Connect with us

EKONOMİ

2024’te Türkiye ekonomisini neler bekliyor?

Yayınlanma:

|

Genel perspektif olarak küresel ekonomide gevşek para politikalarının benimsendiği, yıl sonuna doğru faiz artışlarının durduğu ve para politikalarında sıkılaşma seslerinin yükseldiği bir 2023 yılı geçirdik. Küresel ekonomide yıl, söz sahibi merkez bankalarının faiz artışı yarışıyla geçti. Fed 8 toplantıdan 4’ünde, Avrupa Merkez Bankası ve İngiltere Merkez Bankası 8 toplantının 5’inde faizleri artırdı. Japonya ise küresel trendlerin aksine negatif faiz politikasını sürdürdü ve yıl boyu faizi sabit tuttu. Güçlü ekonomilerden İsviçre 4 toplantıda 2 kez, Rusya 9 toplantıda 5 kez faizi yukarı yönlü revize etti. Çin ise faizlerde 3 kez indirime gitti.

Yine petrol fiyatlarında savaşlar, jeopolitik gelişmeler ile arz-talep dengesizlikleri gibi faktörlerin katkısıyla ultra oynaklık gördük. Altın fiyatları ise güvenli liman özelliğini sergiledi ve faizlerin yüksek olduğu dönemde dahi 2.148 dolarla tarihî zirvesini gördü. Spot altının ons fiyatı 2023’ü 2.058 dolarla tamamladı.

Türkiye ekonomisinden kritik veriler

Türkiye’de ise ekonomi yönetiminde aktörlerin değişmesiyle birlikte radikal ve rasyonel adımların atıldığı, piyasalarla iletişimin güçlendiği 6 aylık bir süreç yaşandı. Politika faizlerinin hızla yükseltilmesi beklenen etkiyi yaratmasa da yüksek enflasyonun belinin kırılması adına güçlü bir silah olarak kullanıldı.

TCMB Para Politikası: Merkez Bankası, %9’luk politika faiz oranıyla başladığı 2023 yılında, 12 Para Politikası Kurulu toplantısında 7 kez faiz artışına giderken 5 kez faizi sabit bıraktı, 1 kez de düşürdü. Artışların tamamı Merkez Bankası yeni başkanı Hafize Gaye Erkan yönetiminde yapıldı. Bu 7 faiz artışıyla politika faizi %8,5’tan %42,5’e yükseldi.

Enflasyon: Faiz artışlarıyla birlikte vergiler ve harçlar gibi yönetilen yönlendirilen fiyatlar, yüksek likidite ve talebin desteklediği enflasyon yılın genelinde yüksek ve dalgalı bir seyir izledi. Tüketici enflasyonu 2023 yılını %64,77 seviyesinde kapattı.

TCMB Rezervleri: 2023’e dair akılda kalan en önemli gelişmelerden biri de yeni ekonomi yönetiminin politikalarıyla yükselişe geçen ve rekor kıran rezervler oldu. Mayıs sonu ve Haziran başında 100 milyar doların altına kadar gerileyen TCMB toplam rezervleri yılın son haftalarında tarihî seviyelere ulaştı. 6 ayda 40 milyardan fazla yükselen TCMB toplam rezervleri 145,5 milyar dolar oldu. Brüt döviz rezervleri ise 97 milyar doları aştı.

İşsizlik Oranı: 2023’e damga vuran makro veriler arasında işsizlik oranı da yer alıyor. Türkiye’de işsizlik Ekim’de yüzde 8,5 ile Kasım 2012’den bu yana en düşük seviyesine geriledi. Toplam işsiz sayısı 2 milyon 961 bin kişi düzeyinde bulunuyor.
Büyüme oranları: Makro ekonomik verilerde Türkiye’nin yapısal sorunlarından enflasyon başrolü oynarken büyüme 2021 ve 2022 yıllarının daha altında kaldı. İlk ve ikinci çeyreklerde gelen %3,9’luk büyümeyi üçüncü çeyrekte %5,9’luk büyüme takip etti. Son çeyrek rakamlarının ardından Türkiye’nin yılı %5 civarı büyümeyle kapatması bekleniyor.
Peki ya 2024?
Gelelim 2024 yılından beklentilere… Aposto için görüşlerini bizlerle paylaşan akademisyenlere ve piyasa uzmanlarına temel bir soru yönelttik: 2024 yılında 2023 yılına göre ne farklı olacak? Ayrıca yatırımcıları ilgilendiren ve 2023 yılına damga vuran halka arzlara ilginin 2024 yılında da devam edip etmeyeceğine dair fikirlerini aldık.

“2023 beklentilerden farklı bir yıl oldu”

2023 yılına küresel ekonomide resesyon ve yüksek kalacak enflasyon beklentileri ile başlandığını anımsatan Piri Reis Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu, geldiğimiz noktada küresel ekonominin resesyona gitmediğine ve enflasyonun beklenenden hızlı düştüğüne değiniyor. Ekonomideki beklentilerinden farklı bir yıl yaşanmasının ardındaki nedenleri sıralayan Aslanoğlu şunları söylüyor:

“Pandemi sonrasında işgücünün azalması özellikle yaşlanan nüfusun (baby boomer kuşağının) işgücü piyasalarından çıkması ve genç kuşakların devreye girmesi, onların esnek çalışma ve daha yüksek ücret talepleri, teknolojiye ve yapay zekaya yönelimi gibi faktörler işgücündeki kayıpları hızlandırmış görünüyor. Özellikle teknolojik gelişmeler, verimliliği artırarak büyümeye destek olurken enflasyon düşüşüne büyük katkı sağladı. En önemli nedenlerden birisi bu gibi görünüyor.”

