Connect with us

ŞİRKETLER

Şirketlerde Sermaye alarmı!

Yayınlanma:

|

Her sektörün enflasyonu birbirinden farklı… 2019’da bazı sektörlerde tek haneli, büyük kısmındaysa yüzde 17-20 bandında olan enflasyon, 2022 yılında 24 sektörün 12’sinde 3 haneye ulaştı. Yüksek enflasyon, şirketlerin stok, tahsilat, nakit akışı denklemini bozunca işletme sermayesi ihtiyacı 4-5 katına çıktı. Özetle şirketlerin günlük faaliyetlerini döndürebilmeleri için gerekli olan stok ve ticari alacak gibi varlıklarda büyük sıkıntı var. İşte CEO’ları finansçıya dönüştüren işletme sermaye ihtiyacı artışı ve bunun getirdiği sıkıntıların 2023’e yansımaları…

Son 6 aydır hemen hemen her iş insanının ajandasında işletme sermayesi ilk sıralarda yer alıyor. Örneğin Eti CEO’su Hakan Polatoğlu, enflasyonun yarattığı zorlukları nakit ve işletme sermayesine dikkat ederek yönettiğini söylüyor. Anadolu Grubu İcra Başkanı Hurşit Zorlu, işletme sermayesinin en kritik konulardan biri olduğuna dikkat çekiyor ve “Bu dönemde işletme sermayenizi ne kadar kontrol altında tutabilirseniz o kadar başarılı olursunuz. Alacakları, stokları daha aktif kullanarak iş yapmak gerekiyor” diye anlatıyor. Yeni dönemde tüm bu gerçekler ışığında CEO’lar adeta birer finansçıya dönüşmüş durumda. Erciyas Holding CEO’su Emre Erciyas, en önemli işinin işletme sermayesi ve nakit akış yönetimi olduğunu vurgulayarak liderin yeni misyonunun artık finans olduğunu doğruluyor ve “Tamamen finansçıya dönüştük. Bütün patronlar gibi biz de buna kafa yoruyoruz” diye konuşuyor.

KRİZ BOYUTUNDA

Son bir yılda döviz kurlarında yaşanan sıra dışı yükselişin de etkisiyle üretimde kullanılan hammaddelerin maliyet artışı TL bazında 6 kata, enerji özellikle de elektrik maliyetlerindeki artışlar TL bazında 8-10 kata kadar ulaşmış durumda. Personel maliyetleriyse hem beyin göçü hem yüksek enflasyondan dolayı 2 -3 kat arttı. Bu faktörlere 2022 yılının ilk 6 ayındaki dünya ve Türkiye genelindeki güçlü tüketici talebi de eklendi ve şirketler daha pahalı girdi maliyetleriyle daha fazla adet üretmek zorunda kaldı. Bu gelişmeler sonucunda şirketlerin işletme sermayesi ihtiyacı TL bazında 4 katın üzerinde arttı. İş dünyası da özellikle işletme sermayesi ihtiyacı ve finansmana ulaşmaktaki sıkıntının artık bir kriz boyutunu aldığını ifade ediyor. Alpplas Yönetim Kurulu Başkanı Tufan Öney, “Eğer bu tarafta ciddi rahatlatıcı adımlar atılmazsa 2023 yılında birçok şirketin faaliyetini sonlandırmak zorunda kalacağını görebiliriz” diyor. Yönetim danışmanı Çiğdem Güven, pandemi krizi sonrasında yeniden hareketlenmeye başlayan ekonomik ortamda iş gücü, tedarik zinciri krizi, yüksek talep, resesyon ve yüksek enflasyon oranlarıyla karşı karşıya kalan iş dünyasının işletme sermayesi ihtiyacının katlandığını belirtiyor. Ağırlıklı stok fazlası ve yüksek enflasyon etkisi nedeniyle karşılaşılan durumun pek çok sektörden irili ufaklı her şirketi sıkıntıya soktuğunu ifade ediyor.

HAMMADDENİN PAYI BÜYÜK 

İşletme sermayesi ihtiyacındaki artış yüksek enflasyonla doğrudan ilişkili. Enflasyonu tetikleyen en önemli kalemlerden biri de tamamen dövize bağlı hammaddede fiyatları. Çelik Üreticileri Derneği Genel Sekreteri Veysel Yayan, ana sanayi sektörlerini zora sokan hammaddedeki durumu şöyle anlatıyor: “Lojistik sektöründe konteyner krizinin başlamasıyla beraber olağanüstü artışlar gözlendi. Fiyatlar 2021’de 450-500 dolar bandında dengeye geldi. 2022 Şubat’ında patlak veren Rusya-Ukrayna savaşı sonrası hurda arzında yaşanan sıkıntılar nedeniyle 2022 yılının Mart ayında hurda fiyatları 680 dolar seviyesine kadar ulaştı. Savaş koşullarının ılımlı hale gelmesiyle fiyatlar 350-400 dolar bandında seyretmeye başladı.” Yayan, çelik hammadde tüketiminde yüzde 70 paya sahip olan hurdada 2022 yılında fiyatın 2019 yılına göre yüzde 80 artmasının ve enerji fiyatlarındaki yüzde 300’e varan artışların da nihai ürün fiyatlarına kısmen yansıtılabildiğini belirtiyor. Goldmaster CEO’su Sinan Bora, hammadde fiyatlarının küçük ev aletleri sektöründe 3 yıllık sürede yaklaşık yüzde 250 arttığını söylüyor ve “Bu da enflasyonu yıllık bazda yüzde 20-25 civarında etkiledi” diyor. Sarkuysan Yönetim Kurulu Başkanı Hayrettin Çaycı, bakır sektöründe enflasyonu ana hammadde girdisi olan katot bakırının prim rakamının belirlediğini söylüyor. 2019 ila 2021 sonuna kadar primde bir değişiklik olmadığını ancak 2022 yılında yüzde 30, 2023 yılına girerken de yüzde 84 gibi rekor bir artış olduğuna dikkat çekiyor. Ariş Pırlanta Yönetim Kurulu Başkanı Kerim Güzeliş, “2019’da enflasyon, yüzde 50 civarındaydı. 2022’de ise yüzde 160. Hammadde fiyat artışı, maliyet artışı, kira artışı gibi etkenler enflasyondaki artışın en büyük nedenleri” diyor.

