teknoloji trendi de değil. Ancak, yapay zekâ; evrimi sürekli ve artarak devam eden modern teknolojideki en dinamik ve dönüştürücü alanlardan birini teşkil ediyor. Dolayısıyla, yapay zekânın yeteneklerini artıracak algoritmalar ve platformlar ile 2024 yılının yapay zekânın ön planda olacağı bir yıl olacağını söyleyebiliriz (IEEE tarafından gerçekleştirilen güncel bir araştırmaya göre de yapay zekâ 2024 yılında küresel olarak en önemli teknoloji alanı olacak). Her alanda işlerimizi kolaylaştıracak sanal asistanlar, kişiselleştirilmiş sağlık çözümleri, otonom araçlar ya da karar destek sistemleri günlük yaşamlarımızda çok farklı alanlarda karşımıza çıkıyor olacak.

Sunduğu sayısız fırsatın yanında, yapay zekâyla ilgili ciddi sorunların da bilincinde olmamız gerekiyor. Hep belirttiğimiz ancak yeteri kadar odaklanılmayan yapay zekâ etiğinin ve yapay zekânın topluma etkisinin de dikkate alınması gerektiği bir döneme giriyoruz. Fark edilmeyen önyargıların, adaptasyon zorluklarının ve yapay zekânın faydalarının nüfusun belirli kesimlerine eşit olmayan şekilde dağıtılıp, diğerlerinin zararına olabileceğinin farkında olmamız gereken bir zamandayız. Bu doğrultuda şirketlerin, hükümetin ve kanun koyucuların, bir an önce harekete geçerek gerekli düzenlemeleri gerçekleştirmesi gerekiyor.

Görünmez yapay zekâ

İşletmelerin, hâlihazırda çeşitli yapay zekâ uygulamalarını kullandığı alanlar arasında; müşterilerin bir şirket veya ürün hakkında ne hissettiğini anlamak için duygu analizinden yararlanmak, kulağa doğal gelen bir dilde otomatik müşteri hizmetleri sağlayabilen sohbet robotları sağlamak ya da tercihler doğrultusunda ek ürünler sunan öneri motorları gibi uygulamalar yer alıyor. Bu tarz uygulamalar o kadar yaygın hale geldi ki, bu sistemlerin çoğunun yapay zekâ tarafından desteklendiğini unutuyoruz ya da farkında olmadan kullanıyoruz.

Öte yandan yapay zekâ sağlık alanında yeni tedavi süreçlerini geliştirmek için de kullanılıyor. Birden fazla sensörden ve diğer kaynaklardan gelen veriler arasındaki korelasyonlara dayalı öngörü analizleri ile operasyonları iyileştiriyor ya da üç boyutlu hiper-gerçekçi avatarlar ya da dijital ikizler gibi metaverse uygulamalarını mümkün kılıyor. Hatta doğal afetlere yönelik erken uyarı sistemlerinde ya da performans veya güvenlikten ödün vermeden enerji tüketimini yönetmek ve azaltmak için de kullanılabiliyor.

IEEE tarafından gerçekleştirilen bir araştırmaya göre, 2024’ün en öne çıkacak yapay zekâ uygulama alanları şu şekilde olacak:

• Gerçek zamanlı siber güvenlik açığı tespiti ve saldırıları önleme

• Tedarik zinciri ve depo otomasyonu verimliliğinin artırılması

• Yazılım geliştirmeye yardımcı olmak ve hızlandırmak

• Müşteri hizmetlerinin otomatikleştirilmesi

• Aday tarama ve işe alım sürelerinin kısaltılması

• Salgınların takibi ve ilaç keşfinin hızlandırılması

• Şebeke güç kaynaklarının otomatikleştirilmesi ve stabilizasyonu

Yapay zekâ karar destek algoritmaları ile daha doğru karar zekâsı

Yaşamımız boyunca pek çok kritik karar vermek durumunda kalıyoruz ve bazen bu kararlarımıza sonradan oldukça hayıflanıyoruz. Yapay zekâ, çok çeşitli, olası seçenekleri inceleyerek bunları belirli kriterlere göre daraltıp sınıflandıran karar destek sistemleri ile karar zekâsını artırıyor. Bu sistemler, satın alma kararlarında, sağlık tedavi seçeneklerinde ve hatta piyasa koşullarına yönelik fiyatlandırma stratejilerini belirlemede uygulanabilir. Yapay zekâ, maliyet analizi, sürdürülebilirlik, hedef kitle gibi birçok kritere göre seçenekler önererek, sizi rekabette öne çıkarabilir. Bununla birlikte Dünya Ekonomik Forumu tarafından gerçekleştirilen bir çalışmaya göre yakın zamanda, bu tarz karar destek sistemleri, yönetim kurulu kararlarında bile kullanılacak.

Yapay zekâ sanat, paradigmalarını değiştiriyor

Yapay zekânın üretmeye başladığı sanat eserleri sadece başlangıç. Geleceğin yapay zekâsı bir dizi gereksinimi karşılayarak mevcut ürünler için tamamen yeni tasarımlar ortaya çıkarabilir. Örneğin, yeterince geniş kriterlere sahip bir yapay zekâ, daha iyi bir araba tasarlamayı değil, ulaşım için tamamen yeni bir çözüm önermeyi tercih edebilir. Sürücüsüz araçlar ile drone teknolojisini birleştiren, paylaşım ekonomisine bambaşka bir soluk getiren ulaşım örneklerinde olduğu gibi…

Artırılmış iş zekâsı: İşbirlikçi yapay zekâ

2024’e girerken insan-makine etkileşimlerinde önemli gelişmelerin yaşandığı bir dönemin de başında bulunduğumuzun bilincinde olmamız gerekiyor. Yapay zekâ, çeşitli sektörlerde, önemli bir işbirlikçi ortak olarak işyerindeki insan-makine dinamiğini temelden değiştirecek. İnsanlar ve makineler arasındaki sinerji, en son teknolojiler ve yenilikçi yaklaşımların da etkisiyle yeni boyutlara ulaşacak.

