Connect with us

BANKA HABERLERİ

ALAATTİN AKTAŞ : Bugün bankaları döven, yarın dizini döver!

Yayınlanma:

|

✔ Bankalar düşük faizli ve uzun vadeli kağıt almaya zorlandıkça 2001 krizi döneminde mecbur kalınan iç borç takası akla geliyor.

✔ Eski bir Hazinecinin bu konuda çok ciddi uyarıları var: “Seçimden sonra faiz artırılırsa bazı bankalar BDDK’nın kapısına dayanacak.

Bankalar bir otomobil, bir beyaz eşya, bir tekstil fabrikası gibi görülemez. Sıkıntıya düşen olursa “Batarlarsa batsınlar” denilemez. Herhangi bir fabrika kapısına kilit vurduğunda sahipleri batar, alacaklılar zarar görür, o fabrikaya hammadde sağlayanlar pazar kaybetmiş olur, üretilen malı kullananlar zora girer; o kadar.

Ama konu bir bankaysa durum çok ama çok değişir. Bir kağıt parçası karşılığında, hatta artık günümüzde yalnızca bilgisayar ya da telefondan işlem yaparak parasını bankaya yatıranların durumu ne olur? Yalnızca mevduat yatıranlar mı, işlerini kredi kullanarak döndürenler, en başta da bankalar aracılığıyla borçlanan Hazine…

Bankaların batmasına izin verilemez. Zaten mevduat belli ölçüde devlet güvencesindedir, kaldı ki zora düşecek bankanın yükümlülükleri bir şekilde devlet tarafından, yani tüm vatandaşlara yük bindirilmek suretiyle üstlenilir. Dolayısıyla aslolan bankaların zor duruma düşmelerine meydan vermemektir.

Oysa son dönemde adeta tam tersi yapılıyor:

■ Döviz mevduatın fazla mı, ek menkul kıymet alacaksın!

■ Belli ölçülerin üstünde faiz uygulayarak kredi mi kullandıracaksın, yine menkul kıymet almak zorundasın!

■ Alacağın menkul kıymetlerin de vadesi uzun, faizi düşük olacak!

Seçime kadar böyle idare edilmeye çalışılacak. Muhtemelen edilecek de… Ama seçim sonrası bir de bakmışsınız çok sayıda banka BDDK’nın kapısında kuyruğa girmiş…

Eski Hazineciye kulak verin!

2001 krizini bizzat yaşamış eski Hazineci bir dostumla sohbet ettim. 2001 krizine uzanan süreci anlattı; hafızamızı tazelemiş olduk. Bugünlerde atılan bazı adımların bazı yönlerden nasıl 2001 krizi öncesindeki sürece benzediğine ve tehlikenin büyüklüğüne işaret etti.

Gelin o dönemde olan biteni ve sonrasında ortaya çıkan sorunları gelişmelerin tam ortasında yer alan bir Hazineciden dinleyelim…

2001 KRİZİ ÖNCESİNDE OLANLARDAN DERS ALMALI!

O dönemde ilk iç borçlanma ihalesini 2000’nin ocak ayında, IMF programının resmen başladığı günlerde yaptık. Önceki devlet iç borçlanma senedi (DİBS) ihalesinde yıllık faiz yüzde 102 civarındaydı. İhale günü arkadaşlarla “Faizi yüzde 50’nin altına düşürelim” diye şakalaştık. Öyle ya, bir anda 102’den 50’nin altına inilmesi ancak şaka konusu olurdu. Ancak öğleden sonra ihale sonuçlanınca yıllık faizin yüzde 38 civarında olduğunu gördük. Sonrasında, uygulanmasına başlanan IMF programının etkisiyle faizler bu civarda kaldı.

Sonuçlardan Hazine de, bankalar da memnundu. Kamu düşük faizle borçlanabiliyordu, mutluyduk. Bankalar ise daha önce yüzde 100’lere varan faizlerle, yani düşük fiyatlarla aldıkları DİBS’ler, faizler düştüğü için daha yüksek fiyattan işlem gördüğü için memnundu.