“DAYANMAK ZOR” 

İşletme sermaye ihtiyacını şirketler farklı şekillerde yönetiyor. Kimi kendi öz kaynaklarıyla ilerliyor, kimi halka arz gerçekleştirerek nakit akışı sağlama yolunu seçiyor kimiyse kredi alıyor. Oğuz Holding CEO’su Enes Örer, kendi öz kaynaklarıyla ilerlediklerini söylüyor. 2019’da yaklaşık yüzde 25 seviyelerinde olan içecek sektörü enflasyonunun 2022’de yüzde 200 seviyelerini aştığını belirtiyor ve ekliyor: “Sanayide elektrik yüzde 500, doğal gaz yüzde 900 seviyelerinde arttı. İşletme sermaye ihtiyacı yüzde 300 seviyesinde arttı. Bunu da kendi öz kaynaklarımızdan karşılamak için çaba sarf ediyoruz. 2023 yılında bu duruma dayanmanın imkanı yok.” Majorca Tiffany Estetica Ceramica A.Ş. CEO’su Serkan Önem, son 3 yılda hammadde fiyatlarının 3-3,5 kat arttığını söylüyor ve maliyet yükünü nasıl aştıklarını şöyle anlatıyor: “Enerji maliyetlerimiz yaklaşık yüzde 800-900 arttı. 2021 yılında halka arz sayesinde ciddi bir nakit akışı sağladık. Ayrıca şirketimiz sermaye piyasası borçlanma araçlarını da aktif olarak kullanıyor, bu nedenle işletme sermayemizde ciddi bir ihtiyaç açığı olmadı.” Mapei Türkiye Genel Müdürü Selman Tarmur, yapı kimyasalları sektöründe son 3 yıllık enflasyon artışının yüzde 200 olduğunu söylüyor. Tarmur, şöyle açıklıyor: “2019 ve 2022 yılları arasında hammadde fiyat artışımız yaklaşık yüzde 200 olurken elektrik tarafında 9-10 kat maliyet artışı oldu. Sektörümüzde çok hızlı büyümeden kaynaklı olarak 2019-2022 yılları arasında işletme sermaye ihtiyacımız 6 kata çıktı. Bu duruma sermaye artışları ve kredi kullanarak çözüm buluyoruz.”

İŞÇİLİKTE DOMİNO ETKİSİ

İşletme sermayesi ihtiyacını artıran enflasyonun bir diğer nedeni işçilik maliyetlerindeki artış. Netaş CEO’su Sinan Dumlu, BT ve telekom sektöründe çip krizi ve lojistik kaynaklı sorunların yanı sıra özellikle işçilik maliyetlerinin 4 kat arttığına dikkat çekiyor. Majorel CEO’su Soner Caşur, müşteri hizmetleri sektörünün ana maliyet kaleminin personel giderleri olduğunu söylüyor ve “Sektörde 2019-2022 arasında Türkçe hizmet verilen işlerin işçilik maliyetlerinde artış yüzde 172 seviyesinde gerçekleşirken, şirketimizdeki gibi Almanca, İngilizce, Hollandaca, Fransızca gibi farklı dillerde yurt dışına hizmet verilen işlerin işçilik maliyetlerindeki artış yüzde 250 seviyelerine ulaştı” diyor. Gencallar CEO’su Ahmed Gencal, hazır giyim perakendeciliğinde ücret giderlerinin 2019’a kıyasla yüzde 161 arttığına dikkat çekiyor ve şöyle devam ediyor: “Sektörün asıl sorunu ciroların artışında önemli güç olan satış primlerinin toplam gelir içindeki payının azalıyor olması. Bu durum çalışanların gözünde primin cazibesini azalttı. Bunu çözebilmek adına sektör, prim oranlarını revize etme yoluna gidiyor. Bu, çalışanlarımız açısından pozitif gözükmekle birlikte tüketici fiyatları üzerinde yeni bir artış baskısı yaratıyor. İşletme sermayesi ihtiyacımız 2019’a göre yüzde 54 artmış durumda.” BLC Group Yönetim Kurulu Başkanı Şahin Balcıoğlu, personel maliyetlerinde Aralık 2022’ye kadar yaklaşık yüzde 250 artış olduğunu belirtiyor. 2023 asgari ücret tespitiyle artışın devam ettiğini belirtiyor. Sektördeki şirketlerin maliyet artışlarını fiyatlara tam olarak yansıtamadıkları için ya zarar ettiklerini ya da kâr edemediklerini anlatan Balcıoğlu, “Kârla beslenemeyen işletme sermayeleri maalesef yetersiz hale geldi. Son 3 yıl içinde ihtiyaç duyulan işletme sermayesi TL bazında yüzde 400 arttı. Çözüm olarak stok yönetimiyle kaynak oluşturduk. Son olarak şirkete ortaklar alarak nakit sermaye artışı sağladık. İhtiyaç devam ederse kredi kullanmayı planlıyoruz” diyor. TUSİD Başkanı Güçlü Kaplangı, “İşçilikte yüzde 200’ü geçen artış var. İşçilik maliyetlerine yansıyan yol, yemek, servis diğer kıdem, ihbar gibi maliyetler onun dışında işçilere ya da çalışanlara verilen sosyal haklar olarak da baktığımızda yüzde 200- 220’leri bulan bir artış söz konusu” diye anlatıyor.

DEĞİŞİM YANSIDI MI?