Bu süreçte odak noktamız yalnızca verimliliği artırmak değil, aynı zamanda insanlar ve makineler arasında daha derin bir anlayış geliştirmek olmalı. Amaç, yalnızca duyarlı değil aynı zamanda empatik arayüzler oluşturmak ve teknolojinin günlük hayatımızın daha da ayrılmaz ve uyumlu bir parçası haline geldiği bir geleceğe öncülük etmek olmalı.

Yeni nesil çok modlu üretken yapay zekâlar

2022’nin sonlarına doğru Open AI tarafından piyasaya sürülen ChatGPT teknoloji dünyasını derinden sarsacak bir dönüm noktası oldu. Zamanla, gelişen yeni versiyonları ile ChatGPT ve diğer benzer üretken yapay zekâ platformları sürekli daha iyi performans sergilemeye başladı. Üretken yapay zekâ, 2023’ün açık ara en gündemde olan teknolojisiydi. Özellikle üretken yapay zekâ yazılımı, yaratıcılığın geleceğine dair tartışmalardan, okullarda kullanım tartışmalarına ya da aslında var olmayan yazarlar hakkındaki skandallara kadar manşetlerde yerini aldı.

İlk nesil üretken yapay zekâ araçları, metin yazma veya resim oluşturma gibi belirli yeteneklere odaklanmıştı. Önümüzdeki 12 ay boyunca, metin, görsel ve ses gibi çeşitli veri türlerini işleme ve sorunsuz bir şekilde entegre etme yetenekleriyle karakterize edilen çok modlu yapay zekâ sistemlerinin ortaya çıkışını göreceğiz. Bu, daha doğal ve sezgisel kullanıcı etkileşimlerini kolaylaştıracak ve çeşitli alanlardaki uygulamaları büyük ölçüde geliştirecek. Örneğin, bir makale yazıp ona eşlik eden bir görsel bulabilecek veya çok dilli senaryolar yazarken ilgili sahnelerin arka planını da oluşturabileceksiniz.

Bu sistemler, karmaşık sorgulara doğru şekilde yanıt verebilen gelişmiş sanal asistanlara da olanak tanıyacak. Duyguları ve niyetleri yorumlayabilen gelişmiş müşteri hizmetleri botları; yenilikçi eğitim araçları, sürükleyici eğlence deneyimleri ve engelli kullanıcılar için geliştirilmiş uygulamalar daha verimli şekilde desteklenecek.

Kuantum yapay zekâ: Yeni Sınır

Kuantum teknolojisi çok uzun süredir araştırılıyor ve büyük heyecana neden oluyor. Hâlâ tam potansiyeli ortaya çıkmasa da kuantum teknolojisi farklı şekillerde kullanılabiliyor. Bunlardan biri de yapay zekânın işlem gücünü artırmak.

Kuantum mekaniğinin ilkelerinden yararlanan kuantum yapay zekâ, klasik hesaplamanın ötesinde önemli bir atılımı temsil ediyor. Bu olağanüstü yetenek, kuantum yapay zekânın çok büyük, karmaşık veri kümelerini benzeri görülmemiş hızlarda analiz etmesine ve işlemesine olanak tanıyor. Kuantum teknolojisi, yapay zekânın geleneksel bilgisayarların yapamayacağı görevleri yerine getirmesini sağlayarak yapay zekâ potansiyelinin bir sonraki açılımını sağlıyor.

Kuantum yapay zekâ, 2024 yılında hızlı moleküler simülasyonlar yoluyla ilaç keşiflerini hızlandırabilir, iklim değişikliği modellerini daha doğru tahminlerle geliştirebilir ve gelişmiş finansal piyasa analizlerini gerçekleştirebilir. Bu teknoloji artık sadece bir moda değil, aynı zamanda işletmelere farklı fikir ve karar verme yetenekleri sağlayan, böylece veri odaklı stratejilerde devrim yaratan ve yenilik ve verimlilikte yeni sınırlar yaratan pratik bir araç olma yolunda.

Yapay zekâ’daki gelişmeler ve odak, pek çok işletme için CAIO (baş yapay zekâ sorumlusu) rolünü gerekli kılıyor.

Yapay zekânın platform olarak çalışanların kullanımına sunulması ve giderek daha fazla çalışanın bu araçlardan yararlanmaya başlayarak işlerine entegre etmesi; kurumlarda, bu teknolojilerin kullanımını denetlemek için bir yapay zekâ yöneticisi ihtiyacını ortaya çıkarıyor.

Bu yönetici, kurumunu veri sızıntısından veya güvenlik tehditlerinden korumak amacıyla yapay zekâyı kullanma konusunda politikalar geliştirmekten; iş gücünü eğitmeye, iş süreçlerini otomatikleştirmeye ve müşteri memnuniyetini artıracak kişisel hizmetler kurgulamaya kadar uçtan uca tüm yapay zekâ stratejilerinden sorumlu olacak ve bu stratejilerin uygulanmasını sağlamaktan yükümlü olacak.

Fikri mülkiyet ve telif haklarıyla ilgili yasal ortam ihtiyacı kendini gösteriyor.

Üretken yapay zekânın hızla yaygınlaşması, özellikle fikri mülkiyet ve telif hakkı konularıyla ilgili karmaşık yasal zorlukları artırdı. 2024’te bir diğer tartışma alanı sanat, müzik ve edebiyat eserleri de dahil olmak üzere yapay zekâ tarafından oluşturulan içeriklere yönelik hukuki karmaşıklıklar olacak. Bu tartışmalar, yapay zekâ ile yapılan eserlerin ya da çalışmaların, haklarının ve mülkiyetinin belirlenmesini; yapay zekânın içerik oluşturmadaki rolünü ele almak için yeni yasal çerçevelerin ve yönergelerin geliştirilmesini gerektiren incelikli bir yasal ortam ihtiyacını ortaya koyuyor.

