Connect with us

GÜNDEM

ABD seçimleri: İlk değerlendirme

Yayınlanma:

|

ABD’de dört yıllık başkanlık döneminin ilk yarısında Temsilciler Meclisi tamamen, Senato ise üçte bir oranında yenilenir. Başkan Biden’ın kazandığı Kasım 2020 seçiminden iki yıl sonra, yani 8 Kasım‘da bu seçimler yapıldı.

Eyalet yönetimleri de yenilenmektedir. Biden yönetiminin ilk iki yılında Kongre’nin iki kanadında da Demokrat Parti çoğunluktaydı.

ABD siyasal hayatı iki büyük düzen partisine dayanır. İlk yarı-yıl seçimlerinde genellikle Başkan’ın partisi kayıplara uğrar. Kasım seçimlerinin öncesinde Biden’ın kamuoyu destekleri de yüzde 50’nin bir hayli altına yerleşmişti. Son anketler de Demokrat Parti’nin ağır bir yenilgiye uğrayacağını öngörüyordu.

Seçim arifesinin siyasal ortamı

Seçim sonuçları, 2016 seçiminde yarışan Joe Biden ve Donald Trump’ın siyasal gelecekleri açısından da önem taşıyor.

Aday olurlarsa 2024 seçimine yaşlanmış siyasetçiler olarak girecekler: Biden 81, Trump 78 yaşında olacak. Öngörüler tutarsa Trump’ın 2024 adaylığını haftaya açıklaması bekleniyor. Farklı bir yenilgi ise Biden’in iki yıl sonraki adaylığını gündem dışı kılacaktır.

8 Kasım’daki Cumhuriyetçi Parti adaylarını belirleyen ön-seçimlerde Trump’ın fanatik takipçileri ile geleneksel (ılımlı) Cumhuriyetçiler yarıştı. Eyalet ve Kongre seçimlerini kazanan Cumhuriyetçilerin içinde Trump taraftarlarının ağırlığı da önem taşıyor. 2024’te Trump’a açıkça karşı çıkarak adaylığı düşünen Cumhuriyetçiler de var. En çok Florida Valisi DeSantis üzerinde duruluyor.

Trump bir dizi ceza davası ile de karşı karşıyadır. Davaların yıprandırıcı etkisi veya başkanlığı önleyebilecek hükümlerle sonuçlanması söz konusudur.

Bu davalardan en önemlisi 6 Ocak 2020’de Kongre Binası işgali ile ilgilidir. Seçim sonuçlarını kesinleştirecek toplantıyı önlemeyi hedefleyen eylemin bir “darbe girişimi” olarak Trump tarafından örgütlendiği ileri sürülüyor.

Temmuz 2021’de Temsilciler Meclisi, bu suçlamayı soruşturan (ve Trump-karşıtı Cumhuriyetçilerin de yer aldığı) bir Komisyon kurdu. Çok sayıda tanığın ifadelerini, diğer kanıtları derleyen Komisyon raporu yakında hazırlanacaktır. Adalet Bakanlığı, Trump’ın siyasal hayatına son verebilecek cezaî bir dava açabilecektir.

Adalet Bakanlığı ciddi bir başka suçlamayı da soruşturmaktadır. Beyaz Saray’dan ayrılırken Trump, gizlilik derecesi de içeren çok sayıda resmî belgeyi Florida’da Mar-a-Lago malikanesine taşıyor. Beyaz Saray’daki resmî belgelerin, görevi son bulan başkanlar tarafından Ulusal Arşivler Bürosu’na devredilmesi gerektiğini öğreniyoruz. Belgelerin eksikliği ortaya çıkınca FBI, bir mahkeme kararıyla Mar-a-Lago’da arama yapıyor; kutular dolusu belgeye el koyuyor. Trump, toplanan belgelerin Adalet Bakanlığı’nca incelenmesini mahkemelerce önletmeye çalışıyor. Yüksek yargıya intikal edebilirse ağır suçlamalar gündemdedir.

Trump’ın avukatları başka suçlamalarla da cebelleşiyor. Newyork savcılarının sürdürdüğü vergi kaçakçılığı incelemeleri başta olmak üzere… Olası davaların 2024 seçimine kadar kesinleşmesi güç görünüyor. Zira, bugüne kadar hiçbir ABD başkanı görevi son bulduktan sonra suçlanmamış; yargılanmamıştır. Seçmenlerinin ortalama niteliği dikkate alınırsa, yargılanması Trump’a “mağduru oynama” avantajı da sağlayabilir.

Kesinleşen sonuçlar

10 Kasım Perşembe kesinleşen sonuçlara göre, Cumhuriyetçi Parti öndedir; ama beklentileri boyutunda değil… Temsilciler Meclisi’nde Cumhuriyetçi/Demokrat dökümü 210 / 192’dir. Kesinleşmemiş 33 sandalyeden 8’ini kazanırsa, Cumhuriyetçi Parti mutlak çoğunluğa ulaşacaktır.