Dikkat lütfen daha şubat 2001 krizi yok. Finansal piyasalarda bir bayram havası esiyordu.

Mutluluk kısa sürdü

Ne var ki bu mutluluk uzun sürmedi; geçmişten gelen bir dizi olumsuzluğun etkisi hissedilmeye başlandı.

1997, 1998 ve 1999’da önce Uzak Doğu Asya krizi, sonrasında Rusya krizi ve en sonunda Marmara depremi sonucunda kamu açığı inanılmaz boyutlara ulaşmıştı. Dönemin hükümetleri, gelirleri artırarak bütçe açığını azaltmak yerine daha fazla borçlanmayı seçti. Borçlanma miktarı ve faizleri artmaya başladı.

Hazine’nin artan borçlanma talebine iç tasarruflar yetmeyince bankalar dışarıdan dövizle borçlanmaya yöneldi. Bankalar aldıkları dövizli dış borcu TL’ye çevirip Hazine’ye yüksek TL faiziyle borç olarak veriyordu. Ancak bankalar bunu yaparken ciddi bir kur riski alıyordu.

Ne demek istediğimi basit bir örnekle açıklamaya çalışayım.

Banka yılın başında 1.000 dolar dış borç alsın ve bunu 10 TL’lik kurdan bozdurup Türk lirasına geçsin. Ardından 10.000 TL ile Hazine’den bir yıl vadeli yüzde 15 faizli DİBS alsın. Bankanın eline yıl sonunda 11.500 TL geçecektir. Vade bitiminde kur değişmemiş olursa, yani 10 lirada kalırsa 11.500 lira 1.150 dolar eder. Banka 150 dolar kazanır.

Ancak, eğer dolar kuru 15 lira olursa o zaman getiri (11.500/15) 767 dolara düşer. Bu durumda banka dışarıdan aldığı 1.000 doları ödeyebilmek için kendi kasasından 233 dolar koymak durumunda kalacaktır. Yurtdışından alınan kredinin faizi de banka için ayrı bir yük tabii ki.

Bankaların dövizle borçlanıp (pasif kalemi) TL ile DİBS alarak kredi (aktif kalemleri) vermelerinin sonucuna döviz açık pozisyonu denildiğini biliyoruz. İşte o günlerde iş öyle bir hale gelmişti ki, eylül 2000 itibarıyla banka bilançolarında 18.2 milyar dolar açık pozisyon oluşmuştu. Bankalar kamu açığını finanse edebilmek için böylesine devasa döviz pozisyonu açığı taşıyordu.

Ve kriz patlak veriyor

Sonrası malum, şubat 2001’de büyük kriz patlak verince dolar kuru bir gecede 600 bin lira (o zaman TL’den 6 sıfır atılmamıştı) civarından 1,1 milyon lira civarına fırladı. Birçok banka aldıkları dövizi borçlarını kapatamaz duruma düştü. Battılar. Bu bankalar Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu kapsamına alındı.

Ancak bu yeterli değildi. Büyük özel bankalar dahil diğer bankaların da açık pozisyon sorunu vardı. Bilançolarındaki sorunların kalıcı olarak çözümlenmesi gerekiyordu. Yoksa bankalar ne DİBS alabilecek, ne kredi verebilecek durumdaydı. Ekonominin kredi ihtiyacı yeteri kadar karşılanamıyordu.

Bu bağlamda Hazine finansal sektörün sorunlarına yardımcı olabilmek 2001 yılının haziran ayında dünyada neredeyse bir ilk gerçekleştirdi ve iç borç takası yaptı.

Hazine bankaların elindeki 9.3 katrilyon (6 sıfır atılmamıştı) TL tutarındaki ortalama vadeye kalan süresi 6 ay olan kısa vadeli DİBS’leri aldı. Bankalara 3 ve 5 yıl vadeli, 6 aylık kuponu olan ABD dolarına endeksli, ortalama vadesi 37,5 ay olan tahviller ile 1 ve 2 yıl vadeli, 3 aylık kuponlu değişken faizli TL cinsi tahviller verildi.