“2024’ün ikinci yarısında küresel büyüme daha iyi olacak”

Dünyada arz yönlü şoklar olmadıkça, enerji ve gıda fiyatlarını fırlatacak savaşlar, pandemiler gibi faktörler olmadıkça enflasyonun düştüğünü belirten Aslanoğlu, “Önümüzdeki süreçte başta İsrail ve Gazze’de yaşananlar olmak üzere eğer arz yönlü şoklar ya da şu anda bilemediğimiz şoklar devreye girerse çok muhtemelen biz stagflasyona gideriz. Yani hem enflasyon tekrar artar hem de daha derin bir durgunluğa doğru gider” diyor.

Bu beklentilerin dışında düşen enflasyonun faizlerin inişine katkıda bulunacağını ve 2024’ün ikinci yarısında büyümenin daha pozitif tarafa geçebileceğini ifade eden Aslanoğlu, 2024 üçüncü ve son çeyreğinin hem faiz indirimleri hem de büyüme tarafında biraz daha iyimser ve küresel büyümenin bu yıla göre biraz daha pozitif (0,2-0,3 puan) olmasını öngörüyor.

‘Türkiye’de ilk 5 ay enflasyon, sonrasında dezenflasyon yaşanabilir’

Türkiye özelindeki beklentilerinde enflasyona ilişkin yorumlar yapan Aslanoğlu, ilk 5 ay enflasyon, kalan 7 ay dezenflasyon süreci yaşanmasını bekliyor. TCMB’nin para politikasını güçlü bir şekilde uygulaması ve tamamlayıcı yapısal reformlarla desteklemesi durumunda yılın son çeyreğinde enflasyonun 40’lı rakamlara gerileyebileceğini öngören Aslanoğlu şunları söylüyor:

“TCMB, 2025 sonundaki enflasyon beklentileri olan yüzde 25-30 seviyelerine paralel olarak politika faizlerini 30-35 bandına çekebilir. Yılın son çeyreğinde önemli faiz indirimleri görebiliriz. 2025 büyüme beklentilerini etkilese de her şeyin planlandığı güçlü para politikasından taviz vermeden büyümede ciddi bir yavaşlamaya razı olarak da ilerlemek gerekiyor.”

“2024’te halka arzlar devam etmeyebilir”

2023 yılında çok konuşulan halka arz furyasının devam etmesini beklemeyen Aslanoğlu’nun değerlendirmeleri şöyle:

“Gerek faizlerin ve borsanın geldiği seviyeler, gerekse halka arzlarla ilgili yaşanan gelişmeler daha farklı bir tablo ortaya çıkaracak. Halka arzlar anlamında 2024 kendine özgü bir yıldı. 2024’te daha düşük olur. Borsada endeksler, inişli çıkışlı bir seyirle özellikle dolar bazında yukarı yönlü çok güçlü kazanımlar elde etmeden seyredebilir. Fakat kurlardaki hareketlere bağlı olarak Türk Lirası bazında borsanın yukarı yönlü hareketleri olabileceğini düşünmek gerekiyor.”

“Ekonomi politikalarındaki U dönüşünün yansımaları 2024’ün ilk yarısında hissedilecek”

Hem ekonomik görünüm hem de ekonomi politikaları açısından 2023 yılını ikiye ayırarak değerlendiren İntegral Yatırım Araştırma Müdürü Seda Yalçınkaya Özer, seçim öncesi ilk yarıda Ortodoks politikalardan uzak, farklı bir ekonomi anlayışı benimsendiğini hatırlatıyor. Yılın ikinci yarısından sonra ekonomi yönetiminin değişmesiyle birlikte Ortodoks politikalara geçiş hızlandı ve normalleşme adımları hızla atılmaya başlandı. Yalçınkaya Özer, 2024 yılında geçen yıl ekonomi politikalarındaki U dönüşünün yansımalarını kabaca yılın ilk yarısında çok daha fazla hissedeceğimizin altını çiziyor.

2024 yılını da iki farklı dönem olarak ayırmanın faydalı olacağına vurgu yapan Seda Yalçınkaya Özer’in bu yıla ilişkin değerlendirmeleri şöyle:

“İlk yarıda sıkı para politikası bir ya da iki faiz artırımı ile devam edecek ve sıkı kalacak. Bununla birlikte enflasyonu dizginlemek için bazı adımların atılması beklenebilir. Bu adımların enflasyonu kalıcı bir şekilde düşürmeyi sağlayacak şekilde olup olmayacağını izleyeceğiz. Bu adımlar ekonomi yönetimi ve Merkez Bankası’nın kredibilitesi ve kazandığı güven açısından önemli olacaktır. Özellikle ilk yarıda iç tüketimde daralma ve büyümede törpülenme kaçınılmaz. Maliye politikalarında ise genişlemeci tavır devam ediyor. Dolayısıyla buranın nasıl yönetileceği de en az para politikası kadar kritik olacaktır. Merkez Bankası’nın attığı son adımlar rezervlerde birikmeyi beraberinde getirirken, 5 yıllık risk priminde düşüş söz konusu. Tüm bu doğru yolda ilerleyen politikalar bizim iyi bir hikaye yazmamızı sağlıyor.”

