Connect with us

EKONOMİ

G7, NATO, TCMB derken, FED’den sonra piyasalar dağıldı

Yayınlanma:

|

  • Yoğun bir haftayı geride bırakıyoruz. Gündemi her gün en kısa ve en yalın bir şekilde değerlendirmeye çalışsak da, son 4 günün üzerinden bir tur daha geçmenin faydalı olacağını düşünüyoruz.
  • En sıcak gündem ile başlayalım. TCMB olağan Haziran ayı PPK toplantısı dün sonuçlandı. Kurul, 1 hafta vadeli repo faizini (politika faizini) beklenildiği üzere %19 seviyesinde sabit tuttu. Karar ardından yayınlanan politika metninde, anlamlı bir duruş değişikliği veya erken bir gevşeme sinyali göremedik. Bu bakış açısıyla, kararın mali piyasalar üzerinde anlamlı bir etkisi de olmadığını söyleyebiliriz.
  • TCMB faiz kararı öncesinde, bir gece önce sonuçlanan olağan Haziran ayı FED toplantısının stresi ile, güne 8,64 seviyesinden başlayan USDTRY kuru, PPK kararına ilk etapta tepki vermese de, akşam üzeri, 8,73 seviyesine varan bir yükseliş kaydetti. USDTRY kuru ile ilgili “riskler yukarı yönlü” görüşümüzü korumaya devam ediyoruz. Yapısal kırılganlıklara eklenen yurtdışı riskler göz ardı edilmemelidir! (bakınız grafik).
  • Dün kurun yükselişe yeniden geçmesi ve küresel piyasalarda hakim olan ‘risk off’ moduna paralel, BIST100 endeksi günü, bankacılık endeksi önderliğinde (XBANK %2,2 geriledi) %1,2 düşüşle tamamladı. 
  • Çarşamba günü sonuçlana FED toplantısı ardından, dolarda küresel bazda yaşanan değerlenme, dün gün boyu devam etti. EURUSD paritesi son 2 ayın dibi olan 1,1925 seviyesine kadar gerilerken, dolar endeks sepetinde en fazla ağırlığa sahip para birimi olan EUR, doları (DXY) son 2 ayın zirvesi olan 92’ye kadar taşıdı (bakını grafik). 
  • Dolar aleyhine açılan kısa pozisyonların, FED’in 2023 yılına ait faiz projeksiyonlarını yukarı yönlü revize etmesi sonrası hızla kapanması ile kıymetli metaller cephesinde düşüş ivme kazandı. Teknik olarak bakılırsa, aşağıda halen daha yer olduğunu not etmek gerekiyor (bakınız grafik). 
  • Dün de bültenimizde belirttiğimiz üzere, doların şu anda kalıcı anlamda güçlenmesi ve yönünü dolu dizgin kuzeye çevirmesi için gerekli zeminin yakaladığına henüz tam olarak ikna değiliz! FED olabildiğinde destekleyici olmaya devam ederken, bir taraftan da henüz zirve yapmamış enflasyon karşısında kafasının da karıştığını hissediyoruz.  
  • Piyasalarda yaşanan bozulma ivme kazanırsa, FED’in oyun planını revize etmek zorunda kalabileceğini de not etmek isteriz. Eğer bozulamanın dozu sınırlı kalırsa, Ağustos sonu düzenlenecek ABD’nin Jackson Hole kasabasındaki merkez bankası başkanlarının katılacağı toplantıya dikkat etmekte fayda görüyoruz. 
  • Her hafta Perşembe günü olduğu üzere, TCMB, para ve banka, ve menkul kıymet istatistiklerini yayımladı. Buna göre, 11 Haziran ile biten haftada parite/fiyat etkisinden arındırılmış rakamlara göre gerçek kişilerin döviz mevduatları (DTH) önceki haftaya göre 0,1 milyar dolar azaldı. Bireyler cephesinde, son dönemde değişiminin oldukça sakinleştiğini görüyoruz. 