Yapay zekâ mevzuatı: İnovasyon ve regülasyonların dengelenmesi

Sadece sanat ya da fikri mülkiyet açısından değil; yapay zekâ teknolojilerinin her yerde yaygınlaşması sağlam yasal çerçeveleri gerektiriyor. Yapay zekâ gelişmeye ve çeşitli sektörlerde giderek daha fazla kullanılmaya devam ettikçe, birçok ülke yapay zekâya yönelik yasaların ve mevzuatların hazırlanmasını hızlandırıyor.  Örneğin, Avrupa Birliği, ilk yapay zekâ düzenlemesini işaret eden yapay zekâ yasası üzerinde geçici bir anlaşmaya varırken, Çin, deepfake’lerin izinsiz üretilmesini kısıtlayan yasaları uygulamaya koydu.

2024’e girerken, kapsamlı ve uyumlu hale getirilmiş yapay zekâ düzenlemelerine yönelik bu eğilimin, küresel olarak daha hesap verebilir ve güvenli bir yapay zekâ ortamını şekillendirecek etik yapay zekâya vurgusuyla devam etmesi muhtemel.

İnsani değerlere uygun bir yapay zekâ

Times’a göre 2024’de yapay zekâ özelinde öne çıkacak konulardan biri constitutional (“anayasal”) yapay zekâ olacak. Yapay zekâ konusunda yanıtlanmamış en büyük sorulardan birini, yapay zekânın insani değerlerle nasıl uyumlu hale getirileceği oluşturuyor. Bu sistemler insanlardan daha akıllı ve daha güçlü hale gelirse, insan gelişimini merkeze koyan kurallarla sınırlandırılmadığı sürece türümüze zararlar verebilir.

OpenAI’ın ChatGPT’yi önceki modellerin ırkçı ve cinsiyetçi davranışlarını önlemek için kullandığı süreç iyi çalıştı. Bu süreçte “insan geribildirimiyle takviyeli öğrenme” olarak adlandırılan bir teknik aracılığıyla büyük miktarda insan emeğinden de yararlanıldı. Böylelikle, yapay zekâyı iyi olduğunda ödüllendirip kötü olduğunda cezalandıran uygulama, etkili ve nispeten zararsız bir sohbet robotu geliştirdi. Ancak, bu yöntem de büyük ölçüde insan emeğine dayandığından ne kadar ölçeklenebilir olduğu konusunda büyük bir soru işareti bulunuyor. Bununla birlikte, bireysel değerlendiricilerin önyargılarına veya hatalarına tabi olması soru işaretlerini ortadan kaldırmıyor. Kural listesi ne kadar karmaşıksa, başarısızlığa daha yatkın hale geliyor.

İlk olarak Aralık 2022’de yayınlanan bir makalede açıklanan anayasal yapay zekâ, yapay zekâ sistemlerinin artık doğal dili anlayacak kadar yetenekli olduğu gerçeğinden yararlanarak bu sorunları çözmeye çalışıyor. Fikir oldukça basit. Öncelikle yapay zekânızın takip etmesini istediğiniz değerleri ortaya koyan bir “anayasa” hazırlanır. Sonrasında, yapay zekâyı, yanıtların anayasaya ne kadar uygun olduğuna göre puanlandırması için eğitirsiniz ve ardından modeli, daha yüksek puan alan yanıtlar üretmesi için teşvik edersiniz. Yani, insan geribildirimlerinden takviyeli öğrenme yerine yapay zekâ geribildirimlerinden takviyeli öğrenme kullanılabilir. Daha basit bir deyişle, yapay zekâyı denetlemek için yine yapay zekâdan yararlanmak mümkün. Tabii ki anayasal yapay zekânın, yapay zekânın kimin değerlerine göre oluşturulması gerektiği sorusuna yanıt bulması ve yapay zekâ kontrol sistemlerinin insanlarca denetleneceği bir sağlama mekanizması kurgulanması da gerekiyor.

Etik Yapay Zekâ – Koddaki eksiklik tamamlanacak mı?

Yapay zekânın iş dünyasında ve günlük hayatımızda kullanımının katlanarak büyümesi, şeffaflık, adalet, olası işten çıkarmalar ve yapay zekâ kontrolüne ilişkin belirsizlikler konusundaki endişeleri artırıyor. Yapay zekâ daha fazla alana yayılırken, işletmelerin sorumlu ve etik gelişime öncelik vermesi gerekiyor.

2024’te etik yapay zekâya daha fazla odaklanılmasını beklemeliyiz ve bunun takipçileri olmalıyız. Uygulama geliştiricilerin, topluma daha fazla katkıda bulunacak, sosyal sorumluluğa sahip yapay zekâya odaklanması gerekiyor.

Yapay zekâ sistemlerinde önyargının ortadan kaldırılması ve şeffaflığın sağlanması konusundaki çalışmalar bu sürecin başlangıcı olabilir. Şirketlerin, eğitim verileri ve algoritmalarında ırk, cinsiyet veya diğer önyargı sorunlarını proaktif bir şekilde ele alması gerekecek.

İleriye dönük olarak kurumların, sistemlerini değerlendirmek, hesap verebilmek ve modellerinin adil bir şekilde geliştirildiğini belgelemek için sağlam çerçevelere sahip olmaları da gerekiyor.

Yapay zekâyı kullanan insanlar, kullanmayanların yerini alacak.

2024’te üretken yapay zekâ neredeyse tüm kurumsal rolleri ve seviyeleri etkileyecek. Alışılmış, tekrarlanan görevleri gerçekleştirmek için günün her saatinde çalışan yapay zekâ botları, insanları daha yüksek değere sahip, stratejik işler yapmaya yönlendirecek.

