Connect with us

ŞİRKETLER

Üretici Yapay Zeka Hangi İşlere Talip?

Yayınlanma:

|

Dünya genelinde ekonomik belirsizliğin ve işten çıkarmaların arttığı ve değişimin hız kazandığı bir dönemde; iş liderleri açısından maliyetleri nasıl kısacaklarına ya da hangi alanlara daha fazla yatırım yapmaları gerektiğine yönelik stratejik kararlar günbegün daha önemli hâle geliyor. Bu kararların başını da teknoloji harcamaları ve yatırımları çekiyor. Teknolojide öne çıkan trendler ve popüler uygulamalar iş dünyası liderlerinin karar süreçlerinde ikilemlere neden oluyor: Bir yanda, rakiplere karşı avantaj elde etmek için gelişmekte olan bir teknolojiye erken yatırım yaparak öne çıkan bu teknolojiyi sektörde sahiplenen firma olma fırsatı; diğer yanda ise daha önce benzer süreçlerde ağzı yanmış şirketleri analiz edip, abartılı pazarlamalara kanmadan, “bekle gör” stratejisini benimseyerek, temkinli yaklaşma… Sonuçta doğru kararı verebilmek, üzerinde tartışılan teknolojinin pazardaki statüsü, maliyeti, regülasyonların ve müşterilerin hazır olması, şirketin gerekli altyapı yatırımlarını gerçekleştirip gerçekleştirmediği ve hedef müşteri ihtiyaçlarına yönelik, problemleri giderecek şekilde teknolojiden yararlanma ihtimali gibi pek çok parametreyi gerektirse de zamanı gelen teknolojiler asla geri çevrilemiyor. Ancak, doğru öngörüler ile sürdürülebilir bir şekilde şirketi öne çıkaracak bir vizyon belirlemek gittikçe zorlaşıyor.

Günümüzde, karar vericiler için özel bir zorluk teşkil etmeye başlayan teknolojilerin başında, yapay zeka (AI) ve makine öğrenmesi uygulamaları geliyor. 2021’de 33 milyar doları bulan yapay zeka odağındaki harcamaların, 2025’te 64 milyar dolara çıkması bekleniyor. Bunun temel nedenlerini, AI teknolojisinin bir yandan insan kapasitesini aşarak sürekli artan karmaşıklığa çözüm sunacak şekilde hızla gelişmesi ve uygulamasının giderek daha kolay ve daha az maliyetli hâle gelmesi oluşturuyor. Her sektör, gelişen bu alana adapte olmaya çalışıyor. Dünyanın en önde gelen üniversitelerinden olan Stanford Üniversitesi’nde son beş yıl içerisinde AI ile ilgili derslerin sayısında iki kat artış olması, bu alanda yetişmiş insan kaynağına olan ihtiyacı ve gençlerin bu alana olan ilgisini de gösteriyor.

Yapay zeka yatırımlarının içerisinde, son dönemlerde her yerde karşımıza çıkmaya başlayan “üretici yapay zeka” (generative AI) aslan payını almaya başladı. En genel tanımı ile üretici yapay zeka, bir isteme yanıt olarak yeni metin, resim, yazılım kodu, formül, hatta müzik ya da yeni görseller oluşturmak için geniş metin ve görüntü veri tabanlarında eğitilen makine öğrenmesi modellerini ifade ediyor. ChatGPT, Bing AI, DALL-E gibi uygulamalar ile günlük hayatımızın bir parçası hâline gelmeye başlayan üretici yapay zekaya yönelik; “Onsuz yaşayamayacağınız 10 ChatGPT uygulaması!” ya da “ChatGPT’yi yanlış kullanıyorsunuz! İşte ChatGPT kullanıcılarının yüzde 99’unun önüne geçmenin yolları” gibi başlıklarla sosyal medyada sıkça karşılaşmaya başladığınızı düşünüyorum.

Üretici yapay zeka uygulamalarını test edip, bu uygulamalar ile eğlenip, onlara adapte olmaya çalışırken; bu uygulamaların çoktan pek çok işi derinlemesine etkilediğini; hatta bazı işleri insanların elinden almaya başladığını görmeye başladık bile. Yakın tarihli bir Goldman Sachs araştırması, üretici yapay zeka uygulamalarının dünya çapında 300 milyon tam zamanlı işi (mevcut işlerin üçte ikisi olduğu tahmin ediliyor) etkileyebileceğini ve işlerin dörtte birini de tamamen değiştirebileceğini paylaştı.

Üretici yapay zekanın üretim süreçleri üzerindeki etkisi, küresel ekonomiye trilyonlarca dolar değer katabilir

Üretici yapay zeka, bireysel faaliyetlerin bazılarını otomatikleştirerek ya da bireysel çalışanların yeteneklerini artırarak işin anatomisini değiştirme potansiyeline sahip. Mevcut üretici yapay zeka teknolojileri, bugün çalışanların zamanının yüzde 60 ila 70’ini alan iş süreçlerini otomatikleştirme imkanı sağlayarak, işgücü verimliliğini önemli ölçüde artırabilir. Ancak bunun için, çalışanları iş tanımlarını veya sorumluluklarını değiştirmek ve bu süreci desteklemek için gerekli yatırımları planlamak gerekecektir. Çalışanların yeni beceriler kazanmak için desteğe ihtiyaç duyacağının ve bazılarının da görevlerinin değiştirilmesi gerektiğinin bilincinde olarak, organizasyon yapısını gözden geçirmek de gerekecektir.

Yapay zeka işinizi hemen elinizden almayacak

Bununla birlikte, altını çizmemiz gereken bir konu var. İş dünyasında bu tarz radikal kararlar almak ve statükoyu değiştirmek o kadar da kolay olmuyor; üretici yapay zekanın da iş hayatına girmesi yavaş yavaş olacak. Bunun en önemli sebebi, üretici yapay zekanın hâlen gelişmekte olması ve birtakım görevleri tamamen üstlenmeye aday olsa bile; döngülerde hâlâ bir insana ihtiyaç duyulması. Fütürist ve ” Yapay Zeka Her Şeyi Nasıl Dönüştürecek” kitabının yazarı Martin Ford, AI’ın işimizi elimizden alıp almayacağına yönelik şu basit testi kendimize yaparak bir öz değerlendirme yapabileceğimizi belirtiyor: “Başka birinin, yaptığınız her şeyin kaydını inceleyip işinizi nasıl yapacağınızı çözebileceği türden bir işiniz var mı?” Cevap evet ise, o zaman işiniz gerçekten tehlikede demektir.

Her ne kadar gelişme süreci devam etse ve üretici yapay zekanın gücünü, erişimini ve yeteneklerini anlama yolculuğunun başında olsak da bu teknolojinin dönüştürücü etkisini her geçen gün daha derinden hissetmeye başladığımız bir noktadayız. Bir önemli soru da şu: Üretici yapay zekanın, AI’dan beklediğimiz derin öğrenme süreçlerini aktifleştirerek insan beyni gibi hareket edip etmeyeceği…

Peki üretici yapay zeka, öncelikle hangi meslekleri derinden etkileyecek ve dönüştürecek?