  • Söz konusu haftada, TCMB’nin brüt döviz rezervleri yaklaşık 2,1 milyar dolar artışla 51,7 milyar dolar oldu. Altın rezervleri ise, altın fiyatlarındaki düşüşün de etkisi ile yaklaşık 43,2 milyar dolar seviyesine geriledi. Toplam brüt döviz ve altın rezervleri 94,9 milyar dolar ile son 4 ayın en yüksek seviyesine geldi. Çin ile yapılan swap işlemi de eklenince, bu rakam haliyle daha da artacak. Lakin, emanet döviz rakamları çıkarılınca, net rezervler ciddi anlamda eksi! 
  • Nato ve G7 zirvelerine yönelik olarak sakin kafa ile gelişmeleri ele aldığımızda, Çin’e karşı Batı bloğunun güç birliği içinde olduğunu, Rusya’ya karşı fine-tuning (ince ayar) yapıldığını, Biden’ın ise Nato’ya ağırlığını koyduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. 
  • Erdoğan-Biden zirvesinden ise, kangren olmuş konular çözüm bulamasa da, ileriye dönük cılız da olsa umutların yeşerdiğini sonucuna vardık. Nato için Türkiye’nin jeopolitik önemi kabul görürken, Türkiye’nin S-400 konusunda geri adım atmayıp, ileriye dönük de adım atmayacağını varsayımımıza paralel, her iki tarafın da sıcak gündemi şimdilik buz üzerine yatırdığını ve soğumaya terk ettiğini düşünüyoruz. 
  • Afganistan başlığı üzerinden ise yeni bir sayfanın da açılabileceğini göz ardı etmemek gerekiyor. Türkiye, NATO güçlerinin çekilmesinin ardından Kabil’deki Hamid Karzai Uluslararası Havalimanı’nın güvenliğini üstlenmeye devam etme teklifinde bulunmuştu.
  • ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan, dün akşam, Türkiye’nin Kabil Havaalanı’nın güvenliğinin sağlanmasında önde gelen bir rol oynaması konusunda ABD ve Türkiye’nin uzlaştıklarını söylerken, S-400 hava savunma sistemleri konusunda çözüme ulaşamadıklarını ve bu konuda diyaloğun süreceğini bildirdi.
  • Biden döneminde, ABD-Türkiye ilişkilerinin daha da kötüleşeceği kesin hükmüne hiçbir zaman katılmadığımızın altını bir kez daha çizmek istiyoruz.
  • Biden-Putin ve ABD-AB zirvelerini de yapıcı anlamda iletişim kanallarının açık tutulması ile sonuçlandığını da göz ardı etmemek gerekiyor. Biden’in da dediği üzere “America is back” (Amerika geri döndü). Trump döneminin uzlaşmaz ve kavgacı politikaları yerine, yeni dönemde daha ılımlı bir siyasetin izlenebileceğini anlıyoruz.
  • İsrail cephesinde ise 12 yıl süren Netanyahu’nun başbakanlık döneminin bitmesi, ilk kez Filistinli İsrail vatandaşlarının da temsil edileceği bir koalisyon döneminin başlayacak olmasını, acaba, Türkiye-İsrail ilişkilerine yeni bir ivme kazandırabilir mi?
  • Diplomatik gündem ekonomik gündem kadar yoğun olunca, bültenimiz de bugün biraz uzun oldu. Haftanın son iş gününde, sabah saatlerinde, Asya piyasalarında Çin borsası hariç ılımlı bir hava görülüyor. Sert satışlar ardından, ABD borsalarının da vadeli işlemlerinde hafif de olsa yükselişler görüyoruz.
  • Mali piyasaların gündeminde, bugün İngiltere’de açıklanacak perakende satışlar verisi takip edilebilir. Hazır İngiltere demişken, ilk kez Hindistan’da görülen delta varyantının İngiltere’de panik yarattığını ve aşıları da koruma gücünün tartışıldığını not etmek gerekiyor. 3 Mayıs-7 Haziran arasında vaka sayılarında %50 artış yaşanmış! 
  • Türkiye cephesinde ise aşılama hızı rekor seviyelere yükselse de, yeni vaka sayıları 5bin seviyesinin altına bir türlü inmiyor!
  • Herkese iyi bir haftasonu dilerim. 

