Connect with us

GÜNCEL

İş dünyası, çalışanlarını gerçekten tanıyor mu?

Yayınlanma:

|

Psikolojik ve sosyolojik açıdan oldukça zorlayıcı bir yüzyılda olduğumuz aşikâr. Küresel boyutta yaşanan belirsizlik ortamı bireyleri yalnızlık, anksiyete ve endişeye sürüklüyor.

Dünya Sağlık Örgütü yalnızlığı, dünyayı bekleyen üç büyük tehlikeden biri olarak işaret ediyor.

Yani yalnızlık temelli bir akıl sağlığı krizinin ortasında olduğumuzu söylemek mümkün.

Bu durumun yansımaları da en çok iş hayatının etkin bir şekilde sürdürülebilirliğini etkiliyor.

Çalışma hayatına adım attığımız andan itibaren ise ruh sağlığımıza en büyük etkiyi, haftanın beş günü ortalama sekiz saatimizi ofislerde ya da çevrimiçi toplantılarda olup bitenler, kısacası iş’te yaşadıklarımız yapıyor. Teknolojinin ve dijitalleşmenin geldiği nokta sayesinde günlük iş akışının içinde çok daha fazla uyarana maruz kalıyor ve sürekli yeni şeyler deneyimliyoruz. Çok sayıda önemli gelişmeye veya soruna tanıklık ediyor, bütün olan bitene hızla uyum sağlamaya çalışıyoruz.

Aslında duygu durumumuzun iş hayatını, iş hayatımızın ise duygu durumumuzu şekillendirdiği bir döngünün içindeyiz. Üstelik bugün, geçmişten çok farklı olarak iş dünyasında Baby Boomers, X, Y ve Z olmak üzere “dört benzemez kuşak” ortak bir hedefe koşmaya çalışıyor. Bu da ister istemez kurumların performansını, kültürünü, iş yapış şekillerini, çalışan döngüsünü derinden etkiliyor.

Burada bir kısır döngü olduğunu fark eden kurumlar son dönemde çalışan mutluluğu konusuna daha fazla eğilmeye başladı. İnsan kaynakları ekipleri hem işe alımlarda nitelikli adayları çekebilmek hem de çalışan bağlılığını artırmak için yeni metotlar geliştirmeye çalışıyor. Kurum içi hobi kulüplerinden kişiye özel esenlik paketlerinden, yurt dışı eğitimlere ve rotasyon önerilerine kadar herkes yetenekleri elinde tutmaya çalışıyor. Bugüne kadar yapılmayanı yapmanın peşine düşüyor.

Peki, aslında şirketler çalışanlarını gerçekten tanıyor mu? İş hayatında tek tip bir çalışan profili olmadığının, bireylerin farklı ihtiyaçları ve motivasyon kaynakları olduğuna dair farkındalık söz konusu mu?

Hangi çalışanına nasıl bir paketle gidilmesi gerekiyor ki, herkes mutlu olsun ve hem bağlılık hem performans artsın? Zira Amerikan Psikoloji Derneği’nin 2022 tarihli ABD MetLife 20’nci Yıllık Çalışan Fayda Trendleri Çalışması verilerine göre, çalışanların yüzde 81’i çalışacakları şirketi seçerken şirket yönetiminin çalışanlarının zihin sağlığına yatırımı teşvik etmesinin önemli bir karar verme sebebi olduğunu belirtiyor. Yakın dönemde HiDoctor’ın Deloitte Türkiye ile birlikte yaptığı “Akıl Sağlığını Destekleyici Kurumsal Uygulamalar, Türkiye Farkındalık Seviyesi ve İhtiyaçlar” başlıklı araştırmada ise, çalışanların yüzde 79,9’u zihinsel olarak iyi hissetme halinin iş hayatına olumlu yansıyacağını net olarak belirtiyor. Aksi durumda işte var olamama, devamsızlık, verimsizlik, ilişkilerde sorunlar, kuruma bağlılığın azalması ve mutsuzluğun bulaşıcı etkisiyle negatif kurum kültürü gibi sorunlarla karşılaşılıyor.

Dört Milyon Dijital Ayak İzinden Çıkan Sonuç

HiDoctor ve Deeper’ın hayata geçirdiği “Türkiye’de İş Dünyasının Ruh ve Beden Sağlığı Haritası” araştırması ise çarpıcı sonuçlar ortaya koyuyor. Dört milyona yakın sosyal medya bağlantısının, Network Structure Analytics (NSA) teknolojisini kullanılarak incelendiği araştırmada, sekiz farklı çalışan grubu tanımlanıyor. Araştırma, farklı profillerin zihin ve beden sağlığı konusundaki algılarının aslında ne kadar ayrıştığını ortaya koyması açısından önemli. Şimdi gelin, bu sekiz ana gruba bir göz atalım:

Çalışanların Ortak Bağımlılığı: Dopamin

Araştırmada tanımlanan sekiz farklı çalışan profilinin keskin olarak ayrıştığı pek çok konunun yani sıra tek ortak yönü var: Dopamin bağımlılığı. Yani attığımız her adımda, takıntı seviyesinde haz arayışı içindeyiz ki, bu da hayattaki tatminsizliği doğuruyor. Ekrandan uzak kalamıyor hatta tek ekranla da yetinmiyoruz. Dikkat süremiz ise giderek düşüyor. Zaten, 18 ila 24 yaş arasındaki genç yetişkinlerin teknoloji bağımlılığı ve sürekli çevrimiçi olma ihtiyacının akıl sağlıklarını olumsuz etkilendiği farklı global kaynaklarda rapor ediliyor. Dolayısıyla bu konuya ayrıca bir hassasiyet gösterilmesi gerekliliği de kaçınılmaz oluyor.