Gelin, üretken yapay zekanın mesleklere olan etkisini son araştırmalar doğrultusunda analiz edelim. Tabii öncesinde, önemli bir konunun altını çizmek ve yanlış anlaşılmaları gidermek de gerekiyor. Yapay zeka konu olduğunda hemen hangi meslekleri tehdit ettiği ya da hangi meslekleri ele geçireceği gündem oluyor. Ancak yapay zeka ve üretici yapay zekayı işimizi daha iyi, etkin ve farklı yapmamızı sağlayacak bir araç olarak görerek, yapay zeka ile birlikte çok daha iyi bir ekip olacağımızın bilinci ile bireysel farkındalık kazanmamız ve işimizi dönüştürmemiz gerekiyor. Yani, konu işlerin ya da mesleklerin tamamen değiştirilmesinden öte iyileştirilmesi ve geliştirilmesi olmalı.

Bilgisayar mühendisi ve yazılımcılara ihtiyaç azalacak

Tartışmasız günümüzün en talep gören, aynı zamanda beklentiler açısından hep tartışmalı olan mesleklerinden biri bilgisayar programcıları ve mühendisleri. İstisnasız her firma, hangi sektörde faaliyet gösteriyor olursa olsun, dijital dünyaya adapte olmak için yazılımcılara ihtiyaç duyuyor. Ancak yazılımcı kadrolarını uzun vadeli şirkette tutup, onlardan yüksek verim sağlayacak yapıyı kurmak oldukça zor. Bununla birlikte, üretici yapay zeka uygulamaları sayesinde, firmaların yakın gelecekte yazılımcı eksikliklerini gidermeleri oldukça olası.

ChatGPT gibi gelişmiş üretici yapay zeka uygulamaları, insanlardan çok daha hızlı kod üretebiliyor ya da farklı uzmanlıklarda yazılımcı kadrosu bulundurulması gereken süreçleri basitleştirerek bir projenin daha az çalışanla tamamlanabilmesini sağlıyor.

Uzmanların çoğu, üretici yapay zekanın yazılım geliştiriciler için bir nimet olacağı konusunda hemfikir. Microsoft ve MIT tarafından yayınlanan bir araştırmanın sonuçlarına göre, Copilot gibi üretici yapay zeka uygulamaları kullanan yazılımcılar, geleneksel kodlayıcılardan yüzde 56 daha hızlı program yazabildiler. Yazılım sektöründe fark yaratması beklenen yazılım geliştiricilerin, otomatik kodlama uygulamalarına en iyi istemleri girme becerisine sahip kişiler olacağı bekleniyor. Şirketlerin BT bölümlerinde “bilgi istem mühendisleri” şeklinde yeni roller çıkması şaşırtıcı olmayacak.

Zaten istenen içerikleri üretebilen bir kaynak varken, içerik sağlayıcılara ihtiyaç var mı?

Üretici yapay zekanın, metin tabanlı verileri iyi analiz edebilmesi, anlayıp yorumlayabilmesi ve yazabilmesi; reklamcılık, gazetecilik ve içerik oluşturmayı içeren birçok mesleği etkilemeye başladı. Ekonomist Paul Krugman, New York Times’daki bir köşe yazısında, ChatGPT’nin bu tarz işlerde raporlama ve yazma gibi görevleri “insanlardan daha verimli” yapabileceğini öne sürdü.

Medya sektörü, yapay zeka tarafından oluşturulan içeriklerle şimdiden denemeler yapmaya başlamış durumda. Teknoloji haber sitesi CNET, düzinelerce makale yazmak için ChatGPT’ye benzer bir AI aracı kullanırken (ancak düzeltmeler yapmak zorunda kaldılar), BuzzFeed sınavlar ve seyahat rehberleri gibi yeni içerik biçimleri oluşturmak için ChatGPT’den yararlandı.

Bazı gazetecilik türlerinin yerini de şimdiden yapay zeka almaya başladı. Özellikle spor haberciliği, otomasyona kolayca uyum sağlayabiliyor. Bir algoritma, bir spor müsabakasının özetini ve önemli anlarını hikâyeleştirerek kullanıcılara anında sunabiliyor. Aynı durum, yatırım analistleri ve bazı ekonomistlerin işleri için de geçerli. Associated Press, 2014’ten bu yana, tek bir insan gazeteci olmadan yılda binlerce yatırım raporu yayınlamak için Automated Insights adlı bir yapay zeka platformundan yararlanıyor; bu sayede de uzmanlara daha derin ve yararlı raporlar hazırlamak için yüzde 20 daha fazla zaman kazandırdıklarını belirtiyor.

Ancak, dipnot olarak ekleyelim; ChatGPT’nin 2022 yılına kadar sınırlı olan veri kümesi nedeniyle medyada istenilen sonuçları almak yeni versiyonları gerektirecektir.

Dijital pazarlama otomatize oluyor

Dijital pazarlamacılar ve sosyal medya kanallarını yöneten uzmanlar açısından da üretici yapay zeka bulunmaz bir nimetken bir yandan da bir tehdit. Kişiselleştirilmiş e-postalar oluşturan, sosyal medya gönderileri hazırlayıp gönderen ve A/B testi ve arama motoru optimizasyonu gibi içerik pazarlama kampanyasının parçası olan diğer birçok görevi otomatik hâle getiren üretici yapay zeka uygulamaları kullanıma sunulmaya başlandı. Bu demek oluyor ki, dijital pazarlama gibi ayrı bir uzmanlık alanı yerine pazarlama yöneticilerinin üretici yapay zekadan yararlanarak, stratejinin bir parçası olarak bu görevi basitçe gerçekleştirmesi sağlanabilir.

Bir Hizmet Olarak Hukuk (“Law as a Service”)

Daha önce de referans olarak belirttiğim Goldman Sachs raporuna göre üretici yapay zeka büyük olasılıkla hukuk sektörü çalışanlarını da derinden etkileyecek. Bildiğiniz üzere, pek çok hukukçu, büyük miktarda bilgiyi analiz edip öğrenilenleri sentezlemekten; ardından yasal bir özet veya görüş oluşturarak hizmet verdikleri kişi ya da kurumlar için konuyu anlaşılır hâle getirmekten sorumludur. Hukuk danışmanları ve hukuk yöneticilerinden beklenen görevlerin başında da karmaşık yasal belgeleri anlaşılabilir özetlere dönüştürerek, gerekli aksiyonlara yönelik alternatifleri paylaşmaları geliyor. Üretici yapay zekanın bu alanda da oldukça yararlı olmaya başladığını görüyoruz.

