Connect with us

GÜNCEL

2023-Dünyanın Faşizmleri

Sermayenin şu anda altından kalkamadığı dünya siyasi arenasındaki gerilim bir ileri bir geri ilerliyor; bölgesel savaşlarla başa sarıyor, yorulup dinleniyor ama ilerliyor.

Yayınlanma:

|

1990’lı yıllardan başlayarak 2010’lu yıllar boyunca küresel mali sermaye emekçilerin yaşam koşullarını ağırlaştıran neoliberal ajandasını dünyada artık çelişki ve çatışmaların kalmadığı biçimindeki postmodern iddia eşliğinde yürürlüğe sokmuştu. Bu ajanda sol, ‘merkez’, merkez sağ partilerle yürütüldü ve artık sol ve sağ diye bir şeyin kalmadığı, herkesin aynı gemide olduğu ilan ediliyordu.

Fransa’da işçilerin kazanılmış haklara kapsamlı bir saldırı paketi olan Juppe Planı’na karşı haftalar süren eylemleri durumun pek de öyle olmayacağını, dünyanın emek ve sermaye gibi iki kutba ayrılmış halinin devam edeceğini gösteriyordu. Latin Amerika halkları özelleştirmelere, emeklilik yaşının yükselmesine, eğitimin paralı hale getirilmesine karşı mücadele etmekteydiler. Ortamı bir süre Chavez gibi ABD karşıtı ulusal burjuva liderler, Lula ve Dilma Roussef gibi eski gerillalar, solcu bilinen İçi Partisinin Blair’i yönetti fakat dünya çalkalanmaya devam etti ama yaygın bir hayal kırıklığı yaratarak; çünkü düzen aynı düzendi.

Yunanistan direnişi, Arap isyanları, Trump karşıtı eylemler, iki yıl sonra domino etkisiyle yayılan halk hareketleri ve pandemiden az önce patlayan yeni bir dalga halkların tepkisini kayıt altına aldı. Bunlara Fransa’da Sarı Yelekliler hareketiyle İngiltere’de çok sayıda sektör işçilerini harekete geçiren eylemleri de eklemek gerekir.

Çatışmasızlık vaadi metropol ülkelerde de periferide de bir yalan olmuştu. Halkların açıkça karşı karşıya geldiği özelleştirmeci yönetimlerin devrilmesiyle birlikte sisteme aparatı bu kez yeni radikal sağ, popülist veya faşist olarak adlandırılan liderlerin iktidara taşındığı bir süreçle format atıldı.

Bu tür liderler gökten zembille inmedi elbette, yükselen bir grafik çizen kitle tabanı da oluşturmuşlardı. İşsizlik, yoksulluk, açlık ve yüksek enflasyonla boğuşan emekçilerin radikalleştiği böylesi dönemlerde demokratik, refah içinde yaşanan, sosyal politikaların işlediği bir değişim eşliğinde geleceğe kefil olarak halk hareketini örgütleyen eski sosyalist ve sol örgütler zaten ağır bir yenilgiye ve kimileri de yozlaşmaya maruz kaldıklarından, üstelik kötüleyici bir iktidar propagandasının altında, sahadan çekilmişler ve kitleler kendi haline bırakılmışlardı. Bunun sonucu ulusa ait mitleri ya da eski imparatorlukları yeniden kurma hayalini kışkırtarak halkı kurtaracaklarını vadeden sayısız faşizan örgütün ve partinin belirmesiydi.

Macaristan’da Orban, Polonya’da Donald Tusk, Hindistan’da Modi ve Türkiye’de Erdoğan, Arap ve Ortadoğu ülkelerinin kadim diktatörlük sistemleri de eklendiğinde dünyanın başlıca faşizan çehrelerini oluşturuyorlar. 2022 yılında yapılan seçimlerde Hollanda da göçmen düşmanlığıyla prim yapan Geert Wilders ve Arjantin’de ‘deli’ namlı Javier Milei’nin, İsrail’de altıncı kez Netanyahu’nun iktidara gelmesi, Yeni Zelanda’da benzer eğilimdeki bir iktidarın kurulması dünya kapitalizminin artık eskisi gibi yönetilmeyeceğini, faşizmin sınırlarında dolaşan partilerin, direksiyonun başına geçtiğini gösteriyor. Sırada geçen seçimde cumhurbaşkanlığında ikinci tura kalan Le Pen var, Brezilya’nın Bolsanaro’sunun gözü de yeniden iktidar olmakta.