Senato seçimi ise 3 eyalet (Arizona, Nevada, Georgia) dışında kesinleşmiştir: İki parti 48’er sandalye ile eşit durumdadır.

Arizona’da Demokrat adayın önde olduğunu; Nevada’da oyların başabaş seyrettiğini öğreniyoruz.  Seçim güvenilirliği açısından sicili bozuk bir eyalet olan Georgia’da adaylardan hiçbiri yüzde 50 eşiğini geçemediği için Senato seçimi bir ay sonra tekrarlanacaktır.

Biden, ağır bir yenilgiyi atlattığı için sonuçlardan hoşnut görünüyor: “Demokrasi açısından iyi bir gün oldu. 2024’te yeniden aday olmayı düşünüyorum…” Trump’ın 2024 adaylığını açıklaması ise, Georgia’da yenilecek seçime ertelenecekmiş (BBC News, 10 Kasım).

Trump mı? Biden mı?

Ara-başlıktaki soru ile 2024 seçimlerine ilişkin falcılık yapmıyorum. Haddim olmayarak ABD siyasetini izleyen “solcu dünya vatandaşları” adına soruyorum: Hangisi ehvendir?

Amerikalı solcular açısından Trump ülkeleri için yüzkarası bir felakettir. Son seçim kampanyasında Trump’ın Dayton, Ohio’daki bir konuşmasını örnek alalım: “Yarın sandıklarda komünistleri ezeceğiz. ‘Göçmenler Meksika’da kalsın’ politikamıza döneceğiz. Vatansever sınır muhafızlarımızı sahipleneceğiz. Polislerimize hak ettikleri yetkiyi ve saygınlığı vereceğiz. Amerika’ya kanunları ve asayişi geri getireceğiz. Milletimizin oluşumunda yer alan Yahudi-Hristiyan değerleri yeniden sahipleneceğiz. Dünyaya virüsü saldığı için Çin’den hesap soracağız…” (World Socialist Web Site, 8 Aralık).

Bu hezeyanın sahibi, koyu ırkçı, eril değerler ile beslenen faşist kimliğini son on yıl boyunca çok daha ilkel biçimlerde ortaya koydu. Cumhuriyetçi Parti’den 50 milyon Amerikalı da 2020 seçimlerinin “bir büyük komplo sonunda Trump aleyhine çalındığını” hâlâ ve ısrarla benimsemektedir. Sadece, “kaybetmesi mümkün değildir” inancına dayanarak…

Peki madalyonun diğer yüzü? İktidardaki Demokrat Parti, ABD’nin emperyalist kimliğini, hegemonik işlevlerini, nükleer bir kıyamet olasılıkları ile birlikte benimseyen bir “savaş partisi”dir. Son yarım yüzyılı aşan bilançosunu hatırlayın: Küba, Vietnam, Balkanlar, Afganistan, Orta Doğu ve Ukrayna’daki “marifetleri” ile Kennedy, Johnson, Carter (Brzezinski), Clinton, Obama ve Biden’ın kanlı sicilleri karşımızdadır.

İşin tuhafı bu lekeli sicili arada bir Cumhuriyetçi Parti frenlemiştir. Nixon’un (Kissinger’le birlikte) Çin Halk Cumhuriyeti ile yaptığı anlaşmayı ve Trump’ın “ABD’nin ebedî savaşları”nı lanetleyerek Suriye’den, Afganistan’dan çekilme çağrılarını, NATO-karşıtı söylemleri ile birlikte hatırlayalım. Son eğilim, 8 Kasım ara-seçimlerinde bazı Cumhuriyetçi adayların Ukrayna’ya savaş yardımının sürdürülmesine karşı çıkması biçiminde de gözlendi.

ABD siyasal yelpazesi, Avrupa’yı biraz andırır.  Hayli sulandırılmış bir sosyal demokrasi Demokrat Parti’de yer alır. Son yıllarda bazı sosyalistler, kısmen bu yüzden, kısmen de Cumhuriyetçilerin ırkçılığına tepki nedeniyle Demokrat Parti’ye katıldı.

Dünya kapitalist sisteminin hegemon gücü olan ABD’den söz ediyoruz. Emperyalizmin işlevlerini tümüyle, fazlasıyla üstlenen bir devlet, sosyal demokrasiye ne kadar hareket alanı tanır?

Soruya ışık tutan bir örnekle yetinelim: Demokrat Parti saflarında   Kongre’ye girmiş olan İlericiler Grubu’ndan otuz kişi Biden’a hitap eden bir açık mektup yayımladı. Nükleer savaş olasılığını hatırlatarak Ukrayna’da ateşkes müzakerelerinin başlatılmasını önerdi. “Savaş partisi” sert tepki gösterdi; imzacılar “Putin’i desteklemekle” suçlandı. Otuz Kongre üyesi de “hata yaptıklarını kabul ederek” bildiriyi geri çekti.