ChatGPT ve benzeri uygulamalar, kendilerine verilen verilerden kolayca yasal özetler ve hatta dava dosyaları oluşturmaya başladı. Bu gelişme, hukuk hizmetlerinin bir servis olarak son kullanıcıya sunulmasının da yolunu açan önemli bir aşama (“law as a service”). Pek çok son kullanıcı, bu tarz uygulamalar yolu ile bir avukat ya da hukuk bürosu ile anlaşmaya gerek olmaksızın, bireylere ya da şirketlere karşı dava açmak için üretici yapay zekadan faydalanabilecek. Normalde birkaç gün ya da bazen birkaç hafta sürebilen çalışmaları ChatGPT’nin bir dakikadan daha kısa sürede yaptığı düşünüldüğünde, avukatların bu gelişmeyi ciddi olarak ele almaları gerekiyor.

Yine, ilk önce otomatikleştirilecek olan işler, zaman alan, tekrarlayan, düşük seviyeli yasal işler olacak. Öte yandan uzmanlar, AI’ın uzman avukatların yerini alamayacağını da savunuyor. Diğer işlerde olduğu gibi üretici yapay zekanın burada da avukatların büyük resmi düşünmeye daha fazla zaman ayırmasına, rutin işlere ise daha az zaman ayırmasına imkân sağlayacağını belirtebiliriz.

Muhasebe süreçleri de otomatize oluyor

Hukuk gibi mali işler de üretici yapay zekanın öncelikle odaklandığı ve servis haline gelebilecek bir alan. Kâr/zarar tabloları ve bilançolar oluşturmaktan tüm mali raporların taslağını çıkarmaya kadar yapılacak pek çok çalışmayı ChatGPT bu alanda da basitlikle devralabiliyor. Bu durum, şirketlerin ihtiyaç duyduğu yüksek profilli muhasebe işleri için zaman kazandırabiliyor.

Pazar araştırmacıları ve veri analistleri

Pazar araştırmacıları, veri toplamaktan, verideki eğilimleri belirlemekten ve bulgularını etkili bir pazarlama kampanyası tasarlamak veya reklamın nereye harcanacağına karar vermek için kullanmaktan sorumludur. Ancak, dijital dünyamızda analistler veri içinde boğuluyor: Satış rakamları, demografik veriler, iklim modelleri sayılabilir. Tüm bu veriyi elemek, gizli eğilimleri belirlemek ve eyleme geçirilebilir önerilerde bulunmak veri analistlerinden beklenen görevler.

Diğer birçok sektörde olduğu gibi, üst düzey analiz ve karar verme ihtiyaç olmaya devam edecek, ancak daha düşük düzeyli veri analiz süreçleri (yatırım bankacılığı ve özel sermayedeki finansal modelleme gibi) AI tarafından devralınacak.

Eğitimciler de üretici yapay zekadan etkilenecek

Eğitim sektöründe, dünya genelinde süregelen bir tartışma da öğrencilerin ChatGPT kullanarak ödevlerini, projelerini, hatta sınavlarını yapmaları üzerine.  Bununla birlikte, Rochester Institute of Technology’de bilgi işlem ve bilgi bilimleri bölümünde dekan yardımcısı olan Pengcheng Shi’ye göre, öğretmenlerin iş güvenliklerini de düşünmeleri gerekiyor. Shi, New York Post’ta verdiği bir röportajda ChatGPT’nin “dersleri de verebileceğini” belirtti. ChatGPT’yi eğiterek, müfredattaki ders içeriklerini oluşturabilmek ya da belirli konulara yönelik yeni ders içerikleri tasarlamak mümkün.

Sanatçılar ve grafik tasarımcılar

ChatGPT gibi yapay zeka araçlarının aslında sanat ve grafik tasarım gibi “yaratıcı” sektörlerdeki çalışanların daha yüksek kaliteli işler üretmesine de yardımcı olabileceği görülüyor.

Grafik tasarımcılar, DALL-E 2 gibi uygulamalara iki şekilde bakabilirler: Bunu, insan tasarımcıları geçersiz kılacak bir tehdit olarak görebilirler veya insan eliyle mükemmelleştirilebilecek fikirleri hızlı bir şekilde oluşturmak için kullanabilirler. Sanat alanında da üretici yapay zeka hızlı ama sıradan tasarımlarda uzmanlaşan grafik sanatçıların yerini alacak, ancak her zaman üst düzey işler için bir pazar olacak. AI’ı tıpkı boya fırçasının bir araç olduğu gibi “bir araç olarak” ele almak gerekiyor. İnsan olmadan yaratıcı uygulamalar eksik kalıyor.

Üretici yapay zeka, yeni oyunlar oluşturmak ve mevcut olanları iyileştirmek için de kullanılabilir

Yapay zeka ayrıca, sanal ortamlar, özel efektler, karakter animasyonları ve A’dan Z’ye tüm ortamları tasarlayabiliyor. İspanyol bir girişim olan Vidtext, metinden video oluşturmayı kullanarak çekim, oyuncu veya pahalı ekipman ihtiyacını ortadan kaldırıyor ve 40 farklı dilde özel şablonlarla 3D avatarlar oluşturabiliyor. Bu videolar, pazarlama veya e-öğrenim gibi çeşitli uygulamalar için de kullanılabiliyor. Son zamanlarda Hollywood’da görülen protestolar, film ve animasyon sektöründe yer alan uzmanların yapay zekaya karşı ne derece endişeli olduklarını gösteren oldukça somut bir gelişme.

Müşteri hizmet yetkiliniz bir yapay zeka

Teknoloji araştırma şirketi Gartner tarafından 2022 yılında yapılan bir araştırma, 2027 yılına kadar şirketlerin yaklaşık yüzde 25’i için sohbet robotlarının ana müşteri hizmetleri kanalı olacağını tahmin ediyor.

Yapay zeka, 7/24 destek sağlayarak ve yaygın müşteri sorgularını hızlı ve doğru bir şekilde ele alarak müşteri hizmetleri deneyimini önemli ölçüde iyileştirebilir. Bu, insan müşteri hizmetleri temsilcileri üzerindeki iş yükünü azaltabilir, müşteri memnuniyetini artırabilir ve müşteriyi elde tutmayı iyileştirebilir.

Gerçek zamanlı çeviri artık hayal değil

En son haberleri kaçırdıysanız, GPT-4’ün 26’dan fazla farklı dili (yaygın olarak kullanılan ve daha incelikli diller) desteklediğini bilmekte fayda var. Bu tür bir destek, ChatGPT’yi yalnızca daha erişilebilir kılmakla kalmıyor, aynı zamanda cümle, belge ve hatta sözcük çevirisinde araçsal hâle getiriyor ve hemen hemen her şeyi zahmetsizce tercüme etmeye olanak sağlıyor. Bu uygulamalar ayrıca belirli aksanlar için genişletilmiş desteğe sahip ve sesli çeviriyi de etkinleştirebiliyor.