>Gümüş

FED toplantısı ardından, dolar aleyhine açılan kısa pozisyonların hızla kapanmasına paralel sert bir satış baskısına maruz kalan gümüş, hafta genelinde %8’i aşan bir düşüş sergiledi.

Hatırlanacağı üzere, geçen hafta, sene başında büyük bir beklenti ile aldığımız gümüş pozisyonumuzdan, geçen 6 aylık zaman diliminde tam olarak arzuladığımız getiriyi bulamamız nedeniyle çıkmış, hazır piyasa şartları elverişliyken ve enerjiye olan talep de artmışken, enerji sektörüne geçerek pozisyon değiştirmiştik.

Teknik anlamda, haftalık grafiklerden bakarsak, gümüşte aşağıda 25-25,10 dolar seviyesine kadar gerileme ihtimalini göz ardı etmiyoruz. 

16239912064426c13cd5a426300cdcda5aa38b726e_1_1200.jpg

>Altın

FED toplantısı ardından baz metaller ve tarımsal emtialarda yaşanan sert değer kaybı, altının da ons fiyatını üzerinde baskı kurdu. Teknik bir bakış açısıyla, aylık grafiklerden de görülebileceği üzere, düşüşün devam etmesi durumunda, daha da aşağıda, 1,735 seviyesine varan bir geri çekilme ihtimali göz ardı edilmemelidir.

1623991206bf32d8a1a0da0fefe31a284a1fc9db8a_2_1200.jpg

>USDTRY

USDTRY kurunda uzun pozisyonlarımızı korumaya devam ediyoruz. 8,40 seviyesini zarar kes olarak kabul ettik. İz süren zara kes stratejisiyle, dinamik bir şekilde oyun planımızı güncelliyoruz. Henüz hafta bitmemiş olsa da, USDTRY kurunun 8,70 seviyesinin üzerinde sabah erken saatlerde işlem gördüğünü düşünürsek, haftanın da bu seviyelerde kapanması durumunda, tarihin en yüksek haftalık kapanışına imza atacağının altını çizmek isteriz. 

Gerek içsel gerekse de dışsal riskler nedeniyle, USDTRY kurunda risklerin yukarı yönlü olduğunu düşünüyoruz.

1623991206b8968e0a4e9fb33d71f0166976b0923d_3_1200.jpg

>DXY

Dolar endeksi, bu hafta, 92 seviyesinin kıyılarına kadar yükseldi. Her ne kadar FED destekleyici duruşunu korumaya devam etse de, bu kadar büyük bir parasal bolluğun içerisinde, ara ara piyasanın kendi kendini düzeltmesinden pek de rahatsızlık duymayacağını düşünüyoruz. Bu minvalde, yukarıda 93 seviyesine varan bir yükseliş, ihtimaller arasında düşünülmelidir.

1623991207f766b1adbd0a7e17a320bc1393a3fe37_4_1200.jpg

Emre Değirmencioğlu – İKTİSATBANK

Okumaya devam et

EKONOMİ

Ekonomide “Ruj Etkisi” Nedir?

Kriz Dönemlerinde Küçük Lükslerin Büyük Hikâyesi

Yayınlanma:

|

Tüketici Psikolojisi, Davranışsal Finans ve Ekonomiye Etkileri

Ekonomik krizler, yüksek enflasyon, gelir kaybı ve belirsizlik dönemlerinde insanların harcama davranışları tamamen değişir. Ancak bu değişim her zaman “daha az harcamak” anlamına gelmez.

Tam tersine, insanlar büyük harcamaları ertelerken kendilerini mutlu edecek küçük lükslere yönelmeye başlar.

Ekonomi literatüründe bu davranış biçimi “Lipstick Effect” (Ruj Etkisi) olarak adlandırılır.

Bugün dünyanın birçok ülkesinde; kozmetik, kişisel bakım, kahve zincirleri, premium çikolata, küçük elektronik ürünler, online eğlence ve uygun fiyatlı lüks ürünlerin kriz dönemlerinde satışlarının artmasının arkasında yatan temel psikolojik mekanizmalardan biri budur.

Peki gerçekten “Ruj Etkisi” var mıdır?

