Connect with us

BORSA

SPK Açığa Satış yapan 27 kuruma 5,6 milyon TL ceza kesti

Yayınlanma:

|

SPK inceleme başlattığı 27 kuruma 478.846.-TL’den 38.308.-TL arasında değişen çeşitli tutarlarda toplamda 5.659.965.-TL para cezası kesti.

Okumaya devam et

ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA

Ekonomik Göstergeler Nasıl Yorumlanır?

Yayınlanma:

|

Yazan:

Ekonomik göstergeler nasıl yorumlanır yazısının yazılma nedeni Ekonomik Göstergeler sayfasında yer alan verilerin nasıl yorumlanması gerektiğini kısaca izah etmektir. O yüzden bu sayfada görsele fazla yer vermedim. Ekonomik Göstergeler sayfası ile burada yazılanları karşılıklı olarak incelemenizi tavsiye ederim. Sayfada tablolarda gösterdiğim ekonomik göstergelerin yorumlanması yatırımcılar açısından önem arz etmektedir. Burada yer alan verilere göre Kazandıran Yatırım Araçları Nelerdir? yazımızda belirttiğimiz yatırım araçlarından hangisinin, yatırım portföyünüzdeki ağırlığının arttırılması gerektiğine karar verebilirsiniz.

Ekonomik Göstergeler

 

Ekonomik göstergeler kamu kurumlarından TÜİK ve TCMB‘den takip edilmeli ve basın yoluyla değil idrak yoluyla yorumlanmalıdır.

ekonomik-gosterge

İşsizlik Oranı

İşsizlik oranı ile büyüme oranını ters şekilde hareket eder. İşsizlik oranı fazla ve büyüme oranı da düşük seyrediyorsa ülkede siyasi anlamda ilerleyen dönemlerde sıkıntı yaşanabilir. Bu durum halkın doğrudan cebini etkilediğinden 1. cil derecede öneme haiz karar değiştirici etmendir.

Bunun dışında işsizlik verisinde marjinal bir değişiklik yok ise piyasaya çok fazla etkisi olmayacaktır.

İşsizlik oranı içerisinde genç işsizlik oranı, tarım dişi işsizlik oranı ve mevsimsellikten arındırılmış işsizlik oranları bulunmaktadır. Genç işsizlik oranı 15-24 yaş arası işsizlerin oranını belirtir. Genç işsizlik oranının artması toplum içerisinde muhtelif iç sorunlar yaşanabileceğinin bir göstergesi olmakla birlikte bu kişiler tüketim eğilimi en yüksek grup olduğundan toplam tüketim harcamalarını ve dolayısıyla GSYİH’i olumsuz etkiler.

Tarım dışı işsizlik oranı ülkemizden ziyade ABD’nin yani FED’in en önemli politika araçlarından biridir. Türkiye’de tarımda çalışan sayısı ABD’ye göre az olduğundan bu veri pek fazla etkili olmaz ve yakından takip edilmez. Yani bu oran Türkiye için görece önem derecesi düşük bir orandır. Tarım sektörü haricinde özellikle sanayi kolunda çalışan sayısının değişikliğini gösterir. Tarım dışı işsizlik oranının azalması ülkedeki nüfusun sanayi ve türevi kollarda istihdamını gösterdiğinden olumlu olarak kabul edilir.

Mevsimsellikten arındırılmış işsizlik temel olarak işsizlik oranının ayların gün sayısı değişiminden ve mevsimsel değişimlerden arındırılmış halidir. Örneğin özellikle yaz aylarında hizmet sektörü, tarım sektörü (mevsimlik işçiler) turizm sektörünün istihdamı oldukça artmaktadır. AB regülasyonları gereği açıklanması gereken bu veriler, bu istihdamı ortalamaya yayarak kamunun politikalarında ve ülkenin ekonomik görünümde daha doğru bir resime ulaşılmasını sağlar.

TÜFE & ÜFE

Tüfe manşet enflasyondediğimiz yine halkın 1. Derecede kararını etkileyici unsura sahiptir. Tüfe’nin fazla olması ve  beklenen Tüfe oranından daha az nispette bir faiz oranı uygulanması (MB tarafından) negatif reel faiz anlamına geleceğinden bu yerli paranın yani TL’nin değerini doğrudan etkiler.

Tüfe ve Üfe arasında ise Üfe Tüfe’yi etkileyici şekilde rol oynar. Yani Üfe Tüfe’den yüksek ise önümüzdeki dönemde enflasyon beklentileri yükselir. Tam tersi durumda yani Üfe’nin Tüfe’den daha düşük olması halinde enflasyon beklentileri azalır ve ülkedeki enflasyon düşme eğilimine girer.

Enflasyonu bir ülkede kontrol etme yükümlülüğü ve hedeflere ulaşılamadığında hesap verme sorumluluğu merkez bankasına aittir. MB’nın ve ülkeye gelen iktidarların uzun süredir hedefi %5 enflasyondur. %5’in üzerindeki enflasyon olumsuz olarak değerlendirilmelidir.