Daha az kasiyer ve garson

Kasiyer ve garson gibi mesleklerin yapay zeka tarafından dönüşümünü Amazon Go’nun kasasız alışverişi ya da Big Chefs’in robot garson uygulamalarında bizzat görmeye başladık bile.

İK süreçlerinde sanal bir insan kaynakları uzmanı ortaya çıkabilir

Doğru programlandığında ChatGPT, sorması gereken sorularla birlikte bir işe alım uzmanı rolünü üstlenebilir ve doğru adayları filtreleme ya da doğru pozisyonlar için eşleştirmede İK uzmanlarına destek olabilir. Bununla birlikte, AI kendi başına bırakıldığında kafa karıştırıcı sorular sorabilir ve bu nedenle arka plan bilgilerine ihtiyaç duyar. Ayrıca, bir işe alım görevlisinin rolü, mülakattan çok daha fazlasını, potansiyel adayları şirkete girmeye ikna etmekten; en iyi teklifle anlaşmaya kadar birçok rolü içeriyor. Böyle bir süreç, insanların duygusal zekasını gerektiriyor ve bu yapay zekanın sahip olduğu bir şey değil.

Pazarlama ve satış görevlileri de yapay zekayı benimsemeli

Yapay zekanın her sektörü derinden etkileme süreci artarak devam ederken, pazarlama ve satış operasyonları da bu değişimden nasibini alıyor. McKinsey tarafından gerçekleştirilen güncel bir araştırmaya göre mevcut satış ekibi işlevlerinin beşte birinin otomatikleştirilebileceği ortaya çıkarmış durumda.

Müşteri davranışını, tercihlerini ve demografisini analiz etme yeteneği sayesinde üretici yapay zeka, kişiselleştirilmiş içerikler ve mesajlar oluşturuyor. Hiper ölçekte kişiselleştirilmiş bilgilendirme e-postaları ve bağlamsal sohbet robotu desteği satış süreçlerinde oldukça yardımcı oluyor. Ayrıca, her ekip üyesi için 7/24 sanal asistan hizmeti sağlanarak, özel öneriler, hatırlatıcılar ve geribildirimler sunarak çalışanlarda daha yüksek katılım ve dönüşüm oranları sağlayabiliyor.

Laboratuvar uzmanları

Teknoloji sayesinde bilimsel araştırmalar hızlanırken üretici yapay zeka teknolojisi, çeşitli alanlarda araştırmaları daha da hızlandırma konusunda umut vaat ediyor. Bunun nedeni, üretici yapay zekaların devasa veri kümeleri üzerinde eğitilmiş olması. Bu kadar muazzam araştırma verisiyle, farklı disiplinlerde öngörüler ve hipotezler oluşturmak; araştırma süreçlerini ve parametrelerini öğrenerek, bunlardan sonuçlara varmak mümkün olabiliyor.

Üretici yapay zekanın bilimsel araştırma süreçlerinde kullanıldığı alanların başında, ilaç keşif süreçleri yer alıyor. Yapay zeka, kritik hastalıklar için yeni ilaçların keşfini ve geliştirilmesini hızlandırmak amacıyla bilgisayar simülasyonu oluşturuyor ve ilaçların etkinliğini test etmek adına klinik deneyler için alternatifleri çıkarıyor.

Sonuç olarak, yapay zeka sürekli gelişiyor ve gelişmenin hızı artıyor. Bu hız iş hayatını ve tüm sektörleri farklı alanlarda derinden etkilemeyi sürdürecek. Bu değişime nasıl hazırlanacağımızı düşünmeli ve insan olarak daha iyi yapabildiğimiz işleri yapmak için vites yükseltmeliyiz.

HBR – Ergi Şener

Okumaya devam et

GÜNCEL

Finansman giderleri/faaliyet karı oranı 2025’te de çok yüksek

Yayınlanma:

|

Yazan:

İSO 500 Verileri Alarm Veriyor: Finansman Yükü Hafiflese de Sanayicinin Omuzundaki Baskı Sürüyor

İSO 500 Büyük Sanayi Kuruluşu 2025 verileri, Türkiye sanayisinin yüksek faiz ve sıkı para politikasının etkilerini hissetmeye devam ettiğini açık şekilde ortaya koyuyor. Finansman maliyetlerinde 2024 yılına kıyasla sınırlı bir iyileşme görülse de, şirket bilançoları üzerindeki baskı hâlâ tarihsel ortalamaların oldukça üzerinde seyrediyor.

Hatırlanacağı üzere, 2024 yılında İSO 500 şirketlerinin finansman giderleri yalnızca %16 artmasına rağmen, faaliyet kârı %31,6 gerilemiş, bunun sonucunda finansman giderlerinin faaliyet kârına oranı %56,9’dan %96,6’ya yükselerek tarihi zirvelerden birine ulaşmıştı. Başka bir ifadeyle, sanayi şirketleri faaliyetlerinden elde ettikleri kârın neredeyse tamamını finansman giderlerine ayırmak zorunda kalmıştı.

2025 yılı verileri ise bu baskının kısmen hafiflediğini ancak sorunun henüz çözülemediğini gösteriyor.

Net satışlar 2025 yılında %27 artış gösterirken, finansman giderleri %38,1 gibi daha yüksek bir oranla artarak 854,7 milyar TL’ye ulaştı. Böylece finansman giderlerinin net satışlar içindeki payı %6’dan %6,6’ya yükseldi. Bu tablo, satış gelirleri artsa bile finansman maliyetlerinin daha hızlı büyüdüğünü ve şirketlerin önemli bir bölümünün büyüme performansını kredi maliyetleri nedeniyle bilançolarına yansıtamadığını ortaya koyuyor.

Olumlu tarafta ise faaliyet kârındaki toparlanma dikkat çekiyor. Faaliyet kârı 2025 yılında %57,1 artışla yaklaşık 1 trilyon TL’ye ulaşırken, finansman giderlerinin faaliyet kârına oranı %96,6’dan %84,9’a geriledi. Bu gelişme ilk bakışta önemli bir iyileşme gibi görünse de, tarihsel perspektiften bakıldığında tablo hâlâ endişe verici.

Çünkü 2015-2024 döneminde finansman giderlerinin faaliyet kârına oranı ortalama %64,5 seviyesinde gerçekleşmişti. Buna göre 2025 yılında kaydedilen %84,9’luk oran, uzun dönem ortalamasının yaklaşık 20 puan üzerinde bulunuyor. Bu da sanayi şirketlerinin yüksek faiz ortamının yarattığı finansman baskısını hâlâ yoğun şekilde yaşamaya devam ettiğini gösteriyor.

Verilerin Verdiği Mesaj

İSO 500 sonuçları, para politikasındaki sıkılığın reel sektör üzerindeki etkisinin henüz sona ermediğine işaret ediyor. Faaliyet kârlılığındaki toparlanma olumlu olmakla birlikte, şirketlerin ürettiği katma değerin çok önemli bir kısmı finansman maliyetleri tarafından tüketilmeye devam ediyor.