Milei seçilir seçilmez devlet kurumlarının ve bakanlıklarının tabelalarını bir tahtanın üzerinden sökerek şov yaptı. Kadın haklarına saldırdı ve bundan sonra her kararı kendisinin vereceğini ilan etti.

Parlamenter rekabetin sürdüğü fakat giderek yasama ve yürütmenin tek adamlarda merkezileştiği yönetim biçimini eski faşizmlerle kıyaslamak doğru olmaz. Ancak kitleleri efsanelerle uyutan eski faşizmin irrasyonalizmi Aydınlama’dan bu yana kurallara, tasnife, kesinliklere dayalı bir yönetim aklının yerini aldı. Milei’de en keskin içimde bedenleşen bu irrasyonalizm yeni faşizmin alametifarikası. Diğer liderler de aynı delilik reflekslerini bu nedenle değişen derecelerde gösteriyorlar.

ULUSUN DÜŞMANLARI VE KURTARICILARI

Mevcut dünyadan bıkmış olan ama bu durumu değiştirebilecek örgütlü güce ve bilince sahip olmayan kalabalıkların bir kısmını mobilize eden bu süreç, ulusun kurtuluşu davasının düşmanlara ve kurtarıcılara ihtiyacı vardı ve bunları çıkardı. Dünyanın demografik haritasını değiştiren yoğunlaşmış göç hareketi en yoksul ülkelerin bedbaht emekçilerini ölüm pahasına ekonomisi gelişkin ülkelere doğru süpürürken, bu sınıf mücadelesi bakımından deneyimsiz ve kayıtsız iş gücünden sınırsız biçimde yararlanan sanayi ve hizmet sektörü için göçmen düşmanlığı söylemi hem yerli emekçilerin hem de yeni gelenlerin kuşatılmasını sağlıyor.

Yoksulluğun, işsizliğin, düşük ücretin sorumlusunun yerli işçilerin işlerini elinden alan, haklarını geriye çeken göçmenler olduğu propagandasının karşılık bulduğu bu ortamda genişlemiş emek saflarını ayrıştırmanın da mazereti.

Amerika’yı yeniden ‘büyük’ yapmak, eski Macaristan İmparatorluğu’na dönmek ya da Osmanlı İmparatorluğu topraklarında hak iddia etmek gibi iktidar retorikleri gibi fetih ve savaşla büyüme stratejisi yayılıyor. Bu gerçekte birikmiş yeniden değerlenebilmek için ihtiyaç duyduğu genişlemiş pazar, dolaşım, yatırım coğrafyalarının mitsel karşılığı. Adı faşiste çıkmamış partileri bile hızla geriye çekiyor.

Yeniden paylamış süreci şiddetli bir rekabet eşliğinde sürerken vurucu insan kaynağı kara bayrakların altına diziliyor. Almanya’nın Savunma Bakanı Pistorius “Ordumuz Avrupa’da çıkacak bir savaşa hazır olmalı, halk arasında daha fazla ülke savunmasına yönelik bir zihniyet değişikliği” çağrısında bulunurken epey uzak görüşlüydü. Yeni faşizmler işçi sınıfı ve emekçilerin algılarının değişimi ve saldırgan eğilimlerinin geliştirilmesine oynuyor. Nüfus terbiyesi bir gereklilik oldu.

İRRASYONEL VEYA AKLISELİM

Bu genel tablo içinde burjuvazi yasal düzenini kendi elleriyle dejenere ediyor. Sermayenin şu anda altından kalkamadığı dünya siyasi arenasındaki gerilim bir ileri bir geri ilerliyor; bölgesel savaşlarla başa sarıyor, yorulup dinleniyor ama ilerliyor. Kendisiyle birlikte kürenin yıkımını hazırlıyor.

Ancak bu durumda halkların, sınıfların mücadele potansiyeli ortadan kaldırılabilmiş değil. Emeğin bulunduğu kutup İsrail saldırganlığını kınama eylemlerinde, işçi haklarına saldırılarda olduğu gibi, kendisini bölünmeye maruz bırakan saflaşmaları dağıtarak faşizme karşı bir potansiyeli de geliştiriyor.