Ankutsan Yönetim Kurulu Başkanı Rüstem Kesgi, işletme sermayesi ihtiyacının TL bazında ortalama yüzde 400, döviz bazında ise ortalama yüzde 70 arttığına dikkat çekiyor. Kesgi, “Artan işletme sermayesi artışına paralel olarak bir yandan kredi hacimleri artarken diğer yandan daha etkin stok yönetimi ve tahsilat yönetimine yönelik çalışmalara önem veriliyor” diyor. Armatür Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Turhan, armatür sektörünün de enerji, işçilik, döviz kuru artışı gibi pek çok artıştan etkilendiğini belirtiyor. Turhan, sektörde vadelerin de kısaldığına dikkat çekiyor ve “Vadeler 180 günlerden 120 güne kadar kısaldı. Satışlar hala uzun vadeyle ancak alımlarda vadeler kısaldı. Bu nedenle şirketler sermayede yetersiz kalıyor” diyor. Sektörün işletme sermayesi ihtiyacının en az 3 kat arttığına dikkat çeken Turhan, “Bankalardan düşük faizli kredi kullanımına yönelim oldu. Ancak bankalar şu anda ürün karşılığı kredi veriyor. Bu nedenle sektör nakit akışında sıkıntılar yaşıyor” diye anlatıyor. ZÜCDER Başkanı Mesut Öksüz, “Enflasyon bu kadar hızla yükselince, yarın ürünün kaç lira olacağı konusunda belirsizlik olunca iş insanları olarak doğal tepkimiz malı peşin satmak. Peşin satıp hemen yerine yeni mal koyalım, hammadde temin edelim ve enflasyondan en az etkilenelim diye çabalıyoruz” diyor. Geçmişte 2-3 ay olan vadelerin artık asgari yüzde 50 peşin, kalanı en fazla 1 ay olmak üzere vadeliye döndüğünü açıklayan Öksüz, en az 2 katına çıkan işletme sermayesi ihtiyacını karşılamanın zorlaştığını anlatıyor. Öksüz, “Faizler düştü gibi gözükse de ihtiyaç duyulan meblağların çok altında kredi bulunabiliyor. Bu da çok büyük bir sorun. Üyelerimizin ticaretlerini geliştirebilmek için yurt dışında pazar arama faaliyetlerini artırdık” diyor. Saray Bisküvi ve Gıda Yönetim Kurulu Başkanı Samed Özdağ, bisküvi, çikolata, şekerleme sektöründe hammadde fiyatlarının son 3 yılda yüzde 320, enerji fiyatlarının yüzde 680 ve işçilik maliyetlerinin yüzde 180 arttığını söylüyor. Vadelerin 90 günden 40 güne düştüğünü belirtiyor. Özdağ, “İşletme sermayesi ihtiyacımızın artışına özkaynakta sermaye artışı ve reeskont kredileriyle çözümler üretiyoruz” diyor.

YAKIN TEHLİKE

İş dünyasının tüm temsilcileri işletme sermayesi ihtiyacı ve finansmana ulaşmadaki sıkıntıyı aşmalarını sağlayacak çözüm arayışında. Alpplas Yönetim Kurulu Başkanı Tufan Öney, özellikle son 1,5 yıl içinde işletme sermayesi ihtiyacının çok ciddi şekilde arttığını söylüyor. Öney, şöyle devam ediyor: “Hammadde tedarikinde yaşanan sıkıntılar alımların peşine dönmesine, yüksek stok seviyeleriyle çalışılmasına neden oldu. Aynı dönemde maalesef ülkemize has yaşadığımız iç ekonomik problemler dış kaynak kullanım maliyetlerini çok ciddi oranda artırdı. Son 3-4 ayda borçlanma maliyetleri kağıt üstünde aşağıya doğru gelse de reel olarak krediye ulaşım imkansıza yakın bir hal aldı. Piyasada az miktarda bulunan nakit, finansmana getirilen yasal kısıtlamalar piyasanın gerçeklerinden uzak kaldı. Şirket olarak son 3 yılda finansal dış kaynak kullanım tutarımızı 10 kat artırdık. Buna rağmen işletme sermayesi ihtiyacının tamamını karşılayamıyoruz. Kısa vadede bu sorun bir şekilde yönetilse bile bizim gibi yüksek teknoloji üretim yapan bir sanayi kuruluşu için elzem olan yatırımları kısmak veya iptal etmek zorunda kalıyoruz. Bu durum uzun vadede bizim gibi şirketlerin küresel rekabette geri kalmasına neden olacaktır.” Gelişen Ev ve Yaşam Eşyası Markaları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Çığır Şahin de oldukça endişeli. Şahin, “Sektörümüzün işletme sermayesine olan ihtiyacı son 3 yılda 4 kart arttı. Erişim sağlayabildiğimiz kadar kredi ve finansman kullanıyoruz ama bunların büyük bir kısmı özel banka kredilerinden oluşuyor. İşletmelerimizin öz sermaye oranı gittikçe azalıyor, yakın ve orta vadede bunu büyük bir tehlike olarak görüyorum” diyor. SUDER Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Karamehmetoğlu, Ortalama Net Çalışma Sermayesi (NÇS) ihtiyacının yüzde 200’e yakın arttığını söylüyor ve “NÇS ihtiyacını azaltmak adına stok süreleri ve miktarının azaltılması için minimum alımlarla dengeleme yapılmaya çalışılıyor. Alacak tahsilat süreleri iyileştirilse de maalesef bu oran beklenen seviyelere çekilemedi” diyor.

 

 

CAPİTAL

Okumaya devam et

EKONOMİ

Vergi rekortmenleri ekonominin röntgenini çekti: Bankalar zirvede, sanayi nerede?