Bu nedenle firmalar açısından önümüzdeki dönemde;

  • işletme sermayesi yönetiminin güçlendirilmesi,
  • nakit dönüş süresinin kısaltılması,
  • borç vadesi ve faiz riskinin yeniden yapılandırılması,
  • özkaynak finansmanının artırılması,
  • verimlilik ve kârlılık odaklı üretim modellerine geçilmesi,

her zamankinden daha kritik hale geliyor.

Sonuç olarak, 2025 verileri finansman baskısının zirveden geri dönmeye başladığını gösterse de, sanayi sektörünün hâlâ tarihsel ortalamaların oldukça üzerinde bir faiz yükü taşıdığını ortaya koyuyor. Bu görünüm, para politikasındaki normalleşmenin hızına bağlı olarak 2026 yılında finansman maliyetlerinin seyri açısından belirleyici olmaya devam edecek.

Okumaya devam et

GÜNCEL

İSO, “Türkiye’nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2025” Araştırmasının Sonuçlarını Açıkladı

Yayınlanma:

|

Yazan:

İstanbul Sanayi Odası (İSO), haziran ayında açıkladığı 2025 yılı “Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu (İSO 500)” araştırmasının ardından, İSO 500’e göre nispeten daha küçük ve orta ölçekli kuruluşları kapsayan “Türkiye’nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu (İSO İkinci 500)” araştırmasının 2025 sonuçlarını da bugün kamuoyu ile paylaştı.

İSO İkinci 500 araştırması, her yıl olduğu gibi bu yıl da söz konusu kuruluşların karşı karşıya kaldığı ekonomik ve finansal koşulların yanı sıra ihracat, AR-GE ve teknoloji faaliyetleri açısından performanslarına ilişkin önemli sonuçlar ortaya koydu.

Hiç kuşkusuz bu sonuçları değerlendirirken dezenflasyon süreci ve zorlu küresel koşulların sanayi kuruluşlarımıza etkilerini de göz önünde bulundurmak gerekiyor. Zira 2025, sanayi firmalarının artan finansman maliyetleri, zayıflayan iç talep, kur ve maliyet dengesi, yatırım iştahındaki yavaşlama ve rekabet gücünü koruma ihtiyacı arasında zorlu bir denge kurmaya çalıştıkları bir yıl olarak tarihe geçti.

İSO İkinci 500’ün sıralama kriteri olan üretimden satışlar, 2024 yılında 1 trilyon 393 milyar lira iken 2025’te yüzde 25,7 artışla 1 trilyon 750 milyar liraya yükseldi. Söz konusu artış; 2020 sonrasındaki en düşük oran olarak dikkat çekti.

Buna karşılık 2025’te yüzde 25,4 olan yıllık ortalama Yurt İçi Üretici Fiyatları Endeksi (Yİ-ÜFE) ile arındırıldığında; üretimden satışların reel olarak binde 2 ile çok sınırlı bir artış kaydettiği görülüyor. Böylece 2022’de yüzde 10,4; 2023’te yüzde 5,2 ve 2024’te binde 1 olan üretimden satışlardaki reel düşüş eğilimi, İSO 500’de olduğu gibi İSO ikinci 500’de de üç yılın ardından çok ılımlı düzeyde de olsa artışa dönmüş bulunuyor.

İSO İkinci 500’ün en büyük üç şirketi

Üretimden satışlar baz alınarak yapılan 2025 yılı İSO İkinci 500 sıralamasına göre Teksan Jeneratör 5 milyar 317 milyon TL ile ilk sırayı aldı. Onu 5 milyar 308 milyon TL ile Norm Salihli Vida ve Cıvata takip ederken, Biska Tekstil 5 milyar 306 milyon TL ile üçüncü oldu.

2025 yılı İSO İkinci 500 sıralamasına üretimden satışları 5 milyar 317 milyon TL ile 2 milyar 220 milyon TL arasında kalan şirketler girebildi. İSO İkinci 500’ün 2024 yılı listesinde yer alan şirketlerin üretimden satışları 4 milyar 186 milyon TL ile 1 milyar 821 milyon TL bandında gerçekleşmişti.

2025 yılında 69 yeni kuruluş İSO İkinci 500 sıralamasında yer alma başarısı gösterdi. 26 kuruluş, 2024 araştırmasında İSO 500’de iken 2025’te İSO İkinci 500’e geriledi. 405 kuruluş ise son iki yılda da İSO İkinci 500 sıralamasında yer aldı.

Zorlu küresel talep koşullarına rağmen Türkiye’nin ihracatı 2025 yılında yüzde 4,4 artışla 273,2 milyar dolara yükselmiş; sanayi malları ihracatı ise yüzde 4,5 artarak 263,4 milyar dolara ulaşmıştı.

2025 yılında İSO 500’ün ihracatı yüzde 8,4 artışla 104,7 milyar dolara çıkarken, İSO İkinci 500’ün ihracatı yüzde 0,3 düşüş gösterdi ve 15,9 milyar dolar bandını aşamadı. Bu durum, İSO İkinci 500’ün yoğunlaşan küresel rekabet ortamında pazar payını korumakta ve genişletmekte zorlandığına işaret etti.

Bu gelişmeler sonucunda İSO İkinci 500’ün Türkiye sanayi ihracatı içindeki payı 2025 yılında 0,3 puan azalarak yüzde 6’ya geriledi.

2025 yılında uygulanan dezenflasyon politikaları ve dış pazarlardaki durgunluk satış gelirleri üzerinde baskı yaratırken, yüksek faiz oranları ve artan finansman yükleri, karlılık göstergelerini sınırlamaya devam etti. Buna karşılık, şirketlerin maliyet yönetiminde sağladığı göreli başarı, karlılığın ılımlı düzeyde de olsa korunmasında etkili oldu.

İSO 500’e benzer şekilde İSO İkinci 500’de de sanayi kuruluşlarının karları, 2024 yılındaki sert düşüşlerin ardından 2025’te güçlü nominal artışlar kaydetti. Ancak bu iyileşmede, 2024 yılı karlılık büyüklüklerinin oldukça düşük seviyelerde gerçekleşmesinin yarattığı baz etkisi belirleyici oldu. Bununla birlikte, 2025 yılında tüm karlılık rasyoları 2015-2024 ortalamasının altında kaldı.

2024’ten 2025’e İSO İkinci 500’ün faaliyet karı yüzde 35,4 oranında artarak 118 milyar liradan 160 milyar liraya yükseldi. Buna paralel olarak faaliyet karlılığı oranı da yüzde 7,3’ten yüzde 7,7’ye çıktı. Yine de söz konusu oran, son 10 yıl ortalaması olan yüzde 10,9’un oldukça altında kaldı.