Bundan dolayı, yaratıcılık (şirket liderlerinin 2025 yılına kadar en değerli olarak belirttiği yetkinlik), nitelikli karar verme ve empati gibi farklı insani özellikler daha da önemli hale gelecek. Ancak çalışanların başarılarını artırmak için yeni meslektaşlarına güvenmesi gerekiyor. Bu güveni geliştirmek, yalnızca yapay zekâ modellerinin etkinliği konusunda değil, aynı zamanda çalışanlara yeni beceriler kazandırılması ve eğitilmesi konusunda da titizlik gösterilmesini gerektiriyor.

Yapay zekânın gelişimi ile farklı sorunlarla da karşılaşacağımızın bilincinde olmalıyız.

Yapay zekânın gelişimi ile kendini gösteren sorunların başında işten çıkarmalar geliyor. Otomasyonun işlerin yerini alma ve sonuçta çeşitli sektörlerde işsizliğe yol açma potansiyeli gerçek bir endişe kaynağı. Elbette bu süreçleri tasarlamak, sonuçta yöneticilerin kararında olacak. Yine de yapay zekânın insanlar için bir tehdit haline gelmesinden ziyade, özellikle karmaşık problem çözme senaryolarında insan-yapay zekâ iş birliğinin faydalı olacağına ve daha yaygın hale geleceğine odaklanmak gerekiyor.

Öte yandan, yapay zekâ sistemlerinin eğitilmesini sağlayan verilerin güvenilirliği ve objektifliği de oldukça önemli.  Eğer veriler önyargılıysa yapay zekâ sistemi de önyargılı olacaktır. Bu durum belirli insan gruplarına adil olmayan muameleye yol açabilir. Yapay zekânın hep iyilik odaklı, topluma fayda sağlayacak kullanım alanlarını paylaşıyoruz. Ancak yapay zekâ sistemleri, otonom silahlar geliştirmek veya dezenformasyon gibi kötü amaçlar için de kullanılabilir ve kullanılıyor. Bu, ele alınması gereken ciddi bir sorun. Yapay zekâ sistemleri daha karmaşık hale geldikçe insanların bunları anlaması ve kontrol etmesi giderek zorlaşabiliyor. Bu, yapay zekâ sistemlerinin anlamadığımız veya kabul etmediğimiz kararlar almasına yol açabilir.

Yapay zekâ güçlendikçe daha önce hiç karşılaşmadığımız yeni ve kritik etik zorluklar da ortaya çıkacak. Örneğin yapay zekânın ölüm kalım sonuçları doğuracak kararlar vermesinin uygun olup olmadığına nasıl karar vereceğiz?

Bunlar, yapay zekânın 2024’te karşılaşabileceğimiz potansiyel zorluklarından sadece birkaçı. Bu zorlukların farkında olmak ve bunlarla nasıl başa çıkabileceğimizi düşünmeye başlamak önemli. Bunu yaparak yapay zekâyı zarar vermek için değil, iyilik için kullanılmasını sağlamaya yardımcı olabiliriz. Şunun da bilincinde olmalıyız: yapay zekânın gücünü insan yaratıcılığıyla harmanlayan kurumsal liderler, iş dünyasında yeni bir çağ başlatacak.

HBR-Ergi ŞENER

Okumaya devam et

BORSA

Kontrolmatik’te ödeme krizi büyüyor

Yayınlanma:

|

Yazan:

Kontrolmatik’te ödeme krizi büyüyor: Borçlanma araçlarında ikinci dalga

Kontrolmatik’te Mayıs ayında başlayan borç ödeme sorunu Eylül ayında yeni bir halkaya dönüştü. Şirketin 100 milyon TL nominal değerli finansman bonosunun anapara ve kupon ödemesi yapılamazken, aynı gün bir başka tahvilin kupon ödemesi de gerçekleştirilemedi. Böylece şirketin vadesinde yerine getiremediği borçlanma aracı yükümlülükleri 1 milyar TL’yi aştı. Asıl dikkat çekici tablo ise şirket bilançosundaki yüksek finansal borç, düşük nakit ve kısa vadeli yükümlülük baskısı.

Kontrolmatik Teknoloji Enerji ve Mühendislik A.Ş.’de borç ödeme krizi yeniden gündemde.

Merkezi Kayıt Kuruluşu’nun (MKK) 4 Eylül 2026 tarihli bildirimine göre şirket tarafından ihraç edilen TRFKNTR92611 ISIN kodlu 100 milyon TL nominal değerli finansman bonosunun itfa ve kupon ödemesi vadesinde gerçekleştirilemedi.

Aynı gün TRSKNTR32719 ISIN kodlu tahvilin kupon ödemesi de şirketin gerekli tutarı MKK sistemine aktarmaması nedeniyle yatırımcılara ödenemedi.

Bu gelişme tek başına değerlendirildiğinde bir tahvil ödeme problemi gibi görünebilir. Ancak Kontrolmatik’in son dört aylık ödeme takvimine bakıldığında çok daha önemli bir tablo ortaya çıkıyor.

Mayıs’ta başlayan süreç Eylül’de devam ediyor

Kontrolmatik’in borçlanma araçlarında ilk büyük ödeme sorunu 15 Mayıs 2026’da yaşandı.

Şirketin;

  • TRSKNTR52618 kodlu tahvilinin 250 milyon TL anaparası,
  • TRFKNTR52615 kodlu finansman bonosunun 200 milyon TL anaparası

ile bunlara ilişkin son kupon ödemeleri gerçekleştirilemedi.

İki aracın toplam anaparası 450 milyon TL, kuponlarla birlikte vadesinde yapılamayan ödeme ise yaklaşık 502,2 milyon TL oldu.

Daha önemlisi, şirket aynı gün banka kredilerinin yeniden yapılandırılması için Halkbank ve VakıfBank’a başvurduğunu KAP’a açıkladı.

Şirket, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun Geçici 32. maddesi kapsamındaki Finansal Yeniden Yapılandırma Çerçeve Anlaşması çerçevesinde mevcut banka kredilerinin yeniden yapılandırılmasını istedi. Amaç; borçları yeni bir ödeme takvimine bağlamak, operasyonların devamlılığını sağlamak ve özellikle varlık satışları yoluyla mali yapıyı güçlendirmek olarak açıklandı.