Yayınlanma:

|

Türkiye’nin kurumlar vergisi rekortmenleri listesi yalnızca kimin daha fazla vergi ödediğini göstermiyor. Liste aynı zamanda ülkede kârın hangi sektörlerde yoğunlaştığını, yüksek faiz döneminin kazananlarını ve kaybedenlerini ve üretim ekonomisinin karşı karşıya bulunduğu yapısal problemi de ortaya koyuyor. İlk sıralarda bankalar ve finans kuruluşları ağırlık kazanırken Türkiye’nin büyük sanayi şirketlerinin görünürlüğünün oldukça düşük olması dikkat çekiyor. Almanya’ya bakıldığında ise ekonomik devler listesinin omurgasını otomotiv, makine, kimya ve teknoloji şirketleri oluşturuyor.

Gelir İdaresi Başkanlığı’nın kurumlar vergisi rekortmenleri sıralaması Türkiye ekonomisinin son yıllarda geçirdiği dönüşümü tartışmaya açacak nitelikte.

Bankavitrini.com’un incelediği listede bankacılık ve finans kuruluşlarının belirgin ağırlığı görülürken; otomotiv, demir-çelik, makine, petrokimya, beyaz eşya ve diğer büyük sanayi sektörlerinin listenin üst sıralarında yeterince temsil edilmemesi dikkat çekiyor.

Buradaki temel soru şu: Türkiye’de üretim yapan, ihracat gerçekleştiren, yüz binlerce kişiye istihdam sağlayan büyük sanayi kuruluşları neden kurumlar vergisi rekortmenleri listesinin zirvesinde değil?

Sorunun yanıtı Türkiye’nin son yıllardaki yüksek faiz, yüksek finansman maliyeti ve sanayi kârlılığındaki aşınma sürecinde aranmalı.

Türkiye kurumlar vergisi rekortmenlerinde ilk sıralar

Aşağıdaki tablo, Gelir İdaresi Başkanlığı’nın paylaşılan Türkiye geneli sıralamasında unvanı açıklanan ilk şirketlerden oluşturulmuştur. GİB listesinde bazı mükellefler isimlerinin açıklanmasını istemediği için (*) olarak gösterilmektedir.

Sıra Kurum Faaliyet alanı Tahakkuk eden vergi
1 T.C. Ziraat Bankası A.Ş. Bankacılık 70,39 milyar TL
3 Türkiye Vakıflar Bankası T.A.O. Bankacılık 22,91 milyar TL
4 Türkiye Garanti Bankası A.Ş. Bankacılık 20,08 milyar TL
6 QNB Bank A.Ş. Bankacılık 10,19 milyar TL
7 LC Waikiki Mağazacılık Hizmetleri Tic. A.Ş. Perakende 10,18 milyar TL
8 Emin Evim Tasarruf Finansman A.Ş. Finansman 10,08 milyar TL
9 Citibank A.Ş. Bankacılık 7,68 milyar TL
10 Allianz Sigorta A.Ş. Sigorta 7,61 milyar TL
11 Kuveyt Türk Katılım Bankası A.Ş. Bankacılık 7,57 milyar TL
12 Türkiye Sigorta A.Ş. Sigorta 7,53 milyar TL
13 Turkcell İletişim Hizmetleri A.Ş. Telekomünikasyon 7,47 milyar TL
14 Unilever Sanayi ve Ticaret Türk A.Ş. Sanayi / tüketim ürünleri 7,19 milyar TL
15 BİM Birleşik Mağazalar A.Ş. Perakende 7,07 milyar TL
16 Türkiye Emlak Katılım Bankası A.Ş. Bankacılık 6,99 milyar TL
17 Fuzul Tasarruf Finansman A.Ş. Finansman 6,56 milyar TL
18 Türkiye Hayat ve Emeklilik A.Ş. Sigorta 5,86 milyar TL
19 Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğü Madencilik / kimya 5,70 milyar TL
20 Tera Yatırım Menkul Değerler A.Ş. Sermaye piyasaları 5,54 milyar TL
21 İstanbul Takas ve Saklama Bankası A.Ş. Yatırım bankacılığı 4,97 milyar TL
22 Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü Denizcilik 4,92 milyar TL
23 DenizBank A.Ş. Bankacılık 4,81 milyar TL
24 Mercedes-Benz Türk A.Ş. Otomotiv 4,75 milyar TL
25 Türkiye Elektrik İletim A.Ş. Enerji 4,33 milyar TL
26 ITX Türkiye Perakende / tekstil 4,25 milyar TL
27 Philip Morris Tütün Mamulleri Tütün sanayi 4,23 milyar TL
28 AXA Sigorta A.Ş. Sigorta 4,17 milyar TL
31 Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası A.Ş. Bankacılık 3,98 milyar TL
32 Türk Ekonomi Bankası A.Ş. Bankacılık 3,92 milyar TL
Kaynak: Gelir İdaresi Başkanlığı Türkiye geneli kurumlar vergisi sıralaması. (*) İsimlerinin açıklanmasını istemeyen mükellefler tabloya dahil edilmemiştir.

Tabloya bakıldığında sorun çok daha görünür hale geliyor.

İlk 32 sıra içerisinde bankalar, katılım bankaları, sigorta şirketleri, tasarruf finansman şirketleri, yatırım kuruluşları ve Takasbank birlikte değerlendirildiğinde finansal sistemin olağanüstü bir ağırlığı ortaya çıkıyor.

Buna karşılık Türkiye’nin üretim kapasitesini temsil eden otomotiv, demir-çelik, beyaz eşya, makine, kimya, petrokimya gibi sektörlerin aynı ölçüde görünür olmadığı görülüyor.

Ziraat Bankası’nın 70,4 milyar TL’lik vergisi dikkat çekici

Listenin belki de en çarpıcı rakamı Ziraat Bankası’na ait. Bankanın tahakkuk eden kurumlar vergisi yaklaşık 70,4 milyar TL.

İkinci açıklanan banka VakıfBank’ta rakam 22,9 milyar TL, Garanti BBVA’da ise yaklaşık 20,1 milyar TL.

Başka bir ifadeyle Ziraat Bankası’nın tek başına tahakkuk eden kurumlar vergisi, listede bulunan birçok büyük şirketin ödediği vergilerin toplamından daha yüksek. Bu durum bankacılık sektörünün Türkiye ekonomisi içerisindeki kârlılık gücünü ortaya koyması açısından önemli.

Ancak asıl tartışılması gereken bankaların fazla kazanması değil.

Sanayinin neden yeterince kazanamadığıdır.

Bir tarafın faiz geliri diğer tarafın faiz gideri

Türkiye ekonomisinin son birkaç yıldaki en önemli problemlerinden biri burada ortaya çıkıyor. Bankanın verdiği krediden elde ettiği faiz geliri, sanayicinin bilançosunda finansman gideridir.

Dolayısıyla ekonomide faiz oranları uzun süre çok yüksek seviyelerde kaldığında iki farklı bilanço etkisi ortaya çıkıyor:

Banka açısından:

Kredi faizi

Faiz geliri

Bankacılık kârı

Vergilendirilebilir kazanç

Yüksek kurumlar vergisi

Sanayici açısından ise:

Kredi faizi

Finansman gideri

Faaliyet kârının erimesi

Net kârın düşmesi

Vergilendirilebilir kazancın azalması

Türkiye’deki kurumlar vergisi rekortmenleri listesinin sektör dağılımı bu nedenle para politikasından tamamen bağımsız düşünülemez.

Sanayici cirosunu büyütüyor ama kârını büyütemiyor

Türkiye sanayisinin temel problemi satış yapamaması değil. Asıl sorun satıştan elde edilen kârın giderek daha büyük bölümünün finansman giderlerine gitmesi. İstanbul Sanayi Odası’nın Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu çalışması da bu baskının boyutunu ortaya koyuyor.

2025 yılında İSO 500 şirketlerinin finansman giderleri yüzde 38,1 artarak 854,7 milyar TL’ye yükseldi. Finansman giderlerinin net satışlara oranı da yüzde 6’dan yüzde 6,6’ya çıktı. Sanayi şirketleri üretim yapıyor, personel çalıştırıyor, enerji tüketiyor, ihracat gerçekleştiriyor ve işletme sermayesi finanse ediyor. Fakat yaratılan faaliyet kârının önemli bölümü finansman maliyetine gidiyorsa şirketin vergi öncesi kârının yükselmesi giderek zorlaşıyor.

Kurumlar vergisi rekortmenleri tablosunun arkasındaki önemli gerçeklerden biri budur.

Türkiye’nin ekonomik paradoksu

Ortaya oldukça düşündürücü bir tablo çıkıyor: Krediyi kullanan sanayici kâr etmekte zorlanırken krediyi veren finans sistemi yüksek kâr açıklıyor.

Finans sektörünün güçlü olması elbette ekonomi açısından olumsuz değildir. Tam tersine güçlü sermayeye sahip, kârlı ve sağlıklı bankacılık sistemi ekonomik istikrar açısından gereklidir. Problem finans sektörünün kârlılığı değil; finans sektörünün finanse etmesi gereken üretim sektörünün kârlılığının giderek zayıflamasıdır.

Finans ekonominin motoru değil, motorun çalışmasını sağlayan finansman sistemidir.

Motor ise üretimdir.

Almanya’da tablo neden farklı?

Türkiye ile Almanya arasında birebir “vergi rekortmenleri” karşılaştırması yapmak mümkün değil. Bunun çok önemli hukuki bir nedeni bulunuyor.

Alman Vergi Kanunu’nun (Abgabenordnung) 30. maddesi vergi gizliliğini düzenliyor. Kamu görevlilerinin mükelleflere ilişkin korunan vergi ve ticari bilgileri yetkisiz şekilde açıklaması yasak. Bu nedenle Türkiye’deki GİB listesine benzer şirket bazında resmi bir kurumlar vergisi rekortmenleri sıralaması yayımlanmıyor.

Ancak Almanya’nın en büyük şirketlerinin ve en fazla kâr yaratan şirketlerinin sektörel yapısına baktığımızda iki ekonomi arasındaki fark açık biçimde görülüyor.

EY’nin 2025 yılı Almanya’nın en büyük şirketleri araştırmasında ciro açısından ilk üç sırayı Volkswagen, Mercedes-Benz ve BMW oluşturuyor.

Yani üçü de otomotiv sanayisi. Dahası, kâr sıralamasında Deutsche Telekom’un ardından Siemens, BMW ve SAP geliyor.

Bu tablo önemli. Çünkü Almanya’da ekonomik büyüklüğün merkezinde hâlâ üretim, teknoloji ve yüksek katma değerli sanayi bulunuyor.

Almanya’nın ekonomik devleri

Vergi rekortmenleri listesi olmadığı için aşağıdaki tabloyu “vergi rekortmenleri” olarak değil, Almanya’nın ekonomik yapısını göstermek amacıyla büyük şirketler ve faaliyet alanları karşılaştırması olarak okumak gerekiyor.

Şirket Ana faaliyet Ekonomideki niteliği
Volkswagen Otomotiv Sanayi / üretim
BMW Otomotiv Sanayi / üretim
Mercedes-Benz Otomotiv Sanayi / üretim
Deutsche Telekom Telekomünikasyon Teknoloji / hizmet
DHL Group Lojistik Lojistik / hizmet
Siemens Elektrik, otomasyon, teknoloji İleri sanayi
E.ON Enerji Enerji altyapısı
BASF Kimya Ağır sanayi / kimya
Bayer İlaç ve kimya İleri teknoloji / sanayi
Daimler Truck Ticari araç Sanayi / üretim

Volkswagen güncel verilere göre yaklaşık 320 milyar euro civarındaki geliriyle Almanya’nın en büyük halka açık şirketi konumunda. BMW yaklaşık 133 milyar euro, Mercedes-Benz yaklaşık 133 milyar euro gelir büyüklüğüne sahip.

EY araştırmasında da Volkswagen, Mercedes-Benz ve BMW’nin Almanya’nın en yüksek cirolu ilk üç şirketi olduğu doğrulanıyor.