Aynı dönemde İSO İkinci 500’ün vergi öncesi kar ve zarar toplamı yüzde 34 artışla 34 milyar liradan 46 milyar liraya çıktı. Vergi öncesi dönem karlılığı yüzde 2,1’den yüzde 2,2’ye çok sınırlı bir artış gösterirken, bu oran da 2015-2024 ortalaması olan yüzde 6,6’ya göre çok daha düşük gerçekleşti.

Bir diğer önemli karlılık göstergesi olan faiz, amortisman ve vergi öncesi kar/zarar toplamı ise yüzde 28,8’lik artışla 205 milyar liradan 264 milyar liraya yükseldi. Buna karşılık FAVÖK karlılığı oranı 0,1 puan artışla yüzde 12,7’den yüzde 12,8’e yatay seyretti. Söz konusu oran da son 10 yıl ortalaması olan yüzde 14’ün altında seyretti.

2025’te karlardaki güçlü nominal artışlara rağmen İSO 500’de olduğu gibi İSO İkinci 500’de de zarar eden kuruluş sayısı yüksek kalmaya devam etti.

İSO İkinci 500’de vergi öncesi dönem karı/zararı büyüklüğüne göre; 2024’te 159 ile rekor seviyesine ulaşan zarar eden kuruluş sayısı, 2025’te ılımlı bir düşüşle 155’e geriledi. Ancak yine de bu sayı, 2008 küresel kriz yılından bu yana ikinci en yüksek değer olarak dikkat çekti.

Diğer taraftan, operasyonel karlılığı gösteren faiz, amortisman ve vergi öncesi kar/zarar büyüklüğünde ise zarar eden firma sayısı 3 adet azalarak 27’ye indi. Ancak bu rakam da 2013 sonrasındaki dönemin en yüksek ikinci seviyesinde gerçekleşti.

İSO İkinci 500’de karlılığın üretim faaliyeti dışı gelir ve giderlerden nasıl etkilendiğini yansıtan bu tablo incelendiğinde; 2023 ve 2024’ün ardından 2025 yılında da net kambiyo zararının oluştuğu görüldü.

Net kambiyo zararı geçen yıla göre 4 kat artarak 26 milyar TL’ye yükselirken, kambiyo zararı dışındaki diğer faaliyetlerden elde edilen net kar 55 milyar TL düzeyine çıktı.

Sonuçta 28 milyar TL’lik üretim faaliyeti dışı net gelir elde edilirken, bu rakamın net satışlara oranı da yüzde 0,9’dan yüzde 1,4’e yükseldi.

Üretim faaliyeti dışı gelir ve giderler içerisinde faiz, temettü, iştirak gelirleri, menkul kıymet ve duran varlık satışları, komisyon vb. gibi birçok kalem yer alıyor.

Finansman giderleri geçmiş yıllarda olduğu gibi 2025’te de hem İSO 500’de hem de İSO İkinci 500’de sanayi kuruluşlarının karlılıklarında temel belirleyicilerden biri olmayı sürdürdü.

İSO İkinci 500’ün finansman giderleri yüzde 45,2 oranında artarak 138 milyar TL’ye yükseldi. Aynı yılda faaliyet karı ise yüzde 35,4 artışla 160 milyar TL’ye yaklaştı. Böylece finansman giderlerinin faaliyet karına oranı 5,8 puan daha artarak yüzde 86,7’ye yükseldi.

Bu oranın 2015-2024 ortalamasının yüzde 47,3 olduğu düşünüldüğünde, yıllardan beri hep işaret edildiği üzere sanayiciler ana faaliyetlerinden elde ettiği karın çok büyük bir bölümünü finansman giderlerine ayırma gerçeğinden uzaklaşamadı.

Bilindiği üzere, yaklaşık 20 yıl aradan sonra uygulanan enflasyon muhasebesi nedeniyle 2023 yılında özkaynaklar ve aktifler başta olmak üzere bilanço göstergeleri önemli artışlar kaydederken, 2024 yılında bu etki çok daha sınırlı gerçekleşmişti.

2025’te ise karlılığın düşük seyrini koruması ve enflasyon muhasebesinin uygulanmamasının da etkisiyle özkaynaklardaki artışın sınırlı kaldığı görülüyor.

Verilere bakıldığında; İSO İkinci 500’de aktif tarafta dönen varlıklar yüzde 36,8; duran varlıklar yüzde 22,6 oranında büyüdü. Böylece aktif toplamındaki artış yüzde 29,9 olarak gerçekleşti.

Pasif tarafta ise özkaynaklar yüzde 13,3 ile sınırlı bir artış gösterirken, toplam borçlardaki artış yüzde 50,2 ile çok daha yüksek seyretti.

İSO İkinci 500 borç ve özkaynakların dağılımı açısından da çarpıcı veriler sunuyor.

Hatırlatmak gerekirse, 2023’te uygulanan enflasyon düzeltmesi, İSO İkinci 500’ün kaynak yapısını esas itibarıyla özkaynaklar üzerinden etkilemiş ve kaynak dağılımını iyileştirici rol oynamıştı. 2024’te de özkaynakların payı hafif bir artış göstermişti.

2025’te ise durum tersine dönmüş ve borçların aktifler içindeki payı 7 puanlık artışla yüzde 51,8’e yükselirken, özkaynakların payı yüzde 48,2’ye gerilemiş bulunuyor.

Zayıf seyreden karlılık performansı özkaynak artışını sınırlarken, hızlı borçlanma eğiliminin sürmesi nedeniyle kaynak yapısı yeniden hafif borç ağırlıklı hale gelmiş gözüküyor.

İSO İkinci 500’de 2024 yılında yüzde 32,2 artan toplam borçlar, 2025’te yüzde 50,2 ile daha hızlı büyüdü.

Alt kalemler incelendiğinde; 2024 yılında yüzde 45,1 olan mali borçlardaki artış, 2025 yılında yüzde 52,1’e yükseldi. Diğer borçlar ise 2024 yılındaki yüzde 20,6’lık sınırlı artışın ardından 2025’te yüzde 48,2 ile daha hızlı bir artış gösterdi. Böylece 2021-2023 döneminin aksine, 2024 ve 2025 yıllarında mali borçlar diğer borçların üzerinde büyüdü.

2025’te tüm borçlanma türlerinde artışın hızlanması, kredi maliyetlerindeki yükselişe rağmen nispeten daha küçük ve orta ölçekli kuruluşların finansal ihtiyaçlarını karşılamak için daha fazla borçlanmak zorunda kaldığına işaret etti.

Borçların vadelerine göre gelişiminde ise uzun vadeli mali borçların kısa vadelilere göre daha hızlı artmasının etkisiyle kısa vadeli mali borçların toplam mali borçlar içindeki payı üst üste üçüncü yıl azalarak 2025’te yüzde 54’e geriledi.