Kürenin selameti, küresel mali sermayenin irrasyonelliğinin değil halkların aklıseliminde yatıyor.

Faşizmin delileri

Hollanda seçimlerinde Geert Wilders’in yüzde 23 oranında oy ve 150 üyeli Hollanda Parlamentosunda 37 sandalye kazanarak başa geçmesi ve Arjantin’de Javier Milei’nin yüzde 30 civarında oyla iktidara gelmesiyle birlikte ‘sağ popülizm’in veya faşizmin yükselişinin sebepleri üzerine kazı çalışması yeniden başlamış görünüyor. Macaristan, Polonya, Hindistan, Türkiye, İtalya ve Bolsanaro’lu Brezilya’yı, burjuva demokrasisinin kalesi olarak görülen İngiltere’nin muhafazakar iktidarını, Fransa’da Le Pen’in yükselişini, Yeni Zelanda’nın yeni hükümetini de buna eklersek ‘yükseliş’ trendine, birbirine benzemeyen iki ülkenin daha dahil olması ister istemez tedirginlik yaratıyor.

‘90’lardan itibaren yaklaşık 15 yıl kadar Latin Amerika ülkelerini yöneten eski gerilla veya sol gelenekten isimlerin yaydığı eski iyimserlik yok artık. Bunların çoğu kirli ilişkilere, rüşvete karıştıkları gibi, neoliberal soygun ve sömürü düzeninin alabildiğine semirmesine yol açarak miatlarını doldurup gitmişlerdi. Sonra atmosfer değişti. Öncekilerin hırsını mekanın daha hırslı diktatörleri dolduruyor.

Trump gibi, ikinci seçimde yenilince kaslı, dövmeli adamlarını kongre basmaya sevk eden bir pop figürün pervasızlığını elindeki testereyle katmerlendiren ve adı deliye çıkan Milei, dünyanın zıvanadan çıkmışlığının şimdiki simgesi. Hollanda’da Geert Wilders faşizmi karşısında seçmeni Dilan Yeşilgöz’ün ondan aşağı kalmayan gericiliğiyle sınayan siyasal sistem de göz önünde bulundurulduğunda aklını yitirmenin boyutunun epey büyüdüğü söylenebilir. Her yeni gelenle faşizm biraz daha yayılma imkanı buluyor. Burası psikiyatristlerin alanında kalsın ama göz de görüyor hani.

İsrail’in Filistin’e saldırılarına destek vermek için Netanyahu’nun ayağına koşan ‘liberal’ liderlerin motivasyonu ile taze faşist liderlerinki arasında bir fark olmadığını da görüyor göz. Ne oluyor da dünya kara gömleklilerin aktüel taşıyıcılarıyla doluyor.

Çünkü yerkürenin yeniden paylaşımının gündeme gelmesiyle birlikte devlet teşvikleri ve ucuz emekten el konulan muazzam artı değerle birikmiş sermayenin yeniden değerlenme alanları kazanabilmek için verdiği kavga, fay hatlarını germiş bulunuyor. İkincisi; başlıca emperyalist devletlerin ortak politikalarından yılmış yoksulların yeni yaşam alanları bulmak için ölüm pahasına aktığı ülkelerdeki iş gücü rekabeti yerli ve göçmen işçiler arasındaki gerilimi artırdıkça devletlere nüfuz mühendisliği için bir fırsat da doğuyor. Faşizmin başlıca retoriği olan ‘biz’ ve ‘onlar’ ayrımında düşman deposunu dolduruyor göçmen emekçiler. Böylece giderek yoksullaşmanın sorumlusu olarak ucuz iş gücü kaynağı göçmen varlığına işaret edilebiliyor. Artı değer depoları doluyor ve sermayenin değerlenme ihtiyacını büyütüyor.

Üçüncüsü; sermaye düzeni eşitsiz ve sıçramalı gelişim içindedir ki bazı ülkelerin iktisadi olarak öne çıkmasını diğerlerinin gerilemesi takip eder. ABD sermayesinin Çin kapitalizminin büyümesi karşısında göreli gerilemesi kuşkusuz bu dengesizlik içinde fırsatlar yarattı. Türkiye gibi imparatorluk varisi, Hollanda gibi kapitalizmin başlangıcındaki en büyük sömürgeci ülkelerin hırsını tetikleyen de bu dengesiz büyüme içindeki fırsatlar ve vaatler oldu.