Üstelik Almanya’nın sanayi omurgası otomobilden ibaret değil. Bosch otomotiv teknolojilerinden endüstriyel sistemlere; Siemens elektrifikasyon ve otomasyondan dijital endüstriye; BASF kimyadan ileri malzemelere; Daimler Truck ve TRATON ise ağır ticari araçlara kadar küresel üretim zincirlerinin kritik alanlarında faaliyet gösteriyor.

Almanya’nın bankaları nerede?

İki ülkenin ekonomik yapılanmasındaki fark burada daha da ilginç hale geliyor. Almanya elbette büyük bir finans merkezine sahip. Deutsche Bank ve Commerzbank küresel ölçekte önemli finans kuruluşları.

Fakat Almanya’nın en büyük şirketleri denildiğinde listenin tamamını bankalar kaplamıyor. Volkswagen, BMW, Mercedes-Benz, Siemens, Bosch, BASF, Bayer, Daimler Truck gibi şirketler ekonomik yapının merkezinde yer alıyor.

Almanya’nın üretim gücü aynı zamanda istihdam kapasitesine de yansıyor. EY’nin araştırmasına göre Volkswagen yaklaşık 633 bin çalışanıyla ülkenin en büyük halka açık işverenlerinden biri. DHL yaklaşık 537 bin, Siemens ise 318 bin kişiyi istihdam ediyor.

Yani ekonomik değer üretimi aynı zamanda çok büyük bir üretim ve istihdam ekosistemi yaratıyor.

Türkiye için alarm veren soru

Türkiye açısından tartışılması gereken konu tam olarak burada başlıyor. Bir ekonominin en büyük vergi mükelleflerinin bankalar olması tek başına ekonomik problem değildir.

Ancak; bankalar yüksek kâr ederken, sanayi şirketlerinin kâr marjları düşüyorsa, sanayinin finansman giderleri hızla yükseliyorsa, yatırım iştahı azalıyor ve üretici işletme sermayesine ulaşmakta zorlanıyorsa, o zaman vergi rekortmenleri listesinin sektörel dağılımı önemli bir ekonomik sinyale dönüşür.

Çünkü uzun vadede bankaların da sağlıklı şekilde büyüyebilmesi için güçlü reel sektöre ihtiyaç vardır.

Bankaların vermediği krediyi ekonomi nasıl büyütecek?

Türkiye’nin uyguladığı sıkı para politikası enflasyonu kontrol altına almak amacıyla kredi büyümesini sınırlamaya çalışıyor. Makroekonomik açıdan bunun gerekçesi anlaşılabilir. Ancak bu politikanın uzun süre devam etmesi halinde sanayi şirketlerinde farklı bir bilanço problemi ortaya çıkıyor.

İşletme sermayesi ihtiyacı enflasyon nedeniyle sürekli büyürken kredi miktarı sınırlandırılıyor. Kredi bulunabildiğinde ise maliyeti çok yüksek.

Sonuçta şirketler; stok azaltıyor, yatırım erteliyor, kapasite artırmıyor, vadeli satışları azaltıyor, istihdam konusunda daha temkinli davranıyor, borçlarını çevirmeye odaklanıyor.

Böyle bir ortamda sanayiciden yüksek kurumlar vergisi yaratacak yüksek kârlılık beklemek giderek zorlaşıyor.

Vergi rekortmenleri aslında kâr rekortmenleridir

Kurumlar vergisinin temelinde şirketlerin vergilendirilebilir kazancı bulunuyor. Bu nedenle kurumlar vergisi rekortmenleri listesine farklı bir açıdan bakmak gerekiyor.

Liste aynı zamanda bir anlamda: “Türkiye’de vergilendirilebilir kâr hangi sektörlerde oluşuyor?” sorusunun cevabını veriyor.

Ve mevcut tablo finans sektörünü işaret ediyorsa ekonomi yönetiminin üzerinde düşünmesi gereken mesele budur. Türkiye’nin hedefi bankaların daha az kazanması olmamalı.

Türkiye’nin hedefi sanayinin yeniden daha fazla kazanabileceği bir ekonomik ortam yaratmak olmalıdır.

Üretmeden zenginleşmek mümkün mü?

Finansal faaliyetler ekonominin vazgeçilmez unsurudur. Fakat sürdürülebilir refahın temelinde üretkenlik artışı bulunur.

Bir ülkenin uzun vadeli refahını; yüksek katma değerli üretim, teknoloji, Ar-Ge, ihracat, verimlilik, markalaşma ve nitelikli insan kaynağı belirler. Almanya’nın Volkswagen’i, Siemens’i, Bosch’u ve BASF’ı yalnızca büyük şirket değildir.

Bu şirketlerin arkasında on binlerce tedarikçi, mühendislik şirketi, KOBİ, üniversite, araştırma merkezi ve yüz binlerce çalışan bulunuyor. Bir otomobil fabrikasının yarattığı ekonomik değer yalnızca otomobil üreticisinin bilançosunda kalmaz.

Çelikten plastiğe, yazılımdan lojistiğe, makineden elektroniğe kadar ekonominin tamamına yayılır.

Türkiye’nin ihtiyacı finans-sanayi dengesi

Türkiye’nin önündeki çözüm “bankalar kazanmasın” yaklaşımı olamaz. Doğru politika; bankalar güçlü olsun, sanayi de güçlü olsun.

Finans sistemi reel sektöre uzun vadeli ve öngörülebilir maliyetlerle kaynak aktarabilmeli. Sanayici yaptığı yatırımın beş yıl sonraki finansman maliyetini kabaca öngörebilmeli. İhracatçı kur, enflasyon ve maliyet üçgeninde rekabet gücünü kaybetmemeli.

İşletme sermayesi kredileri yalnızca parasal sıkılaşmanın kontrol aracı olarak görülmemeli. Ve Türkiye yeniden üretimden para kazanılabilen bir ekonomik yapıya dönmeli.

