BANKA HABERLERİ
Banka takip dosyalarında süreçler kısalabilir
Banka takip dosya sayısında adeta patlama var. Süreçin uzaması ise adaletin gecikmesine neden oluyor.
Yayınlanma:
7 yıl önce|
Yazan:
Erol Taşdelen
Banka Takip dosyalarında süreçler kısalabilir
Türkiye genelinde, İcra dosyaları 21 milyon adeti geçti. Bankaların takipteki kredileri 15 Kasım 2019 itibarıyla % 5,45’i bulmuş durumda ve toplam Takip tutarı 140,6 milyar TL’ye ulaştı. Dolar karşılığı 24,5 milyar USD düzeyinde. Bunun 20,6 milyar TL’lık kısmı Bireysel Krediler ve Bireysel Kredi Kartları. Zaman zaman bu dataları paylaşıyoruz, Bankaların, TBB’nin, BDDK’nın Kamuya açık bilgileri bunlar gizli değil. Bunlara Bankaların sadece 2019 yılı içinde Varlık Şirketlerine sattığı 6 milyar TL’ye yakın batık krediler dahil değil.
Batık Kredilerin Varlık Şirketlerine veya Fona devri çözüm mü?
Takipteki Kredilerin buralara ulaşması hali ile Mahkemelerin de iş yükünü ciddi artırıyor. Bankalar kendi İş Süreçlerini hızlandırdı ama dosyalar Takibe atılıp Mahkeme sürecine geçince işler o kadar da umdukları gibi hızlı yürümüyor maalesef. O nedenle yıllarca uğraşıp üzerine karşılık ayırmaktansa özellikle teminatsız olan Bireysel Kredi dosyaları başta olmak üzere Varlık Şirketlerine Problemli kredilerin ortalama % 5 değerine devir yapılıyor. Varlık Şirketlerine dosyanın devir edilmesi veya Büyük Şirketlerin batıklarını Fonda toplamak, Mahkemelerin iş yükünü azaltmıyor maalesef. Davalar aynen devam ediyor.
Mahkemelerdeki İş süreçlerini kısaltmak için “Bankacı Bilirkişi” olarak kendi gözlem, deneyimlerimi ve önerilerimi paylaşmak isterim :
İcra Dosyaları çok eksik
İstisnasız Bankaların takip kararı verip İcra takibi başlattıkları hemen hemen tüm dosyalar sanki Mahkemeler evrak tamamlama memurluğuymuş gibi eksik evrak dolu. Oysa davayı açıyorsan “alacaklı olduğunu kanıtlayacak” tüm evrakları koymaz zorundasın. Çoğu İcra Dosyalarında sadece ihbarname ve Dava Ödeme Emri başvurusu var. “Nasılsa karşı taraf itiraz edecek İcra Müdürlükleri İcra talebini durdurup yargılama süreci Tüketici, Ticari ya da Asliye Hukuk Mahkemelerine gidecek” diye bir önyargı oturmuş durumda Türkiye’de. İcra Müdürlükleri de bu borç neye göre, hangi koşullarda verilmiş icra talebi doğru mu diye sorgulamıyor ve direkt İcra işlemlerini başlatıyor ta ki borçlu gözüken taraf itiraz edene kadar. İtiraz ettiğinde İcra otomatik duruyor nasılsa. Borçlunun, “borcum yok ya da borç hesaplamaya itiraz ediyorum” diye adi bir dilekçe beyanı vermesi İcrayı durdurmak için yeterli.
İcra Dosyaları eksik de Dava dosyaları çok mu tam
İcra Dosyalarına itiraz ile asıl dava sürecine borç kanıtlama sürecine geçiliyor. Burada kısmen evraklar tam olmasına rağmen ciddi eksiklikler var. En önemli eksiklikler.
Özellikle Ticari Kredilerde, Genel Kredi Sözleşmesi ( GKS / GKT ) gibi evraklar ya yok ya da sadece son imzalı sayfalar var. Bunu böyle koyan Banka avukatlarında demek ki sözleşmenin maddelerinin hiç önemi yok. Oysa her banka da ciddi farklıklar olduğu gibi aynı bankanın farklı zamanlarda alınmış sözleşmeler bile farklı çoğu zaman.
Ödeme Planı ve Kredileri detaylı gösteren evraklar yok ( Kredi ana para, ödeme planı, kredi kullanım faiz oranı, kredi gecikme / temerrüt faiz oranı .. vs ). Mahkeme o borcu nasıl kontrol edecek o evraklar olmadan, borç miktarını ve faiz oranlarını nasıl belirleyecek davacının hiç düşündüğü yok. O davalar ilk dosya ile devam etse ömür boyu sürer kimse içinden çıkamaz.
Tabi dosyada ihtarname başvuru süreçlerini gösteren ne zaman tebliğ edildiği ile ilgili evrak da eksik çoğu dosyada. Karar verici Mahkeme üyeleri işin içinden çıkmaları çok zor. Hali ile iş Bilirkişilere geliyor.