Kendi yurttaşlarına geçmişi geri getirmek vaadinde bulunan faşizan liderlerin Hollanda’yı geri alacağız, yeniden büyük Amerika ya da Yeni Osmanlı sloganları önceki kuşaklardan daha zor koşullarda yaşayan ve giderek gerileyen nüfusu etkileyebiliyor. Sloganların içeriğini kendi durumlarından yola çıkarak doldurabildikleri mottolar seçmenlerin oy tercihini etkiliyor.

Dünya tekelleri paylaşım sürecindeki şiddetli rekabeti gerilimler, şiddeti artan uzun süreli bölgesel savaşlar, dengesiz ortaklıklar kurarak yatıştırmaya çalışırken çözmeye çalıştıkları İskender düğümünün karşısına ortaya testereli deliler çıkarması normal. Ama Hitler’in akıl sağlığı da bir sebep değil, sonuçtu.

O delilerden birinin, başlattığı iki savaşı da kaybetmiş Almanya’nın Savunma Bakanı Pistorius “Ordumuz Avrupa’da çıkacak bir savaşa hazır olmalı, halk arasında daha fazla ülke savunmasına yönelik bir zihniyet değişikliği” çağrısında bulunuyor ve Yahudi sermayesiyle daha İkinci Dünya Savaşı’nda kurulmuş ilişkileri bugüne uyarlamak için kendi ülkesindeki Nazi rejiminin geçmiş antisemitizmini şimdi İsrail siyonizmine destekle temize çekmeye çalışıyor.

Almanya Savunma Bakanının telaffuz ettiği zihniyet değişimi dünya işçi sınıfı ve emekçilerinin algı yönetimi anlamına geliyor.

Arjantin’in yeni başkanı beyaz bir tahtadan içinde Kadın Bakanlığının da olduğu bakanlık tabelalarını söküp fırlatırken emekçilerin pek de hayrını görmediği mevcut sistemin görünür kalelerini yerle bir edeceği mesajını veriyordu. Kendilerine yüzde yüz elli enflasyondan, açlık ve yoksulluktan başka bir şey getirmeyen sistemin zaten yerle bir olmasını isteyen Arjantin halkının değişim isteğine kendi uğursuz seçeneğini açmış oldu hem de azınlık oyuyla.

Dünya halkları örgütsüzleştirilerek kendi güçlerine epeydir güvensizleştirildiler. Dünya burjuvazisinin zaten ıskartaya attığı kendi ‘demokrasi’si zihniyet operasyonundan geçen emekçilere birtakım deli kurtarıcıları veya hukuk tanımaz maceraperestleri seçenek olarak çıkarıyor sadece.

Kesinlikleri olan, yasal bir dünyayı emekçiler kendi mücadeleleriyle kurmuşlardı. Yeni gelenlerin, yani faşist liderlerin en büyük derdinin halkın mirasının ve kesinliklerin emekçiler aleyhine tasfiye edilmesi olduğu ortada. Kendi şovlarını, gel geç akıllarını yasallığın, altı boşalmış hakların alternatifi olarak sunmaları da bundan. Sınırsız, engelsiz yol almak isteyen sermayenin kural tanımaz hareketine yol açmak, savaşa hazırlamak için. Örgütsüz halkları boş vaatlerle oyalamak için.

Tarihte örneği çoktur.

Nuray SANCAR-Evrensel

Okumaya devam et

BORSA

SASA yatırımcısı neden öfkeli? PDT dönüşümü ve İbrahim M. Turhan tartışması

Yayınlanma:

|

Yazan:

Borç sermayeye dönüştü, tartışma büyüdü

SASA Polyester’in 3 Haziran 2026 tarihinde açıkladığı Paya Dönüştürülebilir Tahvil (PDT) dönüşüm kararı, sermaye piyasalarında son dönemin en çok tartışılan işlemlerinden biri haline geldi. Şirket açısından bilançoyu güçlendiren bu adım, hisse yatırımcıları açısından ise “pay sulanması”, “değer kaybı” ve “güven erozyonu” tartışmalarını beraberinde getirdi.