Haziran: İki kupon daha ödenemedi

Sorun Mayıs ayıyla bitmedi.

5 Haziran 2026’da TRFKNTR92611 ve TRSKNTR32719 kodlu iki borçlanma aracının kupon ödemeleri de gerçekleştirilemedi. Her iki aracın nominal değeri 100’er milyon TL ve dönemsel kupon oranı yüzde 11,59 seviyesindeydi. İki kuponun toplam tutarı yaklaşık 23,18 milyon TL oldu.

Bu gelişmenin ardından söz konusu borçlanma araçları Borsa İstanbul Borçlanma Araçları Piyasası’nda Gözaltı Pazarı’na alındı.

Temmuz: 400 milyon TL’lik bono da ödenemedi

Bu kez 3 Temmuz 2026’da 400 milyon TL nominal değerli TRFKNTR72613 kodlu finansman bonosunun itfa ve kupon ödemeleri gerçekleştirilemedi.

Bononun dönemsel kupon oranı yüzde 15,32 idi. Yaklaşık 61,28 milyon TL kupon ile 400 milyon TL anapara dikkate alındığında vadesinde yapılamayan toplam ödeme yaklaşık 461,28 milyon TL seviyesine ulaştı.

Ve şimdi Eylül…

4 Eylül’de yeni 100 milyon TL’lik halka

4 Eylül’de vadesi gelen 100 milyon TL nominal değerli TRFKNTR92611 finansman bonosunun hem anaparası hem de kuponu ödenemedi.

Aynı gün TRSKNTR32719’un kuponu da ödenemedi.

Böylece Kontrolmatik’te: 15 Mayıs → 5 Haziran → 3 Temmuz → 4 Eylül olmak üzere dört ayrı kritik ödeme tarihinde aksama yaşandı.

Bugünkü iki kuponun tutarı ayrıca hesaplanmadan dahi, bu tarihlerde vadesinde gerçekleştirilemeyen anapara ve kupon ödemeleri 1,08 milyar TL’yi aşmış durumda.

Buradaki kritik nokta şu: Artık mesele tek bir tahvilin ödenememesi değil; şirketin borç servis kapasitesinin süreklilik gösteren biçimde zorlanmasıdır.

Borsa İstanbul neden Yakın İzleme Pazarı’na aldı?

Kontrolmatik açısından bir başka önemli gelişme de 18 Haziran 2026’da yaşandı. Borsa İstanbul, KONTR paylarını Yıldız Pazar’dan çıkararak Yakın İzleme Pazarı’na aldı.

Kararın dayanağı Kotasyon Yönergesi’nin 35/1-d maddesi oldu. Bu düzenleme, finansman sıkıntısını gösteren derecede vadesi geçmiş finansal, ticari, kamu veya personel borçlarının bulunması gibi durumlarda şirket paylarının Yakın İzleme Pazarı’na alınabilmesine imkân tanıyor.

Bu karar, piyasaya verilen önemli bir mesajdı: Kontrolmatik’teki ödeme problemi artık yalnızca şirket ile alacaklıları arasındaki özel bir finansman meselesi olarak görülmüyor; yatırımcıların korunmasını gerektirecek ölçüde piyasa düzenlemesi konusu haline gelmiş durumda.

Kredi notu da alarm veriyor

Mayıs ayındaki ödeme aksaklığının ardından Kontrolmatik’in uzun vadeli ulusal kurum kredi notu B- (tr)/Negatif’ten prD (tr)/Negatif’e indirildi. “prD” seviyesine geçiş, şirketin finansal yükümlülüklerini yerine getirme konusunda temerrüt/ödeme problemi yaşadığını gösteren çok daha ağır bir kredi risk sinyali.

Bu nedenle Eylül ayında yaşanan yeni ödeme aksaklığı, yatırımcı açısından Mayıs’taki gelişmeden bağımsız değerlendirilemez.

Kaynaklar: KAP, MKK, Borsa İstanbul ve Kontrolmatik finansal raporları ile güncel piyasa haberleri taranarak hazırlanmıştır

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

İhracatçıya ucuz kredi hamlesi: Reeskont kredilerde yeni dönem

İhracatçıya reeskont kredisi desteğinde yeni dönem: BSMV istisnası genişletildi

Yayınlanma:

|

Kısa ve uzun vadeli reeskont kredilerinin tamamı BSMV istisnası kapsamına alındı. Finansman maliyeti yüzde 23,95 olan reeskont kredilerinde vergi yükünün kaldırılması, ihracatçıların kredi maliyetini aşağı çekecek. Günlük kredi limiti de 5 milyar TL’ye yükseltilmiş durumda.

İhracatçıların uzun süredir beklediği finansman maliyetini azaltacak önemli bir düzenleme yürürlüğe girdi. 5 Eylül 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile ticari bankalar tarafından kullandırılan TCMB kaynaklı reeskont kredilerinde uygulanan Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi (BSMV) istisnasının kapsamı genişletildi.

Düzenlemeyle daha önce kısa vadeli reeskont kredileri açısından uygulanan istisna, uzun vadeli reeskont kredilerini de kapsayacak şekilde genişletildi. Böylece TCMB kaynaklı reeskont kredilerinin tamamında ihracatçı açısından önemli bir maliyet kalemi ortadan kaldırılmış oldu.

Ticaret Bakanlığı da düzenlemenin amacını, ihracatçıların finansmana erişimini kolaylaştırmak ve finansman maliyetlerini düşürmek olarak açıkladı.

Reeskont kredisinde maliyet yüzde 23,95

Düzenlemenin önemini anlamak için reeskont kredilerindeki son değişikliklere bakmak gerekiyor.

TCMB ile Ticaret Bakanlığı’nın ihracat finansmanına yönelik çalışmaları kapsamında reeskont kredilerinde son dönemde önemli iyileştirmeler yapıldı. Reeskont kredilerinin finansman maliyeti yüzde 23,95’e indirildi.