Bilirkişiler süreci hızlandıracak ama dosyayı evrakları tam olsa
Mahkeme üyeleri tabi işin içinden çıkması mümkün değil. Bir defa yeni yeni krediler çıkıyor. Bankacılar bile o kredi koşullarını takip edemezken Mahkeme üyeleri nasıl takip etsin. KGF Kredileri, KOSGEB Kredileri, İvme Kredileri, Teşvikli Krediler, EXİMBANK Kredileri derken say da say. Örnek mi verelim; Banka KGF Kredisi vermiş firma ödememiş takip sonrası KGF kefil olduğu için borcu kapanmış, Davalı Firma vekili Borçlu müşteri mahkemeye dilekçe veriyor “Bankaya borcum kalmadı ki dava kapansın bankanın menfaati kalmadı” diye. Kendine göre haklı. Oysa bilmiyor ki , KGF Protokolünde Borcu KGF Kapasa bile Kredi takip işlemlerini krediyi Borçlu ödeyene kadar dava sürecini Banka takip edecek” diye madde var. KGF’nın binlerce dava dosyasını takip edecek altyapısı yok ki, haklı olarak o görevi Bankalara vermiş. Batık kredilerini KGF’ye çakan bankaların çoğu bile bu durumdan haberi yoktu herhalde. Türkiye’de bazı işler başa gelince anlaşılır. Tabi kimse imzaladığı sözleşmeyi okumadığı için düz mantık ile hareket ediyor sonra da komik duruma düşüyorlar. Bireysel Kredilerde bile onlarca çeşit var. Evraklar bir şekilde tamamlanıyor. En önemli evraklar tabi ki takibe konu olan kredilerin kullanım koşulları ile ilgili. Bilirkişi sadece takip sonrası (Kredinin Kat sonrası ) değil, Bankanın doğru faiz hesaplama yapıp yapmadığını da kontrol ediyor. Durum bu iken “kredi ile ilgili evrak olmadan” nasıl kontrol yapacak. Demek ki neymiş Bankalar / Banka vekilleri avukatlar bir defa dava dosyası evraklarını tam ve eksiksiz vermeleri gerekiyormuş. Tabi başta banka ile Banka Avukatlık bürosu arasında ciddi bir kopukluk var. Ya Banka evrakları eksik iletiyor ya da Avukatlık büroları iş yoğunluğundan evrakları eksik dosyaya ekliyor. Yoksa Kredi Sözleşmelerin tamamını koymak yerine sadece son sayfayı koymalarını nasıl açıklayacağız. Evraklar tam olur ise en az 6 ay önce biter dava. Yoksa evrak tamamlamak için uğraşıp durursunuz. Mevcut durumda her kredinin ayrı bir hikayesi var.
Bilirkişiler ne yapıyor
Bilirkişiler normalde kendine gelen Dava dosyasındaki evraklara bakıp inceleyip raporu hazırlaması lazım ama iş öyle olmuyor, zira dosya evraklar o kadar eksik ki normalde o dosyaları “evraklar tamamlansın” diye mahkemeye iade edilmesi gerekir. Zaman zaman da ediliyor zaten. Ama Bilirkişiler iyi niyetlerinden dolayı banka şubelerine gidip eksik evrak tamamlamakla geçiriyor zamanının önemli bir kısmı. İşin hoş kısmı, bir şubeye gidip “Mahkeme Tarafından Bilirkişi atandığınızı” söyleyip evrak istediğinizde özellikle yeni acemi personelin panik hali sanki o krediyi kendileri vermemiş sanki siz gizli bir şey istiyorsunuz. Arkadaş “bilirkişi sizin evrak tamamlama memurunuz” değil ki keyfine istemiyor zaten kredi ile ilgili o evrakları dosyaya Davacı taraf olmanız nedeni ile koymanız gerekirdi zamanında. “Yok bir Banka Avukatına soralım, yok Genel Müdürlükten isteyelim” gibi bir şeyler mırıldanıp duruluyor genelde. Bilirkişinin o anda Mahkemeyi Temsil ettiğinin bile bilincinde değil çoğu Bankacı. Çözüm mü : Basit! “Banka davalarında Davacı taraf dosyada olması gereken tüm evrakları dosyaya koyma zorunluluğu sistemi getirilmeli ve bazı evraklar olmadan dava mahkemece kabul dahi edilmemeli”. Belki mahkemelerde “DAVA ÖN BAŞVURU KABUL MEKANİZMASI” oluşturulmalı. Bizdeki sistem davayı açalım “belgeleri zamanla nasılsa tamamlarız” üzerine kurulu bu durumda dava dosyalarında iş süreçlerinin uzamasına ve kısa sürede sonuçlanmaması önünde en büyük engel gördüğüm kadar. Bu cinayet davası değil ki delilleri sonra koyasın İş Davası “Borç / Alacak davası” sonuçta evraklar nasıl eksik olur. Bir Standart olmaz ise olur. Yani Türkiye’de İş Davaları açılma evrak talebinde bir standart yok. Düz bir dilekçe ile davayı açıyorsunuz, sonrada “dava niye bitmiyor” diye dövünüyorsunuz.