Bu yıl, 2023 yılından farklı bir ekonomi politikasının bizlerle birlikte olacağını ifade eden Özer, hikayenin yabancı yatırımcı açısından cazip bulunmasının oldukça mümkün olduğunu savunuyor. Özer, 2023 yılından farklı olarak yabancı yatırımcının kademeli olarak gelmeye başladığı, uluslararası kredi kuruluşlarının not artışı yapmaya yakın olduğu bir yıl yaşanmasının muhtemel olduğunu, bunların olması için doğru yolda ilerlemeye devam edilmesinin yeterli olduğunu düşünüyor.

“Halka arzların 2024 yılında da devam etmesi beklenebilir”

Değerlendirmelerinde şirketler için uygulanmaya başlayacak enflasyon muhasebesinin 2024 yılı için önemli ve yeni bir adım olduğuna, bu konudaki belirsizliğin ve kafa karışıklığının da ortadan kalkmış olacağına işaret eden Özer şöyle devam ediyor:

“Piyasalar açısından seçici olmanın, disiplinli olmanın ve zamanlamanın önemi bir kat daha artacak. Değişen makro ekonomik rüzgarın desteklediği sektörlere yönelmek bu açıdan oldukça önemli olacak. Dolaysısıyla büyümeye odaklı, döngüsel diyebileceğimiz ve iç tüketimle kârlılığını artırmış şirketler biraz daha geri planda kalabilir. Bunun yanı sıra talep esnekliği düşük, zaruri ve ihtiyaç olabilecek sektörlerde daha güçlü eğilimler görebiliriz. Enflasyon muhasebesine geçişle birlikte ise tüm şirketlerin kârlılıklarını ve çarpanlarını hesaplamak gerekecek. 2024 yılında 2023 yılına benzer olarak halka arzların devam etmesi beklenebilir.”

“Enflasyondaki seyrin devamı TCMB’nin eli kolaylaşabilir”

2023 yılında Cumhurbaşkanlığı seçiminin geride kalmasıyla hızlı bir şekilde ekonomi yönetimi kurulduğunu ve yeni bir dönemin başladığını hatırlatan Gedik Yatırım/Yatırım Danışmanlığı (YD) Müdür Yardımcısı Eda Karadağ; piyasayla kurulan iletişim, TCMB’nin para politikasında sıkılaşma döngüsüne başlaması ve yabancı yatırımcılarla olan görüşmeleri yurt içi piyasalar açısından önemli başlıklar olarak nitelendiriyor; fiyatlamalar üzerinde de etkisini gösterdiğini vurguluyor.

2024 yılına aslında yine belirsizliklerle başladığımızı belirten Karadağ, Mart ayında Türkiye’de yerel seçim ve TCMB’nin duruşunun önemli olduğunu düşünüyor. Kasım ayındaki toplantısında, faiz artışlarının sonuna yaklaştığını belirten TCMB’nin Aralık ayında bir faiz artışı daha yaptığını ve verilen mesajların, Ocak ayında da bir faiz artışını destekler nitelikte olduğunu ifade eden Karadağ şöyle devam ediyor:

“Piyasalar Ocak ayı sonrası TCMB’nin artışlarına son verip, izlemede kalacağını düşünüyor. Bu süreçte enflasyonun görünümü önemli olacak. Enflasyonda yılın ilk yarısı yükselişin devamı beklenirken, ikinci yarısı itibarıyla dezenflasyon sürecinin başlayacağı belirtiliyor. Bu nedenle enflasyondaki seyir, belirtilen şekilde devam ederse, TCMB’nin elini kolaylaştırabilir.”

“Yılın son çeyreğine doğru kredi notlarında güncelleme dönemini konuşabiliriz”

Karadağ, ekonomi yönetiminin yabancı yatırımcılarla yapmayı planladığı görüşmelerin 2024 yılı için önemli olduğunu ifade ediyor. Bu görüşmelerde Türkiye’nin ekonomi politikalarının anlatılması ve yatırımcıların ikna edilmesi neticesinde Türkiye’nin kredi notlarında pozitif güncellemelerin söz konusu olabileceğine işaret eden Karadağ’ın değerlendirmeleri şöyle:

“Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de geçen yıl, yabancı yatırımcılarla görüşmelerin 2024 yılında devam edeceğini belirtmişti. Hatta ‘Görüşülmedik ülke kalmayacak’ demişti. Ocak ayında New York’ta ‘Yatırımcı Günleri’ düzenlenecek. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile TCMB Başkanı Hafize Gaye Erkan da toplantılarda yer alacak. Yabancı yatırımcılarla olan görüşmeler bu yıl da devam edecek. Özellikle, yabancılar son dönemde ‘Ortodoks politikalara ikna olmamız gerekiyor’ şeklinde açıklamalarda bulunuyorlar. Hatta Uluslararası Kredi Derecelendirme Kuruluşları da ‘İkna olursak, kredi notlarında güncellemeler yapabiliriz’ sinyalini vermişlerdi. Bu nedenle, Türkiye ekonomisinin bu seneki görünümü ve ekonomik verilerin sonuçları, yabancı yatırımcılarla olan görüşmeler, hedefler doğrultusunda ilerleme kaydedilmesi durumunda, yılın son çeyreğine doğru kredi notlarında güncelleme ve enflasyonda düşüş dönemini konuşmaya başlayabiliriz.”