Toplumum mutluluğu ve yaşam kalitesi için yola çıkan HiDoctor’ın CEO’su Ahmet Bal, “Hayatı anlamlı kılmayı engelleyen bu durumu önlemek ancak tam bir iyilik haliyle, yani zihinsel ve bedensel esenlikle mümkün. Bir anlamda mutlu insanlarla çalışma rehberi olarak da okunabilecek bu veriler, iş hayatında insan odaklı yaklaşımın olmazsa olmazlığını pekiştiriyor. Şirketler çalışanlarını iyi tanımıyorlarsa, onların esenliği için sunduklarını düşündükleri uygulamalar amacına ulaşamaz. Bugün ise, içinde bulunduğumuz zorlayıcı şartlara ve ortaya çıkardığımız çalışan profillerinin farklı ihtiyaçlarına bakınca, artık bugüne kadar yapılanların ötesine geçmenin, farklı bakış açılarının zamanının geldiğini görüyoruz” diyor.

Bal, sözlerini şöyle sürdürüyor: “HiDoctor olarak psikoloji, beslenme ve spor alanlarında on binlerce kişiye verdiğimiz çevrimiçi danışmanlık deneyimini, iş hayatındaki kitleleri tanıyıp, farkındalığı ve ihtiyaçları tespit ettiğimiz araştırmalarla pekiştirerek ürünümüzü tasarladık. Bu sayede aslında benzeri olmayan tamamen insan odaklı kişileştirilmiş bir deneyim sunuyoruz.”

Deeper ile Yapılan Araştırma, Çalışanları Doğru Tanımayı Hedefliyor

Diğer yandan Deeper Kurucu Ortağı İhsan Özçıtak da HiDoctor ile beraber hayata geçirdikleri “Türkiye’de İş Dünyasının Ruh ve Beden Sağlığı Haritası” başlıklı araştırmanın, kurumların çalışanlarını doğru tanımaya yönelik fırsatlar sunduğunu belirtiyor. Özçıtak, “Herkesin zihin sağlığı ve mutluluğu için aynı şeyleri yapmak fayda sağlamıyor. Ait oldukları segmentin beklentileri ve motivasyon kaynaklarının iyi okunarak efektif mutluluk yatırımı yapmanın yolları bulunabilir” derken, özellikle iş hayatına yeni katılan Z kuşağı için şirketin çalışan mutluluğuna yaptığı yatırımın maaş kadar önemli olduğunun altını çiziyor.

Sonuç olarak hem toplumun hem de iş dünyasının kendini iyi hisseden bireyler sayesinde ayakta kalacağı ortada. Kurumların da mutluluğun kelebek etkisini arkasına alması için bireylerin mutluluğuna yatırım yapması elzem. Burada kaçırılmaması gereken, herkesin zihin sağlığı ve mutluluğu için aynı şeyleri yapmanın fayda sağlamayacağı. Peki, siz veya çalışanlarınız hangi gruptasınız? Hayatın her alanında insanı odağına alan adımlar atmaya hazır mısınız?

Sekiz Farklı Ruh Hali Profili

Rekabetçi ruhlar (Intense Fitness): Erkeklerin domine ettiği bir grup. Teknoloji, yatırım, girişimcilik, borsacılık yapanlar, ağırlıkla bu grubu oluşturuyor. Rekabet güdüleri yüksek. Bu grup için sağlıkla ilgili her şey bir başarı meselesi. Fiziğini geliştirmeye önem veren bir kitle; bunun ardında da başarı odaklılık bulunuyor. Zihin/beden sağlığı ile başarı arasında doğrudan bir bağ olduğuna inanıyorlar. Teknoloji de bütün bunlar için bir araç ve o yüzden teknolojiyi sıkı takip ediyorlar. Öncü ve yenilikçi olmak, ilk keşfeden ve uygulayan olmak, bu segment insanları için önemli. Takdir edilmek hatta kıskanılmak beklenen tepkilerden. Rasyonel mesajlara ilgileri yüksek, dürtüsel olmayı sevmiyorlar, gelişmeye ve değişmeye önem veriyorlarYarını bugünden daha iyi yaşamak, daha başarılı olmak, bu segmentin temel güdüsü diyebiliriz.