Galiba 8 Kasım 2022’deki ABD seçimlerine de bu çerçeve içinde bakmak gerekiyor. Faşizmin (üstelik halk sınıfları saflarında da) yaygınlaştığı, emperyalizmin saldırganlaştığı bir dönemdeyiz. Farklı coğrafyalardaki sosyalistler de Amerika’daki şaşkın yoldaşları gibi yalpalayabilir.

Alçakgönüllü bir öneri aklıma geliyor: “Ehven-i şer” çözüm değil; olsa olsa geçici bir ara-aşamadır. Nihaî hedefi korumak koşuluyla…

Prof. Dr. KORKUT BORATAV

Okumaya devam et
Yorum Yazın

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

GÜNCEL

ALTILI MASA YOL HARİTESİ NETLEŞİYOR

Altılı masa, Anayasa değişikliği önerisini “Şimdi Demokrasi Zamanı” sloganıyla açıkladı. Tasarıya göre partili cumhurbaşkanlığı dönemi kapanacak.

Yayınlanma:

|

Yazan:

Altılı masa ortak programlarla sahaya çıkacak

Tasarıyı hazırlayan komisyon üyeleri önümüzdeki günlerde medya organlarını, baroları, sivil toplum kuruluşlarını, meslek örgütlerini, iş dünyasını, sendikaları, kadın ve gençlik örgütlerini ziyaret edecek. Ayrıca altı siyasi parti Türkiye genelinde ortak programlar düzenleyerek sivil toplumla bir araya gelecek.

Kuvvetler ayrılığı tesis edilecek

Altılı masanın Anayasa değişikliği önerisi 84 maddeden oluşuyor. Kuvvetler ayrılığının vurgulandığı yeni sistemde yasamanın etkin ve katılımcı, yürütmenin istikrarlı, şeffaf ve hesap verebilir, yargının ise bağımsız ve tarafsız olması hedefleniyor. Uzlaşılan metinde “Güçlü, özgürlükçü, demokratik, adil bir sistem inşa etme kararlılığı içindeyiz” ifadelerine yer veriliyor.

Altılı masanın anayasa değişikliği paketinden öne çıkanlar şöyle:

Partili cumhurbaşkanlığı dönemi kapanacak

Cumhurbaşkanı 7 yıllığına halk tarafından seçilecek ve seçimle beraber partisiyle ilişkisi sona erecek. Görevi sona eren bir cumhurbaşkanı, seçimle gelinen siyasi bir görev üstlenemeyecek. Cumhurbaşkanına, TBMM Başkanı vekalet edecek. Cumhurbaşkanının kanunlar üzerindeki zorlaştırıcı veto etkisi sona erdirilip geri gönderme hakkı veriliyor

Anayasaya özgürlükçü anlayış kazandırılacak

Altılı masanın teklifi, Anayasayı temel hakları “ödev” olarak vurgulayan ve hürriyetleri ödev kavramıyla sınırlayan anlayıştan arındırıyor. Anayasaya özgürlükçü bir anlayış kazandırılıyor. Anayasadan otoriter anlayışın izleri siliniyor. Anayasada “temel hak ve ödevler” yerine “temel hak ve hürriyetler” düzenleniyor.

“İnsan onuru” Anayasanın temel esası olacak

Anayasanın temel hakları düzenleyen ilk maddesine “İnsan onuru dokunulmazdır ve anayasal düzenin temelidir” ifadesi ekleniyor. Bu vurguyla beraber Anayasanın insan onurunu esas alan bir bakış açısı kazanması sağlanıyor. Devletin temel işlevinin insan onurunu korumak ve ona saygı göstermek olduğu vurgulanıyor.

Tereddüt halinde yorum hürriyet lehine yapılacak

Anayasa’nın 13. maddesine “Hürriyet esas sınırlama istisnadır. Tereddüt halinde yorum hürriyet lehine yapılır” hükmü ekleniyor. Böylece temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması düşüncesinden temel hak ve hürriyetlerin üstünlüğü dönemine geçiliyor.

Eleştiri hürriyeti güvence altına alınacak

Düşünce, kanaat ve ifade hürriyeti tek bir maddede düzenleniyor. Anayasanın 25. maddesinde yapılacak değişiklikle eleştiri hürriyeti güvence altına alınıyor. Keyfi sınırlamaların önüne geçiliyor.

Hayvan hakları ilk kez Anayasaya girecek

Anayasanın 56. maddesinde yapılan değişiklikle Anayasada sağlık hakkı ve çevre hakkı yeniden düzenlenirken hayvan hakları ilk kez anayasal güvenceye kavuşturuluyor.