Fazla gereksiz evrak da başa bela
Özellikle Ticari Kredilerde BDDK henüz net ve açık bir şekilde bazı Standartları belirlemiş değil ve bu durum Mahkeme aşamasında ciddi sorunlara neden oluyor. Örnekleyelim: Bizdeki Ticari Genel Kredi Sözleşmeler “doğmuş doğacak borçları” kapsıyor. Ticari Kredi Kefillerin yarısından çoğu imza anında kullanılan kredi ile sorumluluğunun sınırlı olduğunu sanıyor. Öyle davalar var ki : Vatandaş devrettiği firması beş yıl sonra yeni ortaklar tarafından batırılmış, kendisine önceden imzaladığı Genel Kredi Sözleşmesine dayanarak ihtarname gelince “ne oluyor” diyor ve ”yeni kredilerden de sorumlu olduğunu” o zaman anlıyor. Zira hiçbir bankacı “Ticari Kredilerde kefaletinin bitmesi için bankaya bir dilekçe veya Noterden Bir ihtar göndereceksin” diye kendinin uyarmamış. Çözüm çok basıt son yıllarda el yazısı ile “müşterek borçlu müteselsil kefil olarak şu kadar TL veya USD’ye kefilim” diye yazdırıyor ya bankalar devamında ”Bankaya aksini bildirmediğim sürece doğmuş, doğacak borçlardan da sorumluluğum devam eder” ibaresini ekleme zorunlu olsun ki en azından kefillik imzası atan vatandaşın aklında kalsın veya bildirmediği sürece kefaletinin devam ettiğini bilsin. BDDK mutlaka bu konuyu da zorunlu hale getirmesi gerekir. Firmaya devre sonunda 3 ayda bir ekstre gidiyor ise mutlaka kefillere de gitmeli. Zaten kefil olan birini banka niçin uyarmaz veya BDDK bununla ilgili düzenleme yapmaz akıl alır gibi değil.
Temerrüt Faiz hesabı başa bela
Sorunlar çok ve uzun ama asıl yazının amacı olan Temerrüt Faiz hesaplama konusu. Konu o kadar önemli ki hemen hemen tüm banka kredi dosyalarında sorun çıkıyor. Karışıklık nereden kaynaklanıyor denince ilk başta Bankadan kaynaklanıyor. Zira banka takip dosyası yaratırken, Canlı kredilerde kullanılan Akdi faiz oranımız şu, gecikme / temerrüt faiz oranımız bu diye oran belirtmesi gerekirken hiçbir dosyada bu ayrıntıyı belirtmiyor. Öyle olunca da Avukatlık büroları kendi tecrübelerine göre hesaplamalar yapıyor. Genel de en çok yapılan hata Akdi / cari faizi dikkate almadan Temerrüt faizlerin Genel Kredi Sözleşmesine göre hesaplanması. Hemen hemen tüm Genel Kredi Sözleşmelerinde Temerrüt Faiz Hesaplama başlığı altında, ”Temerrüt Faiz Bankanın o yıl içinde TCMB’ye bildirdiği en yüksek faiz oranının % 30 ( bazen % 50 ) fazlası ile hesaplanması ile bulunur” gibi bir madde vardır. Veya müşteriye o yıl içinde uygulanan faiz oranlarından en yüksek olanın % 30 ( bazen % 50, bazen % 100 ) fazlası ile hesaplanmasından bulunur” yazar. Bazen öyle dosyalar var ki müşteriden 2-3 adet Genel Kredi sözleşmesi alınmış birinde % 30 birinde % 50 yazıyor. Mahkeme ya da Bilirkişi hangisini esas alacak “en son alınan veya kredi aşamasında alınan Genel Kredi Sözleşmesi” esas alınsın diyemeyiz zira tüm banka ticari sözleşmeler “doğmuş doğacak borçları kapsıyor” maddesi var. Buyurun çıkın işin içinden, hangisine göre hesaplarsanız hesaplayın illa ki bir tarafı mağdur yapıyorsunuz. Standart yok çünkü. Bu durumda Serbest Piyasa Koşulları ile belirlenir mantığı yürütülmemeli ve acil standart belirlenmeli.
Her Kredide Genel Kredi Sözleşmesindeki temerrüt Faiz uygulanmaz
Genel Kredi Sözleşmesini Temerrüt Faiz ile ilgili sık yapılan hata bunun ne zaman uygulanacağının net olmaması. Normalde bu madde, tabi ki kullanılacak, Dava konusu olan Kredide akde bağlanmış bir kredi yok ise o zaman kullanılmalı. Örneğin. Teminat mektubu nakde dönmüş burada başta nakdi kredi faiz sözleşmesi yok belli değil, o zaman Temerrüt Faiz oranın Genel Kredi Sözleşmesindeki işletilebilir. Veya dava konusu ücret, komisyon, sigorta prim alacağı gibi direkt kredinin kendisi olmadığı davalarda bu uygulanır. Yoksa “Nakdi Kredi kullanımda oran belli ile artık hesaplamalar o oran üzerinden yapılmalıdır” diye netleşmeli konu. BDDK’nın acilen bu konuya da açıklık getirmesi gerekir.