Yoksa sadece pazarlama dünyasının ürettiği bir efsane midir?

Ruj Etkisi Nedir?

“Ruj Etkisi”, ekonomik daralma dönemlerinde tüketicilerin;

  • otomobil,
  • konut,
  • beyaz eşya,
  • tatil,
  • lüks saat,
  • mücevher

gibi pahalı harcamalarını azaltırken,

kendilerini psikolojik olarak iyi hissettirecek nispeten ucuz lüks ürünlere yönelmesini ifade eder.

Buradaki temel mantık şudur: “Büyük mutluluğu satın alamıyorum; küçük mutluluklar satın alıyorum.”

Bu nedenle;

  • ruj,
  • parfüm,
  • cilt bakım ürünleri,
  • kaliteli kahve,
  • küçük teknolojik aksesuarlar,
  • markalı ayakkabı,
  • premium çikolata

gibi ürünlerin satışları ekonomik durgunlukta beklenenden daha güçlü kalabilir.

Kavram Nasıl Ortaya Çıktı?

Bu kavram özellikle 2001 yılında dönemin Leonard Lauder tarafından gündeme getirildi.

Lauder, ABD ekonomisi durgunluğa girerken Estée Lauder’in ruj satışlarının arttığını gözlemledi.

Bunun üzerine şu yorumu yaptı: “Kadınlar büyük lükslerden vazgeçiyor ancak küçük lükslerden vazgeçmiyor.”

Bu gözlem daha sonra davranışsal ekonomi çalışmalarında sıkça incelenmeye başladı.

Davranışsal Ekonomi Bunu Nasıl Açıklıyor?

İnsan beyni kriz dönemlerinde üç temel ihtiyaca yönelir.

1. Kontrol Hissi

Ekonomik kriz bireyin hayatındaki kontrol algısını azaltır.

İnsanlar kontrol edemedikleri büyük sorunlar karşısında küçük kararlarla psikolojik denge kurmaya çalışırlar.

Örneğin;

  • yeni bir ruj almak
  • kaliteli kahve içmek
  • saçını yaptırmak

kişiye “hala hayatımı yönetebiliyorum” hissi verir.

2. Kendini Ödüllendirme

Uzun süre ekonomik baskı altında yaşayan bireyler kendilerini ödüllendirmek ister.

Fakat bütçe sınırlıdır.

Bu nedenle; 50 bin TL’lik tatil yerine 500 TL’lik parfüm tercih edilir.

3. Moral Koruma

Psikologlara göre kriz dönemlerinde insanların ruh sağlığı da bozulmaktadır.

Küçük lüksler;

  • umut,
  • motivasyon,
  • özgüven

üretmeye yardımcı olur.

Toplum Psikolojisi Nasıl Etkileniyor?

Ekonomik krizlerde toplumda genellikle şu süreç yaşanır:

Önce; “Harcamaları azaltmalıyım.” Ardından; “Hiç mutlu olamıyorum”

Sonra ise; “Kendime küçük bir şey alayım”

İşte Ruj Etkisi tam burada devreye girer.

Toplum; büyük harcamaları keserken, küçük mutlulukları korumaya çalışır.

Ruj Etkisinin Görüldüğü Ülkeler

ABD (2001)

Dot-com krizinde kozmetik satışları yükseldi.

Lüks otomobil satışları düştü.

ABD (2008 Finans Krizi)

Birçok araştırmada;

  • uygun fiyatlı kozmetik,
  • kahve zincirleri,
  • hızlı moda ürünleri

güçlü satış gerçekleştirdi.

Güney Kore (1997 Asya Krizi)

Kişisel bakım ürünlerinde beklenmeyen artış görüldü.

Japonya

Uzun deflasyon döneminde premium ama küçük tüketim ürünleri büyümesini sürdürdü.

Brezilya

Resesyon dönemlerinde kozmetik sektörü birçok sektörden daha iyi performans gösterdi.

Türkiye’de Ruj Etkisi Görülüyor mu?

Aslında evet.