Böylelikle bankaların döviz pozisyon açıkları azaltılıp bilançoları rahatlatılırken, Hazine’nin de 2001 yılında vadesi gelen 6,4 katrilyon TL borç ödemesi azaltıldı. Sistem rahatladı.

“Sadede gelirsek…”

Şimdi bunu niye anlattım dersen! Son dönemde uygulanan “makro ihtiyati önlemler” ile bankalar, uzun vadeli, düşük faizli DİBS almaya zorlanıyor. Kararlar genellikle bankalardan sorumlu kuruluş olan BDDK tarafından değil, görevi fiyat istikrarını sağlamak olan Merkez Bankası tarafından alınıyor. Uygulamaların sonucunda, yüz milyarlarca liralık uzun vadeli ve düşük sabit faizli DİBS’lerin banka bilançolarında birikeceği biliniyor.

Merkez Bankası politika faizi düşük tutulabildiği, ekonomik aktörler yüksek negatif reel faize fazla aldırış etmediği sürece bu durum şimdilik dert değil. Hem bilançosu sağlam olan bankalar buradan kaynaklanan zararlarını, diğer gelirleriyle bir süreliğine karşılayabilir.

Ancak piyasa oyuncularındaki genel beklenti doğruysa, 2023’teki seçimlerden sonra her şey çok farklı gelişir ve faizler yükselirse ne olacak? O zaman, bazı bankalar Merkez Bankası’nın değil, BDDK’nın kapısına gidecek ve bilançolarındaki düşük faizli kağıtlardan şikayetlerini iletecek. BDDK da Merkez Bankası’na değil Hazine’ye gidip faiz artışlarına ve ekonominin genel durumuna bağlı olarak, büyük bir olasılıkla, yeni bir iç borç takasını nasıl yapabiliriz diye soracak.

Döviz kurundaki yükselişi yavaşlatmak adına KKM üzerinden Hazine ve Merkez Bankası’na getirilen yüz milyarlarca liralık yüke ek olarak, düşük faizle borçlanabilmek için zorla satılan DİBS’lerin, kısa bir süre sonra, bütçeye ek yük yaratma olasılığı yadsınamayacak kadar yüksek.

İşte bu olasılığı düşündüğümden, uygulamacıların ve karar alıcıların şimdiden, Hazine’deki eski dosyaları açıp okumalarında yarar var diye düşünüyorum.

Okumaya devam et
Yorum Yazın

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

BANKA HABERLERİ

Eskiyen ATM’lerin para yuttuğu şikayetleri arttı

Tüketici Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Aziz Koçal: Arızalı bankamatiklerin vatandaşların paralarını alıkoyduğu, hesaplarına geçmediği ve iadesinin günler sürdüğü konusunda yoğun şikayet var.

Yayınlanma:

|

Yazan:

Türkiye’de faaliyette bulunan bankaların eskiyen ve arızalı bankamatikleri (ATM) nedeniyle her yıl milyonlarca lirayı bulan meblağın alıkonulması ve bu paraların iadelerinin günlerce sürmesi vatandaşları mağdur ediyor.

Tüketici Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Aziz Koçal, Türkiye’de faaliyette olan bankaların ATM’lerini kullanarak para yatırmak isteyen vatandaşların eskiyen ya da arızalı cihazlar nedeniyle paralarının alıkonulduğunu bildirdi.

Türkiye’de 50 civarında bankanın faaliyet yürüttüğü ve milyonlarca bankamatik kullanıcısı olduğu dikkate alındığında ATM’lerin yol açtığı sorunlar nedeniyle belirli sürelerle alıkonulan meblağın milyonları bulduğunu ileri süren Koçal, “Arızalı ATM’lerin vatandaşların paralarını alıkoyduğu, hesaplarına geçmediği ve alıkonulan paraların iadesinin de günler sürdüğü konusunda yoğun şikayetler alıyoruz.” dedi.