Buna rağmen, İSO İkinci 500’ün borç stoku kısa vade ağırlıklı yapısını korudu ve kısa vadeli mali borçların payı 2022 öncesine göre yüksek kalmaya devam etti.

Sanayicilerin uzun yıllardır dile getirdiği ve makul bir çözüm bulunması noktasında çeşitli öneriler sunduğu devreden KDV alacakları sorunu, gerek İSO 500’de gerekse İSO İkinci 500’de hala devam ediyor.

Hatırlanacağı üzere devreden KDV yükü, İSO 500 için 2025 yılında yüzde 42,1 artışla 120 milyar TL’nin üzerine çıkmıştı. İSO İkinci 500’de de devreden KDV bir önceki yıla göre yüzde 25,2 oranında artarak 22 milyar TL’ye yaklaşmış durumda.

Sanayiciler bu döngüyü uzun zamandır devlete sıfır faiz ve sonsuz vade ile borç verilmesi olarak nitelendiriyor. Özellikle finansmana erişimin zorlaştığı, finansman maliyetlerinin yüksek seyrettiği ve firmaların işletme sermayesine her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğu mevcut ekonomik koşullarda, sanayiciler açısından önemli bir kaynağın devreden KDV yoluyla sistem içinde kilitli kalmaya devam ettiği görülüyor.

Sanayimizin rekabet gücünü desteklemek ve işletmelerimizin finansman imkanlarını güçlendirmek için devreden KDV yükünün azaltılmasına yönelik somut ve kalıcı adımların hayata geçirilmesi gerekiyor.

İSO İkinci 500’ün dikkat çeken bir başka göstergesi de teknoloji yoğunluklarına göre yaratılan katma değer dağılımı. Bu verilere bakıldığında, 2013’ten bu yana olduğu gibi 2025 yılında da yaratılan katma değer itibarıyla en yüksek payın yüzde 40,8 ile düşük teknoloji yoğunluklu sanayilere ait olduğu görülüyor. Ancak bu grubun payı geçen yıla göre 0,2 puan düşüş gösterdi.

Aynı yılda orta-düşük teknoloji yoğunluklu sanayilerin payı 0,6 puan azalışla yüzde 27,1’e; orta-yüksek teknoloji yoğunluklu sanayilerin payı ise 0,8 puan azalışla yüzde 27,2’ye gerilemiş durumda.

Buna karşılık yüksek teknoloji yoğunluklu sanayiler grubunun payı ise yüzde 3,3’ten yüzde 4,9’a çıkmış ve 2015 sonrasındaki en yüksek düzeyine ulaşmış bulunuyor.

Bu veriler, özellikle orta-yüksek ve yüksek teknoloji yoğunluklu sanayilerin toplam payının 2024’te yüzde 31,3 iken, 2025’te 0,8 puan daha artarak yüzde 32,1 ile rekor seviyesine çıktığına işaret ediyor.

Öte yandan, küresel rekabetin geleceğine dijitalleşme ve yeşil dönüşümün damga vuracağı gerçeği göz önüne alındığında, ulaşılan noktanın yeterli olmadığı ve sanayi sektörünün bu alana daha fazla odaklanması gerektiği görülüyor.

Sanayi kesiminin rekabetçiliği için AR-GE faaliyetleri hayati önemini korusa da İSO İkinci 500’de 2024’teki yükselişin ardından 2025’te AR-GE harcaması yapan kuruluş sayısı 238’den 229’a gerilemiş bulunuyor.

İSO İkinci 500’ün 2024 yılında 8,6 milyar TL olan toplam AR-GE harcamalarının ise 2025’te yüzde 16’lık sınırlı bir artışla 10 milyar TL’ye yükseldiği görülüyor. Buna paralel olarak, AR-GE harcamalarının üretimden satışlara oranı da yüzde 0,62’den yüzde 0,57’ye gerileyerek hafif bir ivme kaybına işaret ediyor.

Söz konusu veriler, İSO İkinci 500’ün bu alana kaynak ayırmakta zorlandığını gösteriyor. Bu durum, üretim kapasitesini korumanın tek başına yeterli olmadığını, uluslararası pazarlarda rekabet gücünü artıracak, verimliliği yükseltecek ve yüksek katma değer yaratacak dönüşüm adımlarının desteklenmesinin önemini bir kez daha teyit ediyor.

2025 yılında İSO İkinci 500 istihdamının yüzde 2,2 düşüşle 285 bin kişiye gerilediği görülüyor. İstihdamdaki düşüş, hem özel hem de kamu kuruluşlarında gerçekleşmiş bulunuyor.

Aynı yılda tam istihkak olarak ödenen brüt maaş ve ücretler yüzde 37,3 oranında artarken, bu artış yüzde 2,2’lik istihdam düşüşü ile birlikte değerlendirildiğinde, çalışan başına ödenen brüt maaş ve ücretlerdeki artış yüzde 40,4’e çıkıyor.

Sermayenin tabana yayılması, kurumsallaşmanın güçlenmesi ve sanayi şirketlerinin finansman kaynaklarını çeşitlendirmesi açısından halka arzlar önemli fırsatlar sunuyor.

İSO İkinci 500 şirketleri bu açıdan incelendiğinde, halka açık kuruluş sayısında son yıllarda dikkat çekici bir ivme görülüyor. İSO İkinci 500’de halka açık kuruluşların sayısı 2017-2022 arasında iniş çıkışlı bir seyir izledikten sonra son üç yıldır artış eğilimi gösteriyor. 2023’te 30, 2024’te 39 olan halka açık kuruluş sayısı 2025’te 4 adet daha artarak 43 ile en yüksek düzeyine ulaşmış bulunuyor.

Sanayi şirketlerimizin sermaye piyasalarına ilgisinin artması ve finansman yapılarının çeşitlenmesi açısından umut verici olan bu eğilimin gelecek dönemde de güçlenerek devam etmesi önem taşıyor.

İSO İkinci 500’de yabancı sermaye paylı kuruluşların sayısında 2018-2021 arasında yaşanan artış eğilimi, 2022’den itibaren tersine dönmüş gözüküyor. 2024’teki yatay seyrin ardından yabancı sermaye paylı kuruluşların sayısı, 2025’te 5 adet daha azalarak 62’ye gerilemiş durumda.

Yabancı sermaye paylı kuruluşların sayısındaki gelişmeler, firmaların sermaye yapılarındaki değişimlerin yanı sıra İSO 500 ile İSO İkinci 500 arasındaki geçişlerden de etkileniyor.

İSO İkinci 500’de yer alan kuruluşlar bağlı oldukları oda bilgilerine göre değerlendirildiğinde; sanayinin bölgesel dağılımında Anadolu lehine gelişen eğilimin devam ettiği görülüyor. Bu tablo, Türkiye sanayisinin üretim gücünün giderek daha geniş bir coğrafyaya yayıldığını ve Anadolu’daki sanayi merkezlerinin İSO İkinci 500 içindeki ağırlığının arttığını göstermesi bakımından oldukça önemli.