Türkiye’de son yıllarda;

  • kozmetik,
  • kişisel bakım,
  • kahve zincirleri,
  • premium kahve,
  • online yemek,
  • dijital abonelik,
  • küçük teknolojik ürünler

birçok ağır sanayi sektöründen daha hızlı büyüyebildi.

Yüksek enflasyon döneminde; insanlar; ev değiştirmedi, otomobil almadı,

ancak;

  • kaliteli kahve içmeye,
  • kişisel bakım ürünlerine,
  • küçük elektroniklere,
  • kozmetiğe

harcama yapmaya devam etti.

Bu durum klasik bir “Lipstick Effect” örneğidir.

Hangi Toplumlarda Daha Güçlü Görülür?

En belirgin olarak;

✔ şehirleşmiş toplumlarda

✔ orta gelir grubunda

✔ kadın istihdamının yüksek olduğu ekonomilerde

✔ tüketim kültürünün geliştiği ülkelerde

✔ sosyal medya kullanımının yoğun olduğu toplumlarda

daha güçlü ortaya çıkar.

Çünkü bireyler sosyal görünürlüğünü tamamen kaybetmek istemez.

Sosyal Medyanın Etkisi

Eskiden insanlar kriz yaşarken harcamayı tamamen kesebiliyordu.

Bugün ise;

Instagram,

TikTok,

YouTube,

influencer ekonomisi kişileri sürekli tüketmeye teşvik ediyor.

Bu nedenle artık; “mikro lüks” kavramı çok daha güçlü hale gelmiştir.

Ruj Etkisinin Ekonomiye Olumlu Tarafları

1. İç Talep Tamamen Çökmez

Ekonomide belli sektörler ayakta kalır.

2. İstihdam Korunabilir

Kozmetik, perakende, kişisel bakım, kafe zincirleri çalışmaya devam eder.

3. Vergi Geliri Devam Eder

KDV ve ÖTV gelirleri tamamen düşmez.

4. Psikolojik Çöküş Biraz Azalır

Tüketim tamamen durmadığı için moral korunabilir.

Olumsuz Tarafları

1. Tasarruf Azalabilir

Geliri düşen birey yine de harcama yapmaya devam eder.

2. Borçlanma Artabilir

Kredi kartı kullanımı yükselir.

3. Enflasyon Baskısı Sürebilir

Talep tamamen kaybolmadığı için fiyatlar direnç gösterebilir.

4. Yanıltıcı Ekonomik Görünüm

Perakende satışlar güçlü görünür.

Fakat; sanayi, yatırım, üretim, makine siparişleri gerilemeye devam eder.

Ruj Etkisinden Nasıl Çıkılır?

Bunun yolu yalnızca bireysel tasarruf çağrıları değildir.

Asıl çözüm;

  • fiyat istikrarı,
  • düşük enflasyon,
  • güven veren ekonomi yönetimi,
  • öngörülebilir para politikası,
  • reel gelir artışı,
  • istihdam güvenliği,
  • üretim ve verimlilik artışı

ile mümkündür.

Gelir güvencesi yeniden sağlandığında tüketiciler psikolojik telafi harcamalarına daha az ihtiyaç duyar.

Türkiye İçin Çıkarılacak Dersler

Türkiye gibi yüksek enflasyon yaşayan ekonomilerde Ruj Etkisi; ekonominin güçlü olduğunun değil, çoğu zaman tüketicinin psikolojik uyum mekanizmasının göstergesidir.

Bu nedenle yalnızca AVM yoğunluğu, kozmetik satışları veya kahve zincirlerindeki hareketlilik üzerinden ekonomik canlılık yorumu yapmak yanıltıcı olabilir.

Sağlıklı büyümenin göstergesi;

  • üretim yatırımlarının artması,
  • makine-teçhizat yatırımlarının güçlenmesi,
  • ihracat kapasitesinin yükselmesi,
  • verimlilik artışı,
  • sürdürülebilir gelir büyümesi

olmalıdır.

Sonuç

“Ruj Etkisi”, kriz dönemlerinde insanların umudunu tamamen kaybetmediğini gösteren önemli bir davranışsal ekonomi olgusudur. Ancak bu etki, tek başına ekonomik iyileşmenin işareti değildir. Aksine, büyük yatırımların ertelendiği, gelir baskısının sürdüğü ve tüketicinin psikolojik dengeyi küçük harcamalarla korumaya çalıştığı dönemlerin yansımasıdır.

Türkiye açısından da değerlendirme yapılırken yalnızca perakende tüketim verilerine değil; yatırım iştahına, üretim kapasitesine, istihdama ve hane halkının reel gelirindeki değişime birlikte bakılması gerekir. Ruj Etkisi, ekonominin nabzını tutan ilginç bir gösterge olsa da, kalıcı refahın yerini tutamaz.

Okumaya devam et

EKONOMİ

Sanayi Krize Karşı Savunmasız Kaldı

Yayınlanma:

|

Sanayi Krize Karşı Savunmasız Kaldı: Reel Sektörün En Büyük Sorunu Artık Talep Değil, Finansmana Erişim

Türkiye ekonomisinde uzun süredir uygulanan sıkı para politikası, enflasyonla mücadele açısından önemli bir araç olarak görülse de, bu politikanın reel sektör üzerindeki yan etkileri artık göz ardı edilemeyecek boyutlara ulaştı.

Bugün sanayicinin en büyük problemi sipariş eksikliği kadar, hatta ondan daha fazla nakit akışını yönetememesi haline geldi. Finansmana erişimin zorlaşması, ticari kredi faizlerinin %50-60 bandına yerleşmesi ve işletme sermayesinin hızla erimesi, üretim yapan şirketleri tarihinin en zorlu dönemlerinden biriyle karşı karşıya bırakıyor.

Kriz Dönemlerinde “Nakit Kraldır”

Finans dünyasının en bilinen sözlerinden biri olan “Cash is King” (Nakit Kraldır) ifadesi bugün Türkiye sanayisi açısından hiç olmadığı kadar anlam kazanmış durumda.

Normal dönemlerde şirketler;

  • satış yaparak,
  • stoklarını yöneterek,
  • bankalardan uygun maliyetli kredi kullanarak,
  • tedarikçi vadeleri ile müşteri vadeleri arasında denge kurarak

işletme sermayelerini çevirebilirler.

Ancak bugün bu mekanizmaların neredeyse tamamı aynı anda bozulmuş durumda.

Merkez Bankası’nın sıkılaştırıcı politikaları sonucunda kredi büyümesinin ciddi biçimde sınırlandırılması, bankaların ticari kredi kullandırmakta son derece seçici davranmasına neden oldu.

Sonuç olarak birçok firma krediye ulaşamıyor, ulaşabilenler ise sürdürülebilir olmayan maliyetlerle borçlanabiliyor.

Nakit Akışı Bozulunca Bütün Finansal Sistem Çöküyor

Bir şirketin finansal sağlığı sadece bilançosuna bakılarak anlaşılmaz.

Asıl kritik gösterge nakit akışıdır.

Bugün birçok firma;

  • üretmeye devam ediyor,
  • satış yapıyor,
  • cirosunu artırıyor,

ancak kasasına zamanında para girmediği için faaliyetlerini finanse edemiyor.

Nakit döngüsü uzadıkça;

  • tedarikçi ödemeleri gecikiyor,
  • maaş yükü ağırlaşıyor,
  • vergi ödemeleri baskı oluşturuyor,
  • kredi geri ödemeleri aksıyor.

Sonrasında ise domino etkisi başlıyor.

Maliyet Hesabı Yapmak Neredeyse İmkânsız Hale Geldi

Sanayicinin ikinci büyük sorunu ise maliyet yönetimi.

Yüksek enflasyon ortamında;

  • enerji fiyatları,
  • işçilik maliyetleri,
  • kira giderleri,
  • finansman maliyetleri,
  • kur hareketleri,
  • hammadde fiyatları

aynı anda değişiyor.

Bu nedenle bugün verilen bir fiyat teklifinin maliyeti birkaç hafta sonra tamamen değişebiliyor.

Artık birçok sanayici ürününü satarken gerçek maliyetini bile tam olarak hesaplayamıyor.

Muhasebe kârı ile ekonomik kâr arasındaki fark her geçen gün açılıyor.