Ayıplı hizmeti telafi etmek bankanın görevi

Koçal, bu durumu “bankaların ayıplı hizmeti” olarak nitelendirerek, eskiyen ATM cihazlarının yenilenmesinin, arızalarının giderilmesinin, ayıplı hizmeti telafi etmenin bankaların görevi olduğuna işaret etti. Bankamatik arızaları nedeniyle alıkonulan paraların iadelerinin de ayrı bir sorun olduğunu belirten Koçal, şunları kaydetti:

“Bu konuda da tüketici hakem heyetleri ve mahkemelerine, internetteki şikayet sitelerine ayrıca başvurular yapıldığını biliyoruz. Banka müşterilerinin, tüketicilerin ciddi mağduriyetleri var. Birincisi, tüketici hiçbir hatası yokken parasını kaptırıyor. Cihazın alıkoyduğu para hesabına geçmiyor. Acil ödemelerini yapamıyor. Yapılacak ödemeler kredi kartı, ek hesap, fatura ödemeleri ise bunların ödemesi yapılamadığı için gecikme cezalarıyla tüketici yüz yüze geliyor. Bankamatiklerin alıkoyduğu paralar tüketiciye en kısa sürede iade edilmelidir. Ayrıca bankalar, ATM’lerin alıkoyduğu paraların geciken iade sürelerine göre vatandaşa gecikme bedeli ödemekle, tüketicilerin maddi ve manevi zararlarını karşılamakla, ayıplı hizmeti telafi etmekle yükümlüdür. Tüketici mahkemeleri ve hakem heyetlerinin bu yöndeki kararları emsal alınmalıdır. Tüketicilerin lehine bu yönde yargı kararları mevcuttur. Bankacılıkla ilgili üst kuruluşların da müşterilerin bu tür mağduriyetlerinin giderilmesi, alıkonulan paraların iade süreleri, alıkonulan paraların iadesinde gecikme halinde bankalara nasıl yaptırım uygulanacağı konusunda hükümler ortaya koyması gerekmektedir.”

Koçak, bankalara, ATM’leri teknolojik gelişmelere uygun olanlarıyla sık sık değiştirmesi ve arızaların ivedilikle giderilmesi için hızlı mobil ekipler oluşturması tavsiyesinde bulundu.

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

İŞBANK GENEL MÜDÜRÜ: SERBEST PİYASA KOŞULLARINA DÖNÜLMELİ

Türkiye İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran, TL mevduat oranının %50 altına çekilmesi ile ilgili zorlamayla bir yere vardırılacak konu olmadığını ve mudi tercihlerine saygılı olunması gerektiğini söyledi.

Yayınlanma:

|

Yazan:

İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran, bankanın TL mevduatta yüzde 50 oranını yakalama gibi bir hedefi olmadığını dile getirerek bunun sonuçlarına da katlanacaklarını vurguladı. Aran, müşteri tercihlerine saygılı olmak gerektiğini ve İş Bankası’nın yanlış bir adım atmayacağını belirtti.

Bankacılık sektöründe TL mevduat oranına göre getirilen menkul kıymet tutma zorunluluğu konusunda uyarılarda bulunan ve sektör için sıkıntılı süreçler getirebileceğini vurgulayan İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran, bankasında yüzde 50 TL mevduat oranı hedefi olmayacağına dikkat çekti. Aran, yüzde 50 TL mevduat hedefinin ülke için yararlı bir şey olduğunu düşünmediğini belirterek müşteri tercihlerine saygılı olmak gerektiğini dile getirdi.

Genel Müdür Hakan Aran, geçen ay sonu Merkez Bankası’nın yabancı para mevduat oranına göre menkul kıymet tutma zorunluluğu miktarını ve yılbaşından itibaren TL mevduat oranı yüzde 50’nin altında kalanlara daha fazla alım zorunluluğu getirmesinin ardından endişelerini dile getirmişti. Uzun vadeli ve düşük faizli tahvil tutma zorunluluğunun bankaları riske açık hale getirdiğini vurgulayan Aran, serbest piyasa ekonomisi koşullarına dönülmesini istemişti.