Bununla birlikte enflasyon kavramının arz kaynaklı mı yoksa talep kaynaklı mı olduğunu tespit etmeniz için özellikle petrol, gıda enflasyonu ve tarımsal girdi fiyatları ile ÜFE’ye detaylıca bakabilirsiniz. Bu yorum size arz enflasyonunun hangi kaynaktan geldiğini gösterecektir.

Büyüme Oranı

Büyüme oranı işsizlik oranını düşürür. Bunun dışında büyüme enflasyona da sebep olur.(kısa vadede) Şayet bir ülkede büyüme oranı negatif, işsizlik artıyor ve enflasyon yükseliyor ise bu halde resesyon yaşanır. Olası en kötü ekonomik senaryo budur. Büyüme oranı ülkenin genel ekonomik gidişatı hususunda temel gösterge olup yakından takip etmeniz gerekir.

Uzun süredir ülkenin büyüme hedefi YEP’te dahil olmak üzere %5 olarak açıklanmaktadır. Bu oranın altı beklenmedik bir takım olaylar olduğunu gösterir.

Ek olarak şunları da belirtelim, Türkiye’nin tarihsel ortalamasına göre potansiyel büyüme oranının %4-%5 arasında olduğu söylenmektedir. Şayet %4 ya da %5’in üzerinde bir büyüme yaşanırsa, bu halde ciddi bir enflasyon yaşanacaktır. Bu durumu göz önüne almanız gerekir.

%4 ya da %5’in altındaki büyüme oranlarında işsizlikte artışlar görmeniz ise olağandır.

Bütçe Dengesi/GSYİH

Kamunun bütçe dengesinin GSYİH’e oranıdır. Rakamlar tek başına bir anlam ifade etmez. Yani açık 1 milyar TL olmuş demenin bir anlamı yoktur. Önemli olan toplam içerisinde ekonomiyi ne kadar etkileyebileceğini anlamaktır. Bunu da iktisatçılar oranlama yolu ile yaparlar. Öte yandan burada belirtilen bütçe dengesi kavramı kamunun maliye politikasındaki hareket alanını sizlere gösterir. Bu oranın düşük olması kamunun olası bir ekonomik durgunluk ya da kriz halinde ekonomiye müdahale alanının olduğunu gösterir ve bu iyi bir şeydir.

Faiz Dışı Bütçe Dengesi/GSYİH

Bütçe dengesinin negatif olması tek başına çok fazla anlam ifade etmez. Belirli şeyleri gösterir ancak faiz dışı bütçe dengesine de yakından bakmak gerekir. Bunun sebebi ülkenin borçlanma opsiyonlarını/alanını görmektir. Faiz dışı bütçe dengesi faiz ödemeleri hariç bütçeyi gösterir. Eğer faiz dışı bütçe dengesi negatif ise bu durum ülkenin mevcut borçlarının faizini ödemese dahi bütçenin negatif olduğunu gösterir.

Bu halde hükümet kuvvetle muhtemel genişletici maliye politikası uyguluyordur ve esasen bu politikanın sınırlarına gelmiştir. Bu sonuçtan çıkarılacak bir diğer sonuç ise devletin mevcut borçlarını, borçlanmadan ödemesinin pek mümkün görünmemesidir. Bu oranda negatif veri aslında oldukça olumsuz görülür.

Bu oranın pozitif olması ise Bütçe dengesi/GSYİH oranı negatif olsa bile kamunun halen müdahale alanı olduğunu gösterir. Eğer hem bütçe dengesi/GSYİH hem faiz dışı bütçe dengesi/GSYİH düşük seyrediyor ise kamunun eli olası bir durgunluğa karşı güçlüdür.

Kamu Borcu/GSYİH

Durumu Türkiye açısından değerlendirirseniz geçilmemesi gereken oran %30’dur. Bu oran Avrupa Birliği’nin Maastricht kriterlerinden biridir. Ancak başta İtalya, İspanya Yunanistan gibi ülkeler bu oranları çoktan geçmiştir. Bu konuda Türkiye’nin birçok ülkeye göre güçlü olduğunu söyleyebiliriz. Bu durum yine bir üst paragrafta izah ettiğimiz olası bir durgunluktan kamu harcamaları ile çıkma imkanı kazandırır ülkeye. Kozdur.

Tersi durum yani bu oranın ciddi miktarda artması ise ülkenin olası bir krize karşı atımlık kurşununun kalmamasının yanında ek olarak kuvvetle muhtemel bir faiz-enflasyon-kur sarmalına gireceği anlamına gelir. Bu oranın yüksek olduğu bir ülkede kamu harcamalarını kısmak isterse ekonomik küçülme yaşanarak daha ciddi bir krize sürüklenilecek, ancak mevcut borçlanmanın yüksek olması nedeniyle kamu harcaması da hiç arttırılamayacaktır. Bu orana göre borç veren ülkeler/kurumlar öncelikle ülkeye borç verirken faiz oranlarını arttıracak, şayet bu oranın yüksekliği ile birlikte faiz dışı bütçe dengesi/gsyih negatif ise ülke çıkılmaz bir borç sarmalına sürüklenecek, borcu borçla kapatmaya çalışırken bir süre sonra borç faizini dahi ödeyemez duruma düşebilecektir.