Vadeli Satışlar Kâr Değil, Zarar Yazdırıyor

Geçmiş yıllarda rekabet avantajı sağlayan uzun vadeli satışlar bugün birçok sektör için ciddi bir risk unsuruna dönüştü.

90, 120 hatta 180 gün vadeli yapılan satışlarda;

  • enflasyon,
  • finansman maliyeti,
  • kur değişimi,
  • işletme giderleri

satış anındaki hesapları tamamen geçersiz hale getiriyor.

Tahsilat günü geldiğinde firma nominal olarak para kazanmış görünse bile reel olarak zarar etmiş olabiliyor.

Bu durum özellikle işletme sermayesi ihtiyacı yüksek sektörlerde daha da belirgin hissediliyor.

Ticari Kredi Faizleri Yönetilebilir Seviyenin Üzerinde

Bugün ticari kredi faizlerinin %50-60 bandına yerleşmesi birçok yatırımın finansal fizibilitesini ortadan kaldırıyor.

Bu seviyelerde kullanılan krediler;

  • yatırım finansmanını,
  • işletme sermayesi yönetimini,
  • kapasite artırımlarını,
  • ihracat hazırlıklarını

ciddi biçimde zorlaştırıyor.

Üstelik krediye erişim de kolay değil.

Birçok firma için sorun artık faiz oranı değil; kredi bulabilmek.

Sanayici Belki de Hiç Bu Kadar Çaresiz Hissetmedi

Türkiye sanayisi geçmişte;

  • 1994 krizini,
  • 2001 finans krizini,
  • 2008 küresel krizini,
  • pandemi dönemini,
  • büyük kur şoklarını

atlattı.

Ancak bugünkü tabloyu farklı kılan unsur, aynı anda birçok riskin üst üste gelmiş olmasıdır.

Şirketler;

  • yüksek faiz,
  • düşük talep,
  • finansmana erişim sorunu,
  • artan maliyetler,
  • bozulan nakit akışı,
  • belirsiz fiyatlama ortamı

ile aynı anda mücadele etmek zorunda kalıyor.

Bu nedenle birçok sanayici kendisini önceki krizlerden daha kırılgan hissediyor.

Açıklanan Kredi Paketleri Neden Yeterli Olmuyor?

Son dönemde açıklanan çeşitli kredi destek paketleri piyasaya moral vermekle birlikte, reel sektörün toplam finansman ihtiyacı düşünüldüğünde oldukça sınırlı kalıyor.

Sorun sadece yeni kredi verilmesi değildir.

Asıl ihtiyaç;

  • işletme sermayesini güçlendirecek uzun vadeli finansman,
  • üretime yönelik seçici kredi mekanizmaları,
  • ihracatçıya uygun maliyetli kaynak,
  • yatırım kredilerinde öngörülebilir faiz yapısı,
  • KOBİ’lere hızlı erişilebilir finansman modelleri

oluşturulmasıdır.

Aksi halde açıklanan paketler yalnızca belirli firmalara kısa süreli nefes aldırırken, sektörün genelindeki finansman sorununu çözmeye yetmeyecektir.

Sözün özü

Enflasyonla mücadele, makroekonomik istikrar açısından vazgeçilmezdir. Ancak üretim ekonomisinin sürdürülebilirliği de aynı derecede önem taşımaktadır.

Bugün reel sektörün karşı karşıya olduğu temel sorun yalnızca yüksek faiz değildir; işletme sermayesinin erimesi, kredi kanallarının daralması, maliyet hesaplarının öngörülemez hale gelmesi ve nakit akışının bozulmasıdır.

Ekonomide üretim kapasitesini koruyacak, yatırım iştahını canlı tutacak ve sanayicinin finansmana erişimini kolaylaştıracak daha dengeli politikalar oluşturulmadığı sürece, sadece enflasyon göstergelerindeki iyileşmeye odaklanmak uzun vadede üretim, istihdam ve ihracat üzerinde kalıcı hasarlar bırakabilir.

Bugün sanayicinin talebi ayrıcalık değil; üretmeye devam edebileceği öngörülebilir, erişilebilir ve sürdürülebilir bir finansman ekosistemidir.