Sonuçları neyse katlanıyoruz

Geçen hafta İzmir’de girişimcilik şubesi açılışında gazetecilerin sorularını yanıtlayan Aran, makroihtiyati tedbirde bir değişiklik olmadığını hatırlatarak endişelerini dile getirirken çok net bir mesaj verdiğini hatırlattı. Aran, TL mevduat oranında yüzde 50’yi tutturma gibi bir hedefinin olmadığına işaret ederek “Böyle bir hedefimiz olmayacak, böyle bir hedef arkadaşlara da vermedim. Çünkü bunun ekonomi için, ülke için yararlı bir şey olduğunu düşünmüyorum. Bunun herhangi bir faydası olduğuna inansam zaten gönülden gelerek destek olurum. Bu durum zorlamayla bir yere vardırılacak olan bir konu değil. Hem altını çizdiğim şey var, müşteri tercihlerine saygılı olmak gerekir dedim. İşte o saygı çerçevesinde biz işimizi teknik olarak yapıyoruz onun sonuçları neyse de onun sonuçlarına katlanıyoruz” dedi. Aran, bu sonucu değiştirmek için İş Bankası’nın yanlış bir adım atmayacağını, yanlış bir adım atıldığını ya da yanlış adım atılmasına neden olacak bir durum olduğunu gördüğünde de o serzenişi, uyarıyı yapacağına dikkat çekerek “Çünkü o yanlış adımdan çekindiğim için o uyarıyı yapıyorum. Mesaj çok netti arkasında duruyorum ama biz banka olarak herhangi bir aksiyon almıyoruz” diye konuştu.

Kurumlar adapte olmaya çalışıyor

Finansa erişimde kim ne derse desin bir ciddi sıkıntı olduğunu, finansa erişim sorununun devam ettiğini ifade eden İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran, şöyle konuştu: “Bir şeyi çok tekrarlamanızın bir anlamı yok, çünkü konunun değerini düşürüyorsunuz ve artık konunun önemi de kaybolmaya başlıyor. Bu sorunlar hayatımızda var ve bu sorunlarla yaşamayı öğreniyoruz. Çünkü bizim en büyük özelliğimiz uyum sağlayabilmektir. Türk insanı, bu coğrafyada yaşayan insanlar bu tür belirsizliklere hızlı adapte oldukları için varlar. Hele kurumlar bu kadar yıldır buna çabuk uyum sağladıkları için varlar. O nedenle ortada bir belirsizlik hakim, yaratılıyor, dediğim şeyler yerinde duruyor ama artık kurumlar ve herkes ona adapte olmaya çalışıyor ve ona göre bir strateji belirliyor. Onda da herkes son derece başarılı olduğunu görüyorum. Ustalıkla bu ihtiyacı yönetebiliyor.”

Serbest piyasadan uzaklaşınca aşırı regülasyon kaçınılmaz

Aran, “Bir kere serbest piyasanın dinamiklerinden uzaklaşmaya başladığınız zaman aşırı regülasyon kaçınılmaz hale geliyor. Belirsizlik ve regülasyon birbirini doğuran bir şey. Piyasanın kendi dengelenme mekanizmaları var. Yıllardır alışık olduğu ve ekonomideki yanlışlıkları düzelten doğal dengeleme mekanizmaları var. O dengeleme mekanizmaları doğal ortamında işler. Onu bozduğunuz zaman o mekanizmalar devreye girmediği için sizin her seferinde regülasyonla müdahaleyle o dengeyi sağlamanız lazım. Bir şeyin doğal olanıyla insan eliyle yapılanı arasındaki efor tartışılmaz. Şimdi o efor için enerji harcıyoruz. Bu da çok da bir şey kazandırmıyor. Gücümüzü daha verimli kullanabiliriz” dedi.