Ne Zaman Tehlikeli Hale Gelir?

Kamu borcu/GSYİH oranının ne zaman tehlikeli olduğuna gelirsek. 2001 krizine girerken bu oran %100’ün üzerindeydi. Mesela daha yeni yakın krize girerek bankalarından para çekmeyi kısıtlayan Lübnan’da bu oran %150 civarıdır. Peki nasıl oluyor da bu Yunanistan’da söz konusu oran %140’lar civarı, İtalya’da %110 civarı hele hele Japonya’da %200 civarı iken bu ülkeler krize girmiyor. Olay tamamen borcun finansmanı meselesinde. Borç verici kurumlar yani finansı elinde tutan ekip, Lübnan’ın %150 oranı ile yeni borç vermezken aynı orandaki Yunanistan sadece AB’ye üye olduğu için ona borç vermektedir.

Japonya’nın hikayesi ise bambaşkadır. Japonya’nın kamu borcunun tamamına yakını iç borçtur. Yani Japonlarda ciddi bir tasarruf olduğundan ve ülkenin mensupları sürekli olarak Japon tahvili alıyor olduğundan, bir süre sonra Japon hükümeti “ulan siz anca para biriktirin, hiç bir şey harcadığınız da yok, verin parayı ben harcıycam” diyor. Dolayısıyla bu oran Japonya için pek de sorun teşkil etmiyor.

MB Rezervleri Nedir ? 

MB’nın yerel para birimini korumak için mevcut cephanesini gösterir. Benim burada yazdığım rakamlar brüt rakamlardır. Piyasada konu üzerinde çok fazla dedikodu ve karışıklık olmakla birlikte brüt rezerv ile net rezerv arasındaki fark, temel olarak brüt rezerv rakamından, bankaların MB nezdinde rehin bıraktığı karşılıkların ve MB’nın yaptığı swaplı işlemlerin düşülmesidir.

Merkez Bankası Rezervleri Nasıl Hesaplanır ?

Merkez bankası analitik bilançosu açılır. Varlıklar kaleminden (altın, döviz, SDR, Menkul Kıymetler, Toplam Nakit ve Mevduatlar) aşağıdaki hususlar düşülür:

Bilanço İçi Yükümlülükler (bankacılık sektörü mevduatı, diğer mevduat, yurt dışı bankalar mevduatı, SDR tahsisatı)

Bilanço Dışı Yükümlülükler (swaplar)

Merkez Bankası Rezervi Sallamalar

Bazı ekonomi yazarlarının net rezerv kavramını hesaplarken yalnızca MB nezdinde bankalar tarafından tutulan döviz karşılıkları (mevduat karşılıklarını) düştüğünü görüyoruz. Bazıları ise hem swap yükümlülüğünü hem bankaların karşılıklarını düşerler. Dediğim gibi bu ekonomistine göre değişiyor.

Ancak ben bir iktisatçı olarak net rezerv yorumunun doğru olmadığını, çünkü Bankaların rehin bıraktığı varlıkların da MB varlığı arasında olduğunu, bu noktada zamansal ayırım yapmanın doğru olmadığını, bu durumun MB’nın müdahale alanını da kısıtlamadığını düşünmekteyim. Bunun en büyük sebebi de zamanlama ve MB’nın ROK vasıtasıyla bu mevduat karşılıklarını kontrol ediyor olmasıdır.

Biz MB rezervlerini bir yıllık kısa vadeli borç+cari açık ile karşılaştırıp, ülkenin dış finansman ihtiyacının büyüklüğüne göre sıkıntı var ya da yok demek maksadıyla kullanıyoruz. Bankaların karşılıklarının ortalama vadesi 3 hafta, yani 3 haftada bir bunlar değişiyor. Ama analizi 1 senelik yapıyoruz. O yüzden bu analizi karıştırıyor diye bankaların karşılıklarını düşürmek bana çok saçma geliyor. Tabi şayet siz iktisadi bazda benden farklı bir görüşe sahipseniz net rezervleri takip ediniz.

Merkez Bankası Rezervleri Ne İçin Hesaplanıyor ?

Biz MB rezervlerini ülkenin kısa vadeli dış borcunu öderken döviz sıkıntısı yaşayıp yaşamayacağını öngören bir öncü gösterge olarak değerlendiriyoruz. Bu kapsamda sizin net rezerv denilen şeyi doğru kullanabilmeniz için bankalar tarafından ayrılan karşılıkların vadesini bilmeniz gerekir. Mesela bankaların zorunlu karşılık olarak ayırdıkları dövizlerin vadesi nedir? TCMB bunu ayarlayabilir mi? Yani normalde yükümlülük olarak bahsedilen bir tutarın vadesini uyguladığı politikalar ile (ROK) uzatabilir mi? Bence uzatabilir ki gayet de uzatıyor. Yani işin hikayesi verilerin 3 haftada bir açıklanmasından ziyade TCMB’nin bunu kontrol edebiliyor olmasında. İşte anlatmış olduğum bu gerekçeler ile net rezerv yorumunun bankaların zorunlu karşılıklarının dahil olduğu kısmı bana manasız gelmektedir.