Parti kapatma zorlaştırılacak

Siyasi parti kapatma davalarının açılması zorlaştırılıyor. Şiddete başvurma ya da şiddeti teşvik hariç olmak üzere parti kapatma davalarının açılabilmesi için ihtar şartı getiriliyor. Kapatma davasının açılabilmesi, TBMM’nin üçte ikisinin oyuyla alınacak izne bağlanıyor. Milletvekillerinin meclis kürsüsünde kullandığı ifadelerin parti kapatma davalarında delil olamayacağı düzenleniyor. Bu davalardan çıkabilecek yaptırımlara idari para cezası ekleniyor.

Dokunulmazlığın kaldırılması zorlaştırılacak

Milletvekillerinin sadece ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü halinde dokunulmazlıktan faydalanamayacağı düzenleniyor. Anayasanın 83. maddesinde Anayasanın 14. maddesine yapılan atıf metinden çıkarılıyor. Dokunulmazlığın kaldırılması için üye tam sayısının salt çoğunluğu ile karar alınacağı hükmü getiriliyor. Milletvekili düşme kararında bireysel başvuru yoluna gidilmiş ise Anayasa Mahkemesinin kararının bekleneceği düzenleniyor.

Kadına şiddetten suçlu bulunanlar milletvekili olamayacak

Affa uğramış olsalar bile cinsel saldırı, çocukların cinsel istismarı, kadına yönelik kasten yaralama ve edimi ifasını fesat karıştırma suçlarından hüküm giymiş olanların milletvekili seçilme yeterliliğine sahip olamayacağı hükmü getiriliyor.

Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvurunun alanı genişletilecek

Anayasa Mahkemesi’nin üye sayısı 15’ten 22’ye çıkarılıyor. Üyelerden 20’sinin TBMM, 2’sinin cumhurbaşkanı tarafından seçilmesi öngörülüyor. Mahkemenin bölüm sayısı 2’den 4’e yükseltiliyor. Anayasada veya Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde düzenlenen hakların ihlali iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolu açılıyor.

Uluslararası anlaşmalardan çekilme kararı açıkça TBMM’nin uygun bulmasına bağlanacak

Türkiye’nin taraf olduğu bir uluslararası anlaşmadan çekilme için TBMM’nin uygun bulması şartı Anayasada açıkça düzenleniyor.

Herkes Meclis Araştırma Komisyonu’nun davetine uyacak

Meclisin denetim yetkisi güçlendiriliyor. Şeffaf ve hesap verebilir bir yönetim için hükümete hesap sorulabilmesini sağlayacak araçları artırıp etkili kılınıyor. Muhalefete bir yasama yılında en az yirmi gün gündemi belirleyerek genel görüşme açma hakkı tanınıyor. Herkesin Meclis Araştırma Komisyonunun davetine uymak zorunda olduğu düzenleniyor.

Milletin meclisi, bütçe yetkisine kavuşacak

Bütçe yetkisi Meclise iade ediliyor. Hükümetlerin politikalarını Bütçe Kanununun sınırlarına uygun olarak yürütmelerini sağlamak amacıyla Kesinhesap Anayasada ayrı bir maddede düzenleniyor. Değişikliğe göre, Kesinhesap Komisyonu kuruluyor ve başkanının ana muhalefet partisinin milletvekili olması şartı getiriliyor.

Yeni hükümet kurulmadan mevcut hükümet düşürülemeyecek

Hükümet, başbakan ve bakanlar hakkında gensoru verme yetkisi tesis ediliyor. Bu yenilikle, Bakanlar Kurulu aleyhine verilen güvensizlik önergelerine yeni Başbakanın isminin eklenmesi zorunlu kılınıyor. Böylece meclis, istikrarın gereği olarak ancak yeni hükümeti kurmakta birleşebilirse mevcut hükümeti düşürebilecek.

HSK kapatılacak

Hakimler ve Savcılar Kurulu kapatılarak Hakimler Kurulu ve Savcılar Kurulu kuruluyor. Yargı bağımsızlığının sağlanması için Adalet Bakanı ve yardımcısının Hakimler Kurulu üyesi olmasına son veriliyor. 

OHAL KHK’larına son verilecek

OHAL KHK’ları kaldırılıyor. Olağanüstü Hallere ilişkin tedbirlerin Olağanüstü Hal Kanunu ile düzenleneceği ve Olağanüstü Hal Kanunu ile bu kanundan kaynaklı idari eylem ve işlemlere karşı yargı yolunun kapatılamayacağı düzenleniyor.

Savunma ve iddia makamı eşitlenecek

Hakim ve savcılara coğrafi teminat getiriliyor. Savunmanın bağımsızlığı vurgulanıyor.  Yargılama sürecinin temel unsurlarından biri olan savunma makamı, ilk defa, bir anayasa hükmüyle düzenlenerek bu makamın iddia makamıyla eşit bir statüye kavuşturulması sağlanıyor. Her ilde bir baro olacağı açıkça Anayasada düzenleniyor.

Sayıştay ve YSK yüksek mahkeme olacak

Sayıştay yüksek mahkeme statüsüne kavuşturuluyor. Kurumun denetim yetkisinin kapsamı genişletiliyor. Yüksek Seçim Kurulu Anayasada yargı bölümünde bir yüksek mahkeme olarak düzenleniyor, kurulun niteliği açıklığa kavuşturuluyor. Yüksek Seçim Kurulunun seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkına ilişkin kararları Anayasa Mahkemesinin denetimine açılıyor.

RTÜK üyeleri gazeteci ve akademisyenlerden oluşacak

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun üye yapısında çoğulculuk sağlanıyor. RTÜK üyeleri, basın mensupları ile iletişim ve hukuk fakültesi öğretim üyeleri arasından seçiliyor. Üye seçiminde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin nitelikli çoğunluğu aranıyor. Kurulun çoğulculuk, özerklik ve tarafsızlık esaslarına bağlı olarak çalışacağı vurgulanıyor.

Belediye başkanlarının görevden uzaklaştırılmasına Danıştay karar verecek

İçişleri Bakanlığı’nın belediye başkanlarını ve meclis üyelerini görevden uzaklaştırma yetkisi kaldırılıyor. Onun yerine Danıştay kararı şartı getiriliyor. Görevden uzaklaştırmanın en fazla altı ay sürebileceği düzenleniyor.

YÖK kaldırılacak

Yükseköğretim Kurulu kaldırılıyor. Üniversitelerin akademik, idari ve mali özerklikleri ihlal edilmemek kaydıyla planlama ve koordinasyon kurulu olacak Yükseköğretim Üst Kurulu düzenleniyor.

ANAYASA ÖNERİSİ TAM METİN :

anayasa_teklifi-web

www.altlimasa.biz

PolitikYol

Okumaya devam et

GÜNCEL

TÜSİAD & KalDer: Topyekûn kurtuluş; topyekûn eşitliğe ve adalete ulaşmaya bağlıdır

Yayınlanma:

|

Yazan:

Mükemmellik kültürünü bir yaşam biçimine dönüştürmeyi hedefleyen Türkiye Kalite Derneği (KalDer), TÜSİAD iş birliğiyle 31’incisini düzenlediği Kalite Kongresi ile yine Türkiye’nin alanında uzman isimlerini bir araya getirdi. Bu yıl bir ilke imza atarak oturumu yapılan konulardan elde edilen çıktılar sonucunda KalDer Kongre Bildirgesi yayınladı. Risklere karşı çözüm önerilerinin yer aldığı bildirgeyi, KalDer Yönetim Kurulu Başkanı Yılmaz Bayraktar ve KalDer Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Filiz Öztürk kamuoyuyla paylaştı.

Yaşam şekli ve iş anlayışındaki dönüşümün bir değişimden ibaret olmadığına dikkat çeken KalDer Kongre Bildirgesi, küresel hedeflerin çevresel, sosyal ve ekonomik alandaki başarı ölçütlerini de değiştirdiğini ortaya koyuyor. Bu noktada karşı karşıya olunan riskleri aşmanın temel koşulunun, insanlık olarak hep birlikte bu dönüşüm çabasına destek vermekten geçtiğine vurgu yapılan bildirgede, herkesin katılabileceği sürdürülebilir dünya çabasında başarıya ulaşmanın bilimde, sektörlerde ve toplumda özgür olmamıza ve bu özgürlüğü sağlayacak bir adalet zemini oluşturmamıza bağlı olduğu savunuldu.

Bildirgenin titiz bir çalışma sonucunda ortaya çıktığına değinen KalDer Yönetim Kurulu Başkanı Yılmaz Bayraktar; “Bu seneki temamızı belirleyen risk konusunun sonucunu kongremize katılan herkesin içinde bulunduğu ortak bir akılla değerlendirmek istedik. Bildirgemizi; binlerce kişinin katıldığı anket sonucu ile alınan bilgiler ışığında akademisyenlerimiz, iş profesyonelleri ve KalDer yönetim kurulunca değerlendirerek hazırladık. Ortak aklın çalışması olan kapanış bildirgemizde, riskler karşısında sürdürülebilir bir dünya yaratmak için gereken eşitlik, etik değerler ve bunların tümünü tek bir çatı altında toplayan adalet kavramının önemi vurgulandı. Kongre boyunca ele alınan gıda, enerji, istihdam, göç, teknoloji ve daha fazlası için riskin ötesine odaklanıp konuları bütünüyle değerlendirerek bildirge komitemizle birlikte değerli çıktılara ulaştık. Bu çıktıların yaşamın içinde karşılık bulması, hayatımızı düzenleyen politikalarda yol gösterici olması ve dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek için ilham vermesi en önemli temennimiz” şeklinde konuştu.

Risklere karşı ortak akıl, insanlığa yaşanabilir bir gelecek sunacak

Bildirgede “Bilimsel Temelli Akılcı Yaklaşım” başlığı altında işlenen ‘Riskleri Görmek ve Anlamak’ konusu kapsamında, riskleri görebilmek için insanlığın hemen her alanda, çok daha doğru ve kanıta dayalı bilimsel temelli tespitlerde bulunabildiği ve hedefler koyabildiğine dikkat çekildi. Bu yetkinliğin, yaşanabilecek riskleri de aynı kesinlikte görebilmeyi sağlayacağı ortaya konuldu. Riskleri çözümlemek, anlamak, gerçek kök nedenlerini analiz etmek ve bilimsel dayanakları olan akılcı çözümler üretmek noktasında insanlığın başarılı olacağının savunulduğu bildirgede, ortak aklın riskler karşısında galip geleceğinin ve insanlığa yaşanabilir bir gelecek sunacağının altı çizildi.

Enerji, gıda, kaynak ve tedarik sorununun anahtarı sürdürülebilir politikalar

“Yaşadığımız Riskler” başlığı kapsamında enerji, gıda, kaynak ve tedarik konularına da değinilen KalDer Kongre Bildirgesi, bu üç konu özelinde önemli çıktılar sunuyor. Bildirgede, ‘Enerjide Dönüşüm ve Erişilebilirlik’ konusunda enerjinin daha temiz ve sürdürülebilir olma zorunluluğu vurgulanırken, bu noktada insanlığın temel meselesinin temiz enerji çözümlerini küresel ölçekte yaygınlaştırmak ve ortak geleceğimizde herkes için erişilebilir kılmak olduğu belirtildi. ‘Gıda Sisteminin Güvenliği’ ile ilgili olarak ise sistemin gözden geçirilmesi gerekliliğine değinilen bildirgede, doğru üretim ve dağıtım ile eşitlikçi tüketimin önemine vurgu yapıldı. Buna göre insanoğlu günlük olarak ihtiyacının yaklaşık 2,5 katı daha fazla kalori üretiyor, üretilen gıdanın ise sadece dörtte biri tabağa geliyor. Gıda krizinin önlenmesi ve sağlıklı bir gıda sistemine sahip olunması ise ancak doğru bir planlama ile mümkün. “Yaşadığımız Riskler” başlığının üçüncü maddesi olan ‘Kaynak ve Tedarik Sürekliliği’ konusunda ise ihtiyacımız olanı geleceği düşünerek kullanmanın gerekliliğine dikkat çekildi. Bu kapsamda kaynaklarımızın küresel ortak değerimiz olduğunu algılamanın, daha verimli kullanmanın, adil bir şekilde paylaşmanın ve bu paylaşım için gerekli olan altyapıyı her türlü riske karşı dirençli ve küresel hedeflerimiz ile uyumlu bir altyapı üzerine tesis etmenin önemi üzerinde duruldu.

Eşit teknoloji, herkes için ulaşılabilir imkanlar, eşitlikçi büyüme anlayışı

KalDer Kongre Bildirgesi’nde “Kapımızdaki Riskler” başlığı altında teknoloji, sosyal değişimler ve istihdam konularına da yer verildi. ‘Teknolojik Eşitsizliğin Azaltılması’ konusunda teknolojik gelişimin tüm insanlığın erişebileceği bir değer olarak kabul edilmesi gerektiğinin vurgulandığı bildirgede, bu noktada yapılması gerekenin her bölgede ve herkes için bu erişime olanak sağlayacak altyapıyı tesis etmek, yetenekleri yaygınlaştırmak, desteklemek ve korumak olduğu yönünde ortak karara varıldı. Bu konu ile ilgili toplumsal yapılara ışık tutan ‘Sosyal Değişimlerin Yönetimi’ konusunda ise 2050 yılına ulaştığımızda iklim değişikliği kaynaklı nedenlerden dolayı 200 milyon insanın yaşadığı coğrafyadan ayrılmak zorunda olacağı bilgisine yer verildi. Olası senaryonun gerçekleşmesi halinde hem doğayı hem de insan yaşamını korumak için ülkeler arası çatışmaların ve antidemokratik uygulamaların topluca önlenmesi adına herkesin samimi çaba göstermesi gerektiği belirtildi. 2050 yılında 10 milyar kişiye ulaşması beklenen insan nüfusunun istihdamı sorununa değinilen ‘Herkes İçin İstihdam Yaratmak’ konusunda ise herkesin çalışma olanağına ve eşit ücret hakkına sahip olduğu bir iş dünyası için akılcı ve eşitlikçi bir büyüme anlayışının yaygınlaşması ve yeteneklerin desteklenmesi gerektiği belirtildi.