Ortada akit edilmiş bir sözleşme varken nasıl Genel Kredi Sözleşmesine bakarız
Bazı Bilirkişiler ve Mahkemeler ortada hiç Banka ile borçlu ( müşteri ) arasında akdi sözleşme yokmuş gibi Genel Kredi Sözleşmesindeki TCMB’ye bildirilen en yüksek kredi faizden gecikme / Temerrüt faiz hesabı yapıyor”. Oysa bu hem yanlış hem de eksik. Zira o zaman bir standart belirlenmeli. BDDK’nın acil çözmesi gereken konulardan biri budur. Ortada Taksitli, Spor, BCH, Kredi Kartı, KMH vb faiz oranları belli bir kredi var ise takip durumda buradaki faiz oranları belli. Genel Kredi Sözleşmesine dönülemez ortada uzlaşılan sözleşmeye bağlanmış bir faiz oranı var çünkü. Gecikme / Temerrüt faiz de bu oran üzerinden olmalı. BDDK da tam bunun altını çizmeli tekrar ki davalar uzamasın bilirkişi ve Mahkemelerde iş süreçleri kısalsın. Hatta bu kredilerde gecikme / Temerrüt durumda Bankanın hangi faiz oranını uygulayacağı tam olarak kredi kullanımında belli olması gerekir. Çoğu dosyada bu belli iken bile Banka vekilleri Kredi Sözleşmesi üzerinden hesaplamalar yapıyor maalesef. Kredi Kartlarında ve KMH hesaplarda bu oturdu artık her ekstrede nerede ise yazıyor. Ticari Kredilerin diğerlerinde de aynı uygulama olmalı. Dijital çağdayız. Her ay mail ile Bankaların firmaya kredilerinin durumu ekstre ve akit faiz oranları ile temerrüt durumda uygulanacak faiz oranın bildirme zorunluluğu getirilmeli. BDDK’nın bu basıl uygulama kuralı getirmesi davalarda süreçleri yarı yarıya azaltır.
Düzeltilmesi gereken iş süreçleri çok fazla ama dava sürelerinin hızlanması için yukarıda altını çizdiği 2-3 konuda iş süreçlerinin çok acil çözülmesi gerekiyor. Bu basit düzenlemeler ile davaları uzatan karışıklıklar ortadan kalkacaktır.
Sorunları tespit edip ortada bırakmıyoruz, çözümleri de öneriyoruz. Ne kadar az mağdur yaratılırsa süreçler ne kadar hızlanır ise sistem de o kadar hızlı ilerler yoksa bu dijital çağda tozlu dosyaların tozunu yutmaya davam ederiz.
Erol TAŞDELEN
Siyaset Bilimci, Ekonomist
İzmir Bölge Bankacı Bilirkişi
İlginizi Çekebilir
-
Erol TAŞDELEN yazdı: AKBANK, GARANTİ BBVA, İŞBANK, YAPI KREDİ 2026 İLK YARI PERFORMANSLARI
-
Reeskont Kredisi mi, Teminat Yükü mü?
-
SASA POLYESTER: SAVAŞIN GÖLGESİNDE STRATEJİK ANALİZ
-
Yüksek Faiz – Kredi Daralması – Kur Kısıtı: Sanayici Kıskacı
-
Erol TAŞDELEN yazdı: AKBANK, GARANTİ BBVA, İŞBANK, YKB 2024 SON ÇEYREĞİNE NASIL GİRDİ
-
Erol TAŞDELEN yazdı: BANKA DOLANDIRICILIĞINDA GÜVENLİK AÇIĞI BÜYÜK, MAĞDURLAR ÇARESİZ
BANKA HABERLERİ
Fitch’ten Türk bankalarına kârlılık uyarısı: Takipteki krediler artıyor
Yayınlanma:
1 saat önce|
21/10/2026Yazan:
BankaVitrini
Yüksek fonlama maliyetleri ve enflasyon bankaların kâr marjlarını daraltırken, takipteki kredi oranı 2026’nın ikinci çeyreğinde yüzde 3,5’e yükseldi. Fitch, kârlılık üzerindeki baskının yıl boyunca sürmesini bekliyor.
Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings, üç aylık Türk Bankaları İzleme Raporu’nda, Türk bankacılık sektörünün 2026 yılının ikinci çeyreğinde kârlılık kaybı yaşadığını ve sorunlu kredilerdeki artışın sürdüğünü bildirdi. Bloomberg HT haberine göre, yüksek fonlama maliyetleri, artan swap giderleri ve enflasyon kaynaklı faaliyet giderleri, bankaların finansal performansını olumsuz etkiledi.
Faaliyet kârlılığında belirgin gerileme
Fitch’in izlediği bankalarda ortalama faaliyet kârının risk ağırlıklı varlıklara oranı, 2026’nın ilk çeyreğindeki yüzde 3,9 seviyesinden ikinci çeyrekte yüzde 2,6’ya geriledi. Sektör genelinde ise aynı oran yüzde 4,6’dan yüzde 3,3’e düştü.
Rapora göre, yüksek Türk lirası faizlerinin fonlama maliyetlerini artırması, net faiz marjlarını daraltan başlıca unsurlar arasında yer aldı. Swap maliyetlerindeki yükseliş ve enflasyonun faaliyet giderleri üzerindeki etkisi de kârlılığı baskıladı.