Keyifli ruhlar (Casual Fitness): Finansçılar, kurumsal beyaz yaka çalışanlar ve hizmet sektörü çalışanları genellikle bu grubunun içinde yer alıyor. Zihin sağlığı için dış dünyadan beslenme eğilimi yüksek bir kitle. Kadın ve erkek dengeli, birlikte eğlenme motivasyonu yüksek bir segment. Muhafazakar, genç, şehirli kadınların da bu evrende ayak izi bıraktıklarını görüyoruz. Deneyim paylaşımı onlar için önemli. Bu bağlamda Instagram görünürlükleri yüksek. Uyumluluk ve dışa dönüklük, ayrıştırıcı psikolojik özellikleri. Eğlenceli içerik tüketimi özellikle yeni nesil komedi dizileri, stand-up kültürü, müzik, şehri keşfetme, hayvanseverlik gibi özelliklere sahipler. Dışarıda olmak, aynı günü iki kez yaşamamak onlar için önemli.

Fark edilmek için yaşayanlar (Mirror Mirror): Moda, eğlence, sosyal medya işindeki çalışanların oluşturduğu bir segment. Spor yapma ilgisinin temelinde fit olmak ve dikkat çekmek var. Lüks ve tüketim ilgisinin en yoğun olduğu segment. Bu hayattan hak ettiklerini almak istiyorlar. Romantik içeriklere ilgileri de bir hayli yüksek. Sağlıklı yaşam, fit olma, hatta çevresel konulardaki ilgileri benmerkezci bir yön de içeriyor. Instagram bu segmentler için çok önemli. Sadece bir sosyal medya değil, bir arama motoru, bir alışveriş sitesi, bir trend takip gereci. Açıklığın ve dışa dönüklüğün yüksek olduğu rekabetçi kitleler olduğunu söyleyebiliriz.

Aktivistler, toplumsal fayda bekçileri (World is Calling): Kadın ve Z kuşağı çalışanların domine ettiği bir segment. Bu gruptaki erkek oranının yüzde 10 civarında olması dikkat çekici bir unsur. Kendi fiziksel ve zihinsel iyiliklerinin dünyanın iyi olmasına bağlı olduğunu düşünen empatik kitleler. Markaların toplumsal faydaya önem vermeleri, yardımseverlik, cinsiyet eşitliği hayvan hakları gibi konular bu segment çalışanlarında ön plana çıkıyor. Sanat, bilim, edebiyat ilgilerine odaklı segmentlere sahip bu evrenin en yüksek sosyo ekonomik statüye sahip olduğunu söyleyebiliriz. Tüm bu dünyaseverliğin gösterişçi bir yanı olduğunu da belirtmek gerekiyor.

Geleceğini kendini geliştirerek planlayanlar (Personal Development): Kendini öncelikle zihnen, sonra da bedenen geliştirme ilgisinin yoğun olduğu bu segmentin temel motivasyonunun statü olduğunu görüyoruz. İrade ve fiziksel güç bu motivasyon evreninin ana belirleyicilerinden. Kariyerini geliştirmek isteyen genç eğitimli kitleler, dünya sorunlarıyla ilgili gençler, kişisel gelişimine ve çocuğunun gelişiminine önem veren eğitimli kadın ağırlıklı bir kitleden bahsedebiliriz. Ayrıca birikim ve sigorta ilgisi ile ayrışan, geleceği planlayanlar kitlesi de kontrol destek motivasyonu ile burada. Sorumluluk bu evrenin temel ayrıştırıcı özelliği.

Ruhunu doyurmaya meraklılar (Mindfulness): Yine kadınların ağırlıklı olduğu bir segment. Pazarlama, girişimcilik ve sağlık alanında çalışanlar bu grubu domine ediyor. Sağlıklı beslenmenin yanı sıra ruhu da doyurmak isteyenlerin bölgesi. Merak burada da ayrıştırıcı bir öge. Burada, ayrıca, spiritüel ilgilerin çok merkezde olduğu bir anlam dünyasını vurgulamak gerekiyor. Geleneksel dini pratiklerin boşalttığı alanı seküler/ritüeller ile kapatma ihtiyacı olan kişilerin burada olduğunu görüyoruz. Özellikle pandemi sonrası dönemde buradaki ayak izlerinin arttığını görüyoruz.  Yoga, pilates gibi aktivitelerin bu segmentlerde yoğun olduğu anlaşılıyor.

Healthy Habbits: Uyum ve denge arayanlar: Yaratıcı sektörler ve kurumsal çalışanların dahil olduğu bir segment. Sağlıklı yaşam, dengeli beslenme, yeni trendler, yenilikçi yemekler ve malzemeler, yabancı mutfaklar… Keşif ve yenilik ilgisinin çok yoğun olduğu bir anlam dünyası. Vegan, vejeteryan beslenme, ketojenik diyet gibi ilgilerin burada olduğunu görüyoruz. Temel motivasyon, uyum ve denge. İç huzuru dünya ve çevre ile bağlantıda ve uyumlu olma arayışı merkezde. Uyumluluk ve yüksek duygusal denge ayrıştırıcı psikografik öğelerden.