Özellikle SASA Yönetim Kurulu Üyesi İbrahim M. Turhan’ın geçmiş dönemde yaptığı açıklamalar nedeniyle yatırımcı tepkilerinin önemli bölümü şahsında toplandı.

Peki SASA ne yaptı, kim kazandı, kim kaybetti?

SASA ne yaptı?

Şirketin açıklamasına göre;

  • Yurt dışında ihraç edilen PDT sahipleri dönüşüm haklarını kullandı.
  • 37,3 milyon Euro nominal değerli tahvil hisseye dönüştürüldü.
  • Bunun karşılığında yeni paylar ihraç edildi.
  • Mevcut ortakların rüçhan hakları tamamen kısıtlandı.
  • Şirket sermayesi yaklaşık 785 milyon TL artırıldı.

Teknik olarak bakıldığında şirketin borcu azaldı ve özkaynakları güçlendi. Finansal açıdan değerlendirildiğinde bu işlem, borcun sermayeye dönüştürülmesi nedeniyle şirket bilançosunu rahatlatan bir yapı oluşturdu.

Şirket açısından olumlu sonuçlar

PDT dönüşümü sonrasında SASA’nın elde ettiği avantajlar şöyle sıralanabilir:

1. Döviz borcu azaldı

Tahvil yükümlülüğünün bir bölümü ortadan kalktı.

2. Finansal kaldıraç düştü

Borç/özkaynak dengesi iyileşti.

3. Faiz yükü azaldı

Gelecekteki finansman maliyetleri üzerinde olumlu etki oluştu.

4. Nakit çıkışı önlendi

Şirket tahvil geri ödemesi yapmak yerine hisse vererek yükümlülüğünü kapattı.

Yönetim perspektifinden bakıldığında bu işlem rasyonel ve bilanço güçlendirici bir finansman yöntemi olarak görülebilir.

Peki yatırımcı neden rahatsız oldu?

Sorunun cevabı “seyrelme etkisi” olarak adlandırılan süreçte yatıyor. Yeni hisseler üretildiğinde mevcut ortakların şirket içindeki pay oranı küçülür.

Buna sermaye piyasalarında “dilution” yani sulanma denilir.

Yatırımcıların itiraz ettiği temel nokta şu: Şirket borcunu azaltırken bunun maliyetinin önemli bir kısmı mevcut hissedarlara yansıtıldı.

Özellikle küçük yatırımcı açısından ortaya çıkan etkiler:

  • Hisse başına düşen şirket değeri geriledi.
  • Arz edilen pay miktarı arttı.
  • Satış baskısı oluştu.
  • Hisse fiyatı üzerinde aşağı yönlü baskı meydana geldi.
  • Portföy değerleri eridi.

Büyük tartışma: Tahvil yatırımcısı avantajlı mı oldu?

Piyasadaki eleştirilerin önemli bölümü bu noktada yoğunlaşıyor.

Tahvil yatırımcısı:

  • Önceden belirlenmiş şartlarla dönüşüm hakkı elde etti.
  • Belirli fiyat avantajına sahip oldu.
  • Hisseye dönüşüm sırasında daha korunaklı bir pozisyonda bulundu.

Borsa yatırımcısı ise:

  • Açık piyasadan hisse aldı.
  • Fiyat düşüşünün tüm riskini taşıdı.
  • Seyrelme etkisini doğrudan yaşadı.

Bu nedenle sosyal medyada sıkça dile getirilen görüşlerden biri şu oldu: “Şirket kurtarıldı ama küçük yatırımcı korunamadı.”

İbrahim M. Turhan neden hedef haline geldi?

Aslında kararın sahibi tek başına İbrahim M. Turhan değil. PDT ihracı ve dönüşüm süreçleri yönetim kurulu kararıyla ve SPK mevzuatı çerçevesinde yürütülüyor.

Ancak yatırımcı tepkilerinin önemli kısmı Turhan’a yöneldi. Çünkü İbrahim M. TUrhan aynı zamanda SASA Yönetim Kurulu Üyesi olması açıklamaları da yatırımcı o hassasiyet ile algıladı. Açıklamalar ile fiili duurm örtüşmeyip hisse değeri daha düşünce küçük yatırımcı dah afazla zarar etti; tartışmalar da bu noktada alevlendi.