Riskin ötesini aydınlatacak çözüm önerileri paylaşıldı

Bildirgenin en önemli kısmını oluşturan “Riskin Ötesi İçin Çözümler” başlığı altında ‘İklim Uyumlu ve Dirençli Ekonomi’, ‘Riskleri Aşmak için Kaliteli Düşünce’ ve ‘Yönetim ile Eşitlik, Kapsayıcılık ve Adaletin Önemi’ alt konu başlıkları yer aldı. ‘İklim Uyumlu ve Dirençli Ekonomi’ çıktılarına göre; gezegen ile uyumluluğu merkeze alan, paydaşlarının varlığını önemseyen, iklim değişikliğine karşı dirençli, kaynakları verimli kullanan, doğru planlama yapabilen, akılcı hedeflere tutku ile bağlı bir ekonomi oluşturulması gerekliliğinin altı çizildi. ‘Riskleri Aşmak için Kaliteli Düşünce ve Yönetim’ konusunun çıktılarına göre ise karşı karşıya olunan tüm risklerin, bir KalDer önermesi olan kaliteli düşünce ve yönetim anlayışı ile anlaşılması, tüm boyutlarıyla değerlendirilmesi ve bu riskleri bertaraf edecek yetkinlikte çözümlerin iş anlayışının odağına yerleştirilmesi gerektiği görüşünde hem fikir olundu. Bildirgede son olarak ‘Eşitlik, Kapsayıcılık ve Adaletin Önemi’ konu başlığının çıktılarına yer verildi. Bu çıktıya göre, sekiz milyarlık nüfusa sahip olan dünyamızın riskleri aşabilmesinin yine bu sekiz milyarın ortak çaba göstermesine, bu çabayı gösterebilmek içinse eşit koşullara, haklara ve güce sahip olmasına bağlı olduğu kararlaştırıldı. Bildirgenin temel düşünce ve söylemi ise “topyekûn kurtuluş, topyekûn eşitliğe ve adalete ulaşmaya bağlıdır” oldu.

KalDer Hakkında

Türkiye Kalite Derneği (KalDer), çağdaş kalite felsefesinin ülkemizde etkinlik kazanması ve yaygınlaştırılması amacıyla 1991 yılında kurulmuştur. İnsana, topluma ve doğaya saygı, güvenilir olmak, yenilikçilik ve sürekli iyileştirme ve gönüllülük değerleriyle 31 yıldır çalışmalarını sürdürmektedir. KalDer’in vizyonu, ülkemizde sürdürülebilir iş ve yaşam kalitesine yön gösteren, dönüşüme liderlik eden bir sivil toplum kuruluşu olmaktır. Bu hedefe ulaşmak için “Mükemmellik kültürünü yaşam biçimine dönüştürerek ülkemizin rekabet gücünün ve refah düzeyinin yükseltilmesine katkıda bulunmak” amacı ile çalışmalarını sürdürmektedir. Türkiye’nin rekabet gücünü artırarak toplumsal refahı sağlama yolunda kurum ve kuruluşlara rehber olmayı hedefleyen kuruluş, Ulusal Kalite Hareketi ile bu anlayışı ülkemizdeki tüm iş ekosistemine entegre etmek istemektedir. KalDer; Avrupa Kalite Yönetim Vakfı’nın (EFQM) Ulusal İş birliği Ortağı, Amerika Kalite Derneği’nin (ASQ) Küresel İş birliği Ortağı ve Orta Doğu Kalite Organizasyonu’nun (MEQA) kurucu üyesidir. KalDer’in ana faaliyetleri arasında; Türkiye Mükemmellik Ödülleri, Ulusal Kalite Hareketi Programı, Kalite ve Yönetim Alanındaki Eğitimler, Kurumsallaşma Ölçümü ve Çevik Yönetim Programı, KOBİ’ler için Stratejik Plan Rehberliği, Özdeğerlendirme ve Dış değerlendirme hizmetleri, Mevcut Durum Analizleri, Rehberlikler, Kalite Kongresi ve etkinlikler yer almaktadır.

Okumaya devam et

GÜNCEL

GÜNDEM: MAKRO GÖRÜNÜM

Yayınlanma:

|

Yazan:

Rusya’nın Ukrayna’ya savaş açması nedeniyle Batı’nın uyguladığı yaptırımlarından etkilenmek istemediklerini belirten Yandex yönetimi, Rusya’daki operasyonlarını sonlandırmayı değerlendiriyor. Çin’in finans merkezi Şanghay kenti başta olmak üzere Sıfır Kovid politikasına yönelik artan protestolar ülke geneline yayılırken; Goldman Sachs ise Çin Hükümeti’nin sert Kovid 19 önlemlerine Nisan ayından önce son verebileceğini öngördü.