Bir gruba ait olarak varolanlar (Bipolar Dieting): Hizmet sektöründe çalışanların çoğunluğu bu segmentin üyeleri. Döngüsel bir kilo alma/diyet yapma rutinine takılan kitlelerin evreni. Sağlıklı beslenmeyle birlikte yüksek karbonhidrat içeren yemekler ve tarifler, tatlı ilgisi burada. Düşük kendini kontrol, endişelilik, düşük duygusal denge ön plana çıkıyor. Sosyal medyada uzun vakitler yine burada ayrıştırıcı özellikler. Ancak vakit geçirdikleri kadar paylaşım yapan kitleler değiller. Daha çok izleme eğilimleri var. Genç kadın kitleleri çoğunlukta. Temel motivasyonun bağlılık/ destek ihtiyacı olduğunu görüyoruz. Bireyselliğin düşük olduğu kitleler. Sorumluluk ve uyumluluk yüksek.

HBR-

Okumaya devam et

Erol Taşdelen

Şirketler Neden Köprünün Ortasında Kalıyor?

Yayınlanma:

|

Köprüde Sıkışan Lider: Aslanlar, Kurtlar ve Köpekbalıkları Arasında Stratejik Düşünmek

İş hayatında bazı anlar vardır ki, hangi tarafa dönerseniz dönün risk görürsünüz.

Bir yanda güçlü rakipler…
Bir yanda piyasa baskıları…
Bir yanda finansal riskler…
Ve altında çatırdayan bir köprü…

Ekli görsel ilk bakışta bir bilmece gibi görünse de, aslında günümüz iş dünyasının en gerçekçi metaforlarından biridir.

Bugün birçok şirket tam da bu köprünün üzerinde duruyor.

Aslanlar: Büyük Rakipler

Sektörün dev oyuncuları fiyat kırıyor.

Pazar payınızı daraltıyor.

Tedarik zincirinde güç kullanıyor.

Marka bilinirlikleriyle müşterileri kendilerine çekiyor.

Özellikle KOBİ’ler ve orta ölçekli şirketler için bu aslanlar her geçen gün daha da büyüyor.

Sorun şu: Aslanlarla onların oyununda savaşmaya çalışırsanız genellikle kaybedersiniz.

Çünkü onların avantajı ölçek ve sermayedir.

Kurtlar: Piyasanın Acımasız Baskısı

Kurtlar ise daha farklıdır.

Hızlıdırlar.

Çeviktirler.

Fırsat gördükleri anda saldırırlar.

Bugünün iş dünyasında kurtlar;

  • Ani maliyet artışları,
  • Teknolojik dönüşüm,
  • Yeni nesil girişimler,
  • Değişen müşteri beklentileri,
  • Küresel rekabet

olarak karşımıza çıkıyor.

Şirketlerin çoğu aslanlara odaklanırken kurtların sessizce yaklaştığını fark etmiyor.

Köpekbalıkları: Finansal Riskler

Aşağıdaki suların içindeki köpekbalıkları ise finans dünyasının en tanıdık tehditlerini temsil ediyor.

  • Yüksek faizler
  • Kur riski
  • Nakit akışı problemleri
  • Tahsilat sorunları
  • Borçluluk baskısı
  • Likidite krizi

Birçok şirket operasyonel olarak başarılı olmasına rağmen finansal risklere yeniliyor.

Tarihinin en yüksek cirosunu yapan ama kasasında para olmayan şirketler bunun en somut örneği.

Çoğu Yönetici Nerede Hata Yapıyor?

İlk refleks genellikle şöyledir:

“Aslanlarla savaşalım.”

“Kurtları durduralım.”

“Köpekbalıklarından kaçalım.”

Oysa stratejik düşüncenin temel kuralı farklıdır: Sorunun içinde çözüm aramak yerine sorunun kurallarını değiştirmek.

Gerçek Liderler Ne Yapar?

Başarılı liderler tehditlerle tek tek mücadele etmeye çalışmaz.

Onlar oyunun kendisini değiştirir.

1. Rekabet Alanını Değiştirir

Rakibin güçlü olduğu yerde savaşmaz.

Yeni pazar bulur.

Yeni ürün geliştirir.

Yeni müşteri segmenti oluşturur.

Mavi Okyanus Stratejisi’nin özü budur.

2. Kaynaklarını Korur

Her savaşa girmez.

Her fırsatın peşinden koşmaz.

Bazı projeleri sonlandırır.

Bazı yatırımları erteler.

Bazı müşterilerden bile vazgeçer.

Çünkü liderlik bazen “hayır” diyebilmektir.

3. Köprüyü Güçlendirir

En önemli nokta budur.

Şirketlerin büyük bölümü aslanlara ve kurtlara odaklanırken köprünün çürüdüğünü fark etmez.

Oysa köprü;

  • İnsan kaynağıdır,
  • Kurumsal yönetimdir,
  • Nakit akışıdır,
  • Risk yönetimidir,
  • İç kontrol sistemidir.

Köprü sağlam değilse hiçbir strateji işe yaramaz.

Bugünün Türkiye Gerçeği

Türkiye’de birçok şirket şu anda bu görseldeki kişinin bulunduğu noktaya benzer bir pozisyonda.

Bir tarafta küresel rekabet.

Bir tarafta yüksek finansman maliyetleri.

Bir tarafta daralan talep.

Bir tarafta teknolojik dönüşüm baskısı.

Bu nedenle başarı artık yalnızca satış yapmakla ölçülmüyor.

Asıl başarı; belirsizlik ortamında ayakta kalabilmek, nakdi koruyabilmek ve stratejik esnekliği sürdürebilmekle ölçülüyor.

Çözüm Kaçmak Değil, Perspektifi Değiştirmek

Bu görselin en önemli mesajı şudur: Bazen çözüm daha güçlü olmak değildir. Bazen daha hızlı olmak da değildir.

Bazen çözüm, herkesin baktığı yere bakmayı bırakıp oyunu yeniden tasarlamaktır.

Çünkü liderler krizleri yönetmez.

Liderler krizlerin kurallarını değiştirir.

Ve çoğu zaman kurtuluş yolu, tehditlerle savaşmak değil; onları birbirine karşı kullanabilecek kadar geniş bir perspektife sahip olmaktır.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist
Bankavitrini.com

Okumaya devam et

Gülbeyaz Gergün

Yeşil dönüşüm zorunlu hale geliyor: Emisyon liginde dikkat çeken tablo

Karbon Emisyonlarında Devler Ligi: Dünya Nereye Gidiyor, Türkiye Nerede Duruyor?

Yayınlanma:

|

Çin Tek Başına Bir Kıta Gibi Emisyon Üretiyor

2023 yılı sera gazı emisyon verileri, küresel ekonominin büyüme modeli ile iklim hedefleri arasındaki çelişkiyi bir kez daha ortaya koydu. Görselde yer alan verilere göre Çin, 15,9 milyar ton CO₂ eşdeğeri (GtCO₂e) emisyonla dünyanın açık ara en büyük sera gazı yayıcısı konumunda bulunuyor. Çin’i 6,0 milyar ton ile ABD, 4,1 milyar ton ile Hindistan, 3,2 milyar ton ile Avrupa Birliği ve 2,7 milyar ton ile Rusya takip ediyor.

Daha çarpıcı olan ise Çin’in tek başına küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık %30’unu üretmesi. ABD yaklaşık %11, Hindistan ise %7,8 paya sahip durumda.

İlk 5 Ülke Küresel Emisyonların Büyük Bölümünü Üretiyor

EDGAR verilerine göre Çin, ABD, Hindistan, AB ve Rusya birlikte dünya sera gazı emisyonlarının yaklaşık üçte ikisine yakın bölümünü oluşturuyor. Bu durum iklim mücadelesinin neden birkaç büyük ekonomi üzerinde yoğunlaştığını açıkça gösteriyor.

2023 En Büyük Emisyon Üreticileri

Sıra Ülke/Bölge Emisyon (GtCO₂e)
1 Çin 15,9
2 ABD 6,0
3 Hindistan 4,1
4 Avrupa Birliği 3,2
5 Rusya 2,7
6 Brezilya 1,3
7 Endonezya 1,2
8 Japonya 1,0
9 İran 1,0
10 Suudi Arabistan 0,8
11 Kanada 0,7
12 Meksika 0,7
13 Güney Kore 0,7
14 Türkiye 0,6
15 Avustralya 0,6

Kaynak: EDGAR 2024 Raporu / Visual Capitalist

Türkiye İlk 15 İçinde

Listede dikkat çeken ülkelerden biri de Türkiye. Yaklaşık 0,6 milyar ton CO₂ eşdeğeri emisyon ile dünyanın en yüksek emisyon üreten ilk 15 ekonomisi arasında yer alıyor.

Türkiye’nin sanayi üretimi, enerji tüketimi, çimento ve demir-çelik sektörleri ile hızla büyüyen ulaşım altyapısı emisyon artışında önemli rol oynuyor.

Bu durum özellikle Avrupa Birliği’nin uygulamaya aldığı Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM) nedeniyle Türk ihracatçıları açısından kritik önem taşıyor.

Çin Neden Bu Kadar Yüksek?

Çin’in emisyonları sadece nüfusundan kaynaklanmıyor.

Başlıca nedenler:

  • Dünyanın üretim merkezi olması
  • Elektrik üretiminde kömürün yüksek payı
  • Çelik, çimento ve kimya sanayilerinin dev ölçeği
  • Küresel tedarik zincirlerinin büyük kısmını üstlenmesi

Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) verilerine göre Çin tek başına dünya CO₂ emisyonlarının yaklaşık %35’ini oluşturuyor.

ABD ve Avrupa Emisyon Azaltıyor

Dikkat çeken diğer gelişme ise gelişmiş ekonomilerin emisyon azaltımında ilerleme kaydetmesi.

  • ABD’nin enerji kaynaklı emisyonları 2023’te geriledi.
  • Avrupa Birliği’nin emisyonları 1990 seviyelerine göre yaklaşık %34 daha düşük seviyede bulunuyor.
  • Yenilenebilir enerji yatırımları ve kömürden çıkış politikaları bu düşüşte etkili oluyor.

Ancak buna karşın gelişmekte olan ülkelerdeki büyüme nedeniyle küresel toplam emisyonlar artmaya devam ediyor.