Bunun yanında;

  • Daha önce 300 milyon TL olan günlük reeskont kredi limiti 5 milyar TL’ye çıkarıldı.
  • Firma başına günlük kredi limiti 45 milyon TL’den 60 milyon TL’ye yükseltildi.
  • Yabancı para cinsi reeskont kredi limiti 5 milyon dolara çıkarıldı.
  • Toplam reeskont kredi programı bütçesi 1 milyar dolar olarak oluşturuldu.
  • Reeskont kredilerinde ilave döviz alma zorunluluğu kaldırıldı.
  • Net ihracatçı uygulaması yerine “ihracatçı skoru” uygulamasına geçildi.

TCMB’nin önceki düzenlemeleri de reeskont kredilerinde firmaların finansmana erişimini kolaylaştırmaya yönelik olmuştu. Örneğin 2025 sonunda TL reeskont kredilerinin günlük limiti artırılmış, firma başına günlük limit 60 milyon TL’ye yükseltilmiş ve YP reeskont kredilerinde firma limiti 5 milyon dolara çıkarılmıştı.

Asıl kritik değişiklik: Uzun vadeli kredi de istisna kapsamında

Yeni düzenlemenin ihracatçı açısından en önemli tarafı ise vade ayrımının ortadan kaldırılması.

Ticari bankalar tarafından kullandırılan TCMB kaynaklı reeskont kredilerinde artık yalnızca kısa vadeli krediler değil, uzun vadeli reeskont kredileri de BSMV istisnasından yararlanabilecek.

Bu, özellikle işletme sermayesi ihtiyacı yüksek, üretim ve ihracat döngüsü uzun olan firmalar açısından önemli.

Çünkü ihracatçı açısından kredi faizinin yanında kredi üzerindeki vergi yükü de toplam finansman maliyetini artırıyor. BSMV’nin kaldırılmasıyla birlikte kredi maliyetinde doğrudan bir düşüş meydana geliyor.

Örneğin:

Finansman maliyetinin yüzde 23,95 olduğu varsayıldığında ve BSMV’nin yüzde 5 olduğu standart yapı dikkate alındığında, yalnızca faiz üzerinden oluşan BSMV yükü teorik olarak maliyeti yüzde 25,15 seviyesine taşıyabilecek bir etki yaratıyor.

Dolayısıyla istisna, özellikle yüksek tutarlı ve uzun vadeli kredilerde ihracatçı açısından milyonlarca liralık maliyet avantajına dönüşebilir.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta ise BSMV’nin kaldırılmasının faiz oranını değiştirmediği, faiz üzerinden doğabilecek vergi yükünü ortadan kaldırdığıdır.

5 milyar TL günlük limit önemli

Düzenlemenin BSMV boyutu kadar önemli diğer tarafı ise reeskont kredi programının kapasitesinin ciddi şekilde artırılmış olması.

300 milyon TL’den 5 milyar TL’ye çıkarılan günlük limit, yaklaşık 16,7 katlık bir artış anlamına geliyor.

Bu durum reeskont kredisinin artık yalnızca sınırlı sayıdaki ihracatçı için kullanılan bir finansman aracı olmaktan çıkarılıp daha geniş bir ihracatçı kitlesine ulaştırılmasının hedeflendiğini gösteriyor.

TCMB’nin reeskont kredileri, vadeli ihracat ve döviz kazandırıcı hizmetlerden doğan alacakların bankalar aracılığıyla Merkez Bankası reeskontuna götürülmesi yoluyla ihracatçıya finansman sağlanmasına dayanıyor.

İhracatçı açısından ne değişiyor?

Yeni düzenlemeyi yalnızca “vergi istisnası” olarak görmek eksik olur.

Aslında üç ayrı kanal aynı anda çalışıyor:

1. Kredi maliyeti düşüyor.
BSMV istisnasının genişletilmesi özellikle uzun vadeli kredilerde finansman yükünü azaltıyor.

2. Krediye erişim kapasitesi artıyor.
Günlük limitin 5 milyar TL’ye çıkarılması, programın toplam kullandırım kapasitesini ciddi biçimde büyütüyor.

3. İhracatçının bilançosu rahatlıyor.
Finansman maliyetinin düşmesi, ihracatçı şirketlerin faiz giderlerini azaltarak faaliyet kârlılığı ve nakit akışı üzerinde olumlu etki yaratabilir.

Bu nedenle düzenleme sadece bankacılık sektörü açısından değil, sanayi şirketlerinin maliyet yapısı ve ihracat rekabetçiliği açısından da önemli.

“Ucuz kredi” tek başına yeterli mi?

Burada önemli bir ayrıntı bulunuyor.

Reeskont kredilerinin maliyetinin düşürülmesi ihracatçı için önemli bir avantaj olsa da, krediye erişimin fiilen ne kadar kolaylaşacağı bankaların tahsis politikalarına ve ihracatçıların kredi değerliliğine de bağlı.

Dolayısıyla 5 milyar TL’lik günlük limitin artırılması tek başına yeterli değil. Bu kaynağın özellikle finansmana erişimde zorlanan KOBİ’lere, emek yoğun sektörlere ve ihracat potansiyeli yüksek firmalara ne ölçüde ulaşacağı kritik olacak.

TCMB’nin reeskont uygulamalarında son dönemde KOBİ’lerin erişimini ve ihracat performansını dikkate alan mekanizmalar da öne çıkıyor.

Bankalar açısından da önemli

Düzenlemenin bir başka boyutu ticari bankalar.

Reeskont kredileri bankalar üzerinden kullandırıldığı için BSMV istisnasının kapsamının genişletilmesi, bankaların ihracatçı müşterilerine sunduğu reeskont finansmanının maliyet yapısını etkiliyor.

Bu nedenle yeni düzenleme “ihracatçıya vergi indirimi”nden ziyade, TCMB kaynaklı sübvansiyon niteliğindeki uygun maliyetli finansmanın vergi ayağının da güçlendirilmesi olarak okunabilir.