Okumaya devam et

EKONOMİ

Talep Enflasyonu Biterken Türkiye “Yokluk Enflasyonu” Riskine mi Giriyor?

Yayınlanma:

|

Son iki yıldır ekonomi yönetiminin temel yaklaşımı, talep enflasyonunu kontrol altına almak üzerine kuruldu.

Faizler artırıldı, kredi büyümesi sınırlandı, tüketim baskılanmaya çalışıldı.

Varsayım şuydu: Talep azalırsa fiyat artışları da yavaşlar.

Ancak bugün reel sektörden gelen sinyaller farklı bir riskin büyüdüğünü gösteriyor.

Özellikle yüksek finansman maliyetleri, krediye erişimde yaşanan zorluklar, artan işletme sermayesi ihtiyacı ve daralan iç talep nedeniyle birçok sanayi işletmesi kapasitesini düşürüyor, vardiya azaltıyor veya üretimini tamamen durduruyor.

Bu durum devam ederse önümüzdeki dönemde farklı bir enflasyon türüyle karşılaşabiliriz.

Talep Enflasyonundan Arz Kaynaklı Enflasyona

Ekonomide fiyatlar sadece aşırı talepten yükselmez.

Üretimin azalması, arzın daralması ve piyasada mal bulunabilirliğinin düşmesi de fiyatları yukarı iter.

Bugün birçok sektörde yaşanan gelişmeler bu riski artırıyor:

  1. Üretim kapasiteleri düşüyor.
  2. Yeni yatırımlar erteleniyor.
  3. İşletme sermayesi hızla eriyor.
  4. KOBİ’ler finansmana ulaşamıyor.
  5. Konkordato başvuruları artıyor.
  6. Bazı fabrikalar üretimi geçici olarak durduruyor.

Talep zayıf görünse bile üretim daha hızlı küçülürse piyasadaki mal arzı da daralmaya başlar.

İşte bu noktada fiyatlar yeniden yukarı yönlü hareket edebilir.

Yeni Risk: “Yokluk Enflasyonu”

Buna halk arasında “yokluk enflasyonu” denilebilir. Ekonomik literatürde ise bunun karşılığı daha çok arz yönlü enflasyon (cost-push/supply-side inflation) veya arz şoku kaynaklı enflasyon olarak tanımlanır.

Yani insanlar çok fazla tükettiği için değil, piyasada yeterince ürün üretilemediği için fiyatlar yükselmeye başlar.

Özellikle;

  1. Sanayi üretimindeki daralma,
  2. İthal girdilere bağımlılık,
  3. Finansmana erişim güçlüğü,
  4. Enerji ve lojistik maliyetleri

aynı anda etkili olduğunda arz tarafı hızla bozulabilir.

Bugünün En Büyük Riski

Bir ekonomide üretici para kazanamaz hale gelirse önce yatırımlar durur. Ardından kapasite küçülür. Sonrasında üretim azalır. Üretim azaldığında ise piyasadaki mal miktarı düşer. Mal azaldığında fiyatların yeniden yükselmesi kaçınılmaz hale gelir.

Bu nedenle sadece talebi baskılayan politikalar uzun süre tek başına uygulanırsa, bir süre sonra arz tarafında kalıcı hasar oluşturma riski ortaya çıkar.

Dengeli Politika Şart

Enflasyonla mücadele elbette önemlidir.

Ancak bunu yaparken üretim kapasitesinin korunması, sanayinin finansmana erişiminin sağlanması ve işletme sermayesinin sürdürülebilir seviyede tutulması da en az fiyat istikrarı kadar önemlidir. Aksi halde ekonomi, talep enflasyonunu kontrol altına alırken bu kez üretim yetersizliğinden kaynaklanan yeni bir fiyat baskısıyla karşı karşıya kalabilir.

Asıl soru artık şudur: Talebi gerçekten kontrol altına mı alıyoruz, yoksa üretim kapasitesini zayıflatarak geleceğin arz sorunlarını mı hazırlıyoruz?

Erol TAŞDELEN – Ekonomist     www.bankavitrini.com

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.