İklim Hedefleri ile Ekonomik Büyüme Çatışıyor

2023 yılında küresel sera gazı emisyonları tarihi zirveye ulaştı. EDGAR verilerine göre dünya toplam emisyonları yaklaşık 53 milyar ton CO₂ eşdeğeri seviyesine yükseldi.

IEA verileri ise enerji kaynaklı CO₂ emisyonlarının 37,4 milyar ton ile rekor kırdığını gösteriyor.

Bu tablo şu soruyu gündeme getiriyor: Dünya ekonomisi büyürken emisyonları gerçekten azaltmak mümkün mü?

Bugüne kadar verilen cevap henüz net değil.

Bankacılık ve Finans Sektörü Neden Yakından İzlemeli?

Karbon emisyonları artık sadece çevresel bir konu değil.

Bankalar açısından:

  • Karbon yoğun sektörlere kredi verme riski
  • Yeşil finansman zorunluluğu
  • ESG kriterleri
  • Sürdürülebilirlik raporlamaları
  • Karbon vergileri
  • Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması

önümüzdeki yılların en önemli gündem maddeleri arasında yer alıyor.

Özellikle ihracatçı firmaların karbon ayak izi yönetimi artık finansmana erişim açısından da kritik hale geliyor.

Sonuç

Çin, ABD ve Hindistan küresel emisyonların merkezinde yer almaya devam ederken, Türkiye de artık dünyanın en büyük emisyon üreticileri arasında bulunuyor. Karbon emisyonları yalnızca çevre politikalarının değil; finansmanın, dış ticaretin, yatırım kararlarının ve rekabet gücünün de belirleyicisi haline geliyor.

Yeşil dönüşüme uyum sağlayamayan şirketler için gelecek dönemin en büyük maliyet kalemlerinden biri karbon olacak gibi görünüyor.

Bankavitrini.com Analiz Servisi

Okumaya devam et

GÜNCEL

Warsh dönemi başladı: Fed’de kurallar yeniden yazılıyor

Yayınlanma:

|

Yazan:

Dün akşam sonuçlanan Fed’in olağan Haziran ayı FOMC toplantısında, politika faizi beklentilere paralel tüm üyelerin ortak kararıyla %3,50-%3,75 aralığında sabit bırakıldı. Ancak güncellenen projeksiyonlar, Mart ayında ağırlık kazanan faiz indirimi beklentilerinin aksine, yıl sonuna kadar bir faiz artırımının yeniden masaya geldiğini gösterdi. Karar metninden gelecekteki faiz adımlarına ilişkin tüm yönlendirmelerin çıkarılması dikkat çekerken, önceki dönemlere kıyasla oldukça sade bir metinle karşılaştık. Enflasyon tahminleri yukarı yönlü revize edilirken, büyüme beklentilerinde ise sınırlı da olsa aşağı yönlü güncelleme yapıldı. Meşhur nokta grafikte (dot plot), 19 politika yapıcıdan yalnızca 18’i faiz projeksiyonu paylaşırken, eksik kalan tahminin yaklaşık üç hafta önce göreve başlayan ve uzun süredir dot plot uygulamasını eleştiren Warsh’a ait olduğunu da not edelim.

Bu nedenle gözler karar metninin ardından mikrofon karşısına geçen Warsh’a çevrildi. Faiz kararının sürpriz yaratmadığı toplantıda asıl dikkat çeken unsur, Fed’in iletişim stratejisinde başlayan değişim oldu. Piyasalara net bir yön vermekten kaçınan Warsh, bir sonraki adımın ne olacağına dair yönlendirme yapamayacağını söylerken, Fed’in karar alma süreçleri, veri kullanımı, bilanço yönetimi ve iletişim politikalarını kapsayan kapsamlı bir gözden geçirme süreci başlattığını açıkladı. Uzun süredir Fed’in aşırı yönlendirme yaptığı görüşünü savunan Warsh’ın bu yaklaşımını, piyasalara daha az sinyal veren ve Fed’in eski Başkanı Alan Greenspan dönemini hatırlatan bir merkez bankacılığı anlayışına dönüş olarak yorumladık.

Her ne kadar projeksiyonlar faiz artırım ihtimalinin güçlendiğine işaret etse de, Warsh kendi faiz beklentisini paylaşmaktan özellikle kaçındı. Bu nedenle piyasalarda oluşan ilk izlenim, yeni başkanın para politikasının yönünü değiştirmekten çok Fed’in çalışma biçimini değiştirmeye odaklandığı yönünde oldu. Sadece manşet enflasyona bakmanın hatalı olduğunu belirten Warsh, kredibilite konusunda siyasî baskılara boyun eğmeyeceklerini ve veriler nereye işaret ediyorsa oraya gideceklerini söyledi. Warsh, üyelerin projeksiyonlarına da temkinli yaklaşılması gerektiğini vurgulayarak, tüm tahminlerin “büyük silgili kurşun kalemlerle yazıldığını” ifade etti. Bu metaforu, Fed üyelerinin altı hafta sonra bambaşka bir ekonomik tablo ile karşılaşabilecekleri ve sıklıkla değişebileceği yönünde yorumladık.

Powell döneminde Fed piyasalara ne yapacağını anlatmaya çalışırken, Warsh’ın ilk mesajı Fed’in önce kendisini sorgulayacağı yönünde oldu. Bu kapsamda enflasyon hedeflemesi, iletişim politikası, kullanılan ekonomik veriler, verimlilik, istihdam dinamikleri ve bilanço yönetimini inceleyecek beş ayrı çalışma grubu kuruldu. Warsh, söz konusu çalışmaların yıl sonuna kadar tamamlanmasını beklediğini belirtirken, Fed’in önümüzdeki dönemde yalnızca para politikasını değil, karar alma süreçlerini de yeniden şekillendirebileceğinin sinyalini verdi.

Fed kararı öncesinde oldukça iyimser bir seyir izleyen küresel mali piyasalar, kararın ardından kazanımlarını koruyamadı. Avrupa ve Japonya Merkez Bankalarının faiz artırdığı bir ortamda Fed’in de tonunu bir miktar şahinleştirmesi ve dokuz politika yapıcının yıl sonu gelmeden 25 baz puanlık bir faiz artırımını öngörmesi, risk iştahını törpüledi. ABD borsaları dün geceyi %1’in üzerinde kayıpla tamamlarken, karar öncesinde yükseliş serisini beşinci güne taşımaya hazırlanan kıymetli metaller de yönünü aşağı çevirdi. ABD doları değer kazanırken, tahvil faizleri yükseldi.

Öte yandan bu sabah küresel mali piyasalarda dün akşam Fed toplantısı ardından egemen olan karamsar havanın dağıldığını görüyoruz. ABD ile İran arasında haftalardır beklenen geçici anlaşma iki ülke liderlerinin imzasıyla yürürlüğe girerken, piyasalarda risk iştahını destekleyen haber akışı güç kazandı. Anlaşma, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasını, İran’a yönelik bazı yaptırımların gevşetilmesini, dondurulmuş varlıklara erişimin kolaylaştırılmasını ve önümüzdeki 60 gün boyunca kalıcı bir anlaşma için müzakerelerin sürdürülmesini öngörüyor.

Bununla birlikte anlaşmanın nihai bir barış anlaşması olarak değerlendirilmesini erken olarak yorumluyoruz. Trump, İran’ın yükümlülüklerini yerine getirmemesi durumunda askerî operasyonların yeniden başlayabileceğini açık şekilde ifade ederken, İsrail’in Lübnan’da sürdürdüğü operasyonlar ve Hizbullah’ın saldırıları bölgesel tansiyonun tamamen düşmediğini gösteriyor. Üstelik İran’ın füze kapasitesi, uranyum stoklarının nihai akıbeti ve yaptırımların kaldırılma takvimi gibi en kritik başlıklar da önümüzdeki 60 günlük müzakere sürecine bırakılmış durumda.

Şubat ayında İran’ın füze sanayisini yerle bir edeceğiz diyen Trump’ın bugün başkalarında varsa onların da belli ölçüde sahip olması haksızlık sayılmaz çizgisine gelmesi oldukça önemli bir değişime işaret ediyor. Savaşın başında öne sürülen hedeflerin önemli bölümünün masada revize edildiğini anlıyoruz. İran yönetimi ve rejimi yerinde kalırken, balistik füze kapasitesi ve zenginleştirilmiş uranyum stoklarına ilişkin en zorlu başlıklar nihai müzakerelere bırakıldı. Bu durumu, anlaşmanın İran açısından beklenenden daha olumlu şartlar içerdiği şeklinde yorumluyoruz.

Brent petrolün varil fiyatı, savaş öncesinde yaklaşık 65 dolar seviyelerinde işlem görürken, arz endişeleriyle 126 dolara kadar yükselmişti. Ancak ABD ile İran arasında imzalanan geçici anlaşmanın ardından fiyatların, teknik açıdan kritik öneme sahip 200 günlük ortalamanın geçtiği 78 dolar seviyelerine kadar geri çekildiğini görüyoruz. Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılacağı ve İran petrolünün kademeli olarak yeniden piyasaya döneceği beklentisi, savaş döneminde oluşan risk priminin önemli ölçüde geri verilmesini sağladı. Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) 2027 yılı için belirgin bir arz fazlası öngörmesi de petrol fiyatları üzerinde aşağı yönlü baskıyı artıran bir diğer unsur oldu.

Faiz getirisi olmayan kıymetli metallerde son günlerde hâkim olan iyimser hava, dün akşamki Fed toplantısının ardından yerini satış baskısına bıraktı. Toplantı öncesinde 4,380 dolar seviyesini test eden altının ons fiyatı, Warsh’ın basın toplantısıyla birlikte yaklaşık 160 dolar gerileyerek 4,220 dolar seviyesine kadar çekildi. Benzer şekilde gümüş de 71,50 dolar seviyelerine kadar yükselmesinin ardından 66,75 dolar seviyesine kadar geri çekildi. Bu sabah işlemlerinde gümüş yeniden 69 dolar seviyelerine toparlanırken, altın ise 4,315 dolar seviyesinde işlem görüyor. Teknik açıdan bakıldığında, gümüşte 200 günlük hareketli ortalama 69 dolar seviyesinden geçerken, altında aynı ortalamanın yaklaşık 4,460 dolar seviyesinde bulunduğunu not edelim.