“Enflasyonun hızlı bir düşüş sürecine girmesini bekliyoruz”

Enflasyonla ilgili kurum görüşlerini de paylaşan Karadağ, “2024 yılında Türk Lirası’nda Mayıs sonrası dönemde görüldüğü ölçüde değer kaybı olmayacağı ve 2023 yılına benzer vergi artışlarının yapılmayacağı varsayımıyla, yılın ikinci yarısı itibarıyla baz etkilerinin de devreye girmesiyle enflasyonun hızlı bir düşüş sürecine girmesini bekliyoruz. 2024 yıl sonu TÜFE tahminimiz yüzde 42 seviyesinde bulunuyor” diyor.

Halka arzların seyrine ilişkin görüşlerinde Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı İbrahim Ömer Gönül’ün halka arzlarla ilgili açıklamalarının bu noktada kıymetli olduğunu düşünen Karadağ, Başkan Gönül’ün, yeni yılda da halka arzların devamının olacağı mesajını ve SPK’nın halka arz kurallarında da değişikliğe gittiğini hatırlattı. Karadağ, bu gelişmelerin de desteğiyle 2024 yılında halka arzların devam edebileceğini düşünüyor.

Okumaya devam et

EKONOMİ

Haziran–Ağustos’ta 2 trilyon TL borç servisi: Hazine büyük sınava giriyor

Haziran–Ağustos’ta 2 trilyon TL borç servisi: Hazine yaz aylarında yoğun borçlanma trafiğine giriyor

Yayınlanma:

|

Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın Haziran–Ağustos 2026 iç borçlanma stratejisi, yaz döneminde kamu finansmanı açısından oldukça yoğun bir takvime girildiğini gösteriyor. Üç aylık dönemde toplam borç ödemesi 2,013 trilyon TL olacak. Bunun 1,767 trilyon TL’si iç borç servisi, 245,7 milyar TL’si dış borç servisi niteliğinde. Buna karşılık Hazine’nin aynı dönemde planladığı iç borçlanma tutarı 1,848 trilyon TL seviyesinde bulunuyor.

Haziran ayı özelinde toplam borç ödemesi 686,6 milyar TL. Bunun 554,9 milyar TL’si iç borç servisi; iç borç servisinin 373,5 milyar TL’si anapara, 181,4 milyar TL’si faiz ödemesinden oluşuyor. Hazine, Haziran’da 543,8 milyar TL iç borçlanma planlıyor.

Üç aylık tablo

Ay Toplam ödeme İç borç servisi İç borçlanma planı
Haziran 2026 686,6 milyar TL 554,9 milyar TL 543,8 milyar TL
Temmuz 2026 681,8 milyar TL 616,3 milyar TL 708,7 milyar TL
Ağustos 2026 644,3 milyar TL 595,8 milyar TL 595,8 milyar TL
Toplam 2,013 trilyon TL 1,767 trilyon TL 1,848 trilyon TL

Hazine’nin Haziran ayında 8–16 Haziran arasında toplam 11 ihraç planladığı görülüyor. Takvimde ABD doları cinsi devlet tahvili ve kira sertifikası, TÜFE’ye endeksli tahvil, TLREF’e endeksli tahvil, değişken faizli tahvil, altın tahvili, altına dayalı kira sertifikası, Hazine bonosu ve sabit kuponlu devlet tahvilleri yer alıyor.

Bu tablo, Hazine’nin yalnızca klasik TL tahvil piyasasına yaslanmadığını; döviz, altın, kira sertifikası, değişken faizli ve endeksli ürünlerle yatırımcı tabanını genişletmeye çalıştığını gösteriyor. Bu tercih, yüksek borç çevirme ihtiyacının tek bir enstrümana yüklenmeden karşılanmak istendiğine işaret ediyor.

Kritik risk: Faiz yükü büyüyor

Haziran’da iç borç servisinin 181,4 milyar TL’si faiz ödemesi. Temmuz’da faiz yükü 246,8 milyar TL’ye yükseliyor. Bu durum, borçlanma maliyetlerinin bütçe üzerinde giderek daha belirgin baskı oluşturduğunu gösteriyor.

Yani sorun yalnızca anapara çevrimi değil; yüksek faiz ortamında çevrilen borcun gelecekte bütçeye daha yüksek faiz yükü olarak dönme ihtimali de güçleniyor.

Piyasalar açısından anlamı

Bu büyüklükte bir borçlanma programı, bankaların bilanço yönetimini, mevduat faizlerini, tahvil faizlerini ve kredi iştahını doğrudan etkileyebilir. Hazine’nin yüksek montanlı borçlanma ihtiyacı, piyasa faizlerinin aşağı gelmesini zorlaştırabilir. Bankalar açısından devlet iç borçlanma senetleri cazip kaldıkça, reel sektöre kredi verme iştahı sınırlı kalabilir.

Haziran ayının ayrıca enflasyon ve merkez bankaları takvimi açısından da kritik olduğu görülüyor. TCMB’nin Para Politikası Kurulu toplantısı 11 Haziran 2026 tarihinde yapılacak. Mayıs ayı enflasyon verisinin ise TÜİK takvimine göre 3 Haziran’da açıklanması bekleniyor.

Haziran–Ağustos dönemi, Hazine için yalnızca rutin borç çevirme dönemi değil; aynı zamanda faiz, likidite, kur, enflasyon ve banka bilançoları açısından kritik bir stres testi olacak.

Hazine’nin 3 ayda 2 trilyon TL’yi aşan borç servisi ve 1,85 trilyon TL’ye yaklaşan iç borçlanma planı, Türkiye ekonomisinde kamu finansmanının piyasa dengeleri üzerindeki etkisinin yaz aylarında daha fazla hissedileceğini gösteriyor. Bankalar, yatırımcılar ve reel sektör açısından Haziran ayı, yalnızca ihale takvimi değil; faizin, likiditenin ve kredi kanallarının yeniden fiyatlanacağı bir dönem olabilir.

Bu kadar yoğun borçlanma TL’nin sulandırılması anlamına mı geliyor?

TL neden sulanabilir?

Hazine’nin Haziran-Ağustos döneminde yaklaşık 1,85 trilyon TL yeni iç borçlanma yapacak olması piyasadaki TL miktarını doğrudan ve dolaylı etkileyebilir.

Bunun birkaç kanalı var:

1. Borç ödemeleri piyasaya likidite bırakır

  • Hazine vadesi gelen tahvil ve bonoları öder.
  • Bankalar ve yatırımcılar hesaplarına yüklü miktarda TL alır.
  • Bu para tekrar tahvillere gitmezse dövize, altına veya mevduata kayabilir.

2. Faiz ödemeleri yeni para etkisi yaratır

  • Haziran ayında sadece faiz ödemesi 181 milyar TL.
  • Temmuz ve Ağustos ile birlikte yüz milyarlarca lira yatırımcıların hesaplarına geçecek.
  • Bu gelirler harcamaya veya farklı yatırım araçlarına yönelirse TL dolaşımı artar.

3. Merkez Bankası dolaylı olarak likiditeyi yönetmek zorunda kalır

  • Hazine’nin hesabından piyasaya çıkan para bankacılık sisteminde fazla likidite oluşturabilir.
  • TCMB bunu depo ihaleleri, zorunlu karşılıklar veya likidite senetleriyle çekmeye çalışır.

Ama neden tam anlamıyla para basmak değildir?

Burada kritik ayrım şudur:

Hazine piyasadan borçlanıyor.

Yani:

  • Bir taraftan 554 milyar TL ödeme yapıyor.
  • Diğer taraftan 543 milyar TL yeni borçlanıyor.

Dolayısıyla net bazda sistemde sınırsız yeni para oluşmuyor.

Eğer TCMB doğrudan Hazine’ye para basıp verseydi bu gerçek anlamda parasal genişleme olurdu.

Türkiye’de mevcut sistemde Hazine ağırlıklı olarak:

  • Bankalardan,
  • Fonlardan,
  • Sigorta şirketlerinden,
  • Bireysel yatırımcılardan

borçlanıyor.

Asıl risk nerede?

Sorun TL’nin miktarından çok borcun sürekli çevrilmesi.

Bugün:

  • 2 trilyon TL borç ödeniyor.
  • Yeni 1,85 trilyon TL borç alınıyor.

Yarın:

  • Bu 1,85 trilyon TL’nin de vadesi gelecek.
  • Daha yüksek faizle yeniden çevrilmesi gerekecek.

Bu durum zamanla:

  • Faiz giderlerini büyütür
  • Bütçe açığını artırır
  • Vergi ihtiyacını artırır
  • Enflasyon baskısını yükseltir
  • TL üzerindeki güven baskısını artırabilir

“Hazine borç mu ödüyor, yoksa borcu yeni borçla mı çeviriyor?”

Bugünkü tabloya bakıldığında Türkiye’nin yaptığı şey büyük ölçüde: “Borç ödeyerek borçlanmak değil, borçlanarak borç çevirmek.”

Bu sürdürülebilir olduğu sürece sorun oluşturmaz. Ancak büyüme yavaşlar, faizler yüksek kalır ve bütçe açığı büyürse, piyasa bir noktadan sonra daha yüksek faiz talep etmeye başlar. İşte TL üzerindeki asıl baskı da o zaman ortaya çıkar.

Bu nedenle Haziran-Ağustos dönemindeki 2 trilyon TL’lik borç servisi, yalnızca bir finansman operasyonu değil; aynı zamanda Türkiye’nin faiz, enflasyon ve kur dengesinin de önemli bir sınavı niteliğindedir.

Okumaya devam et

EKONOMİ

Kredi Kısarak Enflasyon Düşer mi? Bedeli Reel Sektöre, Faturası Kime?