Swap konusunda şunu bilin. MB rezervleri hesaplanırken önce brüt rezervler hesaplanır. Akabinde ise önce mevduat karşılıkları düşülür. Sonra da swaplar düşülür. Swap verisini TCMB’nin bilançosundan değil EVDS sisteminden bulursunuz. Burada swapların vadesini görürsünüz. 1-4 ay ve 4 ay- 1 yıl şeklinde iki swap vadesi bulunur. Günümüz ekonomistleri ikisini de birden düşer. Ha ben yine swapların rezervlerden düşülmesine karşıyım. Çünkü swaplar line şeklinde açılır. Yani öyle ha deyince kapatılacak bir şey değil bu. Bunu ticari kredilerdeki BCH gibi düşünün. Swap konusunda daha detaylı bilgi için swap yazımı da okuyun. Ancak illa düşeceğim diyorsanız da kardeşim yalnızca 1-4 ayı düşmek mantıklıdır.

Rezervi Nasıl Kullanmalıyız?

Piyasadan edindiğim duyum (çalışmadığım ve karar alıcı konumda olmadığım için bilmiyorum) uluslararası yatırım kuruluşlarının bir ülkeye  yatırımyaparken yani sıcak para akıtırken baktıkları verilerden birinin bu olduğu yönünde. Bizzat IMF’nin de brüt rezervlerin, bir yıl içinde ödenecek kısa vadeli dış borç ile cari açık toplamını karşılayıp karşılamadığına baktığını ve ülkeleri kırılgan diye nitelediğini raporlarından biliyoruz. Aslında bana gayette mantıklı geliyor bu ölçüm. %100 bir sonuç vermez ama iyi bir göstergedir. O yüzden gösterge tablomda tutuyorum. Bizim merkez bankamız rezervlerini ağırlıklı altın olmak kaydıyla dolar olarak tutmaktadır. Bunu bilin ama ben tabloda detayını vermeye gerek duymuyorum.

Özetle MB rezervleri ile kısa vadeli dış borç + cari açığı karşılaştırmanız size MB’nın gücünü gösterir. Önemlidir. Yerli paranın değeri açısından gösterge kabul edebileceğimiz değişkenlerdendir.

Piyasada atlanan bir husus da yine uluslararası standartta kabul gören rezerv yeterlilik oranıdır. Genelde benim iç piyasadaki saygı duyduğum ekonomistler bir ülkenin rezervlerinin o ülkenin GSYİH’inin 1/4’ü olması gerektiği yönünde görüş bildiriyor. Yani bu oran karşılandığında rezervler yeterli deniyor. Buna da göz ucuyla bakmanızda fayda var.

Bunun dışında rezervlerin ideal miktarını ölçebilmek için enternasyonel manada greenspan-guidetti kuralı vardır. Bu kuralı IMF kullanmaktadır. Bu kurala göre MB’nın sahip olduğu brüt rezervler ülkenin vadesine bir yıl kalmış olan bütün dış yükümlülüklerini (kamu + özel sektör) karşılamalıdır. Bu özel sektörün dahil edilmesinin sebebi ülke riskinin şirketlere yansıması neticesinde özellikle bankaların/finansal kurumların yurt dışından aldıkları borcu roll over edememesidir. (çevirememesi). greenspan-guidetti kuralına göre sağlıklı bir ekonomide bu oranın %150 olması gerekirken alt sınır %100 olarak belirtilmiştir. Yani bu oran %100’ün altına düştüğünde olası bir döviz krizi ufukta belirir.

Tabi bu sayıyı hesapladık direk kriz olacak diye garanti bir durum yok. Buna ek olarak bunu hesapladığınız ülkenin finans kapitale göre durumu mühimdir. Yani bu ülkenin tedarik zinciri içindeki yeri nedir? Eğer bu ülke borçlarını ödeyemezse ödeyemediği borçları dünyanın diğer ülkelerini ne kadar etkiler. Yani işin eni konu vardığı yer yine too big to fail hikayesidir.

Cari Denge/GSYİH

Cari dengenin miktarsal olarak nasıl değerlendirileceğini bir önceki başlık altında belirtmiştik.  Burada ise oransal olarak bakıp bu verinin büyüklüğünün toplam karar mekanizması içerisindeki önemini görüyoruz. Türkiye kalkınma planlarında bu noktada YEP’de dahil hedef genelde %5 cari açıktır (yıllık). Bu veriyi yorumlarken de bu gözle bakmanız gerekir. %5’lik cari açık hedefinin üstüne çıkılması ülkede kuvvetle muhtemel bir döviz açığı yaşanacağının ve döviz krizinin göstergesi olabilir. Bu oranın pozitif olması dikkatle takip edilmelidir. Oran pozitif ise bu sefer büyüme oranın bakılmalıdır. Çünkü Türkiye’nin yapısal vaziyeti itibariyle  cari açık ile büyüme birbiri ile doğru orantılıdır. Yani büyüme artarsa cari açık da artar. Eğer cari açığın düşme nedeni büyümedeki azalış ise bu durumu pozitif olarak değerlendirmek pek mümkün değildir.

Eğer hem büyüme düşüyor hem de cari açık artıyor ise  ciddi bir problem vardır ve yatırım kararlarınızı temelden değiştirmeniz gerekebilir.

Dış Ticaret Açığı

Cari açık kavramının temelini oluşturan şey dış ticaret yani ihracat ile ithalat arasındaki farktır. Cari açık verisinin öncü ve kök göstergesi dış ticaret açığı verisidir. Cari açığın ne olacağının yorumlanması için bu veriyi takip ehemmiyet arz eder.

Tüketici Güven Endeksi

Burada işi bilen arkadaşlarım bana niye sadece tüketici güven endeksini veriyorsun, imalatçı güven endeksi, hizmet sektörü güven endeksi, ekonomi güven endeksi var onu versene diye atarlanabilir. Ancak ben Türkiye’de ekonomik büyümenin temel tetikleyicisinin iç tüketim olduğunu bildiğim için ilk bakacağım veri tüketici güven endeksidir. Merak edenler diğerlerine bakabilir. Ama ben tabloyu kalabalıklaştırmak istemiyorum.

Tüketici güven endeksi iki şekilde yorumlanır. Endeks 0 ile 200 arasında puanlanır. 100’ün altı ekonomiye güven duyulmadığı ve bu gerekçe ile harcama yapma eğiliminin düşük olduğu manasına gelir. 100’ün üstü ise  hunharca para harcamak istendiğini gösterir.

Bu veride ikincil yorum ise yatay olarak yorumlanmasıdır. Endeksi bir önceki aya göre değerlendirirsiniz. Eğer bir önceki aya göre yükselme var ise tüketicilerin harcama eğilimlerinin artacağı ve büyümeye katkısı olacağı öngörülür.

İmalat PMI

PMI İngilizce bir kısaltmadır. Purchasing Manager Index’tir. Yani satın alma yöneticileri endeksi. İmalat pmi ise imalat sektöründe faaliyet gösteren firmaların satın alma yöneticilerinin mal ve hizmet satın alma eğilimini gösterir. Ülkelerin büyümelerine yönelik en önemli öncü göstergelerdendir.

Veri aylık olarak hesaplandığından her bir önceki ay baz veri 50’dir. Eğer bu ay ki veri de 50 ise beklentiler değişmemiş ve her şey aynıdır. Eğer bu ay ki veri 50’nin altında 45 gibi bir oran ise bu firmalar kötü bir gidişat beklemektedir ki eğer bu şirketler kötü gidişat bekliyorsa büyüme verisi muhtemelen negatif gelecektir. 50’nin üstü ise bu firmaların ekonomiye dair beklentisinin iyi olduğu anlamına gelir.

Reel Efektif Döviz Kuru

REDK ticaret yapılan ülkeler ile kullanılan para birimleri ve bu ülkeler ile ticaret hacminin ağırlıklı ortalaması alınarak ve enflasyon hesaba katılarak hesaplanmaktadır. TÜİK baz yıl olarak 2003 yılını almaktadır. Yani bu veri özetle 2003 yılından beri karşılıklı ticaret hacmimizin yüksek olduğu ülkeler ile para birimimiz ve enflasyonumuz karşılaştırıldığında hangi ülkenin para biriminin ucuzladığını/alım gücünün arttığını gösterir. İhracat ve dış ticaret verisi için emsal niteliktedir.

Eğer REDK 100’ün üzerinde ise yerli para birimi yani TL görece değerlenmiş demektir. Bu durum cari açık sorununa sebebiyet verebilir.

Tam tersine REDK 100’ün altında ise yerli para birimi ucuzlamıştır. Bu durum ise refah düşüşü ve toplumsal huzursuzluklar ile enflasyonda döviz etkisini kuvvetlendirebilir.

Tabii doğal olarak cari açığın tek bağlı olduğu husus bu değildir. Bu veri sadece yön göstericidir.

VIX (Volatility Index)

VIX, volatility indeks ya da oynaklık endeksi. Zaman zaman korku endeksi olarak da anılmaktadır. Endeks özellikle ABD borsalarındaki oynaklığa göre değer almaktadır. Tam olarak S&P 500 endeksinin 1 ay vadeli işlemlerindeki (opsiyonları alır sadece) oynaklığı ifade eder. Kriz zamanlarında oynaklığın artması nedeniyle yükselen endeks özellikle borsa yatırımı yapanlar ve GOÜ para birimleri için kötü habercidir.

Tam adı CBOE Volaitility Index olarak geçer.

2008 küresel finans krizinde 90’ları görmüştür. Piyasa gurularına göre endeksin eşik değeri 30 üzeridir. Tarihsel akışında normal yani kriz olmayan zamanlarda 20 ila 30 arasında gezindiği görünen değer kriz zamanlarında 30’u geçmekte, şayet hamleler yetersiz kalırsa önce 40 ve daha sonra tekrar yükselişe geçmektedir.

Şahsi görüşüm endeksin 40 üzerinde belirli bir süre geçirmesi ciddi bir risk ihtiva etmektedir. Piyasanın kötüye gittiği anlamına gelen endeksin yükselmesi ile borsalar değer kaybetmekte, GOÜ’lerden ciddi para çıkışları yaşanmakta ve dolayısıyla bu ülkelerin para birimleri değer kaybına uğramaktadır. Bu süreç içerisinde özellikle altın ve ABD dolarının yükseldiğini görürsünüz.

CDS

CDS’in açılımı credit default swaptır. CDS’ler tezgah üstü yani borsalı piyasalarda alınıp satılmadıkları için güncel olan veri OTC piyasalarından gün sonunda Bloomberg’e girilen veridir. Anlık olarak takip edebileceğiniz bir platform bulunmamaktadır.

CDS temel olarak bir tahvilin sigorta primidir. Yani Türkiye Cumhuriyeti devletinin tahvillerine sahip olan bir kişi bu tahvilin ödenmemesi durumu için bir sigorta şirketine sigorta yaptırtmak istese ödeyeceği tutar burada belirtilendir.

Popüler olarak takip edilen CDS primleri 5 yıllık olanlardır.

Ülkelerin genel siyasi vaziyeti, açıklanan ekonomik veriler v.b. bir çok hususu göz önüne aldığından özellikle uluslararası yatırım kuruluşlarının yanlı değerlendirme yaptığını düşünen kişiler için önemli bir göstergedir.

Öte yanan uluslararası borçlanmalarda emsal alınan bir değerdir. Firmanızın bulunduğu ülkenin risk primi, kredinin maliyetine eklendiği için sizin borçlanma maliyetlerinizi de etkiler.

Genelde bir ülke hazinesinin dış borçlanmasında kullanılan bu unsurun fiyata etkisi şöyledir. Borç faiz oranı = Libor/Euribor + CDS.

Bu CDS arttıkça ülkenin dış borçlanma maliyeti artar. Bu dış borçlanma maliyeti zaman içerisinde hazineyi etkiler ve hazine gelirleri ile faizleri ödeyemez hale gelir. Bu da borç krizi olarak yansır.

yatırımkurusu

Okumaya devam et

BORSA

SPK Başkanı Gönül: Şirket sahiplerinin hisselerle ilgili konuşmasına sıcak bakmıyoruz

Yayınlanma:

|

Yazan:

Sermaye piyasalarındaki son gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulunan Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) Başkanı İbrahim Ömer Gönül, Borsa İstanbul Vadeli İşlem ve Opsiyon Piyasası’nda (VİOP) düzenlemelerin yapıldığını hatırlatarak, orta vadeyi de kapsayan düzenlemeler üzerinde çalışmaların olduğu söyledi.

Gönül, bu konuda Borsa İstanbul, Takasbank ve Merkezi Kayıt Kuruluşu (MKK) ile çalıştıklarını ifade etti.

Düzenlemeleri yaparken her zaman paydaşlarının iyi niyetli olduklarını varsaymaya çalıştıklarını vurgulayarak, “Bir taraftan da kötü niyetlilerin üzerine gitmek ve onları engellemek için elimizden geleni yapıyoruz.” diye konuştu.

Düzenlemelerinin hiçbir zaman durmayacağını belirten Gönül, şunları kaydetti:

“Tedbirleri günün şartlarına göre almaya devam edeceğiz ama bu tedbirler içerisinde en önemli olan Risk Merkezi’nin kurulmasıdır. Biraz önce saydığım Borsa İstanbul grubu ve biz bir Risk Merkezi kuruyoruz. Böylece riskli işlemler, yoğunlaşma riskleri, aracı kurum riskleri ve müşteri riskleri gibi risklerin daha verimli analiz edilmesi sağlanacak.”

“Yeni yatırımcıların finansal okur yazar olmalarını istiyoruz”

SPK Başkanı Gönül, şirket sahipleri ve üst düzey yöneticilerinin hisse fiyatlarıyla ilgili değerlendirmelerine de değinerek, şunları söyledi:

“Biz şirket sahiplerinin özellikle kritik durumlarda hisselerin fiyatlarıyla ilgili konuşmasına hiçbir zaman sıcak bakmıyoruz. Şirket sahipleri ve üst düzey yetkililerin, gerek sosyal medyada gerek basında gerekse televizyondan bu tür açıklamaları yapmalarına sıcak bakmıyoruz. Bu tür açıklamalar hakkında da zaten geçmişte de incelemeler yaptık. Bundan sonra da dikkatle takip edeceğiz.”

Gönül, halka arz başvurularının güçlü şekilde devam ettiğini ve gelecek yıl halka arz başvurularının artacağını düşündüklerini söyledi.

Halka arzda elektronik başvuru sistemini hayata geçirerek şirketlerin işlerini kolaylaştırmayı amaçladıklarını belirten Gönül, “Halka arzlarla ilgili olarak sanayinin yoğunlaştığı illere teveccüh göstererek, onlara daha fazla ulaşım sağlayarak şirketlere sermaye piyasalarını anlatıyoruz.” diye konuştu.

Gönül, yeni yatırımcılarla birlikte finansal okuryazarlığın gelişmesi için attıkları adımları da hızlandırdıklarından bahsetti.