Takipteki krediler yüzde 3,5’e çıktı
Bankacılık sektöründe aktif kalitesine ilişkin göstergeler de olumsuz seyrini sürdürdü. Fitch’in izlediği bankaların ortalama takipteki kredi (NPL) oranı, ilk çeyrekteki yüzde 3,3 seviyesinden ikinci çeyrek sonunda yüzde 3,5’e yükseldi. Yeni takipteki kredi oluşum oranı da yüzde 2,1’den yüzde 2,2’ye çıktı.
Bankaların ortalama çekirdek sermaye yeterlilik oranı ise yüzde 11,5 seviyesinde kaldı. Bu görünüm, kredi riskleri ve kârlılık baskıları yakından izlenirken sermaye göstergesinin söz konusu dönemde yatay seyrettiğine işaret etti.
Bankacılık sektörünü ne bekliyor?
Fitch, yüksek TL faizleri ve enflasyonist baskıların bankaların kârlılığı üzerindeki etkisinin 2026 boyunca devam edebileceğini öngörüyor. Kuruluş, yılın sonlarına doğru faiz indirimlerinin yeniden başlaması durumunda bu baskının 2027’de hafifleyebileceğini değerlendiriyor.
Bankacılık sektörü açısından temel risk, fonlama maliyetleri yüksek seyrederken kredi geri ödemelerinde yaşanabilecek bozulmanın karşılık giderlerini artırması ve kâr marjlarını daha da daraltması. Bu süreç, bankaların kredi verme iştahı ve reel sektörün finansmana erişimi üzerinde de baskı oluşturabilir.
Kaynak: Fitch Ratings’in Türk Bankaları İzleme Raporu; 21 Ekim 2026 tarihli haberler.
BANKA HABERLERİ
AKBANK VE DENİZBANK: FON SORUŞTURMASINDAKİ İSİMLER BANKAMIZ ÇALIŞANI DEĞİL
FON SORUŞTURMASINDA AKBANK VE DENİZBANK’TAN AÇIKLAMA: “İSİMLER BANKALARIMIZIN ÇALIŞANI DEĞİL”
Yayınlanma:
1 saat önce|
21/10/2026Yazan:
BankaVitrini
Fon soruşturmasında gözaltı listesinde yer alan isimler üzerinden gündeme gelen Akbank ve DenizBank, haberlerdeki çalışma ilişkilerine ilişkin açıklama yaptı. Akbank, “adı geçen kişilerin uzun süre önce bankadan ayrıldığını” belirtirken DenizBank, “adı geçen Yasemin Y.’nin banka çalışanı olmadığını” bildirdi.
Bankavitrini.com | Gündem
Sermaye piyasalarındaki işlemlere yönelik yürütülen fon soruşturmasında gözaltı listesinde yer alan isimler ve bu kişilerin bankalarla bağlantıları gündeme geldi. Konuya ilişkin Akbank ve DenizBank’tan açıklamalar geldi. Her iki banka da haberlerde yer alan çalışma ilişkilerine yönelik düzeltme talebinde bulundu.
Akbank: İsimler uzun süre önce bankadan ayrıldı
Akbank, fon soruşturması kapsamında gözaltı kararı verilen kişilerle ilgili haberlerde banka adının kullanılmasına ilişkin açıklama yaptı.
Banka, haberlere konu olan kişilerin uzun süre önce Akbank’tan ayrıldığını ve başka kurumlarda çalıştıklarını belirtti. Açıklamada, bu kişilerin hâlen Akbank bünyesinde görev yapıyormuş gibi gösterilmesinin gerçeğe aykırı bir izlenim oluşturabileceğine dikkat çekildi.
Akbank, güncel çalışma ilişkilerinin doğru aktarılması gerektiğini vurgulayarak kamuoyunun doğru bilgilendirilmesini istedi.
DenizBank: Yasemin Yılmaz bankamızın çalışanı değil
DenizBank da fon soruşturması kapsamında gözaltına alınan isimlerin yer aldığı listeye ilişkin yayımlanan haberdeki bir bilgiyi düzeltti.
DenizBank A.Ş. tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Fon soruşturması kapsamında gözaltına alınan isim listesine ilişkin yayımladığınız haberde, Yasemin Y. isimli kişinin DenizBank Finans Yöneticisi olduğu yönünde hatalı bilgiye yer verilmiştir.
Haberde adı geçen Yasemin Y., Bankamız çalışanı değildir. Kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi amacıyla söz konusu yanlış bilginin düzeltilmesini rica ederiz.”
DenizBank, açıklamasıyla Yasemin Y.’ın banka çalışanı olduğu yönündeki bilgiyi açıkça reddetti ve haberlerin düzeltilmesini talep etti.
Soruşturmada banka isimleri neden gündeme geldi?
Soruşturma kapsamında yayımlanan gözaltı listelerinde yer alan kişilerin mesleki unvanları ve çalıştıkları kurumlara ilişkin bilgiler, bankaların isimlerinin de haberlerde geçmesine neden oldu.
Ancak bir kişinin adının soruşturma kapsamında anılması, tek başına ilgili bankanın soruşturmanın şüphelisi olduğu veya kurumsal olarak herhangi bir suça iştirak ettiği anlamına gelmiyor. Aynı şekilde, bir kişinin geçmişte bir bankada çalışmış olması da güncel çalışma ilişkisini göstermiyor.