Şebnem TURHAN- ekonomim

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Yapı Kredi, ihracatçı müşterilerine İGE teminatıyla kredi sunmaya başladı

İlk etapta İGE’nin Özkaynak Programı’ndan 2,3 milyar TL’lik bir kefalet limiti sağlayan Yapı Kredi, bu sayede ihracatçı olan ya da ihracata yeni başlayan müşterilerine ihracat taahhütlü kredi kullandıracak

Yayınlanma:

|

Yazan:

Yapı Kredi, ihracatçı müşterilerine İhracatı Geliştirme AŞ (İGE) teminatıyla kredi sunmaya başladı.

Yapı Kredi’den yapılan açıklamaya göre, ilk etapta İGE’nin Özkaynak Programı’ndan 2,3 milyar TL’lik bir kefalet limiti sağlayan banka, bu sayede ihracatçı olan ya da ihracata yeni başlayan müşterilerine, İGE teminatıyla ihracat taahhütlü kredi kullandıracak.

Açıklamada konuya ilişkin değerlendirmeleri yer alan Yapı Kredi Genel Müdür Yardımcısı Cahit Erdoğan, ihracatı destekleyici çözümleri müşterileri ile buluşturduklarını belirterek, ihracatçı firmalara sundukları çözümleri önemsediklerini ve önceliklendirdiklerini bildirdi.

Ekonomik gelişimin en önemli unsurlarından olan ihracat hedeflerine ulaşmak için ihracatın geniş bir tabana yayılması ve daha fazla firmanın ihracat yapmasının önemine işaret eden Erdoğan, ihracatçıların bu konudaki gelişiminde Yapı Kredi olarak katkılarını en üst düzeyde sağlayabilmek için çalışmaya devam ettiklerini bildirdi.

Erdoğan, bu kapsamda ihracatçı müşterilerine İGE teminatıyla kredi sunmaya başladıklarını belirterek, şu ifadeleri kullandı:

‘Tüm bunların yanı sıra Yapı Kredi olarak konusunda uzman ve deneyimli kadrolarımızla nakit yönetimi ve dış ticaret alanında müşterilerimize, ürün ve hizmet ihtiyaçlarını belirleyerek danışmanlık hizmeti de sağlıyoruz. Ayrıca, dijital kanallarımızdaki zengin dış ticaret menümüzle de ihracatçı müşterilerimizin iş hayatını kolaylaştırıyoruz. Önümüzdeki dönemde de başta finansmana erişim ve bankacılık hizmetleri olmak üzere ihracatçı firmaların yanında olmaya ve sınırları kaldırmaya devam edeceğiz.’

– ‘İhracatın desteklenmesi için büyük adım’

İhracatı Geliştirme AŞ Genel Müdürü Kasım Akdeniz de iş birliğinin ihracatın desteklenmesi adına büyük bir adım olduğunu vurgulayarak, ‘Verdiğimiz kefaletlerle ihracatçının finansmana erişimini kolaylaştırmak, finansman hacmini artırmak ve çeşitlendirmek üzere çıktığımız bu yolda en önemli başarı faktörlerinden birisi bankalarımızın teknik entegrasyonlarını tamamlayıp finansman için kaynak ayırmasıydı. Yapı Kredi, bu süreçte öncü bankalarımızdan oldu ve projeyi başarılı bir şekilde tamamlayarak İGE kefaletiyle ihracat kredisi kullandırma uygulamasını başlattı. Yapı Kredi’yi bu başarılı çalışması için tebrik ediyor, iş birliğimizin ihracatın finansmanına yönelik yeni çalışmalara başlangıç olmasını diliyorum.’ ifadelerini kullandı.

Okumaya devam et

KATEGORİLER

SON YAZILAR

ALTIN – DÖVİZ

KRIPTO PARA PİYASASI

BORSA

TANITIM

FACEBOOK

Popüler

www paravitrini com © "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKAVİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.paravitrini.com Copyright © 2020 - Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.