Finansal okur yazarlığı artırmak için finansal okuryazarlık akademisi şeklinde bir çalışmaları olduğunu anlatan Gönül, “Çok yakında bir sertifikasyon süreci başlatacağız. Özellikle yeni yatırımcıların finansal okuryazar olarak pay piyasasında yatırımcı olmalarını istiyoruz.” dedi.

Gönül, sosyal medyadan yapılan manipülasyonlarla ilgili kanun önerileri ve çalışmalarının da olduğunu bildirdi.

“Dikkati çeken her hisse hareketini takip ediyoruz”

SPK Başkanı Gönül, piyasalardaki hareketi yakından takip ettiklerini belirterek, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Bizim günlük raporlarımız olur. Her hissenin hareketi için, dikkati çeken her hisse hareketi için bunları takip ederiz. Bu hisse neden yükselmiş, neden düşmüş?… Bunların hepsi bizim izleme komitesi tarafından izlenir. Burada ciddi bir ekip çalışır. Ciddi bir teknoloji çalışır. Tabii bunların tekrar denetimden geçmesi, altyapısının hazırlanması belirli bir süreç. Eğer hakikaten kanuna aykırı bir işlem varsa ve tespit ettiysek, cezaya döner.”

Gönül, bazı hisselerin dikkati çeken performanslarına da değinerek, “Biz fiyata karışmayız, bizim için fiyat önemli değildir. Bu fiyatın gerçekleşmesi gerçek mi, arz-talep yönlü mü gerçekleşmiş, yoksa arkada başka işler mi dönmüş, suni piyasa mı oluşturulmuş, manipülasyon mu yapılmış, biz ona bakarız.” ifadelerini kullandı.

ekonomim.com

Okumaya devam et

BORSA

SASA’nın patronu Erdemoğlu: “80 liradan hisse satışını özel emirle yaptık, Twitter hesabı yok”

Yayınlanma:

|

Yazan:

21 KASIM 2022 Pazartesi günü “Nasıl Bir EKONOMİ” gazetemizin yayın hayatına başlamasıyla birlikte Yazı İşleri Müdürümüz Handan Sema Ceylan, iş dünyasına ziyaretler planlamaya başladı.

Bu çerçevede Sasa Polyester’in bağlı olduğu Erdemoğlu Holding Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Erdemoğlu’ndan da randevu aldı.

Hakan Güldağ ve Handan Sema Ceylan ile birlikte öğlenden sonra İbrahim Erdemoğlu’nu ziyarete gittik. Ziyaretimizin amacı, yeni gazete projemizi anlatmaktı.

Nitekim sohbet de önce yeni gazetemiz üzerine yoğunlaştı. Ardından gazeteci olarak ulaştığı piyasa değeriyle Türkiye gündemine oturan Sasa Polyester’le ilgili sorular sorup, yanıtlarını almaya çalıştık. Bizim Erdemoğlu ile sohbete gittiğimizi bilen Şeref Oğuz da sorular gönderdi.

Erdemoğlu ile sohbetimiz 2 saat dolayında sürdü. Sasa Polyester’le ilgili sorularımıza ülkemizde ve dünyada da pek rastlanmayan açık yüreklilikle yanıt verdi.

Bir şirketin çoğunluk hissedarından ilk kez şu cümleyi duymuş olduk:

–          Şirketimizin ulaştığı piyasa değeri beni rahatsız ediyor.

Erdemoğlu, daha da ileri gitti, şu mesajı verdi:

–          80 lira iken sattığımdan beri “Sasa hissesinin fiyatı çok yüksek, alınmaz” diyorum.

Gazeteye döndüğümüzde saat 17.00 olmuş, 29 Kasım 2022 tarihli gazetemiz baskıya gönderilmek üzere hemen hemen hazır hale gelmişti.

Ziyareti birlikte gerçekleştirdiğimiz Hakan Güldağ ve Handan Sema Ceylan, Erdemoğlu ile görüşmenin içeriğini benim köşemde değerlendirmemi istedi.

Kısacası gazetemizin dünkü sayısında manşet olan yazımın içeriği böyle oluştu. Dün sabahın erken saatlerinde yazıyı ekonomim.comadlı internet sitemizde, “nbekonomi” sosyal medya hesaplarımızda okuyan Sasa Polyester yatırımcıları farklı yorumlar yaptı. Bana ve gazetemize sert eleştiriler yöneltti.

Söz konusu yatırımcılardan bazıları görüşmenin yapıldığı tarihle ilgili spekülatif mesajlar paylaştı:

–          Erdemoğlu ile görüşme 16 Kasım 2022’de yapılmış, neden bekletip 30 Kasım’da yayınladılar?

Görüşmeyi 16 Kasım’da yaptığımızı kim nereden, nasıl, ne amaçla uydurdu bilemiyorum. Kaldı ki, gazetecilikte özel haberleri, yazıları bekletmek söz konusu olabiliyor. Yalnız, Sasa Polyester’le ilgili bilgileri 14 gün bekletmemiz de söz konusu olamazdı.