Yeni güne başlangıcında küresel mali piyasalarda iki farklı hikâyenin aynı anda fiyatlandığını görüyoruz. Bir tarafta Fed’in yeni Başkanı Warsh’ın ilk toplantısında ortaya koyduğu görece şahin duruş ve yıl sonuna kadar faiz artırım ihtimalinin yeniden gündeme gelmesi yer alırken, diğer tarafta ABD ile İran arasında imzalanan geçici anlaşmanın yarattığı iyimserlik risk iştahını desteklemeye devam ediyor.

Asya piyasalarında bu sabah alıcılı bir seyir hâkim olurken, Japonya’nın Nikkei endeksi tarihinde ilk kez 71 bin puan seviyesinin üzerine yükseldi. Nikkei %1,6 artış kaydederken, son dönemlerin flaş ismi Güney Kore borsası %1,5 yükseldi. ABD borsalarının vadeli işlemlerinde %1 civarında yükseliş görüyoruz. Bununla birlikte piyasalardaki iyimserliğin temelinde kalıcı bir barış anlaşmasından ziyade, taraflara 60 günlük müzakere süresi tanıyan geçici bir uzlaşı bulunduğunu da gözden kaçırmamak gerekiyor. Trump’ın anlaşmayı imzalamasına rağmen yükümlülüklerin yerine getirilmemesi hâlinde askerî operasyonların yeniden başlayabileceğini söylemesi, jeopolitik risklerin tamamen ortadan kalkmadığını gösteriyor.

Avrupa ve Japonya Merkez Bankalarının 25 baz puan faiz artırımına gitmeleri ardından bugün gözler İngiltere Merkez Bankası’nın (BoE) faiz kararında olacaktır. Piyasalar politika faizinin %3,75 seviyesinde sabit bırakılmasını beklerken, karar metninin satır aralarını dikkatle okuyacağız. Özellikle ABD ile İran arasında imzalanan geçici anlaşmanın ardından petrol fiyatlarında yaşanan geri çekilme, son haftalarda enflasyon görünümünü bozan en önemli risklerden birinin şimdilik zayıflamasına olanak sağladı. Öte yandan, İngiltere’de dün açıklanan enflasyon verisinin Mayıs ayında %2,8 seviyesinde sabit kalması ve beklentilerden daha olumlu bir tablo ortaya koyması da Merkez Bankası’nın elini rahatlatmış görünüyor. Hatırlanacağı üzere piyasa savaş öncesinde yıl içinde iki faiz indirimi beklerken, çatışmaların başlamasıyla birlikte dört faiz artırımını fiyatlamaya başlamıştı. Gelinen noktada ise beklentiler yeniden tek bir faiz artırımına kadar gerilemiş durumda.

Fed kararı ardından GBPUSD paritesi 1,33 seviyelerinin altını test ederek son 10 haftanın en düşük seviyesine gerilerken, faiz artırım kararına rağmen Yen’in dolar karşısında Japon otoritelerinin kritik bir eşik olarak gördüğü 160 seviyesinin altına gerilemekte zorlandığını görüyoruz. G7 Zirvesinde Ukrayna’ya hava savunma ve uzun menzilli silah desteğinin artırılması kararı alınırken, Rusya’nın petrol gelirlerini hedef alan yeni yaptırımların da devreye sokulacağı açıklandı. Son dönemde sahada daha dirençli bir görüntü çizen Ukrayna’nın, olası müzakerelerde elini biraz daha güçlendirdiğini düşünüyoruz.

Türkiye cephesinde ise ABD piyasalarının yarın tatil nedeniyle kapalı olacak olmasının da etkisiyle, dört günlük fonlama maliyetini fiyatlayan USDTRY kuru pazartesi valörlü işlemlerde 46,45 seviyesine yükseldi. CDS risk primi 220 baz puan seviyesine gerileyerek savaş öncesi döneme dönerken, petrol fiyatlarında yaşanan geri çekilmenin Türkiye’nin cari açık ve enflasyonla mücadelesine destek sağlayacağı beklentisiyle iki yıl vadeli gösterge tahvilin bileşik faizi de %41,50 seviyesine kadar geriledi.

Hatırlanacağı üzere TCMB son Enflasyon Raporu’nda 2026 yılı için ortalama petrol fiyatını 89,4 dolar olarak varsaymıştı. Brent petrolün bu sabah 78 dolar seviyelerine kadar geri çekilmesi, mevcut tablonun korunması hâlinde enflasyon görünümüne yönelik riskleri azaltabileceğini düşünüyoruz. Bu nedenle, devam eden dezenflasyon sürecinin de desteğiyle, TCMB’nin faiz indirimlerine beklenenden daha erken başlayabileceği ihtimalini tamamen göz ardı etmemek gerektiğini düşünüyoruz.

Emre Değirmencioğlu

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.