Akbank’ın geçmiş çalışma ilişkilerine yönelik açıklaması ile DenizBank’ın Yasemin Y. hakkında yaptığı düzeltme, haberlerde kişi ve kurum bağlantılarının güncel ve teyit edilmiş bilgiler üzerinden kurulmasının önemini ortaya koydu.
Bankacılık sektöründe doğru bilgi ve itibar vurgusu
Sermaye piyasalarına yönelik soruşturmalarda kişi isimleriyle birlikte kurum adlarının anılması, kamuoyunda ilgili bankalara yönelik algıyı etkileyebiliyor. Bu nedenle gözaltı listelerindeki bilgilerin, kişilerin güncel iş durumlarıyla karşılaştırılarak yayımlanması önem taşıyor.
Akbank ve DenizBank’ın açıklamaları, soruşturma haberlerinde yalnızca isimlerin değil, bu isimlerle bankalar arasında kurulan bağlantıların da titizlikle doğrulanması gerektiğini gösteriyor.
Bankavitrini.com olarak not: Bu haber, Akbank ve DenizBank’ın çalışma ilişkilerine yönelik açıklamalarını bir araya getirmektedir. Soruşturmada adı geçen kişiler hakkındaki iddialar ile bankaların kurumsal sorumluluğu birbirinden ayrı değerlendirilmelidir.
BANKA HABERLERİ
AKBANK 1,7 MİLYAR TL CEZAYI NİÇİN YEDİ?
Yayınlanma:
5 gün önce|
16/10/2026Yazan:
BankaVitrini
BANKALAR ÇALIŞANLARIN MAAŞ REKABETİNİ Mİ SINIRLADI?
Bankavitrini.com | Bankacılık ve Finans Analizi
Akbank, Rekabet Kurulu tarafından yürütülen iş gücü piyasasına yönelik soruşturmanın uzlaşmayla sonuçlandırılması kapsamında 1 milyar 713 milyon 897 bin 558 TL idari para cezası ödeyecek. Peki, Türkiye’nin önde gelen bankalarından biri neden bu kadar yüksek bir ceza ile karşı karşıya kaldı? Soruşturmanın arkasında hangi iddialar bulunuyor? Bu olay, bankacılık sektöründe çalışanların ücretlerini ve iş değiştirme özgürlüğünü nasıl etkileyebilir?
CEZA KREDİ VE MEVDUAT FAİZLERİYLE İLGİLİ DEĞİL
Akbank’a verilen cezanın konusu, bankanın müşterilerine uyguladığı kredi faizleri veya mevduat oranları değil. Rekabet Kurumu’nun 24 Şubat 2026 tarihinde duyurduğu soruşturma, bankacılık, sigortacılık ve bilişim teknolojileri sektörlerinde faaliyet gösteren şirketlerin iş gücü piyasasındaki rekabeti kısıtlayabilecek uygulamalarını inceliyor.
Rekabet Kurumu, aralarında Akbank’ın da bulunduğu 26 teşebbüs hakkında çalışan ayartmama anlaşmaları ve/veya iş gücü piyasasına yönelik rekabete hassas bilgi paylaşımı iddiaları kapsamında soruşturma başlatmıştı.
Akbank, 12 Ekim 2026 tarihli Kamuyu Aydınlatma Platformu (KAP) açıklamasında, Rekabet Kurulu’nun 26-30/899-383 sayılı kararı doğrultusunda soruşturmanın banka bakımından uzlaşmayla sonuçlandırıldığını bildirdi.
Açıklanan idari para cezası 1 milyar 713 milyon 897 bin 558 TL oldu.
ÇALIŞAN AYARTMAMA ANLAŞMASI NE DEMEK?
Soruşturmanın en dikkat çekici başlıklarından biri, şirketlerin birbirlerinin çalışanlarını işe almamak veya çalışan transferlerini kısıtlamak konusunda anlaşmış olabileceği iddiası.
Örneğin aynı sektörde faaliyet gösteren iki banka düşünelim. Bu bankaların birbirlerinin çalışanlarına iş teklifi yapmamak ya da çalışan transferlerini sınırlandırmak konusunda anlaşmaları, iş gücü piyasasındaki rekabeti bozabilecek uygulamalar arasında değerlendirilebilir.
Böyle bir durumda çalışan, yalnızca mevcut işvereninin ücret politikasıyla karşı karşıya kalmaz. Rakip bankaların daha yüksek ücret veya daha iyi çalışma koşulları sunmasıyla ortaya çıkabilecek alternatifler de daralabilir.
Oysa rekabetçi bir iş gücü piyasasında bankalar nitelikli çalışanları bünyelerine katabilmek için ücret, prim, yan haklar, kariyer olanakları ve çalışma koşulları üzerinden birbirleriyle yarışır.
Bu rekabetin kısıtlanması, çalışanların pazarlık gücünü zayıflatabilecek bir sonuç doğurabilir.
Ancak önemli bir ayrıntı var: Rekabet Kurumu’nun soruşturma duyurusu, bu tür uygulamalara ilişkin iddiaların araştırıldığını gösteriyor. Akbank’ın hangi somut davranışının cezaya esas alındığına ilişkin ayrıntılar, bankanın KAP açıklamasında yer almıyor.