Son yıllardaki düşüş eğilimine rağmen İstanbul Sanayi Odası, 2025’te İSO İkinci 500 içindeki üye sayısını 9 adet artırarak 144 kuruluş ile sıralamada en büyük paya sahip olmayı sürdürdü. Bu durum, İstanbul’un sanayi üretimi, ölçek, kurumsal kapasite ve rekabet gücü açısından merkezi konumunu koruduğunu gösteriyor.

İstanbul’u 36 şirket ile Ege Bölgesi Sanayi Odası izlerken, Kocaeli 34, Gaziantep 33, Bursa 23, Ankara 20 şirket ile üst sıralarda yer aldı. Bu odaların tümünde İSO İkinci 500 içinde yer alan üye sayılarının geçen yıla göre düşmesi dikkat çekti. Konya, Kayseri ve Adana Sanayi Odası’nın üye sayısı ise artış gösterdi.

İSO İkinci 500’ün, İSO tarafından oluşturulmuş olan 10’lu sektör gruplandırmasına göre dağılımına bakıldığında, 2025’te firmaların yaklaşık yüzde 62’sinin 4 sektör grubunda toplandığı görülüyor. Söz konusu dört sektör, üretimden net satışların da yaklaşık yüzde 62’sini gerçekleştiriyor.

Sayısal olarak bakıldığında; ilk sırada 107 firma ile “gıda ürünleri sanayi” yer alırken, bu sektörü 76 firma ile “kimyasal ürünler, plastik ve kauçuk ürünleri sanayi”, 70 firma ile “ana metaller ve makine imalat sanayi”, 56 firma ile “tekstil ürünleri sanayi” takip ediyor. 2024’e göre ilk iki sırada yer alan sektörlerde firma sayısı hemen hemen aynı kalırken, ana metal ve makine sektörü firmalarının 9 adet arttığı, tekstil firmalarının ise 12 adet azaldığı görülüyor.

Diğer taraftan, sektörlerin üretimden satışlar içindeki paylarına bakıldığında da geçen yıla göre ilk üç sektörün payı artarken dördüncü sıradaki tekstil sektörünün payı 2,1 puan azalmış durumda. Söz konusu azalış, emek-yoğun geleneksel sanayi sektörlerimizdeki zorlanmayı işaret etmesi açısından önemli.

2025 yılı İSO İkinci 500 sıralamasında üretimden net satışlar büyüklüğüne göre ilk 10 şirketin sıralaması tablodaki gibi gerçekleşti. Buna göre İSO İkinci 500’de ilk sırayı 5 milyar 317 milyon liralık üretimden satışlar tutarı ile “Teksan Jeneratör Elektrik San. ve Tic. A.Ş.” aldı. Bu kuruluş 2024 yılında İSO 500’ün 496. sırasında yer alıyordu.

Bu firmanın hemen ardından ikinci sırada 5 milyar 308 milyon liraya yaklaşan üretimden satışları ile “Norm Salihli Vida ve Cıvata Makine San. ve Tic. A.Ş.” bulunuyor. Norm Salihli, 2024 yılında İSO İkinci 500 içerisinde 31. sıradaydı.

Üçüncü sırada yer alan kuruluş ise 5 milyar 306 milyon lira civarındaki üretimden satışları ile “Biska Tekstil San. ve Tic. A.Ş.” oldu. Bu kuruluş da 2024 yılında İSO İkinci 500’de 20. sırada yer almıştı.

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

KGF Akbank Mobil’de

Akbank Genel Müdürü Kaan Gür, “Son yıllarda attığımız adımlarla da Akbank Mobil’i KOBİ’lerimizin günlük iş akışının doğal bir parçası haline getirdik ve birçok süreci uçtan uca dijitalleştirdik” dedi

Yayınlanma:

|

Yazan:

Kredi Garanti Fonu (KGF) ve Akbank, KGF kefaletli kredi başvurusunu dijital kanala taşıyan yeni işbirliğini imza töreniyle duyurdu.

İstanbul’da düzenlenen imza törenine, Akbank Genel Müdürü Kaan Gür ile KGF Genel Müdürü Hasan Basri Kurt katıldı.

Törende duyurulan işbirliğiyle KGF kefaletli kredi, uçtan uca dijital kanala taşındı. Akbank’ın Dijital KGF Kredisi sayesinde KOBİ’ler, daha önce yalnızca şubeden yürütülebilen KGF kefaletli kredi süreçlerini artık Akbank Mobil’den tamamlayabilecek.

Yeni uygulama, özellikle teminat desteğine ihtiyaç duyan KOBİ’lerin krediye hızlı ve uçtan uca dijital bir süreçle erişmesini sağlayarak önemli bir kolaylık sunuyor. Şahıs firmaları 2,2 milyon liraya, tüzel firmalarsa 5 milyon liraya kadar sunulan kredilerden 36 aya varan vade imkanıyla Akbank Mobil üzerinden yararlanabiliyor.

KGF kefaletli kredide dijital dönüşüm

Etkinlikte konuşan Akbank Genel Müdürü Gür, teknolojiyi, işletmelerinin hayatını kolaylaştırmak için kullandıklarını söyledi.

Gür, son yıllarda attıkları adımlarla Akbank Mobil’i KOBİ’lerin günlük iş akışının doğal bir parçası haline getirdiklerini ve birçok süreci uçtan uca dijitalleştirdiklerini dile getirdi.

İşbirliğiyle müşterilerinin Dijital KGF kredisine Akbank Mobil üzerinden dakikalar içinde ulaşabildiğine dikkati çeken Gür, böylece KGF kefaletli kredinin Türkiye’de ilk kez tamamen dijital bir süreçle sunulduğunu anlattı.

Gür, KGF’nin bu yenilikçi uygulamayı hayata geçirirken ilk işbirliğini Akbank ile gerçekleştirmesinden dolayı büyük bir mutluluk duyduklarının altını çizdi. ​​​​​​​

KGF Genel Müdürü Hasan Kurt da temel ödevlerinin KOBİ’lerin finansmana etkin erişimini sağlamak olduğunu söyledi.

Türkiye’nin istihdam ve büyümede bel kemiğini oluşturan işletmelerin hem yatırım hem de işletme sermaye ihtiyaçlarını karşılamak üzere bankalarla yoğun bir çalışma yürüttüklerini vurgulayan Kurt, uçtan uca dijital bir kefalet sürecini Akbank ve KGF işbirliği ile hayata geçirmenin mutluluğunu yaşadıklarını kaydetti.

Kurt, yoğun ve titiz bir çalışma sürecini birlikte yürüttüklerini ve bu sonucun ortaya çıktığını dile getirerek, karşılıklı güven ve profesyonel sorumluluk içinde yürüyen süreçte Akbank Genel Müdürü Gür’ün konunun her adımının takipçisi olduğunu sözlerine ekledi.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.