Bazı mesajlarda şu soru ve şüphe dile getirildi:

–          Sasa Polyester, 1 Aralık 2022’de MSCI’ye girecek. Bu yazı neden bir gün öncesine denk getirildi?

Mesajlardaki “MSCI” ibaresini ilk aşamada anlayamadım. Genel Yayın Koordinatörümüz Talip Aktaş“MSCI”nin ne demek olduğunu anımsattı:

–          Morgan Stanley Country Index (MSCI).

Ardından ekledi:

–          Sasa Polyester, 1 Aralık 2022’de MSCI’de yer almaya başlayacak 3 şirket arasında bulunuyor.

Konuyu iyi bilen bir okurumuzdan da mail yoluyla şu mesaj geldi:

–          Sasa Polyester, 80 liradan hisse satışı yapmadı. “Paya dönüştürülebilir tahvil” ihracından kaynaklı talep eden yabancı yatırımcılara istedikleri lotlar verildi. Yazınızda hisse çok yükseldiği için satış yapıldığı anlamı çıkıyor.

Bu konuda Sasa Polyester Sanayi A.Ş.’nin “Yatırımcı İlişkileri Bölümü”dün yazım yayınlandıktan sonra şu açıklamayı gönderdi:

–          Yazınızda İbrahim Erdemoğlu’na atfen, Borsa İstanbul’da satış yaptık” ifadesi var. Söz konusu satış teknik olarak kurumsal yatırımcılara özel emirle gerçekleşen bir işlemdir. Normal seansta gerçekleşmemiştir.

İbrahim Erdemoğlu, sohbet sırasında bu teknik ayrıntıyı atlamış olmalı ki, sözkonusu detayı bize aktarmadı. Sadece, “80 lirayken hisse sattıktan sonra, ‘Sasa fiyatı çok yüksek, alınmaz’ diyorum” mesajı vermişti.

Dün başta Borsa İstanbul olmak üzere Türkiye’de ekonomi gündemine oturan Erdemoğlu görüşmesi ve Sasa Polyester yazısının öyküsü böyle…

Ziyareti fırsat bilip Erdemoğlu’na sorular sorduk, merak edilen yanıtları almaya çalıştık. Yanıtları gazetemizde yansıttık.

Böyle bir sohbete gazetede yer vermek, dünyanın her tarafında haber içeriği açısından önemlidir.

Hakan Güldağ, Handan Sema Ceylan ve ben sadece gazetecilik yaptık…

Bu böyle biline…

Sasa Polyester resmi hesap değilmiş

DÜNKÜ yazımda Erdemoğlu Holding Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Erdemoğlu ile sohbete giderken “Sasa Polyester” adına atılan Tweet’lerden söz etmiştim.

Dün sabah Twitter’da “Sasa Polyester” adlı hesaptan şu özel mesajı aldım:

–          Benim yatırımcı sözlerimi şirketin resmi hesabı gibi yazmışsınız. Şirketin resmi hesabı yoktur. Düzeltme yapmazsanız hakkınızda gerekli işlemleri başlatacağım.

Şu yanıtı verdim:

–          Neden “Sasa Polyester” diye hesap açtınız? İsminizi bahşeder misiniz? Ayrıca, o hesaptan yaptığım alıntılarda olumsuz kelime, cümle yoktur.

“Sasa Polyester” adlı hesap sahibi sürdürdü:

–          Bu hesapta yalan, yanlış yönlendirme asla olmaz. Fakat resmi şirket hesabı göstermeniz etik olmadı.

Bunun üzerine sordum:

–          Sizin şirketin hesabı gibi bir hava vermeniz etik mi?

Mesaili çalışan bir personel olduğunu bildirdi:

–          İsmimin bilinmesini istemiyorum.

Hesapta kullanılan dile dikkat çektim:

–          Hesapta kullanılan dil, Sasa’nın resmi hesabı havası veriyor.

Dünkü yazımda yer alan ve şirketin hesabı havası veren bazı cümleler şöyleydi:

  • Olağan dışı fiyat ve miktar hareketleriyle ilgili şirketimizin özel bir durumu bulunmamaktadır.
  • Şirketimizin yılın ilk 9 ayındaki net dönem kârı 8 milyar 8 milyon 417 liradır.

“Sasa Polyester” adlı hesabın sahibi olduğunu bildiren ancak ismini açıklamayan kişiyle yazışırken hesaba bir kez daha baktım, dün sabah konulan şu ibareyi gördüm:

  • Bu kullanıcı hesabı, şirket bilgi ve veri akışı sağlamak amacıyla kurulmuştur. Resmi hesap değildir.

Sasa Polyester Sanayi A.Ş.’nin yatırımcı ilişkileri bölümü de söz konusu hesapla ilgili şu mesajı gönderdi:

–          Sasa Polyester Sanayi A.Ş.’ye ait resmi bir Twitter hesabı bulunmamaktadır.

Vahap MUNYAR – ekonomim.com

Okumaya devam et

KATEGORİLER

SON YAZILAR

ALTIN – DÖVİZ

KRIPTO PARA PİYASASI

BORSA

TANITIM

FACEBOOK

Popüler

www paravitrini com © "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKAVİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.paravitrini.com Copyright © 2020 - Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.