Bunun birkaç nedeni bulunuyor.

1. Sürecin kamuoyundaki yüzü oldu

PDT mekanizmasını en fazla anlatan isimlerden biri İbrahim M. Turhan’dı.

2. Beklentiler ile sonuçlar uyuşmadı

Yatırımcılar açıklamalar sonrasında hisse üzerinde bu kadar güçlü bir baskı beklemiyordu.

3. Satış baskısı öngörülemedi

Piyasada oluşan fiyat hareketleri yatırımcıların hesaplarının ötesine geçti.

4. Güven sorunu oluştu

Hisse fiyatındaki sert düşüşler sonrasında yatırımcılar açıklamaların yeterince risk içermediğini düşünmeye başladı.

Yatırımcılar yanıltıldı mı?

Bu soru bugün en çok tartışılan konu.

Ancak hukuki açıdan bakıldığında;

“Yanıltma”, “manipülasyon”, “yanlış yönlendirme” gibi kavramların oluşabilmesi için SPK tarafından yapılacak inceleme ve hukuki süreçlerin sonuçlanması gerekir.

Bugün itibarıyla kamuoyuna açıklanmış herhangi bir SPK kararı veya yargı hükmü bulunmamaktadır.

Bu nedenle; “Yatırımcılar kesin olarak yanıltıldı” demek de, “Hiçbir sorun yaşanmadı” demek de mümkün değildir.

Ancak yatırımcı algısında ciddi bir güven kaybı oluştuğu açıktır.

Asıl sorun ne?

Bu olay aslında Türkiye sermaye piyasalarının kronik sorunlarından birini yeniden gündeme getirdi: Finansal mühendislik ile yatırımcı iletişimi arasındaki kopukluk.

Şirket yönetimleri bilanço açısından doğru kararlar alabilir.

Ancak bu kararların;

  • Küçük yatırımcıya etkileri,
  • Riskleri,
  • Olası fiyat baskıları,
  • Seyrelme sonuçları,

yeterince açık anlatılmadığında piyasalarda güven sorunu ortaya çıkıyor.

Sonuç

SASA’nın PDT dönüşümü şirket açısından bakıldığında borcu azaltan ve özkaynakları güçlendiren başarılı bir bilanço operasyonu olarak görülebilir.

Ancak borsa yatırımcısı açısından tablo çok daha farklıdır.

Payların seyrelmesi, hisse fiyatındaki sert düşüşler ve oluşan güven kaybı nedeniyle küçük yatırımcı önemli ölçüde zarar gördüğünü düşünüyor.

Bugün yaşanan tartışmanın merkezinde yalnızca bir sermaye artırımı değil; şeffaflık, yatırımcı iletişimi ve kurumsal güven meselesi bulunuyor.

Sermaye piyasalarında para kaybı telafi edilebilir.

Ancak yatırımcı güveni kaybedildiğinde onu geri kazanmak çok daha zor oluyor.

Bankavitrini.com Analiz

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Kuveyt Türk’ten kişiselleştirilmiş finansman dönemi

Kuveyt Türk Bireysel ve Özel Bankacılıktan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Oral, “Yapay zeka destekli model sayesinde müşterilerimizi tek tip bir değerlendirme yerine kendi ödeme alışkanlıkları, işlem düzenleri ve ihtiyaçları doğrultusunda ele alabiliyoruz” dedi

Yayınlanma:

|

Yazan:

Kuveyt Türk, bireysel finansman süreçlerinde yapay zeka destekli yeni uygulaması ‘Sizi Bilir’ ile müşteriye özel kar oranı dönemini başlattı.

Bankadan yapılan açıklamaya göre, Kuveyt Türk, yeni uygulamasıyla finansman teklifi süreçlerinde müşteri deneyimini daha hızlı ve kişiselleştirilmiş hale getirmeyi hedefliyor.

Yapay zeka tabanlı tahminleme modeliyle geliştirilen sistem, müşterilerin harcama alışkanlıkları ve finansman geçmişlerini analiz ederek kendilerine uygun kar oranı sunulmasını sağlıyor.