Çin Merkez Bankası, bankaların rezerv olarak tutması gereken zorunlu karşılık oranlarını 5 Aralık itibarıyla piyasa beklentilerine paralel olarak 25 baz puan indireceğini açıklarken; ihtiyatlı para politikasının hızlandırılacağını ve likiditenin makul seviyelerde bol tutulacağını bildirdi. Merkez Bankası ayrıca sistemsel açıdan değerlendirildikten sonra “Beyaz Liste”ye alınacak ve geniş kapsamlı devlet desteği sağlanacak olan gayrimenkul şirketlerinin ihraç ettiği tahvillerin düşük faizli kredi imkanı ile finansal şirketlere satışını gerçekleştirmeye hazırlanırken; kredi programının bu hafta içinde duyurulacağını belirtti. Kısa vadeli makro görünüm için risklerin arttığına dikkat çeken Oxford Economics, “Sıfır Kovid” stratejisinden vazgeçilmemesi halinde Çin’in 2023 yılına ilişkin büyüme öngörüsünü %4,2’den %3,2’ye revize ederken; ekonominin gelecek yılın ikinci yarısında yeniden açılmasını bekliyor.

Almanya 3. Çeyrek GSYİH bir önceki çeyreğe göre %4 büyüme kaydederken; Mevsimsellikten Arındırılmadığında ise geçen yılın aynı dönemine göre %1,2 büyüme kaydetti. (Beklentiler: %0,3, %1,1; öncekiler: %0,1, %1,7). Alman ekonomisinin 2022 ve 2023 yıllarında ise sırasıyla %1,4 ve %0,4 büyümesi bekleniyor. Aralık GfK Tüketici Güven Endeksi ise enerji fiyatlarındaki artışların önüne geçmek için uygulanan tedbirlerin etkisiyle –41,9’dan –40,2’ye yükselerek hafif bir toparlanma gösterdi. (Beklenti: -39,6). Hükümet ise 22 Kasım’da şirketlerin ve konutların yüksek gaz faturalarına destek olmak için açıkladığı 54 milyon euroluk yardım paketine fon sağlamak amacıyla temiz enerji üreticilerinin megavat-saat başına 130 euronun üzerindeki kazançlarından aldığı vergi oranını %90’a yükselttiğini bildirdi.

ECB Yönetim Kurulu Üyesi Schnabel, Perşembe günü bazı ECB üyelerinin faiz artırım hızının yavaşlatılabileceğine dair yaptıkları açıklamaların ardından nötr faiz seviyelerine yaklaşılmasına rağmen enflasyonist baskıların devam ettiğini vurgulayarak yumuşak adımlar atmak için erken olduğunu belirtirken; ECB Başkan Yardımcısı Guindos ise kararların verilere bağlı olarak alınmaya devam edeceğinin altını çizerek enflasyonun 2023’ün ikinci yarısında düşüş eğilimine gireceğini öngördü.

TCMB yayımladığı yılın ikinci Finansal İstikrar Raporu’nda hanehalkı borçluluğunun, 10 çeyrektir azalma eğiliminde olduğunu ve hanehalkının mevduat dışı yatırımlara yönelmeye başlamasıyla finansal araçların tabana yayıldığını belirtirken; liralaşma stratejisinin etkisiyle TL varlıkların payının arttığını açıkladı. Bankaların ağırlıklı olarak uzun yabancı para pozisyona sahip olduğunu, uzun pozisyon fazlası taşıyan bankaların sayısı arttığını açıklayan TCMB, bankaların aktif kalitesinin ve karlılığının tarihsel olarak güçlü seviyelerde seyrettiğini ve TL ve YP likiditesindeki olumlu görünümün devam ettiğini vurguladı. Rapora göre sektörün kar performansını belirleyen unsurlar arasında kredi mevduat faiz marjı, TÜFE’ye endeksli menkul kıymet getirileri ile kredi büyümesinden gelen hacim artışı öne çıkarken; Ağustos ayı ve sonrasında politika faizinde yapılan indirimlerinin ve menkul kıymet tesisine yönelik yapılan düzenlemelerin etkisiyle TL ticari kredi faizlerinin önemli ölçüde azaldığı bildirildi. TCMB Başkanı Kavcıoğlu ise makro ihtiyati politikaların katkısıyla KOBİ’lerin Ocak-Eylül arasında ihracat ve yatırım kredi kullanım büyüklüğünün geçen yıla göre 12 kat artarak 878 milyar TL’ye ulaştığını, reel sektörün net döviz açık pozisyonun da 89,1 milyar USD ile 12 yılın en düşük seviyesine gerilediğini ve yurt dışı fonlamaya olan bağımlılığın azaldığını bildirdi.

Reuters tarafından Suudi Arabistan’ın ardından Katar’dan da Türkiye’ye 10 milyar USD büyüklüğünde yeni bir kaynak girişi için görüşmelerin yapıldığını aktarılarak bu yıl bitmeden 2-3 milyar USD bölümünün eurobond şeklinde olabileceği gündeme getirilirken; Hazine ve Maliye Bakanlığı’ndan konuya ilişkin bir değerlendirme yapılmadı.

AKTİFBANK

Okumaya devam et

KATEGORİLER

SON YAZILAR

ALTIN – DÖVİZ

KRIPTO PARA PİYASASI

BORSA

TANITIM

FACEBOOK

Popüler

www paravitrini com © "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKAVİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.paravitrini.com Copyright © 2020 - Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.