Ticaret Bakanlığı’nın açıklamasında da reeskont kredilerinin ihracat finansmanındaki temel politika araçlarından biri olduğu ve ihracatçıların finansmana erişiminin artırılmasının yatırım, üretim, istihdam ve ihracat hedefleri açısından önem taşıdığı vurgulanıyor.

Büyük resim: Türkiye ihracat finansmanını ucuzlatmaya çalışıyor

Son düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde Türkiye’nin ihracat finansmanı politikasında belirgin bir yön görülüyor:

Daha yüksek kredi limiti + daha düşük finansman maliyeti + daha az döviz kısıtı + vergi avantajı.

Bu politika özellikle küresel ticarette rekabetin arttığı bir dönemde ihracatçıların maliyet avantajını koruması açısından önem taşıyor.

Nitekim Ticaret Bakanlığı’nın son açıklamalarında yıllıklandırılmış mal ve hizmet ihracatının 405,3 milyar dolara yükseldiği belirtilirken, reeskont kredilerinde finansman koşullarının iyileştirilmesine yönelik çalışmaların sürdüğü ifade edildi.

Bankavitrini yorumu

Yeni BSMV istisnası tek başına büyük bir devrim değil; ancak son dönemde reeskont kredilerinde yapılan düzenlemelerle birlikte değerlendirildiğinde önemli bir finansman paketi ortaya çıkıyor.

Buradaki kritik soru artık “ihracatçıya ucuz kredi verilecek mi?” değil, “bu ucuz kaynağa hangi ihracatçı ne kadar ve ne hızla ulaşabilecek?”

Çünkü yüksek faiz ortamında yüzde 23,95 maliyetle sağlanan ve BSMV avantajı da bulunan reeskont finansmanı, piyasa koşullarına kıyasla oldukça önemli bir avantaj yaratıyor. Ancak avantajın ihracatçı şirketlerin gerçek finansman maliyetine yansıması için bankaların kredi tahsis süreçlerinin de bu mekanizmayla uyumlu çalışması gerekiyor.

Sonuç olarak 5 Eylül düzenlemesi, ihracatçıların finansman maliyetini aşağı çeken; özellikle uzun vadeli finansmanda etkisi daha fazla hissedilecek yeni bir destek mekanizması niteliğinde.

Ticaret Bakanlığı · TCMB

Okumaya devam et

BORSA

Fonlarda vergi ayarı: Yüzde 10 stopaj resmen başladı

Yayınlanma:

|

Yazan:

Maliye’nin geçtiğimiz haftalarda gündeme gelen “sıcak para” düzenlemesi Resmî Gazete’de yayımlandı. Cumhurbaşkanı Kararı ile para piyasası fonlarından elde edilen kazançlarda, özellikle kurumsal yatırımcılar açısından yüzde 10 stopaj dönemi başladı. Ancak düzenleme bireysel yatırımcıları kapsamıyor.

Cumhurbaşkanı’nın 4 Eylül 2026 tarihli ve 11734 sayılı Kararı, 5 Eylül 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlandı. Kararla, Gelir Vergisi Kanunu’nun geçici 67’nci maddesi kapsamında uygulanan tevkifat oranlarında değişikliğe gidildi.

Kritik değişiklik: Para piyasası fonlarında yüzde 10 stopaj

Yeni düzenlemeyle;

  • Kurumlar Vergisi mükelleflerinin
  • Sermaye piyasası mevzuatına göre kurulmuş yatırım fonları ve yatırım ortaklıklarıyla benzer nitelikte olduğu Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından belirlenen mükelleflerin,
  • Para piyasası fonu katılma paylarından
  • Ve unvanında “para piyasası” ibaresi bulunan serbest fonlardan

elde ettikleri kazançlara yüzde 10 stopaj uygulanacak.

Buna karşılık aynı kapsamdaki mükelleflerin, bu düzenleme kapsamındaki para piyasası fonları dışındaki söz konusu kazançlarında yüzde 0 stopaj uygulaması korunuyor.

Asıl hedef kurumsal ve yabancı sermaye

Düzenlemenin en dikkat çekici tarafı, bireysel yatırımcı ile kurumsal yatırımcı arasında ayrım yapılması.

Gerçek kişilerin para piyasası fonlarından elde ettiği kazançlara ilişkin mevcut stopaj uygulaması bu kararla değiştirilmiyor. Para piyasası fonlarında gerçek kişiler için halihazırda uygulanan oran yüzde 17,5 seviyesinde bulunuyor. Yeni yüzde 10’luk düzenleme ise ağırlıklı olarak kurumsal yatırımcıların para piyasası fonlarındaki getirilerini hedefliyor.

Bu yönüyle karar, “vatandaşın fon kazancına yeni vergi geldi” şeklinde okunmamalı.

Yerli şirket için vergi yükünden çok zamanlama değişiyor

Düzenlemenin yerli kurumlar açısından önemli bir teknik ayrıntısı bulunuyor.

Daha önce para piyasası fonu kazançlarında stopaj yapılmaması, bu kazançların vergiden tamamen istisna olduğu anlamına gelmiyordu. Kurumların elde ettiği kazanç kurum kazancına dahil ediliyor ve geçici vergi ile kurumlar vergisi hesabında dikkate alınıyordu.

Yeni yüzde 10’luk stopajın ise yerli kurumlar açısından geçici vergi ve nihai kurumlar vergisinden mahsup edilebilmesi, düzenlemenin etkisini daha çok verginin ödenme zamanlaması ve nakit akışı açısından önemli hale getiriyor. Bu ayrım daha önce kamuoyuna yansıyan düzenleme çalışmalarında da özellikle vurgulanmıştı.

Yabancı yatırımcı açısından daha kritik

Düzenlemenin finansal piyasalar açısından asıl önemli tarafı ise yabancı kurumsal yatırımcılar.

Yerli kurum açısından yüzde 10’luk kesinti mahsup mekanizması nedeniyle esas etki nakit akışı ve verginin zamanlaması üzerinde olurken, yabancı yatırımcı açısından yüzde 10 stopajın nihai vergileme niteliği taşıması söz konusu.

Bu nedenle kararın, Türkiye’ye kısa vadeli sermaye girişlerinde kullanılan para piyasası fonlarının cazibesini bir miktar azaltması beklenebilir.

Nitekim düzenleme hazırlıkları kamuoyuna ilk yansıdığında Maliye’nin hedefinin, para piyasası fonlarında yoğunlaşan kısa vadeli sermayeyi daha uzun vadeli ve üretken yatırımlara yönlendirmek olduğu aktarılmıştı.

Eski fonlar da tamamen kapsam dışında değil

Kararın en önemli ayrıntılarından biri de geçiş hükmü.

Düzenleme yalnızca karar tarihinden sonra alınacak fonları ilgilendirmiyor. Kararda, kararın yayımlandığı tarihten önce iktisap edilmiş para piyasası fonu katılma paylarının elden çıkarılması halinde, kararın yayımından elden çıkarma tarihine kadar geçen döneme isabet eden kazanç kısmına da yüzde 10 stopaj uygulanacağı açıkça belirtiliyor.

Yani sistem kabaca şöyle çalışacak: Fon daha önce alındı → eski döneme ait kazanç korunuyor → 5 Eylül 2026 sonrası döneme denk gelen kazanç → yüzde 10 stopaj kapsamına giriyor.

Bu ayrıntı özellikle yüksek tutarlı kurumsal fon portföyleri açısından önemli.

Maliye neden para piyasası fonlarına yöneldi?

Burada düzenlemenin yalnızca “vergi toplama” amacıyla açıklanması eksik kalır. Para piyasası fonları, yüksek faiz ortamında şirketler ve büyük yatırımcılar açısından likit, günlük nakde dönüşebilen ve görece düşük riskli bir park alanı haline geldi.

Dolayısıyla kısa vadeli sermaye; mevduat → para piyasası fonu → repo / DİBS / kısa vadeli sermaye piyasası araçları gibi kanallarda hareket edebiliyor.

Maliye’nin burada yaptığı hamle, kısa vadeli sermayenin vergi maliyetini artırarak yatırımcı davranışını değiştirmeyi hedefliyor.

Özellikle yabancı yatırımcı açısından artık hesap şu olacak: Fon getirisi – yüzde 10 stopaj = net getiri

Bu hesap, Türkiye’ye kısa vadeli giren yabancı sermayenin alternatif yatırım araçlarını yeniden değerlendirmesine neden olabilir.

Bankalar ve portföy yönetim şirketleri açısından ne anlama geliyor?

Düzenlemenin bir başka etkisi de fon tercihlerinde değişim yaratabilir.

Kurumsal yatırımcı açısından para piyasası fonlarının net getirisi düşerken, vergisel açıdan daha avantajlı olan diğer sermaye piyasası araçlarının göreceli cazibesi artabilir.

Bu nedenle önümüzdeki dönemde; Para piyasası fonları → tahvil/bono → hisse senedi → daha uzun vadeli yatırım araçları arasında portföy kaymaları görülebilir.

Ancak bunun boyutunu belirleyecek temel faktör sadece vergi olmayacak. Faiz seviyesi, TL’nin seyri, enflasyon beklentileri ve yabancı yatırımcının kur beklentisi de belirleyici olacak.

Bankavitrini.com analizi: “Sıcak paraya ince ayar”

Bu kararın bence en önemli mesajı yüzde 10’luk oran değil, sermayenin vadesine ilişkin verilen mesajdır.

Maliye, para piyasası fonlarında bekleyen kısa vadeli kurumsal sermayeye şunu söylüyor: “Türkiye’de kısa vadeli ve yüksek likiditeli yatırım yapabilirsin ancak bunun vergisel maliyeti artık sıfır değil” özellikle yabancı yatırımcı açısından bu oldukça önemli.

Çünkü yabancı sermayenin Türkiye’ye gelmesi kadar hangi vadede geldiği de ekonomi yönetimi açısından kritik.

Kısa vadeli sermaye;

  • Merkez Bankası likiditesini rahatlatabilir,
  • TL varlıklara talep yaratabilir,
  • rezerv dinamiklerine katkı sağlayabilir.

Ancak aynı sermaye hızlı biçimde çıkışa da dönebilir.

Dolayısıyla düzenleme, “sermayeyi kovmak” değil, sermayenin vadesini ve kullanım alanını değiştirmek amacı taşıyan bir vergi ayarı olarak okunabilir.

Fakat bir risk de var

Vergi maliyetinin artırılması kısa vadeli sermayeyi otomatik olarak uzun vadeli yatırımlara dönüştürmez.

Eğer yatırımcı açısından tahvil, hisse senedi veya doğrudan yatırımın risk-getiri dengesi yeterince cazip değilse, yatırımcı sadece başka bir ürüne geçmek yerine Türkiye’den çıkmayı da tercih edebilir. Bu nedenle düzenlemenin başarısı, yalnızca toplanacak vergiyle değil; “Para piyasası fonundan çıkan paranın nereye gittiğiyle” ölçülecek.

Eğer para piyasası fonlarından çıkan kurumsal sermaye Borsa İstanbul’a, uzun vadeli tahvillere, şirket finansmanına ve doğrudan yatırımlara yönelirse düzenlemenin ekonomi politikası açısından hedefi gerçekleşmiş olacak.

Ancak para Türkiye dışına çıkarsa, düzenleme kısa vadeli sermayenin vadesini uzatmak yerine sermaye çıkışını hızlandırma riski taşıyabilir.

Dolayısıyla yüzde 10’luk stopaj, basit bir vergi değişikliği değil; Türkiye’nin kısa vadeli sermaye politikasında önemli bir yön değişikliğinin işareti.

11734 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı hakkında yayımlanan mevzuat metni

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.