Asıl mesele bankaların listede olması değil, sanayinin olmaması

Kurumlar vergisi rekortmenleri listesinden çıkarılması gereken sonuç bankacılık sektörünü eleştirmek değildir. Aksine Türkiye güçlü bir bankacılık sistemine ihtiyaç duyuyor. Fakat çok daha güçlü bir sanayi sektörüne de ihtiyaç duyuyor.

Asıl soru şudur: Türkiye’nin fabrikaları üretmeye, ihracat yapmaya ve yüz binlerce kişiyi çalıştırmaya devam ederken ekonomide en yüksek vergilendirilebilir kâr neden ağırlıklı olarak finansal faaliyetlerde oluşuyor?

Bu soruya verilecek cevap Türkiye’nin önümüzdeki on yıldaki ekonomik modelini de belirleyecek. Çünkü sürdürülebilir kalkınmanın formülü finans ile sanayiyi birbirine rakip hale getirmek değildir. Finansın üretimi desteklediği, üretimin kâr yarattığı, kârın yeniden yatırıma dönüştüğü ve yatırımın vergi ile istihdam ürettiği bir döngü kurmaktır.

Bugünkü vergi rekortmenleri tablosu ise Türkiye açısından önemli bir uyarı veriyor: Bankaların vergi rekortmeni olması başarıdır; sanayinin rekortmenler listesinden kaybolması ise sorgulanması gereken ekonomik bir sonuçtur.

Almanya örneği de gösteriyor ki küresel ölçekte rekabetçi ve yüksek gelirli bir ekonominin arkasında yalnızca güçlü finans sistemi değil, kâr edebilen güçlü bir sanayi tabanı bulunuyor.

Gülbeyaz GERGÜN – bankavitrini.com

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Çifte Ekspertiz, Çifte Fatura! BDDK’nın Güncellemeyen Limiti Kredi Maliyetlerini Nasıl Katlıyor?

2022’nin 10 Milyon TL Sınırı Bugün Gerçeği Yansıtıyor mu?

Yayınlanma:

|

BDDK’nın Güncellemediği Ekspertiz Limiti Vatandaşa ve Firmalara Ağır Fatura Çıkarıyor

2022 yılında Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), bankaların kullandıracağı kredilerde teminat olarak alınan 10 milyon TL üzerindeki gayrimenkuller için iki ayrı ekspertiz raporu alınmasını zorunlu hale getirdi. 17 Eylül 2022 tarihli Yönetmelik ile, 10 milyon TL üzerindeki gayrimenkuller için 30 gün içinde iki farklı değerleme kuruluşundan ekspertiz raporu alınması zorunlu hale getirildi. İki rapor arasında %10’dan fazla fark çıkarsa bu kez üçüncü ekspertiz yaptırılması öngörüldü. Ayrıca aynı yönetmeliğin ilgili maddesinde BDDK’nın bu parasal sınırı değiştirmeye yetkili olduğu da açıkça belirtiliyor.

Düzenlemenin amacı son derece doğruydu. Büyük tutarlı kredilerde teminat değerinin daha sağlıklı belirlenmesi, bankaların zarar görmesinin önlenmesi ve değerleme hatalarının azaltılması hedefleniyordu.

Ancak aradan geçen dört yıl içerisinde Türkiye’de yaşanan yüksek enflasyon ve gayrimenkul fiyatlarındaki olağanüstü artış nedeniyle, 2022’de “çok yüksek değerli” kabul edilen birçok taşınmaz bugün sıradan hale geldi.

Buna rağmen 10 milyon TL’lik eşik hâlâ aynı seviyede bırakıldı.

Sonuçta hem vatandaş hem de reel sektör her kredi işleminde çok yüksek ekspertiz maliyetleriyle karşı karşıya kalıyor.

En Büyük Mağduriyet Firmalarda Yaşanıyor

Asıl sorun bireysel konut kredilerinden çok ticari kredilerde ortaya çıkıyor.

Bugün; sanayi tesisleri, fabrikalar, organize sanayi bölgelerindeki arsalar, oteller, AVM’ler, lojistik depolar, ticari iş merkezleri zaten doğal olarak 10 milyon TL’nin çok üzerinde değerlere sahip.

Dolayısıyla hemen hemen bütün ticari ipotek işlemlerinde çift ekspertiz zorunluluğu uygulanıyor. Bu durum özellikle finansmana erişimin zaten zorlaştığı mevcut ekonomik ortamda şirketlerin kredi maliyetini daha kredi kullanmadan artırıyor.

Finansman Bulmak Zor, Masrafı Daha da Ağır

Bugün birçok firma; yüksek faiz, kredi kısıtları, nakit sıkışıklığı, işletme sermayesi eksikliği ile mücadele ediyor.

Buna bir de kredi kullanabilmek için ödenen yüksek ekspertiz ücretleri ekleniyor. Şirketler daha kredi hesabına para girmeden yüz binlerce lirayı yalnızca ekspertiz masrafı olarak ödemek zorunda kalabiliyor.

Ekspertiz Ücretleri Son Yıllarda Katlandı

2022 yılında ekspertiz ücretleri bugünkü seviyelerin oldukça altındaydı.

Bugün ise özellikle büyük ticari taşınmazlarda; ilk ekspertiz, ikinci ekspertiz, gerekiyorsa üçüncü ekspertiz, KDV, dosya giderleri ile birlikte maliyetler oldukça yüksek seviyelere ulaşıyor.

Bazı büyük ticari taşınmazlarda toplam ekspertiz maliyetinin 150 bin TL’nin üzerine, daha karmaşık projelerde ise bunun da üstüne çıkabildiği ifade ediliyor.

Bu rakamlar, kredi kullanmak isteyen işletmeler açısından ilave bir finansman yükü oluşturuyor.

Aynı Taşınmaz İçin İki Kez Aynı İşlem

Firmaların en fazla eleştirdiği konu ise şu: Aynı taşınmaz üzerinde iki farklı uzman neredeyse aynı incelemeyi yapıyor. Çoğu zaman raporlar birbirine oldukça yakın çıkıyor. Buna rağmen ikinci raporun maliyeti de tamamen kredi kullanan müşteriye yükleniyor.

Dolayısıyla uygulama bankanın riskini azaltırken maliyetini vatandaş ve firmalar üstlenmiş oluyor.

2022’nin 10 Milyonu Bugünün Kaç Milyonu?

Ekonomide enflasyon nedeniyle birçok parasal eşik düzenli olarak güncellenirken; vergi istisnaları, harçlar, cezalar, yeniden değerleme tutarları her yıl artırılıyor.

Ancak ekspertiz yönetmeliğindeki 10 milyon TL sınırının uzun süredir aynı kalması, düzenlemenin kapsadığı işlem sayısını önemli ölçüde artırmış durumda.

Bugün birçok orta ölçekli fabrika, depo veya şehir merkezindeki ticari gayrimenkul bu sınırı rahatlıkla aşabiliyor.

BDDK’nın Güncelleme Yetkisi Bulunuyor

Yönetmelik, parasal eşiğin değiştirilmesine imkân tanıyor.

Bu nedenle sektör şu soruyu soruyor: Risk yönetimi korunurken neden parasal eşik enflasyona göre güncellenmiyor?

Sektörün Beklentileri

Reel sektör temsilcileri ve finans çevrelerinde dile getirilen öneriler şöyle özetleniyor:

  • 10 milyon TL sınırı yeniden değerleme oranına veya Konut Fiyat Endeksi’ne göre otomatik güncellenmeli.
  • Ticari ve bireysel taşınmazlar için farklı eşikler belirlenmeli.
  • İkinci ekspertiz sadece belirli risk kriterlerinin oluştuğu durumlarda zorunlu olmalı.
  • İkinci ekspertiz ücretinin tamamı müşteriye yüklenmemeli; maliyet banka ile paylaşılmalı.
  • Dijital değerleme ve merkezi veri tabanları kullanılarak mükerrer ekspertiz ihtiyacı azaltılmalı.

Özetle

2022 yılında bankacılık sisteminin güvenliğini artırmak amacıyla getirilen çift ekspertiz zorunluluğu, aradan geçen yıllarda değişen ekonomik koşullar nedeniyle hem vatandaş hem de özellikle finansmana erişimde zorlanan reel sektör açısından ciddi bir maliyet unsuruna dönüştü.

Bugün tartışılan konu, çift ekspertiz uygulamasının kaldırılması değil, değişen piyasa koşulları karşısında 10 milyon TL’lik sınırın güncellenerek düzenlemenin yeniden amacına uygun hale getirilmesi. Böyle bir adım, bankaların risk yönetimini zayıflatmadan vatandaşın ve firmaların üzerindeki gereksiz mali yükün azaltılmasına katkı sağlayabilir.

Okumaya devam et

GÜNCEL

HALKA ARZ olmak üzere iken KONKORDATO ilan eden Şirketler..

Yayınlanma:

|

Yazan:

Halka arz sürecindeki şirketin Konkordato ilan etmesi halka arz öncesi finansal ve kurumsal hazırlık aşamasında bazı kırılganlıkların gözden kaçmış olabileceğini düşündürtür.

Bu vakalar tek başına “SPK veya bağımsız denetim yanlış yaptı” anlamına gelmez; konkordato ile halka arz başvurusu arasında zaman farkı olabilir ve şirketin finansal durumu hızla bozulabilir. Ancak bu süreçler yatırımcı açısından ciddi kırmızı bayraklar oluşturur.

Özellikle yatırımcılar şu noktaları sorgulamalı:

* Kârlılık ile nakit yaratma arasındaki fark
* Yüksek borçluluk ve kısa vadeli borç baskısı
* Faiz giderlerinin operasyonel kârı eritmesi
* İşletme sermayesine aşırı kaynak bağlanması
* Halka arzdan gelecek paraya aşırı bağımlılık
* Kur, faiz ve satış düşüşü gibi stres senaryolarının yeterince dikkate alınıp alınmadığı

Yani; Halka arz başvurusu, şirketin finansal olarak sağlıklı olduğu anlamına gelmez. Asıl test; şirketin halka arz gerçekleşmeden, kendi faaliyetlerinden yarattığı nakitle borçlarını çevirebilme kapasitesidir.

STRES TESTİ

Halka arz öncesi hangi stres testlerinde hangi riskler gözden kaçtı sorusu ciddi biçimde yatırımcılar tarafından gündem edilmeli. Örneğin ;

* Faiz %10–20 artarsa → Faiz giderini karşılayabiliyor mu?
* Satışlar %10–20 düşerse → FAVÖK ve nakit akışı ne olur?
* Kâr marjı düşerse → Borç ödeme kapasitesi bozuluyor mu?
* TL %20–30 değer kaybederse → Döviz borcu ne kadar kur farkı zararı yaratır?
* Alacak tahsilatı 60–90 gün gecikirse → Şirketin nakdi yeterli mi?
* Stoklar artarsa / stok devir hızı düşerse → İşletme sermayesi ihtiyacı ne kadar büyür?
* Halka arzdan beklenen para 6–12 ay gecikirse → Şirket mevcut nakdiyle yaşayabilir mi?

Özetle, Halka arz opsiyonu, finansmana erişim problemi yaşayan şirket için bir “kurtuluş finansmanı” haline gelmiş durumda; ancak SPK süreci uzadığında şirketin halka arz gerçekleşmeden likidite krizi yaşama riski ortaya çıkıyor. 2026’da İnfinia ve Türk Ambalaj bunun güncel örnekleri.

Ez cümle, Finansal okuryazarlık, parayı yönetmekten önce riskleri görme sanatıdır; çünkü göremediğiniz riski de yönetemezsiniz..

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.