Uygulama, veri temelli ve kişisel finansal davranışlara duyarlı bir yapı sunarak, her müşterinin kendi finansal yolculuğunu dikkate alan modelle çalışıyor.

Bireysel müşterilere yönelik olarak hayata geçirilen uygulamada finansal profili güçlü müşteriler avantajlı kar oranlarından yararlanabiliyor.

Müşteriler böylece hem finansal yüklerini daha etkin yönetirken, kendilerine özel tasarlanmış teklifle daha güvenli kararlar alabiliyor.

Müşteriler, ihtiyaç duydukları finansmana Kuveyt Türk Mobil ve Kuveyt Türk şubeleri üzerinden daha kısa sürede ve daha kişiselleştirilmiş koşullarla ulaşabiliyor.

‘Sizi Bilir’ modeli, Kuveyt Türk’ün yapay zeka temelli çözümleri bankacılık süreçlerine entegre etme vizyonunun önemli bir parçasını oluşturuyor.

Banka, müşterilerine bütünleşmiş, hızlı ve kişiselleştirilmiş bir bankacılık deneyimi sunmak için yapay zeka destekli çözümlerini daha geniş bir alana yayarak çalışmalarına hız veriyor.

– ‘Amacımız, finansman teklif süreçlerini daha kişiselleştirilmiş bir yapıya kavuşturmak’

Açıklamada görüşlerine yer verilen Kuveyt Türk Bireysel ve Özel Bankacılıktan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Oral, ‘Sizi Bilir’ modeliyle amaçlarının, finansman teklif süreçlerini daha kişiselleştirilmiş ve müşteri odaklı bir yapıya kavuşturmak olduğunu belirtti.

Oral, yapay zeka destekli model sayesinde müşterilerini tek tip bir değerlendirme yerine kendi ödeme alışkanlıkları, işlem düzenleri ve ihtiyaçları doğrultusunda ele alabildiklerini aktararak, şunları kaydetti:

‘Bu yaklaşım, finansal profili güçlü müşteriler için daha avantajlı koşullar sunulmasına imkan tanırken tüm müşterilerimiz için dengeli ve sürdürülebilir finansman çözümleri üretmemizi sağlıyor. Kuveyt Türk olarak teknolojiyi, müşteri deneyimini iyileştiren ve güven ilişkisini güçlendiren bir araç olarak konumlandırmaya devam edeceğiz.’

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Akbank’tan 500 milyon dolarlık sermaye benzeri tahvil ihracı

Akbank Genel Müdürü Kaan Gür, “Akbank’a ve Türk ekonomisine duyulan güvenin altını çizen bu işleme imza atmaktan gurur duyuyoruz” dedi

Yayınlanma:

|

Yazan:

Akbank, 500 milyon dolar tutarında ve yüzde 8,25 faiz oranıyla sermaye benzeri tahvil ihracı gerçekleştirdi.

Bankadan yapılan açıklamaya göre, vadesi 10,5 yıl, faiz yenileme tarihi 5,5 yıl olan ihracın coğrafi dağılımı yüzde 73 Birleşik Krallık, yüzde 18 Avrupa, yüzde 4 Amerika, yüzde 4 Orta Doğu ve yüzde 1 Asya şeklinde gerçekleşti.

Geniş tabanlı yatırımcı talebiyle emir defteri 1,2 milyar doların üzerine ulaşırken, güçlü talep sayesinde fiyatlama başlangıç seviyesine kıyasla 25 baz puan daralarak, yüzde 8,25 seviyesinde oldu.

Açıklamada görüşlerine yer verilen Akbank Genel Müdürü Kaan Gür, 500 milyon dolar tutarındaki sermaye benzeri tahvil ihracını başarıyla tamamladıklarını belirterek, şunları kaydetti:

’22 Haziran’da itfa edilecek (15 Mayıs’ta geri çağrılan) diğer Tier 2 ihracımız öncesinde, yatırımcılardan gelen güçlü ön talebi değerlendirerek, uygun piyasa koşullarında harekete geçtik. Sermaye benzeri borçlanma işlemlerinde geri çağırma haklarımızı istikrarlı biçimde kullanmamız da yatırımcı nezdinde olumlu karşılandı. Akbank’a ve Türk ekonomisine duyulan güvenin altını çizen bu işleme imza atmaktan gurur duyuyoruz.’

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.