Yayınlanma:

|

Türkiye’de enflasyonla mücadelede kredi büyümesine getirilen sınırlar, para politikasının ana araçlarından biri haline geldi. Ancak soru kritik: Sadece kredi musluklarını kısarak enflasyon kalıcı biçimde düşer mi? Yanıt kısa: Talebi soğutur, ama tek başına yapısal enflasyonu çözmez; üstelik reel sektörde üretim, istihdam, nakit akışı ve yatırım tarafında kalıcı hasar bırakabilir.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın 2026 para politikası metninde kredi büyümesinin ve kredi kompozisyonunun “dezenflasyon sürecini ve parasal aktarım mekanizmasını destekleyici” çerçevede tutulacağı açıkça belirtiliyor. TCMB Başkanı Fatih Karahan’ın, 2025 Şubat ayında Uşak ve Denizli sunumlarında da benzer görüşler vardı.  Yani kredi kısıtları, tesadüfi değil; mevcut ekonomi programının bilinçli bir parçası. TCMB ayrıca kredi büyüme sınırlarının ve istisnaların yıl içinde gözden geçirileceğini de ilan etmiş durumda.

Kredi kısıtlaması dışında hangi para politikası araçları var?

Enflasyonu düşürmek için ekonomi yönetiminin elindeki araç sadece kredi kısıtlaması değildir. Başlıca araçlar şunlardır:

Politika faizi: Merkez Bankası faizi artırarak tüketimi, kredi talebini ve döviz talebini yavaşlatır. Reuters’ın Mayıs 2026 haberlerinde TCMB politika faizinin yüzde 37 seviyesinde olduğu, enflasyon baskıları nedeniyle faiz artışı beklentilerinin yeniden gündeme geldiği aktarılıyor.

Zorunlu karşılıklar: Bankaların topladıkları mevduatın bir kısmını krediye dönüştürmesini sınırlayan veya yönlendiren araçtır. TCMB, Mayıs 2026’da bazı krediler için zorunlu karşılık uygulamalarında değişiklik yaparak kredi dinamiklerini etkilemeye devam etti.

Likidite yönetimi: Merkez Bankası piyasaya verdiği TL miktarını sıkılaştırarak bankaların fonlama maliyetini yükseltebilir.

Makroihtiyati tedbirler: Kredi büyüme sınırı, kredi kartı taksit sınırlamaları, ihtiyaç kredisi vade kısıtları, ticari kredi büyüme limitleri gibi düzenlemeler bu gruptadır.

Kur ve beklenti yönetimi: Enflasyon sadece bugünkü talep değil, gelecekteki fiyat beklentileriyle de ilgilidir. TCMB, enflasyon beklentileri ve fiyatlama davranışlarının dezenflasyon süreci için risk oluşturduğunu vurguluyor.

Maliye politikası desteği: Kamu harcamalarının, vergi politikasının ve bütçe disiplininin para politikasıyla uyumlu olması gerekir. IMF, Türkiye’de sıkı para politikası, ılımlı ücret artışı ve genel olarak nötr maliye politikasının kademeli dezenflasyonu destekleyeceğini belirtiyor.

Sadece kredi kısarak enflasyon düşürülebilir mi?

Kısa vadede evet, kalıcı olarak hayır.

Kredi kısıldığında tüketici daha az borçlanır, şirket daha az stok yapar, yatırım ertelenir, iç talep soğur. Talep yavaşlayınca bazı fiyat artışları frenlenir. Ancak Türkiye’de enflasyonun önemli bölümü sadece talep kaynaklı değildir.

Türkiye’de enflasyonun arkasında kur geçişkenliği, enerji maliyetleri, gıda arz sorunları, kira baskısı, vergi artışları, ücret-fiyat sarmalı, ithal girdi bağımlılığı ve beklenti bozulması da vardır. Nitekim Nisan 2026’da aylık enflasyonun yüzde 4,18’e, yıllık enflasyonun yüzde 32,37’ye yükselmesinde enerji, gıda, konut, ulaşım ve dış jeopolitik baskıların etkili olduğu bildirildi.

Bu nedenle sadece kredi kısılması, hastalığın tamamını değil, belirtilerinden birini baskılar. Talep düşer ama maliyet enflasyonu devam ederse reel sektör iki taraftan sıkışır: satış yavaşlar, maliyet düşmez.

Reel sektöre telafisi zor zararlar

Kredi kısıtlaması en çok nakit akışı kırılgan, özkaynağı zayıf, vadeli çalışan, stokla üretim yapan ve ihracat/ithalat dengesine bağımlı firmaları vurur.

İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran Nisan ayında Programın sanayiciye, iş insanına ve KOBİ’lere iyi gelmediğini, mevcut yaklaşımın reel sektör ve bankalar üzerinde ağır bir yük oluşturduğunu belirtti.

Uygulanan Politikanın başlıca zararlarına geline:

1. İşletme sermayesi krizi: Firma mal alacak, üretim yapacak, maaş ödeyecek; ama krediye ulaşamıyorsa çark yavaşlar.

2. Vadeli satış zinciri bozulur: Reel sektörde birçok firma peşin alıp vadeli satar. Kredi olmayınca bu zincir kopar.

3. Konkordato ve batık kredi riski artar: Kredi kısıtı, borcu olan firmaya “nefes alma” imkânı vermezse, geçici likidite sorunu kalıcı iflas riskine dönüşür.

4. Yatırımlar ertelenir: Makine, kapasite artışı, ihracat yatırımı ve enerji yatırımı askıya alınır.

5. İstihdam kaybı doğar: Önce fazla mesai biter, sonra vardiya düşer, ardından işten çıkarma başlar.

6. Bankaların aktif kalitesi bozulur: Kredi verilmeyince risk azalıyor gibi görünür; ancak mevcut kredilerin tahsil kabiliyeti zayıflarsa bankaların takipteki alacakları artabilir. Ziraat Bankası CEO’su Alpaslan Çakar da 2025 Aralık sonunda, uzun süren sıkı para politikasının finansman maliyetlerini artırabileceği, işgücü piyasasını zayıflatabileceği, büyümeyi yavaşlatabileceği ve bankaların aktif kalitesini olumsuz etkileyebileceği uyarısında bulunmuştu.

Buna rağmen neden devam ediliyor?

Çünkü ekonomi yönetimi açısından enflasyonu düşürmek için önce iç talebin kontrol altına alınması gerekiyor. Türkiye’de kredi büyümesi yüksek kaldığında, talep canlı kalıyor; talep canlı kaldığında fiyatlama davranışı bozuluyor; fiyatlama bozulduğunda da enflasyon beklentisi düşmüyor.

TCMB Başkanı Fatih Karahan, 2026 Enflasyon Raporu sunumunda ticari kredi büyümesinin dezenflasyon patikasıyla uyumlu seyretmesi için yabancı para kredi büyüme sınırının düşürüldüğünü ve TL ticari kredilerde istisnaların daraltıldığını belirtti. Bu adımların ardından ticari kredilerde büyümenin hız kestiğini ifade etti.

Yani kredi kısıtlamasının arkasındaki ana mantık şu:

Talebi yavaşlat → fiyat artış hızını düşür → beklentileri kır → enflasyonu aşağı çek.

Ancak bu zincirin çalışması için maliye politikası, kur politikası, gıda arzı, enerji maliyeti ve kamu fiyat ayarlamaları da aynı yönde çalışmalıdır. Aksi halde kredi kısıtlaması reel sektörü boğar ama enflasyon beklenen hızda düşmeyebilir.

Fatura kime çıkar?

Bu politikanın faturası eşit dağılmaz.

En ağır fatura KOBİ’lere çıkar. Büyük şirketler tahvil, halka arz, yurtdışı kredi veya grup içi finansmana erişebilir. KOBİ’nin tek kapısı bankadır.

İkinci fatura çalışanlara çıkar. Satış düşer, üretim azalır, işten çıkarma ve ücret baskısı başlar.

Üçüncü fatura tüketiciye çıkar. Kredi kartı, ihtiyaç kredisi, konut kredisi pahalanır; alım gücü düşer.

Dördüncü fatura bankalara çıkar. Yeni kredi riski sınırlansa bile eski kredilerin tahsil riski büyür.

Beşinci fatura devlete çıkar. Büyüme yavaşladığında vergi tahsilatı zayıflar, sosyal destek ihtiyacı artar.

Alternatif ne olmalı?

Kredi kısıtlaması tamamen kaldırılmalı demek gerçekçi değildir. Ancak seçici, üretimi koruyan, tüketim ve spekülasyonu hedef alan bir model gerekir.

Öneriler:

Üretim, ihracat, istihdam ve enerji verimliliği kredileri kısıt dışında tutulmalı.

KOBİ’ler için işletme sermayesi kredilerinde ayrı kota açılmalı.

Kredi kısıtı sektör ayrımı yapmalı: Lüks tüketim, ithal tüketim ve spekülatif işlemler ayrı; üretim ve ihracat ayrı değerlendirilmelidir.

Vergi ve kamu zamları para politikasıyla uyumlu olmalı.

Gıda, kira ve enerji tarafında arz artırıcı reformlar yapılmalı.

Bankalar yalnızca kredi kısmaya değil, doğru firmayı seçerek finansmanı sürdürmeye yönlendirilmeli.

Üretim Enflasyon mücadelerine feda edilmemeli

Kredi kısıtlaması enflasyonla mücadelede kullanılan güçlü ama yan etkisi yüksek bir ilaçtır. Doz iyi ayarlanmazsa enflasyonu düşürürken üretim kapasitesini, istihdamı ve firma sermayesini tahrip edebilir.

Türkiye’nin ihtiyacı sadece “kredi musluğunu kısmak” değil; enflasyonu düşürürken üretimi yaşatacak akıllı kredi mimarisi kurmaktır.

Aksi halde enflasyon düşse bile geriye daha zayıf şirketler, daha kırılgan bankalar, daha yüksek işsizlik ve daha yorgun bir reel sektör kalabilir.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist     www.bankavitrini.com

Okumaya devam et

EKONOMİ

CHP’de “Mutlak Butlan” Depremi

Yayınlanma:

|

Yazan:

CHP’de “Mutlak Butlan” Depremi: Kılıçdaroğlu’nun Dönüşü Piyasaları Neden Sarstı?

Türkiye siyasetinde benzeri görülmemiş bir yargı kararı, yalnızca muhalefet dengelerini değil; ekonomi, piyasa güveni ve yatırımcı algısını da doğrudan etkiledi.

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin CHP’nin 38. Olağan Kurultayı hakkında verdiği “mutlak butlan” kararıyla birlikte, Özgür Özel yönetiminin hukuken yok hükmünde sayılması ve eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu yönetiminin yeniden göreve dönmesi Türkiye’de siyasi tansiyonu bir anda yükseltti.

Bu karar yalnızca CHP içi bir kriz değil… Piyasaların gözünde bu gelişme, “Türkiye’de siyasi belirsizlik riskinin yeniden büyümesi” olarak fiyatlandı.

Piyasalar İlk Tepkiyi Nasıl Verdi?

Uluslararası basında yer alan ilk değerlendirmelerde, karar sonrası Türk hisse senedi piyasasında sert satışların yaşandığı, Borsa İstanbul’da %6’yı aşan düşüşlerin görüldüğü ifade edildi.

Ekonomide ilk etkiler şu başlıklarda hissedildi:

  • Borsa İstanbul’da satış baskısı arttı
  • Bankacılık hisselerinde volatilite yükseldi
  • CDS risk primi yeniden gündeme geldi
  • Döviz piyasasında kısa süreli tedirginlik oluştu
  • Yabancı yatırımcı tarafında “hukuki öngörülebilirlik” tartışmaları yeniden başladı

Özellikle bankacılık sektörü açısından siyasi istikrar algısı son derece kritik olduğu için, bu tür ani ve sistemik siyasi gelişmeler finans sektörünü doğrudan etkiliyor.

Ekonomiyi Neden Bu Kadar Etkiliyor?

Çünkü finans piyasaları “belirsizliği” sevmez.

Bir ülkede:

  • ana muhalefetin yargı kararıyla yönetim değişikliğine zorlanması,
  • siyasi kutuplaşmanın yeniden yükselmesi,
  • erken seçim ihtimalinin konuşulması,
  • sokak tansiyonu riskinin artması,

yatırımcı açısından “ek risk” anlamına geliyor.

Bu durumun sonucu ise genellikle:

  • daha yüksek faiz,
  • daha pahalı dış borçlanma,
  • daha düşük yabancı yatırım,
  • daha kırılgan kur dengesi oluyor.

19 Mart Süreci Hatırlandı

Ekonomi çevrelerinde en çok yapılan karşılaştırmalardan biri, 2025 yılında yaşanan siyasi operasyonlar sonrası ortaya çıkan finansal türbülans oldu.

Özellikle İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu sürecinde piyasalarda yaşanan sert hareketler ve Merkez Bankası rezervlerine yönelik baskı yeniden gündeme geldi. Financial Times ve çeşitli ekonomi yorumcuları, yeni CHP krizinin benzer bir güven sorunu yaratabileceğine dikkat çekiyor.

Bankalar Açısından Risk Ne?

En kritik başlıklardan biri de bankacılık sistemi.

Çünkü siyasi stres dönemlerinde:

  • mevduat dolarizasyonu artabiliyor,
  • kredi talebi bozulabiliyor,
  • yabancı fonlama maliyetleri yükselebiliyor,
  • bankaların sendikasyon maliyetleri baskı altına girebiliyor.

Özellikle son dönemde:

  • yüksek faiz,
  • sıkı kredi politikası,
  • reel sektörün finansman sıkıntısı,
  • artan tahsili gecikmiş alacaklar

zaten bankacılık sistemi üzerinde ciddi baskı oluşturuyordu.

CHP’deki bu kriz, ekonomide zaten kırılgan olan güven ortamına yeni bir stres testi ekledi.

“Mutlak Butlan” Kararı Neden Tarihi?

Türkiye siyasi tarihinde ilk kez büyük bir ana muhalefet partisinin kurultayı, “yok hükmünde” kabul edilerek eski yönetimin göreve dönüşüne karar veriliyor.

Bu nedenle karar yalnızca CHP’nin iç meselesi değil;
aynı zamanda:

  • hukuk devleti,
  • demokratik süreçler,
  • siyasi istikrar,
  • yatırımcı güveni

başlıklarında da uluslararası yankı oluşturmuş durumda.

Önümüzdeki Süreçte Ne Olabilir?

Piyasaların dikkat edeceği kritik başlıklar şunlar olacak:

  1. CHP kararı Yargıtay’a taşıyacak mı?
  2. Parti içinde bölünme olur mu?
  3. Erken seçim tartışmaları büyür mü?
  4. Sokak tansiyonu yükselir mi?
  5. Yabancı yatırımcı Türkiye riskini yeniden fiyatlar mı?
  6. Merkez Bankası üzerindeki kur baskısı artar mı?

Güven Sarsıldı

Ekonomiler sadece faizle değil, güvenle yönetilir.

Bugün Türkiye’de yaşanan mesele yalnızca bir parti içi liderlik değişimi değil… Piyasaların gözünde bu karar: “Türkiye’de siyasi ve hukuki öngörülebilirlik yeniden tartışmalı hale geliyor mu?” sorusunu gündeme taşıdı.

Ve finans piyasaları için bazen en büyük risk; ekonomik veriler değil, siyasi belirsizliğin kendisi olur.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.