MAAŞ BİLGİLERİNİN PAYLAŞILMASI NEDEN SORUN OLABİLİR?
Soruşturmanın ikinci önemli boyutu, iş gücü piyasasında rekabete hassas bilgilerin paylaşılması iddiası.
Çalışan ücretleri, maaş artışları, işe alım koşulları ve gelecekteki istihdam planları gibi bilgiler, şirketlerin birbirleriyle rekabet etme biçimini etkileyebilir.
Örneğin rakip işverenlerin gelecekteki ücret artışlarına ilişkin hassas bilgileri paylaşması, ücret politikalarının bağımsız biçimde belirlenmesini zayıflatabilir. İşverenler arasındaki rekabetin azalması da çalışanların daha iyi ücret ve çalışma koşulları elde etme olanaklarını olumsuz etkileyebilir.
Buradaki temel mesele, şirketlerin insan kaynakları alanında her türlü bilgi alışverişinin yasak olması değil. Rekabeti kısıtlayabilecek nitelikteki anlaşmalar ve bilgi paylaşımlarının, somut koşullar çerçevesinde rekabet hukuku bakımından değerlendirilmesidir.
AKBANK BUNU NEDEN YAPMIŞ OLABİLİR?
Bu sorunun kesin yanıtını verebilmek için Rekabet Kurulu’nun gerekçeli kararındaki somut tespitlerin görülmesi gerekir. Bankanın kamuya açık KAP açıklaması, cezanın arkasındaki yönetimsel motivasyonu veya belirli bir uygulamanın nedenini açıklamıyor.
Bununla birlikte, çalışan transferlerini sınırlandıran veya ücret rekabetini zayıflatan uygulamaların işverenler açısından olası ekonomik motivasyonları bulunuyor.
Birincisi, personel maliyetlerini kontrol altında tutmak. Bankacılık sektöründe deneyimli çalışanların ücretleri, primleri ve yan hakları önemli bir maliyet kalemi oluşturuyor. İşverenler arasındaki ücret rekabetinin zayıflaması, ücret artışı baskısını azaltabilecek bir sonuç doğurabilir.
İkincisi, nitelikli personeli elde tutmak. Deneyimli bankacılar, risk yönetimi uzmanları, yazılım çalışanları ve yöneticiler, rakip kuruluşlar açısından değerli insan kaynağıdır. Çalışan hareketlerini kısıtlayan anlaşmalar, işverenler açısından personel kaybını azaltıyor gibi görünse de rekabet hukuku bakımından ciddi sorunlar doğurabilir.
Üçüncüsü, insan kaynakları maliyetlerinde öngörülebilirlik sağlamak. Bankalar ücret artışlarını ve işe alım maliyetlerini yönetmek ister. Ancak bu amaç, rakiplerle rekabeti sınırlayıcı anlaşmalar yapılmasını hukuken meşru hâle getirmez.
Bunlar olası ekonomik açıklamalardır; Akbank’ın bu amaçlarla hareket ettiğinin kanıtlandığı anlamına gelmez.
BU BİR İŞ HUKUKU İHLALİ Mİ?
Burada iki ayrı hukuk alanını birbirinden ayırmak gerekiyor.
İş hukuku; işçinin ücreti, iş sözleşmesi, çalışma koşulları, kıdem ve ihbar tazminatı gibi konuları düzenler.
Rekabet hukuku ise şirketlerin piyasalarda rekabeti engelleyici, bozucu veya kısıtlayıcı anlaşmalarını ve davranışlarını denetler.
Akbank’a ilişkin soruşturmanın hukuki dayanağı, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 4. maddesi kapsamında iş gücü piyasasındaki rekabetin kısıtlanıp kısıtlanmadığının incelenmesidir.
Dolayısıyla bu olay, doğrudan işçilerin ücretlerinin ödenmemesi veya kıdem tazminatı haklarının ihlali nedeniyle verilen bir iş hukuku cezası değildir.
Bununla birlikte, işverenler arasındaki rekabeti kısıtlayabilecek uygulamalar çalışanların iş değiştirme ve ücret pazarlığı imkânlarını etkileyebildiğinden, konu çalışma hayatı açısından da önem taşıyor.
AKBANK NEDEN UZLAŞMAYI KABUL ETTİ?
Akbank’ın KAP açıklamasında, soruşturmanın Rekabet Kurulu kararı doğrultusunda uzlaşma usulüyle sonuçlandırıldığı bildirildi.
Rekabet hukukunda uzlaşma, soruşturmanın kanunda belirlenen koşullar çerçevesinde sonuçlandırılmasına imkân veren bir yöntemdir. Bu yol, sürecin daha kısa sürede tamamlanması ve hukuki belirsizliğin azaltılması gibi avantajlar sağlayabilir.
Ancak Akbank’ın uzlaşmayı hangi özel gerekçelerle tercih ettiğine ilişkin ayrıntılı bir açıklama bulunmuyor. Bu nedenle bankanın uzlaşma kararını hangi yönetimsel veya hukuki değerlendirmelerle aldığı konusunda kesin bir neden ileri sürmek doğru olmaz.
BANKACILIK SEKTÖRÜNDE NE DEĞİŞEBİLİR?
Bu soruşturmanın önemi yalnızca Akbank’ın ödeyeceği para cezasıyla sınırlı değil.
Bankalar ve diğer finans kuruluşları açısından insan kaynakları uygulamalarının da rekabet hukuku kapsamında değerlendirilmesi, sektörde yeni bir hassasiyet alanı oluşturuyor.
Özellikle şu konuların önem kazanması beklenebilir:
- Rakip kuruluşların çalışanlarını işe almama yönünde anlaşmalardan kaçınılması.
- Ücret politikaları ve gelecekteki maaş artışları gibi rekabete hassas bilgilerin paylaşımının dikkatle değerlendirilmesi.
- İnsan kaynakları toplantılarında ve sektör içi görüşmelerde rekabet hukuku kurallarına uyumun güçlendirilmesi.
- Çalışanların iş değiştirme ve daha iyi çalışma koşulları için pazarlık yapma imkânlarının korunması.
Bunun çalışanların ücretlerine doğrudan ne ölçüde yansıyacağı ise ayrıca değerlendirilmesi gereken bir konu.
SONUÇ: MESELE SADECE 1,7 MİLYAR TL DEĞİL
Akbank’a açıklanan 1 milyar 713 milyon 897 bin 558 TL’lik idari para cezası, iş gücü piyasasındaki rekabetin de bankacılık sektöründe ciddi bir denetim konusu olduğunu gösteriyor.
Çalışanların serbestçe iş değiştirebilmesi, işverenlerin nitelikli personel için rekabet etmesi ve ücretlerin bağımsız piyasa koşullarında belirlenmesi, rekabetçi bir iş gücü piyasasının temel unsurları arasında yer alıyor.
Burada asıl yanıtlanması gereken soru şu: Bankalar müşterilerine kredi ve mevduat ürünleri sunarken rekabet etmek zorundayken, çalışanları işe alma ve ücret belirleme konusunda da aynı rekabet anlayışıyla hareket ediyor mu?
Bu sorunun Akbank özelindeki somut yanıtı için Rekabet Kurulu’nun gerekçeli kararındaki tespitlerin incelenmesi gerekiyor. Ancak olayın kendisi, bankacılık sektöründe rekabet hukukunun yalnızca müşteri ve ürün piyasalarıyla sınırlı olmadığını, çalışma hayatına da uzandığını ortaya koyuyor.
Kaynaklar: Rekabet Kurumu’nun 24 Şubat 2026 tarihli soruşturma duyurusu; Akbank’ın 12 Ekim 2026 tarihli KAP açıklaması.
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.054)
- BANKA ANALİZLERİ (152)
- BANKA HABERLERİ (3.644)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (603)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.987)
- GÜNCEL (4.636)
- GÜNDEM (3.590)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (147)
- ŞİRKETLER (2.747)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (582)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.500)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (56)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (11)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (841)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (120)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (53)
- Onur ÇELİK (62)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (95)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (20)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Erdoğan'dan fon açıklaması: Ödeme işlemleri biraz daha hızlanacak 21/10/2026
- Rusya'dan ABD'ye dizel taşıyan ilk tanker yola çıkıyor 21/10/2026
- Mercedes CEO'sundan 'Made in Europe' uyarısı 21/10/2026
- Elektrik piyasasında yeni teminat kuralları getirildi 21/10/2026
- Sigorta sektörünün prim üretimi 9 ayda 1 trilyon lirayı aştı 21/10/2026
- Türkiye'nin en güvenilir markaları Global Marketing Summit'te açıklandı 21/10/2026
- Brezilya'nın kanatlı ihracatında virüs engeli 21/10/2026
- Çin Merkez Bankası'ndan sessiz faiz adımı 21/10/2026
- Deutsche Bank CEO'su Sewing: Yapay zekada balon görmüyorum 21/10/2026
- Eski Macaristan Merkez Bankası Başkanı gözaltına alındı 21/10/2026
SON YAZILAR
- Fitch’ten Türk bankalarına kârlılık uyarısı: Takipteki krediler artıyor 21/10/2026
- AKBANK VE DENİZBANK: FON SORUŞTURMASINDAKİ İSİMLER BANKAMIZ ÇALIŞANI DEĞİL 21/10/2026
- Vestel’de Borç Alarmı: Gözler Yatırımcıda 20/10/2026
- FİTCH’TEN TÜRKİYE’DE LEASİNG VE FAKTORİNG SEKTÖRÜNE ÇİFTE RİSK UYARISI 19/10/2026
- AVRUPA SOKAKLARINDA EKONOMİK İSYAN: BÜYÜME VAR, REFAH NEREDE? 19/10/2026
- Trump’ın Rusya açılımı dengeleri değiştirdi, risk iştahı toparlanıyor 19/10/2026
- AKBANK 1,7 MİLYAR TL CEZAYI NİÇİN YEDİ? 16/10/2026
- MSCI’DEN TÜRKİYE BORSASINA FREN! 16/10/2026
- KREDİ KARTINDA 12 AY SINIRI KALKTI MI? TAKSİTLİ ALIŞVERİŞTE YENİ DÖNEM! 16/10/2026
- VERGİLERİN HER 100 LİRASININ 21,6 LİRASI FAİZE GİDİYOR! 16/10/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ6 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini5 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu
